Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı Haber

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı

Çimen, Dubai’nin jeopolitik türbülansın doğrudan tarafı olmadığını ifade ederek, “Coğrafi olarak bölgenin ortasında yer almasına rağmen Dubai yönetimi sürece çok hızlı reaksiyon verdi. Hava sahasının derhal kapatılması, yatırımcı güvenliği ve finansal sistemin korunmasına yönelik alınan kararlar piyasadaki güven ortamını destekledi.” dedi. Süreçte geliştirici firmaların yatırımcı lehine yeni uygulamaları devreye aldığını aktaran Çimen, daha önce sunulan ödeme planlarında vade uzatımına gidildiğini, mortgage tarafında ise yabancı yatırımcılar için daha avantajlı finansman imkanlarının oluşturulduğunu kaydetti. Çimen, “28 Şubat haftasındaki şok etkisi çok kısa sürdü. Bu ayrıcalıkları gören Türk yatırımcı yatırımlarına devam etti. Hatta bugün Dubai genelindeki Türk yatırımcı talebi, 28 Şubat öncesi dönemin de üzerine çıkmış durumda.” ifadelerini kullandı. “Türk yatırımcı bu süreci fırsat olarak gördü” Türk yatırımcıların süreç boyunca güvenlik endişesiyle hareket etmediğini belirten Çimen, yatırım kararlarında temel belirleyicinin getiri potansiyeli olduğunu söyledi. Çimen, “Türk yatırımcı bu süreci bir güvenlik endişesi olarak değil, fırsat yatırım süreci olarak değerlendirdi. Özellikle daha önce yönlendirme yaptığımız yatırımcıların önemli bölümü yeni alımlar gerçekleştirdi. Burada en önemli unsur yatırımcının broker’a duyduğu güven oldu.” diye konuştu. Dubai ve Londra piyasalarının yatırım mantığı açısından birbirinden ayrıştığını dile getiren Çimen, Londra’nın daha çok servet korumaya yönelik bir yapı sunduğunu, Dubai’nin ise servet yaratma odaklı büyüyen bir merkez haline geldiğini anlattı. Çimen, Londra’da yatırımın yıllık geri dönüş oranının yüzde 4-6 seviyesinde bulunduğunu, Dubai’de ise bu oranın yüzde 9-11 bandına ulaştığını belirterek, “Dubai hükümeti bu modeli yasalarla destekliyor. Vergisiz kira getirisi ve dolar bazlı yüksek gelir yatırımcı açısından önemli avantaj sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Dubai’nin küresel yatırım merkezi olarak farklılaştığını ifade eden Çimen, yatırımın nakde dönüştürülmesi aşamasında alıcı kitlesinin yalnızca yerel pazardan oluşmadığını kaydetti. Çimen, “Dünyanın birçok ülkesinde yatırımınızı satmak istediğinizde alıcı kitleniz o bölgeyle sınırlı olur. Ancak Dubai’de Avrupa’dan Türkiye’ye, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar çok geniş bir yatırımcı kitlesi oluşuyor.” dedi. Ticari gayrimenkule yönelim arttı Son dönemde Türk yatırımcıların tercihlerinde de değişim yaşandığını belirten Çimen, daha önce ağırlıklı olarak konut yatırımı yapılırken, son dönemde ticari dükkan ve ofis yatırımlarının öne çıktığını söyledi. Çimen, bu eğilimin Dubai’nin 2040 vizyonu ve ikinci master planı kapsamında yatırımcılara verdiği ekonomik güvenin göstergesi olduğunu ifade etti. Dubai’nin küresel şirketlerin bölgesel merkezlerini taşıdığı yükselen bir ekonomik merkez konumuna geldiğini belirten Çimen, Londra’nın ise daha çok prestij ve güven eksenli yatırım merkezi olarak öne çıktığını kaydetti. Çimen, “Ben Dubai’yi Londra’nın alternatifi olarak değil, yeni nesil global yatırımcının daha hızlı sonuç alabildiği tamamlayıcı bir pazar olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı Haber

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı

Çimen, Dubai’nin jeopolitik türbülansın doğrudan tarafı olmadığını ifade ederek, “Coğrafi olarak bölgenin ortasında yer almasına rağmen Dubai yönetimi sürece çok hızlı reaksiyon verdi. Hava sahasının derhal kapatılması, yatırımcı güvenliği ve finansal sistemin korunmasına yönelik alınan kararlar piyasadaki güven ortamını destekledi.” dedi. Süreçte geliştirici firmaların yatırımcı lehine yeni uygulamaları devreye aldığını aktaran Çimen, daha önce sunulan ödeme planlarında vade uzatımına gidildiğini, mortgage tarafında ise yabancı yatırımcılar için daha avantajlı finansman imkanlarının oluşturulduğunu kaydetti. Çimen, “28 Şubat haftasındaki şok etkisi çok kısa sürdü. Bu ayrıcalıkları gören Türk yatırımcı yatırımlarına devam etti. Hatta bugün Dubai genelindeki Türk yatırımcı talebi, 28 Şubat öncesi dönemin de üzerine çıkmış durumda.” ifadelerini kullandı. “Türk yatırımcı bu süreci fırsat olarak gördü” Türk yatırımcıların süreç boyunca güvenlik endişesiyle hareket etmediğini belirten Çimen, yatırım kararlarında temel belirleyicinin getiri potansiyeli olduğunu söyledi. Çimen, “Türk yatırımcı bu süreci bir güvenlik endişesi olarak değil, fırsat yatırım süreci olarak değerlendirdi. Özellikle daha önce yönlendirme yaptığımız yatırımcıların önemli bölümü yeni alımlar gerçekleştirdi. Burada en önemli unsur yatırımcının broker’a duyduğu güven oldu.” diye konuştu. Dubai ve Londra piyasalarının yatırım mantığı açısından birbirinden ayrıştığını dile getiren Çimen, Londra’nın daha çok servet korumaya yönelik bir yapı sunduğunu, Dubai’nin ise servet yaratma odaklı büyüyen bir merkez haline geldiğini anlattı. Çimen, Londra’da yatırımın yıllık geri dönüş oranının yüzde 4-6 seviyesinde bulunduğunu, Dubai’de ise bu oranın yüzde 9-11 bandına ulaştığını belirterek, “Dubai hükümeti bu modeli yasalarla destekliyor. Vergisiz kira getirisi ve dolar bazlı yüksek gelir yatırımcı açısından önemli avantaj sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Dubai’nin küresel yatırım merkezi olarak farklılaştığını ifade eden Çimen, yatırımın nakde dönüştürülmesi aşamasında alıcı kitlesinin yalnızca yerel pazardan oluşmadığını kaydetti. Çimen, “Dünyanın birçok ülkesinde yatırımınızı satmak istediğinizde alıcı kitleniz o bölgeyle sınırlı olur. Ancak Dubai’de Avrupa’dan Türkiye’ye, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar çok geniş bir yatırımcı kitlesi oluşuyor.” dedi. -Ticari gayrimenkule yönelim arttı Son dönemde Türk yatırımcıların tercihlerinde de değişim yaşandığını belirten Çimen, daha önce ağırlıklı olarak konut yatırımı yapılırken, son dönemde ticari dükkan ve ofis yatırımlarının öne çıktığını söyledi. Çimen, bu eğilimin Dubai’nin 2040 vizyonu ve ikinci master planı kapsamında yatırımcılara verdiği ekonomik güvenin göstergesi olduğunu ifade etti. Dubai’nin küresel şirketlerin bölgesel merkezlerini taşıdığı yükselen bir ekonomik merkez konumuna geldiğini belirten Çimen, Londra’nın ise daha çok prestij ve güven eksenli yatırım merkezi olarak öne çıktığını kaydetti. Çimen, “Ben Dubai’yi Londra’nın alternatifi olarak değil, yeni nesil global yatırımcının daha hızlı sonuç alabildiği tamamlayıcı bir pazar olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Marble Talks’ta Doğal Taşın Geleceği Konuşuldu Haber

Marble Talks’ta Doğal Taşın Geleceği Konuşuldu

D Hol D-Design Arena sahnesinde gerçekleştirilen oturumlarda mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar ve akademisyenler, doğal taşın mimari projelerdeki kullanımına ilişkin bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde. İZFAŞ tarafından düzenlenen Marble İzmir kapsamında gerçekleştirilen Marble Talks’ın öne çıkan oturumlarından biri, dünya doğal taş sektörünün iki ana aktörü Türkiye ve İtalya’yı aynı sahnede buluşturdu. “Küresel Pazarda Doğal Taş: Yerel Güç ve Değişen Dinamikler” başlıklı oturumda, TÜMMER Yönetim Kurulu Başkanı Hanifi Şimşek ile İtalya Mermer Makineleri Üreticileri Konfederasyonu Onursal Başkanı Flavio Marabelli sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel pazarda değer, iş birliği ve rekabet vurgusu Küresel pazara ilişkin veriler paylaşarak katma değerli ürünlerin önemine dikkat çeken Flavio Marabelli, “Taş ocaktan çıkıyor ama asıl değer orada oluşmuyor. Bugün mesele ne kadar ürettiğimiz değil, o ürüne nasıl bir değer kattığımız. Bunda işlenmiş ürünler, teknoloji ve tasarım belirleyici hale gelmiş durumda” ifadelerini kullandı. Küresel ticarette yaşanan gelişmelere de değinen Flavio Marabelli, artan vergiler, ticaret engelleri ve jeopolitik gelişmelerin sektörü doğrudan etkilediğini ifade ederek özellikle ABD ve Körfez ülkeleri pazarlarında yaşanan değişimlerin ticaret akışını ve sektör içindeki ilişkileri zorlaştırdığını dile getirdi. Sektörün, ülke ayrımı olmadan birlikte hareket etmesi gerekliliğine dikkat çeken Marabelli, “Doğal taş sektörü, yapısı gereği zaten uluslararası bir üretim modeliyle ilerliyor. Aynı projede farklı ülkelerden gelen taş, teknoloji ve uygulamalar birlikte bulunabiliyor. Bu zaten birlikte üretimin kendisi. Ülkelerin birbirini rakip olarak konumlandırması doğru bir yaklaşım değil. Asıl mesele, doğal taşı taklit eden ürünlere karşı sektörün ortak hareket etmesi olmalı” diyerek doğal taşın sürdürülebilirliği, kültürel değeri ve özgünlüğünün birlikte anlatılmasının önemini vurguladı. “Sektörün geleceği açısından belirleyici” Hanifi Şimşek ise Türkiye’nin doğal taş sektöründeki konumuna değinerek, ülkemizin zengin rezervleri ve yüksek üretim kapasitesiyle küresel ölçekte güçlü bir tedarikçi olduğunu ifade etti. Şimşek, son yıllarda işlenmiş ürün ihracatını artıran sektörün yol haritasına ilişkin değerlendirmesinde, “Bu gücü artık daha yüksek katma değere dönüştürmemiz gerekiyor. Doğal taşın projelerde daha fazla yer bulması için mimarlar ve tasarımcılarla daha yakın çalışmamız gerekiyor. Ürünün değeri, tasarım sürecine ne kadar dahil olduğuyla doğrudan ilişkili. Marble İzmir’deki bu platformu da bu açıdan çok önemli buluyorum” dedi. Uluslararası iş birliklerine de değinen Şimşek, kısa süre önce kurulan Doğal Taş Stratejik İttifakı’nın (NSSA) önemine dikkat çekerek, farklı ülkelerden sektörde söz sahibi derneklerin bir araya geldiği bu yapının doğal taş sektöründe ortak hareket etme kültürünü güçlendirdiğini belirterek, bu yaklaşımın sektörün geleceği açısından belirleyici olacağını ifade etti. Doğal taşın mimarideki anlatısı Programın diğer oturumlarında ise doğal taşın mimarlık ve tasarım dünyasındaki yeri farklı başlıklar altında ele alındı. “Mimari Projelerde Doğal Taş Hikayeleri” başlıklı oturumda, İzmir Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Onur moderatörlüğünde, Yüksek Mimar Melis Varkal konuşmacı olarak yer aldı. Uğur Onur, Marble İzmir’in uluslararası ölçekte öne çıkan sayılı fuarlardan biri olduğunu belirterek bunun önemli bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti. Onur, “Pek çok kişi mermeri soğuk bir malzeme olarak algılıyor ancak ben onu hem sıcak hem de verdiğiniz her şeyi size yansıtan güçlü bir malzeme olarak görüyorum” dedi. Melis Varkal ise projelerindeki doğal taş kullanımına ilişkin bilgi vererek, “Projelerimizde doğal taşı kullanırken bölgesel ölçekte yakınlık, mesafe ve yerellik gibi unsurlar bizim için belirleyici oluyor. Bulunduğumuz coğrafyanın taşını kullanmayı önemsiyoruz” diye konuştu. Değişen tasarım anlayışı ve doğal taş kullanımı İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Can Özcan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Değişen Zamanlar” oturumunda Selanik Aristoteles Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Despoina Zavraka, Saint Petersburg Stieglitz State Sanat ve Tasarım Akademisi’nden Prof. Dr. Ilia Palaguta, Politecnico di Milano Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marinella Ferrara ve Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’nden Prof. Michal Stefanowski konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, doğal taşın tarih boyunca mimarlık ve sanat üretiminde üstlendiği rol ele alınırken, taşın hafıza, anlam ve deneyim üretme kapasitesine dikkat çekildi. Günümüzde bu ilişkinin yeniden tanımlandığı belirtilirken, mimar ve tasarımcıların malzemeye yeni işlevler kazandıran, deneyim odaklı ve araştırmaya dayalı yaklaşımlar geliştirdiği vurgulandı. Doğal taşın mimarlık tarihindeki önemi anlatıldı “Tasarım Yaklaşımında Doğal Taşın Anlamı, İmkanlar ve Sınırlar” başlıklı oturumda ise Mimar Dr. Dürrin Süer moderatörlüğünde; mimarlar Burçin Demirsoy, Derya Akdurak ve Tolga Kezer konuşmacı olarak yer aldı. Dürrin Süer, doğal taşın mimarlık tarihindeki yerine dikkat çekerek, “Doğal taş, mağaralarda insanlığa mekan oluşturan kovuklardan, uygarlıkların, şehirlerin ve ülkelerin sembolü haline gelen anıtsal yapıların ana materyali olmuştur. Mekanı var eden unsur olmuştur” dedi. Oturumda, doğal taşın tasarım yaklaşımındaki yeri, sunduğu olanaklar kapsamlı şekilde ele alındı. Türk doğal taşının küresel potansiyeli “Best Use of Stone with Turkish Stones” başlıklı oturumda ise İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nden Funda Bekişoğlu moderatörlüğünde; Ege Maden İhracatçıları Birliği’nden Reyhan Sezgin, Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nden Ahmet Tekin ile Mimar Burak Pekoglu ve Peyzaj Mimarı Dr. Oktan Nalbantoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, Türkiye’nin doğal taşta sahip olduğu çeşitlilik, kalite ve üretim gücüyle küresel ölçekte önemli bir konumda bulunduğu vurgulanırken, bu potansiyelin tasarım odaklı ve katma değerli projelerle daha görünür hale getirilmesi gerektiği ifade edildi. Yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi veren katılımcılar, doğal taşın uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmak için mimarlar ve tasarımcılarla üretici ve ihracatçılar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin kritik rol oynadığına dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu Haber

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu

2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. Bu yıl “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu üstleniyor. Zirvenin ikinci paneli, “Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası” başlığıyla düzenlendi. Şölen’in sponsor olduğu panelin moderatörlüğünü yapan LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt, küresel gelişmelerden bahsederek bunların Türkiye ekonomisine etkilerine değindi. Şölen İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Erdoğan Çoban, son dönemde artan maliyet baskılarına ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalara dikkat çekti. Kakao fiyatlarının son iki yılda yaklaşık beş kat arttığını belirten Çoban, “En büyük hammaddemiz olan kakaoyu 2 bin pound seviyesinden 10 bin pound seviyesine almak zorunda kaldık. Bu, bizim gibi büyük üreticiler için ciddi bir maliyet şoku anlamına geliyor. Ancak bu süreci etkin şekilde yönetiyoruz. Bu tablo, gıda güvenliği açısından küresel tedarik zincirlerinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.” dedi. Her sektörün kendine özgü zorlukları bulunduğunu vurgulayan Çoban, Türkiye’nin bu yeni dönemde öne çıkan üç temel avantajına işaret etti. Türkiye’nin lojistik açıdan stratejik bir konumda bulunduğunu belirten Çoban, Asya’dan Avrupa ve Afrika’ya sevkiyat sürelerinin 30-45 günlerden krizlerle birlikte 2-3 aya kadar uzadığını, buna karşın Türkiye’den aynı pazarlara 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini ifade etti. Güvenilirliğin de en az maliyet kadar kritik hale geldiğini vurgulayan Çoban, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalar ve jeopolitik konumu sayesinde bu alanda güçlü bir pozisyona sahip olduğunu dile getirdi. Gıda arz güvenliği konusunda ise Türkiye’nin stratejik bir partner olabileceğini belirten Çoban, artan korumacılık eğilimleri ve iklim değişikliğinin yarattığı risklerin bu alanı daha da kritik hale getirdiğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte bölge ülkeleriyle stratejik gıda anlaşmaları geliştirmesi gerektiğine dikkati çeken Çoban, şunları kaydetti: “Türk şirketleri küresel krizler karşısında o kadar kuvvetli ki bunun gerçekten ben çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Hem coğrafyanıza hem de yakın coğrafyaya bakarsak. Bu avantajı kullanmalıyız. Çünkü Türkiye, özellikle pandemiden sonra bakarsak, çözüm ülkesi oldu. Yani Türkiye, en büyük krizlerin normale çeviren bir ülke pozisyonuna giriyor. Biz de Şölen olarak, Türkiye'nin stratejik pozisyonunun bizim avantajımız olduğunu düşünüyorum.” “Talep artışı düşük emisyon kaynaklarıyla karşılanmalı” SHELL Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, jeopolitik gerginliklere değinerek 70’lerden bu yana böyle bir dönem yaşanmadığını söyledi. Erdem, şöyle konuştu: “Hemen hemen her ülkenin ekonomisine yansır bir durum söz konusu oldu. Enerjiyi farklı kaynaklardan almaya çalıştıkları için fiyatlarda yükselme oldu. Dünyanın en büyük petrol üretim, refinaj sistemleri var. Orada çalışanların da güvenliğinin sağlanması lazım. Savaşın insani boyutu var. Buradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması lazım. Başka kaynaklardaki üretimlerin artırılması, rotaların değiştirilmesi gibi yollar uygulanabilir. Bunlar kısmi çare oldu ama çok da etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve belki de sonra kalıcı barışın sağlanmasıyla körfezden geçen serbest bir yapıya kavuşması olabilir. Yenilebilir enerji kaynaklarına erişimin hızlı olmadığını da görüyoruz. Bildiğimiz bir şey var. Talep artışı devam edecek. Bizim bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamamız lazım.” “Küresel ticaret kuralları yeniden yazılıyor” Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ise değerlendirmesinde, son yıllarda küresel ölçekte ardı ardına yaşanan kırılmalara işaret etti. Pandemi sürecinin ardından yeni bir ekonomik düzene geçildiğini belirten Kural, mevcut savaş ortamının da bu dönüşümü derinleştirdiğini anlattı. Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığına dikkati çeken Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini vurguladı. Faaliyet gösterilen ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel etkilerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını belirten Kural, pandemi döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını dile getirdi. Cem Kural, geçmişte rekabetin Kore ve Japonya merkezli konuşulurken bugün Çin eksenine kaydığını belirterek, rekabetin dinamik yapısının devam edeceğini vurguladı. Kural, bu süreçte asıl belirleyici unsurun globalleşme ile birlikte operasyonel mükemmelliğin sağlanması olduğunu ifade ederek, yapay zeka destekli verimlilik artışlarının tüm değer zincirine entegre edilmesinin kritik hale geldiğini sözlerine ekledi. “Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı 2026’da 6,15 trilyona ulaşabilir” Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu, teknolojinin günlük yaşamla giderek daha fazla entegre hale geldiğini vurgulayarak, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Büyümenin ana itici güçlerinin veri merkezleri, yapay zekâ odaklı yazılımlar ve servisler olduğunu belirten Hantaloğlu, 2025 yılında küresel BİT pazarının yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştığını, 2026 yılında ise yüzde 11’lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini ifade etti. Türkiye özelinde bilgi teknolojileri tarafında güçlü bir ivme yakalandığını vurgulayan Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç tutulduğunda pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtti. Bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün ise 2025 yılı için henüz resmi olarak açıklanmadığını, ancak kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğu bilgisini paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026 Yayımlandı Haber

DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026 Yayımlandı

Küreselleşme, yükselen jeopolitik gerginliklere, artan ABD gümrük vergilerine ve gelecekteki ticaret politikalarına ilişkin benzeri görülmemiş belirsizliğe rağmen, tarihsel olarak yüksek bir seviyede seyretmeye devam ediyor. Bu durum, DHL ve New York Üniversitesi Stern School of Business tarafından açıklanan DHL Küresel Bağlantılılık Raporu 2026'nın temel bulgularından biri. Uluslararası ticaret, sermaye, bilgi ve insan akışlarını takip eden 9 milyondan fazla veri noktasına dayanan rapor, küreselleşmenin mevcut en kapsamlı görünümünü sunuyor. Avrupa en küresel bağlantılı bölge oldu Raporun bölgesel sıralamasında Avrupa, Kuzey Amerika ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın üstünde yer alarak bir kez daha dünyanın en küresel bağlantılı bölgesi oldu. Avrupa’nın lider konumu, bölge içindeki güçlü ekonomik bağlarla ve dünya genelinde son derece geniş bir küresel erişimin birleşimiyle destekleniyor. Bu durum, birçok Avrupa ekonomisinin hem bağlantı derinliği hem de coğrafi yaygınlık göstergelerinde sergilediği güçlü performansta da görülüyor. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinin birlikte hareket etmesi, bölgenin dünyanın en küresel bağlantılı bölgesi konumunu pekiştiriyor. Hollanda, küresel sıralamada 3’üncü sırada yer alıyor ve yalnızca dünyanın 19’uncu büyük ekonomisi olmasına rağmen küresel akışların 6’ncı en büyük hacmini oluşturuyor. Bu, ülkenin önemli bir lojistik geçit olduğunu vurguluyor. Birleşik Krallık, 9’uncu sırada yer alıyor ve son derece çeşitlendirilmiş uluslararası ilişkileri sayesinde akışların coğrafi kapsamı açısından dünyada ilk sırada yer alıyor. 14’üncü sırada bulunan Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi ve güçlü biçimde entegre olmuş bir merkez olmayı sürdürüyor. Almanya’nın akışlarının üçte ikisi Avrupa içinde gerçekleşirken, küresel ölçekte de güçlü bir çeşitliliğe sahip. Fransa, 22’nci sırada yer alıyor ve hem ülkeye gelen hem de ülkeden çıkan greenfield doğrudan yatırımların coğrafi çeşitliliğinde dünya lideri konumunda öne çıkıyor. İtalya ise 28’inci sırada yer alarak güçlü Avrupa içi bağlantıları, dünyadaki en geniş küresel etki alanlarından biriyle birleştiriyor. Bunun yanı sıra İspanya, Polonya, Çekya, Macaristan ve Romanya gibi Güney ve Doğu Avrupa pazarları, Avrupa içindeki güçlü ekonomik bağlantılar sayesinde bölgenin konumunu daha da güçlendiriyor. Türkiye ise Asya ve Orta Doğu’ya açılan bir köprü rolü üstlenerek Avrupa’nın küresel bağlantılılık konumuna katkı sağlıyor. Küreselleşme 2022'den bu yana sağlamlığını koruyor Rapor, küreselleşmeyi yüzde 0'dan (sınır ötesi akış yok) yüzde 100'e (sınırların ve mesafenin hiçbir etkisi yok) kadar bir ölçekte takip ediyor. Bu doğrultuda global küreselleşme seviyesi 2025 yılında, 2022'deki rekor seviyeye paralel olarak yüzde 25 oldu. DHL Express CEO'su John Pearson, "Küreselleşme, direnmeye devam ediyor ve sadece bu bile ne kadar değerli olduğunun göstergesi. Yoksulluktan iklim değişikliğine kadar dünyanın en büyük sorunları ancak küresel düşünme yoluyla çözülebilir. DHL Küresel Bağlantılılık Raporu, ülkelerin ve şirketlerin ulusal sınırların arkasına çekilmediğini gösteriyor, bu iyi bir haber. DHL, pazarları, işletmeleri ve insanları birbirine bağlayarak belirsiz zamanlarda bile uyum sağlayabilmeleri, çeşitlenebilmeleri ve yeni fırsatlar yakalayabilmeleri için küresel bağları güçlendiriyor" dedi. DHL Express Avrupa CEO’su Mike Parra, " Avrupa, bu küresel ağda kilit bir rol oynuyor. Bölge, dünyanın herhangi bir bölgesine kıyasla en geniş küresel etki alanlarından birini derin ekonomik entegrasyonla birleştiriyor. Bu benzersiz konum, Avrupalı şirketlerin rekabetçi kalmasını, dayanıklılığını korumasını ve dünyanın her bölgesindeki büyüme fırsatlarıyla bağlantıda kalmasını sağlıyor. DHL olarak biz de bu bağlantıyı, sektördeki en güvenilir ve en esnek uluslararası ekspres ağıyla desteklemeye kararlıyız” dedi. 2025’teki yüzde 25'lik küreselleşme seviyesi, dünyanın tam anlamıyla küreselleşmekten ne kadar uzak olduğunun da altını çiziyor. Birçok alanda, politika kısıtlamaları olmasa uluslararası akışların daha da artabileceği belirtiliyor. Yapay zekânın yükselişi ve gümrük vergisi artışlarını aşma yarışı 2025'te ticareti artırdı Küresel ticaret 2025 yılında, dalgalı Covid-19 dönemi hariç, 2017'den bu yana herhangi bir yıldan daha hızlı büyüdü. ABD'li ithalatçılar tarife artışları öncesinde yılın başlarında sevkiyatları hızlandırdı. ABD'nin ithalatı önceki yıl seviyelerinin altına düştü, ancak Çin'in ABD dışındaki pazarlara ihracatındaki artış küresel ticaret hacimlerinin korunmasına yardımcı oldu. Ülkeler ve şirketler yapay zekâ altyapısı kurmak için yarışırken, yapay zekâ ile ilgili malların ticareti de arttı. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) rakamlarına göre, yapay zekâ ile ilgili ürünler 2025'in ilk üç çeyreğinde mal ticaretindeki büyümenin yüzde 42'sini oluşturdu. Ticarette son durum: yüksek gümrük vergilerine rağmen büyüme devam ediyor İleriye bakıldığında, ABD'nin son gümrük vergisi artışlarının 2026'da ticaret büyümesini mütevazı bir şekilde yavaşlatması, ancak durdurmaması bekleniyor. Küresel mal ticaretinin 2029 yılına kadar, geçtiğimiz on yıla paralel olarak yılda ortalama yüzde 2,6 oranında genişleyeceği öngörülüyor. ABD'nin tarife artışlarına rağmen ticaretin büyümeye devam etmesinin bir nedeni, ABD’nin ticaretin büyük bir kısmına dahil edilmemesi. 2025 yılında ithalatın yüzde 13'ü ABD'ye yapılırken, ihracatın yüzde 9'u ABD'den yapıldı. Ayrıca birçok ülke alternatif pazarlara erişim sağlamak için yeni ticaret anlaşmaları gerçekleştirmeye çalışıyor. Bilgi akışları engellerle karşılaşıyor, insan akışları yeni zirvelere ulaşıyor Rapor, ticaretin ötesinde diğer uluslararası akışlarda da farklılaşan eğilimler tespit ediyor: Sermaye: Yatırımların yabancı piyasalardan iç piyasalara doğru geniş çaplı bir kayma göstermediği görülüyor. Çok uluslu şirketler, yurt dışı satışlarında hala rekorlara yakın paylar elde ediyor. Açıklanan sıfırdan yabancı doğrudan yatırımlar (YDY) 2025 yılında düşerken, toplam YDY akışları arttı ve sınır ötesi birleşme ve satın alma faaliyetleri güçlü kalmayı sürdürdü.Bilgi: Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca, en büyük küreselleşme kazanımları bilgi akışları sayesinde elde edildi. 2021'den bu yana büyüme yavaşladı ve daha değişken hale geldi. Jeopolitik gerilimler ve veri akışına getirilen kısıtlamalar artık bilginin küreselleşmesini önemli ölçüde sınırlıyor olabilir.İnsanlar: Covid-19 döneminde sert şekilde düşen insan hareketliliği tamamen iyileşti. Son veriler uluslararası seyahat, öğrenci hareketliliği ve göçün rekor seviyelere ulaştığını gösteriyor. Singapur ülke sıralamasında lider, bölgeler arasında Avrupa ise birinci sırada Raporun ülke sıralamasında Singapur yine dünyanın en küreselleşmiş ülkesi olarak yer alırken, onu Lüksemburg ve Hollanda takip ediyor. Bölgesel sıralamada Avrupa en küreselleşmiş bölge olurken, onu Kuzey Amerika ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika takip ediyor. Birleşik Krallık, küresel akışların en geniş coğrafyaya yayıldığı ülke olarak öne çıkarken, Birleşik Arap Emirlikleri 2001 yılından bu yana küreselleşmede en büyük artışı kaydeden ülke oldu. ABD-Çin gerilimi küresel akışların sadece küçük bir kısmını etkiliyor Rapor ayrıca dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki bağların zayıflamaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak bu bağlar küresel perspektifte şaşırtıcı derecede küçük. Örneğin, ABD ile Çin arasındaki ticaret 2015'te zirve yaptığında dünya ticaretinin yüzde 3,6'sını oluştururken, 2024'te yüzde 2,7'ye ve 2025'in ilk üç çeyreğinde sadece yüzde 2,0'a geriledi. Uluslararası ticari yatırımlardaki ABD-Çin payı 2025'te yüzde 1'den az olmasıyla daha da düştü. Rakip ülkelere bölünme yok ABD ve Çin ayrışırken bile, çoğu ülke uzun süreli ortaklarıyla ilişki kurmaya devam ediyor. Son on yılda küresel mal ticaretinin, sıfırdan doğrudan yatırımların ve sınır ötesi birleşme ve satın almaların sadece yüzde 4-6'sı jeopolitik rakiplerden uzaklaştı. Bu akışların çoğu yakın müttefiklere değil, Hindistan ve Vietnam gibi esnek jeopolitik konumlara sahip ülkelere yöneldi. Genel olarak, dünya ekonomisi rakipler arasında geniş bir bölünmeden uzak. NYU Stern Yönetimin Geleceği Merkezi DHL Küreselleşme Girişimi Direktörü Prof. Steven A. Altman, "Küreselleşmeyi çevreleyen siyaset ve politika, ülkeler arasındaki gerçek akışlardan çok daha değişken. Küresel ticaret kalıpları 2025 yılında normal bir yılda olduğundan daha fazla ancak; Ukrayna'daki savaşın ilk aşamaları gibi yakın zamandaki diğer aksaklıklar sırasında olduğundan daha az değişti. Sağlıklı karar vermek için küresel iş ilişkilerinin gerçekten ne kadar değiştiğini göz önünde bulunduran bir bakış açısı gerekiyor. Küreselleşmeye yönelik riskler gerçek, ancak küresel akışların dayanıklılığı da öyle" dedi. Ticarete konu mallar ve sıfırdan doğrudan yabancı yatırımlar rekor mesafelere ulaştı Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri endişeleri, küreselleşmeden bölgeselleşmeye doğru bir kayma beklementisine yol açtı. Ancak 2025 yılında, ticareti yapılan mallar kayıtlardaki en uzun ortalama mesafeyi kat etti (5.010 kilometre). Sıfırdan DYY projeleri için ortalama mesafe de yeni bir zirveye (6.250 kilometre) yükseldi. Diğer uluslararası akışların çoğu daha uzun mesafelere yayılıyor ve daha uzun mesafeler daha az bölgeselleşmeye işaret ediyor. Küresel ticaretten bölgesel ticarete doğru geniş çaplı bir geçiş olacağı yönündeki tahminler henüz gerçekleşmiş değil. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Isuzu Üst Yapıcı İş Ortaklarıyla Kocaeli Fabrikasında Bir Araya Geldi Haber

Anadolu Isuzu Üst Yapıcı İş Ortaklarıyla Kocaeli Fabrikasında Bir Araya Geldi

Türkiye'nin ticari araç markası Anadolu Isuzu, sektörün önde gelen üst yapıcıları ile Kocaeli Çayırova'daki fabrikasında bir araya geldi. 60'a yakın firmanın katıldığı üst yapıcılar toplantısında yeni uygulamalar hakkında bilgi verildi. Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, iş ortaklarına yönelik buluşmada, jeopolitik gerilimlerin ve bölgesel çatışmaların etkisiyle belirsizliklerin devam ettiği günümüz dünyasında Anadolu Isuzu'nun kendini sürekli geliştirmeye, dönüştürmeye ve güçlendirmeye devam ettiğini söyledi. Anadolu Isuzu'nun hem yurt içinde hem de yurt dışında müşterileriyle güçlü bağ kuran, yaygın ve güvenilir bir marka konumunda olduğunu belirten Arıkan, "Türkiye genelinde geniş servis ve satış ağımızla sahadayız. Yurt dışında ise 40'ı aşan ülkede faaliyet gösteren yapımızla global bir oyuncu konumundayız. Kısa süre önce Özbekistan'da gerçekleştirdiğimiz SamAuto yatırımı ile yurt dışındaki ilk üretim adımımızı attık. Artık daha görünür, daha etkin bir markayız" diye konuştu. "Kamyon ve kamyonet segmentinde pazardaki varlığımızı daha da güçlendiriyoruz" Üst yapının müşteriye sunulan değerin tamamlayıcı ve belirleyici bir parçası olduğunu dile getiren Tuğrul Arıkan, "Sahadan alınan geri bildirimler, müşterilerin gerçek ihtiyaçları ve beklentileri ürün gelişimimizde son derece kıymetli bir rol oynuyor. Bugün kamyon ve kamyonet segmentinde pazardaki varlığımızı her geçen gün daha da güçlendiriyoruz. Ürünlerimizi sürekli yeniliyoruz, geliştiriyoruz. Üst yapıcı iş ortaklarımızla yaptığımız iş birliğini sadece ürünle sınırlı görmüyoruz. Mühendislik, teknik altyapı, eğitim gibi desteklere, birlikte çözüm üretmeye büyük önem veriyoruz" ifadelerini kullandı. "Müşterilerimize daha uzun ömürlü ve verimli çözümler sunmaya devam edeceğiz" Araçların her geçen gün daha çevreci ve regülasyonlara uyumlu olması gerektiğine işaret eden Tuğrul Arıkan, "Araçlarımız artık teknolojik olarak daha donanımlı ve bu gelişmeler, iş yapış şeklinin dönüşümünü sağlıyor. Bu kalite anlayışının üst yapı uygulamalarına yansıması aracın toplam değerini yükseltiyor ve iş birliğimizin önemini artırıyor. Bu uyum sayesinde müşterilerimize daha uzun ömürlü ve verimli çözümler sunabiliyoruz, sunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uluslararası Yatırımcılar Derneği YASED’in 45. Olağan Genel Kurul Toplantısı Yapıldı Haber

Uluslararası Yatırımcılar Derneği YASED’in 45. Olağan Genel Kurul Toplantısı Yapıldı

Genel Kurul toplantısında başkanlık görevini Sayın Tolga Demirözü’nden devralan Sayın Ali Fuat Orhonoğlu, “YASED önümüzdeki dönemde de küresel düzeydeki en iyi uygulamaları ülkemize taşıyarak, Türkiye’yi küresel yatırım haritasında görünür kılma ve daha üst sıralara taşıma hedefi doğrultusunda çalışan öncü bir kuruluş olmaya devam edecek” dedi. Uluslararası Yatırımcılar Derneği YASED’in 45. Olağan Genel Kurul Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır, WAIPA Dünya Yatırım Konferansı İcra Kurulu Başkanı Sayın James X. Zhan ile WAIPA İcra Direktörü ve CEO’su Sayın İsmail Erşahin’in katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Kamu, iş dünyası ve uluslararası yatırım çevrelerinin üst düzey temsilcilerini bir araya getiren Genel Kurul’da, Türkiye’nin yatırım ortamı, küresel ekonomik gelişmeler ve uluslararası doğrudan yatırımların geleceği ele alındı. Toplantı kapsamında ayrıca YASED ile Dünya Yatırım Ajansları Birliği (WAIPA) arasında stratejik iş birliğini güçlendirecek bir mutabakat zaptı imza töreni gerçekleştirildi. Genel Kurul’un açılış konuşmasını yapan YASED Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tolga Demirözü tüm zorluklara rağmen 2025 yılında uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 12 artarak 13,1 milyar dolara ulaştığını belirtti. Üretken yatırımların yüzde 45 oranında artmasının ayrıca dikkat çekici olduğuna vurgu yapan Sayın Demirözü, “Bu yatırımları destekleyecek politika diyaloğu ve uygulama araçlarında önemli ilerlemeler sağladık. Dijital ve yeşil dönüşüm kapsamında 5G, emisyon ticaret sistemi, yenilenebilir enerji yatırımları, yeni teşvik sistemi ve GDPR uyumu gibi başlıklarda somut adımlar atıldı” diye konuştu. Sayın Tolga Demirözü konuşmasına şöyle devam etti: “Küresel ölçekte iyi bir iş birliği örneği olan YOİKK kapsamında, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın liderliğinde önemli ilerlemeler kaydettik. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza ve Yatırım ve Finans Ofisimize YOİKK çalışmalarına katkıları için ayrıca teşekkür ediyoruz. YOİKK, yatırım süreçlerinden istihdam modellerine, Ar-Ge teşviklerinden sanayi bölgeleri planlamasına kadar geniş bir alanda somut ilerlemeler sağladı. Bunun yanında kamu ve özel sektör arasında sürekli ve yapıcı bir istişare zemini oluşturması açısından da büyük değer taşıyor. Bu iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğine inanıyoruz. Dünyadaki değişimi doğru okumak ve buna zamanında cevap verebilmek, küresel yatırımcılar olarak hepimizin odağında. Küresel büyümenin zayıf seyrettiği, belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Jeopolitik gelişmeler, finansal koşullar ve demografik dinamikler yatırım ortamını zorlaştırırken; mali ve parasal politikalara dair belirsizlikler de yatırımcı güvenini sınırlıyor. Bununla birlikte, küresel ölçekte iş birliğinin zorlaştığı ve politika önceliklerinin ayrıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Ticaret politikalarındaki dalgalanmalar korumacı eğilimleri artırırken, gelişmekte olan ekonomilerin bu ortamda güçlü bir büyüme ivmesi yakalaması da zorlaşıyor.” ÖNEMLİ BİR DÖNÜŞÜM SÜRECİ Küresel gelişmelerle birlikte Türkiye’nin de önemli bir ekonomik dönüşüm sürecinden geçtiğine vurgu yapan Sayın Tolga Demirözü, konuşmasına şöyle devam etti: “Maliyet yapılarındaki değişim, konunun sadece para ve maliye politikalarıyla değil, aynı zamanda sanayi ve ticaret politikalarıyla da ele alınmasını gerekli kılıyor. Ekonomimizin güçlü yönleri ise açık: derinliği olan bir iç pazar, güçlü talep yapısı, çeşitlenmiş sektörler, küresel erişim ve nitelikli insan kaynağı. İhracatta ürün ve pazar çeşitliliği açısından Türkiye önemli bir konumda. Bu da yatırım kararlarımız açısından güçlü bir temel oluşturuyor. Tüm zorlu koşullara rağmen Türkiye her zaman fırsatlar sunabilen bir ülke olmaya devam ediyor. Bu noktada, daha güçlü bir yatırım ortamı için iki kritik hususun altını çizmek isteriz. İlki, küresel gündemin hızla değiştiği bir ortamda yerinde saymanın geriye gitmek anlamına geldiği gerçeğidir. Gümrük Birliği modernizasyonunu konuşurken Made in Europe yaklaşımının gündeme gelmesi; dijital dönüşüm başlıklarında kişisel veriler, siber güvenlik ve bulut bilişim tartışılırken yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla ön plana çıkması; enerji güvenliğini değerlendirirken ise petrol fiyatlarındaki artışın portföy çeşitliliği ihtiyacını daha da kritik hale getirmesi, bu dinamik yapının somut örnekleridir. Bu nedenle atılacak her adım, yalnızca bugünü değil, hızla şekillenen yeni gündemi de yakalama açısından belirleyici olacaktır. Bu süreçte elde edilen her ilerleme, yatırımcı güveni açısından somut bir kazanımdır. Bugün burada bulunan tüm paydaşlarımız bu ilerlemenin en önemli destekçileridir. Önemli gördüğümüz ikinci husus ise bu ilerlemenin öngörülebilir ve istişareye dayalı şekilde yürütülmesidir. İş dünyasının yönünü bulmaya çalıştığı bu dönemde, düzenlemelerin sektörle yakın diyalog içinde ve öngörülebilir şekilde ilerlemesi büyük önem taşımaktadır. Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımıza ve Sayın Bakanımıza sağladıkları açık ve yapıcı diyalog ortamı için teşekkür ediyoruz. Bu yaklaşımın devamı en önemli beklentimizdir. Son olarak, tüm bu çalışmaların temelinde yer alan YASED bakış açısını sizlerle paylaşmak isterim. Amacımız ülkemizin bir üretim, yatırım, finans, yönetim ve ticaret merkezi olarak tüm potansiyelini gerçekleştirmesine destek olmak. Kamu ve özel sektördeki tüm karar alıcılara doğru, tarafsız, yenilikçi ve vizyoner bir bakış açısı sunan analizler üretmek; küresel en iyi uygulamaları ülkemize kazandırırken üyelerimizin Türkiye’deki varlığını daha da güçlendirmek önceliğimizdir.” CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ: TÜRKİYE, BİR İSTİKRAR MERKEZİ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yaptığı konuşmada şunları söyledi: “YASED’in yatırımcı beklentilerini doğrudan politika yapıcılara aktaran ve yatırım ortamının iyileştirilmesine katkı sağlayan kritik rolünü son derece kıymetli buluyoruz. Türkiye olarak hem yeni yatırımları çekmeyi hem de mevcut yatırımcıların memnuniyetini artırarak daha güçlü ve sürdürülebilir bir yatırım iklimi oluşturmayı hedefliyoruz. Son yıllarda elde ettiğimiz büyüme performansı ve artan uluslararası yatırımlar, ülkemize duyulan güvenin önemli bir göstergesidir; ancak bunu daha ileri taşıyarak yüksek gelirli ülkeler liginde kalıcı olmayı amaçlıyoruz. YASED aynı zamanda Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu (YOİKK) bünyesindeki en güçlü ve nitelikli paydaşlardan biridir. YASED, stratejik çözüm ortağımız olarak kamu ve özel sektörün kurumsal diyaloğuna ve hedeflerine doğrudan katkı sağlayan çok önemli bir kurum pozisyonundadır. Bizim için yeni yatırımcı çekmek ne kadar kıymetliyse, mevcut yatırımcıyı korumak ve büyümesini sağlamak da bir o kadar önemlidir. Yatırımcılarımızın operasyonel sorunlarını çözen her adım, aslında bir sonraki yatırım kararına verilmiş en güçlü devlet güvencesidir.” Küresel konjonktürde kırılganlıkların ve belirsizliklerin yoğunlaştığı, jeopolitik gerilimlerin arttığına dikkat çeken Cevdet Yılmaz, uluslararası kuralların ve kurumların zayıfladığı bu düzende istikrarı ve barışı savunan, ekonomide öngörülebilirliği artıran ülkelerin değeri yükselecektir. Türkiye olarak tüm kriz bölgelerinde sorun üreten değil, çözüm arayan ülke konumundayız” dedi. Cevdet Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Kontrol edemediğimiz faktörler nedeniyle ekonomimizde geçici etkilenmeler olsa da asıl olan kendi programımızdır ve istikametimizdir diyoruz. Bir yandan programımızı kararlılıkla uygulamaya devam ederken, diğer yandan bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmelerin ekonomimize etkilerini yakından takip etmekte ve gerekli önlemleri almaktayız. Türkiye bir istikrar merkezi olarak emin bir ortamda kalkınma sürecine devam edecektir. Ülkemizin son 23 yılda büyüme, ihracat, istihdam gibi makroekonomik göstergelerde yakalamış olduğu ivmeyi, uluslararası doğrudan yatırımlarda da yakaladığını görüyoruz. Türkiye, 1990’larda küresel Uluslararası Doğrudan Yatırımların sadece yüzde 0,2’sini çekebiliyorken, artık yaklaşık yüzde 1’lik pay alan bir ülke haline gelmiştir. 2003 yılından bu yana 289 milyar doların üzerinde UDY çeken Türkiye’de şu anda 88 bin uluslararası şirket faaliyet göstermektedir. 2025 yılı itibarıyla ülkemiz, bir önceki yıla oranla yüzde 12,1’lik artışla 13,1 milyar dolar tutarında uluslararası doğrudan yatırım (UDY) çekmeyi başarmıştır. 2025 yılında toptan ve perakende ticaret sektörü, e-ticaret yatırımlarıyla %32’lik payla en fazla yatırım çeken sektör oldu. İmalat sektörü %31, bilgi ve iletişim sektörü ise %14’lük payla ikinci ve üçüncü sırada yer aldı. Bu dağılım, Türkiye’nin ticaret, üretim ve teknoloji odaklı büyüyen sektörlerle yatırım çekmeye devam ettiğini gösteriyor. Dünya genelinde yatırım iştahının durağan seyrettiği bir konjonktürde elde edilen bu kazanım, Türkiye ekonomisinin ne denli sağlam ve güven veren bir yapıya sahip olduğunun somut bir kanıtıdır.” SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI MEHMET FATİH KACIR Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da konuşmasında şunları söyledi: “YASED’in, ülkemiz ile uluslararası yatırımcılar arasında köprü görevi üstlenen yapısıyla yatırım ortamımıza önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz. Küresel ekonomide korumacılığın arttığı, jeopolitik risklerin ve tedarik zinciri kırılganlıklarının öne çıktığı bu dönemde; dijital ve yeşil dönüşümün belirleyici olduğu yeni bir rekabet ortamı şekillenmektedir. Türkiye olarak sanayide, teknolojide ve üretimde kaydettiğimiz ilerlemelerle güçlü bir tedarik ve üretim merkezi konumuna ulaştık; ihracatımızı ve milli gelirimizi önemli ölçüde artırarak yüksek gelirli ülkeler ligine adım attık. Son 23 yılda hayata geçirdiğimiz reformlar ve oluşturduğumuz güven ortamı sayesinde uluslararası doğrudan yatırımlarda önemli bir ivme yakaladık; bugün on binlerce uluslararası firma ülkemizde faaliyet göstermektedir. Yeni teşvik mekanizmalarımız, yüksek teknoloji ve stratejik yatırımları destekleyen programlarımız, dijital ve yeşil dönüşüm odaklı politikalarımızla Türkiye’yi yatırımcılar için daha cazip hale getirmeye devam ediyoruz. Güçlü altyapımız, genç ve dinamik insan kaynağımız, geniş pazarlara erişim imkânımız ve sağlam hukuki zeminimizle önümüzdeki dönemde de yatırımcılar için güvenilir bir ortak olmayı sürdüreceğiz. Kamu ve özel sektör iş birliğiyle, istişare ve ortak akıl temelinde Türkiye’yi küresel yatırım haritasında daha üst noktalara taşıyacağız.” JAMES X ZHAN: BUGÜN ALINACAK KARARLAR GELECEĞİ BELİRLEYECEK WAIPA Dünya Yatırım Konferansı İcra Kurulu Başkanı Sayın James X. Zhan’ın da “Yükselen Yeni Küresel Üretim Sistemi: Teknoloji ve Jeopolitikle Şekillenen Üç Kutuplu Yapı” başlıklı konuşma yaptı. Zhan konuşmasında, dünya ekonomisinin büyük bir dönüşüm noktasında olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Küresel doğrudan yatırımlar geçtiğimiz yıl yüzde 14 düzeyinde arttı. Ancak şu andaki siyasi durumlar bağlamında küresel FDI akışının gelecekteki etkilerini göreceğiz. Bu dönemi itidalli optimizm ve itidalli pesimizm olark tanımlayabiliriz. Önümüzdeki yüzyıllar içinde de değişiklikler olacak. AB, Çin ve ABD üç kutup küresel doğrudan yabancı yatırımdan sorumludur, yani yüzde 86’sindan. Bu üç kutup her şeyi etkiliyor. Küresel ekonomi daha fazla küreselleşmiyor bölgeselleşiyor. Jeopolitik kavram, merkezi karar verme mekanizmasının tam ortasında. Küresel arenadaki bütün koridorlar çok önemli. 6 tane çok önemli nokta var bunlar küresel denizcilik taşımacılığında çok önemli. Artık paydaşlar yakınlığa, yedekliliğe ve bölgesel bağlantıya çok önem veriyorlar. Yıllar boyunca paydaşlar kuralların çok daha fazla esneyeceğini varsayıyorlardı, öngörülebilirliği varsayıyordu. Artık bu değişti. 2026-2027’de alınacak kararlar geleceği belirleyecek. 2030’u belirleyecek.” WAIPA İLE STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ Genel Kurul toplantısında ayrıca YASED ile WAIPA arasında stratejik iş birliğini güçlendirecek bir mutabakat zaptı imza töreni gerçekleştirildi. İmza töreninde konuşma yapan WAIPA İcra Direktörü ve CEO’su Sayın İsmail Erşahin, yaptığı konuşmada, YASED ile WAIPA arasında imzalanan mutabakat zaptının küresel yatırım ekosistemi için taşıdığı stratejik önemi vurgulayarak şunları söyledi: “1995 yılında Birleşmiş Milletler çatısı altında kurulan ve bugün 120’den fazla ülkeyi temsil eden WAIPA olarak, yatırım ajanslarının temel varlık sebebinin yatırımcılar olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Bugün YASED ile imzaladığımız bu protokol; diyalog kanallarını güçlendirmeyi, bilgi paylaşımını artırmayı ve doğrudan yabancı yatırım ekosistemini geliştirmeyi hedefleyen somut bir vizyonun ürünüdür. Özellikle YASED’in kamu ve yatırımcı arasında kurduğu 'çalışma grupları' modelini küresel ağımıza uyarlamayı, YASED Akademi ile eğitim programlarımızı senkronize etmeyi ve ödül mekanizmalarımızla karşılıklı tecrübe paylaşım zeminini güçlendirmeyi önceliklendiriyoruz. Günümüzde artan jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm ortamında, yatırım ajanslarının rolü her zamankinden daha kritiktir. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Ofisi’nin yüksek katma değerli ve teknoloji odaklı stratejik yaklaşımını değerli buluyor ve küresel ölçekte ‘en iyi uygulama’ örnekleri arasında yer veriyoruz. Bu iş birliği sayesinde; yatırımcılar, ajanslar ve politika yapıcılar arasında tesis edilecek güçlü uyum, projelerin hızla hayata geçirilmesine ve yatırımcı güveninin pekişmesine doğrudan katkı sağlayacaktır. Tüm paydaşlarımızı bu vizyonu derinleştirmek üzere 10-12 Kasım 2026 tarihlerinde Cenevre’de düzenleyeceğimiz 30. Dünya Yatırım Konferansı’na davet ediyoruz.” İmza töreninde konuşan YASED Genel Sekreteri Serkan Valandova, 45. Olağan Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, YASED ile WAIPA arasındaki iş birliğinin tarihsel sürecini ve bu ortaklığın stratejik hedeflerini vurgulayarak şunları söyledi: "2020 yılındaki Uluslararası Yatırım Zirvesi ile temellerini attığımız bu süreç, bugün YASED modelinin küresel ölçekte bir 'referans noktası' olarak kabul görmesiyle taçlanmıştır. Temel önceliğimiz; uluslararası kuruluşların sunduğu bilgi yönetimi kapasitesinden faydalanarak, küresel trendleri veri odaklı bir şekilde analiz etmek ve Türkiye’nin bu büyük dönüşümün neresinde olduğunu dünyaya en doğru şekilde yansıtmaktır. Bu iş birliği sayesinde, küresel yatırımcı ağıyla daha yakın bir temas kurarken, YASED’in kamu ve özel sektör arasında bir köprü kuran özgün modelini dünya geneline ihraç etme fırsatı yakalıyoruz. Küresel yatırım ekosisteminde Türkiye’nin hikayesini doğru yazmak ve bu kararları alan mekanizmaların merkezinde yer almak kritik bir öneme sahiptir. WAIPA ile yürüttüğümüz çalışmalar; sadece bir iş birliği değil, aynı zamanda uluslararası raporlarda ve strateji belgelerinde Türkiye’nin hak ettiği konumu güçlendirecek stratejik bir adımdır. Ankara’dan başlayan ve 2020’den bu yana titizlikle örülen bu süreçte, yatırım profesyonelleri ile yatırımcıları aynı platformda buluşturan dinamik bir yapı inşa etmekten büyük mutluluk duyuyoruz." YASED BAŞKANLIĞI’NI DEVRALAN ALİ FUAT ORHONOĞLU: MEVCUT YATIRIMCILARIMIZIN KÖKLERİNİN GÜÇLENMESİNİ DE ÖNEMSİYORUZ YASED Genel Kurulu’nda başkanlık görevini devralan Sayın Ali Fuat Orhonoğlu da YASED’in uluslararası doğrudan yatırımlar alanında sadece ülkemizde değil dünyada da referans alınan bir kurum hâline geldiğini ifade etti. Orhonoğlu, şöyle devam etti: “Bu güçlü miras, önümüzdeki dönemde çalışmalarımıza yön veren en önemli motivasyon kaynağımız olacak. Küresel konjonktür, dengelerin yeniden şekillendiği, rekabetin giderek arttığı ve ülkelerin üretim kapasitelerinin gelişiminin her zamankinden daha fazla önem kazandığı bir döneme işaret ediyor. Ticaret ve sanayi politikaları arasındaki stratejik bağın güçlendiği bu dönemde, uluslararası doğrudan yatırımlar; ülkelerin kalkınmasında, verimlilik artışında ve küresel ekonomiye entegre bir şekilde büyümesinde fark yaratan bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede, yatırım ortamının öngörülebilir, şeffaf ve rekabetçi bir yapıya kavuşması; ülkemizde faaliyet gösteren yatırımcıların köklerini daha da güçlendirmesini sağlamanın yanında, yeni yatırımcıların ülkemize kazandırılması açısından da çok önemli bir rol oynamakta. YASED olarak bizler, güçlü temsil kabiliyeti, uzmanlık birikimi ve geniş paydaş ağımız ile ülkemizin iş ve yatırım ortamının rekabetçiliğinin artırılmasına doğrudan katkı sunan özel bir konumdayız. Uluslararası yatırımcıların beklenti ve ihtiyaçlarını doğru analiz eden, kamu ile yapıcı ve çözüm odaklı bir diyalog geliştiren bir platformuz. Ülkemizin yatırım ortamının daha da iyileştirilmesi için bundan sonra da her türlü katkıyı sağlamaya hazırız.” Sayın Ali Fuat Orhonoğlu, YASED’in küresel düzeydeki en iyi uygulamaları ülkemize taşıyarak Türkiye’yi küresel yatırım haritasında görünür kılma ve daha üst sıralara taşıma hedefi doğrultusunda çalışmaya devam edeceğini söyledi. Orhonoğlu, “Bu vizyonun bir parçası olmak, ülkemizin ekonomik kalkınmasına ve dünyayla daha güçlü bir şekilde entegre olmasına katkı sağlamak şahsım, Yönetim Kurulumuz ve üyelerimiz için de bir gurur kaynağıdır” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.