Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Izlenebilirlik

Kapsül Haber Ajansı - Izlenebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Izlenebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı Haber

Bitkisel Yağlar Hakkındaki Gerçekler 5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi’nde Ele Alındı

Gıda üretimi ve tüketimiyle ilgili artan bilgi kirliliğine karşı bilimsel veriye dayalı yaklaşımın önemine vurgu yapılan kongrede; gıda güvenliği, sürdürülebilir üretim, beslenme, regülasyonlar ve yeni teknolojiler gibi başlıkların yanı sıra izlenebilirlik sistemleri ve dijital çözümler de ele alındı. Gıda üretim sistemlerinin teknolojik özelliklerinden beslenmeye uzanan süreçte bilimsel bilginin önemine dikkat çekildi. Kongrede Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu ve Gıda Teknolojisi Uzmanı Dr. Elif Güngör Reis, bitkisel yağlar arasında önemli bir yere sahip olan palm yağı hakkında doğru bilinen yanlışları düzeltmek amacıyla bilimsel bilgi ve değerlendirmeler paylaştı. Dr. Fahri Yemişçioğlu, sunumunda bitkisel yağlara ilişkin bilimsel gerçekler ile kamuoyunda oluşan yanlış algılara odaklandı. Palm yağının zeytin meyvesinden elde edilen zeytinyağı gibi palm ağacının meyvesinden elde edilen bir meyve yağı olduğunu anlatan Yemişçioğlu, bu yağın gıda endüstrisinde kritik bir işlev üstlendiğine dikkat çekti. Palm yağı ve fraksiyonlarının, tohum yağlarının kısmi hidrojenasyonu ile üretilen ve trans yağ asidi içeren yağların besin zincirinden çıkarılmasını sağladığını belirten Yemişçioğlu, bu sayede trans yağ içermeyen gıda ürünlerinin üretiminin mümkün hale geldiğini söyledi. Palm yağına yönelik gıda güvenliği ve sağlık temelli eleştirilere de değinen Yemişçioğlu, “Palm yağı kanser yapar ifadesi bilimsel bir gerçek değil; bir algıdır. Yağlar tek başına kanser yapmaz, maddeler belirli dozların üzerinde toksik etki gösterir. GE ve 3-MCPDE, yalnızca palm yağına özgü değildir. Uygun olmayan hammaddelerin yüksek sıcaklıklarda rafine edilmesiyle diğer yağlarda da oluşabilir” ifadelerini kullandı. Palm yağının palmitik asit içeriği nedeniyle eleştirilere konu olmasının beslenme açısından gerçekçi olmadığını belirten Yemişçioğlu; palmitik asidin süt yağlarında da bulunduğunu ve zararlı olduğuna yönelik bilimsel görüş birliğinin bulunmadığını belirtti. Yemişçioğlu, Avrupa Birliği ve Türkiye’de yürürlükte olan düzenlemelerin bu konuda yüksek düzeyde gıda güvenliği standardı sağladığının ve ilgili regülasyonların Türkiye’de yürürlüğe girmesiyle gıdaların daha güvenli hale geldiğinin de altını çizdi. “İzlenebilir ve denetlenebilir sistemler sürdürülebilirlik için olmazsa olmaz” Palm yağı ekosisteminde verimlilik ve sürdürülebilirlik konularına dikkat çeken Dr. Elif Güngör Reis de; palm ağacının tarım yapılan arazilerde birim alandan elde edilen yağ miktarı açısından diğer yağlı tohumlara kıyasla açık ara en yüksek verime sahip bitki olduğunu vurguladı. Küresel yağlı tohum arazilerinin yalnızca %10’unu kullanmasına rağmen dünya bitkisel yağ üretiminin yaklaşık %40’ını karşılamasının önemli bir verimlilik göstergesi olduğunu ifade eden Reis, bu durumu “10/40 Paradoksu” olarak tanımladı. Palm yağının küresel gıda arzında stratejik bir rol üstlendiğini vurgulayan Reis, palm yağının tamamen devre dışı bırakılmasının daha fazla tarım alanı ihtiyacı ve buna bağlı orman kaybı riski doğurabileceğini belirtti. Palm yağının GDO riski barındırmayan ham yağ kaynaklarının başında geldiğini belirten Reis, çözümün boykot değil sürdürülebilir üretim standartlarının yaygınlaştırılması olduğunu ifade etti. Sürdürülebilirliğin ancak izlenebilir ve denetlenebilir sistemlerle mümkün olabileceğini de belirten Reis, sürdürülebilirlik hassasiyeti taşıyan üretici ve tüketicilerin Malezya’da zorunlu olarak uygulanması hedeflenen MSPO 2.0 sertifikasını mutlaka talep etmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi Haber

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi

Bir sevkiyatın birkaç saat gecikmesi bazen tek bir teslimatı değil, tüm tedarik planını bozar. Bu yüzden lojistikte dijitalleşme örnekleri artık teknoloji vitrini değil, operasyonel dayanıklılık ve rekabet gücü başlığı olarak okunuyor. Saha ile merkez arasındaki veri akışı hızlandıkça, şirketler yalnızca nerede sorun çıktığını değil, sorunun neden tekrarlandığını da daha net görebiliyor. Lojistik sektörü uzun süre fiziksel hareketin yönetimi üzerinden değerlendirildi. Ancak bugün asıl farkı yaratan unsur, hareketin arkasındaki verinin kalitesi. Siparişin depoya düşmesinden yüklemenin planlanmasına, araç takibinden teslimat kanıtına kadar her aşama dijital iz bıraktığında, yöneticiler daha hızlı karar alabiliyor. Bu değişim sadece büyük ölçekli şirketlerin konusu da değil. Orta ölçekli taşımacılık firmaları, 3PL sağlayıcıları, üretici şirketlerin lojistik ekipleri ve perakende zincirleri için de benzer şekilde kritik hale geldi. Lojistikte dijitalleşme örnekleri neden stratejik önem taşıyor? Dijitalleşmenin lojistikte yarattığı etki, tek başına hız artışıyla sınırlı değil. Asıl kazanım, planlama ile uygulama arasındaki farkın küçülmesi. Geleneksel yapıda birçok karar telefon, e-posta ve manuel takip üzerinden ilerlerken, dijital altyapı bu süreci ölçülebilir hale getiriyor. Böylece maliyetler geriye dönük muhasebe konusu olmaktan çıkıp anlık yönetim alanına giriyor. Özellikle dalgalı talep, yakıt maliyetleri, sürücü planlaması, gümrük süreçleri ve müşteri beklentileri birlikte düşünüldüğünde, veri destekli operasyonlar daha öngörülebilir sonuç üretiyor. Yine de her dijital yatırım aynı sonucu vermiyor. Şirketin operasyon hacmi, ağ yapısı, müşteri profili ve mevcut sistem olgunluğu burada belirleyici. Başka bir ifadeyle, doğru araç kadar doğru kullanım senaryosu da önemli. Depoda dijitalleşme: barkoddan yapay zekaya uzanan hat Depo yönetimi, dijital dönüşümün en somut görüldüğü alanlardan biri. Barkod ve el terminali kullanımı artık temel seviye kabul ediliyor. Bunun üzerine kurulan depo yönetim sistemleri, ürün kabulünden yerleştirmeye, toplama süreçlerinden sevkiyat hazırlığına kadar tüm akışı görünür kılıyor. Buradaki en yaygın lojistikte dijitalleşme örnekleri arasında anlık stok görünürlüğü öne çıkıyor. Stok sayım farklarının azalması, toplama hatalarının düşmesi ve sipariş hazırlama süresinin kısalması, doğrudan hizmet seviyesine yansıyor. Özellikle e-ticaret ve hızlı tüketim odaklı operasyonlarda, birkaç dakikalık iyileşme bile gün sonunda ciddi kapasite farkı yaratabiliyor. Daha ileri seviyede ise görüntü işleme sistemleri, akıllı raf çözümleri ve talep tahminine bağlı slotting uygulamaları devreye giriyor. Ancak burada bir denge gerekiyor. Yüksek otomasyon yatırımı, hacmi istikrarsız ya da ürün çeşitliliği çok değişken depolarda beklenen geri dönüşü her zaman sağlamayabiliyor. Bu nedenle birçok şirket önce veri kalitesini ve süreç disiplinini güçlendirip sonra otomasyona geçmeyi tercih ediyor. Filo yönetiminde gerçek zamanlı izleme nasıl değer üretiyor? Araç takip sistemleri yıllardır kullanılıyor, fakat yeni dönemde konu yalnızca harita üzerinde araç görmek değil. Filo yönetim yazılımları artık rota sapmaları, bekleme süreleri, yakıt tüketim eğilimleri, sürüş davranışları ve bakım ihtiyaçları gibi başlıkları tek ekranda birleştirebiliyor. Bu yapı, operasyon merkezine iki önemli avantaj sağlıyor. İlki, anlık müdahale kabiliyeti. Trafik yoğunluğu, hava koşulları veya teslimat adresindeki değişiklik gibi durumlarda rota yeniden kurgulanabiliyor. İkincisi ise karar kalitesinin artması. Hangi hatta ne kadar boş kilometre oluştuğu, hangi müşteri segmentinde zaman kaybının yoğunlaştığı ya da hangi araç grubunun maliyet baskısı yarattığı daha net görülebiliyor. Yine de gerçek zamanlı izleme tek başına verimlilik garantisi vermiyor. Eğer veri yorumlanmıyor, sürücü yönetimiyle ilişkilendirilmiyor ve performans göstergelerine bağlanmıyorsa, sistem kısa sürede yalnızca rapor üreten bir araca dönüşebiliyor. Başarılı örneklerde teknoloji, insan ve süreç birlikte ele alınıyor. Rota optimizasyonu ve teslimat planlaması Son kilometre teslimatlarının büyümesiyle rota optimizasyonu daha görünür hale geldi. Buradaki dijital çözümler, teslimat noktalarını yalnızca mesafeye göre değil; zaman penceresi, araç kapasitesi, trafik verisi, müşteri önceliği ve sürücü vardiyası gibi değişkenlerle birlikte değerlendiriyor. Özellikle çok duraklı dağıtım yapan şirketlerde bu sistemler yakıt tüketimini azaltırken teslimat başına maliyeti de aşağı çekebiliyor. Ancak her operasyon için aynı matematik geçerli değil. Kırsal alanlarda teslimat yoğunluğu düşükse ya da müşteri tarafında randevu disiplini zayıfsa, en iyi rota planı bile sahada revizyona uğrayabiliyor. Bu yüzden gelişmiş firmalar sabit plan yerine dinamik planlama yaklaşımını benimsiyor. Teslimat kanıtının dijital hale gelmesi de aynı zincirin önemli bir parçası. Elektronik imza, fotoğraflı teslim teyidi ve mobil uygulama üzerinden durum güncellemesi, müşteri hizmetleri yükünü azaltırken uyuşmazlık yönetimini de kolaylaştırıyor. Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve görünürlük Kurumsal alıcılar için artık sadece ürünün teslim edilmesi yetmiyor. Yükün nerede olduğu, hangi koşullarda taşındığı, ne zaman gecikme riski oluştuğu ve siparişin genel akışta nereye oturduğu da soruluyor. Bu nedenle görünürlük platformları, lojistikte rekabetin yeni katmanlarından biri haline geldi. İzlenebilirlik çözümleri, özellikle sıcaklık kontrollü taşımacılık, ilaç, gıda, otomotiv ve yüksek değerli ürün segmentlerinde daha kritik. Sensör destekli takip sayesinde sıcaklık sapmaları, kapı açılma bilgisi, darbe riski veya gecikme olasılığı önceden tespit edilebiliyor. Bu da yalnızca kayıp azaltma meselesi değil, aynı zamanda regülasyon uyumu ve marka güveni konusu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, verinin çokluğu ile faydanın aynı şey olmaması. Yüzlerce veri noktası toplayıp bunları aksiyona çeviremeyen yapıların operasyon yükü artabiliyor. Etkili model, karar anında işe yarayan veriyi öne çıkaran modeldir. Evrak süreçlerinin dijitalleşmesi maliyeti nasıl etkiliyor? Lojistik operasyonlarda görünmeyen yüklerden biri evrak trafiği. İrsaliye, teslim tutanağı, fatura eşleştirme, gümrük dokümanları ve taşıma emirleri hâlâ birçok şirkette parçalı ilerliyor. Oysa doküman yönetimi dijitalleştiğinde, operasyon hızı kadar finansal doğruluk da iyileşiyor. Elektronik belge akışı, hatalı veri girişini azaltıyor ve onay sürelerini kısaltıyor. Özellikle çok şubeli yapılar, dış tedarikçilerle çalışan ağlar ve uluslararası taşıma yapan firmalar için bu alan ciddi verimlilik yaratıyor. Çünkü geciken ya da eksik belge çoğu zaman yalnızca idari sorun değil, tahsilat gecikmesi ve müşteri memnuniyetsizliği anlamına geliyor. Bununla birlikte, evrak dijitalleşmesinde entegrasyon kalitesi belirleyici. ERP, depo yönetim sistemi, taşıma yönetim sistemi ve muhasebe altyapısı birbirinden kopuksa, dijital belge akışı yeni bir karmaşa da üretebilir. Yani mesele belgeleri PDF yapmak değil, süreci uçtan uca bağlamak. Yapay zeka ve tahminleme hangi alanlarda öne çıkıyor? Son dönemde yapay zeka odaklı uygulamalar daha fazla konuşuluyor. Talep tahmini, kapasite planlama, gecikme öngörüsü, bakım ihtiyacı tahmini ve fiyatlama analitiği bu başlıkların başında geliyor. En güçlü kullanım alanı ise karar destek. Sistem, geçmiş veriyi ve anlık koşulları birlikte analiz ederek yöneticinin önüne daha isabetli senaryolar koyabiliyor. Ancak burada beklenti yönetimi kritik. Yapay zeka, veri seti zayıf olan ya da temel süreçleri standardize edilmemiş şirketlerde hızlı çözüm üretmeyebilir. Önce veri temizliği, süreç standardizasyonu ve ölçüm kültürü gerekir. Aksi halde teknoloji yatırımı, kurumsal sunumlarda güçlü görünen ama sahada sınırlı karşılık bulan bir başlığa dönüşebilir. Dönüşümde en sık görülen engeller Lojistikte dijitalleşme örnekleri çoğaldıkça, başarısız projelerin nedenleri de daha görünür hale geliyor. En sık rastlanan sorun, teknolojinin operasyon ihtiyacından kopuk seçilmesi. Şirketler bazen rakipte gördüğü çözümü kendi yapısına doğrudan uyarlamaya çalışıyor. Oysa ağ yapısı, teslimat modeli ve müşteri beklentisi farklıysa sonuç da farklı oluyor. İkinci engel, saha ekiplerinin dönüşüme dahil edilmemesi. Depo personeli, sürücüler, planlama uzmanları ve müşteri operasyon ekipleri sürecin dışında kalırsa yeni sistemler dirençle karşılaşabiliyor. Üçüncü başlık ise veri disiplini. Yanlış girilen veri, hiç toplanmamış veri kadar sorun yaratır. Bu nedenle başarılı şirketler genellikle küçük ama ölçülebilir pilotlarla ilerliyor. Önce tek depo, belirli bir rota grubu ya da sınırlı müşteri segmentinde sonuç alınıyor. Ardından yatırım kararı genişletiliyor. Bu yaklaşım hem bütçe riskini düşürüyor hem de kurum içinde güven oluşturuyor. Lojistikte dijitalleşme artık bir vitrin tercihi değil, yönetim kapasitesi meselesi. Hangi teknolojinin seçileceği kadar, hangi sorunu çözmek için devreye alındığı da belirleyici. Sektörü izleyen profesyoneller için esas soru şu: Daha fazla sistem kurmak mı gerekiyor, yoksa mevcut veriyi daha doğru kullanmak mı? Çoğu zaman gerçek sıçrama, ikinci soruya verilen net cevapla başlıyor.

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında Sürdürülebilirlik Hamlesi Haber

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında Sürdürülebilirlik Hamlesi

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, sürdürübelilirliği çalışmalarının merkezine oturttu. İhracatta sürdürülebilirliği güçlendirmek amacıyla “Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz”, “Gıda Kayıplarının Belirlenmesi ve Azaltılması” ve “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı” isimli üç önemli projeyi hayata geçirdi. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, sürdürülebilirlik temalı projelerle pestisit kontrolünü, gıda kayıplarının azaltılmasını ve genç girişimcilerin tarıma kazandırılmasını hedeflediklerini dile getirdi. Pestisit kontrolüyle güvenli ihracat “Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz” Projesini 2021 yılında hayata geçirdikleri bilgisini veren Başkan Uçak, ‘İhracatta yoğunluğu yüksek olan ürünlerde pestisit kullanımının kontrol altına alınmasını hedefliyoruz. Proje kapsamında asma yaprağı, biber, çilek, domates, hıyar, kiraz, limon, mandarin, nar, sofralık çekirdeksiz üzüm ve şeftali gibi ürünlerde hasat döneminde üreticilerden numuneler alınarak akredite laboratuvarlarda pestisit analizleri yapılıyor. Analiz sonuçları doğrultusunda üreticiler ve ihracatçılar bilgilendirilirken, ilgili paydaş kurumlarla da koordinasyon sağlanıyor” ifadelerini kullandı. Hayrettin Uçak, pestisit kullanımında doğru uygulamaların sürdürülebilir ihracat açısından kritik olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Pestisitler tarımsal üretimde hastalık ve zararlılarla mücadelede önemli bir araç. Ancak ruhsatlı dozların aşılması, yanlış etkili madde kullanımı veya uygun olmayan zamanda uygulama yapılması hem çevre hem de insan sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Bu durum ihracat pazarlarında da sorunlara yol açabiliyor. Projemizle üreticilerimizin doğru uygulamalar konusunda bilinçlenmesini ve sürdürülebilir üretimin güçlenmesini hedefliyoruz.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatında sürdürülebilir üretim atağı Küresel pazarlarda rekabet gücünün korunması için sürdürülebilir üretimin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğinin altını çizen Uçak, “Yaş meyve sebze sektörü hem Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi hem de ihracat potansiyeli açısından stratejik bir konumda. Ancak uluslararası pazarlarda kalıcı olmak için gıda güvenliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim standartlarını en üst seviyede tutmak zorundayız. Birliğimiz bu anlayışla üretimden ihracata kadar tüm süreçleri kapsayan projeler yürütüyor. Birlik olarak sürdürülebilir üretim hedefi doğrultusunda yürüttüğümüz bir diğer çalışma ise “Gıda Kayıplarının Belirlenmesi ve Azaltılması Projesi” oldu. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi iş birliğiyle yürütülen projede domates, mandarin ve nar ürünlerinde hem üretim alanlarında hem de soğuk hava depoları ve paketleme tesislerinde yaşanan gıda kayıpları incelendi. Üç yıl süren proje kapsamında kayıpların nedenleri tespit edilirken, üreticilere, aracılara ve ihracatçı firmaların teknik personeline eğitimler verildi. Gıda kayıplarının azaltılması hem ekonomik hem de çevresel açıdan çok değerli. Tarımda sürdürülebilirlik yalnızca üretimi artırmakla değil, üretilen ürünün değerini korumakla da mümkün. Bu projeyle üretimden depolamaya kadar olan süreçte yüzde 35’lere ulaşan kayıpları azaltarak daha verimli ve sürdürülebilir bir üretim modeli oluşturmayı hedefledik” diye konuştu. Gençler tarıma kazandırılıyor EYMSİB’in sürdürülebilir tarım vizyonunun önemli başlıklarından biri de genç girişimcilerin sektöre kazandırılması oldu. Bu kapsamda Ege Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyeleri ile özel sektör temsilcilerinin katkılarıyla düzenlenen “Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitim Programı” 2025 yılında üçüncü kez gerçekleştirildi. Programda iklim değişikliği, tarım ekonomisi, yeni teknolojiler ve sürdürülebilir üretim modelleri ele alınırken, girişimciliğe yatkın gençlerin tarım sektöründe yeni iş modelleri geliştirmeleri hedeflendi. Başkan Hayrettin Uçak, tarım sektörünün geleceği açısından gençlerin sektöre kazandırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Tarımın geleceğini teknolojiye hâkim, girişimci ruhlu ve sürdürülebilirlik bilinci yüksek gençlerle inşa edebiliriz. Eğitim programımızla yeni nesil tarım girişimcilerinin yetişmesine katkı sağlıyoruz. Sürdürülebilirlik ile ilgili projelerimize 2026 yılında da devam edeceğiz” diyerek sözlerini noktaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

212 NexT’ten DNA Teknolojisiyle Ürün Doğrulayan Haelixa’ya Yatırım Haber

212 NexT’ten DNA Teknolojisiyle Ürün Doğrulayan Haelixa’ya Yatırım

15 yıldır Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine liderlik eden 212’nin desteğiyle kurulan, ileri malzeme teknolojileri odaklı yatırım fonu 212 NexT, yeni yatırımını ETH Zürih (İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü) kökenli Haelixa’ya yaptı. Tedarik zinciri boyunca ürünlerin beyan edilen kaynaktan gelip gelmediğini DNA teknolojisiyle doğrulayan Haelixa’nın Seri A öncesi yatırım turuna, 212 NexT’in yanı sıra şirketin mevcut yatırımcılardan Verve Ventures ve Zürih Kanton Bankası da katıldı. Öte yandan yatırım turunda Haelixa, Temasek Trust’ın Amplifier programı kapsamında sağladığı katalitik fonla da desteklendi; bu destek kapsamında şirketten hisse alınmadı. Toplamda 2 milyon Euro yatırım alan Haelixa, aldığı yatırımla satış ve iş geliştirme ekibini büyütmeyi, müşteri ilişkilerini güçlendirmeyi ve stratejik iş birliklerini derinleştirmeyi planlıyor. Üretim sürecinin herhangi bir aşamasında ürüne görünmez ve müdahaleye karşı dayanıklı DNA işaretleyicileri uygulayan Haelixa, ürünlerin nihai aşamaya kadar izlenmesini mümkün kılıyor. Bu sayede Haelixa, markaların sürdürülebilirlik ve köken iddialarını belge yerine, ürünün kendisi üzerinden yapılan testlerle doğrulamasına olanak tanıyor. Haelixa’nın çözümü, bugün başta küresel moda ve tekstil markaları olmak üzere pek çok farklı sektörlerde kullanılıyor. Bilimsel derinliği güçlü teknolojilere yatırımları sürecek 212 NexT Yönetici Ortağı Gizem Yağız, konuyla ilgili şunları söyledi: “Şeffaflıktan uzak tedarik zincirleri bugün markalar için hem finansal hem de itibar açısından ciddi riskler barındırıyor. Haelixa’nın DNA tabanlı yaklaşımı, ürünün kökenini ve gerçekliğini doğrudan ürünün kendisi üzerinden bilimsel olarak doğrulayarak bu riski somut biçimde azaltıyor. Haelixa bugün ticari ölçekte kullanılan bir çözüm olarak, lider tekstil ve moda markalarıyla uzun vadeli iş birlikleri yürütüyor. Güçlü teknolojisi, farklı sektörlere ölçeklenebilir yapısı ve küresel markalar nezdinde gördüğü karşılık sayesinde Haelixa’nın, yüksek riskli tedarik zincirlerinde güçlü bir değer yarattığına inanıyoruz. Bu vizyonu desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz. 212 NexT olarak, bilimsel derinliği güçlü ve küresel ölçekte etki yaratma potansiyeli taşıyan teknolojilere yatırım yapmaya devam edeceğiz.” Tedarik zincirinde DNA dönemi Haelixa Kurucu Ortağı ve CTO’su Gediminas Mikutis ise şu açıklamayı yaptı: “Haelixa’yı, ETH Zürih’te yürüttüğümüz doktora çalışmaları sırasında geliştirdik. Bugün tekstil, değerli metaller, değerli taşlar gibi şeffaflığın kritik olduğu, yüksek riskli tedarik zincirlerinde DNA tabanlı izlenebilirlik sağlıyoruz. Kendi geliştirdiğimiz DNA tabanlı işaretleyiciler sayesinde bilgi üründen ayrılamıyor ve bilimsel olarak doğrulanabiliyor. Bu yatırımla birlikte teknolojimizi daha da güçlendirmeyi, ticarileşme sürecimizi hızlandırarak farklı sektörlere açılmayı ve Haelixa’yı dünya genelindeki tedarik zincirlerinin kalıcı bir parçası hâline getirmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

The ONE Awards’tan Duru Gıda’ya Altın Ödül! Haber

The ONE Awards’tan Duru Gıda’ya Altın Ödül!

Tüketici oylarıyla belirlenen bu ödül, markanın güvenilirliğinin doğrudan tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösterdi. Duru Gıda Pazarlama Müdürü Sevinç Bilge Doğan, ödülün uzun yıllara dayanan güven ilişkisinin bir yansıması olduğunu ifade etti. Türkiye’nin köklü gıda markalarından Duru Gıda, bu yıl The ONE Awards Bütünleşik Pazarlama Ödülleri’nde Gıda Kategorisi’nde Altın Ödül’ün sahibi oldu. Tüketici oylarıyla belirlenen ve marka itibarı açısından referans kabul edilen bu prestijli ödül, Duru’nun üretim anlayışının ve marka güveninin doğrudan tüketici nezdinde karşılık bulduğunu ortaya koydu. Daha önce pazarlama ve marka iletişimi alanındaki başarısını ALFA Awards’la taçlandıran marka, The ONE Awards’ta elde ettiği bu yeni başarıyla iletişim dilinin yanı sıra üretim modeli, ürün kalitesi ve değer odaklı yaklaşımıyla da takdir gördü. Duru Gıda, köklerinden aldığı güçle doğallığı, kaliteyi ve güveni bir arada sunarak üretmeye ve tüketicisiyle kurduğu güçlü bağı büyütmeye devam ediyor. Duru Gıda Pazarlama Müdürü Sevinç Bilge Doğan, ödüle ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede markalaşmayı tarladan sofraya uzanan bütünsel bir değer çalışması olarak gördüklerini ifade ederek; “Yerli üretimi güçlendiren, sürdürülebilir tarımı destekleyen ve geleneksel üretim bilgisini koruyan yaklaşımımızın tüketici tarafından bu şekilde karşılık bulması bizim için son derece değerli. The ONE Awards’ta tüketici oylarıyla gelen bu altın ödül, yıllardır istikrarlı biçimde inşa ettiğimiz güven ilişkisinin en anlamlı çıktılarından biri. Bu ödülü; ürün kalitemizin, üretim sorumluluğumuzun ve tüketiciyle kurduğumuz samimi bağın ortak bir takdiri olarak görüyoruz.” dedi. Karaman’da başlayan üretim yolculuğunu bugün 58 ülkeye taşıyan Duru Gıda; doğal taş değirmen geleneğini modern teknolojiyle buluşturuyor, yerli ata tohumlarını koruyor, sürdürülebilir tarımı destekliyor ve üretimin her aşamasında doğaya, üreticiye ve topluma saygılı bir yaklaşım benimsiyor. Duru’nun tüketiciyle kurduğu bağın temelinde ise, lezzetin ötesinde güven, şeffaflık ve izlenebilirlik yer alıyor. Marketing Türkiye ve Akademetre iş birliğiyle, Türkiye genelinde 12 ilde 1.200 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilen araştırmaya dayanan The ONE Awards değerlendirmesi, yıl içinde itibarını en çok artıran markaları halk jürisinin görüşleri doğrultusunda belirliyor. 70’i aşkın kategoride yürütülen bu kapsamlı araştırma sonucunda Duru Gıda’nın ödüle layık görülmesi, markanın uzun yıllardır istikrarlı biçimde sürdürdüğü yaklaşımın tüketici nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu somut biçimde ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026, Lojistikte Beklentileri Yönetme Yılı Olacak Haber

2026, Lojistikte Beklentileri Yönetme Yılı Olacak

Yaklaşık 200 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan lojistik sektörü, Türkiye ekonomisi içindeki ağırlığını her geçen yıl artırıyor. 2026 yılında ise artan e-ticaret hacmi, büyüyen operasyonel ölçek ve yükselen izlenebilirlik beklentileri, sektörü daha planlı ve daha disiplinli bir yönetim dönemine hazırlıyor. Akca Lojistik Genel Müdürü Enes Akça, önümüzdeki dönemde sektörün karşı karşıya olduğu başlıkları şu sözlerle özetliyor: “Jeopolitik riskler, finansman koşulları, maliyet baskısı, depo arzı ve kira maliyetleri, nitelikli insan kaynağı ihtiyacı ve dijitalleşme beklentisi lojistiğin gündeminde yer almaya devam ediyor. Bu tablo önümüzdeki dönemde sektörün gündeminin yine çok yoğun olacağının sinyallerini veriyor. E-ticaret ölçeği lojistiği stratejik hale getiriyor 2025 yılının özellikle e-ticaret kaynaklı operasyonel yoğunluğun belirgin biçimde arttığı bir dönem olduğunu ifade eden Enes Akça, büyüyen hacimle birlikte izlenebilirlik, raporlama ve zamanında teslimat beklentilerinin de yükseldiğine dikkat çekiyor. Büyüyen operasyon yalnızca kapasite artışı anlamına gelmiyor. Ölçek büyüdükçe hata toleransı azalıyor ve disiplinli bir yönetim anlayışı daha da kritik hale geliyor. Bugün lojistik hizmet sağlayıcılar için güçlü planlama ve süreç yönetimi, rekabet avantajının temel unsurlarından biri,” diyen Akça, artan ölçeğin beraberinde daha fazla sorumluluk getirdiğini vurguluyor. “Lojistikte artık yazılım konuşuyor” 2026’da dijitalleşme ve izlenebilirlik, lojistikte rekabetin ön koşulu haline geliyor. Akca Lojistik, takip, izlenebilirlik ve raporlama yetkinliklerini büyümenin temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyor. Enes Akça, bu dönüşümü şu sözlerle özetliyor: “Lojistikte artık yazılım konuşuyor. Takip ve izlenebilirlik işimizin temel gerekleri arasında yer alıyor. Yapay zeka ve otonom çözümler ise bu dijital zemini güçlendirerek operasyonel maliyetler ve verimlilik üzerinde önemli katkılar sağlıyor.” Firma, Akca Teknoloji markasıyla lojistiğe özel geliştirdiği yazılımsal ve donanımsal çözümleri sahaya taşıyarak, iş ortaklarının operasyonel ihtiyaçlarına doğrudan karşılık veren uygulamalar geliştiriyor. Öncelikler değişmedi, disiplin güçlendi Makroekonomik açıdan 2026’nın 2025 ile benzer seyretmesi bekleniyor. Akca Lojistik de önümüzdeki dönemi aynı disiplinle yönetmeyi hedefliyor. Şirketin öncelikleri; maliyet yönetimi, insan kaynağı ve teknoloji yatırımlarını dengeli ve eş zamanlı biçimde sürdürmek. Kurum kültürü açısından insan odağının önemini vurgulayan Enes Akça, sözlerini şöyle tamamlıyor: “İyi iş, iyi insanla olur. 2026’da da disiplin, verimlilik ve maliyet bilinci kadar, insanı merkeze alan kurum kültürünü korumayı öncelikli görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

A101, Yerli Cevizi Üreticisinden Tüketiciye Taşıyor Haber

A101, Yerli Cevizi Üreticisinden Tüketiciye Taşıyor

A101, Ceviz Üreticileri Derneği ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında, dernek bünyesindeki üretim bahçelerinde yetiştirilen yerli kabuklu cevizleri mağazalarında tüketicilerle buluşturuyor. Proje ile yerli tarımsal üretimin; A101’in 13.500’ü aşkın mağazası ve çok kanallı satış modeli sayesinde düzenli ve ölçeklenebilir pazar erişimi kazanması amaçlanıyor. Bu yapı, üreticinin sürdürülebilir şekilde planlama yapmasını desteklerken, iyi tarım uygulamalarının daha geniş ölçekte yaygınlaşmasına ve yerli üretimin uzun vadeli olarak güçlenmesine katkı sunuyor. Proje kapsamında devreye alınan izlenebilirlik altyapısı sayesinde, ürün üzerindeki barkod aracılığıyla tüketiciler ürünün kaynağına ve üretim sürecine ilişkin bilgilere erişilebilecek. Böylece tarladan rafa uzanan süreçte şeffaflık ve üretim emeğinin görünürlüğüyle beraber tüketici güveninin artırılması öngörülüyor. İş birliği; yerli ceviz üretiminin uzun vadeli ve sürdürülebilir şekilde büyümesine katkı sunmayı, üretici–perakende ekosisteminde örnek bir uygulama modeli oluşturmayı amaçlıyor. A101 Meyve Sebze Satınalma Genel Müdürü Gürol Kıraç, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Ceviz, taze gıda kategorisinde yerli üretimin ve sürdürülebilir tarımın güçlü örneklerinden biri. A101 olarak meyve-sebze ve taze gıda tedarik zincirinde; kalite standartlarını, ürün güvenliğini ve sürekliliği önceleyen bir yaklaşımla üreticilerimizle yakın çalışıyoruz. Bu iş birliğiyle yerli cevizi güvenilir bir tedarik yapısı içinde daha fazla tüketiciyle buluştururken, üreticimizin emeğine değer katmayı ve Türkiye’nin tarımsal zenginliğini raflarımıza taşımayı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de taze gıda tarafında yerli üretimi güçlendiren yeni projeleri hayata geçirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” Ceviz Üreticileri Derneği Başkanı Ömer Ergüder ise, projenin yerli üretim için taşıdığı önemi şu sözlerle ifade etti: “Yerli ceviz üreticimizin bugün en büyük sorunlarından biri, ithal ceviz baskısı altında hak ettiği değeri bulmakta zorlanmasıdır. A101 ile birlikte attığımız bu adım, hem üreticimizi güçlendiren hem de tüketiciyi gerçek Türk ceviziyle buluşturan örnek bir model oldu. Türkiye’nin bereketli topraklarında yetişen her cevizin arkasında büyük bir emek ve uzun bir yolculuk var. Bu yolculuğun değerini koruyan böyle bir projeye imza atmaktan büyük gurur duyuyoruz. A101 yönetimine ve tüm ekibine, ülkemizin tarım sektörüne verdikleri bu güçlü destek için sonsuz teşekkür ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Metro Türkiye, 2040 Net Sıfır Hedefi Doğrultusunda İklim Aksiyonlarını Güçlendirdi Haber

Metro Türkiye, 2040 Net Sıfır Hedefi Doğrultusunda İklim Aksiyonlarını Güçlendirdi

GRI Standartları’na göre hazırlanan rapor, şirketin yıl boyunca yürüttüğü iklim aksiyonları, yerel üretim, sürdürülebilir balıkçılık, izlenebilirlik, hayvan refahı ve çalışan deneyimi gibi alanlarda elde ettiği sonuçları ortaya koyuyor. Türk mutfağının değerlerini koruma ve geleceğe aktarma misyonuyla faaliyetlerini sürdüren Metro Türkiye, sürdürülebilirlik performansını ve ekosistem üzerindeki etkilerini ortaya koyduğu beşinci Etki Raporu’nu yayımladı. 2016’da başlayan raporlama yolculuğunu 2020 itibarıyla Etki Raporu formatına taşıyan Metro Türkiye, 2024 boyunca attığı adımları, elde ettiği sonuçları ve uzun vadeli hedeflere yönelik ilerlemesini paydaşlarıyla şeffaf biçimde paylaştı. Rapor, şirketin iş yapış biçimini tanımlayan “Metro Usulü” anlayışının ve sorumlu çözüm ortağı yaklaşımının sürdürülebilirlik stratejisinin merkezinde daha da güçlendiğini gösteriyor. 2024 yılında sürdürülebilirlik stratejisini Müşteriler İçin Sorumlu Çözüm Ortağı, Sürdürülebilir Satın Alma, İklim Aksiyonları ve Sorumlu İşveren odak alanları çerçevesinde yürüten şirketin Etki Raporu'nun önceliklendirme analizine göre öne çıkan başlıklar ise yerel üretimin desteklenmesi, sürdürülebilir balıkçılık, sağlıklı ve kaliteli gıdaya erişim, sürdürülebilir ürün ve çözümler ile hayvan refahı oldu. Bu yaklaşım, hem perakende sektöründe hem yeme içme profesyonelleriyle kurulan ilişkilerde Metro Türkiye'yi daha sorumlu, daha kapsayıcı ve daha dayanıklı bir çözüm ortağı konumuna taşıdı. Antunes: Değer zinciri boyunca dönüşümün öncüsü olmayı sorumluluk olarak görüyoruz Metro Türkiye CEO’su David Antunes, iklim krizinin etkilerinin daha görünür hale geldiği bir dönemde dönüşümün yalnızca bir tercih değil, temel bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, “Metro Türkiye olarak yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, tüm değer zincirimizde dönüşümün öncüsü olmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. 2024 yılında yerel üreticilerden tedarik zincirimize, iklim aksiyonlarından sürdürülebilir ürünlere, sağlıklı gıdaya erişimden hayvan refahına kadar geniş bir çerçevede ilerlemeye devam ettik. Sorumlu çözüm ortağı yaklaşımımızla müşterilerimizin sürdürülebilir seçimler yapmasını kolaylaştırırken, 2040 yılında iklim nötr olma hedefimize doğru önemli çalışmalar gerçekleştirdik. Bu yılki Etki Raporu, hem bugün yarattığımız etkiyi hem de geleceğe dair kararlılığımızı ortaya koyuyor” dedi. Enerji tüketiminin %40’ı GES yatırımıyla sağlandı Güneş enerjisi sistemleri yatırımları 2023’te olduğu gibi 2024 yılında da kararlılıkla devam etti. Aralık 2024’e kadar geçen sürede mağazaların toplam 55.000 MWh elektrik enerjisi ihtiyacının 21.400 MWh’ı çatı GES’lerden karşılandı; böylece Metro Türkiye enerji tüketiminin yaklaşık %40’ını doğrudan yenilenebilir kaynaklardan sağlamış oldu. Bu dönüşüm, şirketin iklim hedefleriyle uyumlu olarak yenilenebilir enerji kullanımında önemli bir eşiğin aşılmasını sağladı. Yereli destekleme misyonuyla 740 Cİ tescilli ve aday ürün raflara taşındı Yerel üretimin sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar 2024 yılında da kesintisiz biçimde sürdü. 2012’den bu yana yürütülen Coğrafi İşaretli Ürünler projesi kapsamında mağaza raflarında yer alan coğrafi işaret tescilli ya da tescile aday ürün sayısı geçen yılki 560 seviyesinden 740’a ulaştı. “Yerelin İzinde” projesiyle yöresel tariflerin görünürlüğü artarken, üretici örgütleri ve kooperatiflerle yürütülen iş birlikleri sayesinde yerel ürünlerin değer zincirindeki payı güçlendirildi. Sağlıklı ve kaliteli gıdaya erişim için sürdürülebilir ürün portföyü genişletildi Metro Türkiye, sağlıklı, besleyici ve kaliteli ürünlere erişimi artırma hedefi doğrultusunda 2024 yılında sürdürülebilir ürün portföyünü önemli ölçüde genişletti. Bu yıl raflarda 493 sağlıklı ve besleyici Metro markalı ürün, 78 organik ürün ve 177 organik etiketli ürün yer aldı. Ürün içeriklerini iyileştirmeye yönelik çalışmalar kapsamında, 103 ürün daha az şeker, tuz ve yağ içerecek şekilde reformüle edildi, 48 ürünün koruyucu içeriği azaltıldı ve 18 ürünün yağ oranı düşürüldü. Ayrıca 69 Metro markalı üründe trans yağ tamamen kaldırılarak daha sağlıklı seçenekler sunuldu. Gıda kategorisindeki Metro markalı ürünlerin %27’sinin sağlıklı ve besleyici özelliklere sahip olması, şirketin ürün politikalarını sürdürülebilirlik ve kalite standartları doğrultusunda şekillendirdiğini bir kez daha ortaya koydu. Güvenli gıdanın ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla mağaza et üretimlerinde, tüm meyve sebzelerde, Metro markalı organik ürünlerde, Metro Premium markalı ballarda, tüm karkas, vakum etlerde ve kültür balıklarında, Metro markalı organik ürünlerin tamamında, kendi markalı 61 adet coğrafi işaretli üründe ve yine kendi markalı 12 zeytinyağı çeşidinde izlenebilirlik sunmaya devam etti. Bu yaklaşım, tüketicilere ürünlerinin kaynağına dair tam şeffaflık sunarken, gıda güvenliği standartlarını da üst seviyeye taşıdı. Sürdürülebilir balıkçılıkla deniz ekosistemini koruyor Deniz ekosistemlerini koruma ve balık popülasyonlarının sürdürülebilirliğini destekleme hedefi doğrultusunda Metro Türkiye, 2024 yılında müşterilerine izlenebilir, sorumlu ve güvenilir balık ürünleri sunma amacıyla Metro markalı balıkların %73’ünü, diğer balık ürünlerinin ise %64’ünü sürdürülebilirlik sertifikasına sahip kaynaklardan tedarik etti. Denetimlerle hayvan refahını ve gıda güvenilirliğini sağlıyor Hayvanların sağlıklı, güvenli ve doğal yaşam koşullarında yetişmesini önemseyen Metro Türkiye, hayvan refahı konusunda ulusal ve uluslararası standartların ötesine geçen uygulamaları hayata geçirmeye 2024 yılında da devam etti. 2012'den bu yana tüm kırmızı ve kanatlı et tedarikçilerinde düzenli hayvan refahı denetimleri gerçekleştiren şirketin Metro markalı tüm taze ve dondurulmuş et ürünleri, %100 hayvan sağlığı ve refahı standartlarına uygun şekilde üretiliyor. Bu yaklaşım, hem ürün güvenilirliğini hem de hayvanların yaşam koşullarının iyileştirilmesini güvence altına alıyor. 2.530 ton gıda atığı yeniden değerlendirildi Gıda atığını kaynağında önlemeye yönelik çalışmalarını 2024 yılında güçlendiren Metro Türkiye, hem çevresel hem de sosyal alanda önemli sonuçlar elde etti. Yıl boyunca toplam 2.862 ton gıda atığı oluşurken, bunun 2.530 tonunu yeniden değerlendirmeyi başaran şirket, doğal kaynakların korunmasına ve ihtiyaç sahiplerine erişimin desteklenmesine güçlü bir katkı sundu. Bu kapsamda, 1.017 ton gıda, gıda bankalarına bağışlanarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılırken 222 ton ürün Fazla iş birliğiyle yeniden satışa sunuldu. 140 ton gıdanın hayvan yemine dönüştürülmesi, 942 ton ürünün hayvan barınaklarına iletilmesi, 209 ton ürünün ise kompostlama yoluyla döngüsel ekonomiye kazandırılması sağlandı. Sorumlu işveren yaklaşımıyla eşitlikçi ve kapsayıcı çalışma kültürü Metro Türkiye, sorumlu işveren anlayışı doğrultusunda sosyal sürdürülebilirliği eşitlik ve kapsayıcılık odağında ele almayı sürdürdü. Çalışanlarının kendilerini güvende, değerli ve mutlu hissettikleri bir iş ortamı yaratmayı temel bir kurum değeri olarak benimseyen şirket, tüm çalışanlarını işinin ve geleceğinin doğal bir paydaşı olarak konumlandırıyor. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık ilkelerini işe alımdan kariyer yolculuğunun her aşamasına entegre eden Metro Türkiye, kadınların ve gençlerin iş hayatına katılımını destekleyen uygulamalarıyla çalışan memnuniyetini odağına alırken, kapsayıcı kurum kültürünü uzun vadeli ve sürdürülebilir başarısının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor.

   Şok Marketler’de Yeni Dönem Haber

  Şok Marketler’de Yeni Dönem

İlk aşamada domates ile başlayan bu süreçle analizler çok daha hızlı olarak gerçekleştiriliyor. Gıda güvenliğini sağlayan bu uygulamayla pestisit kontrolü tarladan başlıyor. ŞOK Marketler gıda güvenliği alanında önemli bir adım atarak, Antalya’daki tedarik platformunda kurduğu laboratuvarla taze meyve-sebzeler için raf öncesi pestisit analiz sürecini başlattı. Analizler artık dış laboratuvarlar yerine ŞOK’un kendi bünyesinde ve çok daha hızlı olarak gerçekleştiriliyor. İlk etapta domates ile hayata geçirilen uygulamanın önümüzdeki dönemde diğer meyve-sebze gruplarına da yaygınlaştırılması hedefleniyor. Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’ne göre kendi laboratuvarlarında analizi uygun çıkan ürünler ülke genelindeki ŞOK mağazalarına dağıtılıyor. Bu sayede tarladan mağazaya uzanan zincirde izlenebilirlik güçlenirken tüketiciye ürün en güvenli şekilde ulaştırılıyor. İlk olarak Antalya’daki tedarik platformunda kurulan laboratuvarla başlayan uygulamanın kısa sürede ŞOK Marketler’in tüm dağıtım merkezlerine yayılması planlanıyor. 30 dakika içinde pestisit analizi tamamlanıyor Türkiye’deki akredite laboratuvarlarla aynı standartlara sahip Antalya’daki laboratuvarda, pestisit etken maddeleri 30 dakika içinde analiz ediliyor. Pestisit değeri yönetmeliğin uygun gördüğü sınırlar dahilinde olan ürünler hızla hazırlanarak Türkiye genelinde dağıtımları gerçekleştiriliyor. Böylece ürünler en taze şekilde raflarla buluşuyor. “Pestisit tespit edilmedi” güvencesi Analizleri yapılarak ŞOK mağazalarına gönderilen ürünlerin kasalarında “Pestisit Tespit Edilmedi” ibaresini taşıyan etiketler yer alıyor. Ürünler üzerindeki QR kod okutularak da pestisit analiz sonuçları Cepte ŞOK uygulaması üzerinden anlık olarak görüntülenebiliyor. Ayrıca Cepte ŞOK üzerinden yapılan online alışverişlerde de analizi yapılmış ürünlerin raporu yer alıyor. Bu sayede müşteriler satın aldıkları ürünlerin analiz bilgilerine kolayca erişebiliyor. Çiftçiye tarlada destek ŞOK Marketler, hayata geçirdiği bu sistemle üreticiyi de destekleyen ve geliştiren bir model ortaya koyuyor. Ziraat mühendisleri doğru ilaçlama, hasat zamanlaması ve kayıtlı üretim gibi konularda çiftçilere sahada eğitim veriyor. Hasat sonrası yapılan analizlerde uygun bulunmayan ürünlerin alımı yapılmıyor ve üreticilere ayrıntılı analiz raporları sunularak onlara da gelişim imkânı sağlanıyor. Böylece üretim süreci başından sonuna kontrol altına alınıyor. Uğur Demirel: “Müşterilerimizin gönül rahatlığıyla meyve-sebze tüketmesini istiyoruz” ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel uygulamaya ilişkin yaptığı açıklamada şu sözleri kaydetti: “Gıda güvenliği konusunda toplumda ciddi bir hassasiyet var. ŞOK Marketler olarak biz de 81 ildeki 11 binden fazla mağazamızla ülkemizin en büyük gıda perakendecilerinden biri olarak bu hassasiyetin farkındayız ve sorumluluğumuzu daha da ileri taşımak istiyoruz. Artık reyonlarımızda satılan domateslerin tamamı pestisit kontrolünden geçmiş olacak. Biz zaten yıllardır dış akredite laboratuvarlarda analiz yaptırıyorduk ancak sonuçların çıkması zaman alıyordu. Bu nedenle önemli bir yatırım yaparak kendi Pestisit Laboratuvarımızı kurduk ve ürünleri anında ve yerinde kontrol edebilir duruma geldik. Domates sadece ilk adım. Kısa süre içinde diğer meyve-sebze ürünlerimizi de bu sisteme dahil edeceğiz. Türkiye’nin pestisit konusundaki endişelerini gidermek istiyoruz. Müşterilerimizin gönül rahatlığıyla meyve-sebze tüketmesi bizim en büyük mükafatımızdır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.