Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Gelişmeler

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Gelişmeler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Gelişmeler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme Haber

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme

Yeni kural ve normlar, kaynaklara erişim ve bölgesel güç dengeleri; şirketlerin faaliyet modellerini ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek. Raporda ele alınan 10 kritik jeopolitik gelişme, belirsizliklerin yanı sıra önemli risk ve fırsatları da barındırıyor. Jeopolitik dinamikleri stratejilerine proaktif şekilde entegre eden şirketler, 2026’da dayanıklılıklarını artırarak rekabet avantajı elde edebilir. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri firması EY (Ernst&Young) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP), Küresel Jeostratejik Görünüm Raporu’nda, 2026'da küresel dönüşümü şekillendirecek 10 jeopolitik gelişmeyi açıkladı. Jeopolitik risklerin sektörler ve coğrafyalar üzerindeki farklı etkilerinin ele alındığı raporda; iş liderlerine belirsizlik ortamında dayanıklılık kazanmak ve rekabet avantajı elde etmek için stratejik bir yol haritası sunuluyor. Rapora göre; 2026 yılında jeopolitik belirsizlikler devam ederken, bu görünümü şekillendiren çok sayıda itici güç öne çıkıyor. Özellikle ABD’nin küresel faaliyet ortamını yeniden tanımlamadaki rolü, yıl boyunca belirleyici olacak. Çin, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, ABD’nin yeni yaklaşımına göre pozisyon alırken, kendi stratejik önceliklerini de eş zamanlı olarak şekillendirmeyi sürdürecek. 2026’yı şekillendirecek üç ana tema Jeopolitik gelişmeler, 2026’da küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye devam ederken, yıl içinde jeopolitik ortamı tanımlayacak üç ana tema ortaya çıkıyor. İlk olarak, iş yapma biçimlerine ilişkin yeni kural ve normların ortaya çıkması ve mevcut kuralların bir kısmının geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. İkinci olarak, kaynak yetersizliği risklerinin daha da belirginleşmesi tahmin ediliyor. Üçüncü başlıkta ise, bölgesel dinamiklerin, 2026 yılında jeostratejik görünümü belirgin şekilde etkileyeceği öngörülüyor. Raporda, 2026 yılında jeopolitik ortamı şekillendirecek 10 kritik gelişme ise bu 3 tema altında ele alınıyor. Yeni kurallar ve normlar 1. Devlet müdahalesi: Hükümetler, ekonomik güvenliği güçlendirmek amacıyla sanayi teşvikleri, ticaret kısıtlamaları, yerel yatırım zorunlulukları ve şirket sahipliklerine yönelik düzenlemeleri sıkılaştıracak. 2. Baskı altındaki ticaret: Gümrük vergileri, tarife belirsizlikleri, ihracat kontrolleri ve yerel regülasyonlar; şirketleri tedarik zincirlerini ve ticaret modellerini yeniden kurgulamaya yöneltecek. 3. Yapay zekâ ve siber çatışmalar: Yapay zekâ giderek ulusal güvenliğin ve kritik altyapının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Ülkeler kendi yapay zekâ altyapılarını geliştirmeye ve ulusal güvenliğini korumaya yönelecek. Kısıtlı kaynaklar nedeniyle oluşan jeopolitik görünüm 4. Su kaynaklarının kısıtlılığı: Dünya genelinde su kıtlığı riski ve buna yönelik baskı artarken, diğer taraftan yarı iletken üretimi ve veri merkezlerinin soğutulması gibi alanlarda su talebi daha da artacak. 5. Kritik minerallere erişimde rekabet: Dijital teknolojiler, yüksek kapasiteli piller ve savunma sistemleri için kritik minerallere erişimde rekabet ise, yeni üretim ve ticaret modellerinin ortaya çıkmasına neden olacak. 6. Borç, sermaye ve para birimleri: Jeopolitik rekabet ve sermaye tahsisinin giderek siyasallaşması, küresel finans sistemin sınırlarını yeniden şekillendirecek. Bölgesel Dinamikler 7. Kuzey Amerika’da politika belirsizliği devam ediyor: Kuzey Amerika'daki faaliyet ortamı, ABD-Meksika-Kanada (USMCA) ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesi ve buna bağlı olarak bölgesel tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanma süreci nedeniyle dalgalı seyrini sürdürecek. 8. Asya-Pasifik’te ekonomik güvenlik öne çıkıyor: Hükümetler, artan çok kutupluluk ortamında bölgesel ekonomik entegrasyon ile ulusal güvenlik arasında denge kurarak ekonomik güvenliğe daha fazla önem verecek. 9. Orta Doğu’da dengeler yeniden şekilleniyor: Orta Doğu’daki bölgesel ve küresel aktörlerin, bölgedeki stratejik konumlarını yeniden dengelemeye yönelik aksiyon alması durumunda ekonomik rekabet artacak. 10. Avrupa dönüm noktasında: Değişen küresel dengeler ve iç siyasi ayrışmalar, Avrupa'nın ulusal güvenliğini ve ekonomik rekabet gücünü baskı altına alacak. Jeopolitik gelişmeler en fazla hangi sektörleri etkileyecek? Tüketici ürünleri ve sağlık sektörleri: Ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve tedarik zinciri süreçlerinin dönüşümü, maliyetler ve tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratabilir. Yapay zekâ ve siber riskler ise veri gizliliği ve fikri mülkiyet alanlarında yeni hassasiyetler oluşturabilir. Finansal hizmetler sektörü: Yerelleşme ve bölgeselleşme hız kazanırken; farklılaşan regülasyonlar ve artan siber riskler uyum ihtiyacını artıracak. Başarı, inovasyon ile dayanıklılığı dengeleyebilme becerisine bağlı olacak. Kamu ve altyapı sektörü: Hükümetlerin önceliği, dayanıklılık ve dijital egemenlik olacak. Altyapı yatırımları ve projeler; enerji, savunma ve siber güvenlik alanlarına odaklanacak. Diğer yandan, su ve kritik mineraller gibi kaynak kısıtları, zaman planlarını ve maliyetleri zorlayarak uluslararası iş birliklerini gündeme getirecek. Sanayi ve enerji sektörü: Kritik minerallere erişim zorlukları ve enerji rotalarındaki belirsizlikler, tedarik zincirleri ve fiyatlama üzerinde belirleyici olacak. Devlet müdahaleleri, yatırım ve inovasyon stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Özel sermaye fonları: Başlıca pazarlarda ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, özel sermaye şirketlerinin sınır ötesi yatırımlarda fiyatlama ve risk değerlendirmesini zorlaştırabilir. Buna karşın jeopolitik dönüşüm, yeni yatırım yaklaşımları için fırsatlar da sunabilir. Teknoloji, medya ve telekomünikasyon: Yapay zekâ ve siber güvenliğe ilişkin jeopolitik gelişmeler, pazar yapılarında düzenleyici ve uyum gerekliliklerindeki karmaşıklığı derinleştirebilir. Enerji ve kritik minerallere erişim kısıtları ise baskıyı artırarak, şirketleri inovasyon ile operasyonel dayanıklılık arasında denge kurmaya zorlayabilir. EY-Parthenon (EYP) Türkiye Bölüm Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar, 2026 yılına yönelik küresel jeostratejik görünüm ile ilgili şunları söyledi: “Jeostratejik Görünüm 2026 raporu kapsamında ele aldığımız 10 kritik jeopolitik gelişme, işletmeler için hem riskleri hem de önemli fırsatları ortaya koyuyor. Diğer yandan, hükümet politikaları artık sadece ekonomik hedeflere değil, ulusal güvenlik konularına daha fazla odaklanıyor. Devlet müdahalelerinin artmasıyla, işletmelerin faaliyet ve etkileşim biçimleri yeniden tanımlanırken; kritik kaynak ve minerallere talep yoğunlaşıyor, bu durum tedarik zincirlerini ve stratejik planlamayı doğrudan etkileyecek. 2026 yılında jeopolitik dinamiklerin; üretim, ticaret, enerji, iklim politikaları ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere küresel faaliyet ortamını yeniden şekillendirdiğini göreceğiz. Ülkelerin değişen rolleri ve öncelikleri, ticari ilişkilerden enerji ve teknoloji yatırımlarına kadar pek çok alanda yeni denge arayışlarını beraberinde getirecek. Jeopolitik manzaradaki bu dönüşümle birlikte jeopolitik içgörüleri iş kararlarına, stratejilerine ve kurumsal yönetişime proaktif biçimde entegre eden şirketler; bu değişimi daha iyi yöneterek dayanıklılıklarını güçlendirebilir, zorlu ve belirsiz bir ortamda faaliyetlerini sürdürülebilir kılabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Artan Yatırımlar Rüzgardan Elektrik Üretimi Rekorlarını Getirdi Haber

Artan Yatırımlar Rüzgardan Elektrik Üretimi Rekorlarını Getirdi

Verileri değerlendiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Her geçen gün artan yenilenebilir kurulu gücümüzle yeni rekorlara imza atıyoruz. 2026 yılına da rekorla başladık. Rüzgârdan elektrik üretimi, 3 Ocak’ta 259 bin 76 MWh ile günlük bazda en yüksek üretim rakamına ulaştı” dedi. TÜREB (Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği) Başkanı Dr. İbrahim Erden de bu kapsamda yaptığı değerlendirmede rüzgar enerjisi santrallerinden elektrik üretiminin kurulu güçteki artışla birlikte her yıl yeni rekorlar kırdığını ve toplam elektrik üretimindeki payının arttığının altını çizerek, 2025’in izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılı, 2026 yılının ise ise rüzgar santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngördüklerini aktardı. RÜZGAR ENERJİSİNDE KURULU GÜÇ VE ÜRETİM ARTIŞI HIZLANACAK Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi Ocak ayının ilk haftasında günlük bazda üretim rekoru kırdı. Artan rüzgar üretimi Ocak ayının ilk haftasında rüzgar enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payı da artan üretimin etkisiyle birlikte yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti. Rüzgar enerjisi santrallerinin Ocak ayının ilk haftasındaki üretim rekoruna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdiğini vurguladı. Erden, rüzgar enerjisi santrallerinden elektrik üretiminin kurulu güçteki artışla birlikte her yıl yeni rekorlar kırdığını ve toplam elektrik üretimindeki payının arttığının altını çizerek, “2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgar santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Türkiye’de rüzgarda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. Bu kapsamda rekor kıran yatırımlar sonucu ülkemizin rüzgar enerjisinden elektrik üretimi günlük, haftalık ve yıllık bazda yeni rekorlar devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası Haber

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası

Toplantıda, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından taşıdığı stratejik rol öne çıktı. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, rüzgâr enerjisinin Türkiye’de ani sıçramalarla değil, net hedefler ve takvimlerle tanımlanmış, öngörülebilir bir planlama modeli doğrultusunda büyümesi gerektiğini ifade ederken; TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı da sektörün üretim, yatırım ve sanayi boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden başkanlığında gerçekleştirilen basın toplantısında; TÜREB Başkan Yardımcıları Ebru Arıcı, Ufuk Yaman, Samet Güldoğan ve Erinç Kısa ile TÜREB Saymanı Çağrı Güven değerlendirmelerde bulundu. Yapılan değerlendirmelerde, sektörün kısa vadeli hedefler yerine öngörülebilir, programlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli doğrultusunda ilerlediği vurgulandı. RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDE BÜYÜMENİN STRATEJİK ÇERÇEVESİ Basın toplantısında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının her geçen yıl artmaya devam ettiği ifade edildi. Hidroelektrik kaynaklarda teknik potansiyelin büyük ölçüde kullanıldığına dikkat çekilirken, önümüzdeki dönemde büyümenin ana taşıyıcılarının rüzgâr ve güneş enerjisi olacağı aktarıldı. Bu kapsamda, rüzgâr ve güneş yatırımlarının kısa vadeli kurulum hedeflerinden ziyade, uygulama ve sonuç odaklı bir yaklaşımla, çok yıllı bir planlama perspektifi doğrultusunda ele alındığı belirtildi. Yapılan değerlendirmelerde, özellikle 2026 ve sonrasının rüzgâr enerjisinde sahaya yansıyan yatırımların hız kazandığı bir dönem olarak konumlandığı; enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi altyapısının güçlendirilmesi hedefleriyle birlikte bütüncül şekilde ele alındığı vurgulandı. YEKA İHALELERİYLE OLUŞAN ÖNGÖRÜLEBİLİR YATIRIM TAKVİMİ Rüzgâr enerjisinde planlı büyümeyi destekleyen temel mekanizmalar arasında yer alan YEKA ihalelerine de toplantıda değinildi. Paylaşılan bilgilere göre, son üç yılda her yıl yaklaşık 1.100–1.200 MW büyüklüğünde YEKA ihaleleri gerçekleştirildi. Bu sürekliliğin, yatırımcılar açısından güçlü bir öngörülebilirlik sağladığı belirtilirken; söz konusu takvimin hem yerli hem de yabancı yatırımcıların uzun vadeli planlama yapabilmesine imkân tanıdığı ifade edildi. Düzenli şekilde sürdürülen YEKA ihalelerinin, sanayi tarafında kapasite yatırımlarının planlanmasına, finansman tarafında ise kredi ve kaynak yapılandırmasının daha sağlıklı biçimde yürütülmesine katkı sunduğu; bu yapının önümüzdeki dönemde uygulama odaklı yatırımların artmasına zemin hazırladığı aktarıldı. RÜZGÂR ENERJİSİNDE PLANLI VE ÖNGÖRÜLEBİLİR BÜYÜME TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdi. Türkiye, rüzgâr ve güneşte potansiyeli yüksek, yatırım imkânı güçlü bir ülke konumunda. Yatırımcı açısından en kritik konu öngörülebilirlik; devletimizin her yıl düzenli şekilde kapasite tahsisleri ve YEKA ihalelerini sürdürmesi bu alandaki kararlılığı net biçimde gösteriyor. Depolamalı tarafta yaklaşık 33.000 MW’lık kapasite tahsisi yapılmış durumda; bunun 18.500 MW’ı depolamalı rüzgâr projelerinden oluşuyor. Bu projeler hızla geliştirme aşamasında ve ilk tesislerin bu yıldan itibaren peyderpey devreye girmesini bekliyoruz. 2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgâr santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Bunun yanında YEKA projeleri zaten 2024-2025 devreye giriyordu peyderpey, ihaleyi kazanan şirketler tarafından hayata geçiriliyordu. Bu yıl onların da devam edeceğini göreceksiniz. Türkiye’de rüzgârda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. ‘Süper izin’ düzenlemeleriyle amaç mevzuatı ortadan kaldırmak değil, mükerrer adımları sadeleştirerek izin süreçlerini eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getirmek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji tesislerinde imar düzenlemesi yapma ve ruhsatlandırmaya dönük çok değerli bir yetki aldı. Bu da inşallah bu sene hayata geçecek. Bu da, eldeki büyük rüzgar portföyünü, yenilenebilir portföyünü, bundan sonraki yıllarda da her yıl daha da artacak şekilde, yıllık kullanımları daha da artacak şekilde, destekleyecek. Bu da yatırım ortamında önemli bir öngörülebilirlik ve hızlanma sağlayacak diye düşünüyoruz. 2026’nın ilk yarısında en az iki yeni kanat fabrikasının faaliyete geçmesini bekliyoruz. Sanayimiz de türbinleri, aksamları yerli yapmak üzere yatırımlara girişiyor. Şu an ülkemizde, 2, hatta 3 olacak, kanat fabrikasının hayata geçmesine dönük çalışmalar var. Bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde, bu fabrikaların en azından 2’sinin hayata geçtiğini beraberce duyuracağız. YEKA projelerinde %55’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık; bu Türkiye’yi Avrupa’nın en güçlü rüzgâr sanayi ülkeleri arasına taşıyor. Globalde ticari çekişmeleri, ekonomik savaşları, Çin ile Amerika ve Avrupa Birliği arasında yaşanan çekişmeleri ve dünyada rüzgar imalatında Çin’in gücünü dikkate aldığınızda, Türkiye’nin Avrupa ve Batı dünyası için önemli bir türbin ve aksam tedarikçisi olması, hem bugün yadsınamaz bir gerçek hem de bundan sonra bunun kuvvetlenmesi çok daha mümkün.” Deniz üstü rüzgarda devam eden çalışmalara da değinen Erden, “Dünya Bankası’yla önemli işbirlikleri yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız bu yılın sonuna doğru en kötü ihtimalle, umuyorum bir sonraki seneye kalmaz, ilk deniz üstü rüzgar santrali ihalesinin yarışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Karadeniz’de, Marmara Denizi’nde, Ege Denizi’nde çeşitli teknik çalışmalar yapıldı. Bakanlığımız da uluslararası görüşmelere bu çerçevede devam ediyor” dedi. Erden, 2026 yılında 1.000–1.500 MW aralığında yeni rüzgar YEKA ihalelerinin yapılmasını beklediklerini ve önümüzdeki 4-6 yıl boyunca yıllık kurulumların 2.000 MW’ın altına düşmeyeceğini belirterek, söz konusu ivmenin 2030’a kadar korunacağını öngördüklerini, her 2.000 MW’lık yeni rüzgar türbini kurulumunun Türkiye’ye 2–2,5 milyar dolarlık yeni yatırım anlamına geldiğini kaydetti. RÜZGÂR ENERJİSİNDE İZİN SÜREÇLERİNDE SADELEŞME VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ‘Süper İzin’ düzenlemesinin mevzuatı ortadan kaldırmadığını, mükerrer süreçleri sadeleştirerek izin mekanizmalarını eşgüdümlü, öngörülebilir ve yönetilebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulayan TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı, “Rüzgâr enerjisinde izin süreçlerini hızlandırmak amacıyla kamuoyunda ‘süper izin’ olarak anılan düzenleme, herhangi bir mevzuatı ortadan kaldırmıyor; mükerrer adımları sadeleştirerek süreçleri eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getiriyor. Bugün Türkiye’de 292 işletmede rüzgâr santralimiz bulunuyor, buna ek olarak 408 proje hâlen izin süreçlerinde ilerliyor. Bu projeler Çevre, Enerji ve ilgili diğer kamu kurumları nezdinde çok sayıda aşamadan geçiyor; dolayısıyla yapılacak her sadeleştirici düzenleme hem kamu tarafındaki yükü azaltıyor hem de yatırımcı açısından öngörülebilirliği artırıyor. Halihazırda izinlerini tamamlamış yaklaşık 1.000 MW’lık santral portföyü bulunurken, kapasite artışları, ön lisans süreçleri ve yeni YEKA ihaleleriyle birlikte 25.000 MW’ı aşan bir proje stoğu da arkadan geliyor. ÇED süreçlerine ilişkin önemli düzenlemeler zaten daha önce hayata geçirilmişti; EPDK bu alanda ilk adım atan kurum oldu. Orman izinleriyle ilgili talimat yayımlandı, ikincil mevzuat hazırlıkları sürüyor. En kritik başlıklardan biri olan imar planı ve yapı ruhsatı yetkisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilmesine ilişkin düzenlemenin ise en geç mart ayı sonuna kadar devreye girmesini bekliyoruz. Bu adımlar, sahadaki yatırımların hızlanmasına doğrudan katkı sağlayacak.” ifadelerini kullandı. FİNANSMAN: “DESTEK GÜÇLÜ, SEÇİCİLİK VE ÖZ KAYNAK İHTİYACI ARTIYOR” Konuşmasında, rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı bankaların kritik rol oynadığını belirten, TÜREB Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven, “Rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı finans kuruluşlarının desteği belirleyici oldu; 15.000 MW’lık kurulu güce ulaşılmasında bankaların proje finansmanı tecrübesi kritik rol oynadı ve pek çok projede %80’e varan kredi, %20 öz kaynak yapılarıyla finansman sağlandı. Ancak 2035 hedeflerine ilerlerken depolamalı projelerin daha yüksek yatırım bütçeleri gerektirmesi, gelir modellerine ilişkin belirsizlikler ve fiyat öngörülerinin zorlaşması finansman tarafında seçiciliği artırıyor. Bazı projelerde yatırımcıdan daha yüksek öz kaynak katkısı talep edilebiliyor. Bu noktada YEKA ve destek mekanizmaları öngörülebilirlik sağlıyor; hedeflere ulaşmak için finans kuruluşlarının güçlü ilgisinin sürmesi büyük önem taşıyor.” dedi. YEKA VE YERLİ AKSAM: “SANAYİNİN TAŞIYICI MEKANİZMALARI” Sanayi başlığında değerlendirmelerde bulunan TÜREB Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, “YEKA ve yerli aksam destekleri, Türkiye rüzgâr sanayisinin büyümesinde iki temel mekanizma olarak öne çıkıyor. YEKA projelerinde kule, kanat ve jeneratör gibi ana aksamlar için getirilen yerlilik şartları, sanayiye talep sürekliliği sağlıyor ve yerli üretimi güçlendiriyor. Depolamalı projelerde yerli aksam kullanan yatırımcılar ek desteklerden faydalanıyor; mekanizmada yapılan güncellemeler olumlu olmakla birlikte kapsayıcılığın artırılması sanayinin ivmesini daha da yükseltecektir. Sanayi Bakanlığı’nın yatırım teşvikleri ile Ticaret Bakanlığı’nın koruyucu tedbirleri, yerli rüzgâr sanayisinin gelişimine önemli katkı sunuyor.” dedi. OFFSHORE RÜZGÂR: “HEDEF 5 GW, İLK PROJELER 2030’A KADAR” Deniz üstü rüzgâr başlığında konuşan TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, “Türkiye’nin 2035 perspektifinde 5 GW deniz üstü rüzgâr hedefi bulunuyor ve bu hedef doğrultusunda teknik çalışmalar sürüyor. Dünya Bankası finansmanıyla Marmara Denizi’nde yürütülen ölçüm kampanyasında ilk ölçümler 2025 Mart’ında başladı; 2026 ilkbaharında tamamlanmasıyla birlikte finansmana uygun fizibilite altyapısı güçlenecek. Ancak 5 GW hedef için Marmara’daki kapasite tek başına yeterli değil; bu nedenle yatırımcı belirsizliklerini azaltacak, ölçüm almadan da kapasite tahsisine imkân tanıyan inovatif modeller üzerinde çalışılıyor. Amaç, deniz üstü rüzgârda ilk projelerin planlandığı şekilde 2030’a kadar hayata geçirilmesi.” dedi.

Allianz Türkiye, BES’te Emekliliğe Yaklaşan Müşterileriyle Buluştu Haber

Allianz Türkiye, BES’te Emekliliğe Yaklaşan Müşterileriyle Buluştu

Allianz Türkiye Hayat Sigortaları ve Bireysel Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Fisun Koç Doğan’ın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da küresel ve yerel ekonomik görünümü değerlendirerek, mevcut konjonktürde piyasalara yön veren temel dinamikleri aktardı. Allianz BES’te emekliliğe yaklaşan katılımcılar, Allianz Tower’da düzenlenen buluşmada Allianz Türkiye yetkilileriyle bir araya geldi. Emeklilik dönemine dair güncel başlıkların ele alındığı etkinlikte; ekonomik gelişmeler, piyasa görünümü ve uzun vadeli finansal planlama konuları paylaşıldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da etkinliğe konuk olarak katılımcılarla güncel piyasaların durumunu paylaştı ve piyasalara yön veren dinamikleri anlattı. Ekonomik görünüm ve emeklilik perspektifinin birlikte ele alındığı buluşma, Allianz BES’te emekliliğe yaklaşan müşteriler için bilgi paylaşımının öne çıktığı bir deneyim sundu. Fisun Koç Doğan: “Emeklilik dönemini bilinçli planlamak kritik öneme sahip” Allianz Türkiye Hayat Sigortaları ve Bireysel Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Fisun Koç Doğan etkinlikte yaptığı konuşmada, “Türkiye, artık orta yaşlı ve yaşlı nüfusu yükselen bir ülke. Ülkemizde 65 yaş üstü nüfus, son 5 yılda %20,7 arttı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2024 sonu itibarıyla %10,6 seviyesine ulaştı. 2025 Allianz’ın Küresel Emeklilik Raporuna göre ise Türkiye’de bakıma ihtiyacı olan yaşlı nüfus oranının önümüzdeki 25 yıl içinde yüzde 15'ten yüzde 35'e çıkması bekleniyor. Bununla birlikte uzayan yaşam süreleri beraberinde farklı ihtiyaçlar getiriyor. Bu yüzden emeklilik dönemini artık eskiden olduğu gibi yalnızca edinilmiş birikimlerle değil, bilinçli planlama ve doğru yönlendirmelerle sürdürülebilir kılmak kritik önem taşıyor. Kişi ne kadar birikim yapmalı ve buna ne kadar hazır, Allianz olarak satış kanallarımızla, finansal danışmanlık hizmetimiz, Yatırım Komitemiz ve teknoloji desteğiyle bu soruları müşterilerimizle birlikte cevaplıyoruz. Müşterilerimizin finansal danışmanı olarak doğru zamanda doğru hizmetleri vererek bu yolculukta onları destekliyoruz” dedi. Prof. Dr. Aslanoğlu küresel ve yerel ekonomik göstergeleri paylaştı Etkinlikte, Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da global piyasalardaki gelişmeleri ve Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu değerlendirdi, belirsizliklerin öne çıktığı mevcut konjonktürde piyasalara yön veren temel dinamikleri aktardı. Jeopolitik gelişmeler ve makroekonomik göstergeler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Etkinlikte Allianz Türkiye Finansal Danışmanlık Direktörü Mustafa Humanızlı ise piyasalara ilişkin güncel senaryoları ve farklı yatırım araçlarına yönelik genel perspektifi paylaştı. Risk dağılımının ve uzun vadeli bakış açısının önemine değinen Humanızlı, emeklilik döneminde finansal kararların bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı.

Konya, Anadolu’yu  Besleyen Ticari Bir Üs Haber

Konya, Anadolu’yu Besleyen Ticari Bir Üs

Konya Ticaret Odası (KTO)’nda sektörlerin sorunlarının ve çözüm önerilerinin masaya yatırıldığı Meslek Komiteleri istişare toplantıları sürüyor. Bu kapsamda 33. Metal Cevherleri ve Demir, Çelik, Yassı Metal Ürünlerin Toptan Ticareti Meslek Komitesi İstişare Toplantısı KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk başkanlığında KTO Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. KTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fahrettin Doğru ve KTO Yönetim Kurulu Üyesi Serhat Yaya’nın da hazır bulunduğu toplantıda 33. Metal Cevherleri ve Demir, Çelik, Yassı Metal Ürünlerin Toptan Ticareti Meslek Komitesi üyelerinin görüş ve önerileri dinlendi. KALICI ÇÖZÜMLER İÇİN ÇALIŞIYORUZ Toplantıda konuşan KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, Konya iş âleminin sorunlarını masaya yatırmak, KTO’nun yürüttüğü faaliyetleri istişare etmek amacıyla KTO üyeleriyle sık sık bir araya geldiklerini söyledi. Bu anlayışla Meslek Komiteleri İstişare Toplantısı’nın 28.’sini gerçekleştirdiklerini ifade eden Başkan Öztürk; “Konya Ticaret Odası olarak, yürüttüğümüz tüm çalışmalarda istişareyi, yani ortak aklı merkeze alan bir anlayışı esas alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; sektörlerin gerçek sorunları masada değil, sahada şekilleniyor. Bu sorunlara kalıcı ve doğru çözümler üretmenin yolu da, siz değerli üyelerimizin tecrübelerini, taleplerini ve beklentilerini doğrudan dinlemekten geçiyor” dedi. KTO’YU HEP BİRLİKTE DAHA İLERİ TAŞIYACAĞIZ Konya Ticaret Odası’nın Selçuklu Başşehri Konya’nın köklü ticaret kültürü ve ahilik geleneği üzerine inşa edilmiş, 35 bini aşkın üyesiyle Türkiye’nin en büyük ve en etkin odalarından biri haline geldiğine vurgu yapan Başkan Öztürk, şöyle devam etti; “Odamız, yalnızca yasal hizmetleri yerine getiren bir yapı olmanın ötesinde; Konya’nın ekonomik vizyonuna yön veren, üretimi, ticareti ve ihracatı destekleyen büyük bir ekosistemi yönetmektedir. Bu kapsamda; KTO Karatay Üniversitemiz, KTO Eğitim ve Sağlık Vakfımız, Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüz, Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezimiz, Tahkim ve Arabuluculuk Merkezimiz, Akıllı Teknolojiler Merkezimiz, Uçuş Akademimiz ve Konya Uluslararası Fuar Merkezimiz ile şehrimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. Bu büyük yapının merkezinde ise her zaman siz değerli üyelerimiz yer alıyor. Sizlerden aldığımız güç ve geri bildirimlerle, bu ekosistemi daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz.” SEKTÖRÜMÜZ ZORLU SÜREÇLERİ BÜYÜK BİR DİRAYETLE YÖNETİYOR Metal cevherleri ile demir, çelik ve yassı metal ürünlerinin ticareti sektörünün; sanayinin temelini oluşturan stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Başkan Öztürk; “İnşaattan makine imalatına, otomotivden savunma sanayine kadar geniş bir yelpazede üretimin bel kemiğini oluşturan bu sektör, aynı zamanda dış ticaretimiz açısından da büyük bir öneme sahiptir. Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetleri, emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar ve finansmana erişim koşulları; metal ve çelik piyasalarında fiyat istikrarını ve tedarik süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Buna rağmen sektörümüz; esnek yapısı, güçlü ticaret ağı ve tecrübesi sayesinde bu zorlu süreçleri büyük bir dirayetle yönetmektedir” ifadelerini kullandı. KONYA; MERKEZ ŞEHİR Sektörde Konya’nın gücüne de değinen Başkan Öztürk şöyle devam etti; “Konya; sahip olduğu güçlü sanayi altyapısı, organize sanayi bölgeleri, yaygın üretim kültürü ve coğrafi konumunun sağladığı lojistik avantajlarla, yalnızca kendi ihtiyacını karşılayan bir şehir değil; İç Anadolu başta olmak üzere geniş bir coğrafyanın metal tedarikinde önemli bir merkez konumundadır. Şehrimizdeki metal ticareti, büyük ölçüde reel üretime dayalıdır ve makine imalatından tarım makinelerine, otomotiv yan sanayinden inşaat sektörüne kadar birçok alanda üretimin kesintisiz devam etmesini sağlamaktadır.” 33. Metal Cevherleri ve Demir, Çelik, Yassı Metal Ürünlerin Toptan Ticareti Meslek Komitesi adına konuşan Komite ve KTO Meclis Üyesi Veli Şen de, gerçekleştirilen istişare toplantısının sektörleri açısından büyük önem taşıdığına değindi. Komite olarak sektörün ve KTO üyelerinin sorunlarına dönük çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden Şen, bu süreçteki destekleri ve katkıları için KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk ve KTO Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkür etti. Konuşmaların ardından KTO üyelerine söz verilerek sorun, talep ve beklentileriyle ilgili istişarelerde bulunuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİAD BURSA’da “Dünya ve Türkiye Ekonomisine” Yakından Bakış Haber

TÜGİAD BURSA’da “Dünya ve Türkiye Ekonomisine” Yakından Bakış

TÜGİAD Bursa Şubesi’nin geleneksel hale gelen “Ekonomi Buluşmaları” tüm hızıyla sürüyor. Üyelerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, küresel ekonomik eğilimler, enflasyon ve faiz politikalarının olası etkileri, Türkiye’nin büyüme potansiyeli ve sektör bazlı fırsatlar üzerine önemli değerlendirmeler paylaşıldı. İş Bankası İktisadi Araştırmalar Birim Müdürü H. Erhan Gül, özellikle 2025-2026 döneminde finansal istikrar, yatırım ortamı ve dış ticaret dengesi konularında öngörülerde bulunarak katılımcılara güncel ekonomik veriler ışığında kapsamlı bir perspektif sundu. “CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA ÜLKEMİZE DEĞER KATMAYA DEVAM EDİYORUZ” Selamlama konuşmasını gerçekleştiren TÜGİAD Bursa Şubesi Başkanı Selim Baykal, Cumhuriyetin 102. yılını büyük bir gururla kutladıklarını belirterek, “Türkiye İş Bankası iş birliğiyle çok değerli bir programda bir araya geldik. Başta TÜGİAD ailesinin kıymetli üyeleri olmak üzere, İş Bankası çalışanlarına ve tüm misafirlerimize katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin 102 yılı dile kolay… Bu yüzyıl içinde ülkemiz büyük mücadelelerden geçti, çok önemli kazanımlar elde etti. Türkiye hiçbir dönemde kolay bir ülke olmadı; her zaman zorluklarla karşılaştı ama her defasında güçlenerek yoluna devam etti. Bizler de bu mirası geleceğe taşıyacak genç iş insanları olarak, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ülkemize değer katmaya devam ediyoruz.” dedi. “AMERİKA’DAKİ HOUSTON ŞUBEMİZİ AÇTIK” TÜGİAD olarak ismimizin başında “Türkiye” ifadesini taşımanın sorumluluğunu hem yurt içinde hem yurt dışında büyük bir gururla üstlendiklerini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm şubelerimizle ülkemizin dört bir yanında iş fırsatlarını geliştirmek, üyelerimizin ticari ağlarını güçlendirmek için çalışıyoruz. Aynı zamanda yurt dışında da Türk iş insanlarını yeni pazarlara açmak için önemli adımlar atıyoruz. Bu yıl yurt dışı yapılanmamızda çok önemli gelişmeler yaşandı. Nisan ayında Çin Şubemizi, Ekim ayında ise Amerika’daki Houston Şubemizi açtık. Çin’de daha çok devlet kurumlarıyla ortak projelere odaklanırken, Houston’da tamamen farklı bir iş modeliyle ilerliyoruz. Houston’ı özellikle tercih etmemizin sebebi, sanayi yapısının Bursa’ya benzemesi ve üretim, lojistik, yatırım anlamında ciddi potansiyel taşıması. Teksas, hem Amerika içinde göç alan ve büyüyen bir eyalet olması hem de iş dünyasına sunduğu avantajlarla bizim için stratejik bir merkez niteliğinde.” “TÜRK İŞ İNSANLARINA YENİ KAPILAR AÇMAK İSTİYORUZ” Atılan adımlarla Türk iş insanlarını dünyada daha görünür kılmak ve onlara yeni kapılar açmak istediklerini ifade eden Baykal, “Önümüzdeki dönemde de bu vizyonla hareket edeceğiz. Ocak ayında Türk Cumhuriyetleri’nde benzer bir şubeleşme çalışmasına başlamayı planlıyoruz. Avrupa, Amerika, Çin ve Orta Asya gibi bölgelerde oluşturduğumuz yapılarla her biri kendi dinamiği içinde üyelerimize yeni fırsatlar sunacağız. Bizim hedefimiz, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da üretimi, ihracatı ve girişimciliği güçlendirerek Türkiye’yi global iş dünyasında hak ettiği noktaya taşımak. Bayrağımızı hem yurt içinde hem de yurt dışında gururla dalgalandırmaya devam edeceğiz.” diyerek sözlerini tamamladı. GÜL, “MERKEZ BANKALARI FAİZ İNDİRİMİNE TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR” Program, İş Bankası İktisadi Araştırmalar Birim Müdürü H. Erhan Gül’ün sunumu ile devam etti. Dünya ekonomisi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan H. Erhan Gül, “Küresel ekonomi pandemi, tedarik zinciri, enerji krizi, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamından çıkmaya çalışıyor” dedi. Gül sözlerine şöyle devam etti: “ABD ekonomisi özellikle iş gücü piyasasındaki güçlü seyir ve tüketim harcamalarının etkisiyle resesyona girmeden yumuşak iniş gerçekleştirdi. Avrupa’da büyüme oldukça zayıf kaldı, özellikle Almanya sanayi üretimindeki düşüşle dikkat çekti. Küresel enflasyon düşme eğiliminde ancak hizmet enflasyonu hâlâ katı. Merkez bankaları faiz indirimine temkinli yaklaşıyor.” “ENFLASYON YÜKSEK SEVİYELERDE KALACAK” H. Erhan Gül, Türkiye ekonomisindeki gelişmelere ilişkin olarak ise, “Yılın ilk yarısında iç talep oldukça güçlüydü. Sıkı para politikası adımlarıyla birlikte kredi büyümesinde yavaşlama görüldü. İthalatın gerilemesi ve ihracatın artışıyla cari dengede iyileşme başladı. Döviz rezervlerinde artış eğilimi devam ediyor. Kur tarafında daha istikrarlı bir seyir izleniyor. Enflasyon yılın son çeyreğinde baz etkisiyle düşüşe geçecek ancak hâlâ yüksek seviyelerde kalacak” değerlendirmesinde bulundu. “FİNANSAL İSTİKRAR GÜÇLENİYOR” Konuşmasında finansal istikrara da değinen Gül, “Risk primi ve enflasyon beklentilerinde gerileme yaşanıyor. Yabancı sermaye girişlerinin artmasıyla birlikte finansal istikrar güçleniyor. Türkiye ekonomisi dengelenme sürecinde, büyüme kompozisyonu daha sağlıklı bir yapıya evriliyor” dedi. Programda ayrıca, küresel risklerin özellikle jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatları kaynaklı olarak yakından izlenmesi gerektiği vurgulandı. H. Erhan Gül, “Ekonomi politikalarında öngörülebilirlik ve istikrarın korunması, fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi için kritik önemde” diyerek konuşmasını tamamladı. Konuşmaların ardından, soru cevap kısmına geçildi. Program, hediye takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile son buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.