Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Izlenebilirlik

Kapsül Haber Ajansı - Izlenebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Izlenebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sunar Yatırım, Güvenli Gıdaya Ulaşmanın Herkesin Hakkı Olduğuna Dikkat Çekiyor  Haber

Sunar Yatırım, Güvenli Gıdaya Ulaşmanın Herkesin Hakkı Olduğuna Dikkat Çekiyor 

Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 7 Haziran’da kutlanan Dünya Gıda Güvenliği Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, güvenli gıdanın artık yalnızca ürün güvenliğini değil; izlenebilirlik, sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı ve kriz dönemlerinde erişilebilirliği de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi. Güvenli gıdanın önemine dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Gıda Güvenliği Günü, güvenilir gıdaya erişimin insan sağlığı, toplumsal refah ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolünü her yıl yeniden gündeme taşıyor. Adana’da 50 yıl önce tarımla başlayan yolculuğunu bugün küresel arenaya taşıyan Sunar Yatırım, faaliyetlerini teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında sürdürüyor. Şirket; bitkisel sıvı yağ, un, yem, mısır nişastası bazlı endüstriyel ham madde ve biyo-bozunur plastik üretimi gerçekleştiriyor. Sunar Yatırım, son dönemde yaşanan küresel gelişmelerle birlikte gıda güvenliğinin daha da stratejik bir konu haline geldiğine dikkat çekiyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuyla ilgili açıklamasında gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan tüm zincirin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, “Sunar olarak gıda güvenliğini tüm üretim süreçlerimizin merkezinde konumlandırıyoruz. Tarladan başlayarak nihai ürüne kadar uzanan değer zincirinin her aşamasında kalite, izlenebilirlik ve güvenlik standartlarını titizlikle uyguluyor; ulusal ve uluslararası standartlara uygun üretim gerçekleştiriyoruz. Teknoloji yatırımlarımız, kalite kontrol sistemlerimiz ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızla güvenli gıdaya erişimin desteklenmesine katkı sağlıyoruz. Toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulması ancak bu anlayışla mümkün olabilir. Güvenli gıda bir ayrıcalık değil, herkesin erişebilmesi gereken temel bir haktır. Bu hakkın korunması ise sürekli iyileştirme, bilim temelli uygulamalar ve güçlü iş birlikleriyle mümkündür.” dedi. Küresel riskler gıda sistemlerini yeniden şekillendiriyor Günümüzde gıda güvenliğini tehdit eden riskler hakkında da değerlendirmede bulunan Çomu sözlerine şöyle devam etti: “Değişim gösteren sıcaklık dalgalanmaları, kuraklıklar, seller ve aşırı hava olayları tarımsal üretimi; savaşlar ve bölgesel çatışmalar küresel ticaret akışlarını ve lojistik ağları doğrudan etkiliyor. Enerji, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan maliyet baskıları da üretimin sürdürülebilirliği üzerinde önemli riskler oluşturuyor. Bunlarla beraber gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler de insan sağlığı noktasında küresel ölçekte önemini koruyor. Gıda üretimi ve erişiminde tüm bu noktalar dikkate alınarak, bilim temelli kontrol mekanizmalarının ve etkin risk yönetimi sistemlerinin devreye alınması kritik rol oynuyor.” “Gıda güvenliği artık çok daha geniş bir kavram” Küresel gelişmelerin etkisiyle gıda güvenliği anlayışının da dönüşüm geçirdiğini belirten Sunar Yatırım, günümüzde güvenli gıdanın yalnızca ürün güvenliğiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu; sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı, izlenebilirlik, şeffaflık ve kriz dönemlerinde güvenilir gıdaya erişim konularının da gıda güvenliği kavramının ayrılmaz unsurları haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle riskleri önceden öngören ve tüm değer zinciri boyunca bu riskleri yöneten proaktif yaklaşımın her geçen gün daha da önem kazandığına dikkat çekti. Üretim standartları ve vizyonel yaklaşımla küresel pazarda sürdürülebilir büyüme Sunar Yatırım, kalite ve gıda güvenliğini, uluslararası standartlara dayalı yönetim sistemleriyle güvence altına alıyor. Şirket; Excipact GMP, ISO 22000 ve FSSC 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, Non-GMO ve ürün uygunluk belgeleri gibi uluslararası kabul görmüş sertifikasyonlarla faaliyetlerini yürütüyor. Bu sertifikasyonlar, tüm süreçlerin uluslararası standartlara uygun, denetlenebilir ve izlenebilir şekilde yönetilmesini desteklerken; müşteriler, iş ortakları ve diğer paydaşlar nezdinde güven oluşturuyor. Ürünlerini 110’dan fazla ülkeye ihraç eden Sunar Yatırım, farklı pazarların mevzuat ve kalite gerekliliklerini yakından takip ederek müşteri beklentilerine uyum sağlıyor. Güçlü izlenebilirlik sistemleri, kalite kontrol uygulamaları, tedarikçi yönetimi ve denetim süreçleriyle ham madde tedarikinden nihai ürüne kadar tüm aşamalarda gıda güvenliğini ön planda tutuyor. Şirket ayrıca sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında yürüttüğü çalışmalarla tarımsal üretimde kalite ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlarken, tedarik zincirinin güvenilirliğini de destekliyor. Temel ham maddelerin sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesini stratejik öncelik olarak gören Sunar Yatırım, tedarik zincirine çevresel ve sosyal sorumluluk kriterlerini entegre ederken, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla operasyonel dayanıklılığını güçlendiriyor. Şirket, uluslararası standartlarda üretim anlayışı, sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı ve güçlü ihracat performansıyla Türkiye'nin küresel pazardaki güvenilir gıda tedarikçisi konumuna katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Krizi ve Jeopolitik Riskler Gıda Güvenliğini Ön Plana Çıkarıyor Haber

İklim Krizi ve Jeopolitik Riskler Gıda Güvenliğini Ön Plana Çıkarıyor

Güvenli gıdanın önemine dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Gıda Güvenliği Günü, güvenilir gıdaya erişimin insan sağlığı, toplumsal refah ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolünü her yıl yeniden gündeme taşıyor. Adana’da 50 yıl önce tarımla başlayan yolculuğunu bugün küresel arenaya taşıyan Sunar Yatırım, faaliyetlerini teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında sürdürüyor. Şirket; bitkisel sıvı yağ, un, yem, mısır nişastası bazlı endüstriyel ham madde ve biyo-bozunur plastik üretimi gerçekleştiriyor. Sunar Yatırım, son dönemde yaşanan küresel gelişmelerle birlikte gıda güvenliğinin daha da stratejik bir konu haline geldiğine dikkat çekiyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuyla ilgili açıklamasında gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan tüm zincirin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, “Sunar olarak gıda güvenliğini tüm üretim süreçlerimizin merkezinde konumlandırıyoruz. Tarladan başlayarak nihai ürüne kadar uzanan değer zincirinin her aşamasında kalite, izlenebilirlik ve güvenlik standartlarını titizlikle uyguluyor; ulusal ve uluslararası standartlara uygun üretim gerçekleştiriyoruz. Teknoloji yatırımlarımız, kalite kontrol sistemlerimiz ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızla güvenli gıdaya erişimin desteklenmesine katkı sağlıyoruz. Toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulması ancak bu anlayışla mümkün olabilir. Güvenli gıda bir ayrıcalık değil, herkesin erişebilmesi gereken temel bir haktır. Bu hakkın korunması ise sürekli iyileştirme, bilim temelli uygulamalar ve güçlü iş birlikleriyle mümkündür.” dedi. Küresel riskler gıda sistemlerini yeniden şekillendiriyor Günümüzde gıda güvenliğini tehdit eden riskler hakkında da değerlendirmede bulunan Çomu sözlerine şöyle devam etti: “Değişim gösteren sıcaklık dalgalanmaları, kuraklıklar, seller ve aşırı hava olayları tarımsal üretimi; savaşlar ve bölgesel çatışmalar küresel ticaret akışlarını ve lojistik ağları doğrudan etkiliyor. Enerji, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan maliyet baskıları da üretimin sürdürülebilirliği üzerinde önemli riskler oluşturuyor. Bunlarla beraber gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler de insan sağlığı noktasında küresel ölçekte önemini koruyor. Gıda üretimi ve erişiminde tüm bu noktalar dikkate alınarak, bilim temelli kontrol mekanizmalarının ve etkin risk yönetimi sistemlerinin devreye alınması kritik rol oynuyor.” “Gıda güvenliği artık çok daha geniş bir kavram” Küresel gelişmelerin etkisiyle gıda güvenliği anlayışının da dönüşüm geçirdiğini belirten Sunar Yatırım, günümüzde güvenli gıdanın yalnızca ürün güvenliğiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu; sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı, izlenebilirlik, şeffaflık ve kriz dönemlerinde güvenilir gıdaya erişim konularının da gıda güvenliği kavramının ayrılmaz unsurları haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle riskleri önceden öngören ve tüm değer zinciri boyunca bu riskleri yöneten proaktif yaklaşımın her geçen gün daha da önem kazandığına dikkat çekti. Üretim standartları ve vizyonel yaklaşımla küresel pazarda sürdürülebilir büyüme Sunar Yatırım, kalite ve gıda güvenliğini, uluslararası standartlara dayalı yönetim sistemleriyle güvence altına alıyor. Şirket; Excipact GMP, ISO 22000 ve FSSC 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, Non-GMO ve ürün uygunluk belgeleri gibi uluslararası kabul görmüş sertifikasyonlarla faaliyetlerini yürütüyor. Bu sertifikasyonlar, tüm süreçlerin uluslararası standartlara uygun, denetlenebilir ve izlenebilir şekilde yönetilmesini desteklerken; müşteriler, iş ortakları ve diğer paydaşlar nezdinde güven oluşturuyor. Ürünlerini 110’dan fazla ülkeye ihraç eden Sunar Yatırım, farklı pazarların mevzuat ve kalite gerekliliklerini yakından takip ederek müşteri beklentilerine uyum sağlıyor. Güçlü izlenebilirlik sistemleri, kalite kontrol uygulamaları, tedarikçi yönetimi ve denetim süreçleriyle ham madde tedarikinden nihai ürüne kadar tüm aşamalarda gıda güvenliğini ön planda tutuyor. Şirket ayrıca sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında yürüttüğü çalışmalarla tarımsal üretimde kalite ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlarken, tedarik zincirinin güvenilirliğini de destekliyor. Temel ham maddelerin sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesini stratejik öncelik olarak gören Sunar Yatırım, tedarik zincirine çevresel ve sosyal sorumluluk kriterlerini entegre ederken, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla operasyonel dayanıklılığını güçlendiriyor. Şirket, uluslararası standartlarda üretim anlayışı, sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı ve güçlü ihracat performansıyla Türkiye'nin küresel pazardaki güvenilir gıda tedarikçisi konumuna katkı sağlamayı sürdürüyor. Sunar Yatırım Hakkında: Yarım asrı aşkın köklü geçmişiyle tarım, gıda ve biyoendüstri alanında faaliyet gösteren Sunar Yatırım; mısır nişastası bazlı endüstriyel hammadde, bitkisel sıvı yağ, un, yem ve biyo-bozunur plastik üreterek 6 kıtada, 100’ün üzerinde ülkeye ulaştırıyor. 1400’den fazla çalışanı başta olmak üzere çiftçiler, tüketiciler, iş ortakları, yerel yönetimler ve diğer tüm paydaşlarıyla geniş bir değer zinciri kuran Sunar, Ar-Ge ve ileri teknolojilere yaptığı yatırımlarla tarıma dayalı ve çevre dostu sürdürülebilir üretime liderlik ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Efor Çay’a FSSC 22000 Kalite Belgesi Haber

Efor Çay’a FSSC 22000 Kalite Belgesi

Toplam 30 bin metrekare alan üzerine kurulu ve 25 bin metrekare kapalı üretim alanına sahip Tokat Erbaa Tesisi; dökme çay, bitki ve meyve çayları ile poşet çay üretimlerinin yanı sıra Türk kahvesi, filtre kahve, çekirdek kahve ve kapsül kahve üretimleriyle geniş bir üretim altyapısına sahip bulunuyor. Güçlü operasyonel kapasitesiyle günlük 160 ton, yıllık ise 55 bin ton üretim kapasitesine ulaşan tesis hem yurt içi hem de uluslararası pazarlara yönelik üretim gerçekleştiriyor. Uluslararası standartlarda üretim altyapısı 225 kişilik ekibiyle faaliyetlerini sürdüren tesiste modern üretim teknolojileri ve yüksek kapasiteli paketleme hatları kullanılırken, alınan FSSC 22000 Belgesi ile birlikte üretim süreçlerinin uluslararası kalite ve gıda güvenliği standartlarına uygunluğu da belgelendi. FSSC 22000 Belgesi, Efor Çay’ın üretim kalitesini uluslararası gıda güvenliği standartlarıyla belgelendirirken, ihracat pazarlarında da önemli bir güven unsuru oluşturuyor. Yurt dışı alıcılar, zincir perakende yapıları ve global iş ortakları açısından güçlü bir referans niteliği taşıyan belge, Efor Çay’ın yeni pazarlara erişim ve ihracat satışlarını artırma hedeflerini destekliyor. “Üretim gücümüzü uluslararası standartlarla destekleyen her adımı stratejik bir yatırım olarak görüyoruz” Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Efor Çay Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Akkuş, üretim altyapısı ve kalite standartlarının Efor Çay’ın büyüme yaklaşımının temel unsurları arasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Üretim gücümüzü uluslararası standartlarla destekleyen her adımı stratejik bir yatırım olarak görüyoruz. Tokat Erbaa Çay ve Kahve Paketleme Tesisimiz ile FSSC 22000 Belgesi almamız; kalite, gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim anlayışımızın önemli bir göstergesi niteliği taşıyor. Çay ve kahve kategorilerindeki üretim kabiliyetimizi sürekli geliştirirken, modern teknoloji altyapımız ve güçlü operasyon yapımızla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü artırmayı sürdürüyoruz. FSSC 22000 Belgesi, yurt dışı pazarlarda güven veren üretici kimliğimizi daha da güçlendirirken, ihracat satışlarımızı destekleyen ve yeni pazarlara erişim kabiliyetimizi artıran önemli bir referans olacak. Türkiye’nin üretim gücünü temsil eden bir yapı olarak, tüketicilerimize güven odaklı ve yüksek standartlı ürünler sunmaya devam edeceğiz.” Uluslararası geçerliliğe sahip FSSC 22000 Belgesi; üretim süreçlerinde hijyen, izlenebilirlik, risk yönetimi ve gıda güvenliği kriterlerinin standartlara uygun şekilde yürütüldüğünü ortaya koyarken, Efor Çay’ın kalite odaklı üretim yaklaşımını destekleyen önemli adımlar arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çay Sektöründe Güven, İzlenebilir ve Şeffaf Üretimle Sağlanıyor Haber

Çay Sektöründe Güven, İzlenebilir ve Şeffaf Üretimle Sağlanıyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya genelinde çay üretimi ve tüketimi istikrarlı şekilde artarken, sektör milyonlarca küçük üretici için önemli bir geçim kaynağı olmayı sürdürüyor. Ancak büyüyen sektörle birlikte; ürün güvenliği, izlenebilirlik, uygun depolama koşulları, tüketici bilgilendirme ve denetlenebilir üretim süreçleri de daha görünür başlıklar haline geliyor. 5 bin yılı aşan çay kültürü bugün hâlâ ekonomik ve sosyal değerini korurken, tüketici beklentileri de yalnızca lezzete değil; ürünün hangi koşullarda üretildiğine ve nasıl bir denetim sürecinden geçtiğine odaklanıyor. “Güvenlik, tarladan bardağa uzanan zincirin tamamıdır” BİTKİDEN Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akdağ, çayın yalnızca kültürel bir değer değil; aynı zamanda güven ilişkisi üzerine kurulu önemli bir tarım ürünü olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çay Türkiye’de yalnızca bir içecek değil; günlük yaşamın, misafirperverliğin ve kültürel alışkanlıkların güçlü simgelerinden biri. Bu neden tüketici çayın üretimden satış noktasına kadar geçen tüm yolculuğunda daha fazla şeffaflık ve güven bekliyor. İnsanlar artık yalnızca çayın aromasına değil; hangi koşullarda üretildiğine, nasıl saklandığına ve hangi süreçlerden geçerek bardağına ulaştığına da dikkat ediyor.” Akdağ ayrıca çay sektörünün dünya genelinde milyonlarca üretici aile için önemli bir geçim kaynağı oluşturduğunu belirterek, özellikle küçük ölçekli üreticilerin desteklenmesi, iklim değişikliğine dayanıklı üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının güçlendirilmesinin sektörün geleceği açısından belirleyici olduğunu ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı Haber

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı

Dünyanın en çok sevilen ve tüketilen balığı olan ton balığının biyolojik ve ekonomik önemi ile sürdürülebilir denizciliğe dikkat çekmek amacıyla her yıl 2 Mayıs, Dünya Ton Balığı Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizde 42 yıldır Dardanel kalitesi ve güvencesiyle sofralara ulaşan ton balığı; sadece lezzetiyle değil, yüksek besin değeri ve sağlığa sunduğu faydalarıyla öne çıkıyor. Pratik tüketim avantajı, lezzeti ve besleyici yapısıyla ton balığı, günümüz yaşam temposunda sağlıklı öğün alternatifleri arasında önemli bir yer tutuyor. Doğal avcılıkla elde edilen ton balıklarını ileri üretim teknolojileri ve yüksek kalite standartlarıyla tüketiciyle buluşturan Dardanel, ton balığını yalnızca pratik bir seçenek değil; bilinçli tercihlerle sofralarda güvenle yer bulan değerli bir besin olarak konumlandırıyor. İçerdiği Protein ve Omega-3 ile Sağlıklı ve Güçlü Bir Besin Kaynağı Ton balığı, içerdiği yüksek protein ve omega-3 yağ asitleriyle dengeli beslenmeyi destekleyen sağlıklı ve güçlü bir besin kaynağı olarak öne çıkıyor. Bir kutu Dardanel Zeytinyağlı Ton Balığı 21,3 gram protein ve 101 mg Omega-3 içeriyor. Protein içeriği günlük beslenmede önemli bir yer tutarken, Omega-3 yağ asitleri de beyin ve kalp fonksiyonlarını destekleyen değerli bileşenler arasında yer alıyor. Doğal selenyum içeriği ise antioksidan özellikleriyle dikkat çekiyor. Türkiye’de kişi başı ton balığı tüketiminin son yıllarda artış göstermesi, bu değerli besine yönelik farkındalığın da yükseldiğini ortaya koyuyor. Dardanel, önümüzdeki dönemde bu bilincin daha da güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor. Kalite, Güven ve İzlenebilirlik Önceliğimiz Dardanel, ton balığında kalite ve güvenilirliği üretimin her aşamasında önceliklendiriyor. Friend of the Sea ve Dolphin Safe gibi çevre dostu sertifikalara sahip olan Dardanel, sürdürülebilir balıkçılığı destekleyen yaklaşımıyla da öne çıkıyor. 2017 yılından bu yana sürdürülen “Balığını Sorgula” sistemi ile tüketiciler, ürünün hangi bölgede avlandığı, balık türü ve taşıma bilgilerine kolaylıkla ulaşabiliyor. Şeffaflık ve izlenebilirlik odağındaki bu yaklaşım, bilinçli tüketimi destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Sofralarda Sağlık ve Lezzetin Kutlaması Dünya Ton Balığı Günü, ton balığının yalnızca besleyici değerini değil, sofralarda yarattığı pratik ve lezzetli çözümleri de kutlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Salatalardan sandviçlere, makarnalardan yaratıcı tariflere kadar pek çok kullanım alanı sunan ton balığı, günün her anında besleyici bir alternatif olarak öne çıkıyor. Dardanel, yarım asra yaklaşan uzmanlığıyla sağlıklı beslenme farkındalığının artmasına katkı sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı Haber

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı

Gıda üretimi ve tüketimiyle ilgili artan bilgi kirliliğine karşı bilimsel veriye dayalı yaklaşımın önemine vurgu yapılan kongrede; gıda güvenliği, sürdürülebilir üretim, beslenme, regülasyonlar ve yeni teknolojiler gibi başlıkların yanı sıra izlenebilirlik sistemleri ve dijital çözümler de ele alındı. Gıda üretim sistemlerinin teknolojik özelliklerinden beslenmeye uzanan süreçte bilimsel bilginin önemine dikkat çekildi. Kongrede Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu ve Gıda Teknolojisi Uzmanı Dr. Elif Güngör Reis, bitkisel yağlar arasında önemli bir yere sahip olan palm yağı hakkında doğru bilinen yanlışları düzeltmek amacıyla bilimsel bilgi ve değerlendirmeler paylaştı. Dr. Fahri Yemişçioğlu, sunumunda bitkisel yağlara ilişkin bilimsel gerçekler ile kamuoyunda oluşan yanlış algılara odaklandı. Palm yağının zeytin meyvesinden elde edilen zeytinyağı gibi palm ağacının meyvesinden elde edilen bir meyve yağı olduğunu anlatan Yemişçioğlu, bu yağın gıda endüstrisinde kritik bir işlev üstlendiğine dikkat çekti. Palm yağı ve fraksiyonlarının, tohum yağlarının kısmi hidrojenasyonu ile üretilen ve trans yağ asidi içeren yağların besin zincirinden çıkarılmasını sağladığını belirten Yemişçioğlu, bu sayede trans yağ içermeyen gıda ürünlerinin üretiminin mümkün hale geldiğini söyledi. Palm yağına yönelik gıda güvenliği ve sağlık temelli eleştirilere de değinen Yemişçioğlu, “Palm yağı kanser yapar ifadesi bilimsel bir gerçek değil; bir algıdır. Yağlar tek başına kanser yapmaz, maddeler belirli dozların üzerinde toksik etki gösterir. GE ve 3-MCPDE, yalnızca palm yağına özgü değildir. Uygun olmayan hammaddelerin yüksek sıcaklıklarda rafine edilmesiyle diğer yağlarda da oluşabilir” ifadelerini kullandı. Palm yağının palmitik asit içeriği nedeniyle eleştirilere konu olmasının beslenme açısından gerçekçi olmadığını belirten Yemişçioğlu; palmitik asidin süt yağlarında da bulunduğunu ve zararlı olduğuna yönelik bilimsel görüş birliğinin bulunmadığını belirtti. Yemişçioğlu, Avrupa Birliği ve Türkiye’de yürürlükte olan düzenlemelerin bu konuda yüksek düzeyde gıda güvenliği standardı sağladığının ve ilgili regülasyonların Türkiye’de yürürlüğe girmesiyle gıdaların daha güvenli hale geldiğinin de altını çizdi. “İzlenebilir ve denetlenebilir sistemler sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz” Palm yağı ekosisteminde verimlilik ve sürdürülebilirlik konularına dikkat çeken Dr. Elif Güngör Reis de; palm ağacının tarım yapılan arazilerde birim alandan elde edilen yağ miktarı açısından diğer yağlı tohumlara kıyasla açık ara en yüksek verime sahip bitki olduğunu vurguladı. Küresel yağlı tohum arazilerinin yalnızca %10’unu kullanmasına rağmen dünya bitkisel yağ üretiminin yaklaşık %40’ını karşılamasının önemli bir verimlilik göstergesi olduğunu ifade eden Reis, bu durumu “10/40 Paradoksu” olarak tanımladı. Palm yağının küresel gıda arzında stratejik bir rol üstlendiğini vurgulayan Reis, palm yağının tamamen devre dışı bırakılmasının daha fazla tarım alanı ihtiyacı ve buna bağlı orman kaybı riski doğurabileceğini belirtti. Palm yağının GDO riski barındırmayan ham yağ kaynaklarının başında geldiğini belirten Reis, çözümün boykot değil sürdürülebilir üretim standartlarının yaygınlaştırılması olduğunu ifade etti. Sürdürülebilirliğin ancak izlenebilir ve denetlenebilir sistemlerle mümkün olabileceğini de belirten Reis, sürdürülebilirlik hassasiyeti taşıyan üretici ve tüketicilerin Malezya’da zorunlu olarak uygulanması hedeflenen MSPO 2.0 sertifikasını mutlaka talep etmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi Haber

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi

Bir sevkiyatın birkaç saat gecikmesi bazen tek bir teslimatı değil, tüm tedarik planını bozar. Bu yüzden lojistikte dijitalleşme örnekleri artık teknoloji vitrini değil, operasyonel dayanıklılık ve rekabet gücü başlığı olarak okunuyor. Saha ile merkez arasındaki veri akışı hızlandıkça, şirketler yalnızca nerede sorun çıktığını değil, sorunun neden tekrarlandığını da daha net görebiliyor. Lojistik sektörü uzun süre fiziksel hareketin yönetimi üzerinden değerlendirildi. Ancak bugün asıl farkı yaratan unsur, hareketin arkasındaki verinin kalitesi. Siparişin depoya düşmesinden yüklemenin planlanmasına, araç takibinden teslimat kanıtına kadar her aşama dijital iz bıraktığında, yöneticiler daha hızlı karar alabiliyor. Bu değişim sadece büyük ölçekli şirketlerin konusu da değil. Orta ölçekli taşımacılık firmaları, 3PL sağlayıcıları, üretici şirketlerin lojistik ekipleri ve perakende zincirleri için de benzer şekilde kritik hale geldi. Lojistikte dijitalleşme örnekleri neden stratejik önem taşıyor? Dijitalleşmenin lojistikte yarattığı etki, tek başına hız artışıyla sınırlı değil. Asıl kazanım, planlama ile uygulama arasındaki farkın küçülmesi. Geleneksel yapıda birçok karar telefon, e-posta ve manuel takip üzerinden ilerlerken, dijital altyapı bu süreci ölçülebilir hale getiriyor. Böylece maliyetler geriye dönük muhasebe konusu olmaktan çıkıp anlık yönetim alanına giriyor. Özellikle dalgalı talep, yakıt maliyetleri, sürücü planlaması, gümrük süreçleri ve müşteri beklentileri birlikte düşünüldüğünde, veri destekli operasyonlar daha öngörülebilir sonuç üretiyor. Yine de her dijital yatırım aynı sonucu vermiyor. Şirketin operasyon hacmi, ağ yapısı, müşteri profili ve mevcut sistem olgunluğu burada belirleyici. Başka bir ifadeyle, doğru araç kadar doğru kullanım senaryosu da önemli. Depoda dijitalleşme: barkoddan yapay zekaya uzanan hat Depo yönetimi, dijital dönüşümün en somut görüldüğü alanlardan biri. Barkod ve el terminali kullanımı artık temel seviye kabul ediliyor. Bunun üzerine kurulan depo yönetim sistemleri, ürün kabulünden yerleştirmeye, toplama süreçlerinden sevkiyat hazırlığına kadar tüm akışı görünür kılıyor. Buradaki en yaygın lojistikte dijitalleşme örnekleri arasında anlık stok görünürlüğü öne çıkıyor. Stok sayım farklarının azalması, toplama hatalarının düşmesi ve sipariş hazırlama süresinin kısalması, doğrudan hizmet seviyesine yansıyor. Özellikle e-ticaret ve hızlı tüketim odaklı operasyonlarda, birkaç dakikalık iyileşme bile gün sonunda ciddi kapasite farkı yaratabiliyor. Daha ileri seviyede ise görüntü işleme sistemleri, akıllı raf çözümleri ve talep tahminine bağlı slotting uygulamaları devreye giriyor. Ancak burada bir denge gerekiyor. Yüksek otomasyon yatırımı, hacmi istikrarsız ya da ürün çeşitliliği çok değişken depolarda beklenen geri dönüşü her zaman sağlamayabiliyor. Bu nedenle birçok şirket önce veri kalitesini ve süreç disiplinini güçlendirip sonra otomasyona geçmeyi tercih ediyor. Filo yönetiminde gerçek zamanlı izleme nasıl değer üretiyor? Araç takip sistemleri yıllardır kullanılıyor, fakat yeni dönemde konu yalnızca harita üzerinde araç görmek değil. Filo yönetim yazılımları artık rota sapmaları, bekleme süreleri, yakıt tüketim eğilimleri, sürüş davranışları ve bakım ihtiyaçları gibi başlıkları tek ekranda birleştirebiliyor. Bu yapı, operasyon merkezine iki önemli avantaj sağlıyor. İlki, anlık müdahale kabiliyeti. Trafik yoğunluğu, hava koşulları veya teslimat adresindeki değişiklik gibi durumlarda rota yeniden kurgulanabiliyor. İkincisi ise karar kalitesinin artması. Hangi hatta ne kadar boş kilometre oluştuğu, hangi müşteri segmentinde zaman kaybının yoğunlaştığı ya da hangi araç grubunun maliyet baskısı yarattığı daha net görülebiliyor. Yine de gerçek zamanlı izleme tek başına verimlilik garantisi vermiyor. Eğer veri yorumlanmıyor, sürücü yönetimiyle ilişkilendirilmiyor ve performans göstergelerine bağlanmıyorsa, sistem kısa sürede yalnızca rapor üreten bir araca dönüşebiliyor. Başarılı örneklerde teknoloji, insan ve süreç birlikte ele alınıyor. Rota optimizasyonu ve teslimat planlaması Son kilometre teslimatlarının büyümesiyle rota optimizasyonu daha görünür hale geldi. Buradaki dijital çözümler, teslimat noktalarını yalnızca mesafeye göre değil; zaman penceresi, araç kapasitesi, trafik verisi, müşteri önceliği ve sürücü vardiyası gibi değişkenlerle birlikte değerlendiriyor. Özellikle çok duraklı dağıtım yapan şirketlerde bu sistemler yakıt tüketimini azaltırken teslimat başına maliyeti de aşağı çekebiliyor. Ancak her operasyon için aynı matematik geçerli değil. Kırsal alanlarda teslimat yoğunluğu düşükse ya da müşteri tarafında randevu disiplini zayıfsa, en iyi rota planı bile sahada revizyona uğrayabiliyor. Bu yüzden gelişmiş firmalar sabit plan yerine dinamik planlama yaklaşımını benimsiyor. Teslimat kanıtının dijital hale gelmesi de aynı zincirin önemli bir parçası. Elektronik imza, fotoğraflı teslim teyidi ve mobil uygulama üzerinden durum güncellemesi, müşteri hizmetleri yükünü azaltırken uyuşmazlık yönetimini de kolaylaştırıyor. Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve görünürlük Kurumsal alıcılar için artık sadece ürünün teslim edilmesi yetmiyor. Yükün nerede olduğu, hangi koşullarda taşındığı, ne zaman gecikme riski oluştuğu ve siparişin genel akışta nereye oturduğu da soruluyor. Bu nedenle görünürlük platformları, lojistikte rekabetin yeni katmanlarından biri haline geldi. İzlenebilirlik çözümleri, özellikle sıcaklık kontrollü taşımacılık, ilaç, gıda, otomotiv ve yüksek değerli ürün segmentlerinde daha kritik. Sensör destekli takip sayesinde sıcaklık sapmaları, kapı açılma bilgisi, darbe riski veya gecikme olasılığı önceden tespit edilebiliyor. Bu da yalnızca kayıp azaltma meselesi değil, aynı zamanda regülasyon uyumu ve marka güveni konusu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, verinin çokluğu ile faydanın aynı şey olmaması. Yüzlerce veri noktası toplayıp bunları aksiyona çeviremeyen yapıların operasyon yükü artabiliyor. Etkili model, karar anında işe yarayan veriyi öne çıkaran modeldir. Evrak süreçlerinin dijitalleşmesi maliyeti nasıl etkiliyor? Lojistik operasyonlarda görünmeyen yüklerden biri evrak trafiği. İrsaliye, teslim tutanağı, fatura eşleştirme, gümrük dokümanları ve taşıma emirleri hâlâ birçok şirkette parçalı ilerliyor. Oysa doküman yönetimi dijitalleştiğinde, operasyon hızı kadar finansal doğruluk da iyileşiyor. Elektronik belge akışı, hatalı veri girişini azaltıyor ve onay sürelerini kısaltıyor. Özellikle çok şubeli yapılar, dış tedarikçilerle çalışan ağlar ve uluslararası taşıma yapan firmalar için bu alan ciddi verimlilik yaratıyor. Çünkü geciken ya da eksik belge çoğu zaman yalnızca idari sorun değil, tahsilat gecikmesi ve müşteri memnuniyetsizliği anlamına geliyor. Bununla birlikte, evrak dijitalleşmesinde entegrasyon kalitesi belirleyici. ERP, depo yönetim sistemi, taşıma yönetim sistemi ve muhasebe altyapısı birbirinden kopuksa, dijital belge akışı yeni bir karmaşa da üretebilir. Yani mesele belgeleri PDF yapmak değil, süreci uçtan uca bağlamak. Yapay zeka ve tahminleme hangi alanlarda öne çıkıyor? Son dönemde yapay zeka odaklı uygulamalar daha fazla konuşuluyor. Talep tahmini, kapasite planlama, gecikme öngörüsü, bakım ihtiyacı tahmini ve fiyatlama analitiği bu başlıkların başında geliyor. En güçlü kullanım alanı ise karar destek. Sistem, geçmiş veriyi ve anlık koşulları birlikte analiz ederek yöneticinin önüne daha isabetli senaryolar koyabiliyor. Ancak burada beklenti yönetimi kritik. Yapay zeka, veri seti zayıf olan ya da temel süreçleri standardize edilmemiş şirketlerde hızlı çözüm üretmeyebilir. Önce veri temizliği, süreç standardizasyonu ve ölçüm kültürü gerekir. Aksi halde teknoloji yatırımı, kurumsal sunumlarda güçlü görünen ama sahada sınırlı karşılık bulan bir başlığa dönüşebilir. Dönüşümde en sık görülen engeller Lojistikte dijitalleşme örnekleri çoğaldıkça, başarısız projelerin nedenleri de daha görünür hale geliyor. En sık rastlanan sorun, teknolojinin operasyon ihtiyacından kopuk seçilmesi. Şirketler bazen rakipte gördüğü çözümü kendi yapısına doğrudan uyarlamaya çalışıyor. Oysa ağ yapısı, teslimat modeli ve müşteri beklentisi farklıysa sonuç da farklı oluyor. İkinci engel, saha ekiplerinin dönüşüme dahil edilmemesi. Depo personeli, sürücüler, planlama uzmanları ve müşteri operasyon ekipleri sürecin dışında kalırsa yeni sistemler dirençle karşılaşabiliyor. Üçüncü başlık ise veri disiplini. Yanlış girilen veri, hiç toplanmamış veri kadar sorun yaratır. Bu nedenle başarılı şirketler genellikle küçük ama ölçülebilir pilotlarla ilerliyor. Önce tek depo, belirli bir rota grubu ya da sınırlı müşteri segmentinde sonuç alınıyor. Ardından yatırım kararı genişletiliyor. Bu yaklaşım hem bütçe riskini düşürüyor hem de kurum içinde güven oluşturuyor. Lojistikte dijitalleşme artık bir vitrin tercihi değil, yönetim kapasitesi meselesi. Hangi teknolojinin seçileceği kadar, hangi sorunu çözmek için devreye alındığı da belirleyici. Sektörü izleyen profesyoneller için esas soru şu: Daha fazla sistem kurmak mı gerekiyor, yoksa mevcut veriyi daha doğru kullanmak mı? Çoğu zaman gerçek sıçrama, ikinci soruya verilen net cevapla başlıyor.

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında Sürdürülebilirlik Hamlesi Haber

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında Sürdürülebilirlik Hamlesi

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, sürdürübelilirliği çalışmalarının merkezine oturttu. İhracatta sürdürülebilirliği güçlendirmek amacıyla “Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz”, “Gıda Kayıplarının Belirlenmesi ve Azaltılması” ve “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı” isimli üç önemli projeyi hayata geçirdi. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, sürdürülebilirlik temalı projelerle pestisit kontrolünü, gıda kayıplarının azaltılmasını ve genç girişimcilerin tarıma kazandırılmasını hedeflediklerini dile getirdi. Pestisit kontrolüyle güvenli ihracat “Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz” Projesini 2021 yılında hayata geçirdikleri bilgisini veren Başkan Uçak, ‘İhracatta yoğunluğu yüksek olan ürünlerde pestisit kullanımının kontrol altına alınmasını hedefliyoruz. Proje kapsamında asma yaprağı, biber, çilek, domates, hıyar, kiraz, limon, mandarin, nar, sofralık çekirdeksiz üzüm ve şeftali gibi ürünlerde hasat döneminde üreticilerden numuneler alınarak akredite laboratuvarlarda pestisit analizleri yapılıyor. Analiz sonuçları doğrultusunda üreticiler ve ihracatçılar bilgilendirilirken, ilgili paydaş kurumlarla da koordinasyon sağlanıyor” ifadelerini kullandı. Hayrettin Uçak, pestisit kullanımında doğru uygulamaların sürdürülebilir ihracat açısından kritik olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Pestisitler tarımsal üretimde hastalık ve zararlılarla mücadelede önemli bir araç. Ancak ruhsatlı dozların aşılması, yanlış etkili madde kullanımı veya uygun olmayan zamanda uygulama yapılması hem çevre hem de insan sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Bu durum ihracat pazarlarında da sorunlara yol açabiliyor. Projemizle üreticilerimizin doğru uygulamalar konusunda bilinçlenmesini ve sürdürülebilir üretimin güçlenmesini hedefliyoruz.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında sürdürülebilir üretim atağı Küresel pazarlarda rekabet gücünün korunması için sürdürülebilir üretimin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğinin altını çizen Uçak, “Yaş meyve sebze sektörü hem Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi hem de ihracat potansiyeli açısından stratejik bir konumda. Ancak uluslararası pazarlarda kalıcı olmak için gıda güvenliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim standartlarını en üst seviyede tutmak zorundayız. Birliğimiz bu anlayışla üretimden ihracata kadar tüm süreçleri kapsayan projeler yürütüyor. Birlik olarak sürdürülebilir üretim hedefi doğrultusunda yürüttüğümüz bir diğer çalışma ise “Gıda Kayıplarının Belirlenmesi ve Azaltılması Projesi” oldu. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi iş birliğiyle yürütülen projede domates, mandarin ve nar ürünlerinde hem üretim alanlarında hem de soğuk hava depoları ve paketleme tesislerinde yaşanan gıda kayıpları incelendi. Üç yıl süren proje kapsamında kayıpların nedenleri tespit edilirken, üreticilere, aracılara ve ihracatçı firmaların teknik personeline eğitimler verildi. Gıda kayıplarının azaltılması hem ekonomik hem de çevresel açıdan çok değerli. Tarımda sürdürülebilirlik yalnızca üretimi artırmakla değil, üretilen ürünün değerini korumakla da mümkün. Bu projeyle üretimden depolamaya kadar olan süreçte yüzde 35’lere ulaşan kayıpları azaltarak daha verimli ve sürdürülebilir bir üretim modeli oluşturmayı hedefledik” diye konuştu. Gençler tarıma kazandırılıyor EYMSİB’in sürdürülebilir tarım vizyonunun önemli başlıklarından biri de genç girişimcilerin sektöre kazandırılması oldu. Bu kapsamda Ege Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyeleri ile özel sektör temsilcilerinin katkılarıyla düzenlenen “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı” 2025 yılında üçüncü kez gerçekleştirildi. Programda iklim değişikliği, tarım ekonomisi, yeni teknolojiler ve sürdürülebilir üretim modelleri ele alınırken, girişimciliğe yatkın gençlerin tarım sektöründe yeni iş modelleri geliştirmeleri hedeflendi. Başkan Hayrettin Uçak, tarım sektörünün geleceği açısından gençlerin sektöre kazandırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Tarımın geleceğini teknolojiye hâkim, girişimci ruhlu ve sürdürülebilirlik bilinci yüksek gençlerle inşa edebiliriz. Eğitim programımızla yeni nesil tarım girişimcilerinin yetişmesine katkı sağlıyoruz. Sürdürülebilirlik ile ilgili projelerimize 2026 yılında da devam edeceğiz” diyerek sözlerini noktaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

212 NexT’ten DNA Teknolojisiyle Ürün Doğrulayan Haelixa’ya Yatırım Haber

212 NexT’ten DNA Teknolojisiyle Ürün Doğrulayan Haelixa’ya Yatırım

15 yıldır Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine liderlik eden 212’nin desteğiyle kurulan, ileri malzeme teknolojileri odaklı yatırım fonu 212 NexT, yeni yatırımını ETH Zürih (İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü) kökenli Haelixa’ya yaptı. Tedarik zinciri boyunca ürünlerin beyan edilen kaynaktan gelip gelmediğini DNA teknolojisiyle doğrulayan Haelixa’nın Seri A öncesi yatırım turuna, 212 NexT’in yanı sıra şirketin mevcut yatırımcılardan Verve Ventures ve Zürih Kanton Bankası da katıldı. Öte yandan yatırım turunda Haelixa, Temasek Trust’ın Amplifier programı kapsamında sağladığı katalitik fonla da desteklendi; bu destek kapsamında şirketten hisse alınmadı. Toplamda 2 milyon Euro yatırım alan Haelixa, aldığı yatırımla satış ve iş geliştirme ekibini büyütmeyi, müşteri ilişkilerini güçlendirmeyi ve stratejik iş birliklerini derinleştirmeyi planlıyor. Üretim sürecinin herhangi bir aşamasında ürüne görünmez ve müdahaleye karşı dayanıklı DNA işaretleyicileri uygulayan Haelixa, ürünlerin nihai aşamaya kadar izlenmesini mümkün kılıyor. Bu sayede Haelixa, markaların sürdürülebilirlik ve köken iddialarını belge yerine, ürünün kendisi üzerinden yapılan testlerle doğrulamasına olanak tanıyor. Haelixa’nın çözümü, bugün başta küresel moda ve tekstil markaları olmak üzere pek çok farklı sektörlerde kullanılıyor. Bilimsel derinliği güçlü teknolojilere yatırımları sürecek 212 NexT Yönetici Ortağı Gizem Yağız, konuyla ilgili şunları söyledi: “Şeffaflıktan uzak tedarik zincirleri bugün markalar için hem finansal hem de itibar açısından ciddi riskler barındırıyor. Haelixa’nın DNA tabanlı yaklaşımı, ürünün kökenini ve gerçekliğini doğrudan ürünün kendisi üzerinden bilimsel olarak doğrulayarak bu riski somut biçimde azaltıyor. Haelixa bugün ticari ölçekte kullanılan bir çözüm olarak, lider tekstil ve moda markalarıyla uzun vadeli iş birlikleri yürütüyor. Güçlü teknolojisi, farklı sektörlere ölçeklenebilir yapısı ve küresel markalar nezdinde gördüğü karşılık sayesinde Haelixa’nın, yüksek riskli tedarik zincirlerinde güçlü bir değer yarattığına inanıyoruz. Bu vizyonu desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz. 212 NexT olarak, bilimsel derinliği güçlü ve küresel ölçekte etki yaratma potansiyeli taşıyan teknolojilere yatırım yapmaya devam edeceğiz.” Tedarik zincirinde DNA dönemi Haelixa Kurucu Ortağı ve CTO’su Gediminas Mikutis ise şu açıklamayı yaptı: “Haelixa’yı, ETH Zürih’te yürüttüğümüz doktora çalışmaları sırasında geliştirdik. Bugün tekstil, değerli metaller, değerli taşlar gibi şeffaflığın kritik olduğu, yüksek riskli tedarik zincirlerinde DNA tabanlı izlenebilirlik sağlıyoruz. Kendi geliştirdiğimiz DNA tabanlı işaretleyiciler sayesinde bilgi üründen ayrılamıyor ve bilimsel olarak doğrulanabiliyor. Bu yatırımla birlikte teknolojimizi daha da güçlendirmeyi, ticarileşme sürecimizi hızlandırarak farklı sektörlere açılmayı ve Haelixa’yı dünya genelindeki tedarik zincirlerinin kalıcı bir parçası hâline getirmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.