Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iş Dünyası

Kapsül Haber Ajansı - Iş Dünyası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Dünyası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İş Dünyası Haberleri Nereden Takip Edilmeli? Haber

İş Dünyası Haberleri Nereden Takip Edilmeli?

Bir şirketin yeni yatırım kararı, enerji maliyetlerindeki değişim, tedarik zincirini etkileyen düzenleme ya da savunma sanayiindeki kritik bir teslimat, farklı kurumlar için farklı anlamlar taşır. Bu nedenle iş dünyası haberleri nereden takip edilir sorusu, yalnızca gündemi kaçırmamakla ilgili değildir. Doğru kaynak seçimi; yatırım kararlarından kurumsal iletişime, rekabet analizinden editoryal planlamaya kadar pek çok sürecin niteliğini belirler. İş dünyası haberlerinde hız değerlidir, ancak tek başına yeterli değildir. İlk duyuruyu vermek ile gelişmenin ekonomik, sektörel ve stratejik etkisini doğru kurmak aynı şey değildir. Karar vericilerin ihtiyacı, yüksek haber akışı içinde doğrulanmış bilgiyi, bağlamı ve kendi faaliyet alanına temas eden ayrıntıyı ayırt edebilmektir. İş dünyası haberleri nereden takip edilmeli? En verimli yaklaşım, tek bir yayın kaynağına bağlı kalmak yerine katmanlı bir takip düzeni kurmaktır. Genel ekonomi gündemi piyasadaki yönü gösterirken, dikey sektör yayınları o yönün hangi şirketleri, teknolojileri ve düzenlemeleri etkileyeceğini açıklar. Resmi kurum açıklamaları ise bilgiyi doğrulamak için temel referans noktasıdır. Bu üç katman birlikte kullanıldığında haber tüketimi pasif bir okuma alışkanlığından çıkar, iş zekâsına dönüşür. Örneğin faiz kararının ilk etkisi genel ekonomi yayınlarında görülür. Bunun gayrimenkul, ihracatçı KOBİ'ler veya lojistik yatırımları üzerindeki yansıması ise sektör odaklı haberlerde daha net izlenir. Düzenlemenin teknik çerçevesi ve yürürlük tarihi de ilgili kurumun açıklamasıyla teyit edilir. Genel ekonomi ve finans yayınları Makroekonomik veriler, para politikası kararları, sermaye piyasaları, istihdam, enflasyon ve dış ticaret gelişmeleri için düzenli ekonomi haberciliği temel başlangıç alanıdır. Bu yayınlar, şirketlerin faaliyet gösterdiği geniş zemini okumaya yardımcı olur. Ancak manşetteki rakamların her şirket için aynı sonucu doğurmadığı unutulmamalıdır. Örneğin kurdaki hareket ihracatçı için avantaj yaratabilirken, ithal ara malına bağımlı üretici için maliyet baskısı oluşturabilir. Bu yüzden ekonomi haberini, şirketin gelir yapısı, borçluluk seviyesi, tedarik modeli ve pazarlarıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Başlık ne kadar güçlü olursa olsun, haberi bilançodan ve sektörel gerçeklikten bağımsız okumak yanıltıcı olabilir. Sektör odaklı yayınlar ve uzman habercilik Enerji, savunma, tarım, lojistik, yapay zekâ, teknoloji, sanayi ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda genel haber akışı çoğu zaman ilk bilgiyi sağlar; asıl rekabet içgörüsü ise uzmanlaşmış habercilikte oluşur. Yeni bir yönetmeliğin teknik ayrıntısı, bir fabrikanın kapasite artışının tedarikçilere etkisi veya bir yazılım yatırımının pazardaki konumu, sektörü bilen editoryal yaklaşım gerektirir. Sektör odaklı kaynaklar seçilirken yalnızca şirket duyurularını yayımlayan bir yapı olup olmadığına bakılmalıdır. Güçlü yayıncılık; haber, röportaj, veri, uzman görüşü ve saha bilgisini birbirini tamamlayan biçimde sunar. Kurumsal açıklamalar önemlidir, fakat bunların bağımsız haber değeri ve piyasa karşılığı ayrıca değerlendirilmelidir. Kapsül Haber Ajansı gibi ekonomiyle bağlantılı stratejik sektörleri birlikte izleyen haber platformları, bu noktada dağınık gündemi daha işlevsel bir çerçeveye yerleştirebilir. Özellikle dijital yayınlar için telifsiz ve ücretsiz içerik akışı, güncel haber ihtiyacı ile yayın planı arasındaki süreyi kısaltan bir avantaj sağlar. Resmi açıklamalar, şirket bildirimleri ve düzenleyici kurumlar İş dünyası haberi takip edilirken en güçlü doğrulama zemini birincil kaynaklardır. Kamu kurumları, düzenleyiciler, borsaya yapılan bildirimler, şirketlerin yatırımcı ilişkileri açıklamaları, faaliyet raporları ve resmi istatistikler; özellikle finansal, hukuki ve yatırım odaklı iddialarda ilk kontrol noktası olmalıdır. Bununla birlikte birincil kaynakların dili çoğu zaman teknik ve sınırlıdır. Bir şirket, yeni tesis yatırımını açıklayabilir; ancak bu yatırımın rekabet dengesi, istihdama etkisi veya tedarikçileri için ne ifade ettiği açıklamada yer almayabilir. Haber kuruluşlarının rolü tam burada başlar: Belgeyi bağlama oturtmak, tarafları dinlemek ve gelişmenin etkisini izlemek. Güvenilir haber kaynağı nasıl ayırt edilir? Güvenilirlik, yalnızca tanınmış bir marka olmak değildir. Haberin kaynağı, yayımlanma zamanı, kullanılan dil, atıflar ve sonraki güncellemeler birlikte değerlendirilmelidir. İyi bir iş haberi, kesinleşmemiş bilgiyi kesin hüküm gibi sunmaz; beklenti, iddia, karar ve uygulama arasındaki farkı açık biçimde korur. Bir haberde şirket adı, yatırım tutarı, kapasite, tarih veya mevzuat maddesi gibi somut veriler varsa bunların nereden geldiği anlaşılmalıdır. Anonim kaynaklara dayalı bilgiler bazı durumlarda habercilik açısından gerekli olabilir. Ancak bu tür içeriklerde karşı görüşe yer verilmesi, iddianın sınırlarının belirtilmesi ve gelişmenin sonraki aşamalarda izlenmesi gerekir. Haberin dili de güçlü bir göstergedir. Aşırı vaat içeren, ölçüsüz övgü kullanan veya belirsiz ifadelerle yatırım algısı oluşturan metinler dikkatle ele alınmalıdır. Özellikle teknoloji, savunma ve yapay zekâ gibi yüksek beklentili alanlarda, ürün tanıtımı ile ticari başarı; prototip ile seri üretim; niyet beyanı ile bağlayıcı sözleşme birbirine karıştırılmamalıdır. Haber akışını karar sürecine bağlamak Profesyoneller için en doğru yöntem, gün boyu tüm haberleri izlemek değil, kritik sinyalleri düzenli bir sistem içinde toplamaktır. Bunun için takip edilen alanlar şirketin önceliklerine göre belirlenmelidir. Bir üretim şirketi enerji fiyatları, hammadde, lojistik ve ihracat pazarlarını öne alırken; bir teknoloji şirketi düzenlemeler, yetenek piyasası, siber güvenlik ve yatırım işlemlerini daha yakından izleyebilir. Günlük akışta kısa bir tarama yeterli olabilir, fakat haftalık değerlendirme daha derin yapılmalıdır. Haftanın haberlerini üç soruyla ele almak pratik bir çerçeve sunar: Bu gelişme hangi riski büyütüyor? Hangi fırsatı görünür kılıyor? Kurumun paydaşlarına anlatması gereken yeni bir mesaj var mı? Kurumsal iletişim ekipleri için bu yaklaşım ayrıca önem taşır. Rakiplerin yatırım, ortaklık, ihracat, sürdürülebilirlik ve liderlik hamleleri, yalnızca takip edilecek haberler değildir; kurumun kendi gündemini konumlandırması için de veri sağlar. Buna karşılık, her gelişmeye açıklama yapma refleksi doğru değildir. Haber değeri olan, kurum stratejisiyle uyumlu ve somut veriyle desteklenen mesajlar daha kalıcı etki üretir. Yayıncılar için içerik kaynağı seçiminin ayrı önemi Dijital gazeteler ve sektörel yayınlar açısından soru iki yönlüdür: Haber nereden alınacak ve hangi içerik hangi hızla yayımlanabilecek? Bu noktada telif koşulları, kaynak güvenilirliği, görsel-video materyalin kullanım durumu, güncelleme kapasitesi ve içerik çeşitliliği belirleyicidir. Yalnızca ajans hızıyla çalışmak derinlik eksikliği yaratabilir; yalnızca uzun analizlere odaklanmak da güncel gündemin gerisinde kalmaya yol açabilir. Dengeli bir yayın stratejisi, sıcak gelişmeleri doğrulanmış biçimde verirken sektör dosyaları, yönetici röportajları ve uzman görüşleriyle kalıcılık üretir. Çok dilli içerik ihtiyacı olan kurumlar için terminoloji tutarlılığı da bu denklemin önemli parçasıdır. Haber takibi, ekranı sürekli yenilemek değildir. Doğru kaynaklardan gelen bilgiyi şirketin sektörü, riskleri ve hedefleriyle ilişkilendirebilen kurumlar, gündemi yalnızca öğrenmez; gündemin içinde daha hazırlıklı ve daha görünür bir konum alır.

CEO röportajları neden okunur? Haber

CEO röportajları neden okunur?

Bir CEO konuştuğunda, çoğu zaman yalnızca kendi şirketini anlatmaz. Pazarın nereye gittiğini, kurumların neyi önceliklendirdiğini, hangi risklerin masada olduğunu ve hangi alanların büyüme sinyali verdiğini de ortaya koyar. Bu nedenle ceo röportajları neden okunur sorusunun yanıtı, kişisel merakın çok ötesine geçer. Özellikle ekonomi, teknoloji, savunma, enerji, lojistik ve sürdürülebilirlik gibi sektörleri izleyen profesyoneller için bu röportajlar, karar süreçlerini besleyen bir bilgi katmanıdır. Haber tüketimi artık yalnızca olup biteni öğrenmekle sınırlı değil. Karar vericiler, haberin arkasındaki niyeti, yönü ve etkisini de görmek istiyor. CEO röportajları tam bu noktada öne çıkıyor. Klasik basın bültenlerinin çizdiği çerçeveyi genişletiyor, kurumsal söylemi daha insani ama aynı zamanda daha stratejik bir zemine taşıyor. CEO röportajları neden okunur? En temel neden, bir şirketin resmi pozisyonunu en net biçimde yöneticisinin ağzından duymaktır. CEO düzeyi açıklamalar, kurumun yalnızca bugünkü faaliyetlerini değil, orta vadeli hedeflerini ve risk algısını da yansıtır. Bir yatırımcı için bu, güven sinyalidir. Bir sektör editörü için haber değeri taşır. Kurumsal iletişim ekipleri içinse itibarı etkileyen bir görünürlük alanıdır. Bunun yanında CEO röportajları, veri ile vizyonu aynı metinde buluşturur. Finansal sonuçlar, üretim kapasitesi, ihracat hedefleri ya da yeni yatırım planları gibi somut bilgiler; liderlik yaklaşımı, dönüşüm planı ve sektör okuması ile birleştiğinde içerik daha anlamlı hale gelir. Okur yalnızca ne olduğunu değil, neden olduğunu da görür. Bir başka kritik nokta da güven unsurudur. Özellikle yoğun haber akışında, kurum adına yapılan her açıklama aynı etkiyi yaratmaz. CEO imzası ya da CEO beyanı, kurumsal ciddiyeti artırır. Elbette her röportaj otomatik olarak güven üretmez. Sorular yüzeysel, cevaplar fazla steril ya da tamamen tanıtım odaklıysa etki sınırlı kalır. Ancak güçlü bir röportaj, markanın söylem kalitesini doğrudan yükseltir. Stratejik bilgiye hızlı erişim sağlar Profesyonel okur için zaman sınırlıdır. Bu nedenle içeriklerin tek metinde birden fazla ihtiyacı karşılaması beklenir. CEO röportajları tam da bu yüzden yüksek okunurluk üretir. Bir röportajda şirketin büyüme planını, sektörün önündeki darboğazları, regülasyon beklentilerini ve yeni iş modellerini aynı anda görmek mümkündür. Örneğin enerji sektöründeki bir CEO, yalnızca şirket yatırımından söz etmez. Finansman maliyetleri, yeşil dönüşüm baskısı, kapasite artışı, kamu politikaları ve tedarik zinciri sorunları hakkında da çerçeve sunar. Benzer biçimde savunma sanayii, yapay zeka ya da lojistik alanındaki röportajlar da ilgili ekosistemin nabzını verir. Bu nedenle röportaj, tek bir şirket hikayesi olmaktan çıkar ve daha geniş bir sektör okumasına dönüşür. Burada önemli olan, röportajın haber değerini korumasıdır. Aşırı genel cümleler ya da herkesin söylediği türden büyüme vaatleri, profesyonel okuru uzun süre içeride tutmaz. Okunan CEO röportajı, somutluk taşıyan röportajdır. Hedef, oran, pazar, yatırım, istihdam, ihracat, teknoloji ve rekabet gibi başlıklarda netlik varsa etki artar. Kurumsal vizyonu kişiselleştirir Kurumlar çoğu zaman soyut birer yapı gibi algılanır. Oysa kararları insanlar alır ve bu kararların arkasında öncelikler, bakış açıları ve yönetim tarzları vardır. CEO röportajları bu görünmeyen kısmı görünür kılar. Şirketin neden belirli bir pazara girdiği, neden belirli bir teknolojiye yatırım yaptığı ya da neden yeni bir dönüşüm programı başlattığı daha anlaşılır hale gelir. Bu, özellikle B2B alanlarda değerlidir. Çünkü iş dünyasında satın alma, ortaklık ya da iş birliği kararları yalnızca ürün ve fiyatla alınmaz. Yönetim kalitesi, kurumsal istikrar ve stratejik yön de dikkatle izlenir. CEO’nun yaklaşımı bu değerlendirmeyi etkiler. Sadece başarı hikayesi değil, risk haritası da sunar İyi bir röportaj yalnızca olumlu başlıkları parlatmaz. Piyasadaki baskıları, operasyonel zorlukları, maliyet yüklerini ya da regülasyon kaynaklı belirsizlikleri de açığa çıkarır. Bu da içeriği daha gerçek ve daha değerli yapar. Profesyonel okur, kusursuz görünen metinlere temkinli yaklaşır. Çünkü gerçek sektör dinamiği daima fırsat ve riskin birlikte yönetildiği bir zeminde ilerler. CEO röportajı bu dengeyi kurabiliyorsa, kuruma olan güven de artar. Medya, yatırımcı ve sektör paydaşları için farklı anlamlar taşır CEO röportajlarının geniş bir okuyucu kitlesi bulmasının nedeni, tek bir hedef kitleye hitap etmemesidir. Aynı içerik, farklı paydaşlar için farklı işlevler görür. Editör röportajdan manşet ve bağlam çıkarır. Yatırımcı büyüme sinyali arar. Tedarikçi iş hacmi ve yön arar. İnsan kaynakları profesyoneli ise kurum kültürü hakkında ipucu yakalar. Bu çok katmanlı değer, röportajı sıradan kurumsal içerikten ayırır. Aynı zamanda yeniden yayımlanabilirliği ve atıf potansiyelini de artırır. Haber merkezleri için bu tür içerikler, hem güncel hem de analiz destekli bir yayın akışı sunar. Kapsül Haber Ajansı gibi iş dünyası odaklı yayın yapılarında CEO röportajlarının güçlü karşılık bulması da bu nedenle şaşırtıcı değildir. İtibar yönetiminde görünür bir araçtır Bir CEO’nun ne söylediği kadar, nasıl söylediği de önemlidir. Net, tutarlı ve sektör gerçekleriyle uyumlu bir söylem; kurumun itibarını güçlendirir. Özellikle kriz dönemlerinde ya da dönüşüm süreçlerinde CEO röportajları, piyasanın güven ihtiyacına yanıt verir. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Röportaj fazla kontrollü ve tamamen PR diliyle kurulmuşsa okur bunu hızla fark eder. Bu durumda görünürlük sağlanır ama etki zayıf kalır. Etkili olan, mesaj disiplini ile editoryal doğallık arasında denge kurabilen röportajdır. CEO röportajları neden okunur sorusunun dijital medya tarafı Dijital yayıncılıkta dikkat süresi kısa, rekabet ise yüksektir. Buna rağmen CEO röportajları hâlâ güçlü performans gösterebiliyor çünkü doğru kurgulandığında üç şeyi aynı anda sunuyor: otorite, özgünlük ve bağlam. Haber akışında benzer başlıklar hızla çoğalırken, bir CEO’nun doğrudan görüşü içeriğe farklılık kazandırır. Ayrıca röportaj formatı, çoklu içerik üretimine uygundur. Tek bir söyleşiden haber, kısa alıntı, video kesiti, sosyal medya spotu, sektör analizi ve kurum profili çıkarılabilir. Bu da hem yayıncılar hem de kurumlar açısından verimli bir model yaratır. İçeriğin okunması kadar dolaşıma girmesi de kolaylaşır. Bununla birlikte her CEO röportajı aynı sonucu üretmez. Başlık güçlü ama içerik zayıfsa, ilk tıklama gelir fakat okuma tamamlanmaz. Tam tersine daha niş bir konu, güçlü içgörü ile işlendiğinde daha dar ama çok daha etkili bir profesyonel kitleye ulaşabilir. Özellikle yapay zeka, savunma, sürdürülebilirlik, üretim teknolojileri ve ihracat gibi alanlarda uzmanlık sinyali taşıyan röportajlar daha uzun ömürlü olur. Okurun aradığı şey aslında erişim duygusudur CEO röportajlarının çekiciliği biraz da erişim hissinden gelir. Okur, normalde kapalı kapılar ardında konuşulan stratejik başlıklara daha yakından bakabildiğini düşünür. Bu duygu, içeriği daha değerli kılar. Çünkü burada yalnızca bilgi değil, kurumsal karar mekanizmasına temas etme hissi vardır. Bu yüzden röportajlarda klişe sorular yerine gerçekten karar süreçlerini açan sorular önemlidir. Neden şimdi? Neden bu yatırım? En büyük darboğaz ne? Rekabette hangi kırılma bekleniyor? Hangi teknoloji henüz abartılıyor, hangisi geç fark ediliyor? Bu tür sorular röportajı okunur yapar. Okunurluğu belirleyen asıl unsur soru kalitesidir Güçlü CEO, tek başına güçlü röportaj anlamına gelmez. İçeriğin değerini çoğu zaman sorunun kalitesi belirler. Yüzeysel sorular, en deneyimli yöneticiden bile sınırlı cevaplar çıkarır. Oysa iyi hazırlanmış röportaj, şirketin görünür gündeminin ötesine geçer ve sektörün yönünü anlamaya yarayan alanlar açar. Bu nedenle editoryal hazırlık kritik önemdedir. Şirket verilerini, pazar dinamiklerini, geçmiş açıklamaları ve rekabet ortamını bilen bir röportaj kurgusu, okurun beklediği derinliği üretir. Profesyonel kitle de bunu hızla ayırt eder. CEO röportajları okunur çünkü iş dünyasında niyet, yön ve kapasite en az sonuçlar kadar önemlidir. Bir şirketin nerede durduğunu bilanço söyler, nereye gitmek istediğini ise çoğu zaman CEO anlatır. Bu anlatı gerçek veriyle destekleniyor, zorlu sorulardan kaçmıyor ve sektörün nabzını tutuyorsa, röportaj yalnızca okunmaz; referans alınır, paylaşılır ve karar masasına taşınır. İş dünyasının hızlanan gündeminde asıl kıymet de tam burada oluşur.

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu Haber

Şirketlerin Sürdürülebilirlik Yolculuğu Verilerle Ortaya Kondu

UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir.

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ANTGİAD ve DEGİAD'dan İş Dünyasına Örnek İş Birliği  Haber

ANTGİAD ve DEGİAD'dan İş Dünyasına Örnek İş Birliği 

Denizli’de gerçekleştirilen organizasyonda, Türkiye’nin ilk genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ( 1990 ) ve DEGİAD’ın ( 1991 ) üyeleri birebir görüşmeler yaparak faaliyet alanlarını, yatırım planlarını ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. Etkinlikte, klasik tanışma toplantılarının ötesine geçilerek doğrudan iletişim, güven temelli ilişki geliştirme ve somut ticari fırsatlar oluşturma hedefi ön plana çıktı. YÜZ YÜZE İLETİŞİMİN GÜCÜ TİCARETİN EN ÖNEMLİ KALDIRAÇLARINDAN BİRİ Etkinliğin ardından değerlendirmelerde bulunan ANTGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Yavaş, dijitalleşmenin hızla arttığı bir dönemde insan ilişkilerinin ve yüz yüze iletişimin değerinin daha da yükseldiğini vurguladı. Yavaş şunları söyledi: “Bugün teknolojinin sunduğu tüm olanaklara rağmen ticaretin temelinde hala güven vardır. Güven ise insanların birbirini tanımasıyla, aynı masada oturmasıyla ve birbirinin gözünün içine bakarak konuşmasıyla oluşur. Networking yalnızca kartvizit değişiminin ötesinde; uzun yıllar sürecek iş birliklerinin, ortaklıkların ve dostlukların temelinin atılmasıdır.” EGE VE AKDENİZ ARASINDA GÜÇLÜ EKONOMİK BAĞ Türkiye’nin en köklü genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ve DEGİAD’ın ortak organizasyonunun önemini vurgulayan Yavaş, iki bölgenin ekonomik potansiyelinin birbirini tamamladığını ifade etti. “Ege ve Akdeniz, Türkiye ekonomisinin en dinamik üretim ve ticaret havzaları arasında yer alıyor. Denizli’nin üretim gücü, sanayi kültürü ve ihracat deneyimi ile Antalya’nın turizm, tarım, hizmet sektörü ve uluslararası ticaret potansiyeli bir araya geldiğinde çok değerli sinerjiler ortaya çıkıyor. Biz bu buluşmayı iki güçlü ekonomik ekosistemin birbirine kenetlenmesi olarak görüyoruz.” İŞ DÜNYASINDA YENİ DÖNEM: REKABET KADAR İŞ BİRLİĞİ DE ÖNEMLİ Küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasını yeni iş yapma modellerine yönlendirdiğini belirten Yavaş, gelecekte şirketlerin yalnızca kendi güçleriyle değil, kurdukları iş birlikleriyle de büyüyeceğini söyledi. “Yeni dönemde başarı; iyi üretmekten ve doğru insanlarla doğru ağları kurabilmekten geçiyor. Şirketler kadar şehirlerin, şehirler kadar kurumların da birbirleriyle bağlantı kurduğu bir çağdayız. Bu nedenle GİAD’lar arasında oluşturduğumuz bu ticari köprüyü çok değerli buluyoruz.” ORTAK HEDEF: DAHA GÜÇLÜ BİR İŞ DÜNYASI EKOSİSTEMİ Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen birebir görüşmelerin ardından katılımcılar kokteyl ve serbest networking bölümünde temaslarını daha da güçlendirdi. ANTGİAD ve DEGİAD yöneticileri, bu tür organizasyonların önümüzdeki dönemde artarak devam etmesi konusunda görüş birliğine varırken, genç iş insanları arasında kurulacak yeni ticari ilişkilerin bölgesel kalkınmaya ve ekonomik hareketliliğe önemli katkılar sağlayacağı ifade edildi. Türkiye’nin ilk genç iş insanları dernekleri arasında yer alan ANTGİAD ve DEGİAD’ın gerçekleştirdiği bu örnek iş birliği, genç iş dünyası kuruluşlarının üyeleri için somut ticari fırsatlar oluşturan güçlü platformlar olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Şirket İflasları 2026’da %6 Artarken, Türkiye’de İse Görünüm Daha Pozitif Yönde Seyredecek  Haber

Küresel Şirket İflasları 2026’da %6 Artarken, Türkiye’de İse Görünüm Daha Pozitif Yönde Seyredecek 

2027’de ise sınırlı bir düşüş beklentisi bulunmasına rağmen iflasların yüksek seviyelerde dengelenmesi bekleniyor. Bu veriler, Allianz Trade’in kriz öncesi tahminleriyle karşılaştırıldığında, Orta Doğu’daki gelişmelerin doğrudan etkisi 2026 için yaklaşık 7.000, 2027 için ise yaklaşık 7.900 ek iflas anlamına geliyor. Allianz Trade ekonomistleri, çatışmanın uzaması halinde 2026 için yüzde 10 artış, 2027 için yüzde 3 artış senaryosunun gündeme gelebileceğine dikkat çekiyor. Orta Doğu’daki kriz şirketler için tahsilat riskini ne ölçüde artıracak? Allianz Trade, 2026 ve 2027’ye ilişkin güncellenmiş tahminlerini içeren son İflas Raporu’nu yayımladı. Ticari alacak sigortasında dünya lideri olan Allianz Trade’e göre 2025’te yüzde 6 artan küresel şirket iflasları 2026 yılında da yüzde 6 artacak. Bu durum, iflasların üst üste beşinci yıl da artacağı ve 2027’de yüksek bir seviyede dengeleneceği anlamına geliyor. Ancak çatışmanın uzaması, iflas risklerini daha da artırabilir. Orta Doğu’daki çatışma küresel iflasları artıracak Rapora göre Orta Doğu’daki kriz, enerji piyasalarında, taşımacılık maliyetlerinde ve küresel tedarik zincirlerinde oynaklık ve belirsizliği artırdı. Raporda, doğrudan etkilerin ötesinde, ikinci tur etkilerin enflasyonun hızlanmasına, finansal koşulların sıkılaşmasına ve iş dünyası güveninin zayıflamasına işaret ettiği de belirtildi. Allianz Trade CEO’su Aylin Somersan Coqui bu durumla ilgili şunları dile getiriyor: “Bu durum, tarım-gıda sektöründen üretime, sağlıktan teknolojiye kadar küresel değer zincirleri genelinde maliyetleri artırıyor. Ayrıca ulaşım, kimya ve metal gibi enerji yoğun sektörler üzerindeki baskıyı da artırıyor. Zayıf talep, artan girdi maliyetleri ve sıkılaşan finansal koşulların birleşimi; fiyatlama gücü zayıf, kâr marjı düşük, borçluluğu yüksek ya da işletme sermayesi ihtiyacı yapısal olarak yüksek şirketleri zorluyor. Kriz öncesi tahminlerimize kıyasla Orta Doğu’daki gelişmelerin doğrudan etkisi, 2026’da 7.000 ve 2027’de 7.900 ek küresel iflas anlamına geliyor.” Türkiye’de ise görünüm daha pozitif, 2026 ve 2027’de iflaslar azalacak Allianz Trade Türkiye CEO’su Ömer Gürcan Köseoğlu ise Türkiye’deki iflaslarla ilgili şunları dile getirdi. “2026 yılında Türkiye’de iflaslardaki artışın, ülkemizde uygulanmakta olan makro ekonomik programın görmeye başladığımız pozitif etkilerine bağlı olarak azalmasını bekliyoruz. 2027 yılında da küresel ekonomide değişen olumlu şartlarla birlikte ülkemizde iflasların yavaşlamaya devam ederek yüzde 9 düşeceğini tahmin ediyoruz.” Uzayan jeopolitik ve ekonomik şoklar iflas risklerini artırabilir Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması halinde; küresel petrol ve gaz arzında kalıcı aksaklıklar ve gübre, helyum gibi diğer emtialarda arz sıkıntıları gibi ikinci tur etkilerin güçlenebileceği de rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Bu durumun, artan enflasyon, azalan güven ve düşük büyüme ile birleşerek iflas risklerini yukarı çekebileceği de raporda vurgulanıyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Allianz Trade’in senaryosuna göre, geniş çaplı ve kalıcı bir tırmanış, küresel iflasları 2026’da yüzde 10, 2027’de ise yüzde 3 artırabilir. Bu da 2026-2027 döneminde ABD’de yaklaşık 4.100, Batı Avrupa’da ise yaklaşık 10.500 ek iflas anlamına gelir.” Küresel ölçekte 2026’da iflaslar nedeniyle risk altındaki istihdam 94 bin artabilir 2026’da küresel şirket iflaslarında yüzde 6 artış senaryosuna göre Allianz Trade, doğrudan risk altında olan istihdamın 2,2 milyon kişiye ulaşacağını tahmin ediyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle konuyla ilgili; “İnşaat, perakende ve hizmet sektörleri en fazla risk altındaki alanlar olacak. 1,3 milyon kişi ile Avrupa başı çekerken, Batı Avrupa yaklaşık 960 bin ve Kuzey Amerika yaklaşık 460 bin ile son 12 yılın en yüksek seviyelerine ulaşacak. Genel olarak şirket iflasları nedeniyle risk altındaki istihdam, ABD ve Avrupa’daki toplam işsiz sayısının yüzde 6’sına karşılık geliyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vize Randevularında “Karaborsa” İddiası:  Şikayetler Yüzde 38 Arttı Haber

Vize Randevularında “Karaborsa” İddiası: Şikayetler Yüzde 38 Arttı

Çözüm platformu Şikayetvar, vize randevularıyla ilgili yaşanan sorunları mercek altına aldı. 2026 yılına ait veriler, vize randevularına yönelik şikayetlerde yılın ilk aylarından itibaren dalgalı ancak yukarı yönlü bir eğilim olduğunu gösteriyor. Ocak ayında 675 olan şikayet sayısı Şubat’ta 523’e gerilerken, Mart ayında 724’e çıkarak yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artış, yalnızca bir ayda yaklaşık yüzde 38’lik sıçramaya işaret ediyor. Haftalık şikayet artışı yüzde 44 Haftalık veriler de bu yükselişi destekliyor. Ocak ayı başında 70 seviyesinde olan şikayetler kısa sürede iki katından fazla artarak 170’in üzerine çıktı. Şubat ayında dalgalı bir seyir izlenirken, Mart ayı itibarıyla yeniden güçlü bir yükseliş dikkat çekti. Özellikle Mart ortasında haftalık şikayet sayısı 189’a ulaşarak bir önceki haftaya göre yüzde 44 arttı. Ayın sonuna doğru ise haftalık şikayetlerin 190 seviyesinin üzerine çıkarak yüksek seyrini koruduğu görüldü. Veriler, belirli dönemlerde başvuru sistemine yoğun yük binmesiyle birlikte şikayetlerin ani sıçramalar gösterdiğini ortaya koyuyor. En çok nelerden şikayet ediliyor? Konuya ilişkin kullanıcıların en sık dile getirdiği sorunların başında, resmi sistemlerde uzun süre randevu bulunamaması geliyor. Pek çok kişi, haftalar hatta aylar boyunca randevu sistemi üzerinden boşluk yakalayamadığını ifade ederken, aynı tarihler için sosyal medya ve çeşitli aracı kanallar üzerinden ücret karşılığında randevu temin edilebildiği iddia ediliyor. Şikayetlerin önemli bir kısmı, vize başvuru süreçlerini yürüten aracı kurumlara yönelik eleştiriler içeriyor. Kullanıcılar, sistemin yetersizliği ve alternatif başvuru kanallarının bulunmaması nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını ifade ederken, bazı yorumlarda organizasyonel bir sorun olabileceği yönünde şüpheler dile getiriliyor. 300-1000 euroya randevu Şikayetlerde yer alan bilgilere göre, söz konusu randevuların 300 ila 1000 euro arasında değişen ücretlerle satıldığı öne sürülüyor. Bu süreçte Telegram ve WhatsApp grupları, bireysel aracılar ve “danışmanlık hizmeti” adı altında faaliyet gösteren bazı yapıların öne çıktığı belirtiliyor. Botlar kontenjanları saniyeler içinde dolduruyor Bir diğer dikkat çeken iddia ise, randevu sistemine otomatik yazılımlar (botlar) aracılığıyla erişim sağlanarak açılan kontenjanların saniyeler içinde kapatıldığı yönünde. Kullanıcılar, manuel olarak sisteme giriş yapan bireylerin bu hız karşısında şansının olmadığını savunuyor. Öğrenci, turist ve iş dünyası mağdur Yaşanan aksaklıklar özellikle öğrenciler, iş insanları ve turistik seyahat planı yapan vatandaşlar üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Eğitim başlangıç tarihlerinin kaçırılması, iptal edilen uçuş ve konaklama rezervasyonları ile iş görüşmelerinin ertelenmesi en sık karşılaşılan sonuçlar arasında yer alıyor. Kullanıcılar nelere dikkat etmeli? Şikayetvar verilerine göre birçok mağduriyet, basit kontrollerle önlenebilecek hatalardan kaynaklanıyor: Başvurularınızı mümkün olduğunca konsolosluk ve yetkili resmi platformlar üzerinden yapın.Sosyal medya üzerinden gelen yönlendirmelere temkinli yaklaşın. “Garantili vize”, “kesin sonuç” gibi gerçek dışı vaatlere itibar etmeyin.Hizmet almayı düşündüğünüz firmaları mutlaka araştırın. Vergi kaydı, fiziksel adresi ve kullanıcı yorumlarını kontrol edin. Ödeme yaparken kişisel IBAN’lar yerine kurumsal ve faturalı işlemleri tercih edin.Ayrıca iletişim kurduğunuz hesapların doğruluğunu teyit edin ve güvenilirliği kanıtlanmamış kişi ya da kurumlarla işlem yapmaktan kaçının. Konuya dair Şikayetvar’a ulaşan bazı şikayetlerse şöyle sıralandı: “Aralık ayından bu yana Yunanistan için bireysel Schengen vize randevusu almaya çalışıyorum; ancak sistem nedeniyle ilerleyemiyorum. Duyuru yapıldıktan saniyeler sonra giriş yapmama rağmen ödeme aşamasında sürekli hata alıyorum ve işlem tamamlanmıyor. Aynı gün içinde birkaç denemeden sonra ise sistem beni tamamen kilitliyor. Yetkililerle iletişime geçtiğimizde, randevuların dolu olduğu ve sürekli kontrol etmemiz gerektiği dışında bir çözüm sunulmuyor. Bu süreçte, bot yazılımlar sayesinde bazı kişilerin randevuları çok kısa sürede alabildiği ve bireysel başvuru sahiplerinin dezavantajlı duruma düştüğü yönünde ciddi bir eşitsizlik oluştuğunu düşünüyorum. Tüm başvuru sahiplerinin eşit şartlarda randevu alabileceği, adil ve şeffaf bir sistemin sağlanmasını talep ediyorum.” “Litvanya oturum kartı işlemleri için bir yönlendirme ile toplam 75 bin TL ödeme yaptım. Sürecin 3 ay içinde tamamlanacağı taahhüt edilmesine rağmen, bu süre dolmasına rağmen herhangi bir resmi belge veya işlem kaydı tarafıma iletilmedi. Sürecin ilerlemediğini fark edince iade talep ettim ancak ödeme yapılmadı. Aylar boyunca farklı tarihler verilerek oyalandım ve sonrasında iletişim tamamen kesildi. Ödemenin bir an önce iade edilmesini istiyorum.” “Schengen vizesi randevusu için Instagram’da gördüğüm bot hesaplara garanti verilerek 6 kişi adına 180 euro (9.071,34 TL) ödeme yaptım (8 Ocak 2026), ancak randevu alınmadı. İade talep ettiğimde, belirli bir tarihte yapılacağı söylendi fakat ödeme gerçekleşmedi. Sonrasında farklı zamanlarda tekrar ödeme sözü verilmesine rağmen iade yapılmadı ve artık telefonlara ve mesajlara dönüş sağlanmıyor.” “Fransa vizesi için bireysel randevu almaya çalışıyorum ancak ilgili internet sitesinde uzun süredir ciddi sorunlar yaşıyorum. Aylarca randevu bulamıyor, sistem hatalarıyla karşılaşıyorum. Ayrıca iki haftayı aşkın süredir hesabım kilitli olduğu için hiçbir işlem yapamıyorum. Tüm bunlar yaşanırken, bizim bir türlü alamadığımız randevuların dışarıdaki ‘danışmanlık şirketleri’ tarafından 400 euro gibi rakamlarla satıldığını görmek, sistemin adil ve şeffaf işlemediği yönünde ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Normalde 100 küsur euroya mal olması gereken bir randevunun bu şekilde 500 euroların üzerine çıkması ve bireysel başvuru yapmak isteyen insanların sistem sorunları nedeniyle mağdur edilmesi, hakkımızın yok sayıldığı hissini veriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİK’te Yeni Dönem Haber

TÜGİK’te Yeni Dönem

Genel kurul sonrası değerlendirmelerde bulunan TÜGİK Başkanı Arda Yurtsever, konfederasyonun yeni dönemde daha güçlü bir iletişim ağı kurmayı ve üyeler arasındaki ticareti artırmayı hedeflediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Biz TÜGİK’i sadece toplantılar yapan bir yapı olarak değil, üyelerimizin birbirleriyle iş yaptığı, birbirine danıştığı ve birbirine yol açtığı güçlü bir iş dünyası platformu haline getirmek istiyoruz. Farklı şehirlerden ve sektörlerden gelen iş insanlarımızın aynı çatı altında olması büyük bir güç. Bu gücü doğru kullanarak üyelerimiz arasında ticareti artıran, iş birliğini büyüten ve ortak projeler üreten bir TÜGİK hedefliyoruz. Bu dönemin en önemli başlığı birlik, beraberlik ve dayanışma olacak.” Genel kurulun ardından TÜGİK tarafından düzenlenen B2B ve iş birliği organizasyonu kapsamında, Türkiye’nin farklı illerinden gelen iş insanları bir araya geldi. Etkinlik süresince kurulan stant alanlarında üye dernekler ve firmalar faaliyetlerini tanıtma fırsatı bulurken, gün boyunca iş görüşmeleri ve networking toplantıları gerçekleştirildi. Farklı sektörlerden firmalar arasında yeni iş bağlantılarının kurulduğu organizasyonda, ortak projeler ve ticari iş birlikleri üzerine önemli temaslar sağlandı. Etkinlik, gala gecesi ile sona erdi. TÜGİK yönetimi, önümüzdeki dönemde üyeler arasında ticareti ve iş birliğini artırmaya yönelik organizasyonlara ağırlık verileceğini ve konfederasyonun iş dünyasında daha etkin bir platform haline gelmesi için çalışmaların sürdürüleceğini belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.