Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Alternatif Bank’tan Türk Şirketlerinin Körfez Yolculuğuna Güçlü Destek! Haber

Alternatif Bank’tan Türk Şirketlerinin Körfez Yolculuğuna Güçlü Destek!

Körfez bölgesindeki yatırım, finansman ve büyüme fırsatlarının ele alındığı etkinliğe, CBQ’nun hissedarı olduğu National Bank of Oman (Umman) ve United Arab Bank’tan (Birleşik Arap Emirlikleri) üst düzey temsilciler de katıldı. Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan etkinlikte; bölgesel yatırım ve büyüme fırsatları, finansmana erişim, sınır ötesi bankacılık, dış ticaret finansmanı ve kurumsal bankacılık çözümleri değerlendirildi. Etkinlik, Türk iş dünyası temsilcileri ile Körfez bölgesinin önde gelen finans kuruluşları arasında doğrudan temas kurulmasına imkân sağlayarak yeni iş ortaklıklarına zemin hazırladı. Etkinlikte Commercial Bank of Qatar Grup CEO’su Stephen Moss, DEİK/Türkiye-Katar İş Konseyi Başkanı Abdullah Altunkum, United Arab Bank CEO’su Shirish Bhide ve National Bank of Oman CEO’su Abdullah Al Hinai’nin de aralarında bulunduğu üst düzey isimler yer aldı. Konuk konuşmacılar Prof. Dr. Hakan Kara ve Prof. Dr. Ahmet Kasım Han ise Türkiye ve Körfez pazarlarının görünümü, jeopolitik gelişmeler ve bölgesel ekonomik koşullara ilişkin değerlendirmelerini paylaşarak yatırım ve büyüme kararlarına ışık tuttu. Alternatif Bank Yönetim Kurulu Başkanı Omar Hussain Alfardan: “Türkiye ile Körfez arasında uzun vadeli ortaklıklar için güçlü bir potansiyel görüyoruz” Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan Alternatif Bank Yönetim Kurulu Başkanı Omar Hussain Alfardan şunları söyledi: “Türkiye ile Körfez arasındaki ekonomik ilişkilerin önümüzdeki dönemde ticaretin ötesine geçerek karşılıklı yatırımlar, uzun vadeli ortaklıklar ve yeni iş birlikleriyle daha da derinleşmesi için güçlü bir potansiyel bulunuyor. Türkiye’nin üretim ve girişimcilik gücü ile Körfez’in yatırım kapasitesi ve bölgesel bağlantıları bu açıdan birbirini tamamlayan güçlü bir yapı oluşturuyor. ‘Sınırların Ötesinde’ buluşmasını da bu potansiyeli somut fırsatlara dönüştürmek, iş dünyası temsilcileri arasında yeni bağlantılar kurulmasını sağlamak ve uzun vadeli ortaklıkların önünü açmak açısından değerli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de Alternatif Bank’ın Türkiye’deki gücünü Commercial Bank Grup’un bölgesel deneyimi ve erişimiyle bir araya getirerek, Türkiye ile Körfez arasında ticaret ve yatırım ilişkilerinin daha da gelişmesini desteklemeye devam edeceğiz.” Commercial Bank of Qatar Grup CEO’su Stephen Moss: “Yeni fırsatlarla Türkiye ve Körfez arasındaki iş birliğini güçlendiriyoruz” Commercial Bank of Qatar Grup CEO’su Stephen Moss ise etkinliğin Türkiye ile Körfez arasındaki ekonomik ilişkiler açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, Katar ve Körfez bölgesi için önemli bir ticaret ve yatırım ortağı. Bu güçlü ekonomik ilişkinin daha da ileri taşınmasında, bölgesel ölçekte sahip olduğumuz finansal ağ önemli bir rol oynuyor. Commercial Bank of Qatar’ın Katar’daki güçlü konumunun yanı sıra National Bank of Oman’da yüzde 35,89, United Arab Bank’ta ise yüzde 39,99 oranındaki payları, grubumuzun Türkiye, Katar, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne uzanan bölgesel gücünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Alternatif Bank ile uzun yıllara dayanan ilişkimizden güç alarak bankanın Türkiye pazarındaki bilgi birikimini Commercial Bank of Qatar, United Arab Bank ve National Bank of Oman’ın bölgesel deneyimiyle birleştiriyoruz. Böylece Türk şirketlerinin finansmana erişimini, Körfez pazarlarına açılmasını ve kalıcı iş ortaklıkları kurmasını destekleyebiliyoruz. DEİK iş birliğiyle düzenlenen Sınırların Ötesinde etkinliği bu bağlantıları yeni fırsatlara dönüştürmek ve Türkiye ile Körfez arasındaki ekonomik ilişkileri derinleştirmek için önemli bir platform sunuyor.” Alternatif Bank CEO’su Ozan Kırmızı: “Türk şirketlerinin Körfez’deki büyüme yolculuğunda güçlü bir köprü olmayı hedefliyoruz” Alternatif Bank CEO’su Ozan Kırmızı ise Türk şirketlerinin Körfez’deki büyüme yolculuğuna sundukları desteğe ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye ile Körfez arasındaki ekonomik ilişkiler gelişirken, bu potansiyeli Türk şirketleri için somut fırsatlara dönüştürmeyi hedefliyoruz. Hissedarımız Commercial Bank of Qatar’ın Katar’daki güçlü konumu, National Bank of Oman ve United Arab Bank’ın bölgesel deneyimiyle birleştiğinde bölgeye açılan güçlü bir finansal ekosistem sunuyor. Bu güç birliğiyle şirketlerin finansmana erişmelerine, yeni pazarları daha iyi tanımalarına ve büyümeleri için ihtiyaç duydukları bağlantıları kurmalarına destek oluyoruz. DEİK’in destekleriyle düzenlediğimiz “Sınırların Ötesinde: Türk İş Dünyasını Körfez Bölgesi’nde Güçlendirmek” etkinliği, Türk iş dünyasını bölgesel bankacılık ağımızla buluşturarak bu fırsatları doğrudan değerlendirme imkânı sundu. Türk şirketlerinin Körfez’de ticaretlerini büyütürken güvenilir bir finansal çözüm ortağı olarak yanlarında yer alamaya ve bu bölge ile aralarında güçlü bir köprü görevi görmeye devam edeceğiz.” DEİK/Türkiye-Katar İş Konseyi Başkanı Abdullah Altunkum: “Körfez Bölgesi, Türk iş dünyası açısından önemli bir potansiyel barındırıyor” Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin ve iki ülke arasında tesis edilen güçlü diyalog ve karşılıklı güven temelinde her geçen gün geliştiğini aktaran DEİK/Türkiye-Katar İş Konseyi Başkanı Abdullah Altunkum ise, “DEİK Türkiye-Katar İş Konseyi olarak hedefimiz, bu güçlü ilişkileri daha fazla ticarete, yatırıma ve somut iş birliğine dönüştürmek. Katar’ı aynı zamanda Türk şirketlerinin daha geniş Körfez coğrafyasındaki fırsatlara erişimi açısından da önemli bir ortak olarak görüyoruz. Körfez Bölgesi; güçlü finansal yapısı, yatırım kapasitesi ve farklı sektörlerde sunduğu fırsatlarla Türk iş dünyası açısından önemli bir potansiyel barındırıyor. Ancak yeni pazarlarda güçlü ve kalıcı olabilmek için ticari fırsatlar kadar finansmana erişim, doğru iş ortaklarıyla bağlantı kurulması ve bölgenin dinamiklerinin yakından tanınması da büyük önem taşıyor. DEİK Türkiye-Katar İş Konseyi olarak bizler de Türk şirketlerinin Katar ve Körfez Bölgesi’ndeki fırsatlara daha etkin şekilde ulaşabilmelerini desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İş Dünyasının Dönüşüm Gündemi Ekim’de İstanbul’da Buluşuyor Haber

Küresel İş Dünyasının Dönüşüm Gündemi Ekim’de İstanbul’da Buluşuyor

Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünde öncü rol üstlenen Enerjisa Üretim, enerji sektöründeki dönüşüme liderlik ederken iş dünyasının geleceğini şekillendiren uluslararası fikir ve deneyimlerin paylaşılacağı önemli bir buluşmaya hazırlanıyor. İş dünyası ile akademiyi bir araya getiren WHU Campus for Corporate Transformation (CCT), 8 Ekim 2026’da ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilecek. Konferansa sayılı günler kala İstanbul, farklı coğrafyalardan iş dünyası liderlerini ve akademisyenleri küresel dönüşümün öncelikli gündem başlıkları etrafında bir araya getirmeye hazırlanıyor. Kıtaların, kültürlerin ve ticaret yollarının kesişim noktasında yer alan İstanbul, ekonomik güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve jeopolitik dinamiklerin iş dünyasının kararlarını giderek daha fazla etkilediği bir dönemde konferans için stratejik bir buluşma noktası sunuyor. 2026 Teması: Çok Kutuplu Dünyada Başarıyı Sürdürmek WHU CCT 2026, “Çok Kutuplu Dünyada Başarıyı Sürdürmek” temasıyla şirketlerin yeni küresel düzende nasıl hareket edeceğine odaklanacak. İtibar yönetimi, liderlik iletişimi, sürdürülebilirlik ve paydaş ilişkileri gibi başlıklar, günümüzün karmaşık küresel dinamikleri ışığında ele alınacak. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, düzenleyici yapıların farklılaştığı ve teknolojik egemenlik tartışmalarının hız kazandığı bir dönemde konferans; şirketlerin bu dönüşüm karşısında nasıl pozisyon alabileceğini, dayanıklılıklarını nasıl güçlendirebileceğini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini nasıl geliştirebileceğini farklı perspektiflerden değerlendirecek. Konferans, uluslararası saygınlığa sahip akademisyen Prof. Dr. Serden Özcan liderliğinde düzenleniyor. Konferans, küresel dönüşümün şirket stratejileri, liderlik modelleri ve karar alma mekanizmaları üzerindeki etkisine çok yönlü bir perspektif sunacak. İstanbul Küresel Dönüşüm Diyaloğuna Ev Sahipliği Yapacak Konferans 8 Ekim’de, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi içerisinde yer alan The Seed’de gerçekleştirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Değişikliği, Su Yönetimi Ve Gıda Güvenliği Alanının Öncü İsimleri Erciyes Zirve-1’de Buluşuyor Haber

İklim Değişikliği, Su Yönetimi Ve Gıda Güvenliği Alanının Öncü İsimleri Erciyes Zirve-1’de Buluşuyor

Küresel önemdeki iklim değişikliği, su yönetimi, gıda güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları, 19 Haziran 2026’da Kayseri’de “İklim, Su, Gıda ve Güvenlik" temasıyla gerçekleştirilecek Erciyes Zirve-1’de masaya yatırılacak. Zirveyle, iklim değişikliği, su kaynakları, gıda sistemleri ve bunlarla bağlantılı çevresel ve toplumsal sorunların bütüncül çerçevede ele alınması ve çözüm odaklı bir istişare zemini oluşturulması hedefleniyor. Büyük Sanat Vakfı’nın organizasyonu ve Erciyes Üniversitesi’nin ev sahipliğindeki zirve, Kayseri Valiliği, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Orta Anadolu Kalkınma Ajansı iş birliğiyle düzenlenecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sıfır Atık Vakfı, Su Politikaları Derneği, TARPOL Vakfı, TEMA Vakfı ve Türk Kızılay’ın katkı verdiği zirvenin paydaş üniversiteleri ise Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Abdullah Gül Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi, Kapadokya Üniversitesi ve Nuh Naci Yazgan Üniversitesi olacak. Zirvede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, AK Parti Kayseri Milletvekili ve TBMM Milli Savunma Komisyon Başkanı Hulusi Akar başta olmak üzere alanında uzman politika yapıcıları, uluslararası kurum yöneticileri ve akademisyenler konuşmacı olarak yer alacak. Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç ve Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun da zirvede hitaplarını gerçekleştirecek. Riskler, iş birliği olanakları ve çözüm önerileri tüm yönleriyle ele alınacak Alanında uzman uluslararası ve ulusal katılımcıların sunumlarını yapacağı zirvenin ilk paneli "İklim Değişikliği ve Jeopolitik” başlığını taşıyor. İklim değişikliğinin tarımsal üretim ve su kaynakları üzerindeki etkilerinin ele alınacağı oturumda, sınır aşan sular, ortak havzalar, su alt yapısı, su güvenliği ve su diplomasisi konuları kapsamlı şekilde tartışılacak. Akdeniz Havzası ve Anadolu coğrafyasında su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve geleceğe yönelik kurumsal yapılanma ihtiyaçları uzman görüşleri ışığında ele alınacak. İkinci panelde ise tarladan sofraya bir güvenlik meselesi haline gelen “Gıda Güvenliği” başlığı masaya yatırılacak. Tarımsal üretim, halk sağlığı, insani yardım, ticaret ve hayvan sağlığı boyutlarıyla gıda sistemlerinin mevcut durumunun değerlendirileceği, gıda güvenliğinin geleceğine ilişkin öngörülerin paylaşılacağı panelde darboğazlar ve fırsatlar da masaya yatırılacak. "İklim Aşırılıkları ve Su Yönetimi " başlıklı üçüncü panelde ise gelecekteki çatışma dinamikleri açısından stratejik önem taşıyan su güvenliği konusunda mevcut ve potansiyel kriz riski, iş birliği imkânları ve çözüm önerileri tartışılacak. "Sürdürülebilir Kalkınma " başlıklı son panelde ise sürdürülebilir kalkınma hedefleri, iklim politikaları ve çevresel yönetişim konuları farklı perspektiflerden ele alınacak. Kamu kurumları, araştırma kuruluşları, sivil toplum temsilcileri ve politika yapıcılar, sürdürülebilir gelecek vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaşacak. Kayseri’den dünyaya sürdürülebilirlikle ilgili güçlü mesajlar verilecek Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, FAO, Dünya Gıda Programı (WFP), üniversiteler, araştırma kuruluşları ve kamu kurumlarından alanında uzman isimleri Kayseri’de buluşturacak zirveyle, sürdürülebilirlikle ilgili küresel sorunlara karşı ortak çözüm arayışının güçlendirilmesi ve güvenli bir gelecek için dünyaya güçlü mesajlar verilmesi hedefleniyor. İklim değişikliği, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, gıda güvenliği ve kalkınma politikaları arasındaki ilişkinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınacağı Erciyes Zirve-1’de, ulusal ve uluslararası düzeyde bilgi paylaşımına, iş birliklerinin geliştirilmesine ve çözüm odaklı politika önerilerinin ortaya konulmasına katkı sağlayacak. Akademi, kamu, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla zirvede geliştirilecek değerlendirme ve öneriler kamuoyuyla paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı Haber

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı

Çimen, Dubai’nin jeopolitik türbülansın doğrudan tarafı olmadığını ifade ederek, “Coğrafi olarak bölgenin ortasında yer almasına rağmen Dubai yönetimi sürece çok hızlı reaksiyon verdi. Hava sahasının derhal kapatılması, yatırımcı güvenliği ve finansal sistemin korunmasına yönelik alınan kararlar piyasadaki güven ortamını destekledi.” dedi. Süreçte geliştirici firmaların yatırımcı lehine yeni uygulamaları devreye aldığını aktaran Çimen, daha önce sunulan ödeme planlarında vade uzatımına gidildiğini, mortgage tarafında ise yabancı yatırımcılar için daha avantajlı finansman imkanlarının oluşturulduğunu kaydetti. Çimen, “28 Şubat haftasındaki şok etkisi çok kısa sürdü. Bu ayrıcalıkları gören Türk yatırımcı yatırımlarına devam etti. Hatta bugün Dubai genelindeki Türk yatırımcı talebi, 28 Şubat öncesi dönemin de üzerine çıkmış durumda.” ifadelerini kullandı. “Türk yatırımcı bu süreci fırsat olarak gördü” Türk yatırımcıların süreç boyunca güvenlik endişesiyle hareket etmediğini belirten Çimen, yatırım kararlarında temel belirleyicinin getiri potansiyeli olduğunu söyledi. Çimen, “Türk yatırımcı bu süreci bir güvenlik endişesi olarak değil, fırsat yatırım süreci olarak değerlendirdi. Özellikle daha önce yönlendirme yaptığımız yatırımcıların önemli bölümü yeni alımlar gerçekleştirdi. Burada en önemli unsur yatırımcının broker’a duyduğu güven oldu.” diye konuştu. Dubai ve Londra piyasalarının yatırım mantığı açısından birbirinden ayrıştığını dile getiren Çimen, Londra’nın daha çok servet korumaya yönelik bir yapı sunduğunu, Dubai’nin ise servet yaratma odaklı büyüyen bir merkez haline geldiğini anlattı. Çimen, Londra’da yatırımın yıllık geri dönüş oranının yüzde 4-6 seviyesinde bulunduğunu, Dubai’de ise bu oranın yüzde 9-11 bandına ulaştığını belirterek, “Dubai hükümeti bu modeli yasalarla destekliyor. Vergisiz kira getirisi ve dolar bazlı yüksek gelir yatırımcı açısından önemli avantaj sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Dubai’nin küresel yatırım merkezi olarak farklılaştığını ifade eden Çimen, yatırımın nakde dönüştürülmesi aşamasında alıcı kitlesinin yalnızca yerel pazardan oluşmadığını kaydetti. Çimen, “Dünyanın birçok ülkesinde yatırımınızı satmak istediğinizde alıcı kitleniz o bölgeyle sınırlı olur. Ancak Dubai’de Avrupa’dan Türkiye’ye, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar çok geniş bir yatırımcı kitlesi oluşuyor.” dedi. Ticari gayrimenkule yönelim arttı Son dönemde Türk yatırımcıların tercihlerinde de değişim yaşandığını belirten Çimen, daha önce ağırlıklı olarak konut yatırımı yapılırken, son dönemde ticari dükkan ve ofis yatırımlarının öne çıktığını söyledi. Çimen, bu eğilimin Dubai’nin 2040 vizyonu ve ikinci master planı kapsamında yatırımcılara verdiği ekonomik güvenin göstergesi olduğunu ifade etti. Dubai’nin küresel şirketlerin bölgesel merkezlerini taşıdığı yükselen bir ekonomik merkez konumuna geldiğini belirten Çimen, Londra’nın ise daha çok prestij ve güven eksenli yatırım merkezi olarak öne çıktığını kaydetti. Çimen, “Ben Dubai’yi Londra’nın alternatifi olarak değil, yeni nesil global yatırımcının daha hızlı sonuç alabildiği tamamlayıcı bir pazar olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı Haber

Türk Yatırımcı Dubai’de Frene Basmadı

Çimen, Dubai’nin jeopolitik türbülansın doğrudan tarafı olmadığını ifade ederek, “Coğrafi olarak bölgenin ortasında yer almasına rağmen Dubai yönetimi sürece çok hızlı reaksiyon verdi. Hava sahasının derhal kapatılması, yatırımcı güvenliği ve finansal sistemin korunmasına yönelik alınan kararlar piyasadaki güven ortamını destekledi.” dedi. Süreçte geliştirici firmaların yatırımcı lehine yeni uygulamaları devreye aldığını aktaran Çimen, daha önce sunulan ödeme planlarında vade uzatımına gidildiğini, mortgage tarafında ise yabancı yatırımcılar için daha avantajlı finansman imkanlarının oluşturulduğunu kaydetti. Çimen, “28 Şubat haftasındaki şok etkisi çok kısa sürdü. Bu ayrıcalıkları gören Türk yatırımcı yatırımlarına devam etti. Hatta bugün Dubai genelindeki Türk yatırımcı talebi, 28 Şubat öncesi dönemin de üzerine çıkmış durumda.” ifadelerini kullandı. “Türk yatırımcı bu süreci fırsat olarak gördü” Türk yatırımcıların süreç boyunca güvenlik endişesiyle hareket etmediğini belirten Çimen, yatırım kararlarında temel belirleyicinin getiri potansiyeli olduğunu söyledi. Çimen, “Türk yatırımcı bu süreci bir güvenlik endişesi olarak değil, fırsat yatırım süreci olarak değerlendirdi. Özellikle daha önce yönlendirme yaptığımız yatırımcıların önemli bölümü yeni alımlar gerçekleştirdi. Burada en önemli unsur yatırımcının broker’a duyduğu güven oldu.” diye konuştu. Dubai ve Londra piyasalarının yatırım mantığı açısından birbirinden ayrıştığını dile getiren Çimen, Londra’nın daha çok servet korumaya yönelik bir yapı sunduğunu, Dubai’nin ise servet yaratma odaklı büyüyen bir merkez haline geldiğini anlattı. Çimen, Londra’da yatırımın yıllık geri dönüş oranının yüzde 4-6 seviyesinde bulunduğunu, Dubai’de ise bu oranın yüzde 9-11 bandına ulaştığını belirterek, “Dubai hükümeti bu modeli yasalarla destekliyor. Vergisiz kira getirisi ve dolar bazlı yüksek gelir yatırımcı açısından önemli avantaj sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Dubai’nin küresel yatırım merkezi olarak farklılaştığını ifade eden Çimen, yatırımın nakde dönüştürülmesi aşamasında alıcı kitlesinin yalnızca yerel pazardan oluşmadığını kaydetti. Çimen, “Dünyanın birçok ülkesinde yatırımınızı satmak istediğinizde alıcı kitleniz o bölgeyle sınırlı olur. Ancak Dubai’de Avrupa’dan Türkiye’ye, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar çok geniş bir yatırımcı kitlesi oluşuyor.” dedi. -Ticari gayrimenkule yönelim arttı Son dönemde Türk yatırımcıların tercihlerinde de değişim yaşandığını belirten Çimen, daha önce ağırlıklı olarak konut yatırımı yapılırken, son dönemde ticari dükkan ve ofis yatırımlarının öne çıktığını söyledi. Çimen, bu eğilimin Dubai’nin 2040 vizyonu ve ikinci master planı kapsamında yatırımcılara verdiği ekonomik güvenin göstergesi olduğunu ifade etti. Dubai’nin küresel şirketlerin bölgesel merkezlerini taşıdığı yükselen bir ekonomik merkez konumuna geldiğini belirten Çimen, Londra’nın ise daha çok prestij ve güven eksenli yatırım merkezi olarak öne çıktığını kaydetti. Çimen, “Ben Dubai’yi Londra’nın alternatifi olarak değil, yeni nesil global yatırımcının daha hızlı sonuç alabildiği tamamlayıcı bir pazar olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.