Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insan Kaynağı

Kapsül Haber Ajansı - Insan Kaynağı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Kaynağı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Paslanmaz Çelik Sektörünün Geleceği II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi'nde Ele Alındı Haber

Paslanmaz Çelik Sektörünün Geleceği II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi'nde Ele Alındı

“Türkiye'de Paslanmaz Çelik Sektörünün Yakın Gelecekteki Dönüşümü” temasıyla gerçekleştirilen zirvede, sektörün rekabet gücünden küresel tedarik zincirindeki değişimlere, yeni kullanım alanlarından nitelikli insan kaynağı ihtiyacına kadar pek çok konu ele alındı. Türkiye'de paslanmaz çelik sektörünün gelişimini desteklemek amacıyla faaliyet gösteren PASSAD, II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi'ni 13 Ekim 2026'da İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdi. Sektörün farklı alanlarından temsilcileri, akademisyenler, kamu paydaşlarını ve öğrencileri buluşturan zirvede, Türkiye'de paslanmaz çelik sektörünün mevcut durumu ve önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği fırsat ve riskler değerlendirildi. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda değişen pazar koşulları, küresel rekabet, son kullanıcı beklentileri, teknik gelişmeler ve sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağı gibi başlıklar üzerinde duruldu. Açılışta konuşan PASSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ji Seob Choi, “Bu anlamlı etkinliğe ev sahipliği yaptığı için Sayın Hasan Mandal’a ve zirvenin düzenlenmesine katkıda bulunan herkese en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Bugünkü zirvenin, paslanmaz çelik sektöründeki yeni teknolojileri ele almak ve sürdürülebilir bir geleceğe yönelik vizyonumuzu paylaşmak açısından değerli bir fırsat olmasını diliyorum” dedi. “Zirvede ortaya çıkan fikirlerin somut iş birliklerine dönüşmesini istiyoruz” PASSAD Genel Sekreteri Dr. Erdem Şireli, zirvenin sektör ile akademi arasında kalıcı iş birlikleri geliştirmek açısından önemli bir platform olduğunu belirterek şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz ilk zirvede 100'den fazla şirketten 467 katılımcıyı bir araya getirdik. Bu buluşma, sektörümüzün birbirini dinlemeye ve ortak çözümler geliştirmeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösterdi. İlk zirvede dile getirilen görüş ve beklentiler, bu yılki programımızın şekillenmesinde de yol gösterici oldu. PASSAD olarak geçtiğimiz bir yıl içinde eğitimden üniversite iş birliklerine kadar farklı alanlarda önemli adımlar attık. Bizim için önemli olan, bu çalışmaların birbirini tamamlaması ve zirvede ortaya çıkan bir fikrin daha sonra bir eğitime, araştırmaya veya sektörün ortak bir çalışmasına dönüşebilmesi. Bu yıl Türkiye'de paslanmaz çelik sektörünün yakın gelecekteki dönüşümünü ele alırken rekabet koşullarından dış ticarete, karbon düzenlemelerinden yeni kullanım alanlarına ve insan kaynağına kadar pek çok başlığı geniş bir perspektifle değerlendirme fırsatı bulduk. Bir üreticinin burada dile getirdiği ihtiyacın bir akademisyenin araştırmasına ya da bir öğrencinin meslek tercihine yön verebilmesini son derece değerli buluyoruz.” “Paslanmaz çeliği artık stratejik bir malzeme olarak değerlendirmeliyiz” İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise dünyada değişen ekonomik ve teknolojik dengelerin paslanmaz çelik sektörüne yeni sorumluluklar ve fırsatlar getirdiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Dünyada jeopolitik dengelerin yanı sıra jeoekonomik ve jeoteknolojik gelişmelerin giderek daha fazla belirleyici olduğu bir dönemden geçiyoruz. Küresel ticaret dinamiklerinin, stratejik ham maddelerin ve teknolojiye dayalı rekabetin önem kazandığı bu ortamda paslanmaz çeliği yalnızca bir metalin ötesinde, stratejik bir malzeme olarak konumlandırmamız büyük önem taşıyor. Sektörün geleceğini şekillendirecek üç temel alan görüyorum. Bunlardan ilki bilgi, bilim ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli üretim; ikincisi sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm; üçüncüsü ise yapay zekâ ve dijital teknolojiler. Bu üç alandaki dönüşümün başarısını belirleyecek ortak unsur ise nitelikli insan kaynağı olacak. Üniversitelerin, bilgi aktarımının ötesine geçerek değişen teknolojilere uyum sağlayabilecek yetkinlikleri kazandıran kurumlar rolünü üstlenmesi gerekiyor. Bu dönüşüm sürecini başarıyla yönetmek ise ancak üniversite ve sanayi iş birliğinin güçlü bir şekilde tesis edilmesiyle mümkün olacaktır. Sektörle üniversiteler arasındaki iş birliğini eğitimden araştırmaya ve teknoloji geliştirmeye kadar genişletmeliyiz. İTÜ olarak sektörün ortak ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve bu iş birliklerinde sorumluluk üstlenmek için hazırız.” Zirve kapsamında düzenlenen oturumlarda Türkiye paslanmaz çelik sektörünün gelişimini etkileyen ekonomik ve ticari koşullar farklı yönleriyle ele alındı. Küresel tedarik zincirindeki değişimler, yeni pazar fırsatları ve sektörün rekabet gücünü etkileyen unsurlar değerlendirilirken, paslanmaz çeliğin farklı sektörlerdeki kullanım alanları ve değişen müşteri beklentileri de gündeme geldi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlik İçin Bütçe Var, Yetenek Yok Haber

Sürdürülebilirlik İçin Bütçe Var, Yetenek Yok

Yeşil dönüşümün önündeki en büyük engelin finansman kaynaklı olmaktan öte, yetenek açığına dönüştüğü görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun beş kıtadan 103 sürdürülebilirlik yöneticisiyle yaptığı araştırmaya göre yöneticilerin yüzde 68’i, bu alanda iş gücündeki yetkinlik açığını önlerindeki en büyük engel olarak gösteriyor. Dış piyasadaki yetenek açığına bir de şirket içindeki algı sorunu ekleniyor. Yöneticilerin yüzde 65'i kendi kurumlarında sürdürülebilirliğin hâlâ sadece bir uyum ve mevzuat başlığı olarak görüldüğünü belirtiyor, sürdürülebilirliği şirkete kazanç getiren bir alan olarak gören kurumların oranı yüzde 41’de kalıyor. Şirketler hedef koyuyor ve bütçe ayırıyor, ancak o hedefi hayata geçirecek insanı ne dışarıda bulabiliyor ne de içeride yetiştirebiliyor. Yeşil İşler Ekonominin İki Katı Hızla Büyüyor, Yetkinlik Yetişmiyor LinkedIn’in 84 ülkede bir milyar üyenin verisini inceleyen son Yeşil Beceri Raporu’na göre yeşil yetkinlik gerektiren işe alımlar son bir yılda yüzde 7,7 artarken bu yetkinliklere sahip çalışanların payı yalnızca yüzde 4,3 arttı. Talep, arzın neredeyse iki katı hızla büyüyor. Bu yetkinliğe sahip olanlar iş bulmakta da açık ara önde. İşe alınma oranları sektör genelinden yüzde 46,6 daha yüksek. Üstelik bu kişilerin yarıdan fazlası, yüzde 53’ü, sürdürülebilirlikle doğrudan ilgisi olmayan pozisyonlara alınıyor. İlgi tarafında ise bir eksiklik görülmüyor. Çalışanların yüzde 43’ü iklim veya enerji dönüşümüne katkı sağlayan bir işte çalışmak istiyor, Z kuşağında bu oran yüzde 60’a çıkıyor. Bu ilginin en somut göstergesi yakın zamanda Türkiye’de görüldü. 5 bin kişilik kontenjanı olan COP31 Gönüllülük Programı’na 154 ülke ve 2.438 üniversiteden 45 binden fazla başvuru geldi, her koltuğa dokuz aday düşüyor. Şirketler yetenek, gençler fırsat arıyor, ancak aradaki beceri boşluğunu henüz kimse dolduramıyor. “Geleceğin Meslekleri Kapıda, Çalışanlar Henüz Yolda” İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Consulting Kurucu Ortağı Jilda Bal, yeşil dönüşümün bir finansman konusu olarak konuşulmasına rağmen, insan kaynağı tarafındaki engelin çok önemli olduğunu vurguluyor. “İklim tartışması yıllardır yatırım üzerinden yürüyor, oysa veriler bugün asıl darboğazın nitelikli insan kaynağında olduğunu gösteriyor. Geleceğin mesleklerinin önemli bir bölümü henüz üniversite müfredatlarında, kariyer haritalarında ve şirketlerin görev tanımlarında yok. Karbon muhasebesi, tedarik zinciri sürdürülebilirliği ve iklim riski analizi birer meslek haline geldi ama bu rolleri dolduracak insanlar çoğu zaman işi, işte öğreniyor. Gençlerin ilgisi beklenenin çok üzerinde. Bu ilgiyi kurumların ihtiyaç duyduğu ilgili yeteneğe dönüştürecek yapı ise henüz kurulmadı. Sürdürülebilirliği tek bir departmanın işi olmaktan çıkarmak gerekiyor. Yeşil beceriler artık yalnızca sürdürülebilirlik ekibinden beklenmiyor, finans, tedarik, ürün ve insan kaynakları gibi farklı departmanların ekiplerinden de bekleniyor. Dolayısıyla çözüm, dışarıda hazır uzman aramak yerine bu becerileri kurum içinde geliştirmekten geçiyor. Mevcut çalışanını geliştiren, gençlere erken kariyer programlarıyla kapı açan ve sürdürülebilirlik hedeflerini performans sistemine bağlayan kurumlar bu dönüşümde öne geçecektir. COP31’in Türkiye’de toplanmasını bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Ev sahibi ülke olarak yeşil dönüşümün insan kaynağına da liderlik edebiliriz.” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arteche Türkiye, Güçlü Ekip Kültürünü Abant’ta Geleceğe Taşıdı Haber

Arteche Türkiye, Güçlü Ekip Kültürünü Abant’ta Geleceğe Taşıdı

Dünyanın en büyük üç ölçü ve koruma trafosu üreticisinden biri olan İspanya merkezli Arteche’nin Türkiye fabrikası, çalışan deneyimini ve kurum içi iş birliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalarını “Arteche Outdoor 2026” etkinliğiyle sürdürdü. İki gün süren programda liderlikten ekip çalışmasına, kriz yönetiminden konfor alanının dışına çıkmaya uzanan deneyimlerle kurum içi iletişim ve takım ruhu güçlendirildi. Etkinliğin eğitim bölümünde ise konfor alanından çıkmak, konfor alanını etkileyen faktörler ve liderlik konuları ele alındı. Teorik çalışmaların doğa içerisinde gerçekleştirilen deneyimsel uygulamalarla desteklenmesiyle katılımcılar, öğrendiklerini farklı senaryolar altında uygulama fırsatı yakaladı. Konfor alanının dışında güçlü ekipler Program kapsamında gerçekleştirilen yüksek ve alçak irtifa aktiviteleri ile doğa içindeki macera ve takım oyunları, çalışanların bireysel becerilerinin yanı sıra ekip olarak hareket etme yetkinliklerini de geliştirmeyi amaçladı. Programın bir diğer bölümünde Arteche çalışanları, Abant Gölü çevresi ve ormanlık alanda gerçekleştirilen trekking etkinliğinde bir araya geldi. Doğayla iç içe gerçekleştirilen yürüyüş, çalışanların günlük iş temposunun dışına çıkmasına olanak sağlarken ekip içi iletişimin ve sosyal bağların güçlenmesine de katkıda bulundu. Murat Bayram: “Güçlü liderlik, gerektiğinde konfor alanının dışına çıkabilmekle başlıyor” Etkinlikte çalışanlarla bir araya gelen Arteche’nin Türkiye ve Endonezya fabrikalarından sorumlu Genel Müdürü Murat Bayram da konfor alanından çıkma ve liderlik üzerine değerlendirmelerde bulundu. Bayram, değişimin giderek hızlandığı iş dünyasında kurumların başarısının yalnızca teknoloji ve üretim gücüyle değil, değişime uyum sağlayabilen insan kaynağı ve güçlü ekiplerle mümkün olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugünün iş dünyasında değişimi yönetebilmek, yeni koşullara hızla adapte olabilmek ve gerektiğinde alışılmış yöntemlerin dışına çıkabilmek büyük önem taşıyor. Güçlü liderlik de her zaman bütün cevaplara sahip olmak değil; ekibine güvenmek, birlikte karar alabilmek, sorumluluk üstlenmek ve gerektiğinde konfor alanının dışına çıkabilmekle başlıyor. Arteche olarak global bilgi birikimimizi ve teknolojik gücümüzü, çalışanlarımızın yetkinlikleri ve oluşturduğumuz güçlü kurum kültürüyle tamamlıyoruz. Burada yaşadığımız deneyim de bir kez daha gösterdi ki birlikte hareket ettiğimizde, birbirimize güvendiğimizde ve aynı hedefe odaklandığımızda çok daha güçlüyüz.” İki günün finalinde birlikte eğlendiler Öte yandan, yoğun ve deneyim odaklı programın ardından düzenlenen Gala Yemeği ise Arteche çalışanlarını bu kez sosyal bir ortamda bir araya getirdi. Çalışanlar iki günlük programın yorgunluğunu atarken, birlikte keyifli vakit geçirme ve iş ortamının dışında iletişimlerini güçlendirme fırsatı buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Yarışında Türkiye İçin Kritik Uyarı Haber

Yapay Zekâ Yarışında Türkiye İçin Kritik Uyarı

Yeditepe Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Gencer, yapay zekânın ülkelerin ekonomik gücünü ve rekabetçiliğini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türkiye’nin eğitimden sağlığa, finanstan savunmaya, sanayiden kamu hizmetlerine kadar yapay zekâyı hızla ve doğru biçimde entegre etmesi gerektiğini söyledi. Gencer, “Yapay zekâ yarışının asıl kıt kaynağı yalnızca para, veri merkezi veya çip değil. Asıl sıkıntı nitelikli insan kaynağı” dedi. ABD ve Çin’in başı çektiği yapay zekâ yarışında Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülkenin stratejik eylem planları ve yüksek bütçeli yatırımlarla hareket ettiğini ifade eden Prof. Dr. Gaye Gencer, Türkiye’nin de küresel dönüşüme hızla uyum sağlaması gerektiğini söyledi. “2030’a Kadar 10 Milyar Dolarlık Yatırım Hedefleniyor” Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zekâ Vizyonu ve Eylem Planı’nın Haziran 2026’da açıklandığını hatırlatan Gencer, plan kapsamında veri merkezi, bulut teknolojileri ve yapay zekâ altyapılarında 2030’a kadar özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesinin hedeflendiğini belirtti. Türkiye’nin veri merkezi kurulu gücünün de en az 1 gigavata çıkarılmasının hedefler arasında yer aldığını aktardı. Planın en önemli başlıklarından birinin insan kaynağı olduğunu vurgulayan Gencer, iki yıl içerisinde 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi verilmesi, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesinin hedeflendiğini söyledi. “Gençlerimiz Yapay Zekâ Üreten Konumuna Gelmeli” Yapay zekâ yarışında insan kaynağının belirleyici unsur olduğuna dikkat çeken Gencer, “Genç nüfusumuzu yalnızca yapay zekâ kullanan değil, yapay zekâ geliştiren ve üreten bir insan kaynağına dönüştürebilmek en önemli hedefimiz olmalı. Ancak böyle bir durumda yapay zekânın üretkenliğe, verimliliğe ve sonuç olarak refaha katkısını sağlayabiliriz” dedi. Gencer, önümüzdeki dönemde ülkelerin ekonomik gücünü yalnızca doğal kaynakları veya sermaye birikimlerinin değil, teknolojiyi ne kadar hızlı üretkenliğe dönüştürebildiklerinin de belirleyeceğini ifade etti. Bunun ise insan sermayesinin yapay zekâyı üretim ve verimlilik amacıyla kullanabilmesi ve geliştirebilmesiyle mümkün olacağını kaydetti. “Yapay Zekâ Eğitimi İlköğretimden Başlamalı” Yapay zekânın eğitim sistemine ilköğretim düzeyinden itibaren entegre edilmesi gerektiğini belirten Gencer, çocukların ve gençlerin yapay zekâyı yalnızca merak amacıyla kullanan bireyler olmaktan çıkarak, kendi üretkenliklerini artıracak şekilde kullanmayı öğrenmelerinin önemine işaret etti. Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla verilerin daha hızlı toplanması ve işlenmesinin yanı sıra bilgi akışının da daha etkin hale geleceğini söyleyen Gencer, üretim süreçlerinin yönetimi, lojistik ve finansal planlamada önemli verimlilik artışları sağlanabileceğini belirtti. Gencer, stok maliyetlerinin azaltılabileceğini, hatalı ve defolu ürün sayısının düşürülürken kalite seviyesinin artırılabileceğini ifade etti. “Değişime Direnmek Yerine Değişimi Yönetmeliyiz” Yapay zekânın iş gücü piyasasında da önemli dönüşümlere yol açacağını belirten Gencer, bazı iş kollarının ortadan kalkabileceğini, bazı alanlarda ise verimlilik artışıyla birlikte istihdamın azalabileceğini söyledi. Tarihsel dönüşümlerin yeni iş alanlarını da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Gencer, Sanayi Devrimi’nden elektrikli makinelerle seri üretime geçişe kadar yaşanan teknolojik değişimlerin iş gücü piyasasında büyük dönüşümlere neden olduğunu hatırlattı. Gencer, “Değişime direnmek yerine değişimi yönetmek bizi ileriye taşıyacaktır” dedi. “Kazananlar Yatırımı Katma Değere Dönüştürenler Olacak” Yapay zekânın “balon mu, gerçek mi?” tartışmasının da bu dönüşümün nasıl yönetileceğiyle bağlantılı olduğunu belirten Gencer, yapay zekâ yatırımlarının tek başına başarı getirmeyeceğini söyledi. Gencer, “Önümüzdeki yıllarda kazananlar yalnızca yapay zekâya en fazla para yatıran ülkeler veya şirketler olmayacak. Yaptıkları yatırımı üretkenliğe, katma değere, ihracata ve sürdürülebilir ekonomik büyümeye dönüştürebilenler olacak” diye konuştu. Gencer, dönüşüme yön veren, üretimin, istihdamın ve finansmanın geleceğini şekillendiren ülkelerin refah seviyelerini yükselteceğini, dönüşüme geç kalanların ise yeni sistem içerisinde yalnızca taklit eden konumunda kalma riski taşıdığını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kariyer Seçiminde Ezberleri Bozan Teknoloji: PSmetrics, Kişi ile Meslek Arasındaki Uyumu Ölçüyor Haber

Kariyer Seçiminde Ezberleri Bozan Teknoloji: PSmetrics, Kişi ile Meslek Arasındaki Uyumu Ölçüyor

Üniversite ve meslek seçimi, bireylerin yaşamındaki en kritik kararlardan biri olurken, bu kararların yalnızca ilgi alanları veya akademik başarı üzerinden verilmesi yerine kişinin psikolojik özelliklerinin de dikkate alınması giderek önem kazanıyor. Boğaziçi Teknopark bünyesinde çalışmalarını sürdüren psikometri teknolojisi girişimi PSmetrics, eğitim ve kariyer kararlarını bilimsel verilerle destekleyen teknolojisiyle bu alana yeni bir yaklaşım getiriyor. PSmetrics’in geliştirdiği sistem, kişinin psikolojik özellikleri ile üniversite bölümleri ve mesleklerin psikolojik gereklilikleri arasındaki uyumu analiz ediyor. Bireyin özelliklerini ölçmenin yanı sıra bölüm ve mesleklerin gerektirdiği psikolojik yapıları da modelleyen sistem, iki farklı veri setini karşılaştırarak kişiye özel uyum analizleri oluşturuyor. Böylece öğrencilerin üniversite bölümü seçiminden meslek tercihine, çalışanların kariyer gelişiminden kurumların insan kaynağı süreçlerine kadar farklı kullanım alanlarında bilimsel temelli karar desteği sağlanıyor. 12 yıllık akademik araştırma teknolojiye dönüştü PSmetrics’in arkasındaki yaklaşım, yaklaşık 12 yıllık akademik araştırma birikimine dayanıyor. Bu süreçte psikometrik ölçme araçları geliştirilirken, söz konusu araçların geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları gerçekleştirildi ve elde edilen sonuçlar bilimsel yayınlara konu oldu. Araştırma süreçlerinde 20 binden fazla katılımcıdan veri toplanması, girişimin bugün sahip olduğu psikometrik veri altyapısının da temelini oluşturdu. Sistem; mesleki ilgiler, temel motivasyon kaynakları ile bilişsel, duygusal ve davranışsal özellikleri birlikte değerlendirebiliyor. Akademik araştırmalarla elde edilen bu birikim, bugün bireysel ve kurumsal kullanıma açık, canlı olarak çalışan bir yazılım platformuna dönüşmüş durumda. 493 meslek, 53 psikolojik boyutla modelleniyor PSmetrics’in ürün ailesinde farklı ihtiyaçlara yönelik üç çözüm bulunuyor. Öğrencilerin gelişim alanlarına odaklanan GemPRO, üniversite bölüm seçimine destek sunan UniBS ve meslek seçimi ile kariyer gelişimine odaklanan O-MAP, girişimin psikometrik teknolojilerini farklı karar süreçlerine taşıyor. Ürün ailesinin önemli bileşenlerinden O-MAP kapsamında Türkiye’de lisans eğitimiyle erişilebilen 493 meslek, 53 farklı psikolojik boyut açısından uzmanlar tarafından değerlendirildi. Bu çalışma sonucunda mesleklerin psikolojik gerekliliklerini ortaya koyan kapsamlı bir veri altyapısı oluşturulurken, meslekler aynı zamanda 16 anlamlı profil altında sınıflandırıldı. Böylece bireyin yalnızca “hangi mesleği sevdiği” değil, söz konusu mesleğin gerektirdiği psikolojik özelliklerle ne ölçüde örtüştüğü de analiz edilebilir hale geliyor. 2026–2027 döneminde 6 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyor PSmetrics’in teknolojisi artık araştırma aşamasının ötesine geçerek gerçek kullanıcılarla buluşuyor. Ürünlerin bireysel ve kurumsal kullanıma açılmasıyla birlikte bugüne kadar yaklaşık 500 envanter tamamlandı. Girişim, dört üniversite ve lise düzeyinde üç kurum olmak üzere toplam yedi kurumla anlaşma sağladı. PSmetrics’in 2026–2027 dönemindeki çalışmalar kapsamında yaklaşık 1.000 lise ve 5.000 üniversite öğrencisine ulaşması bekleniyor. Bu büyüme hedefiyle birlikte girişim, bilimsel temelli psikometrik yaklaşımını daha geniş öğrenci gruplarının eğitim ve kariyer karar süreçlerine taşımayı amaçlıyor. Yeni hedef: Psikometrik teknolojiyi kurumlara taşımak PSmetrics önümüzdeki dönemde özellikle eğitim ve kariyer alanındaki kurumsal iş birliklerini büyütmeye ve O-MAP’in kullanım alanını genişletmeye odaklanıyor. O-MAP ile oluşturulan mesleki gereklilik altyapısının kurumlara özel insan kaynağı çözümlerinde kullanılması da girişimin yeni büyüme alanları arasında yer alıyor. Girişim; kariyer platformları, üniversiteler, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarıyla çözüm ortaklıkları geliştirerek psikometrik teknolojilerini daha geniş kullanıcı gruplarına ulaştırmayı hedefliyor. Böylece eğitim ve kariyer kararlarında sezgisel yaklaşımların yanında, kişinin özellikleri ile mesleklerin gerekliliklerini bilimsel veriler üzerinden değerlendiren yeni nesil bir karar destek yaklaşımının yaygınlaştırılması amaçlanıyor. PSmetrics’in Boğaziçi Teknopark ekosisteminde geliştirdiği bu teknoloji, akademik araştırmanın gerçek hayat problemlerine yönelik ölçeklenebilir bir ürüne dönüşmesinin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Girişim, sahip olduğu bilimsel veri altyapısı ve geliştirdiği yazılım platformuyla bireylerin eğitim ve kariyer yolculuklarında daha bilinçli kararlar almasına katkı sunarken, kurumların da insan kaynağı süreçlerini daha bilimsel ve ölçülebilir veriler üzerinden şekillendirmesine imkân sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rönesans 11 Yıldır Dünyanın  İlk 50 Uluslararası Müteahhidi Arasında Haber

Rönesans 11 Yıldır Dünyanın  İlk 50 Uluslararası Müteahhidi Arasında

30 yılı aşkın küresel yolculuğunda 40’a yakın ülkede 1.000’i aşkın projeye imza atan Rönesans, bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşırken; Türkiye’de yerleşik 3.500 üretici ve taşeronla kurduğu iş birlikleriyle Türk mühendisliğini, üretim gücünü ve hizmet ihracatını da dünya pazarlarına taşıyor. Engineering News-Record’un (ENR), şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülke dışındaki inşaat gelirlerini esas alarak hazırladığı “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesinde Rönesans, 11’inci kez dünyanın ilk 50 şirketi arasında yer aldı. Bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşan Rönesans, Avrupa sıralamasında da gücünü koruyor. Engineering News-Record’un (ENR) “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesi şirketlerin toplam büyüklüğüne değil, kendi ülkeleri dışında yaptıkları işlerden elde ettikleri gelire odaklanıyor. Bu nedenle ENR, bir büyüklük sıralaması olmanın dışında; dünyanın farklı pazarlarında iş kazanmanın, büyümenin ve küresel oyuncularla rekabet edebilmenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Rönesans için ise bu sıralamanın ayrı bir anlamı var. Çünkü Rönesans’ın hikayesi Türkiye dışında başladı; dünyada büyüdü, dünyanın en büyükleriyle aynı pazarlarda rekabet etti ve kazandığı birikimi Türkiye’de yatırımlara dönüştürdü. İlk olarak 2006 yılında aynı listeye 86’ıncı sıradan giren grubun bugün yaklaşık 40 ülkede, 1000’i aşkın projede imzası bulunuyor ve 11 yıldır kesintisiz olarak ENR listesinde ilk 50 şirket arasında yer alan Rönesans’ın 50 milyar dolarlık uluslararası proje geliri de 30 yılı aşkın bu yolculuğun ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor. Bugüne kadar uluslararası projelerde Türkiye'de yerleşik 3.000 üretici ve 500 taşeron firma ile birlikte çalışan Rönesans, bu iş birliğinin sonucunda Türkiye'den yurt dışı projelerine 2 milyar dolarlık değer taşımış oldu. Uluslararası projelerde 3.500’ü mühendis ve mimar olmak üzere 28.853 Türk çalışanı istihdam eden Rönesans’ın söz konusu projelerdeki toplam çalışan sayısı ise 271.888’e ulaştı. Dr. Erman Ilıcak: 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız Rönesans’ın 30 yılı aşan uluslararası yolculuğunu değerlendiren Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak şunları söyledi: “11 yıl deyip geçmemek lazım. Bu yılda dünya birkaç kez değişti. Pandemi oldu, savaşlar başladı, enerji krizi yaşandı, finansman koşulları değişti. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, CIS ülkelerinden Afrika’ya kadar çalıştığımız coğrafyalarda neredeyse her yıl önümüze yeni bir denklem geldi. Böyle dönemlerde önemli olan, şartların ne kadar zor olduğunu anlatmak değil, o şartlarda ne yapacağınıza karar vermek. Biz de hep buna odaklandık. Ekiplerimiz her yeni duruma adapte oldu, çözüm üretti, gerektiğinde yön değiştirdi ve yoluna devam etti. Çünkü uzun vadede sizi güçlü tutan, her şeyin planladığınız gibi gitmesi değil; plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır. 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız. Bu sürede dünya değişti, pazarlar değişti, biz de değiştik. Yeni ülkeler öğrendik, yeni ortaklıklar kurduk, yeni yetkinlikler geliştirdik. Ama bir şey değişmedi: Birlikte çalışma ve çözüm üretme kültürümüz. Ben bu tabloya sadece bir sıralama olarak bakmıyorum. Arkasında dünyanın dört bir yanında aynı hedef için çalışan çok güçlü bir ekip var. Mühendislerimizden mimarlarımıza, finansçılarımızdan iş ortaklarımıza kadar yıllar içinde birlikte büyüdüğümüz çok büyük bir yapı bu. Rönesans’ın asıl gücü de burada; farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda aynı anlayışla hareket edebilmekte… 50 milyar dolarlık uluslararası proje deneyimi ve bu listedeki istikrar bize bundan sonrası için daha büyük bir sorumluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanında Rönesans için emek veren, sorumluluk alan ve her yıl önümüze çıkan yeni mücadelelere birlikte çözüm üreten tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” Avrupa’nın en yüksek binasından Hollanda’nın en uzun karayolu tüneline 1993 yılında yurt dışında başlayan Rönesans’ın küresel yolculuğu bugün dünyanın farklı coğrafyalarına uzanıyor. Rönesans’ın uluslararası proje portföyünde Avrupa’nın en yüksek binası Lakhta Center’dan İsviçre Alpleri’nin altından geçen Gotthard Base Tüneli’ne, Hollanda’nın en uzun karayolu tüneli Gaasperdammertunnel’dan Türkmenistan’daki doğalgazdan benzin üretim tesisine kadar ileri mühendislik gerektiren projeler yer alıyor. Türkiye’nin görünmeyen ihracat gücü Rönesans’ın uluslararası faaliyetlerinin yarattığı ekonomik etki, şirketin kendi proje gelirlerinin ötesine uzanıyor. Uluslararası müteahhitlik; mühendislik ve mimarlıktan finans, hukuk, yapı malzemeleri, lojistik ve teknolojiye kadar geniş bir değer zincirini harekete geçiriyor. Uluslararası projelerinde Türkiye’de yerleşik yaklaşık 3500’ü aşkın üretici ve taşeronla çalışan Rönesans, sadece son 10 yıl içinde bu iş birlikleri kapsamında 2 milyar doları aşan mal ve hizmet satın alımı yaparak yurtdışına gönderdi. Diğer bir ifadeyle bu yapı, Türk şirketlerinin yeni pazarlara erişmesine; mühendis, mimar ve yöneticilerin ise dünyanın en büyük projelerinde uluslararası deneyim kazanmasına katkı sağlıyor. Böylece yurt dışına taşınan yalnızca müteahhitlik hizmeti değil; Türkiye’nin mühendislik bilgisi, insan kaynağı, üretim kapasitesi ve iş yapma kabiliyeti oluyor. Avrupa’da büyüme sürüyor Rönesans’ın uluslararası büyümesinde Avrupa önemli bir yere sahip. Şirket, 2009 yılında Avusturyalı PORR’un yüzde 10 hissesini satın alarak Avrupa’daki büyümesinin ilk adımlarından birini attı. Bunu 2013’te Alpine Bau grubunun bir iştiraki, 2014’te Almanya’nın köklü mühendislik şirketi Heitkamp ve 2015’te Hollanda’nın köklü inşaat şirketlerinden Ballast Nedam’ın satın alınması izledi. Ballast Nedam, Rönesans tarafından satın alındıktan sonra gerçekleştirilen yapılanmanın ardından üç yıl içinde yeniden kârlı bir şirkete dönüştü. Bugün Rönesans, ENR sıralamasında Avrupa listesinde de gücünü koruyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı Haber

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı

Açıklamada, okul güvenliğinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek alternatif modellerin geliştirilmesi ve kamu ile özel sektörün mevcut kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi toplumun ortak öncelikleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda okullarda güvenliğin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların, Türkiye’nin özel güvenlik alanında sahip olduğu mevzuat, yetişmiş insan kaynağı ve operasyonel tecrübeyle desteklenmesi önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile kapsamlı bir hukuki ve operasyonel çerçeveye sahip. Kanun; özel güvenlik görevlilerinin taşıması gereken şartlardan temel ve yenileme eğitimlerine, güvenlik soruşturmalarından çalışma izinlerine, kimliklendirmeden görev alanları ve yetkilere kadar geniş bir sistemi düzenliyor. Bu yapı, özel güvenlik hizmetinin belirli bir noktada personel bulundurmanın ötesinde profesyonel standartlarla yürütülmesini mümkün kılıyor. Özel güvenlik hizmeti; risk analizi, eğitim, organizasyon, saha yönetimi, denetim, raporlama, olaylara müdahale prosedürleri, güvenlik teknolojilerinin kullanımı ve genel kolluk kuvvetleriyle koordinasyonu kapsayan bütüncül bir güvenlik yönetimi anlayışını ifade ediyor. Okullar; öğrenci ve çalışan yoğunluğu, ziyaretçi trafiği, giriş-çıkış kontrolü, çevre güvenliği ve acil durumlara müdahale gibi farklı güvenlik ihtiyaçlarının bir arada bulunduğu alanlar. Bu nedenle güvenliğin yalnızca fiziki olarak personel görevlendirilmesi üzerinden değil; risklerin önceden belirlenmesi, görev ve sorumlulukların tanımlanması, personelin uygun eğitimlerden geçirilmesi ve hizmetin düzenli olarak denetlenmesi üzerinden ele alınması gerekiyor. 5188 sayılı Kanun’un uygulama alanı genişletilebilir Türkiye’de yıllar içinde oluşturulan özel güvenlik altyapısı, yalnızca mevcut kullanım alanları açısından değil, toplumun yoğun olarak bulunduğu ve güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu alanlar bakımından da önemli bir kapasite taşıyor. Bu nedenle 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren profesyonel özel güvenlik sisteminin; okullar başta olmak üzere eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve yoğun kamusal kullanım alanlarında daha geniş ölçekte değerlendirilmesi gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım, mevcut güvenlik altyapısının daha etkin kullanılmasını sağlarken, görev ve yetkileri belirlenmiş, eğitimli ve denetlenebilir personelin kritik alanlarda daha yaygın biçimde görev yapmasına da olanak tanıyabilir. Tek tip model yerine alternatif uygulamalar değerlendirilmeli Güvenlik uygulamalarında ihtiyaca ve risk düzeyine göre farklı modellerin geliştirilmesi daha etkin sonuçlar yaratabilir. Bu kapsamda; 5188 sayılı Kanun kapsamında gerekli eğitim ve yeterlilikleri tamamlamış özel güvenlik görevlilerinin varlığı,Yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketlerinin hizmet kapasitesi,Kamu destekli istihdam programlarının 5188 kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçleriyle ilişkilendirilmesi,Kamu ve özel sektör kapasitesinin birlikte kullanıldığı hibrit modeller oluşturulması,Farklı risk seviyelerine sahip okullarda pilot uygulamalar gerçekleştirilerek sonuçların ölçülmesi gibi seçenekler faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu modellerin belirli bölgelerde pilot olarak uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi, ülke genelinde yaygınlaştırılabilecek sürdürülebilir bir okul güvenliği sisteminin oluşturulmasına da zemin hazırlayabilir. Yeni istihdam aynı zamanda mesleki kapasiteye dönüşebilir Okul güvenliğine yönelik yeni istihdam olanaklarının oluşturulması, hem sosyal hem de ekonomik açıdan değerli bir adım. Bu süreçte istihdam edilecek kişilerin 5188 sayılı Kanun kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçlerinden geçirilmesi ise yeni istihdamın aynı zamanda nitelikli ve sürdürülebilir bir meslek alanına dönüşmesini sağlayabilir. Böylece oluşturulan insan kaynağı yalnızca belirli bir dönem veya proje için değil, Türkiye’nin uzun vadeli özel güvenlik kapasitesinin bir parçası haline gelebilir. “Özel güvenlik, genel kolluğun alternatifi değil tamamlayıcısıdır” Türkiye’de özel güvenlik sektörü; yüz binlerce çalışanı, yöneticileri, eğitim kurumları ve yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketleriyle önemli bir bilgi birikimine ve saha tecrübesine sahip. Özel güvenlik sisteminin temel işlevlerinden biri de genel kolluk kuvvetlerinin görevlerini destekleyen tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktır. Görev ve yetkileri açık biçimde tanımlanmış, eğitimli ve denetlenebilir özel güvenlik personelinin daha geniş alanlarda kullanılması, genel kolluğun asli görevlerine daha fazla odaklanmasına da imkân verebilir. GÜSOD Başkanı Turgay Şahan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın güvenliği hepimizin ortak önceliğidir. Türkiye, 5188 sayılı Kanun ile özel güvenlik alanında uzun yıllar içerisinde güçlü bir mevzuat, insan kaynağı ve operasyonel tecrübe oluşturmuştur. Bu kapasitenin okul güvenliğine yönelik geliştirilecek modellerin doğal bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Polifarma’da Ar-Ge ve İnsan Odaklı Büyüme: Geleceğin Sağlık Liderlerine Tam Destek Haber

Polifarma’da Ar-Ge ve İnsan Odaklı Büyüme: Geleceğin Sağlık Liderlerine Tam Destek

İlaç sektöründe teknolojinin, biyoteknoloji yatırımlarının ve kişiselleştirilmiş tedavilerin yeni bir dönüşüm sürecini beraberinde getirdiğini ifade eden Polifarma CEO’su Dr. Ecz. Başbuğ Öke, bu dönüşümün sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağı profillerini de değiştirdiğini vurguladı. Üniversite tercih ve mezuniyet döneminde gençlerin kariyer planlamalarının kritik önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Ecz. Başbuğ Öke, “Geleceğin sağlık çözümlerini bugünün genç araştırmacıları geliştirecek. Türkiye'nin sağlıkta tam bağımsızlık yolculuğu, güçlü bir bilim ve Ar-Ge ekosistemiyle mümkün. Bu ekosistemin en temel taşı ise yetişmiş, nitelikli insan kaynağımızdır” değerlendirmesinde bulundu. “İlaç sektörü çok disiplinli bir bilim ve teknoloji ekosistemi” İlaç geliştirmenin artık yalnızca laboratuvar çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını; yapay zekâ destekli araştırmalardan ileri üretim teknolojilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirten Öke, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sektörümüz eczacılar, kimyagerler, kimya mühendisleri, biyologlar, moleküler biyoloji ve genetik uzmanları, biyomühendisler, hekimler ve biyoteknoloji araştırmacıları için çok yönlü kariyer fırsatları sunuyor. Eczacılarımız Ar-Ge'den üretime, kaliteden ruhsatlandırmaya ve medikal süreçlere kadar zincirin her halkasında kritik rol üstleniyor. Sağlıkta tam bağımsızlık hedefimiz için bu alanlarda görev alacak yetkin eczacı ve araştırmacı sayısının artması büyük önem taşıyor.” Ar-Ge yatırımları ve POLAr-Ge ile yeni kariyer alanları İleri teknoloji odaklı yatırımlarla yeni uzmanlık alanlarının öne çıktığını belirten Öke, POLAr-Ge Merkezi’nde yürütülen çalışmalara dikkat çekti. Etkin madde geliştirme, antisens oligonükleotid, mRNA teknolojileri ve özellikle nadir hastalıklara yönelik yenilikçi tedavilerin geleceğin ilaç teknolojilerine yön verdiğini kaydeden Öke, “Bu stratejik alanlarda başarıya ulaşmak; güçlü bir laboratuvar altyapısının yanı sıra, bu projeleri omuzlayacak nitelikli araştırmacıları yetiştirmekten geçiyor. En önemli yetkinlikler ise bilimsel merak, sürekli öğrenme isteği, dijital teknolojileri etkin kullanma ve disiplinler arası bakış açısıdır” dedi. “Genç yeteneklere yatırım, geleceğe yatırımdır” Polifarma olarak gençlere sadece bir iş tecrübesi değil, kendilerini geliştirebilecekleri uçtan uca bir gelişim ekosistemi sunduklarını ifade eden Dr. Ecz. Başbuğ Öke, kurum kültürünü ve fırsat eşitliği vizyonunu şu sözlerle özetledi: “Kurucumuzun mirasını yaşatan Ecz. Necdet Nuri Kumrulu Burs Fonu ile eğitimde fırsat eşitliğini destekliyor, gençlerin geleceğe daha güçlü hazırlanmasına katkı sunuyoruz. Yeni Mezun Geliştirme Programımız ve üniversite-sanayi iş birliklerimiz sayesinde gençlerimizi henüz öğrenciyken gerçek projelerle buluşturuyoruz.” İnsan odaklı kurum kültürü ve psikolojik güven alanı Sadece mesleki eğitime değil, çalışanların yaşam kalitesine ve psikolojik güvenine dokunan projelere de büyük önem verdiklerini belirten Öke, hayata geçirdikleri Anne ve Bebek Akademisi’nin yanı sıra; İlaç Gibi Kitap Kulübü, English Speaking Club, Politempo Müzik Kulübü, Yeşil Yakalılar ve Polipatiseverler gibi gönüllülük esasına dayalı kulüplerle yaşayan, esenliği (well-being) merkeze alan bir kurum kültürü inşa ettiklerini vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Axis Communications'tan Güvenlik Sektörünün Geleceğine Yatırım Haber

Axis Communications'tan Güvenlik Sektörünün Geleceğine Yatırım

Fiziksel güvenlik teknolojileri her geçen gün daha akıllı ve daha entegre hale gelirken, bu dönüşümü sürdürülebilir kılan en önemli unsur ise nitelikli insan kaynağı olmaya devam ediyor. Bu anlayışla hareket eden Axis Communications, güvenlik sektörünün gelişimine katkı sağlayan en önemli kuruluşlardan biri olan ASIS Foundation'ın "Foundation Five" destekçileri arasına katıldığını duyurdu. ASIS International'ın hayır vakfı olan ASIS Foundation, dünya genelinde güvenlik profesyonellerinin gelişimini desteklemek amacıyla faaliyet gösteriyor. 1955 yılında kurulan ASIS International, 34 binden fazla üyesiyle dünyanın en büyük güvenlik profesyonelleri organizasyonlarından biri olarak kabul ediliyor. Kuruluş; fiziksel güvenlik, kurumsal güvenlik, risk yönetimi ve güvenlik teknolojileri alanlarında uluslararası standartların gelişimine katkı sağlarken, eğitim programları, sertifikasyonlar ve küresel etkinlikleriyle sektörün en önemli referans kuruluşları arasında yer alıyor. ASIS Foundation ise burs programları, akademik araştırmalar, eğitim girişimleri ve mesleki gelişim projeleriyle güvenlik sektöründe bilgi paylaşımını destekliyor ve yeni nesil güvenlik profesyonellerinin yetişmesine katkıda bulunuyor. Teknolojinin yanında bilgi paylaşımı da kritik önem taşıyor Güvenlik sektöründe yaşanan dijital dönüşüm; yapay zekâ, video analitiği, siber güvenlik ve veri odaklı çözümler gibi alanlarda yeni yetkinlikleri zorunlu hale getiriyor. Bu nedenle yalnızca yeni teknolojiler geliştirmek değil, bu teknolojileri doğru şekilde kullanabilecek uzmanların yetişmesine katkı sağlamak da büyük önem taşıyor. Axis Communications, uzun yıllardır Axis Academy eğitimleri, teknik seminerler ve sektör iş birlikleri aracılığıyla güvenlik profesyonellerinin bilgi seviyesini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Şirketin ASIS Foundation'a verdiği destek de bu yaklaşımın doğal bir uzantısı olarak öne çıkıyor. Güçlü bir güvenlik ekosistemi için ortak sorumluluk Günümüzde güvenlik sistemleri yalnızca fiziksel varlıkları korumakla kalmıyor; operasyonel verimlilikten iş sürekliliğine kadar birçok kritik süreci destekliyor. Bu nedenle sektörün sürdürülebilir gelişimi; üreticiler, entegratörler, danışmanlar, son kullanıcılar ve eğitim kuruluşlarının ortak katkısıyla mümkün oluyor. Axis Communications, ASIS Foundation ile gerçekleştirdiği bu iş birliği sayesinde yalnızca teknoloji alanındaki inovasyonunu değil, güvenlik sektörünün bilgi birikiminin gelişmesine yönelik uzun vadeli yaklaşımını da ortaya koyuyor. Şirket, güvenlik profesyonellerinin gelişimine yatırım yapmanın; sektörün daha güçlü, daha kapsayıcı ve geleceğin ihtiyaçlarına daha hazır hale gelmesine katkı sağlayacağına inanıyor. Axis Communications Hakkında: Axis, güvenlik, emniyet, operasyonel verimlilik ve iş zekasını geliştirerek daha akıllı ve daha güvenli bir dünya yaratmaya olanak tanır. Bir ağ teknolojisi şirketi ve sektör lideri olarak Axis, video gözetim, erişim kontrolü, interkom ve ses çözümleri sunmaktadır. Bu çözümler, akıllı analitik uygulamalarla güçlendirilmekte ve yüksek kaliteli eğitimlerle desteklenmektedir. Axis, 50'den fazla ülkede yaklaşık 5.000 özverili çalışanıyla faaliyet göstermekte olup, dünya genelinde teknoloji ve sistem entegrasyonu ortaklarıyla iş birliği yaparak müşteri çözümleri sunmaktadır. Şirket, 1984 yılında kurulmuş olup merkezi İsveç'in Lund şehrinde bulunmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.