Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insan Kaynağı

Kapsül Haber Ajansı - Insan Kaynağı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Kaynağı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DemirDöküm Öğrencilere Üretim Üssünün Kapılarını Açtı Haber

DemirDöküm Öğrencilere Üretim Üssünün Kapılarını Açtı

Mesleki eğitimi stratejik bir öncelik olarak benimseyen DemirDöküm, TESİDER ile yürüttüğü iş birliği çerçevesinde, Trabzon Akçaabat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrenci ve eğitmenlerine, Bilecik Bozüyük'teki modern üretim tesislerinin kapılarını açtı. Teknik gezi kapsamında katılımcılara AR-GE merkezinin faaliyetleri, üretilen cihazların kullanım amaçları, ürün bileşenleri ve çalışma prensipleri, test süreçleri ile üretimde kullanılan robotik makineler hakkında bilgi verildi. Programın ikinci etabında öğrenci ve eğitmenlerin yönelttiği sorular DemirDöküm yöneticileri tarafından yanıtlandı. Geleceğin iş gücünün sektöre kazandırılması hedefi kapsamında birçok eğitim projesini hayata geçiren DemirDöküm’ ün, TESİDER ile yürüttüğü iş birliği; fabrika gezisi ve teknoloji aktarım turunun yanı sıra hibe ürün-malzeme desteği, sistem kurulumu, infomobil araç ziyaretleri, staj imkânı, öğretmenlere yönelik "Eğiticinin Eğitimi" programı, kariyer günleri ve rehberlik buluşmalarını da kapsıyor. "GELECEĞE YAPILAN EN DEĞERLİ YATIRIM" Yürütülen programın sektörün geleceği açısından taşıdığı önemi vurgulayan Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ufuk Atan, "İklimlendirme sektöründe nesillerdir, evlere, ofislere, yaşam alanlarına konuk oluyoruz. 72 yıldır ‘ısı konforu’ vaadinin arkasında güçlü bir mühendislik kültürü ve nitelikli insan kaynağı yatıyor. Genç yeteneklerimizin mesleki heyecanını sahada görmek, geleceğe yönelik umutlarımızı artırıyor. Trabzon'dan gelen öğrenci ve öğretmenlerimizi, sektörün kalbi konumundaki Bozüyük tesislerimizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Üretim bantlarında kazanılan bu deneyimi, geleceğe yapılan en değerli yatırım olarak görüyoruz. Gençlerimizi sektöre yön veren profesyoneller olarak aramıza katmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Depreme Dayanıklı Geleceğin Genç Mühendisleri Ödüllendirildi Haber

Depreme Dayanıklı Geleceğin Genç Mühendisleri Ödüllendirildi

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) dokuz yıldır üniversite öğrencileri arasında deprem güvenliği bilincini güçlendirmek amacıyla düzenlediği Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın üç gün süren final programı tamamlandı. İstanbul’da T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Külliyesi’nde gerçekleşen ödül törenine İstanbul Vali Yardımcısı Cengiz Karabulut, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, Doğal Afet Sigortaları Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Hande Akın ve Üyeleri, Türk Reasürans Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyeleri, Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar ve Genel Sekreteri Özgür Obalı ile TOBB Sigorta Eksperleri İcra Komitesi üyeleri katıldı. Yarışmada birinciliği İstanbul Teknik Üniversitesi kazandı. İkincilik ödülü MEF Üniversitesi’ne, üçüncülük ödülü ise Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne verildi. “Güveni mühendislikte, gücü dayanışmada buluyoruz” temasıyla düzenlenen yarışmanın finalinde, Türkiye’den ve yurt dışından finale kalan üniversite takımları, depreme dayanıklı yapı tasarımı alanındaki projeleriyle jüri karşısına çıktı. Bu yıl yarışmaya 30 üniversiteden 38 takım başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından Türkiye’den 21, yurt dışından 4 üniversite olmak üzere toplam 25 takım final etabına kaldı. Üç gün süren final programında öğrenciler, aylar boyunca üzerinde çalıştıkları projelerini, mühendislik yaklaşımlarını ve depreme dayanıklı yapı tasarımına ilişkin çözüm önerilerini jüri üyelerine sundu. Ardından takımların büyük emekle hazırladığı maketler, sarsma masalarında farklı deprem senaryoları altında test edildi. Böylece projelerin yalnızca tasarım yaklaşımı değil, deprem etkisi altındaki gerçek performansı da değerlendirilmiş oldu. Yarışma uluslararası katılımla güçlendi Geçtiğimiz yıl başlatılan uluslararası vizyon, bu yıl daha da güçlenerek devam etti. Final etabında Türkiye’den üniversitelerin yanı sıra Azerbaycan’dan Azerbaijan University of Architecture and Construction, Yunanistan’dan Democritus University of Thrace, Romanya’dan Technical University of Civil Engineering Bucharest ve Kosova’dan University of Prishtina yarıştı. Farklı ülkelerden üniversitelerin aynı platformda buluşması, yarışmanın uluslararası ölçekte teknik ve akademik bir iş birliği zeminine dönüştüğünü ortaya koydu. Bu yılın teması olan “Güveni mühendislikte, gücü dayanışmada buluyoruz” yaklaşımı, yarışmanın üç günlük programına da yansıdı. Öğrenciler, akademisyenler, jüri üyeleri, Teknik Danışma Kurulu üyeleri ve sektör temsilcileri; deprem güvenliği, mühendislik kalitesi ve afetlere karşı ortak sorumluluk başlıklarında bir araya geldi. “Deprem güvenliği, ortak bilgi üretimiyle güçlenir” Yarışma Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik, farklı ülkelerden öğrencilerin aynı platformda buluşmasının yarışmanın en kıymetli yönlerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Deprem yalnızca belirli bir coğrafyanın değil, geniş bir bölgenin ortak gerçeği. Bu nedenle mühendislik bilgisi de deneyim de çözüm arayışı da ortak bir zeminde gelişmek durumunda. Bu yarışmada öğrenciler yalnızca proje üretmiyor; tasarladıkları yapıların deprem etkisi altındaki davranışını sorgulamayı ve mühendislik kararlarının sonuçlarını değerlendirmeyi öğreniyor.” “Yarışma artık ortak aklı güçlendiren bir platform” DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan ise yarışmanın artık yalnızca teknik bir öğrenci organizasyonu olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Deprem risk yönetimi artık yalnızca mühendislik perspektifiyle ele alınabilecek bir alan değil. Kamu kurumlarının, akademinin, sigorta sektörünün ve teknik insan kaynağının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu yıl yarışmamıza dahil ettiğimiz panel ve onur konuşmalarıyla birlikte organizasyonumuz; bilgi paylaşımını, disiplinler arası iş birliğini ve uluslararası akademik dayanışmayı güçlendiren bir etkileşim platformuna dönüştü.” “Dayanıklı şehirler bilgi ve nitelikli insan kaynağıyla inşa edilir” DASK’ın 6 yıldır teknik işleticiliğini yürüten Türk Reasürans Genel Müdür Vekili Özgür Bülent Koç, yarışmanın Türkiye’nin afet dayanıklılığı açısından uzun vadeli bir insan kaynağı yatırımı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Genç mühendis adaylarımız burada yalnızca proje üretmiyor; problem çözmeyi, risk okumayı, doğru karar vermeyi ve mühendislik sorumluluğunu deneyimliyor. Türkiye’nin depreme karşı daha dirençli hale gelmesinde yetişmiş teknik insan kaynağı kritik öneme sahip. Çünkü geleceğin dayanıklı şehirleri yalnızca betonla değil; bilgiyle, bilimle ve nitelikli insan kaynağıyla inşa edilir.” “Deprem dayanıklılığı çok boyutlu bir hazırlık gerektiriyor” DASK Yönetim Kurulu Başkanı Hande Akın ise deprem risk yönetiminin yalnızca afet sonrası süreçlerle sınırlı değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi: “Bugün asıl önemli olan; riskleri önceden analiz edebilen, olası senaryolara hazırlık yapabilen ve kriz anında birlikte hareket edebilen istikrarlı sistemler oluşturabilmektir. Güçlü bir sigorta sistemi, gelişmiş teknik kapasite ve kurumlar arası koordinasyon birlikte güçlendikçe Türkiye’nin deprem dayanıklılığı da daha ileri seviyeye taşınacaktır.” Yarışma kapsamında ilk kez onur konuşması ve panel düzenlendi Bu yıl yarışma programında ilk kez bir onur konuşmacısı da yer aldı. Deprem mühendisliği, yapı güvenliği ve risk azaltma alanındaki çalışmalarıyla tanınan İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alper İlki, final programında onur konuşmasını gerçekleştirdi. Yarışma kapsamında ayrıca ilk kez bir panel düzenlendi. “Deprem Risk Yönetiminde Entegre Yaklaşım: Kurumlar Arası İş Birliği ve Gelecek Perspektifi” başlıklı panelde; afet dayanıklılığı, risk yönetimi, güvenli şehirler, dayanıklı yapılar, sigortacılık sistemi, finansal dayanıklılık ve kurumlar arası koordinasyon konuları ele alındı. DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, SEDDK Grup Başkanı Müge Güleç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürü Yavuz Erdal Kayapınar ve Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı değerlendirmelerini paylaştı. Ödüller sahiplerini buldu Jüri üyeleri ve Teknik Danışma Kurulu’nun değerlendirmeleri sonucunda DASK 9. Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nda dereceye giren ilk üç takım belirlendi. Yarışmada birincilik ödülünü İstanbul Teknik Üniversitesi, ikincilik ödülünü MEF Üniversitesi, üçüncülük ödülünü ise Ondokuz Mayıs Üniversitesi kazandı. Yarışmada ayrıca özel ödüller de sahiplerini buldu. En İyi Mimari Özel Ödülü Sakarya Üniversitesi’ne, En İyi Deprem Performansı Özel Ödülü ile yarışmaya katılan okulların oylarıyla belirlenen En İyi Yarışma Ruhu Özel Ödülü Kosova University of Prishtina’ya, En İyi İletişim Becerisi ve Sunum Özel Ödülü Ankara Üniversitesi’ne verildi. Türk Reasürans Özel Ödülü’nün sahibi ise Azerbaijan University of Architecture and Construction oldu. Finale kalan tüm takımların, öğrencilerin ve akademisyenlerin katkılarıyla tamamlanan yarışma, genç mühendis adaylarının deprem güvenliği alanındaki bilgi ve deneyimlerini geliştirmelerine önemli katkı sağladı. DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nın, önümüzdeki yıllarda daha geniş bir uluslararası teknik ve akademik iş birliği ağına dönüşmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Muratbey’den Bilim Ve Sanayiyi Buluşturan Güçlü Adım Haber

Muratbey’den Bilim Ve Sanayiyi Buluşturan Güçlü Adım

Muratbey Gıda, Ankara Üniversitesi ile imzaladığı iş birliği protokolüyle üniversite-sanayi iş birliğinde yeni bir dönemi başlatıyor. Nisan 2026 itibarıyla yürürlüğe giren ve 5 yıl süreyle geçerli olacak anlaşma; Ar-Ge projeleri, gıda teknolojileri, sürdürülebilir üretim ve inovasyon odaklı çalışmaları kapsıyor. İş birliğinin önemli adımlarından biri olarak gerçekleştirilen Ziraat Teknolojileri ve Sürdürülebilir Tarım Proje Pazarı etkinliğinde iş birliği protokolü imzalandı. Protokol, Muratbey Gıda adına Muratbey Fabrika Müdür Yardımcısı Musa Kara ve Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar tarafından imzalandı. Etkinlik kapsamında Ankara Üniversitesi’nden uzman akademisyenler Prof. Dr. Meltem Türkyılmaz ve Prof. Dr. Nevzat Konar ile TÜBİTAK TEYDEB destek programları kapsamında yürütülebilecek projelere ilişkin kapsamlı bir görüşme gerçekleştirildi. Protokol kapsamında ortak Ar-Ge projeleri, akademik danışmanlık, laboratuvar çalışmaları ve eğitim faaliyetleri yürütülecek. Ortak laboratuvarlar ve test merkezleri kurulması, danışmanlık faaliyetleri yürütülmesi, akademik yayınlar ve eğitim programları geliştirilmesi de planlanan çalışmalar arasında yer alıyor. Aynı zamanda öğrenci projeleri ve lisansüstü çalışmalar desteklenerek sektör için nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlanacak. Bu iş birliği, bilginin üretime dönüştüğü güçlü bir model olarak konumlanıyor. Muratbey Gıda İletişim ve İş Geliştirme Direktörü Gülnur Uluğ, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde, “Bu iş birliğiyle Türkiye’nin gıda ve tarım teknolojilerinde rekabet gücüne katkı sağlayacak sürdürülebilir bir inovasyon ekosistemi oluşturmayı amaçlıyoruz. Ankara Üniversitesi’nin akademik yetkinliği ile Muratbey’in Ar-Ge gücünü birleştirerek; sürdürülebilir üretimden yenilikçi ürün geliştirmeye kadar geniş bir alanda değer yaratmayı hedefliyoruz. Muratbey olarak üniversite-sanayi iş birliklerini geleceğin gıda ekosistemini birlikte inşa etmenin en güçlü yolu olarak görüyoruz. Bu iş birliğinin hem sektörümüze hem de ülkemizin bilim ve teknoloji kapasitesine uzun vadeli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ERTLog Uzun Yol ve Ağır Nakliye Operasyonlarını Renault Trucks ile Güçlendiriyor Haber

ERTLog Uzun Yol ve Ağır Nakliye Operasyonlarını Renault Trucks ile Güçlendiriyor

Ankara merkezli ERTLog, büyüme hedefleri doğrultusunda Renault Trucks ile gerçekleştirdiği 20 araçlık filo yatırımının ilk etabında 7 yeni çekiciyi filosuna kattı. Koçaslanlar Hadımköy tesislerinde teslim edilen 4 adet Renault Trucks T 520 ve 3 adet Renault Trucks C 520 6x4 model araç, şirketin yurtiçi taşımacılık ve ağır nakliye operasyonlarında kullanılacak. 1995 yılından bu yana kamu kurumları ve özel sektöre lojistik hizmeti sunan ERTLog, Ankara merkezli operasyon yapısıyla başta Doğu ve Güneydoğu bölgeleri olmak üzere Türkiye genelinde taşımacılık faaliyetleri yürütüyor. Şirket operasyonlarının yüzde 30’unu ise uluslararası taşımacılık oluşturuyor. Savunma sanayinden ağır nakliyeye geniş operasyon gücü Kamu tarafında ağırlıklı olarak savunma sanayi projelerinde görev alan ERTLog; özel sektörde ise gıda, otomotiv yedek parça ve inşaat malzemeleri başta olmak üzere farklı sektörlere taşımacılık hizmetleri sunuyor. ERTLog, aynı zamanda ağır nakliye operasyonlarında iş makineleri, zırhlı araçlar ve savunma sanayi ekipmanlarının taşınmasında uzmanlaşmış yapısıyla dikkat çekiyor. “Yatırımımızın merkezinde verimliliğe odaklanıyoruz” ERTLog Yönetim Kurulu Üyesi Berk Ertuş, gerçekleştirilen yatırımın şirketin uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu yatırım yalnızca filomuzu büyütmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda operasyonel verimliliğimizi, hizmet kalitemizi ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi güçlendiren stratejik bir adımı temsil ediyor. Renault Trucks araçları tercih etmemizde ise yakıt tasarrufu, satış sonrası hizmet gücü ve Optifleet teknolojisinin sunduğu operasyonel avantajlar etkili oldu.” Berk Ertuş, satış sonrası hizmetlerin yatırım kararında önemli rol oynadığını vurguladı; “Filomuza katılan Renault Trucks T 520 çekicileri, gıda, mobilya, otomotiv yedek parça taşımaları başta olmak üzere farklı sektörlere sunduğumuz uzun yol taşımacılık hizmetlerimizde kullanılacak. Renault Trucks C 520 6x4 araçlarımız ise ağır hizmet operasyonlarında, özellikle iş makineleri ve zırhlı araç taşımalarında görev alacak. Dolayısıyla hiçbir aksamanın olmaması gereken iş modellerinden bahsediyoruz. Bu nedenle lojistik sektöründe artık yalnızca araç yatırımı yeterli olmuyor; güçlü bir satış sonrası destek yapısı ve operasyonel sürdürülebilirlik de büyük önem taşıyor. Renault Trucks’ın sunduğu hızlı servis altyapısı, operasyonlarımızın kesintisiz devam etmesi açısından güven veriyor. Bu kapsamda tercih ettiğimiz Excellence Predict satış sonrası sözleşmesi ise bakım ve servis süreçlerinde önemli avantajlar sağlayacak.” Excellence Predict ile operasyonel süreklilik destekleniyor Uzun yol ve ağır nakliye operasyonlarında araçların kesintisiz şekilde yola devam etmesi büyük önem taşıyor. Beklenmedik bir arıza; zaman kaybı, ek maliyetler ve operasyon süreçlerinde aksamalara neden olabilirken, sürücülerin de zorlu koşullarda çözüm beklemesine yol açabiliyor. Renault Trucks’ın öngörülü bakım onarım hizmeti Excellence Predict ise araçlardan alınan verileri analiz ederek olası arızaların oluşmadan önce tespit edilmesini sağlıyor. Böylece araçların plansız şekilde yolda kalmasının önüne geçilirken operasyonel süreklilik destekleniyor. Optifleet ile verimlilik ve yakıt tasarrufu hedefleniyor ERTLog, yeni Renault Trucks çekicilerinde gelişmiş filo yönetim çözümü Optifleet sisteminden de yararlanıyor. Sistem sayesinde araçların anlık ve geçmiş konum bilgileri ile teknik verilerine kolaylıkla erişilebiliyor. Optifleet filo yönetim yazılımı, her aracın yakıt tüketimini izliyor ve tüketimi azaltmak için önlem alınabilecek alanları belirlemek için sürüş stillerini analiz ediyor. Berk Ertuş, sistemin sürüş performansı ve yakıt yönetiminde önemli katkılar sunacağını belirtiyor; “Optifleet sayesinde operasyonlarımızı çok daha verimli yönetebileceğiz. Araçlarımızın performansını anlık olarak takip ederken, sürücüler arasında karşılaştırmalar yapabilecek ve yakıt tüketiminde iyileştirme sağlayabileceğiz. Bu da hem maliyet yönetimine hem de sürdürülebilirlik hedeflerimize doğrudan katkı sunacak.” Daha hızlı vites geçişleri için Optidriver ERTLog’un yeni Renault Trucks çekicileri, daha sarsıntısız ve daha hızlı vites geçişleri için bir hesaplayıcı, kontrol yazılımı ve debriyaj pedalı kumandası içeren yeni nesil Optidriver şanzıman donanımına sahip. Sürücü akademisi ile sektöre yeni insan kaynağı ERTLog’un büyüme planlarının yalnızca araç yatırımıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Berk Ertuş, şirketin insan kaynağı yatırımlarına da dikkat çekti: “2026 yılında filomuz için yüzde 100 büyüme öngörüyoruz. Bununla birlikte kendi bünyemizde kurduğumuz sürücü akademimiz ile nitelikli sürücüler kazanıyoruz. İş garantili eğitim modeliyle yeni sürücüler yetiştirirken, kadın sürücü istihdamını artırmaya yönelik projeler üzerinde de çalışıyoruz.” Renault Trucks, ERTLog’un operasyonel ihtiyaçlarını analiz ederek farklı taşıma segmentlerine uygun çözümler sundu. Filoya katılan Renault Trucks T ve C serisi çekiciler; yakıt verimliliği, dayanıklılık ve düşük toplam sahip olma maliyetleriyle ERTLog’un büyüme hedeflerine katkı sağlayacak şekilde yapılandırıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin En İyi CNC Operatörleri CNC Masters 2026’da Sahneye Çıkıyor Haber

Türkiye’nin En İyi CNC Operatörleri CNC Masters 2026’da Sahneye Çıkıyor

Sanayi üretiminin en kritik yapı taşlarından biri olan CNC operatörlüğü, teknik bilgi kadar dikkat, disiplin ve tecrübe gerektiren bir uzmanlık alanı. Buna rağmen sektör, uzun süredir nitelikli operatör bulma konusunda ciddi zorluklar yaşıyor. CNC Masters, bu ihtiyaca doğrudan yanıt vererek mesleğin görünürlüğünü artırmayı ve genç yetenekleri sektöre kazandırmayı hedefliyor. CNC Masters, ilk yılında elde ettiği yüksek katılımla sektörde önemli bir karşılık buldu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden toplam 867 CNC operatörünün başvurduğu yarışma, alandaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacını ve bu tür platformlara duyulan ilgiyi net şekilde ortaya koydu. Çok aşamalı değerlendirme süreci sonunda belirlenen finalistler, sahada yetkinliklerini sergileme fırsatı bulurken; CNC Masters, operatörlerin bilgi, beceri ve deneyimlerini görünür kılan güçlü bir platform olarak konumlandı. Yarışma formatı güncellendi CNC Masters 2026’da yarışma yapısında dikkat çeken yeniliklere gidildi. Yarışma, bu yıl 4 adet Victor Taichung P106 CNC tezgâhı ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Toplam 8 finalist, iki grup halinde aynı anda yarışacak. Bu yapı, yarışmanın teknik kapasitesini ve organizasyonel iddiasını önemli ölçüde artırırken, sektör açısından da dikkat çekici bir model ortaya koyuyor. Finalistlerin daha önce kullanmadıkları makinelerde performans göstermesi, yarışmanın yalnızca teknik bilgi değil; adaptasyon kabiliyeti, proses hakimiyeti ve üretim disiplini açısından da önemli bir değerlendirme alanı oluşturmasını sağlayacak. Başvurular başladı CNC Masters 2026 için başvurular 1 Haziran 2026 tarihine kadar devam edecek. Yarışmaya katılmak isteyen CNC operatörleri başvurularını GNC Makina web sitesi üzerinden gerçekleştirebilecek. Başvuru sürecinin ardından seçilecek katılımcılar, teknik bilgi ve uygulama becerilerini ortaya koyacakları çok aşamalı bir değerlendirme sürecine dahil olacak. Yarışma, operatörlerin yalnızca teknik yeterliliklerini değil; problem çözme kabiliyetlerini ve üretim disiplinlerini de ortaya koyacak bir yapı sunuyor. CNC Masters 2026 kapsamında finalistlere yönelik eğitim programı 6-7 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Yarışma etapları ise 11-12 Haziran tarihlerinde düzenlenecek. Kazananların açıklanacağı ödül töreni ise 13 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Kazanan operatörleri önemli ödüller bekliyor CNC Masters 2026’da dereceye giren operatörler önemli ödüllerin sahibi olacak. Yarışma sonunda birinciye 60 bin TL, ikinciye 40 bin TL, üçüncüye ise 20 bin TL ödül verilecek. Bu ödüller, yalnızca derece elde eden isimleri değil; CNC operatörlüğü mesleğinin değerini ve ustalığın sektördeki karşılığını da görünür kılmayı amaçlıyor. Aynı zamanda yarışma, katılımcılar için sektörde fark edilme, yenikariyer fırsatları yakalama ve mesleki yetkinliklerini daha geniş bir alanda gösterme imkânı sunuyor. “CNC Masters, sektör için bir yarışmadan daha fazlası” CNC Masters’ın sektörel önemine ilişkin şu değerlendirmede bulunan GNC Makina Genel Müdürü Gökhan Yıldız, “Sanayide teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, o teknolojiyi doğru kullanan insan kaynağı olmadan sürdürülebilir başarıdan söz etmek mümkün değil. CNC Masters’ı bu nedenle yalnızca bir yarışma olarak değil, sektörün en kritik ihtiyacı olan nitelikli insan kaynağına dikkat çeken bir platform olarak kurguladık. “Bu yıl yarışmanın teknik altyapısını ve kapsamını daha da ileri taşıdık. Aynı anda dört farklı makinede yarışabilecek bir organizasyon kurgulamak, sektör adına önemli bir iddia ortaya koyuyor. CNC Masters’ın önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’de değil, bölgesel ölçekte de referans gösterilen bir platform haline gelmesini hedefliyoruz.” Amacımız, CNC operatörlüğünü daha görünür kılmak ve bu alandaki yetenekleri sektöre kazandırmak.” dedi. Mesleki görünürlük ve yeni fırsatlar sunuyor CNC Masters, operatörler için yalnızca bir rekabet ortamı değil; aynı zamanda kendini gösterme, mesleki yetkinliğini kanıtlama ve sektörde fark edilme fırsatı sunuyor. Türkiye’nin farklı şehirlerinden katılımcıları bir araya getiren yarışma, deneyim paylaşımını teşvik ederken mesleki gelişimi destekleyen bir ekosistem oluşturuyor. CNC Masters 2026, ustalığını bir adım ileri taşımak, sahneye çıkmak ve mesleki yolculuğunda yeni bir sayfa açmak isteyen tüm CNC operatörlerini başvuruya davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hemşireler Sağlık Sisteminin Görünmeyen Yükünü Taşıyor Haber

Hemşireler Sağlık Sisteminin Görünmeyen Yükünü Taşıyor

Ancak sağlık sisteminde artan iş yükü, uzun nöbet saatleri ve yoğun çalışma temposu, hemşireleri ciddi bir tükenmişlik riskiyle karşı karşıya bırakıyor. 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Sağlık Hizmetleri Sendikası (Sahim-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, hemşirelerin yalnızca hastaların değil, sağlık sisteminin yükünü de taşıdığını belirterek, özellikle kamu hastanelerinde görev yapan hemşirelerin ağır çalışma koşulları altında hizmet vermeye çalıştığını ifade etti. 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü dolayısıyla yapılan değerlendirmelerde, hemşirelerin çalışma koşulları ve sağlık sistemindeki kritik rolü yeniden gündeme taşındı. Sağlık sistemlerinin görünmeyen yükünü taşıyan hemşireler; artan hasta yoğunluğu, uzun nöbet saatleri ve ağır çalışma koşulları altında görev yapmaya devam ediyor. Hastaların tedavi süreçlerinde yalnızca tıbbi bakım sunmayan hemşireler; kriz anlarını yöneten, hasta yakınlarına güven veren ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğinde kritik rol üstlenen en önemli meslek grupları arasında gösteriliyor. Ancak uzmanlara göre sağlıkta artan iş yükü, personel yetersizliği, sağlıkta şiddet ve tükenmişlik riski, hemşirelik mesleğini her geçen gün daha zorlu bir noktaya taşıyor. Hemşireler Sadece Hastaları Değil, Sistemi De Ayakta Tutuyor Özellikle pandemi sonrası sağlık hizmetlerine olan talebin büyümesiyle birlikte hemşirelerin omuzlarındaki yük daha da artarken; sağlıkta şiddet, tükenmişlik sendromu ve mesleki yıpranma gibi sorunlar sağlık sisteminin en kritik başlıkları arasında gösteriliyor. Hemşirelerin sağlık sistemindeki en kritik meslek gruplarından biri olduğunu belirten Özlem Akarken, sağlık çalışanlarının artık yalnızca hasta bakımından değil, sistemdeki eksikliklerden doğan yüklerden de sorumlu hale geldiğini söyledi. Akarken, “Hemşireler bugün yalnızca tedavi sürecinin bir parçası değil; kriz anlarını yöneten, hastaya moral veren, hasta yakınlarını sakinleştiren ve sağlık sisteminin sürekliliğini sağlayan en önemli yapı taşlarından biri haline geldi. Ancak artan iş yükü ve ağır çalışma temposu, mesleki tükenmişliği her geçen gün büyütüyor” dedi. Sağlıkta Şiddet ve Yoğun Nöbet Sistemi Gündemde Özellikle kamu hastanelerinde görev yapan hemşirelerin yoğun çalışma temposu altında görev yaptığını ve sağlıkta şiddetin de sağlık çalışanları üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çeken Akarken, ‘‘Birçok sağlık kuruluşunda hemşire başına düşen hasta sayısı giderek yükseliyor. Uzun nöbetler, dinlenme süresinin yetersizliği ve sürekli yüksek tempoda çalışma hem fiziksel hem psikolojik yıpranmayı artırıyor. Sağlık çalışanlarının yaşam kalitesini koruyacak yeni düzenlemelere ihtiyaç var” diye konuştu. Genç Sağlık Çalışanları Yurt Dışını Düşünüyor Sağlık sisteminde görev yapan genç çalışanların gelecek kaygısının büyüdüğünü ifade eden Akarken, çalışma koşullarının iyileştirilmemesi halinde sağlık alanındaki insan kaynağı sorununun daha da derinleşebileceğini söyledi. Akarken, “Bugün birçok genç hemşire daha insani çalışma koşulları ve daha sürdürülebilir bir meslek hayatı için farklı alternatifleri değerlendiriyor. Sağlık sisteminin güçlü kalabilmesi için sağlık çalışanlarının yalnızca fedakârlığına değil, haklarına da yatırım yapılmalı” ifadelerini kullandı. Dünya Hemşireler Günü Sadece Kutlama Değil, Farkındalık Günü Olmalı Dünya Hemşireler Günü’nün yalnızca sembolik mesajlarla geçiştirilmemesi gerektiğini vurgulayan Akarken, hemşirelerin yaşadığı sorunların daha görünür hale gelmesi gerektiğini belirterek, “Sağlık sisteminin merkezinde insan var. İnsan hayatına dokunan hemşirelerin çalışma koşulları güçlenmeden sağlık sisteminde sürdürülebilir başarıdan söz etmek mümkün değil. Dünya Hemşireler Günü, yalnızca teşekkür edilen değil; sorunların da konuşulduğu bir farkındalık günü olmalı” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik Haber

Türkiye’nin Nükleer Teknolojiler Geliştirme Hamlesinde Kritik Eşik

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2025 yılı eylül ayında başlatılan ve Türkiye’nin nükleer teknolojilerde önemli bir üs olarak konumlanmasını hedefleyen “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” çağrısına yanıt, IC Holding grup şirketlerinden IC Nükleer ve Endüstri’den (ICN) geldi. IC Holding, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS başta olmak üzere enerji güvenliği, karbon nötr hedefi ve teknolojik bağımsızlık vizyonu doğrultusunda nükleer faaliyetlerini ICN çatısı altında topladığını duyurmasının ardından “Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi” için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile iş birliği anlaşması imzaladı. Ülkemizde ilk, dünyada ise aynı anda dört reaktörün birden inşa edildiği ilk nükleer santral olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren IC Grubu, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak İTÜ’de yerli nükleer reaktör üretimi (SMR) için kurulacak teknoparkın ilk özel sektör destekçisi oldu. İş birliği, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve IC Holding CEO’su Can Çaka tarafından imzalanan anlaşmayla resmiyet kazandı. Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu doğrultusunda atılan bu adım, yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil; aynı zamanda bilim, teknoloji ve sanayide bağımsızlığı güçlendirecek stratejik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. ICN’nin İTÜ ile kurduğu iş birliği ile şekillenen bu yeni dönem, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefini somutlaştırırken, ülkemizin nükleer teknolojilerde yalnızca uygulayıcı değil, tasarlayan, geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefinde de kritik bir eşik olacak. Can Çaka: “Anahtar teslim nükleer oyuncu olmayı hedefliyoruz” Türkiye’nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini aktaran IC Holding CEO’su Can Çaka, şirketin nükleer alandaki vizyonunu şu sözlerle ortaya koydu: “Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu geliştiren ve üreten bir pozisyona geçiyoruz. Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası olmayı; kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek. Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil; tasarımından mühendisliğine, üretiminden uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz. İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye’de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Amacımız yalnızca projeler geliştirmek değil; Türkiye’yi nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir ülke konumuna taşımak.” İTÜ’de nükleer teknopark: Çok paydaşlı bir ekosistem kuruluyor Nükleer enerji teknolojileri, küçük modüler reaktörler (SMR) ve ilgili mühendislik çözümleri geliştirmek amacıyla hayata geçirilen İTÜ nükleer teknopark, Türkiye’nin bu alandaki ilk yapılanması olacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde; enerji güvenliği, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline gelirken; enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiriyor. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. Bu çerçevede meseleye, enerjiye erişimin ötesinde; bu teknolojileri geliştirme, tasarlama ve yön verebilme kapasitesini inşa etme perspektifiyle yaklaşıyoruz. Küçük modüler reaktörler (SMR) ise küresel ölçekte yeni nesil enerji sistemlerinin merkezinde yer alırken, bu alanda geliştirilen bilgi ve teknoloji kapasitesi ülkelerin rekabet gücünü doğrudan belirleyen unsurlar arasında bulunuyor. Bu nedenle, İTÜ olarak konuyu, 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde yer alan “Yerli Modüler Nükleer Reaktör Geliştirme” hedefiyle doğrudan örtüşen bir çerçevede ele alıyoruz. Nükleer bilimi, teknolojisi ve mühendisliği konusunda en fazla ihtiyaç ise insan kaynağı odaklı. İTÜ olarak bu kapsamda lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere her düzeyde katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Prof. Dr. Hasan Mandal, şöyle devam etti: “Türkiye’nin enerji alanında ilklerine ve enlerine imza atan bir üniversite olarak, nükleer teknolojilerdeki akademik birikimimizi ileri araştırma ve teknoloji geliştirme süreçleriyle bütünleştiriyoruz. Türkiye’nin ilk araştırma reaktörü olan İTÜ TRIGA MARK II Eğitim ve Araştırma Reaktörü’ne ev sahipliği yapıyor. Ülkemizin ilk Enerji Enstitüsü’nü kurmuş bir kurum olarak bu alandaki kurumsal sürekliliğimizi güçlendirirken aynı zamanda nükleer teknolojilerde akademik liderliği üstlenmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Bu süreçte IC Nükleer ve Endüstri ile başlattığımız iş birliği, akademi ve sanayinin birlikte etkiyi büyüten ve süreci hızlandıran bir çarpan etkisi olmasının yanı sıra, ülkemizin nükleer teknolojilerde üretme kapasitesini güçlendiren stratejik bir adım niteliğinde. Bu iş birliğini iki kurum arasında sadece kurulan bir yapı olarak görmekle kalmayıp farklı üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayi paydaşlarının dahil olduğu çok paydaşlı bir ekosistemin parçası olarak ele alıyoruz. Nükleer teknolojilerde geçmişten gelen birikimimiz ile süreci reaktif bir yaklaşımın ötesinde proaktif bir anlayışla ele alıyor; akademik birikimimizden ve tabandan gelen gelişim (bottom-up) ile beslenen organik bir yapı kuruyoruz. Enerji Enstitümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla nükleer teknolojileri üniversitemizin öncelikli araştırma alanları arasında konumlandırırken, Türkiye’nin ilk Nükleer Teknoloji Geliştirme Parkı ile akademi ve sanayinin eş zamanlı üretim yaptığı, araştırmadan tasarıma, mühendislikten üretime uzanan bütüncül bir yapıyı hayata geçiriyoruz. Bu yapıyı, bilginin doğrudan uygulamaya dönüştüğü ve disiplinler arası etkileşimin süreklilik kazandığı bir ekosistem olarak kurguluyoruz. “Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği ve derinleşmesi açısından önemli bir potansiyel sunuyor.” “Birlikte Öğrenme Laboratuvarlarımız ile farklı disiplinlerden araştırmacılar ve öğrencileri ortak problem alanları etrafında bir araya getiriyor; birlikte öğrenme, birlikte geliştirme ve birlikte başarma yaklaşımını somut çıktılarla güçlendiriyoruz. Gençlerimizin nükleer alanına yönelik artan ilgisi ve motivasyonu, oluşturduğumuz ekosistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Mükemmeliyet merkezimiz, lisansüstü programlarımız ve Türkiye’de ilk kez açılan “Nükleer Mühendislik” Yenilikçi Yandal Programımız ile bu alanda nitelikli insan kaynağını sistematik bir şekilde yetiştiriyor; araştırma kapasitemizi insan kaynağı gelişimiyle eş zamanlı olarak ileri taşıyoruz. Nükleer teknolojilerde söz sahibi olmak, enerji üretmekten öte; geleceği tasarlama sorumluluğuna ve iradesine sahip olmaktır. İTÜ olarak bu anlayışla hareket ediyor; akademi ve sanayinin birlikte ürettiği bu ekosistemi kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürerek ülkemizin küresel ölçekte rekabet gücüne katkı sağlamak adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ICN’nin İTÜ ile başlattığı bu iş birliği, yalnızca iki kurum arasında kurulan bir ortaklık değil; farklı akademik kurumların da dahil olduğu geniş bir bilgi ve araştırma ağına dayanıyor. Başta Hacettepe Üniversitesi olmak üzere nükleer alanda çalışan farklı üniversitelerden akademisyenlerin de dahil olacağı bu yapı, disiplinler arası bir yaklaşımla ilerleyecek. Proje kapsamında insan kaynağı geliştirme hedefi doğrultusunda her yıl en az 10 öğrenciye araştırma bursu verilmesi planlanırken, çalışmanın yaklaşık 4 ila 8 yıl arasında bir sürede olgunlaşması öngörülüyor. Kurulacak nükleer teknopark ile yerli reaktör tasarımından mühendislik geliştirme süreçlerine, insan kaynağı yetiştirilmesinden nükleer sınıf üretim altyapısının oluşturulmasına kadar geniş bir ekosistem inşa edilmesi hedefleniyor. Akademi ile özel sektörü aynı çatı altında buluşturan bu yapı, Türkiye’nin nükleer teknolojilerde kalıcı bir bilgi birikimi ve üretim kapasitesi geliştirmesinin de temelini oluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.