Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Istihdam

Kapsül Haber Ajansı - Istihdam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Istihdam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rönesans 11 Yıldır Dünyanın  İlk 50 Uluslararası Müteahhidi Arasında Haber

Rönesans 11 Yıldır Dünyanın  İlk 50 Uluslararası Müteahhidi Arasında

30 yılı aşkın küresel yolculuğunda 40’a yakın ülkede 1.000’i aşkın projeye imza atan Rönesans, bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşırken; Türkiye’de yerleşik 3.500 üretici ve taşeronla kurduğu iş birlikleriyle Türk mühendisliğini, üretim gücünü ve hizmet ihracatını da dünya pazarlarına taşıyor. Engineering News-Record’un (ENR), şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülke dışındaki inşaat gelirlerini esas alarak hazırladığı “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesinde Rönesans, 11’inci kez dünyanın ilk 50 şirketi arasında yer aldı. Bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşan Rönesans, Avrupa sıralamasında da gücünü koruyor. Engineering News-Record’un (ENR) “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesi şirketlerin toplam büyüklüğüne değil, kendi ülkeleri dışında yaptıkları işlerden elde ettikleri gelire odaklanıyor. Bu nedenle ENR, bir büyüklük sıralaması olmanın dışında; dünyanın farklı pazarlarında iş kazanmanın, büyümenin ve küresel oyuncularla rekabet edebilmenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Rönesans için ise bu sıralamanın ayrı bir anlamı var. Çünkü Rönesans’ın hikayesi Türkiye dışında başladı; dünyada büyüdü, dünyanın en büyükleriyle aynı pazarlarda rekabet etti ve kazandığı birikimi Türkiye’de yatırımlara dönüştürdü. İlk olarak 2006 yılında aynı listeye 86’ıncı sıradan giren grubun bugün yaklaşık 40 ülkede, 1000’i aşkın projede imzası bulunuyor ve 11 yıldır kesintisiz olarak ENR listesinde ilk 50 şirket arasında yer alan Rönesans’ın 50 milyar dolarlık uluslararası proje geliri de 30 yılı aşkın bu yolculuğun ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor. Bugüne kadar uluslararası projelerde Türkiye'de yerleşik 3.000 üretici ve 500 taşeron firma ile birlikte çalışan Rönesans, bu iş birliğinin sonucunda Türkiye'den yurt dışı projelerine 2 milyar dolarlık değer taşımış oldu. Uluslararası projelerde 3.500’ü mühendis ve mimar olmak üzere 28.853 Türk çalışanı istihdam eden Rönesans’ın söz konusu projelerdeki toplam çalışan sayısı ise 271.888’e ulaştı. Dr. Erman Ilıcak: 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız Rönesans’ın 30 yılı aşan uluslararası yolculuğunu değerlendiren Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak şunları söyledi: “11 yıl deyip geçmemek lazım. Bu yılda dünya birkaç kez değişti. Pandemi oldu, savaşlar başladı, enerji krizi yaşandı, finansman koşulları değişti. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, CIS ülkelerinden Afrika’ya kadar çalıştığımız coğrafyalarda neredeyse her yıl önümüze yeni bir denklem geldi. Böyle dönemlerde önemli olan, şartların ne kadar zor olduğunu anlatmak değil, o şartlarda ne yapacağınıza karar vermek. Biz de hep buna odaklandık. Ekiplerimiz her yeni duruma adapte oldu, çözüm üretti, gerektiğinde yön değiştirdi ve yoluna devam etti. Çünkü uzun vadede sizi güçlü tutan, her şeyin planladığınız gibi gitmesi değil; plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır. 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız. Bu sürede dünya değişti, pazarlar değişti, biz de değiştik. Yeni ülkeler öğrendik, yeni ortaklıklar kurduk, yeni yetkinlikler geliştirdik. Ama bir şey değişmedi: Birlikte çalışma ve çözüm üretme kültürümüz. Ben bu tabloya sadece bir sıralama olarak bakmıyorum. Arkasında dünyanın dört bir yanında aynı hedef için çalışan çok güçlü bir ekip var. Mühendislerimizden mimarlarımıza, finansçılarımızdan iş ortaklarımıza kadar yıllar içinde birlikte büyüdüğümüz çok büyük bir yapı bu. Rönesans’ın asıl gücü de burada; farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda aynı anlayışla hareket edebilmekte… 50 milyar dolarlık uluslararası proje deneyimi ve bu listedeki istikrar bize bundan sonrası için daha büyük bir sorumluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanında Rönesans için emek veren, sorumluluk alan ve her yıl önümüze çıkan yeni mücadelelere birlikte çözüm üreten tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” Avrupa’nın en yüksek binasından Hollanda’nın en uzun karayolu tüneline 1993 yılında yurt dışında başlayan Rönesans’ın küresel yolculuğu bugün dünyanın farklı coğrafyalarına uzanıyor. Rönesans’ın uluslararası proje portföyünde Avrupa’nın en yüksek binası Lakhta Center’dan İsviçre Alpleri’nin altından geçen Gotthard Base Tüneli’ne, Hollanda’nın en uzun karayolu tüneli Gaasperdammertunnel’dan Türkmenistan’daki doğalgazdan benzin üretim tesisine kadar ileri mühendislik gerektiren projeler yer alıyor. Türkiye’nin görünmeyen ihracat gücü Rönesans’ın uluslararası faaliyetlerinin yarattığı ekonomik etki, şirketin kendi proje gelirlerinin ötesine uzanıyor. Uluslararası müteahhitlik; mühendislik ve mimarlıktan finans, hukuk, yapı malzemeleri, lojistik ve teknolojiye kadar geniş bir değer zincirini harekete geçiriyor. Uluslararası projelerinde Türkiye’de yerleşik yaklaşık 3500’ü aşkın üretici ve taşeronla çalışan Rönesans, sadece son 10 yıl içinde bu iş birlikleri kapsamında 2 milyar doları aşan mal ve hizmet satın alımı yaparak yurtdışına gönderdi. Diğer bir ifadeyle bu yapı, Türk şirketlerinin yeni pazarlara erişmesine; mühendis, mimar ve yöneticilerin ise dünyanın en büyük projelerinde uluslararası deneyim kazanmasına katkı sağlıyor. Böylece yurt dışına taşınan yalnızca müteahhitlik hizmeti değil; Türkiye’nin mühendislik bilgisi, insan kaynağı, üretim kapasitesi ve iş yapma kabiliyeti oluyor. Avrupa’da büyüme sürüyor Rönesans’ın uluslararası büyümesinde Avrupa önemli bir yere sahip. Şirket, 2009 yılında Avusturyalı PORR’un yüzde 10 hissesini satın alarak Avrupa’daki büyümesinin ilk adımlarından birini attı. Bunu 2013’te Alpine Bau grubunun bir iştiraki, 2014’te Almanya’nın köklü mühendislik şirketi Heitkamp ve 2015’te Hollanda’nın köklü inşaat şirketlerinden Ballast Nedam’ın satın alınması izledi. Ballast Nedam, Rönesans tarafından satın alındıktan sonra gerçekleştirilen yapılanmanın ardından üç yıl içinde yeniden kârlı bir şirkete dönüştü. Bugün Rönesans, ENR sıralamasında Avrupa listesinde de gücünü koruyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de İşgücü Maliyeti Avrupa’nın 10 Katı Hızla Arttı Haber

Türkiye’de İşgücü Maliyeti Avrupa’nın 10 Katı Hızla Arttı

AB içindeki en yüksek artış %16,4 ile Macaristan'da, en düşük artış %1,3 ile Malta'da gerçekleşti. Türkiye'deki maliyet artışı, listenin zirvesindeki Macaristan'ın iki katından fazla olsa da, istihdam canlılığını koruyor. TÜİK verilerine göre aynı dönemde istihdam %1,7, çalışılan saat ise %2,7 yükseldi. Bu iki verinin birlikte artması, yükselen maliyete rağmen şirketlerin ekip büyüklüğünü ya da çalışma saatlerini daraltma yoluna gitmediğini gösteriyor. Artışın Kaynağı Yalnızca Maaşlar Değil Toplam işgücü maliyeti, sadece çalışana ödenen brüt ücretle sınırlı değil. Sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası payları ile kıdem ve ihbar tazminatı karşılıkları toplam maliyetin bir parçası ve bu bileşenler “ücret dışı işgücü maliyeti” olarak tanımlanıyor. Türkiye'de ikinci çeyrekte brüt ücretler yaklaşık %35,8 artarken, ücret dışı maliyetlerdeki artış %42,9'a ulaştı. Avrupa'da ise bu iki maliyet bileşeni birbirine paralel ilerliyor. Eurostat verilerine göre AB genelinde ücretler %3,7, ücret dışı maliyetler %3,2 arttı. Türkiye'de ise ücret dışı maliyetler, ücret artışının yaklaşık yedi puan önünde seyrediyor. Bu da ücret artışını izlemenin toplam maliyeti öngörmeye yetmediğini gösteriyor. Şirketlerin işgücü maliyetini “ücret” ve “ücret dışı” olarak izleyen, yıllık bütçe çalışmasıyla sınırlı kalmayan bir planlamaya geçmesi gerekiyor. Maliyet Artışının Karşılığı Verimlilikle Kurulur İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Consulting Kurucu Ortağı Jilda Bal, bu verilerin maliyet planlamasını ve verimlilik odağını şirketlerin gündemine taşıdığını belirtiyor: Bal, “İşgücü maliyeti hızla artarken, şirketlerin daha disiplinli bütçe planlaması yapması gerekiyor. Ancak rekabet gücünü asıl belirleyecek olan, bu artışın karşılığında ne üretildiği olacaktır. Maliyet artışı aynı sektördeki bütün şirketler için benzer şekilde işliyor, fark ise her çalışanın yarattığı değerden doğuyor. Bu nedenle yeni dönemde şirketlerde verimlilik odağının belirgin şekilde artması gerekiyor. İş süreçlerinin sadeleştirilmesi, teknolojinin doğru kullanımı, yetkinlik gelişimi ve çalışan başına yaratılan değerin düzenli ölçülmesi bu odağın somut adımlarıdır. Verimliliği bir tasarruf programının ötesinde, çalışan deneyimini de iyileştiren bir iş stratejisi olarak ele almak gerekiyor. İstihdamın artmaya devam etmesi, şirketlerin büyüme hedeflerini koruduğunu gösteriyor. Bu büyümeyi sürdürülebilir kılmanın yolu, maliyet artışını verimlilik artışıyla dengelemekten geçiyor" diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teknosa Yeni İstihdamla Büyümesini Sürdürüyor Haber

Teknosa Yeni İstihdamla Büyümesini Sürdürüyor

Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa, teknoloji perakendesinde müşteri deneyiminde önemli bir yere sahip olan saha ekiplerini yüzde 15 büyüterek 300 kişilik ek istihdam sağlamaya hazırlanıyor. İnsan kaynağına yatırımını çalışan gelişimiyle birlikte sürdüren Teknosa, 20 yıldır faaliyet gösteren Teknosa Akademi ile öğrenme ve gelişimi günlük iş yapış biçiminin bir parçası haline getiriyor. “Perakendenin Akademisi” yaklaşımıyla faaliyet gösteren Teknosa Akademi; ürün bilgisi ve teknoloji trendlerinden satış ve hizmet yetkinliklerine, yönetici gelişim programlarından işbaşı öğrenme ve dijital gelişim çözümlerine kadar geniş bir alanda çalışanların gelişimini destekliyor. Bugüne kadar 17.859 tekil katılımcıya ulaşan Akademi’de 1,4 milyonun üzerinde sınıf içi katılımcı-saati ve 274 binin üzerinde e-eğitim saati gerçekleştirildi. “Yeni istihdamla büyürken çalışanlarımızın gelişimine de yatırım yapıyoruz” Teknosa İnsan Kaynakları ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcısı Nilüfer Değirmenci, yılın son dönemine girerken saha organizasyonunu yeni istihdamla güçlendirdiklerini belirterek şunları söyledi: “Büyümemizin merkezinde insan kaynağı ve sürekli gelişim kültürü yer alıyor. Teknoloji perakendesinde müşteri deneyiminin önemli bir bölümü sahada şekilleniyor. Bu nedenle ekiplerimizin değişen müşteri beklentilerini doğru okuyan, teknolojiye hâkim ve gelişime açık bir yapıda olmasını önemsiyoruz. Bu yıl 20. yaşını kutlayan Teknosa Akademi ile temel hizmet standartlarından yönetsel yetkinliklere, işbaşı öğrenmeden dijital gelişim çözümlerine kadar çalışanlarımızı destekliyoruz. Yeni istihdam ve gelişim yatırımlarımızla daha donanımlı, çevik ve geleceğe hazır bir saha organizasyonu oluşturuyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayraktar: 2028'de Hanelerin Yüzde 80'i Yerli Gaz Kullanacak Haber

Bayraktar: 2028'de Hanelerin Yüzde 80'i Yerli Gaz Kullanacak

Gabar’da bugün günde 83 bin varilin üzerinde petrol ürettiklerini ifade eden Bakan Bayraktar, “İnşallah Gabar'da küçük örneğini verdiğimiz Terörsüz Türkiye hedefini, terörsüz bölge hedefini tamamen gerçekleştirdiğimizde her alanda, ülkemizin dört bir yanında ve bölgemizde refah çok daha yükselecek; daha çok huzur, barış içerisinde hep birlikte yaşayacağız.” diye konuştu. Bakan Bayraktar, AK Parti Eskişehir İl Danışma Meclisi Toplantısına iştirak etti. Büyük Projelerimiz Var Burada bir konuşma yapan Bakan Bayraktar, dünyada çeşitli krizler yaşandığına dikkat çekerek Türkiye’nin bu krizlere rağmen çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini söyledi. Türkiye ekonomisinin giderek büyüdüğüne işaret eden Bakan Bayraktar, “Türkiye, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Türkiye Yüzyılı vizyonunda daha da büyüyecek, inşallah önümüzdeki çeyrek asırda yeni bir yüz yıllık eser inşa edecek muhteşem projelerle geliyoruz. Büyük projelerimiz var. Türkiye'yi inşallah önümüzdeki yüzyıla, Türkiye Yüzyılı'na çok daha güçlü bir şekilde taşıyacağız.” dedi. Bakan Bayraktar, hedeflerinin, Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye’yi mutlak surette enerjide bağımsız kılmak olduğunu kaydetti. Arayışlarımız Devam Ediyor Türkiye'nin Karadeniz'de bir destan yazdığını belirten Bakan Bayraktar, Türkiye'deki 4 milyon hanede yerli doğal gazın kullanıldığına işaret ederek “2026 yılının sonunda 8 milyon hanede kendi gazımızı kullanacağız. 2028 yılında bu rakam 16-17 milyon haneye çıkacak. Yani neredeyse hanelerimizin yüzde 80'inin ihtiyacını kendi gazımızla karşılar hale geleceğiz. Yeni arayışlarımız devam ediyor.” ifadelerini kullandı. Terörsüz Türkiye Hedefi Gabar’da Cumhuriyet tarihinin en büyük petrol keşfini yaptıklarını anımsatan Bakan Bayraktar, “Bugün orada günde 83 bin varilin üzerinde petrol üretiyoruz. Hem ithalatımızı azaltıyoruz hem de o bölgede özellikle 3 bin 500-4000 insanımıza, gencimize istihdam sağladık. Adeta terörden başka alternatif sunulmayan o çocuklar, şimdi orada iş imkanına, istihdama kavuştular ve geleceğe dair hayalleri, umutları var. Gabar, bölge terörden temizlenince ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu göstermek için, Terörsüz Türkiye'nin, terörsüz bölgenin ne olduğunu göstermek için çok önemli bir proje. İnşallah Gabar'da küçük örneğini verdiğimiz Terörsüz Türkiye hedefini, terörsüz bölge hedefini tamamen gerçekleştirdiğimizde her alanda, ülkemizin dört bir yanında ve bölgemizde refah çok daha yükselecek; daha çok huzur, barış içerisinde hep birlikte yaşayacağız.” dedi. Türkiye Nükleer Lige Çıkan Ülkelerden Biri Haline Gelecek Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde 4 reaktörün inşasının devam ettiğini anlatan Bakan Bayraktar, “İnşallah önümüzdeki birkaç ay içerisinde Akkuyu'dan ilk elektriği, nükleerden ilk elektriği üreteceğiz ve Türkiye nükleer lige çıkan, nükleer enerjiye sahip ülkelerden biri haline gelecek.” değerlendirmesinde bulundu. Büyük ve Güçlü Türkiye Tüm vatandaşların 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tebrik eden Bakan Bayraktar, “Büyük ve güçlü Türkiye yolunda hep birlikte çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz; iş üreteceğiz, hizmet üreteceğiz.” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor! Haber

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor!

Gelecekte iletişim mezunlarının yalnızca içerik üreten değil; yapay zekâyı yöneten, veriyi hikâyeye dönüştüren, dezenformasyonu tespit eden ve dijital güveni yöneten profesyoneller olarak öne çıkacağını belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor.” dedi. Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği ve insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı gibi yeni çalışma alanlarına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Öğrencilerimizi teknolojiden korkan değil, teknolojiyi yöneten ve ona entelektüel derinlik katan profesyoneller olarak yetiştiriyoruz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, yapay zekâ çağında iletişim sektörünün değişen istihdam yapısını, geleceğin iletişim mesleklerini ve öğrencilerin yeni çalışma hayatına hangi yetkinliklerle hazırlanması gerektiğini değerlendirdi. İletişim mezunlarının çalışma alanları genişliyor Teknolojik gelişmelerin iletişime duyulan ihtiyacı azaltmak yerine artırdığına işaret eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijitalleşmeyle birlikte iletişim profesyonellerinin rolünün de değiştiğini söyledi. “Bugün tam anlamıyla bir iletişim çağında yaşıyoruz.” Diyen Prof. Dr. Atalay, “İletişim elbette her zaman önemliydi ancak bugün akıllı telefonlar, sosyal ağlar ve dijital platformlar sayesinde herkesin her an ulaşılabilir olduğu hiper bağlantılı bir dünyadayız. Teknoloji iletişim kurmayı kolaylaştırırken anlam yaratmayı, güven oluşturmayı ve ortak bir zeminde buluşmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle iletişim becerileri konusunda eğitimli olmak profesyonel yaşamda giderek daha büyük bir fark yaratıyor.” dedi. İletişimcinin işi içerik üretmekten ibaret olmayacak Yapay zekânın özellikle rutin içerik üretim süreçlerini hızla otomatikleştirdiğini ifade eden Atalay, bunun iletişim mesleklerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini, aksine iletişimcinin rolünün daha stratejik bir noktaya taşınacağını vurguladı. Prof. Dr. Atalay, “Eskiden iyi bir reklam fikri bulmak, o fikri görsele dökmek ve metnini yazmak günler, hatta haftalar alabiliyordu. Bugün yapay zekâ araçlarına doğru komutlar verdiğinizde saniyeler içinde çok sayıda alternatif elde edebiliyorsunuz. Ancak o alternatiflerden hangisinin insanın kalbine dokunacağını, hangisinin toplumsal bir karşılığı olduğunu veya hangisinin insanı gerçekten güldüreceğini algoritmalar tek başına belirleyemiyor. Yapay zekâ insan davranışını analiz edebilir ama insan gibi hissedemez.” diye konuştu. Bu nedenle gelecekte iletişim mezunlarının değerini yalnızca “üretme” becerisinin değil; seçme, doğrulama, anlamlandırma, yorumlama ve strateji geliştirme yetkinliklerinin belirleyeceğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, insan yaratıcılığı ile yapay zekâ yeteneklerini birlikte kullanabilen profesyonellerin iş dünyasında avantaj sağlayacağını dile getirdi. Gazeteci yazandan çok doğrulayan ve anlamlandıran kişi olacak Gazeteciliğin yapay zekâdan en fazla etkilenen alanlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, rutin haberlerin otomatik olarak üretilebildiği bir dönemde gazetecinin mesleki değerinin araştırmacılık, doğrulama ve yorumlama kapasitesinde yoğunlaşacağını söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Haber yazan gazeteciden doğrulayan ve anlamlandıran gazeteciye doğru bir dönüşüm gerçekleşiyor. Rutin ajans haberlerini artık yapay zekâ yazabiliyor. Gazetecinin yeni rolü dezenformasyonu filtrelemek, derinlemesine araştırma yapmak, veri gazeteciliği yapmak ve ham verinin arkasındaki insan hikâyesini yakalamak olacak.” ifadelerini kullandı. Reklamcının yeni işi yapay zekâyı yaratıcı stratejiyle yönetmek Reklamcılıkta da benzer bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Atalay, yapay zekânın saniyeler içinde çok sayıda reklam metni, görseli ve kampanya alternatifi üretebildiğine dikkat çekti. “Reklamcının işi artık yalnızca sıfırdan üretmek olmayacak.” diyen Atalay, “Yapay zekânın oluşturduğu alternatifler arasından markanın ruhuna, hedef kitlenin psikolojisine ve toplumsal bağlama en uygun olanı seçmek; doğru promptları oluşturmak ve yaratıcı stratejiyi kurmak daha önemli hâle gelecek.” dedi. Halkla ilişkilerde yeni istihdam alanı; dijital güven Deepfake, dezenformasyon ve yapay zekâ destekli manipülasyonların yaygınlaşmasının halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim alanında da yeni uzmanlıklara ihtiyaç doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Atalay, geleceğin en önemli iletişim alanlarından birinin dijital güven ve itibar yönetimi olacağını söyledi. Atalay, “Bülten dağıtımı ve medya takibi gibi geleneksel görevler giderek otomatikleşirken, bilişsel kriz yönetimi ve güven mimarlığı daha fazla önem kazanıyor. Deepfake ve manipülasyonun bu kadar kolaylaştığı bir çağda PR profesyonelleri yapay zekâ hızında yayılan itibar krizlerini yönetmek ve toplumla kurumlar arasında sahici bağlar kurmak zorunda.” şeklinde konuştu. Deepfake çağının iletişimcisi doğrulama uzmanı da olacak Geleceğin iletişim profesyonellerinin veri ve algoritma okuryazarlığına sahip olması gerektiğini vurgulayan Atalay, deepfake ve dezenformasyonla mücadele becerilerinin istihdam açısından giderek daha önemli hâle geleceğini belirtti. İletişim öğrencileri yapay zekâyla birlikte çalışmayı öğreniyor Bu dönüşüm nedeniyle iletişim eğitiminin de yeniden tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde yapay zekâyı iletişim eğitiminin farklı alanlarına entegre ettiklerini söyledi. “Öğrencilerimize her şeyden önce ‘Yapay zekâ iletişimcinin rakibi değil, onun akıllı asistanıdır.’ diyoruz.” ifadesini kullanan Atalay, şöyle devam etti: “İyi bir iletişimci olmak artık yalnızca güçlü yazma becerisine veya iyi bir görsel bakış açısına sahip olmakla sınırlı değil. Bunlara bilişsel esneklik ve yapay zekâyla doğru iletişim kurabilme becerisi de eklendi. Öğrenci yalnızca teoriyi öğrenmiyor; uygulamalı derslerde bir yapay zekâ modeline nasıl doğru komut vereceğini, çıkan sonucu nasıl değerlendireceğini ve filtreleyeceğini deneyimliyor. Yapay zekânın ürettiği bilginin doğruluğunu teyit etmek, bilişsel önyargıları fark etmek ve algoritmik manipülasyonları deşifre etmek eğitimimizin merkezinde. Sahicilik ve etik ise ana omurgamızı oluşturuyor.” Her bölümde yapay zekâ odaklı zorunlu dersler bulunuyor Fakültenin farklı bölümlerinde öğrencilerin kendi meslek alanlarıyla yapay zekâyı buluşturan zorunlu dersler aldığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Çizgi Film ve Animasyon bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Konsept Geliştirme, Görsel İletişim Tasarımı bölümümüzde Görsel İletişim Tasarımında Üretken Yapay Zekâ, Gazetecilik bölümümüzde Gazetecilikte Yapay Zekâ, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümümüzde Halkla İlişkiler ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Radyo Televizyon ve Sinema bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Film Yapım ve Yönetimi, Reklamcılık bölümümüzde Dijital Reklamcılık ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Yeni Medya ve İletişim bölümümüzde ise Yapay Zekâ derslerimiz zorunlu. Ayrıca seçmeli ders havuzumuzda da yapay zekâ temelli dersler bulunuyor.” dedi. 2-4 yıl sonra iletişim mezunlarını nasıl bir istihdam tablosu bekliyor? İletişim alanında önümüzdeki birkaç yıl içinde özellikle dijital içerik, veri, yapay zekâ, doğrulama, itibar ve kriz yönetiminin kesiştiği işlerin daha görünür hâle geleceğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, mezunların medya kuruluşlarından reklam ajanslarına, kurumsal iletişim departmanlarından dijital platformlara, yapım şirketlerinden sosyal medya ve içerik ajanslarına kadar geniş bir alanda çalışabileceğine dikkat çekti. İletişim mezunlarının klasik mesleklerin yanı sıra teknolojiyle birlikte doğan yeni uzmanlık alanlarına da yönelebileceğini kaydeden Atalay, “Önümüzdeki 10-15 yılda en hızlı büyümesi beklenen alanların önemli bir kısmı teknik bilgi ile iletişim becerisini birlikte gerektirecek.” dedi. Yeni meslekler iletişim mezunlarını bekliyor Yapay zekânın iletişim fakültesi mezunlarının önüne yepyeni kariyer seçenekleri çıkaracağını dile getiren Atalay, geleceğin çalışma alanlarını şöyle sıraladı: “Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği, insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı, dijital doğrulama uzmanlığı, yapay zekâ destekli yaratıcı strateji, algoritmik içerik yönetimi ve dijital kriz iletişimi.” “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yönetecek” İletişim alanını tercih edecek gençlerin yapay zekâ nedeniyle mesleklerin ortadan kalkacağı düşüncesiyle hareket etmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sözlerini şöyle tamamladı: “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor. Yapay zekâyı doğru ve dozunda kullanabilen, eleştirel düşünebilen, insan psikolojisini anlayan, etik sınırları gözeten ve özgün fikir üretebilen iletişimciler iş dünyasında öne çıkacak. Aklını ve yaratıcılığını tamamen yapay zekâya devredenler değil, yapay zekâyı kendi yaratıcılığını güçlendiren bir araç olarak kullananlar geleceğin iletişim dünyasında yerlerini alacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mezuna Kalmak Bir Yılı Belirsizliğe Bırakmak Olabilir! Haber

Mezuna Kalmak Bir Yılı Belirsizliğe Bırakmak Olabilir!

Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, mezuna kalma kararının yalnızca “daha iyi bir sıralama yaparım” düşüncesiyle verilmemesi gerektiğini belirterek, “Kariyer ve yaşam, tek bir sınav kâğıdına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Bazen en stratejik başarı, hayatı durdurmak değil; mevcut zemine basıp rotayı yürürken inşa etmektir.” dedi. Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte öğrenciler ve aileler açısından yeni bir karar dönemi başladı. Beklediği sıralamayı elde edemeyen ya da hedeflediği üniversite ve bölüme yerleşemeyen bazı adaylar, kazandıkları programın sunduğu olanakları incelemeden “mezuna kalma” seçeneğine yöneliyor. Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, mezuna kalma kararının yalnızca üniversitenin adı veya sıralama beklentisi üzerinden verilmemesi gerektiğini anlattı. “Kazanılan bölüm analiz edilmeden verilen kararlar sağlıklı olmayabilir” Yerleştirme sonrasında sıklıkla karşılaşılan örüntülerden birinin, adayların kazandıkları programları yeterince araştırmadan yeniden sınava hazırlanmayı düşünmeleri olduğunu ifade eden Özgür Akoğlan, şunları söyledi: “Üniversite yerleştirme sonuçlarının ilan edilmesiyle birlikte sıklıkla karşılaştığımız durumlardan biri, adayların yerleştikleri programları derinlemesine analiz etmeden doğrudan mezuna kalma eğilimi göstermeleridir. Kazanılan bölümün akademik profili, akreditasyonları, sektörel entegrasyonu ve mezun istihdam oranları nesnel ölçütlerle değerlendirilmeden verilen bu ani kararlar, çoğu zaman rasyonel bir kariyer planlamasından ziyade bilişsel çarpıtmalar ve çevresel dinamiklerin baskısıyla şekillenmektedir.” “Ya hep ya hiç düşüncesi başarıyı görünmez hale getirebiliyor” Mezuna kalma kararında özellikle mükemmeliyetçi düşünce kalıplarının etkili olabildiğini kaydeden Özgür Akoğlan, “Çoğu zaman bu tercihi yöneten dinamik, hedeflerin uyuşmazlığından ziyade ‘ya hep ya hiç’ şeklinde çalışan katı bir mükemmeliyetçiliktir. İlk birkaç binde yer almayı hayal ederken biraz daha geride bir sıralama elde eden aday, elindeki somut başarıyı bir anda yok sayar. Sosyal medyadaki filtrelenmiş başarı hikayeleri, ailelerin örtük beklentileri ve akranlar arası prestij yarışı birleştiğinde; birkaç popüler üniversite dışındaki tüm seçenekler adayın zihninde peşinen ‘değersiz’ etiketini alır. Sonuç, bir meslek edinme sürecinin salt bir statü mücadelesine indirgenmesidir.” dedi. “Mezun yılı doğrusal ve garantili bir denklem değil” Mezuna kalmanın bazı öğrenciler için doğru bir seçenek olabileceğini ancak bunun psikolojik ve akademik maliyetlerinin de hesaba katılması gerektiğini ifade eden Özgür Akoğlan, “Oysa mezun yılı, dışarıdan zannedildiği gibi yalnızca ‘bir yıl daha soru çözüp sıralamayı katlamak’ kadar doğrusal ve garantili bir denklem değildir. Akranlar yeni bir yaşama adım atarken evde kalmanın yarattığı sosyal yalıtılmışlık, zamanla derinleşen motivasyon kayıpları ve ‘bu defa kesin başarmalıyım’ baskısının arttığı sınav anı kaygısı ciddi bir psikolojik direnç gerektirir. Üstelik bir programa yerleşmiş olmanın getirdiği %50 azalan Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) kesintisi gibi sistemsel engeller, yeni yıla doğrudan puan dezavantajıyla başlanmasına yol açar.” diye konuştu. Üniversiteye başlamak diğer seçeneklerin kapısını kapatmıyor Bir programa yerleşmenin öğrencinin kariyer yolunu geri dönülmez biçimde belirlemediğinin altını çizen Özgür Akoğlan, “Burada gözden kaçırılan temel gerçek şudur: Üniversite kapısından içeri girmek, diğer tüm seçenekleri yok etmez; aksine yeni geçiş koridorları açar. Günümüz yükseköğretim yapısı; merkezi puanla veya genel not ortalamasıyla yatay geçiş, çift ana dal (ÇAP), yan dal ve yurt dışı değişim programları gibi dinamik alternatifler sunar.” şeklinde konuştu. “Üniversite öğrencinin yetkinlik sermayesini erkenden geliştirebilir” Üniversite yaşamının yalnızca derslerden ibaret olmadığını vurgulayan Akoğlan, “Zamanı tekrar eden sınav stresinde tüketmek yerine üniversite ekosistemine dahil olmak; öğrencinin çoktan seçmeli test kalıplarından çıkarak proje yönetimi, yabancı dil, kulüp organizasyonları ve sektörel bağlantılar üzerinden kendi yetkinlik sermayesini erkenden inşa etmesini sağlar.” ifadesinde bulundu. Diplomanın üzerindeki bölüm adı tek başına kariyeri belirlemiyor İş dünyasının da son yıllarda ciddi biçimde değiştiğine işaret eden Akoğlan, şöyle devam etti: “En kritik gerçeklerden biri de modern iş dünyasının dönüşen kariyer dinamikleridir. Günümüz istihdam piyasasında bireylerin çok büyük bir kısmı doğrudan lisans diplomalarının etiketine bağlı kalmadan, disiplinler arası alanlarda kariyer inşa etmektedir. Artık mesleki başarıyı belirleyen yegâne unsur üniversite diplomasındaki unvan değil; adayın edindiği aktarılabilir beceriler, problem çözme yetisi, yabancı dil yetkinliği, dijital okuryazarlık ve sektörel uyum kabiliyetidir.” Aileler kıyaslama yerine tabloyu birlikte değerlendirmeli Yerleştirme sonrasında ailelerin tutumunun öğrencinin karar sürecini doğrudan etkileyebildiğini belirten Akoğlan, “Bu kritik eşikte ailelere düşen rol, gençlerin hissettiği hayal kırıklığını küçümsemeden dinlemek ve onları kıyaslama tuzağından uzak tutmaktır. Bir sonraki yılın belirsizlikleri ile mevcut yerleşimin sunduğu somut iç geçiş fırsatları masaya baskısız, şeffaf bir tablo olarak yatırılmalı; nihai sorumluluğun gence ait olduğu hissettirilmelidir.” dedi. “Bazen en doğru rota yürürken ortaya çıkar” Üniversite tercihlerinin hayatın geri kalanını belirleyen tek ve değiştirilemez karar gibi görülmemesi gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, sözlerini şöyle tamamladı: “Kariyer ve yaşam, tek bir sınav kağıdına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Bazen en stratejik başarı, mükemmel koşulların oluşmasını beklemek için hayatı durdurmak değil; mevcut zemine basıp rotayı yürürken inşa etme cesaretini göstermektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı Haber

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı

Açıklamada, okul güvenliğinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek alternatif modellerin geliştirilmesi ve kamu ile özel sektörün mevcut kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi toplumun ortak öncelikleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda okullarda güvenliğin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların, Türkiye’nin özel güvenlik alanında sahip olduğu mevzuat, yetişmiş insan kaynağı ve operasyonel tecrübeyle desteklenmesi önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile kapsamlı bir hukuki ve operasyonel çerçeveye sahip. Kanun; özel güvenlik görevlilerinin taşıması gereken şartlardan temel ve yenileme eğitimlerine, güvenlik soruşturmalarından çalışma izinlerine, kimliklendirmeden görev alanları ve yetkilere kadar geniş bir sistemi düzenliyor. Bu yapı, özel güvenlik hizmetinin belirli bir noktada personel bulundurmanın ötesinde profesyonel standartlarla yürütülmesini mümkün kılıyor. Özel güvenlik hizmeti; risk analizi, eğitim, organizasyon, saha yönetimi, denetim, raporlama, olaylara müdahale prosedürleri, güvenlik teknolojilerinin kullanımı ve genel kolluk kuvvetleriyle koordinasyonu kapsayan bütüncül bir güvenlik yönetimi anlayışını ifade ediyor. Okullar; öğrenci ve çalışan yoğunluğu, ziyaretçi trafiği, giriş-çıkış kontrolü, çevre güvenliği ve acil durumlara müdahale gibi farklı güvenlik ihtiyaçlarının bir arada bulunduğu alanlar. Bu nedenle güvenliğin yalnızca fiziki olarak personel görevlendirilmesi üzerinden değil; risklerin önceden belirlenmesi, görev ve sorumlulukların tanımlanması, personelin uygun eğitimlerden geçirilmesi ve hizmetin düzenli olarak denetlenmesi üzerinden ele alınması gerekiyor. 5188 sayılı Kanun’un uygulama alanı genişletilebilir Türkiye’de yıllar içinde oluşturulan özel güvenlik altyapısı, yalnızca mevcut kullanım alanları açısından değil, toplumun yoğun olarak bulunduğu ve güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu alanlar bakımından da önemli bir kapasite taşıyor. Bu nedenle 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren profesyonel özel güvenlik sisteminin; okullar başta olmak üzere eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve yoğun kamusal kullanım alanlarında daha geniş ölçekte değerlendirilmesi gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım, mevcut güvenlik altyapısının daha etkin kullanılmasını sağlarken, görev ve yetkileri belirlenmiş, eğitimli ve denetlenebilir personelin kritik alanlarda daha yaygın biçimde görev yapmasına da olanak tanıyabilir. Tek tip model yerine alternatif uygulamalar değerlendirilmeli Güvenlik uygulamalarında ihtiyaca ve risk düzeyine göre farklı modellerin geliştirilmesi daha etkin sonuçlar yaratabilir. Bu kapsamda; 5188 sayılı Kanun kapsamında gerekli eğitim ve yeterlilikleri tamamlamış özel güvenlik görevlilerinin varlığı,Yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketlerinin hizmet kapasitesi,Kamu destekli istihdam programlarının 5188 kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçleriyle ilişkilendirilmesi,Kamu ve özel sektör kapasitesinin birlikte kullanıldığı hibrit modeller oluşturulması,Farklı risk seviyelerine sahip okullarda pilot uygulamalar gerçekleştirilerek sonuçların ölçülmesi gibi seçenekler faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu modellerin belirli bölgelerde pilot olarak uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi, ülke genelinde yaygınlaştırılabilecek sürdürülebilir bir okul güvenliği sisteminin oluşturulmasına da zemin hazırlayabilir. Yeni istihdam aynı zamanda mesleki kapasiteye dönüşebilir Okul güvenliğine yönelik yeni istihdam olanaklarının oluşturulması, hem sosyal hem de ekonomik açıdan değerli bir adım. Bu süreçte istihdam edilecek kişilerin 5188 sayılı Kanun kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçlerinden geçirilmesi ise yeni istihdamın aynı zamanda nitelikli ve sürdürülebilir bir meslek alanına dönüşmesini sağlayabilir. Böylece oluşturulan insan kaynağı yalnızca belirli bir dönem veya proje için değil, Türkiye’nin uzun vadeli özel güvenlik kapasitesinin bir parçası haline gelebilir. “Özel güvenlik, genel kolluğun alternatifi değil tamamlayıcısıdır” Türkiye’de özel güvenlik sektörü; yüz binlerce çalışanı, yöneticileri, eğitim kurumları ve yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketleriyle önemli bir bilgi birikimine ve saha tecrübesine sahip. Özel güvenlik sisteminin temel işlevlerinden biri de genel kolluk kuvvetlerinin görevlerini destekleyen tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktır. Görev ve yetkileri açık biçimde tanımlanmış, eğitimli ve denetlenebilir özel güvenlik personelinin daha geniş alanlarda kullanılması, genel kolluğun asli görevlerine daha fazla odaklanmasına da imkân verebilir. GÜSOD Başkanı Turgay Şahan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın güvenliği hepimizin ortak önceliğidir. Türkiye, 5188 sayılı Kanun ile özel güvenlik alanında uzun yıllar içerisinde güçlü bir mevzuat, insan kaynağı ve operasyonel tecrübe oluşturmuştur. Bu kapasitenin okul güvenliğine yönelik geliştirilecek modellerin doğal bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat Haber

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat

Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların makroekonomik göstergelerde olumlu sinyaller verdiğini belirten Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, sürdürülebilir büyümenin ancak üretim odaklı politikalarla mümkün olacağını söyledi. Sanayinin büyüme, ihracat ve istihdamın temel taşı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, "Enflasyonla mücadele elbette önemlidir. Ancak üretim gücünü koruyamayan ekonomiler kalıcı refah oluşturamaz. Türkiye'nin yeni büyüme hikayesi üretim ve sanayiyle yazılmalıdır" dedi. Son dönemde açıklanan ekonomik verilerin dezenflasyon sürecinde ilerleme kaydedildiğini gösterdiğini ifade eden Karadeniz, buna karşın yüksek finansman maliyetleri, yatırım iştahındaki zayıflama ve imalat sanayindeki daralmanın reel sektör açısından önemli riskler oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. Üretimin yalnızca ekonomik büyüklük değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme, ihracat, istihdam ve küresel rekabet gücünün de temel belirleyicisi olduğunu dile getiren Karadeniz, sanayinin desteklenmesinin Türkiye'nin orta ve uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. "Sanayi güçlenmeden büyüme kalıcı olmaz" İlk çeyrek büyüme verilerinde sanayinin ekonominin gerisinde kaldığını hatırlatan Karadeniz, üretim kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik adımların hızlandırılması gerektiğini belirtti. Karadeniz, "Ekonomide dengelenme sürecinin başarıya ulaşabilmesi için üretim tarafının da aynı ölçüde desteklenmesi gerekiyor. Sanayi yatırımlarını artıracak, ihracatı teşvik edecek ve katma değerli üretimi büyütecek politikalar öncelikli hale gelmeli. Tüketimle desteklenen büyüme kısa vadede rakamlara olumlu yansıyabilir ancak uzun vadede sürdürülebilir kalkınmanın yolu üretimden geçiyor" ifadelerini kullandı. İkinci çeyrek büyümesinde gözler sanayide Önümüzdeki günlerde açıklanacak ikinci çeyrek büyüme verilerinin ekonomideki toparlanmanın yönünü ortaya koyacağını belirten Karadeniz, "Öncü göstergeler, sanayide istenilen düzeyde güçlü bir toparlanmaya henüz işaret etmiyor. Bu nedenle ikinci çeyrek büyüme verilerinde üretimin ekonomiye katkısı yakından takip edilecek. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemli. Üretim ve ihracatın büyümeye daha güçlü katkı verdiği bir tablo, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından çok daha değerli. Sanayinin yeniden büyümenin lokomotifi olduğu bir ekonomi; sürdürülebilir kalkınmanın, kalıcı refahın ve küresel rekabet gücünün temelini oluşturacak" dedi. Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısına sahip olduğuna dikkat çeken Karadeniz, mevcut potansiyelin doğru politikalar ve üretimi teşvik eden uygulamalarla çok daha yüksek katma değere dönüştürülebileceğini söyledi. "Rekabet gücümüz korunmalı" Küresel pazarlarda rekabetin her geçen gün daha da yoğunlaştığını belirten Karadeniz, Türkiye'nin üretim maliyetleri, finansman giderleri ve döviz kuru arasındaki dengenin ihracatçı açısından dikkatle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Türk sanayisinin son yıllarda önemli ihracat başarıları elde ettiğini hatırlatan Karadeniz, bu başarının sürdürülebilir olması için üretim maliyetlerinin kontrol altında tutulmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Plastik sektörünün çatı kuruluşu PLASFED Başkanı, Türk sanayisinin bugüne kadar tüm zorluklara rağmen üretmeye, yatırım yapmaya ve ihracatını artırmaya devam ettiğini belirtti. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmasının yolunun üretimden, teknolojiden ve sanayiden geçtiğine dikkat çeken Karadeniz, “Bugün atılacak doğru adımlar yalnızca sanayiciyi değil, ihracatı, istihdamı ve ülkemizin küresel rekabet gücünü de güçlendirecek. Üreten, yatırım yapan ve katma değer oluşturan bir ekonomi, Türkiye'nin yeni büyüme döneminin en sağlam temeli olacak" diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

McDonald’s Türkiye   Yatırım ve İstihdam ile Büyüyor Haber

McDonald’s Türkiye Yatırım ve İstihdam ile Büyüyor

Türkiye genelinde 332 restorana ulaşarak büyümesini sürdüren McDonald’s Türkiye, yeni işe alım kampanyası kapsamında 2 bin 350 kişiyi daha bünyesine kattı. Gençler ve kadınlar başta olmak üzere farklı yaş grupları için çalışma hayatına katılma fırsatı sunan McDonald’s Türkiye; yarattığı istihdamın yanı sıra yerli tedarik ekosistemi ve yeni restoran yatırımlarıyla ülke ekonomisine sağladığı katkıyı da artırıyor. Gençlere ilk iş deneyimi ve kariyer fırsatı Geçen yıl “Great Place to Work” tarafından hazırlanan Best Workplaces for Young Millennials™ listesinde yer alan McDonald’s Türkiye, gençlerin çalışma hayatına güçlü bir başlangıç yapmasını hedefliyor. Göreve başlayan çalışanlar; müşteri deneyimi, ekip çalışması, zaman yönetimi, operasyon planlama ve liderlik gibi alanlarda kapsamlı eğitim programlarıyla destekleniyor. Performansa dayalı kariyer sistemi sayesinde ekip üyeleri, restoran yöneticiliğinden şirketin üst yönetim kademelerine kadar uzanan kariyer yolculuklarında gelişim ve yükselme fırsatı yakalıyor. Kadın istihdamına güçlü destek Kadınların iş gücüne katılımını öncelikli insan kaynakları politikalarından biri olarak ele alan McDonald’s Türkiye, kadın çalışan oranını 2026 itibarıyla yüzde 51,6'ya ulaştırdı. Kadın çalışanlar, mutfak ve kasa operasyonlarından ekip liderliği ve restoran yöneticiliğinden üst yönetime kadar organizasyonun her kademesinde görev alma fırsatı buluyor. Şirket, esnek çalışma modelleri ve kariyer gelişimini destekleyen uygulamaları sayesinde kadınların çalışma hayatında daha güçlü ve sürdürülebilir biçimde yer almasını destekliyor. “Türkiye ekonomisine katkımızı büyütmeye devam edeceğiz” İstihdamın, şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinin en önemli yapı taşlarından biri olduğunu vurgulayan McDonald’s Türkiye CEO’su Mwaffak Kanjee, şunları söyledi: “McDonald’s Türkiye olarak büyümemizi yalnızca restoran sayımızla değil, yarattığımız istihdam ve ülke ekonomisine sağladığımız katkıyla da ölçüyoruz. Yeni işe alım kampanyamız kapsamında 2 bin 350 kişiyi daha ekibimize katmaktan mutluluk duyuyoruz. İşe alım süreçlerimizde fırsat eşitliğini esas alıyor, toplumun her kesiminden adayın çalışma hayatına katılımını destekliyoruz. Çalışanlarımızın gelişimine ve yeteneklerini ortaya koymalarına imkan tanıyan kapsayıcı bir çalışma ortamına yatırım yapmayı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de büyümemizi yeni istihdam olanaklarıyla desteklemeye, ülke ekonomisine katkımızı artırmaya ve kapsayıcı çalışma kültürümüzü daha da güçlendirmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.