Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iş Gücü

Kapsül Haber Ajansı - Iş Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Gücü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünyada İlk Kez Tanıtılacak Teknolojiler IBAKTECH 2026’da Haber

Dünyada İlk Kez Tanıtılacak Teknolojiler IBAKTECH 2026’da

Uluslararası Ekmek, Pasta Makineleri, Dondurma, Çikolata ve Teknolojileri Fuarı IBAKTECH, 14-17 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde sektör profesyonellerini bir araya getirecek. Bu yıl 15’incisi düzenlenecek fuarda; dondurma ve gelato üretim teknolojileri, çikolata ve şekerleme makineleri, pasta ve kurabiye üretim sistemleri, hamur işleme hatları, endüstriyel fırınlar, soğutma sistemleri ve sürdürülebilir üretim çözümleri sergilenecek. ÜRETİM KAPASİTESİNDE YENİ SINIR: SAATTE 11 BİN ADET IBAKTECH 2026’da sergilenecek yeni nesil makineler, gıda üretiminde hızın yanı sıra standart kaliteyi ve üretim sürekliliğini de artırmayı hedefliyor. Hamurun yapısını koruyan basınçsız kesim teknolojileriyle saatte 11 bin adede kadar üretim yapılabilirken; tam otomasyonlu, servo sistemli ve internet bağlantılı hatlar üretim süreçlerinin uzaktan izlenmesine, bakım ihtiyacının azaltılmasına ve iş gücünün daha verimli kullanılmasına imkân sağlıyor. Fuarda hassas kesim gerektiren ürünlere yönelik teknolojiler de yer alacak. Yerli olarak üretilen titanyum bıçak ve ultrasonik güç kaynağına sahip sistemler, sert ve donuk pastaları formunu bozmadan dilimleyebiliyor. Bu makineler arasında beş saniyede sekiz dilim kesebilen modeller de bulunuyor. DONDURMA VE GELATODA YENİ ÜRETİM MODELLERİ Dondurma ve gelato alanında üretim makinelerinden pastörizatörlere, teşhir vitrinlerinden şok soğutuculara, doğal içerikli premikslerden farklı dondurma türlerine özel karışımlara kadar geniş bir ürün grubu sergilenecek. Kahve ile dondurmayı aynı profesyonel satış konseptinde buluşturan ve dünyada ilk kez sergilenecek yeni bir bar sistemi de IBAKTECH 2026’da tanıtılacak. Gerçek meyve ve doğal içeriklerle hazırlanan gelato premiksleri, daha düşük dozajla istenen kıvamı sağlayarak ürün verimliliğini artıran yerli karışımlar ve farklı kullanım alanlarına yönelik yenilebilir gıda kapları da fuarın dikkat çeken ürünleri arasında bulunacak. ENERJİ VE HAM MADDE TÜKETİMİNİ AZALTAN TEKNOLOJİLER IBAKTECH 2026’da üretim kapasitesinin yanı sıra enerji, ham madde ve iş gücü kullanımını azaltan çözümler de öne çıkacak. Basınçlı havaya ihtiyaç duymadan çalışan şekillendirme makinelerinden mayalanma ve soğutma süreçlerini otomatik olarak yöneten sistemlere kadar birçok teknoloji, üretimin daha düşük kaynak kullanımıyla sürdürülmesine katkı sağlayacak. Endüstriyel pişirme ekipmanlarında geliştirilen hafif tasarımlar ise kullanım alanına bağlı olarak tava ağırlığını yüzde 30 ila 50 oranında azaltırken enerji verimliliğini destekleyecek. Uzun ömürlü ve daha az yağ kullanımına imkân veren kaplama seçenekleri de işletmelerin kaynak tüketimini ve bakım ihtiyacını azaltmasına yardımcı olacak. ÜRETİCİLER DAHA FAZLA ÜRETİRKEN DAHA AZ KAYNAK KULLANMAK İSTİYOR Gıda üretim teknolojilerindeki dönüşümü değerlendiren Messe Stuttgart Turkey Fuarcılık Genel Müdürü Ufuk Altıntop: “Gıda sektöründe rekabet artık yalnızca ürün kalitesi üzerinden ilerlemiyor. Üreticiler daha yüksek kapasiteye ulaşırken enerji, ham madde ve iş gücünü daha verimli kullanmak ve her üretimde aynı kaliteyi korumak istiyor. Otomasyon, dijital takip sistemleri ve enerji verimli makineler bu nedenle yatırım kararlarının merkezine yerleşiyor. IBAKTECH 2026’da sektörün bu ihtiyaçlarına yanıt veren yeni nesil teknolojileri bir araya getireceğiz. Avrasya’nın fırıncılık, pastacılık ve şekerleme sektörlerine yönelik tek global ticaret fuarı olan IBAKTECH’te, üreticilerle uluslararası alıcıları aynı platformda buluşturuyoruz. 2024 yılında 118 ülkeden 92 bin 482 ziyaretçiyi ağırlayan fuarımızda, bu yıl katılımcı ve ziyaretçilerimizle birlikte 150 ülkeden sektör paydaşını İstanbul’da buluşturacağız. Artan talep doğrultusunda fuarımızı bir salon daha büyüterek 7 salon ve 80 bin metrekarelik alana taşıdık. IBAKTECH’te yerli mühendislik gücüyle geliştirilen yüksek kapasiteli sistemleri, enerji verimli çözümleri ve yeni üretim teknolojilerini dünya pazarlarıyla buluşturacağız” açıklamalarında bulundu. MAKİNELER FUARDA ÜRETİME GEÇECEK IBAKTECH 2026, makinelerin yalnızca sergilendiği değil, üretim sırasında deneyimlenebildiği bir buluşma olacak. Dört gün boyunca gerçekleştirilecek canlı uygulama ve workshoplarda gelato, stik dondurma, çikolata, kurabiye, simit, ekmek, pizza, baklava, börek ve mantı üretimi yapılacak. Yerli ve yabancı şeflerin katılacağı uygulamalarda hazırlanan ürünler ziyaretçilerin tadımına sunulacak. IBAKTECH 2026 Hakkında: Ekmek, pasta, çikolata, şekerleme, dondurma üretimi ve teknolojilerine yönelik tüm ürün, ekipman ve çözümlerin tek çatı altında toplandığı 15. Uluslararası Ekmek, Pasta Makineleri, Dondurma, Çikolata ve Teknolojileri Fuarı IBAKTECH, 14-17 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Messe Stuttgart Turkey Fuarcılık tarafından 7 salon ve 80 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilecek fuar, sektörün önde gelen firmaları ile profesyonellerini uluslararası bir ticaret platformunda bir araya getirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Yarışında Türkiye İçin Kritik Uyarı Haber

Yapay Zekâ Yarışında Türkiye İçin Kritik Uyarı

Yeditepe Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Gencer, yapay zekânın ülkelerin ekonomik gücünü ve rekabetçiliğini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türkiye’nin eğitimden sağlığa, finanstan savunmaya, sanayiden kamu hizmetlerine kadar yapay zekâyı hızla ve doğru biçimde entegre etmesi gerektiğini söyledi. Gencer, “Yapay zekâ yarışının asıl kıt kaynağı yalnızca para, veri merkezi veya çip değil. Asıl sıkıntı nitelikli insan kaynağı” dedi. ABD ve Çin’in başı çektiği yapay zekâ yarışında Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülkenin stratejik eylem planları ve yüksek bütçeli yatırımlarla hareket ettiğini ifade eden Prof. Dr. Gaye Gencer, Türkiye’nin de küresel dönüşüme hızla uyum sağlaması gerektiğini söyledi. “2030’a Kadar 10 Milyar Dolarlık Yatırım Hedefleniyor” Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zekâ Vizyonu ve Eylem Planı’nın Haziran 2026’da açıklandığını hatırlatan Gencer, plan kapsamında veri merkezi, bulut teknolojileri ve yapay zekâ altyapılarında 2030’a kadar özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesinin hedeflendiğini belirtti. Türkiye’nin veri merkezi kurulu gücünün de en az 1 gigavata çıkarılmasının hedefler arasında yer aldığını aktardı. Planın en önemli başlıklarından birinin insan kaynağı olduğunu vurgulayan Gencer, iki yıl içerisinde 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi verilmesi, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesinin hedeflendiğini söyledi. “Gençlerimiz Yapay Zekâ Üreten Konumuna Gelmeli” Yapay zekâ yarışında insan kaynağının belirleyici unsur olduğuna dikkat çeken Gencer, “Genç nüfusumuzu yalnızca yapay zekâ kullanan değil, yapay zekâ geliştiren ve üreten bir insan kaynağına dönüştürebilmek en önemli hedefimiz olmalı. Ancak böyle bir durumda yapay zekânın üretkenliğe, verimliliğe ve sonuç olarak refaha katkısını sağlayabiliriz” dedi. Gencer, önümüzdeki dönemde ülkelerin ekonomik gücünü yalnızca doğal kaynakları veya sermaye birikimlerinin değil, teknolojiyi ne kadar hızlı üretkenliğe dönüştürebildiklerinin de belirleyeceğini ifade etti. Bunun ise insan sermayesinin yapay zekâyı üretim ve verimlilik amacıyla kullanabilmesi ve geliştirebilmesiyle mümkün olacağını kaydetti. “Yapay Zekâ Eğitimi İlköğretimden Başlamalı” Yapay zekânın eğitim sistemine ilköğretim düzeyinden itibaren entegre edilmesi gerektiğini belirten Gencer, çocukların ve gençlerin yapay zekâyı yalnızca merak amacıyla kullanan bireyler olmaktan çıkarak, kendi üretkenliklerini artıracak şekilde kullanmayı öğrenmelerinin önemine işaret etti. Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla verilerin daha hızlı toplanması ve işlenmesinin yanı sıra bilgi akışının da daha etkin hale geleceğini söyleyen Gencer, üretim süreçlerinin yönetimi, lojistik ve finansal planlamada önemli verimlilik artışları sağlanabileceğini belirtti. Gencer, stok maliyetlerinin azaltılabileceğini, hatalı ve defolu ürün sayısının düşürülürken kalite seviyesinin artırılabileceğini ifade etti. “Değişime Direnmek Yerine Değişimi Yönetmeliyiz” Yapay zekânın iş gücü piyasasında da önemli dönüşümlere yol açacağını belirten Gencer, bazı iş kollarının ortadan kalkabileceğini, bazı alanlarda ise verimlilik artışıyla birlikte istihdamın azalabileceğini söyledi. Tarihsel dönüşümlerin yeni iş alanlarını da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Gencer, Sanayi Devrimi’nden elektrikli makinelerle seri üretime geçişe kadar yaşanan teknolojik değişimlerin iş gücü piyasasında büyük dönüşümlere neden olduğunu hatırlattı. Gencer, “Değişime direnmek yerine değişimi yönetmek bizi ileriye taşıyacaktır” dedi. “Kazananlar Yatırımı Katma Değere Dönüştürenler Olacak” Yapay zekânın “balon mu, gerçek mi?” tartışmasının da bu dönüşümün nasıl yönetileceğiyle bağlantılı olduğunu belirten Gencer, yapay zekâ yatırımlarının tek başına başarı getirmeyeceğini söyledi. Gencer, “Önümüzdeki yıllarda kazananlar yalnızca yapay zekâya en fazla para yatıran ülkeler veya şirketler olmayacak. Yaptıkları yatırımı üretkenliğe, katma değere, ihracata ve sürdürülebilir ekonomik büyümeye dönüştürebilenler olacak” diye konuştu. Gencer, dönüşüme yön veren, üretimin, istihdamın ve finansmanın geleceğini şekillendiren ülkelerin refah seviyelerini yükselteceğini, dönüşüme geç kalanların ise yeni sistem içerisinde yalnızca taklit eden konumunda kalma riski taşıdığını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İşe Alımda Referans Adaylar 11 Kata Kadar Avantajlı Haber

İşe Alımda Referans Adaylar 11 Kata Kadar Avantajlı

İdenfit’in değerlendirmelerine göre global benchmarklarda standart pozisyonlarda işe alım süresi yaklaşık 39-45 gün arasında değişiyor. Standart beyaz yaka pozisyonlarında 30 gün civarındaki iç hedef iddialı ancak makul kabul edilirken, kritik uzmanlık ve yönetici pozisyonlarında daha uzun süreler normal karşılanıyor. Referansla gelen adayların işe alınma ihtimali ise iş ilanı platformlarından başvuran adaylara kıyasla 11 kata kadar daha yüksek olabiliyor. İşe alım süresinin ne kadar olması gerektiği, şirketler açısından yalnızca operasyonel bir verimlilik konusu değil. Pozisyonun uzun süre açık kalması iş gücü ihtiyacının karşılanmasını geciktirirken, sürecin gereğinden fazla uzaması da nitelikli adayların başka fırsatlara yönelmesine neden olabiliyor. Türkiye için tüm pozisyonları kapsayan standart bir işe alım süresi bulunmuyor. Uzmanlık düzeyi, sektör, lokasyon, ücret seviyesi ve değerlendirme adımları gibi birçok faktör işe alım süresini doğrudan etkiliyor. Standart pozisyonlarda 39-45 gün benchmarkı Global benchmarklar standart pozisyonlarda işe alım süresinin yaklaşık 39-45 gün aralığında olduğunu gösteriyor. Ancak bu sürenin her pozisyon için hedef olarak alınması doğru bulunmuyor. İdenfit’e göre standart beyaz yaka pozisyonlarında 30 gün civarındaki bir iç hedef iddialı ancak makul kabul edilirken, kritik uzmanlık gerektiren veya yönetici seviyesindeki pozisyonlarda daha uzun süreler normal karşılanıyor. Bu nedenle şirketlerin ideal süreyi genel piyasa ortalamasından ziyade kendi işe alım verileri üzerinden belirlemesi öneriliyor. Süreyi yalnızca “time-to-hire” belirlemiyor İşe alım performansını ölçerken toplam işe alım süresinin yanı sıra sürecin farklı aşamalarının da takip edilmesi gerekiyor. İlk aday geri dönüş süresi, nitelikli aday listesinin oluşturulma süresi, mülakatlar arasındaki bekleme, teklif hazırlama ve onay süresi, toplam “time-to-hire” ve aday kayıp oranı bu ölçümde kritik göstergeler olarak öne çıkıyor. Örneğin toplam işe alım süresi hedeflenen seviyede olsa bile adaylara ilk geri dönüşün gecikmesi veya mülakatlar arasında uzun bekleme yaşanması, şirketin nitelikli adayları süreç içinde kaybetmesine neden olabiliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca “pozisyonu kaç günde kapattık?” sorusuna değil, “aday hangi aşamada ve neden kaybedildi?” sorusuna da yanıt vermesi gerekiyor. Hız kadar doğru aday kaynağı da önemli İşe alım süresini etkileyen önemli unsurlardan biri de adayların hangi kanaldan geldiği. İdenfit’in değerlendirmesine göre net bir Türkiye ortalaması bulunmamakla birlikte, uluslararası benchmarklarda referansla gelen adayların işe alınma ihtimalinin iş ilanı platformlarından başvuran adaylara kıyasla 11 kata kadar daha yüksek olabildiği görülüyor. İdenfit CEO’su Onur Bayındır, işe alım süresinin tek başına bir başarı göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “İşe alımda her pozisyon için geçerli tek bir ideal süreden söz etmek mümkün değil. Şirketlerin kendi verilerini analiz ederek pozisyon, yetkinlik seviyesi ve aday kaynağı bazında gerçekçi hedefler belirlemesi gerekiyor. Burada önemli olan yalnızca pozisyonu kaç günde kapattığımız değil; nitelikli adaylara ne kadar hızlı ulaştığımız, süreçte hangi aşamalarda aday kaybettiğimiz ve işe aldığımız kişinin uzun vadede ne kadar başarılı olduğu. Özellikle referansla gelen adayların dönüşüm oranlarının yüksek olması, aday kaynağının da işe alım süresinin ve kalitesinin önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla daha hızlı işe alım yapmak kadar, doğru adaya doğru kanaldan ulaşmak ve doğru kararı vermek de kritik.” Aday kaybını ölçmek işe alım süresini anlamlı hale getiriyor İşe alım sürecinin başarısını değerlendirmek için pozisyonların ortalama açık kalma süresi ve başvuru almasına rağmen işe alımla sonuçlanmayan ilanların oranı da önemli göstergeler arasında yer alıyor. İdenfit platformunda başvuruların gün, saat ve ay bazındaki dağılımı, aday başına ortalama başvuru sayısı ve çalışırken iş arayan adayların oranı gibi veriler de takip edilebiliyor. Bu veriler şirketlere yalnızca kaç kişinin başvurduğunu değil, adayların hangi davranışları gösterdiğini ve sürecin hangi noktalarında dönüşüm yaşandığını görme imkânı sağlıyor. Yanlış işe alım, süreden çok daha pahalıya mal olabiliyor İşe alım sürecini kısaltma hedefinin, yanlış adayın işe alınması pahasına gerçekleştirilmemesi gerekiyor. Uluslararası araştırmalar, hatalı bir işe alımın çalışanın ilk yıl ücretinin yaklaşık yüzde 30’una ulaşabilen bir maliyet yaratabildiğini gösteriyor. Çalışanın seviyesi ve yerine koyma güçlüğüne bağlı olarak toplam ayrılma ve yeniden işe alım maliyeti yıllık ücretin yüzde 50 ila yüzde 200’üne kadar çıkabiliyor. Bu nedenle işe alım performansını yalnızca pozisyonun ne kadar sürede kapatıldığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. İşe alınan kişinin performansı, çalışanı elde tutma ve ilk 6-12 aylık devam oranları da sürecin başarısını ortaya koyan kritik göstergeler arasında yer alıyor. LinkedIn araştırmasına göre şirketlerin yalnızca yüzde 25’i işe alım kalitesini doğru ölçebildiğinden yüksek düzeyde emin. SHRM (İnsan Kaynakları Yönetimi Derneği) verisinde ise şirketlerin yalnızca yüzde 20’si işe alım kalitesini sistematik olarak takip ediyor. Aday deneyimi de işe alım süresinin bir parçası İşe alım süresinin uzaması kadar, adayın süreç boyunca nasıl bilgilendirildiği de önem taşıyor. Hızlı geri dönüş, kolay mülakat planlama ve düzenli bilgilendirme adayların süreçte daha iyi bir deneyim yaşamasını sağlayabiliyor. Buna karşılık uzun bekleme süreleri, iletişim eksikliği ve sürecin hangi aşamasında olunduğuna ilişkin belirsizlik adayların başka fırsatlara yönelmesine neden olabiliyor. İdenfit’e göre şirketlerin pozisyon bazında kendi benchmarklarını oluşturması, her işe alım kaynağının dönüşümünü ölçmesi ve adayların süreçte kaybedildiği noktaları analiz etmesi, işe alım sürelerini daha sağlıklı yönetmelerini sağlayacak. Önümüzdeki dönemde işe alımda başarı, yalnızca “pozisyonu en hızlı kim doldurdu?” sorusuyla değil; doğru adayı, doğru kaynaktan, doğru sürede bulup bulamadığı ve bu çalışanın uzun vadede şirkette ne kadar başarılı olduğu üzerinden değerlendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Girişimcilerin Yatırım Rotası BT ve Otomasyona Çevriliyor Haber

Türkiye’de Girişimcilerin Yatırım Rotası BT ve Otomasyona Çevriliyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY tarafından gerçekleştirilen EY Girişimcilik Barometresi’nin ikinci sayısının sonuçları açıklandı. Europe Central bölgesi genelinde Türkiye’nin de aralarında olduğu çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 1.000’den fazla aile şirketi sahibi, start-up kurucusu ve farklı ölçekteki şirketlerden liderlerin katıldığı araştırma; bölge genelindeki girişimcilerin artan maliyetler, düzenleyici baskılar ve makroekonomik belirsizliklere rağmen büyüme hedeflerini korurken yatırım ve operasyonlarında daha seçici ve disiplinli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Bulgular, girişimcilerin operasyonel disipline, dayanıklılığa ve uzun vadeli değer sağlamaya her zamankinden daha fazla önem verdiğini gösteriyor. Bu yaklaşım yatırım kararlarından inovasyon stratejilerine, teknoloji kullanımından iş gücü planlamasına kadar pek çok alanda yeni öncelikler oluşturuyor. İnovasyon ve dijital dönüşüm girişimcilerin gündeminde öne çıkıyor İnovasyon öncelikleri 2026 yılında pazar odaklı ve uygulama ağırlıklı bir dağılım gösteriyor. Türkiye’de strateji ve pazarlama odaklı inovasyon %50 oranıyla bölge genelinin üzerinde seyrederken, ürün ve süreç inovasyonunun %48 seviyesinde, organizasyonel inovasyonun ise %45 seviyesinde olduğu gözlemleniyor. İnovasyon eğilimi geniş tabanlı bir görünüm sunmakla birlikte, herhangi bir inovasyon planlamadığını belirtenlerin oranı %5 seviyesinde geçen yıla göre sabit kalıyor. Bununla birlikte, Türkiye’de dijital dönüşüm ivme kazanıyor. Yapay zekâ ve makine öğrenimi %82, veri analitiği %79 kullanım oranlarıyla öne çıkarken, bunu bulut teknolojileri %63 ve dijital müşteri deneyimi platformları %70 oranlarıyla takip ediyor. Algılanan performans etkisi ise inovasyonda %71 ve teknolojiye adaptasyon hızında %70 ile güçlü bir görünüm sunarken, gelir büyümesine etkisi %36 ile sınırlı kalıyor. Yapay zekâ destekli süreçler, veri odaklı karar alma ve müşteri deneyimi uygulamalarında güçlü bir adaptasyon görülürken, bu dönüşümün gelir büyümesine etkisinin artırılması önemli bir gelişim alanı olarak öne çıkıyor. Türkiye’de girişimcilik ekosistemine güven yıllık bazda iyileşme gösteriyor Araştırma sonuçları girişimcilik ekosistemine yönelik algıda belirgin bir iyileşmeye işaret ediyor. Olumlu değerlendirmelerin oranı %34'e yükselirken, olumsuz değerlendirmeler %51'den %25'e gerilemiş durumda. Girişimcilik ekosisteminin önündeki temel zorluklar ise, bürokratik zorluklardan ziyade makrofinansal unsurlardan kaynaklanıyor. Finansmana erişim %71, ve ekonomik belirsizlik %70 oranıyla öne çıkarken, düzenleyici karmaşıklık %45 ile bölgenin altında kalıyor. Türkiye girişimcilik ekosisteminde iştah güçlü olmakla birlikte, ölçeklenme süreci sermaye erişimi ve güven düzeyi ile sınırlanıyor. Sermaye maliyeti ve finansmana erişim yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar arasında Türkiye’de yatırım eğilimleri temkinli ancak seçici bir görünüm sergiliyor. Şirketler bölge ortalamasına kıyasla büyüme yatırımlarına daha sınırlı kaynak ayırırken, modernizasyon ve otomasyon yatırımlarına öncelik veriyor. Bilişim teknolojileri yatırımları %50, otomasyon %45, ekipman yatırımları %36 ve yeni tesis yatırımları %13 seviyesinde iken; herhangi bir yatırım planlamadığını belirtenler ise %18 ile bölge genelinin üzerinde yer alıyor. Yatırımları sınırlandıran başlıca unsurlar ise sermaye maliyeti ve finansmana erişim zorlukları olurken; ekonomik risk ve piyasa belirsizliği %71, finansman yetersizliği %52 ve yüksek faiz oranları %41 ile bölge ortalamasından yüksek seyrediyor. Finansman kaynaklarına bakıldığında ise, ağırlıkla öz kaynaklar %61 oranıyla öne çıkarken, krediler %20 ve teşvikler/hibeler %14 düzeyinde kalıyor. Şirketler, geri dönüşün net olduğu ve finansmanın güvence altına alındığı durumlarda yatırım kararlarını daha güçlü şekilde hayata geçiriyor. Bu çerçevede, teşvikler ve otomasyon yatırımları bu ivmenin korunmasında öne çıkan unsurlar olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de iş gücü modeli daha esnek bir yapıya evriliyor Türkiye’de girişimcilik ekosisteminde işe alım süreçleri tam zamanlı istihdam artışından daha esnek kapasite kullanımına doğru yönelim gösteriyor. Tam zamanlı işe alım oranı geçtiğimiz yıla kıyasla %44’ten %34’e gerilerken, dış kaynaklı iş birlikleri ve yarı zamanlı işe alım artış gösteriyor. İşe alım sürecindeki temel zorluk aday sayısının sınırlı olması değil, rekabetçilik baskısı. Bu kapsamda; ücretlendirme zorlukları %41, aday beklentilerini karşılama %30 ve büyük ölçekli şirketlerle rekabet %25 seviyelerinde seyrederken, coğrafi erişim ve aday hacmi ise her biri %9 ile bölge ortalamasının altında kalıyor. Bu görünüm; başarılı işverenlerin farklılaşmasının yalnızca işe alım hacmi ile değil, çalışan değer önerisi ve verimlilik odaklı yaklaşımlarla mümkün olacağına işaret ediyor. Mevcut risk profili şirketlerin finansal dayanıklılıklarını zorluyor Türkiye’de artan maliyetler, zayıflayan talep ve finansmana erişim zorlukları, şirketlerin finansal dayanıklılığı üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor. Araştırma sonuçlarına göre; en fazla riskler operasyonel maliyetler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları, krediye erişim ve yüksek faiz oranları olarak öne çıkıyor. Ayrıca Türkiye’de maliyet unsurları geniş bir yelpazeye yayılarak finansman, uyum ve risk transferi kalemlerini içeriyor. Türkiye’de girişimciler birleşme ve satın alma işlemlerine temkinli ancak fırsat odaklı yaklaşıyor. Kısmi satışın “biraz olası” olduğunu belirtenlerin oranı %43 ile “çok olası” diyenlerin (%7) belirgin şekilde üzerinde bulunuyor. Bu durum, birçok girişimcinin kısa vadeli bir işlem planından ziyade ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmeye açık olduğunu gösteriyor. Geleneksel çıkış alternatifleri ise çeşitlenmiş olup; bir yatırım fonuna satış oranı %30 ve halka arz oranı %18 seviyesinde seyrediyor.. Türkiye aile işletmelerinde halefiyet planlamalarında olgunluk seviyesi artış gösteriyor Türkiye’de halefiyet planlamasına ilişkin olgunluk artış eğilimi göstermekle birlikte, “henüz planlamaya başlanmamış” segmentinin varlığı da dikkat çekiyor. Resmî planlara sahip olanların oranı %15’ten %22’ye, bu konuda resmi olmayan görüşmeler yürütenlerin oranı ise %15’ten %28’e artış gösteriyor. Buna karşın, konuyu henüz ele almamış olanların oranı %39 ile bölge ortalaması olan %29’un üzerinde seyrediyor. Aile işletmelerine ilişkin temel zorluklar ise ağırlıklı olarak iç dinamiklerden kaynaklanırken, servet yönetimi yaklaşımı çeşitlendirme odaklı ilerliyor. EY Türkiye Şirket Ortağı, Girişimci Kadın Liderler Programı ve EYnovation Start-up Programı Lideri Müge Tan Belviso, araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "EY Girişimcilik Barometresi 2026 sonuçlarına göre Türkiye’de girişimcilik ekosistemine duyulan güvenin artması oldukça memnuniyet verici bir gelişme. Buna ek olarak, araştırmamız girişimcilik ekosisteminin büyüme, yatırım ve dönüşüm kararlarında artık daha seçici hareket ettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, yapay zekâ ve veri analitiği gibi teknolojilerin hızla yaygınlaştığı görülürken, belirsizliklerin ve maliyetlerin büyüme üzerindeki belirleyici etkisini koruduğuna işaret ediliyor. Bununla birlikte araştırmamız girişimcilik ekosisteminin gelişimi için 5 temel öncelik önerilerini sunuyor; “kademeli büyüme”, “kârlılık ve likiditenin korunması”, “finansal risk yönetimi”, “müşteri değerinin gelire dönüştürülmesi” ve “esnek yetenek stratejilerinin geliştirilmesi”. Bu alanlarda kaydedilecek ilerleme, girişimcilerin yalnızca mevcut belirsizliklere karşı daha dayanıklı olmalarını değil, aynı zamanda yerel ve küresel pazarlarda rekabet güçlerini artırmalarını da sağlayacaktır. EY Türkiye Şirket Ortağı ve Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Ferzan Ülgen ise şu açıklamalarda bulundu: “Araştırma sonuçları, Türkiye girişimcilik ekosisteminin teknoloji ve yapay zekâ alanlarındaki odağıyla katılımcı ülkeler ortalamasının üzerinde bir seviyede seyretmesi dikkat çekiyor. Bulgular, günümüz koşullarında başarının yalnızca yeni fırsatları değerlendirmekten değil; inovasyon kapasitesini güçlendirmekten, kaynakları etkin yönetmekten, yetenek stratejisini doğru belirlemekten ve sürdürülebilir değer sunmaktan geçtiğini gösteriyor. Bu doğrultuda geleceğin başarılı girişimleri, değişime hızla adapte olabilen, doğru yetenek stratejilerini benimseyen, yeteneği merkeze koyarak teknolojiyi ve yapay zekayı süreçlerine entegre edebilen girişimciler olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

JYSK Türkiye Yatırımlarını Hızlandırdı Haber

JYSK Türkiye Yatırımlarını Hızlandırdı

Danimarka merkezli ev yaşam perakendecisi JYSK, Mayıs 2023'te girdiği Türkiye pazarında "herkes için harika bir İskandinav teklifi" sunma vizyonuyla büyümesini sürdürüyor. 1979 yılında Lars Larsen tarafından kurulan ve 50 ülkede 3.600'den fazla mağazası bulunan marka, ülkedeki 13'üncü mağazasını Muğla Rüya 48 Outlet'te yaklaşık 1.250 metrekarelik satış alanında hizmete açtı. İskandinav 'hygge' tarzını yansıtan ev ve yaşam ürünlerinin yanı sıra uzman olduğu yatak ve uyku çözümlerini de müşterileriyle buluşturan JYSK, yeni mağazasında 2 binden fazla ürün çeşidiyle hizmet verecek. Mağazalarda sunduğu örnek oda tasarımları ve ilham veren dekorasyon köşeleriyle ziyaretçilerine farklı dekorasyon fikirlerini bir arada keşfetme imkânı sağlayan marka, İskandinav tasarımını yüksek kalite ve her bütçeye uygun fiyatlarla buluşturarak, evini güzelleştirmek isteyen herkese ilham verici ve pratik çözümler sunuyor. "Muğla Mağazamız Bölgesel Büyüme Stratejimizin Kilit Noktası" Muğla mağazasının kurduğumuz güçlü, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir perakende ağının önemli bir parçası olduğunu belirten JYSK Türkiye Ülke Direktörü Fatih Tezcan, "Bu açılışla birlikte Ege Bölgesi'ndeki mağaza sayımızı 3'e çıkarmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Muğla, eskiden sadece yaz aylarında hareketlenen bir turizm şehri olarak değerlendiriliyordu. Artık burası insanların dört mevsim boyunca yaşadığı, kalıcı bir şehir haline geldi. Bu değişim, Muğla'yı dönemsel bir pazar olmaktan çıkarıp, yıl boyu hizmet sunmamız gereken çok dinamik bir merkez yapıyor. Biz de bu yatırımımızla Muğlalıların yıl boyu ev konforuna eşlik etmek istiyoruz. Böyle stratejik bir lokasyonda varlık göstermek, markamızın yalnızca Türkiye iç pazarına değil, aynı zamanda bölgeyi ziyaret eden uluslararası tüketicilere de doğrudan ulaşmasını sağlıyor. Bu yönüyle Muğla mağazamız, bölgesel büyüme stratejimizin kilit noktalarından biri konumunda yer alıyor" dedi. "Mağaza Yatırımlarımız Hız Kesmeden Devam. Edecek" Her bölgede ve her şehirde birden fazla mağazayı tüketicilerle buluşturmayı hedeflediklerinin altını çizen Tezcan, "Türkiye genelindeki büyüme stratejimizi, sadece coğrafi bir yayılım olarak görmüyoruz. Sektördeki küresel tecrübemizi yerel iş gücüne aktarmak adına sunduğumuz dünya standartlarındaki profesyonel eğitim programlarıyla, Türk perakendeciliğine dünya standartlarında yetişmiş, kalifiye insan kaynağı kazandırmayı istiyoruz. Böylece operasyonel ağımızı hızla genişletirken; nitelikli iş gücü, yerel üreticilerle iş birlikleri ve sürdürülebilir operasyon anlayışımızla sektöre ve ülke ekonomisine katma değeri yüksek, kalıcı ve sürdürülebilir katkılar sağlamayı önceliyoruz. Bu büyüme vizyonumuzun bir sonraki adımı olarak Ağustos ayında İzmir'de yeni mağazamızı açmaya hazırlanıyoruz. İzmir yatırımımızın ardından Ankara başta olmak üzere farklı şehirlerde de mağaza yatırımlarımıza hız kesmeden devam ederek, Türkiye'nin dört bir yanındaki tüketicilerle buluşmayı sürdüreceğiz" dedi." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch, Otomasyon Ve Robotik Teknolojilerini İleri Taşıyor Haber

Bosch, Otomasyon Ve Robotik Teknolojilerini İleri Taşıyor

Gelişmiş robotik ve özellikle insansı sistemlerin oldukça dinamik büyümesi, otomasyonun bir sonraki aşamasının habercisi. Bosch, bu gelişimi şekillendirmede şimdiden önemli bir rol oynuyor ve otomasyon ile robotik için kilit teknolojileri ileri taşıyor. Berlin'deki Bosch Connected World (BCW)'de konuşan Bosch Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Stefan Hartung, “Gelişmiş sensör teknolojisi, yazılım ve elektrik enerjisinin harekete, verimli bir şekilde dönüştürülmesi sadece otonom mobilite ile teknolojik olarak ilişkili değil, aynı zamanda modern robotiğin de temel taşlarıdır” dedi. Otomasyon ve robotik teknolojilerine yönelik artan talebe hızla yanıt veren Bosch, halihazırda dünya çapında aranan ve cazip bir ticarileştirme ortağı ve bileşen tedarikçisi konumunda. Hartung, “İnsansı robotların ortaya çıkışıyla birlikte Bosch bileşenlerine ve çözümlerine olan talep artıyor” diye ekledi. Kapsamlı uzmanlığıyla şirket, robotik pazarının büyümesinden pay almak için elinde büyük bir avantaj bulunduruyor. Bosch, bu alanda milyarlarca dolarlık bir iş geliştirme potansiyeli görüyor. Şirket, bunu başarmak için sinerji etkilerine güveniyor. Hartung, “Endüstriyel ölçekte robotiği, insansı robotlara kadar ilerletmek için çeşitli iş sektörlerinden kanıtlanmış teknolojileri vizyoner yeniliklerle birleştiriyoruz. Ayrıca bu stratejiye bağlı kalmanın Avrupa'nın bir teknoloji merkezi olarak konumunu güçlendireceğini umuyoruz” dedi. Dahası, Bosch, Alman fabrikalarının dünyanın geri kalanına kıyasla rekabet gücünü artırmak ve giderek artan nitelikli iş gücü açığına karşı koymak için otomasyondan hedefli bir şekilde yararlanıyor. Robotik hassas bir dokunuş gerektirir Bosch Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Tanja Rueckert, “Bosch, tekerlekler ve robot kolları aracılığıyla geleceğe yön veriyor” diyor. Şirket, bu büyüme pazarını şekillendirmede otomobilden fabrikaya ve eve kadar uzanan alanlar arası otomasyon uzmanlığını bir avantaj olarak kullanıyor. Bosch, kendini insansı robot üreticisi olarak değil, modern otomasyon ve robotiğin “beyni ve sinir sistemi” için lider bir tedarikçi ve ortak olarak konumlandırıyor. Bu esnek çözümlerin merkezinde Bosch'un açık ctrlX AUTOMATION platformu yer alıyor. Rueckert, “Bu, robotiği erişilebilir, modüler ve hızlı entegre edilebilir hale getiriyor. Müşterilerimizin, sürücüsüz taşıma sistemlerini yüksek hassasiyetli robot kollarıyla birleştirmelerini şimdiden sağlıyoruz. Bu sayede mevcut süreçlerdeki görevleri istikrarlı ve esnek bir şekilde devralabiliyorlar” diyor. Bosch Rexroth bölümü şu anda bu alanda birçok müşteri projesi yürütüyor. Robotlar, ister fabrikada ister evde olsunlar, çevreleriyle güvenli ve hassas bir şekilde etkileşim kurabilmeleri için keskin bir dokunma hissine ihtiyaç duyarlar. Küçük ama vazgeçilmez bir teknoloji olan ve MEMS sensörleri olarak bilinen mikro elektromekanik sistemler, robotlara tam olarak bu dokunsal hissi veriyor. Bu sistemler, robotların nesneleri gerekli incelikle tutabilmelerini ve fiziksel temasa hassas bir şekilde tepki vermelerini sağlayan anahtardır. Örneğin, bu sensörler sayesinde bir robot sağlam bir su bardağını veya narin bir kadehi kavrama gücünü hassas bir şekilde ayarlayabilir. Bosch, şirketin Reutlingen'deki yarı iletken tesisi için merkezi öneme sahip olan bu kilit teknoloji alanında küresel pazar lideridir. Hartung, “İnsanların 4 milyon dokunma sensörü var. Eğer aynı sayıda sensöre sahip robotlar yapsaydık, dünya çapındaki 4 yıllık sensör üretimi 12.500 robot için ancak yeterli olurdu” dedi. Bu rakam, otomasyon ve robotiğin geleceğindeki muazzam potansiyeli ve Bosch'un bu gelecekteki kilit rolünü gözler önüne seriyor. Bir pazar araştırması ve strateji danışmanlığı şirketi olan Yole Group'a göre, Bosch'un lider olduğu MEMS sensör pazarının 2030 yılına kadar 19,2 milyar ABD dolarını aşması ve yıllık ortalama yüzde 4'lük bir büyüme oranı yakalaması bekleniyor. Bosch, bilişsel robotları daha da geliştirmek için çalışıyor Bosch, otomasyon ve robotik alanındaki gelişimi hızlandırmak için hedefe yönelik şirket içi inovasyon ve açık bir ekosistem yaklaşımının birleşimine güveniyor. Bu amaçla şirket, yeni robotik çözümlerin geliştirilmesi ve ticarileştirilmesine odaklanan uzmanlaşmış bir birim olan Robert Bosch Robotics GmbH'yi kurdu. Aynı zamanda Bosch, stratejik ortaklıklar yoluyla endüstriyel ölçeklendirmeyi ilerletmeye devam ediyor. Örneğin şirket, bilişsel robotları daha da geliştirmek için Alman start-up Neura Robotics ile birlikte çalışıyor. Bosch, derin üretim uzmanlığı sayesinde İngiltere'den Humanoid'in yanı sıra diğer ABD'li ve Çinli ortaklar da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından önde gelen robotik girişimleri için kilit bir ortak olarak hareket ediyor ve prototiplerini üretim ölçeğine taşıyor. Bosch, özellikle Çin'deki ortaklıklarını, yılın başında kurulan ve fiziksel yapay zekanın gelişimini ve robotik çözümlerin ticarileştirilmesini yürüten Bosch Robotik Merkezi Çin'de (BROC) bir araya getirdi. Robotların “zekâsına” ek olarak, Bosch'un gücü, onlara fiziksel performans kazandıran kritik bileşenlerde yatıyor. Bosch Rexroth’un portföyü arasında, modern robotik ve fabrika otomasyonu için kapsamlı bir kilit bileşen bulunuyor. Bunlar arasında dinamik ve hassas hareketler sağlayan yüksek hassasiyetli elektrik motorları ve güçlü servo sürücüler ile çeşitli ortamlar ve gereksinimler için robotların akıllı, esnek kontrolünü sağlayan ctrlX AUTOMATION yer alıyor. Bosch ayrıca robotlara ihtiyaç duydukları gücü, hızı ve hassasiyeti veren karmaşık montajlar ve alt sistemler de sunuyor. Bu da bu bileşenlerin çeşitli otomasyon görevleri için teknolojik omurga görevi gördüğü anlamına geliyor. Dahası Bosch, örneğin Rexroth konveyör sistemleri ile robotik üretimi için fabrika ekipmanları konusunda da destek sağlayabiliyor. Dünya çapında 230'dan fazla tesisten gelen benzersiz veri hazinesi Yapay zeka (AI), otomasyon ve robotiğe yeni yetenekler kazandıran motordur. Rueckert, “En son teknoloji elektronik ve mekaniğin yapay zeka ile birleşimi, otomasyon ve robotikte önemli teknolojik atılımları ulaşılabilir kılıyor. Örneğin, robotların çevrelerini algılamalarını, süreçleri anlamalarını ve deneyimlerinden öğrenmelerini sağlıyor” diyor. Bosch, bu kilit teknolojiyi stratejisine sıkı bir şekilde yerleştirdi ve iki düzeyde kullanıyor. İlk olarak şirket, otonom çalışmayı sağlamak için buluttaki yapay zeka modellerini doğrudan fiziksel ürünlerine taşıyor. İkinci olarak, Bosch halihazırda kendi üretiminde, örneğin üretim süreçlerinin optimizasyonunda, tahmine dayalı bakımda ve optik hata tespitinde yapay zekayı yaygın olarak kullanıyor. Bu öğrenen yapay zeka sistemlerinin temeli, Bosch'un dünya çapındaki 230'dan fazla tesisinden gelen ve sektörde benzersiz olan bir veri hazinesidir. Rueckert, “Belirleyici rekabet avantajımız sadece makineler değil, küresel üretim ağımızdan gelen verilerdir. Bu veri hazinesi, geleceğin akıllı otomasyon çözümlerini geliştirdiğimiz ham maddedir” diyor. Ayrıca Bosch, insan uzmanlığını makine tarafından okunabilir verilere dönüştürmek için karmaşık hareket dizilerini eğitim için bir temel olarak kaydeden özel veri giysileri kullanıyor. Şirket, bilişsel robotların gelişimini hızlandırmak için bu uzmanlığı Neura Robotics ile olan ortaklığına özel olarak aktarıyor. Yapay zeka konusunda, dünya çapında 7 ülkede 11.000'den fazla kişiyle yapılan bir anket olan Bosch Tech Compass, insanların çoğunluğunun yapay zekayı önümüzdeki yılların en etkili ve en olumlu teknolojisi olarak gördüğünü gösteriyor. Bir diğer önemli bulgu ise yanıt verenlerin yüzde 70'inin yapay zekayı gelecek için çok önemli görmesiyle, bu teknolojiye olan heyecanın dünya çapında artması. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel Yapay Zekâ 2030’da CPG Sektörünün Rekabet Gücünü Belirleyecek Haber

Endüstriyel Yapay Zekâ 2030’da CPG Sektörünün Rekabet Gücünü Belirleyecek

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, 2026 Küresel CPG Sektöründe Endüstriyel Yapay Zekâ Anketi’nin yeni bulgularını yayımladı. Anket, ambalajlı tüketim ürünleri (CPG) üreticilerinin 2030 yılına kadar üretimdeki verimsizliklerde ve maliyet baskılarında önemli artışlar beklediğini ortaya koyuyor. Çoğu üretici, dalgalanmaların hızlandığı bu on yılda rekabet gücünü pekiştirmek için endüstriyel zekâya (yapay zekâ, veri ve otomasyonun birleşik gücü) yöneliyor. Yapısal üretim maliyetlerinin 2030'a kadar artması bekleniyor CPG üreticilerinin hızlanan bir kar marjı krizi beklediğini ortaya koyan ankete göre üretim gecikmeleri, duruş süreleri ve ekipman arızaları gibi verimsizlikler, halihazırda nihai ürün maliyetinin tahmini olarak %20,3'ünü oluşturuyor. Katılımcılar, günümüzde gecikmeler, duruş süreleri, yeniden işleme, kalite sapmaları veya varlıkların optimal olmayan kullanımı nedeniyle ortalama üretim gelirlerinin %15,2’sinin kaybedildiğini bildiriyor. Bu önlenebilir kayıpların keskin bir şekilde kötüleşerek gelecek yıl %21,37’ye ulaşması ve 2030 yılına kadar %29,14’e doğru yükselmesi bekleniyor. Birçok CPG üreticisi, önlenebilir üretim kayıplarındaki bu öngörülen artışı azaltmak için endüstriyel yapay zekâya yöneliyor. Yapay zekâ beklentileri artarken hazırlık seviyesi geride kalıyor Bugün her sekiz CPG üreticisinden sadece biri (%13), yapay zekânın temel operasyonlara ve karar alma süreçlerine uçtan uca entegre edildiğini söylüyor. 2030 yılına gelindiğinde ise üreticilerin üçte birinden fazlası (%37) yapay zekânın operasyonlarının merkezinde olmasını bekliyor ki bu, kullanım oranının sadece dört yıl içinde üç katına çıkması anlamına geliyor. Katılımcılar ayrıca yapay zekâ destekli Yatırım Getirisinin (ROI) de keskin bir şekilde artmasını bekliyor: Üçte biri (%32,7), yapay zekâ projelerinden 2030 yılına kadar %50-74 oranında getiri elde etmeyi öngörüyor.Yaklaşık onda biri (%7,9), %100’ün üzerinde getiri tahmin ediyor; bu da yapay zekâ yatırımlarının bir yıldan kısa sürede kendi maliyetini çıkaracağı anlamına geliyor. Bu performans seviyesi günümüzde yalnızca WEF Lighthouse veya otonom fabrikalarında görülmektedir. Buna karşın, katılımcıların yüzde yetmişi mevcut yapay zekâ yatırım getirisinin %20’nin altında olduğunu, yaklaşık üçte biri ise (%28,4) %5 veya daha düşük bir getiri gördüğünü belirtiyor. Bu durum, sektörün henüz erken aşamadaki uygulamalardan sınırlı bir değer elde ettiğini yansıtıyor. Schneider Electric CPG Başkanı Neil Smith, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Üreticiler, 2030 yılına kadar uçtan uca yapay zekâ benimsenmesinde üç katlık bir artışın yanı sıra, görmeyi bekledikleri getirilerde de önemli bir değişim öngörüyor ve günümüzde yalnızca en gelişmiş Lighthouse ve otonom fabrikaların ulaştığı seviyeleri hedefliyorlar. Bu beklenti uçurumu, acilen harekete geçilmesi gerektiğini gösteren en güçlü işarettir. Yapay zekâ, ancak gerçek endüstriyel zekâyı sunduğunda dönüştürücü olabilir: Yani gerçek zamanlı operasyonel verileri, modern otomasyonu ve yapay zekâyı ölçekli olarak verimliliği artıran senkronize kararlara dönüştürme yeteneği. Birçok kuruluş hala yapay zekânın değerini ve benimsenmesini sınırlayan parçalanmış veriler ve eski sistemlerin bulunduğu mevcut tesisleri (brownfield) işletiyor. Bu hazırlık açığını kapatmak, artık CPG sektörü için en önemli rekabet önceliklerinden biridir.” Engel yapay zekâ teknolojisi değil, endüstriyel zekâ için gerekli temel hazırlık seviyesi Yapay zekânın potansiyeline duyulan güçlü güvene rağmen, anket katılımcıları yapay zekâyı ölçeklendirmenin önündeki temel engeller olarak teknolojik değil yapısal zorlukları öne çıkarıyor: Yapay zekâ veya veri bilimi alanındaki beceri açıkları (%43,0),Eski otomasyon sistemleri ve altyapı (%37,5),Bağlamlandırılmış operasyonel veri eksikliği (%36,3),İş gücü direnci (%25,7). Tüm bu unsurlar, siber güvenlik veya uyumluluk endişelerinin (%21,7) de önünde yer alıyor. Schneider Electric Endüstriyel Otomasyon Hizmetleri Kıdemli Başkan Yardımcısı Cecile Vercellino konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Sonuçlar çok net: Endüstriyel yapay zekâ için beklenen o dönüştürücü yatırım getirisini sadece dört yıl içinde elde etmek; iş birliği, şeffaflık ve ortak standartlar konusunda köklü bir değişim gerektiriyor. SE Danışmanlık Hizmetleri (SE Advisory Services) aracılığıyla, kendi ‘Lighthouse’ üretim bilgi birikimimizi halihazırda dünyanın dört bir yanındaki müşterilerimizle paylaşıyor ve onların dijital hedeflerini ölçülebilir etkilere dönüştürmelerine yardımcı oluyoruz. En iyi uygulamaların ve sektöre özel uzmanlığın paylaşılıp hayata geçirilmesinin, endüstriyel dijital dönüşümün bir sonraki dalgasını hızlandıracağına inanıyoruz.” Schneider Electric'in AVEVA iş birliğiyle bugün yayımladığı “Abartının Ötesinde: Rekabetçi Tüketici Ürünleri Üretimi İçin Pratik Yapay Zekâ” (Beyond the Hype: Practical AI for Competitive Consumer Goods Manufacturing) başlıklı yeni rapor; yiyecek-içecek ve yaşam bilimleri sektörlerinde yapay zekânın başarılı bir şekilde uygulanması konusunda rehberlik sunuyor. Rapor; endüstriyel veri, modüler otomasyon, elektrifikasyon ve Endüstriyel Yapay Zekâ uygulama adımları aracılığıyla otonom operasyonlara giden yolu ana hatlarıyla çiziyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.