Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Izlenebilirlik

Kapsül Haber Ajansı - Izlenebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Izlenebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kozmetik Denetimlerinde 11,2 Milyon Liralık Ceza Haber

Kozmetik Denetimlerinde 11,2 Milyon Liralık Ceza

Şampuan, saç kremi, saç boyası ve kolonya gibi ürünleri kapsayan denetimlerde belirlenen uygunsuzluklar; ürün içeriği, üretici bilgileri ve güvenilir satış kanallarının önemini ortaya koydu. KOZMETİK ÜRÜNLERDE GÜVENİLİR SATIŞ KANALI UYARISI KÜAD’ı temsilen açıklamalarda bulunan Belgin Sile, tüketicilerin kozmetik ürün satın alırken ambalaj üzerindeki bilgilere dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Sile: “Kozmetik ürün satın alırken ambalaj üzerindeki ürün adı, kullanım amacı, içerik bilgisi, kullanım talimatı ve uyarıların incelenmesi önem taşıyor. Ürünün sorumlu kişi veya üretici bilgileri ile adresinin etikette yer alması; parti ya da seri numarası gibi izlenebilirlik bilgilerine ulaşılabilmesi gerekiyor. Açıldıktan sonra kullanım süresi veya son kullanma tarihi bulunan ürünlerde bu bilgilerin de kontrol edilmesi öneriliyor. Sahte, kaçak veya merdiven altı üretimle piyasaya sunulan ürünlerde ambalaj ve etiket bilgileri eksik, yanıltıcı ya da tutarsız olabiliyor. İzinsiz üretim koşulları ve kontrolsüz içerik, ürünün güvenliğine ilişkin değerlendirme yapmayı da güçleştiriyor. Ürünün fiyatının piyasa ortalamasının çok altında olması, satıcı bilgilerinin açıkça paylaşılmaması ya da ürünün güvenilir olmayan kanallardan sunulması temkinli yaklaşılması gereken işaretler arasında yer alıyor” dedi. KOZMETİK ÜRÜNLERDE GÜVENLİ KULLANIM UYARISI Ürünlerin güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sile, “Bir kozmetik ürünün kullanımı sonrasında kızarıklık, kaşıntı, yanma veya şişlik gibi beklenmeyen bir durum ortaya çıkarsa ürünün kullanımına ara verilmesi ve sağlık profesyoneline danışılması gerekiyor. Ürünün ambalajını, parti numarasını ve satın alma bilgilerini saklamak, olası inceleme ve bildirim süreçlerinde yardımcı olabilir. Özellikle içeriği veya kaynağı belli olmayan ürünlerin kullanımı, ürünün güvenliğine ilişkin değerlendirme yapmayı güçleştirebilir. Denetlenen 95 kozmetik ürünün 57’sinde uygunsuzluk belirlenmesi, ürün güvenliğinin üretimden tüketiciye ulaşana kadar her aşamada gözetilmesi gerektiğini gösteriyor. Tüketicilerin kullandıkları ürünün içeriği, kullanım amacı ve üretici bilgileri hakkında doğru ve anlaşılır bilgiye ulaşabilmesi büyük önem taşıyor. Ürünlerin güvenilir kanallardan temin edilmesi, etiket bilgilerinin incelenmesi ve kaynağı belirsiz ürünlere karşı dikkatli olunması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Kozmetik sektöründe güvenlik, mevzuat ve yenilikçi ürün geliştirme başlıklarının ele alındığı Uluslararası Kozmetik Kongresi (UKK), KÜAD tarafından her yıl düzenleniyor. Bu yıl 10’uncusu 14–16 Aralık 2026 tarihlerinde Antalya Titanic Deluxe Belek’te gerçekleştirilecek kongrede; skinification yaklaşımı, aktif içerikler, çok işlevli formüller, kişiselleştirme, saç derisi ve vücut bakımına yönelik serumlar, mevzuat, sürdürülebilirlik ve inovasyon konuları sektör paydaşlarıyla değerlendirilecek. KÜAD Kongre Başkanı Serdar Mutaf, kongrenin önemine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Kozmetik ürün güvenliği, üretimin her aşamasında mevzuata uygunluk ve etkin denetim kadar tüketicinin güvenilir ürüne erişmesiyle de yakından ilişkili. Merdiven altı ve kaçak üretimle mücadelede doğru bilginin paylaşılması, izlenebilirliğin güçlendirilmesi ve tüketici farkındalığının artırılması büyük önem taşıyor. Her yıl sektörün farklı paydaşlarını bir araya getiren UKK’de güvenli üretimden yenilikçi formülasyonlara uzanan başlıkları birlikte ele alarak sektörün ortak bilgi birikimine katkı sunuyoruz.” KÜAD – KOZMETİK ÜRETİCİLERİ VE ARAŞTIRMACILARI DERNEĞİ HAKKINDA: KÜAD, Türkiye’de kozmetik alanında çalışan üreticileri, araştırmacıları ve sektör paydaşlarını bir araya getiriyor. Kozmetik ürünlerin güvenli, etkili ve mevzuata uygun biçimde geliştirilmesi için çalışmalar yürüten dernek, sektördeki bilimsel yaklaşımı ve Ar-Ge faaliyetlerini destekliyor. Teknik bilgilendirme çalışmaları, eğitim programları ve sektörel rehberler hazırlayan KÜAD, kamu kurumları ve ilgili paydaşlarla da ortak projeler yürütüyor. Kozmetik mevzuatına katkı veren dernek, tüketici bilincini artıran çalışmalarıyla güvenilir ürün kullanımını destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kozmetik Alışverişinde Etiket ve Üretici Bilgilerine Dikkat Haber

Kozmetik Alışverişinde Etiket ve Üretici Bilgilerine Dikkat

Bunlardan 7’sinin sağlık riski taşıdığı, 50’sinin ise teknik düzenlemelere uymadığı belirlenirken, uygunsuzluklar nedeniyle toplam 11 milyon 256 bin 681 lira idari para cezası uygulandı. KÜAD’ı temsilen açıklamalarda bulunan Belgin Sile, denetim sonuçlarının kozmetik ürün seçiminde bilinçli tüketimin önemini ortaya koyduğunu belirterek tüketicilere etiket ve üretici bilgilerini kontrol etmeleri, alışverişlerinde güvenilir satış kanallarını tercih etmeleri çağrısında bulundu. Şampuan, saç kremi, saç boyası ve kolonya gibi ürünleri kapsayan denetimlerde belirlenen uygunsuzluklar; ürün içeriği, üretici bilgileri ve güvenilir satış kanallarının önemini ortaya koydu. KOZMETİK ÜRÜNLERDE GÜVENİLİR SATIŞ KANALI UYARISI KÜAD’ı temsilen açıklamalarda bulunan Belgin Sile, tüketicilerin kozmetik ürün satın alırken ambalaj üzerindeki bilgilere dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Sile: “Kozmetik ürün satın alırken ambalaj üzerindeki ürün adı, kullanım amacı, içerik bilgisi, kullanım talimatı ve uyarıların incelenmesi önem taşıyor. Ürünün sorumlu kişi veya üretici bilgileri ile adresinin etikette yer alması; parti ya da seri numarası gibi izlenebilirlik bilgilerine ulaşılabilmesi gerekiyor. Açıldıktan sonra kullanım süresi veya son kullanma tarihi bulunan ürünlerde bu bilgilerin de kontrol edilmesi öneriliyor. Sahte, kaçak veya merdiven altı üretimle piyasaya sunulan ürünlerde ambalaj ve etiket bilgileri eksik, yanıltıcı ya da tutarsız olabiliyor. İzinsiz üretim koşulları ve kontrolsüz içerik, ürünün güvenliğine ilişkin değerlendirme yapmayı da güçleştiriyor. Ürünün fiyatının piyasa ortalamasının çok altında olması, satıcı bilgilerinin açıkça paylaşılmaması ya da ürünün güvenilir olmayan kanallardan sunulması temkinli yaklaşılması gereken işaretler arasında yer alıyor” dedi. KOZMETİK ÜRÜNLERDE GÜVENLİ KULLANIM UYARISI Ürünlerin güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sile, “Bir kozmetik ürünün kullanımı sonrasında kızarıklık, kaşıntı, yanma veya şişlik gibi beklenmeyen bir durum ortaya çıkarsa ürünün kullanımına ara verilmesi ve sağlık profesyoneline danışılması gerekiyor. Ürünün ambalajını, parti numarasını ve satın alma bilgilerini saklamak, olası inceleme ve bildirim süreçlerinde yardımcı olabilir. Özellikle içeriği veya kaynağı belli olmayan ürünlerin kullanımı, ürünün güvenliğine ilişkin değerlendirme yapmayı güçleştirebilir. Denetlenen 95 kozmetik ürünün 57’sinde uygunsuzluk belirlenmesi, ürün güvenliğinin üretimden tüketiciye ulaşana kadar her aşamada gözetilmesi gerektiğini gösteriyor. Tüketicilerin kullandıkları ürünün içeriği, kullanım amacı ve üretici bilgileri hakkında doğru ve anlaşılır bilgiye ulaşabilmesi büyük önem taşıyor. Ürünlerin güvenilir kanallardan temin edilmesi, etiket bilgilerinin incelenmesi ve kaynağı belirsiz ürünlere karşı dikkatli olunması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Kozmetik sektöründe güvenlik, mevzuat ve yenilikçi ürün geliştirme başlıklarının ele alındığı Uluslararası Kozmetik Kongresi (UKK), KÜAD tarafından her yıl düzenleniyor. Bu yıl 10’uncusu 14–16 Aralık 2026 tarihlerinde Antalya Titanic Deluxe Belek’te gerçekleştirilecek kongrede; skinification yaklaşımı, aktif içerikler, çok işlevli formüller, kişiselleştirme, saç derisi ve vücut bakımına yönelik serumlar, mevzuat, sürdürülebilirlik ve inovasyon konuları sektör paydaşlarıyla değerlendirilecek. KÜAD Kongre Başkanı Serdar Mutaf, kongrenin önemine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Kozmetik ürün güvenliği, üretimin her aşamasında mevzuata uygunluk ve etkin denetim kadar tüketicinin güvenilir ürüne erişmesiyle de yakından ilişkili. Merdiven altı ve kaçak üretimle mücadelede doğru bilginin paylaşılması, izlenebilirliğin güçlendirilmesi ve tüketici farkındalığının artırılması büyük önem taşıyor. Her yıl sektörün farklı paydaşlarını bir araya getiren UKK’de güvenli üretimden yenilikçi formülasyonlara uzanan başlıkları birlikte ele alarak sektörün ortak bilgi birikimine katkı sunuyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akca Lojistik LOGISTECH 2026’da Lojistiğin Yeni Dönemini Değerlendirdi Haber

Akca Lojistik LOGISTECH 2026’da Lojistiğin Yeni Dönemini Değerlendirdi

İş ortaklarına 2007’den bu yana yenilikçi ve kişiselleştirilmiş çözümler sunan Akca Lojistik, 7-9 Ekim tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlenen LOGISTECH 2026 – Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı’nda sektör paydaşlarıyla buluştu. Üç gün boyunca gerçekleştirilen görüşmelerde lojistik ve tedarik zinciri yönetiminde değişen ihtiyaçlar, teknolojinin operasyonlara entegrasyonu ve Ege Bölgesi’nin lojistik potansiyeli öne çıktı. Fuarda lojistik ve tedarik zinciri çözümlerinin yanı sıra soğuk zincir depolama ve taşımacılığı alanındaki hizmetlerini de paylaşan Akca Lojistik; teknoloji, otomasyon, izlenebilirlik ve operasyonel verimlilik ekseninde sektörün gelecek dönem ihtiyaçlarını değerlendirdi. “Müşterilerin beklentileri değişiyor” Lojistikte teknolojinin operasyonel süreçlerdeki rolüne dikkat çeken Akca Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Erkam Akça, “Lojistikte teknoloji artık yalnızca operasyonları hızlandıran bir unsur değil; verimlilik, izlenebilirlik ve süreçlerin daha etkin yönetilmesi açısından önemli bir rol üstleniyor. LOGISTECH boyunca gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de sektörün teknoloji ve otomasyon odağındaki dönüşümünü yakından değerlendirme fırsatı bulduk. Akca Lojistik olarak operasyonlarımızda otomasyon seviyesini artırmayı, veri odaklı karar mekanizmalarımızı güçlendirmeyi ve sistemler arasındaki entegrasyonu geliştirmeyi önceliklendiriyoruz. Operasyonlarımızı anlık takip edebildiğimiz altyapımız ve gerçek zamanlı entegrasyonlarımızla süreçleri daha görünür ve yönetilebilir hale getirirken, teknoloji yatırımlarımızla operasyonel verimliliği ve hizmet kalitemizi artırmaya odaklanıyoruz” dedi. Ege’de sefer sayısı yaklaşık iki katına çıktı Akca Lojistik’in 2026 yılında büyümesini hızlandırdığı bölgelerin başında Ege geldi. Yıl içinde farklı sektörlerden yeni firmaları müşteri portföyüne dahil eden şirketin bölgedeki sefer sayısı, artan operasyon hacmiyle birlikte bir önceki yıla göre yaklaşık iki katına çıktı. Bölgede ağırlıklı olarak enerji ve gıda sektörlerine hizmet veren Akca Lojistik; beyaz eşya, tarım ve kimya alanlarında da operasyonlarını sürdürüyor. 2027’de yeni iş birlikleri gündemde Akca Lojistik, 2027 yılında Ege Bölgesi’ndeki faaliyetlerini farklı sektörlerde hayata geçireceği yeni operasyonlarla genişletmeyi planlıyor. Şirket, büyümesine paralel olarak bölgedeki istihdamını da artırmayı hedefliyor. Ege’nin şirketin gelecek dönem planlarında önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Erkam Akça, “Ege, güçlü sanayisi, üretimi ve ticaret yapısıyla lojistik açısından önemli fırsatlar barındırıyor. 2027 yılı için farklı sektörlerde yeni operasyonlara yönelik görüşmelerimiz sürüyor. Yeni iş birlikleriyle büyürken, bu büyümeyi taşıyacak operasyon kapasitesini ve ekip yapısını da birlikte planlıyoruz. Bölgedeki istihdamımızı artırmayı, hizmet kalitemizi güçlendirmeyi ve müşterilerimizle uzun vadeli iş birlikleri kurmayı hedefliyoruz. Bizim için büyümenin karşılığı, müşterimizin işini kolaylaştırmak ve kendi işini büyütürken güvenle yanında olabileceğimiz bir yapı sunmak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lenzing, Tekstilin Yolculuğunu İzlenebilir Kılıyor Haber

Lenzing, Tekstilin Yolculuğunu İzlenebilir Kılıyor

Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik kadar, kullanılan hammaddenin gerçekten beyan edildiği kaynaktan gelip gelmediğinin doğrulanabilmesi de önem kazanıyor. Lenzing, TENCEL™ Lyocell ve Modal elyaflarında kullandığı özel tanımlama teknolojisi ve dijital izlenebilirlik çözümleriyle hammaddeden nihai ürüne uzanan karmaşık tekstil tedarik zincirinde şeffaflığı destekliyor.Bir kıyafetin etiketi, ürünün hikâyesinin yalnızca görünen yüzü. O etiketin arkasında ham maddeden üretim ve tedarik süreçlerine kadar çok sayıda aşama ve aktörün yer aldığı uzun bir zincir bulunuyor. Tekstil sektörünün bu çok katmanlı yapısı, markaların kullandıkları malzemelerin kaynağını ve orijinalliğini doğrulayabilmesini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.Yenilenebilir ağaç ham maddesinden elde edilen sürdürülebilir özel elyaf çözümleriyle tekstil ve inovasyon sektörünün öncü tedarikçilerinden Lenzing, geliştirdiği elyaf tanımlama ve izlenebilirlik çözümleriyle bu ihtiyaca yanıt veriyor. TENCEL™ Lyocell ve Modal elyafları, özel bir tanımlama teknolojisiyle üretilerek tekstil üretiminin farklı aşamalarından geçtikten sonra dahi tanınabilir ve orijinalliği doğrulanabilir hale geliyor.Orijinalliği DoğrulanabiliyorLenzing'in izlenebilirlik yaklaşımının temelinde, elyafın kendisine kadar uzanan fiziksel doğrulama bulunuyor. TENCEL™ Lyocell ve Modal elyafları, üretim sırasında özel bir moleküler işaretleyici ile tanımlanıyor.Bu teknoloji sayesinde elyaflar ipliğe, ardından kumaşa ve nihai tekstil ürününe dönüştürüldükten sonra bile TENCEL™ markalı elyafların varlığı ve orijinalliği doğrulanabiliyor. Böylece izlenebilirlik yalnızca belge veya beyana dayalı bir süreç olmaktan çıkarak malzemenin kendisi üzerinden de destekleniyor. Tekstil üretiminin çok sayıda işlemden oluşan yapısı düşünüldüğünde bu özellik, tedarik zincirindeki güven açısından önemli bir avantaj sunuyor.Fiziksel Doğrulamadan Dijital İzlenebilirliğeLenzing'in yaklaşımı fiziksel elyaf tanımlamayla sınırlı kalmıyor. Dijital izlenebilirlik çözümleri de tedarik zinciri boyunca bilgi akışını ve şeffaflığı destekleyerek elyaftan nihai ürüne uzanan yolculuğun daha görünür hale gelmesine katkıda bulunuyor.Fiziksel tanımlama teknolojisi malzemenin orijinalliğinin doğrulanmasına olanak verirken, dijital izlenebilirlik yaklaşımı tedarik zincirinin farklı aşamalarındaki bilgilerin birbirine bağlanmasını destekliyor. Böylece fiziksel ve dijital doğrulama birbirini tamamlayarak hem üreticiye hem de tüketicilere ürettikleri ya da giydikleri ürünün süreçlerinde güven ortamı sunuyor. Bu bütünsel yaklaşım, tekstilde giderek önem kazanan “Bu ürün hangi malzemeden üretildi?” ve “Kullanılan elyaf gerçekten beyan edilen elyaf mı?” sorularına daha şeffaf ve doğrulanabilir yanıtlar verilmesine yardımcı oluyor. Markalar İçin Güven, Tüketiciler İçin Şeffaflık Tedarik zincirindeki aktör sayısı arttıkça malzemelerin kaynağının ve orijinalliğinin doğrulanması da zorlaşabiliyor. Lenzing'in elyaf tanımlama teknolojisi, markaların ve perakendecilerin ürünlerinde orijinal TENCEL™ elyaflarının kullanıldığını doğrulayabilmesine olanak tanıyor.Bu doğrulama kabiliyeti aynı zamanda markaların kendilerini ve tüketicilerini sahte ürün ve yanlış malzeme beyanlarına karşı daha iyi koruyabilmesine katkıda bulunuyor. Böylece izlenebilirlik, yalnızca tedarik zincirinin operasyonel bir konusu olmaktan çıkarak marka güveninin de önemli bir unsuru haline geliyor. Rekabet Gücünün Bir Parçası Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hayata geçirilen AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Stratejisi, 2030 yılına kadar Avrupa pazarındaki tüm tekstil ürünlerinin uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ve tehlikeli maddelerden arındırılmış olmasını zorunlu kılıyor. Bu da tekstil üreticilerini izlenebilir ve doğrulanabilir elyaflar kullanma konusunda teşvik ediyor. Artık yalnızca daha düşük çevresel etkiye sahip malzemeler geliştirmek değil, bu malzemelerin kaynağını ve tedarik zincirindeki yolculuğunu ortaya koyabilmek de önem kazanıyor.Lenzing'in fiziksel elyaf tanımlama teknolojisini dijital izlenebilirlik çözümleriyle destekleyen yaklaşımı, hammaddeden nihai tekstil ürününe uzanan süreçte güven ve şeffaflık için güçlü bir temel oluşturuyor. Çünkü tekstilde geleceğin güveni, yalnızca ürünün etiketinde ne yazdığıyla değil, o bilginin doğrulanabilir olmasıyla şekilleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa Kuru Meyve Sektörünün Üst Düzey Temsilcilerini Ağırladı Haber

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa Kuru Meyve Sektörünün Üst Düzey Temsilcilerini Ağırladı

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa’daki sektör kuruluşlarıyla uzun yıllara dayanan iş birliğini; üretim sahasından araştırma kurumlarına, ihracatçı işletmelerden Avrupa’daki karar alma süreçlerine uzanan kapsamlı bir programla güçlendirdi. Bu buluşma, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Avrupa’daki sektör paydaşlarıyla yürüttüğü uzun soluklu iş birliğinde yeni bir aşamayı temsil etti. Geçmiş yıllarda FRUCOM temsilcilerini Türkiye’de ağırlayan Birlik, bu kez ilk kez FRUCOM’un yanı sıra Almanya’dan Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve Hollanda’dan Nederlandse Zuidvruchten Vereniging (NZV) yöneticilerini aynı programda bir araya getirdi. Avrupa kuru meyve ticaretinde farklı pazarlarda güçlü temsil kabiliyetine sahip üç kuruluşun üst düzey yöneticilerinin eş zamanlı olarak Ege Bölgesi’nde buluşması, Türk kuru meyve sektörünün Avrupa ile kurduğu doğrudan ve kurumsal diyaloğun ulaştığı seviyeyi ortaya koydu. Brüksel merkezli Avrupa Kuru Meyve, Kuruyemiş, Konserve ve Benzeri Ürünler Ticaret Federasyonu FRUCOM, Almanya’da yerleşik Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve Hollanda’da yerleşik Nederlandse Zuidvruchten Vereniging (NZV) yöneticileri, EİB’nin davetiyle 29 Ağustos–3 Eylül 2026 tarihleri arasında İzmir, Aydın ve Manisa’da ağırlandı. Heyette; FRUCOM Genel Sekreteri Anna Boulova, FRUCOM Gıda Politikaları Danışmanı ve aynı zamanda Birleşik Krallık’ta kuru meyve ve kuruyemiş sektörünü temsil eden The Nut & Dried Fruit Trade Association’ın (NDFTA) teknik gündemini takip eden João Pereira, Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. Genel Müdürü Jeanette Gonnermann ve Gıda Politikaları Danışmanı Ute Thote ile NZV Sekreteri Barbara Niemans ve Mevzuat İşleri Danışmanı Danielle Vreedzaam yer aldı. Program boyunca Avrupalı paydaşlar üretici, araştırmacı ve ihracatçılarla doğrudan buluştu; Türk kuru meyvesinin bahçeden hasada, kurutmadan laboratuvar analizlerine, ürün kabulünden işleme ve kalite kontrole, ihracattan uluslararası pazarlamaya kadar uzanan değer zincirini yerinde görme fırsatı buldu. Kuru incirin dünya pazarındaki gücü Aydın’da sahada anlatıldı Programın Aydın etabında kuru incir üretici bahçeleri ile işleme ve ihracat tesisleri ziyaret edildi. Heyete Sarılop kuru incirinin yetiştiği özel ekolojik koşullar, üretim uygulamaları, hasat ve kurutma süreçleri, ürün kabulü, sınıflandırma, kalite kontrol ve ihracata hazırlık aşamaları ayrıntılı olarak aktarıldı. İncir Araştırma Enstitüsü’nde ise kuru incirde verim ve kalitenin geliştirilmesi, üretim sorunlarının çözümü ve gıda güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik araştırma ve teknik çalışmalar paylaşıldı. Böylece Türk kuru incirinin dünya pazarlarındaki güçlü konumunun arkasında yer alan üretici deneyimi, bilimsel araştırma altyapısı, kalite yaklaşımı ve ihracatçı sektörün teknik kapasitesi aynı program içinde sahada ortaya konuldu. Bornova’da bilimsel ve teknik altyapı incelendi İzmir’de Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü ziyaret edilerek bitki sağlığı, zararlılarla mücadele, ürün güvenilirliği ve gıda güvenliği alanlarında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alındı. Heyet, Enstitünün laboratuvar ve teknik altyapısını yerinde incelerken, sektörün güncel ihtiyaçları doğrultusunda önümüzdeki dönemde geliştirilebilecek teknik iş birliği alanları da değerlendirildi. Avrupa’nın kuru meyve gündemi EİB’de ihracatçılarla masaya yatırıldı Programın önemli ayaklarından biri, Ege İhracatçı Birlikleri’nde sektör firmalarının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısı oldu. FRUCOM, Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve NZV yöneticileri toplantıda kuruluşlarının faaliyetlerini, Avrupa kuru meyve pazarındaki gelişmeleri, ithalatçıların ve perakende sektörünün beklentilerini, sürdürülebilirlik taleplerini ve Avrupa Birliği mevzuatındaki güncel gelişmeleri aktardı. Türk kuru kayısısı, kuru inciri ve çekirdeksiz kuru üzümünün Avrupa pazarındaki konumu ile gıda güvenliği, kalite, mikotoksinler, pestisit düzenlemeleri, sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve tedarik zincirindeki yeni beklentiler kapsamlı biçimde değerlendirildi. Sunumların ardından gerçekleştirilen soru-cevap oturumunda Türk ihracatçıları ile Avrupalı sektör yöneticileri arasında doğrudan ve yoğun bir bilgi alışverişi gerçekleştirildi. Gabay: “Sahadaki çalışmalarımızı Avrupa’daki aktif temsilimizle tamamlıyoruz” Avrupa’nın Türk kuru meyve sektörü açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, sektörün rekabet gücünü korumak için üretimden uluslararası mevzuata kadar bütüncül bir çalışma yürüttüklerini söyledi. “Üreticimizle sahada kalite ve gıda güvenliğini geliştirmek için çalışıyor, araştırma kurumlarımızla bilimsel ve teknik altyapımızı güçlendiriyor, işletmelerimiz ve ihracatçılarımızla uluslararası pazarların beklentilerine hazırlanıyoruz. Aynı zamanda Avrupa’daki sektör kuruluşları ve karar vericilerle sürekli temas halindeyiz. Sahada yürüttüğümüz çalışmaları Avrupa’daki aktif temsilimizle tamamlıyoruz.” Türk kuru meyvesinin dünya pazarındaki güçlü konumunun uzun yıllara dayanan bir üretim kültürünün yanı sıra güçlü kurumsal ve teknik altyapıya dayandığını belirten Gabay, “Araştırma kurumlarımız, gelişmiş laboratuvarlarımız, deneyimli üreticilerimiz, yüksek teknik kapasiteye sahip işletmelerimiz ve dünya pazarlarını yakından takip eden ihracatçılarımızla güçlü bir yapıya sahibiz. Avrupalı paydaşlarımıza bu yapıyı üretimden ihracata bütün aşamalarıyla gösterdik” dedi. Gıda güvenliği ile sürdürülebilir ticaret birlikte gözetilmeli Toplantıda Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren ve gündemde bulunan yeni düzenlemelerin sektöre etkileri de ele alındı. Gabay, tüketici sağlığının korunmasının sektörün temel önceliği olduğunu vurgulayarak, düzenlemelerin bilimsel veriler ve kapsamlı etki analizleri temelinde hazırlanması gerektiğini söyledi. “Gıda güvenliğinden taviz verilmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikte üretici, ihracatçı ve ithalatçı açısından uygulanabilir, bilimsel temelli düzenlemelere ihtiyaç var. Üretim planlamasının yapılabilmesi ve mevcut tedarik zincirinin yeni kurallara uyum sağlayabilmesi için yeterli geçiş sürelerinin tanınması büyük önem taşıyor. Sektörde elde edilen analiz verilerinin karar alma süreçlerine bilimsel dayanak oluşturması gerektiğine inanıyoruz.” Manisa’da çekirdeksiz kuru üzümün tüm zinciri yerinde değerlendirildi Programın Manisa etabında ilk olarak Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü ziyaret edilerek bağcılık alanındaki Ar-Ge çalışmaları, laboratuvar altyapısı ve gıda teknolojilerine ilişkin uygulamalar hakkında detaylı bilgi alındı. Ziyaret kapsamında ürün tadımı ve hasat demonstrasyonu gerçekleştirildi. Gün boyunca Manisa’nın farklı bölgelerinde devam eden bağ, sergi alanı ve kuru üzüm işleme tesisi ziyaretlerinde erken uyarı sistemleri, bağ yönetimi, hasat, kurutma, ürün kabulü ve mal alımı, işleme, kalite kontrol ve pazarlama süreçleri sahada ele alındı. Avrupa’daki iş birliği somut çalışmalarla devam edecek Programla Avrupalı paydaşlara, Türkiye’nin kuru meyvedeki uluslararası konumunun yalnızca üretim miktarından değil; köklü üretim kültürü, Ar-Ge kapasitesi, laboratuvar altyapısı, üretici deneyimi, modern işleme tesisleri, kalite sistemleri ve ihracat tecrübesinden oluşan güçlü bir ekosistemden kaynaklandığı aktarıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Program sonunda, Avrupalı paydaşlar, Türkiye’de edindikleri bilgi ve değerlendirmeleri kendi ülkelerindeki ilgili sektör kuruluşları ve kurumlarla paylaşacaklarını ifade ederken; teknik diyaloğun sürdürülmesi, sektörün öncelikli konularında ortak girişimlerin geliştirilmesi ve önümüzdeki dönemde daha kapsamlı iş birliği programları ile karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi konusunda mutabık kalındı.

Yiyecek İçecek Üretiminde Esnekliği ve Verimliliği Destekleyen Otomasyon Yaklaşımı Haber

Yiyecek İçecek Üretiminde Esnekliği ve Verimliliği Destekleyen Otomasyon Yaklaşımı

Yiyecek İçecek sektöründe tüketici beklentilerinin çeşitlenmesi, üretim hatlarında daha sık ürün ve format değişimini beraberinde getiriyor. Aynı hatta farklı ambalaj tiplerinin işlenebilmesi, hızlı reçete geçişleri, yüksek hijyen standartları ve üretim sürekliliği öncelikli ihtiyaç haline geliyor. Mitsubishi Electric, geliştirdiği otomasyon çözümleriyle Yiyecek İçecek sektörünün bu değişen ihtiyaçlarına yanıt verirken, makine üreticilerine farklı uygulamalarda aynı otomasyon mimarisiyle çalışma imkânı sunuyor. Aynı otomasyon mimarisi farklı üretim uygulamalarında kullanılabiliyor Yiyecek içecek üreticileri, aynı üretim hattında farklı ürün ve ambalaj formatlarını kısa sürelerde değiştirebilmeyi bekliyor. Ancak format değişimlerinin uzun sürmesi hem üretim planlamasını zorlaştırıyor hem de verimlilik üzerinde doğrudan etkili oluyor. Mitsubishi Electric'in reçete tabanlı kontrol yaklaşımı, farklı ürün senaryolarının tek sistem üzerinden kolaylıkla yönetilmesine olanak tanıyor. Böylece farklı gramajlar, ambalaj tipleri ve ürün çeşitleri arasında kısa sürede geçiş yapılabiliyor. Üretim hatlarının değişen taleplere hızlı uyum sağlaması destekleniyor ve duruş sürelerinin azaltılmasına da katkı sunuluyor. Mitsubishi Electric, süt ürünlerinden içecek üretimine kadar farklı yiyecek içecek uygulamalarında kendi otomasyon bileşenleriyle aynı otomasyon mimarisinin kullanılmasına imkân tanıyor. Böylece mevcut mühendislik deneyimi farklı projelerde de değerlendirilebiliyor, uygulamalar ihtiyaçlara göre ölçeklenebilir bir yapıyla geliştirilebiliyor. Tek tedarikçi yaklaşımı proje yönetimini kolaylaştırıyor Otomasyon projelerinde PLC, servo sistemleri, HMI, sürücüler ve endüstriyel robotlar gibi farklı bileşenlerin farklı üreticilerden temin edilmesi entegrasyon süreçlerini karmaşık hale getirebiliyor. Teknik destek süreçlerinde farklı tedarikçiler arasında koordinasyon sağlanması da proje sürelerini etkileyebiliyor. Mitsubishi Electric ise otomasyon bileşenlerini tek tedarikçi yaklaşımıyla sunuyor. Aynı otomasyon mimarisi üzerinde geliştirilen çözümler sayesinde sistem bileşenleri arasındaki koordinasyon desteklenirken, proje yönetimi ve teknik destek süreçlerinde tek iletişim noktasıyla etkin bir çalışma yapısı oluşturulabiliyor. Üretim tesislerinde devreye alma sürecinin uzaması, plansız duruşlar ve bakım operasyonları işletmeler açısından önemli maliyetler oluşturabiliyor. Bunun yanında gıda güvenliği ve izlenebilirlik gereklilikleri de otomasyon sistemlerinden kapsamlı yetkinlikler beklenmesine neden oluyor. Mitsubishi Electric'in otomasyon çözümleri hızlı devreye alma özellikleri, uzaktan teşhis ve destek imkânları ile kestirimci bakım yaklaşımı sayesinde üretim süreçlerinin etkin bir şekilde yönetilmesine katkı sağlıyor. Değişen sektör ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebilmesini amaçlayan Mitsubishi Electric, yiyecek içecek sektörüne yönelik otomasyon yaklaşımıyla mühendislik süreçlerini kolaylaştırırken, esnek, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir üretim sistemlerinin geliştirilmesine katkı sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gıdada Kritik Süre Bir Saate İniyor! Haber

Gıdada Kritik Süre Bir Saate İniyor!

Hava sıcaklıklarının yükselmesi, özellikle et ve süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, pişmiş yemekler ve soğuk mezelerde mikroorganizmaların çoğalması için uygun koşullar oluşturuyor. Yaz aylarında market alışverişinden eve teslimata, piknik sofralarından açık büfelere kadar uzanan süreçte soğuk zincirin korunması, gıda kaynaklı enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşıyor. “Soğuk zincirin son halkası tüketicinin mutfağı” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan kapsamlı bir sorumluluk alanı olduğunu ve soğuk zincirin son halkasını tüketicinin mutfağının oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda sanayisi, üretim tesislerinden depolama ve dağıtım süreçlerine kadar her aşamada hijyen, izlenebilirlik ve kalite standartlarını gözeten kapsamlı bir sistem içinde faaliyet gösteriyor. Ancak ürünün güvenli yolculuğu satış noktasıyla sona ermiyor. Marketten eve taşıma, buzdolabında saklama, hazırlama ve servis koşulları da bu zincirin korunmasında belirleyici rol oynuyor” Sidar, TÜGİS’in bu alandaki çalışmalarına da değinerek, “Alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izleyen, sahip olduğu uzmanlıkla sektörümüze ve kamuoyuna yol gösteren TÜGİS Bilim Kurulu’nun katkılarıyla gıda güvenliğine ilişkin doğru ve güvenilir bilgileri toplumun geniş kesimlerine ulaştırmayı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı. 32 derecenin üzerinde kritik süre bir saate iniyor Hava sıcaklığının 32 dereceyi aştığı otomobil, piknik alanı, plaj ve açık hava ortamlarında ise bu süre bir saate kadar düşüyor. TÜGİS Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, sıcak havalarda gıdanın görünümünde ya da kokusunda herhangi bir değişiklik oluşmadan da mikroorganizmaların çoğalabileceğine dikkat çekti. Yaz aylarında yalnızca hangi gıdanın tüketildiğine odaklanmanın yeterli olmadığını kaydeden Artık, “Gıdanın ne kadar süre ve hangi sıcaklıkta beklediği de belirleyici rol oynar. Özellikle et, tavuk, balık, yumurta, süt ürünleri, pişmiş yemekler ve kesilmiş meyveler sıcak ortamda uzun süre tutulmamalıdır. Hava sıcaklığının 32 derecenin üzerine çıktığı koşullarda bir saat, gıda güvenliği açısından kritik sınır olarak kabul edilmelidir. Bu sürenin aşıldığı kolay bozulan gıdalar yeniden soğutulmamalı ve tüketilmemelidir” dedi. Araçta geçen süre riski artırıyor Sıcak havalarda soğuk zincirin marketten çıktıktan sonra da korunması gerekiyor. Yaz aylarında araçların kısa süre içinde gıdalar açısından elverişsiz bir ortama dönüşebildiğini belirten Artık, “Soğuk ürünlerin araçta bekletilmesi, özellikle alışveriş sonrasında başka işlerin yapılması veya ürünlerin uzun süre bagajda bırakılması soğuk zinciri kesintiye uğratabilir.” dedi. Paket servisle gelen yemeklerin de teslim alındıktan sonra uzun süre oda sıcaklığında bırakılmaması gerektiğini ifade eden Artık, hemen tüketilmeyecek ürünlerin kısa sürede soğutulmasını ve buzdolabında muhafaza edilmesini önerdi. Gıdanın kötü kokmaması güvenli olduğu anlamına gelmiyor Salmonella, Listeria ve E. Coli gibi hastalık yapıcı bakterilerin bulunduğu gıdaların her zaman kötü koku, renk değişikliği veya farklı bir görünümle kendini belli göstermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Artık, görünüşü normal olan bir gıdada da hastalık yapıcı mikroorganizmaların bulunabileceğini vurguladı. Pişen yemeklerin büyük tencere içinde uzun süre soğumaya bırakılmaması gerektiğini belirten Artık, “Artan yemekler için küçük ve sığ kaplara bölünerek kısa sürede buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeniden tüketilecek yemeklerin yalnızca yüzeyi ısıtılmamalı, tamamının yeterli sıcaklığa ulaşması sağlanmalıdır. Güvenli saklama süresi konusunda tereddüt yaratan gıdalar tadına bakılarak kontrol edilmemelidir” ifadelerini kullandı. Çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin gıda kaynaklı enfeksiyonlardan daha ağır etkilenebildiğini hatırlatan Artık, ishal, ateş, kusma, şiddetli karın ağrısı veya sıvı kaybı belirtilerinin görülmesi hâlinde sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini söyledi. TÜGİS hakkında: Ülkemizin ilk işveren sendikalarından TÜGİS, aynı zamanda Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) kurucu üyesidir. Üyeleri arasında ülkemizin önde gelen üreticilerinin yer aldığı TÜGİS, yarım asrı aşkın süredir Türk gıda sanayiinin gelişmesi ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması adına öncü çalışmalara imza atmaktadır. TÜGİS, faaliyetlerine başladığı 1961 yılından bu yana sosyal diyaloğa, çalışma barışına ve gıda sanayiinin gelişimine kesintisiz katkıda bulunan yenilikçi bir sivil toplum örgütüdür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TAFE ve DEUTZ AG Küresel Üretim Ortaklığını Güçlendiriyor Haber

TAFE ve DEUTZ AG Küresel Üretim Ortaklığını Güçlendiriyor

Yeni tesis, TAFE'nin küresel üretim kapasitesini ve ileri üretim teknolojilerindeki yetkinliğini artırırken, şirketin uluslararası pazarlara yönelik motor üretim kabiliyetini de önemli ölçüde güçlendirecek. Endüstri 4.0 tabanlı üretim altyapısı, tam entegre dijital üretim yönetim sistemi (MES) ve gelişmiş kalite kontrol süreçleriyle donatılan tesiste, DEUTZ lisanslı 2,2 ve 2,9 litrelik motorlar hem Hindistan hem de uluslararası pazarlar için üretilecek. Yıllık 35 bin motor ve 50 bin alt montaj üretim kapasitesine sahip tesis, TAFE ile DEUTZ arasındaki ilk üretim iş birliği olma özelliğini de taşıyor. Açılışta konuşan TAFE Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Mallika Srinivasan, şunları söyledi: "TAFE'nin büyüme yolculuğunda önemli bir dönüm noktasına tanıklık ediyoruz. TAFE ve Amalgamations Group birlikte, 2030 yılına kadar yıllık motor üretim kapasitesini 400 binden 550 bine çıkarmayı hedefleyen, Hindistan'ın en büyük motor üretim ekosistemlerinden birini oluşturuyor. Avrupa'nın önde gelen motor üreticilerinden ve dizel motor teknolojisinin öncülerinden biri olan DEUTZ ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, Alman mühendisliğinin hassasiyetini Hindistan'ın güçlü üretim altyapısıyla buluşturuyor." TAFE Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Lakshmi Venu ise şöyle konuştu: "TAFE Motors-DEUTZ üretim tesisi, gelişmiş üretim teknolojilerine, güçlü kalite sistemlerine ve sürekli yetkinlik geliştirmeye yaptığımız yatırımların somut bir göstergesidir. Bu sayede hem Hindistan'daki hem de uluslararası pazarlardaki değişen ihtiyaçlara daha hızlı yanıt verebileceğiz. Çalışanlarının yüzde 40'ını kadınların oluşturduğu tesisimiz, toplumsal cinsiyet eşitliği hedeflerimize katkı sağlamaya da devam ediyor." TAFE CEO'su Sandeep Sinha ise şunları söyledi: "TAFE-DEUTZ üretim tesisi; üretim, test ve lojistik süreçlerinde yüksek seviyede otomasyonun yanı sıra kritik montaj operasyonlarında görüntü işleme sistemleri, robotlar ve kolaboratif robotlardan (cobot) yararlanarak dünya standartlarında ürünleri yüksek hacimlerde üretebilme kabiliyetimizi ortaya koyuyor. Hindistan ve uluslararası pazarlardaki müşterilerimize üstün değer sunacak dünya standartlarında bir üretim platformu oluşturuyoruz. Ayrıca tesisimiz, küresel kalite standartlarını güvence altına almak amacıyla tam dijital izlenebilirlik sağlayan son teknoloji motor test merkezi ve gelişmiş kalite laboratuvarıyla donatıldı." DEUTZ CEO'su Dr. Sebastian Schulte ise şu değerlendirmede bulundu:
 "Alwar'daki yeni DEUTZ motor montaj hattının açılışı, TAFE ile yürüttüğümüz iş birliği açısından önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Bu yatırım, ortak vizyonumuzu üretime dönüştürme konusunda her iki ekibin ortaya koyduğu güçlü iş birliğinin ve kararlılığının somut bir göstergesidir." Bu yeni yatırımla küresel üretim ağını daha da güçlendiren TAFE, ileri mühendislik, dijital üretim teknolojileri ve uluslararası iş birliklerindeki yetkinliklerini geliştirmeyi sürdürüyor. Şirket, daha güçlü ve teknolojik açıdan daha gelişmiş üretim altyapısıyla dünya genelindeki müşterilerine daha etkin hizmet sunmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat! Haber

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat!

Yaz mevsimiyle birlikte artan su tüketimi, “güvenli su” kavramını günlük yaşamın en kritik başlıklarından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temelini ise izlenebilirlik oluşturuyor. Kaynaktan suyun alınması, üretim tesisine girişi ve raflara çıkana kadar her adımı titizlikle Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı bu noktada tüketicinin bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu; “Ambalajlı sular hijyen ve gıda güvenliği şartları sağlanan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan üretim tesislerinde şişelenmektedir. Tam otomatik dolum makinelerinde, el değmeden şişelenmekte olup, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadarki her adımda çok sıkı denetim altındadır. Ambalajlı sular market raflarındaki en fazla denetlenen ürünlerin başında gelir. Tüketicilerimizin etikette yer alan üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi detaylara dikkat etmesi, güvenli suya erişimin temel adımıdır.” “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar önem taşıyor” Ambalajlı suların satın alındıktan sonraki saklanma koşulları ürünün kalitesini koruması açısından büyük önem taşıyor. Su doğal bir maddedir ve duyu organlarımızla çevrede algılayamadığımız kokuları dahi yavaşça kendisine çekme özelliğini taşır. İçme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığı almayan ortamlarda muhafaza edilmesi gerekir. Balkon, araç içi veya direk güneş ışığına ve yüksek sıcaklığa maruz kalan alanlarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri yaşanabilir. Hijyen ve tazelik açısından da açılmış ambalajlı suların kısa sürede tüketilmesi öneriliyor. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili açıklamasında; “Ambalajlı suların doğru saklanması, üretim kalitesi kadar kritik bir nokta. Tüketicinin ürünü aldıktan sonra bu şartlara dikkat etmesi, bu konuda bilinçlenmesi son derece önem taşıyor” dedi. Özellikle sıcak yaz aylarında ambalajlı suların direk güneş ışığına ve yüksek ısıya maruz bırakılmasının, ürünlerin evlerde veya işletmelerde keskin kokulu maddeler ile aynı ortamda saklanmasının da ürünün kalitesini etkileyebildiğine dikkat çeken Kalebaşı, ambalajlı suların diğer tüm gıda ürünleri gibi serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza edilmesinin kritik önem taşıdığını hatırlattı. Uygun koşullarda muhafaza edilen ambalajlı sular, son kullanma tarihine kadar güvenle tüketilebilir. Ayrıca açılmış ürünlerde hijyenin korunması ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yaz aylarında bozulan mineral dengesini doğal yollarla kazanmasına katkıda bulunuyor Sıcak havalarda yoğun terleme sebebiyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla azalıyor. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yolla dengelenmesine katkı sağlıyor ve vücudun mineral dengesini destekliyor. Doğal kaynaklardan elde edilen ambalajlı sular, mineral içeriğini korunduğundan yaz aylarında hidrasyonun önemli bir destekçisi olarak öne çıkıyor. Sağlık profesyonellerinin belirttiği üzere, bilmemiz gereken en önemli şey kendimizi susuz hissedene kadar geçen zamanda vücudumuzun çoktan susuz kalmış olacağıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, vücut ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasız kalıyor. Bu nedenle bu risk gruplarında yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşıyor; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımının sağlanması genel sağlık durumunun korunmasında belirleyici rol oynuyor. Bu aşırı sıcak günlerde unutmamamız gereken en önemli şey vücudu susuz bırakmamak, yeterli miktarda su içmek, sıcaktan dolayı ortaya çıkan ve kendimizi yorgun hatta sağlıksız hissetmemize yol açacak durumları ortadan kaldırmak olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.