Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iş Durması

Kapsül Haber Ajansı - Iş Durması haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Durması haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sel ve Su Baskınlarında Sigorta Uyarısı Haber

Sel ve Su Baskınlarında Sigorta Uyarısı

Özellikle işletmelerde meydana gelen su baskınlarının yalnızca binalarda ve ekipmanlarda fiziksel hasara değil, üretim ve faaliyetlerin durmasına bağlı ciddi mali kayıplara da yol açabildiğine dikkat çeken IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, sigortalıları hasar süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda uyardı. Çiftçi, "Sel ve su baskınlarında doğru sigorta teminatına sahip olmak kadar, hasarın ardından atılan adımlar da büyük önem taşıyor. Zamanında yapılmayan hasar bildirimleri, eksik tutulan kayıtlar ve yeterince belgelenmeyen zararlar tazminat süreçlerini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle sigortalıların hasar öncesinde ve sonrasında nasıl hareket edeceklerini bilmeleri gerekiyor" dedi. İklim değişikliğinin etkisiyle giderek daha fazla gündeme gelen aşırı yağışlar, ani sel ve su baskınları, bireylerin ve işletmelerin karşı karşıya olduğu önemli riskler arasında yer alıyor. Son günlerde İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşanan şiddetli yağışlar, özellikle yerleşim alanları, sanayi tesisleri, depolar ve ticari işletmeler açısından sel ve su baskınına karşı hazırlıklı olmanın önemini bir kez daha ortaya koydu. Sel ve su baskınları binalarda, makine ve ekipmanlarda, elektronik sistemlerde ve stoklarda ciddi maddi hasarlara neden olabiliyor. Bununla birlikte hasarın etkisi yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı kalmıyor. Üretimin durması, ticari faaliyetlerin aksaması, siparişlerin karşılanamaması ve ilave operasyonel giderler, işletmeler açısından hasarın mali boyutunu daha da büyütebiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, sel ve su baskını hasarlarında sigorta poliçelerinin kapsamının doğru değerlendirilmesi, hasarın zamanında bildirilmesi ve gerekli belgelerin eksiksiz hazırlanmasının tazminat süreçlerinin sağlıklı ilerlemesi açısından kritik önem taşıdığını belirtti. "Sel hasarlarında ilk adım can güvenliği, ardından doğru hasar yönetimi" Sel ve su baskını yaşanan işletmelerde önceliğin çalışanların can güvenliğinin sağlanması olduğunu vurgulayan Çiftçi, elektrik sistemleri ve diğer tehlikeli altyapıların yetkili personel tarafından güvenli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Hasarın ardından gerçekleştirilen ilk müdahalelerin sigorta sürecini de doğrudan etkilediğini belirten Çiftçi, şu değerlendirmede bulundu: "Sel veya su baskını sonrasında işletmelerin bir an önce normal faaliyetlerine dönmek istemesi son derece doğal. Ancak bu süreçte hasarın doğru şekilde tespit edilmesini sağlayacak kayıtların korunması gerekiyor. Hasarlı alanların temizlenmesine, ekipmanların sökülmesine veya onarım çalışmalarına başlanmadan önce mümkün olduğunca ayrıntılı fotoğraf ve video kayıtları alınmalı. Suyun ulaştığı seviye, binaya giriş noktaları, etkilenen alanlar ve zarar gören ekipmanlar belgelenmeli. Hasarın doğru belgelenmesi, tazminat sürecinin sağlıklı ilerlemesindeki en önemli unsurlardan biri." Sigortalıların hasar bildirimlerini poliçelerinde belirtilen ihbar sürelerini dikkate alarak mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirmeleri gerektiğini belirten Çiftçi, hasarın büyümesini önlemek amacıyla gerekli koruma ve kurtarma çalışmalarının da ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. "Hasarın büyümesini önlemek için su tahliyesi, koruma ve kurtarma gibi gerekli müdahaleler yapılmalı. Ancak acil müdahaleler dışında, zarar gören ekipmanların imha edilmesi veya hurdaya ayrılması gibi işlemlerde eksper ve sigorta şirketiyle koordinasyon sağlanması önem taşıyor. Burada amaç hem işletmenin daha fazla zarar görmesini engellemek hem de hasarın nedenini ve boyutunu doğru şekilde ortaya koyabilmek." "Eksik belge ve kayıtlar tazminat süreçlerini zorlaştırabilir" Sel ve su baskını hasarlarında karşılaşılan önemli sorunlardan birinin, meydana gelen zararın kapsamının ve mali sonuçlarının yeterli belgelerle ortaya konulamaması olduğunu belirten Çiftçi, sigortalıların hasar dosyalarını sistematik şekilde hazırlamaları gerektiğine dikkat çekti. "Bir işletmede su baskını nedeniyle onlarca makine, elektronik ekipman veya stok zarar görebilir. Ancak bu zararların tazminat sürecinde sağlıklı değerlendirilebilmesi için yalnızca hasarın meydana geldiğini göstermek yeterli değil. Hangi ekipmanın zarar gördüğü, stokların miktarı ve maliyeti, hasarın niteliği, onarım veya yenileme bedelleri gibi bilgilerin de belgelenmesi gerekiyor. Bu nedenle işletmelerin güncel envanter kayıtlarını, sabit kıymet listelerini, alış faturalarını ve bakım belgelerini düzenli şekilde muhafaza etmelerini öneriyoruz." Hasar dosyasında olayın gelişimini açıklayan raporların, tarih bilgisi içeren fotoğraf ve videoların, varsa güvenlik kamerası görüntülerinin, teknik servis raporlarının ve onarım tekliflerinin bulunmasının önem taşıdığını belirten Çiftçi, su tahliyesi, temizlik ve kurtarma çalışmalarına ilişkin masrafların da kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. Özellikle emtia ve stok hasarlarında ürün cinsi, miktarı, birim maliyeti ve kurtarılabilir değer gibi bilgilerin ayrı ayrı belgelenmesinin değerlendirme sürecine katkı sağlayacağını ifade etti. Sel nedeniyle duran işletmelerde kâr kaybı da gündeme gelebilir Sel ve su baskınlarının işletmeler açısından en önemli sonuçlarından birinin faaliyet kesintileri olduğunu belirten Çiftçi, fiziksel hasarın giderilmesinin her zaman ekonomik kaybın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı. "Bir üretim tesisinde su baskını nedeniyle makinelerin devre dışı kalması, üretimin günlerce durmasına neden olabilir. Bu süreçte işletme yalnızca zarar gören ekipmanın onarım maliyetiyle karşılaşmaz. Üretilemeyen ürünler, gerçekleştirilemeyen satışlar, iptal edilen siparişler ve faaliyetlerin yeniden başlatılması için yapılan ilave harcamalar da önemli mali sonuçlar yaratabilir. Dolayısıyla sel ve su baskını riskini değerlendirirken yalnızca fiziksel varlıkların değil, işletmenin faaliyet sürekliliğinin de dikkate alınması gerekiyor." İş durması ve kâr kaybına ilişkin zararların her poliçede otomatik olarak karşılanmadığına dikkat çeken Çiftçi, Bu tür kayıpların sigorta kapsamında değerlendirilebilmesi için poliçede ilgili iş durması veya kâr kaybı teminatının bulunması ve zarara neden olan maddi hasarın poliçe kapsamında karşılanabilir nitelikte olması gerektiğini belirtti. Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü: "İş durması veya kâr kaybı teminatı bulunan işletmelerin üretimin ne kadar süre durduğunu, hangi hatların etkilendiğini, kapasite kayıplarını, iptal edilen siparişleri ve ilave masrafları ayrıntılı şekilde kayıt altına alması gerekiyor. Geçmiş dönem üretim, satış ve maliyet verileri de bu süreçte önem taşıyor. Doğru yapılandırılmış bir sigorta programı, yalnızca fiziksel hasarın değil, faaliyet kesintisinin finansal etkilerinin yönetilmesine de katkı sağlayabilir." "Her su hasarı aynı sigorta kapsamında değerlendirilmiyor" Sel ve su baskınlarında sigorta poliçelerinin kapsamının doğru anlaşılması gerektiğine dikkat çeken Çiftçi, suyun kaynağı ve hasarın oluşum biçimine göre farklı teminat koşullarının gündeme gelebileceğini belirtti. "Sigortalılar açısından dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri, her su hasarının aynı şekilde değerlendirilmediği gerçeği. Sel, su baskını, yüzey suyu birikmesi, kanalizasyon geri tepmesi veya bina içindeki tesisattan kaynaklanan hasarlar, poliçelerde farklı hükümlere, limitlere ve muafiyetlere tabi olabilir. Bu nedenle hasarın hangi nedenle meydana geldiğinin teknik bulgularla ortaya konulması büyük önem taşıyor." Hasar değerlendirmelerinde sigorta bedellerinin, eksik sigorta hükümlerinin, özel limitlerin, muafiyetlerin ve ilgili poliçe klozlarının birlikte ele alınması gerektiğini belirten Çiftçi, işletmelerin poliçelerini yalnızca hasar meydana geldikten sonra değil, düzenli aralıklarla gözden geçirmelerini önerdi. "Bir işletmenin sel ve su baskını teminatına sahip olması önemli; ancak teminatın hangi riskleri kapsadığı, hangi limitlerle sunulduğu ve işletmenin güncel varlık değerleriyle uyumlu olup olmadığı da en az bunun kadar önemli. Özellikle yatırımların, makine parkının ve stok değerlerinin değiştiği işletmelerde sigorta bedellerinin güncelliğini koruması gerekiyor. Aksi halde hasar anında beklenmeyen mali sonuçlarla karşılaşılabilir." "Sel riskine karşı hazırlık hasar meydana gelmeden başlamalı" Sel ve su baskını risklerine karşı etkili bir korumanın yalnızca sigorta poliçesi satın almakla sağlanamayacağını vurgulayan Çiftçi, işletmelerin fiziksel önlemlerle sigorta korumasını birlikte değerlendirmeleri gerektiğini ifade etti. "Özellikle bodrum katlar, elektrik odaları, teknik alanlar ve depolar su baskınları açısından hassas noktalar arasında yer alıyor. Drenaj sistemlerinin, tahliye pompalarının ve geri tepme önleyici sistemlerin düzenli kontrol edilmesi; çatı, yağmur olukları ve rögarların bakımının yapılması gerekiyor. Kritik makinelerin, elektronik ekipmanların ve stokların mümkün olduğunca su baskını riskinden uzak ve yüksek alanlarda muhafaza edilmesi de hasarın boyutunu azaltabilir." Meteorolojik uyarıların yakından takip edilmesi, alınan koruyucu önlemlerin kayıt altına alınması ve kritik işletme belgelerinin güvenli dijital ortamlarda saklanmasının önemine işaret eden Çiftçi, sigorta ve risk yönetiminin birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu söyledi. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak işletmelerin risklerinin analiz edilmesi, mevcut sigorta programlarının değerlendirilmesi, ihtiyaçlarına uygun teminat alternatiflerinin geliştirilmesi ve hasar süreçlerinin koordinasyonunda sigortalılara danışmanlık ve brokerlik hizmetleri sunduklarını belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı: "Sel ve su baskınlarının ne zaman ve hangi boyutta meydana geleceğini her zaman öngöremeyebiliriz. Ancak işletmelerin bu risklere karşı ne kadar hazırlıklı olacağını belirlemek mümkün. Doğru risk analizi, yeterli sigorta teminatı, zamanında hasar bildirimi ve eksiksiz dokümantasyon birlikte ele alınmalı. Sigortanın asıl değeri yalnızca meydana gelen zararı karşılamasında değil, işletmelerin beklenmedik bir afetin ardından faaliyetlerine devam edebilmesine ve finansal dayanıklılığını koruyabilmesine katkı sağlamasında ortaya çıkıyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende? Haber

İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende?

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, "İklim riskini artık yalnızca 'hangi varlığımız zarar görebilir?' sorusuyla değil, 'işimizi ne durdurabilir?' sorusuyla değerlendirmek gerekiyor" dedi. İklim değişikliğinin şirketler açısından yarattığı risk tablosu giderek daha karmaşık hale geliyor. Geçmişte doğal afet riskleri ağırlıklı olarak tesis, makine, ekipman ve stok gibi fiziksel varlıkların uğrayabileceği hasarlar üzerinden değerlendirilirken bugün aynı olayın üretim, lojistik, enerji, tedarik zinciri ve gelir akışı üzerindeki etkilerinin birlikte ele alınması gerekiyor. Bu değişimin şirketlerin risk yönetimi yaklaşımını da dönüştürdüğünü belirten IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, iklim kaynaklı risklerin artık iş sürekliliği planlarının temel unsurlarından biri olması gerektiğine dikkat çekti. "Asıl risk bazen fiziksel hasardan sonra başlıyor" Bir fabrikanın sel veya fırtına nedeniyle zarar görmesinin görünür ve ölçülebilir bir risk olduğunu belirten Çiftçi, şirketler açısından asıl finansal etkinin bazı durumlarda üretimin durmasıyla ortaya çıktığını söyledi: "Hasar gören binayı veya makineyi yeniden yapmak mümkün. Ancak üretimin haftalarca durmasının, müşteriye teslimat yapılamamasının, pazar kaybının veya devam eden sabit giderlerin şirket üzerinde yaratacağı finansal etki çok daha büyük olabilir. Bu nedenle iklim risklerini değerlendirirken yalnızca varlık değerini değil, iş durması ve kar kaybı riskini de doğru hesaplamak gerekiyor." Çiftçi, bu noktada şirketlerin sigorta programlarında mal varlığı teminatları ile iş durması ve kar kaybı teminatlarının birbiriyle uyumlu şekilde yapılandırılmasının önem taşıdığını belirtti: "Bir şirketin fiziksel varlıkları doğru bedellerle sigortalanmış olabilir. Ancak üretimin ne kadar süreyle durabileceği, bu sürede oluşacak brüt kâr kaybı ve devam edecek sabit giderler doğru hesaplanmamışsa, büyük bir hasar sonrasında ciddi bir koruma açığı ortaya çıkabilir." Tesisiniz zarar görmese bile üretiminiz durabilir İklim risklerinin en önemli özelliklerinden birinin şirketlerin kendi tesislerinin sınırlarını aşması olduğunu belirten Çiftçi, tedarik zincirindeki bağımlılıkların özellikle büyük ölçekli şirketler açısından ayrı bir risk alanı oluşturduğunu söyledi: "Kendi fabrikanız hiçbir fiziksel hasar görmeyebilir. Ancak üretiminiz için kritik olan tek bir tedarikçinin tesisi sel nedeniyle devre dışı kalırsa, kullandığınız liman kapanırsa, ulaşım güzergâhları kullanılamaz hale gelirse veya enerji tedariki kesilirse sizin operasyonunuz da durabilir. Bu nedenle şirketlerin risk haritasını yalnızca kendi tesislerinin adresleri üzerinden çıkarması artık yeterli değil." Çiftçi'ye göre şirketlerin kritik tedarikçilerini, alternatif tedarik kaynaklarını, lojistik güzergâhlarını ve üretimin devamı için vazgeçilmez olan enerji ve hammadde bağımlılıklarını belirlemesi gerekiyor. Her iş durması sigorta kapsamında olmayabilir Sigorta sektörü dolaylı iklim risklerini, şirketin kendi tesisindeki fiziksel hasarın yanı sıra operasyonun bağlı olduğu kritik tedarikçi, müşteri, enerji, altyapı ve lojistik noktalarında meydana gelebilecek kesintilerin şirketin faaliyetleri ve geliri üzerindeki etkisini analiz ederek değerlendiriyor. Bu nedenle iş durması sigortası ve tedarik zinciri risklerine yönelik teminatlarda poliçenin hangi olayla devreye girdiği büyük önem taşıyor. Çiftçi bu konuda şirketlerin poliçe kapsamlarını dikkatle incelemesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Her iş durması aynı şekilde teminat altında olmayabilir. Poliçenin iş durması teminatının hangi fiziksel hasarlara bağlı olarak çalıştığı, kritik tedarikçi veya müşteri tesislerindeki hasarların kapsama dahil olup olmadığı, enerji ve kamu hizmetlerindeki kesintilerin nasıl ele alındığı ve teminatın hangi süre ve limitlerle verildiği mutlaka incelenmeli." Çiftçi, özellikle tedarikçi kaynaklı iş durması, erişimin engellenmesi, enerji veya diğer hizmet sağlayıcılarındaki kesintiler ve alternatif üretim veya tedarik maliyetleri gibi risklerin şirketin faaliyet yapısına göre değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti: "Buradaki kritik nokta poliçede bir teminat başlığının bulunması değil, o teminatın şirketin gerçek bağımlılıklarını karşılayacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. İki şirket aynı sektörde faaliyet gösterse bile tedarik zincirleri ve kritik bağımlılıkları tamamen farklı olabilir. Dolayısıyla doğru sigorta programı standart bir ürün seçmekten çok, şirketin operasyonel yapısını doğru okumayı gerektiriyor." Kar kaybı sigortasında doğru süre ve limit kritik İş durması ve kar kaybı sigortası açısından şirketlerin en fazla dikkat etmesi gereken konulardan birinin tazminat süresi olduğunu belirten Çiftçi, büyük ölçekli bir hasarın ardından faaliyetlerin eski seviyesine dönmesinin fiziksel onarımın tamamlanmasından daha uzun sürebileceğine dikkat çekti: "Bir tesisin yeniden faaliyete geçmesi, işin tamamen normale döndüğü anlamına gelmeyebilir. Makine ve ekipmanın yeniden temini, tedarik zincirinin kurulması, müşterilerin geri kazanılması ve üretimin hasar öncesi kapasiteye ulaşması zaman alabilir. Bu nedenle kar kaybı sigortasında seçilen tazminat süresinin gerçekçi olması son derece önemli." Aynı şekilde sigorta bedellerinin ve beklenen brüt kârın güncel finansal veriler üzerinden hesaplanması gerektiğini ifade eden Çiftçi, eksik veya geçmiş verilere dayanan hesaplamaların hasar anında şirketin beklediğinden daha düşük bir korumayla karşılaşmasına neden olabileceğini söyledi. "İş sürekliliği poliçe satın almakla başlamıyor" Şirketlerin iklim kaynaklı risklere karşı dayanıklılığını artırmak için sigortanın daha geniş bir risk yönetimi yaklaşımının parçası olması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, şirketlere öncelikle kritik operasyonlarını ve bağımlılıklarını belirlemelerini önerdi: "Şirketler kendilerine birkaç temel soru sormalı: Hangi tesisimiz veya üretim hattımız durursa faaliyetimiz ciddi şekilde etkilenir? Hangi tedarikçimizin alternatifi yok? Hangi hammadde, enerji kaynağı veya lojistik güzergâhına bağımlıyız? Bir kesinti yaşanırsa ne kadar süre faaliyetimizi sürdürebiliriz? Alternatif üretim veya tedarik imkânımız var mı? Bu soruların cevapları olmadan yalnızca poliçe limitlerine bakarak iş sürekliliğinin güvende olduğunu söylemek mümkün değil." Çiftçi'ye göre bu analiz sonucunda şirketler önleyici tedbirler, alternatif tedarikçiler, acil durum planları, iş sürekliliği senaryoları ve sigorta programlarını birbirini tamamlayan bir yapı içinde ele almalı. İklim riski sigorta fiyatlamasını ve reasürans kapasitesini de etkiliyor İklim kaynaklı hasarların sıklığı ve şiddetindeki değişimin yalnızca sigortalıları değil, sigorta ve reasürans piyasalarını da etkilediğini belirten Çiftçi, riskin bulunduğu coğrafya ve niteliğine bağlı olarak fiyatlama, muafiyet, limit ve teminat koşullarının giderek daha fazla önem kazanacağını söyledi. İklim risklerinin sıklığı, şiddeti ve aynı anda birden fazla sigortalıyı etkileyebilme potansiyeli arttıkça reasürörler riskleri daha ayrıntılı modelleyebilir; yüksek riskli bölgelerde kapasite, fiyat, muafiyet ve teminat koşullarında daha seçici davranabilir. Çiftçi, uluslararası reasürans piyasalarının şirketlerin iklim risklerini nasıl yönettiğine giderek daha fazla önem verdiğini belirterek şöyle devam etti: "Sigorta ve reasürans kapasitesi sınırsız değil. Riskin arttığı alanlarda yalnızca geçmiş hasar verileri değil, şirketin aldığı önlemler, tesisin dayanıklılığı, iş sürekliliği planları ve riskin ne ölçüde yönetildiği de daha fazla önem kazanıyor. Dolayısıyla güçlü risk yönetimi gelecekte yalnızca hasarı azaltmak açısından değil, uygun sigorta kapasitesine erişebilmek açısından da şirketler için önemli bir avantaj haline gelebilir." "İklim riskini şirketin bilançosuna ulaşmadan yönetmek gerekiyor" IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak şirketlerin risklerini yalnızca mevcut poliçeleri üzerinden değil, operasyonel bağımlılıkları ve uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmelerle birlikte değerlendirdiklerini belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı: "İklim değişikliği şirketler açısından artık yalnızca bir doğal afet veya sürdürülebilirlik konusu değil; doğrudan iş sürekliliği ve finansal dayanıklılık konusu. Bir şirketin fabrikasını korumak önemli ama bugün bunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Tedarik zincirini, enerji bağımlılığını, lojistik ağını ve gelir akışını da koruyabilmeliyiz. Bizim broker olarak görevimiz de şirketin nerede sigorta açığı olduğunu hasar gerçekleştikten sonra değil, öncesinde görebilmek ve doğru sigorta ile reasürans yapısını buna göre oluşturmak. Çünkü gerçek dayanıklılık, yalnızca hasarı karşılayabilmek değil, hasara rağmen işin devam edebilmesini sağlamak demek." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş’te KOBİ Sigortası İşCep’te Haber

İş’te KOBİ Sigortası İşCep’te

KOBİ ve işletmelerin büyüme ve işlerinin sürdürülebilirliği için yaptıkları yatırımların ve verdikleri emeklerin korunmasında beklenmedik durumlara karşı hazırlıklı olmak büyük önem taşıyor. Ekonomimizin belkemiği olan KOBİ’leri gerek finansal gerek dijital çözümleriyle desteklemeye devam eden İş Bankası, bu anlayışla iştiraklerinden Anadolu Sigorta iş birliğiyle geliştirdiği İş’te KOBİ Sigortası’nı İşCep’ten hizmete sundu. İş’te KOBİ Sigortası, yangın, yıldırım, sel, su baskını, deprem gibi doğal afetlere karşı tek bir poliçede koruma sağlıyor. Ayrıca, işletmelerin faaliyetlerini sürdüremeyecekleri durumlarda iş durması ve kira kaybı gibi teminatlar işletmelerin finansal güvencesine destek oluyor. Hırsızlık, makine kırılması, elektronik cihaz hasarları gibi risklere karşı da koruma sağlanırken, iş yerinde meydana gelebilecek sorumluluklar da teminat altına alınıyor. Üstelik, Anadolu Acil Sağlık Hizmetleri ile iş yerinde çalışanların ve ziyaretçilerin acil sağlık ihtiyaçları karşılanırken, Anadolu Hizmet İşyeri Yardımı ile beklenmedik durumlarda işletmelere yardım ve danışmanlık hizmeti sunuluyor. Bu kapsamlı teminatlar, KOBİ'lerin doğal afetler ve diğer risklerle karşı karşıya kaldıklarında güvence altında olmasını ve işlerine devam edebilmesini kolaylaştırıyor. Müşterilerin İşCep uygulamasındaki "Sigortalar & Bireysel Emeklilik" menüsünden kolayca inceleyebildiği İş'te KOBİ Sigortası, standart risklerin yanı sıra farklı sektörlerin operasyonel dinamiklerine uygun özel riskleri de kapsıyor. KOBİ’ler, işlerinin büyüklüğü ve poliçenin kapsamına göre sigorta teminatlarından yararlanabiliyor. Banka müşterileri, mülk sahibi veya kiracı olmalarına göre kendileri için en uygun seçeneği belirleyerek poliçelerini uçtan uca dijital ortamda satın alabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor Haber

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor

Jeopolitik gerilimlerle dolu geçen 2025 yılının ardından dünya, 2026 yılına da yeni krizlerle başladı. Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve yaptırımlar; 2026’nın ilk günlerinde de küresel risk ajandasının ilk sıralarında yerini aldı. Global risk haritasının yeniden şekillendiği 2026 yılına dair öngörülerini paylaşan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “2026 yılında artık tekil risklerden değil, birbirini tetikleyen ve aynı anda çalışan ‘çoklu krizler’den söz ediyoruz. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri şokları, iklim kaynaklı hasarların artışı ve reasürans kapasitesindeki daralma, sigorta sektörünü küresel ölçekte yeniden konumlandırıyor. Türkiye’de ise bu tablo; teminat yapılarının daha rafine, fiyatlamanın daha risk-seçici, veri ve analitiğin ise hiç olmadığı kadar kritik hale geldiği bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu yeni risk haritasında ayakta kalmanın yolu, müşterilerle birlikte proaktif risk yönetimi kültürü inşa etmekten geçiyor” dedi. Belirsizlik altında karar alma artık yeni normalimiz 2026 yılında belirsizliğin sektörleri oldukça derinden etkileyeceğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Kurallara dayalı küresel düzenin zayıflaması, ticaret ve sermaye akımlarında öngörülebilirliği azaltırken, şirketler için ‘belirsizlik altında karar alma’ artık yeni normal haline geliyor. Bu ortamda tedarik zincirleri, sadece maliyet ve verimlilik açısından değil, risk yoğunluğu açısından da yeniden tasarlanıyor. Lojistik gecikmeler, kritik hammadde ve ara malı tedarikindeki kesintiler, üretim duruşları ve gelir kayıpları; iş durması (business interruption) ve kâr kaybı teminatlarını daha merkezi bir konuma taşıyor. Türkiye açısından bakıldığında, hem bölgesel jeopolitik konum hem de üretim ve lojistik üssü olma potansiyeli, risk ve fırsatı aynı anda büyütüyor. Çok uluslu tedarik zincirlerine entegre Türk şirketleri için; politik şiddet, savaş, terör, ambargo ve sözleşme ihlali gibi risklerin daha sofistike poliçelerle yönetilmesi, 2026’da gündemin üst sıralarında yer alacak. Bu da, teminat kapsamlarının netleştirilmesi, muafiyet ve limit yapılarına daha dikkatli yaklaşılması anlamına geliyor” diye konuştu. İklim kaynaklı hasar frekansındaki artış Murat Çiftçi, 2026 küresel risk ve dayanıklılık raporlarında, aşırı hava olayları ve doğal afetlerin en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Sıcak hava dalgaları, ani ve şiddetli yağışlar, sel, dolu, fırtına ve orman yangınları gibi olayların hem frekansı hem de şiddeti artarken; bu durum özellikle yangın, mühendislik, tarım ve kasko branşlarında hasar frekansını yukarı çekiyor. Türkiye’de son yıllarda yaşanan sel ve dolu olayları, iklim kaynaklı risklerin artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösteriyor. Bu tablo, sigortacılar açısından iki temel sonucu beraberinde getiriyor: Öncelikle iklim risklerinin bölgesel ve mikro ölçekte modellenmesi, lokasyon bazlı fiyatlamayı ve risk mühendisliğini öne çıkarıyor. İkinci olarak da ürün tasarımı. Parametrik sigortalar, doğal afetler odaklı özel ürünler ve iklim uyum yatırımlarını teşvik eden teminat yapıları, 2026 ve sonrasında daha fazla gündeme gelecek. Müşteri tarafında ise, risk azaltıcı önlemler (altyapı güçlendirme, drenaj sistemleri, yangın güvenliği, iş sürekliliği planları vb.) ile sigorta teminatının birlikte düşünülmesi, prim seviyeleri ve teminat bulunabilirliği üzerinde belirleyici olacak.” Global reasürans kapasitesindeki daralma Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; küresel ölçekte artan hasar frekansı ve şiddeti, iklim kaynaklı felaketlerin yükselen maliyeti, enflasyonist baskılar ve sermaye maliyetlerindeki artış, reasürans piyasasında kapasiteyi daraltıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Özellikle katastrofik riskler, doğal afetler ve yüksek limitli endüstriyel risklerde reasürans programlarının yenilenmesi, her zamankinden daha zorlu ve detaylı müzakereler gerektiriyor. Murat Çiftçi, “Bu daralan kapasite, reasürörleri risk seçiminde daha seçici davranmaya iterken; sigorta şirketlerini de portföy kalitesi, underwriting disiplini ve risk mühendisliği uygulamalarında daha sıkı bir çerçeveye yönlendiriyor. Türkiye özelinde bakıldığında, küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşma; katastrofik risklerde limit ve şartların yeniden tanımlanması, koşullu teminatların artması, daha yüksek muafiyet ve katılım payları ile fiyatlamada belirgin bir yukarı yönlü baskı olarak yansıyor. Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor” dedi. Daha seçici, daha analitik ve işbirliğine dayalı bir model Söz konusu durumların Türkiye’deki teminat yapıları ve fiyatlamaya etkisini de değerlendiren Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Küresel risk dinamiklerindeki değişim, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlamayı belirgin şekilde dönüştürüyor. Büyük kurumsal risklerde katmanlı programlar yaygınlaşırken, daha yüksek muafiyetler ve kapsam–istisna sınırlarının netleştiği poliçeler öne çıkıyor. Fiyatlamada ise lokasyon, hasar geçmişi, tedarik zinciri bağımlılıkları ve iklim senaryoları gibi veri odaklı parametreler çok daha belirleyici hale geldi. Bu süreç, müşteri–broker–sigortacı ilişkisinde de ‘risk ortağı’ modelini güçlendiriyor; kısa vadeli fiyat odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, şeffaf ve stratejik işbirlikleri önem kazanıyor. Özetle, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlama, küresel trendlerle uyumlu şekilde daha seçici, daha analitik ve daha işbirliğine dayalı bir modele doğru ilerliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.