Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Gelişmeler

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Gelişmeler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Gelişmeler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İkinci Elde İlan Ve Satış Fiyatı Makası Temmuzda Zirve Yaptı Haber

İkinci Elde İlan Ve Satış Fiyatı Makası Temmuzda Zirve Yaptı

Türkiye’nin önde gelen online ikinci el araç platformlarından VavaCars, doğru ve gerçekçi fiyatlamanın araç satışında hız, güven ve verimlilik açısından kritik rol oynadığına dikkat çekerken, piyasa koşullarıyla uyumlu fiyat belirlemenin araç sahiplerinin beklentilerini doğru yönetmesine katkı sağladığını belirtiyor. Araç kondisyonu ve piyasa dinamikleri fiyatlara yön veriyor İkinci el araç satışında piyasa koşullarıyla uyumlu bir fiyat belirlemek, sürecin daha sağlıklı ilerlemesinde önemli rol oynuyor. İlan fiyatları olası pazarlık payını yansıtabildiği için yalnızca bu rakamları referans almak, araç sahipleri açısından eksik bir değerlendirmeye yol açabiliyor. Model, yaş, kilometre, donanım ve kondisyon gibi özellikler araç fiyatlarının belirlenmesinde etkili oluyor. Bunun yanı sıra, ilan aşamasında henüz bilinmeyen ve kapsamlı ekspertiz sonucunda ortaya çıkabilen değer kayıplarının da ilan fiyatı ile satış fiyatı arasındaki farkta etkili olabileceği değerlendiriliyor. Bununla birlikte jeopolitik gelişmeler, finansal koşullar ve sıfır araç piyasasındaki rekabetçi kampanyalardan etkilenen piyasa ortamı ise fiyatlar üzerinde baskı oluşturuyor. İkinci el araç pazarı satış hacmi bakımından direncini korusa da fiyatların sert yükselişlerden uzak, kontrollü bir seyir izlemesi ve gerek kur gerekse enflasyondaki artışların önemli ölçüde geride kalması ilanlardaki fiyat beklentileri ile gerçekleşen satış fiyatları arasında farklılıklar oluşmasına neden olabiliyor. Geçmiş dönemlerden taşınan fiyat beklentileri ve olası pazarlık payının ilan fiyatlarına yansıtılması, buna karşılık mevcut piyasa koşullarının bu seviyeleri desteklememesi ilan ve satış fiyatları arasındaki farkın açılmasına yol açıyor. Her 10 araçtan 8’inde fiyat fark oranı yüzde 10’u aştı Son bir yıllık karşılaştırmada, ilan fiyatları ile gerçekleşen satış fiyatları arasındaki makasın açıldığı gözlemlendi. Temmuz 2025’te yüzde 9,6 seviyesinde olan ortalama fark oranı, Temmuz 2026’da 5 puanlık bir artış gösterdi. Bu değişim, incelenen araçların geneline de yansıdı. İlan fiyatı ile satış fiyatı arasındaki farkın ilan fiyatına oranı yüzde 10 ve üzerinde olan araçların payı, Temmuz 2025’te yüzde 42 iken Temmuz 2026’da yüzde 82’ye ulaştı. Bulgular, incelenen yaklaşık 3 bin araca ait verilerle sınırlı olduğundan piyasanın tamamını temsil etmeyebilir. Önümüzdeki dönemde jeopolitik gelişmeler, finansman koşulları ve sıfır araç pazarındaki kampanyaların ikinci el araç fiyatları üzerinde belirleyici olmaya devam etmesi bekleniyor. Bu unsurların seyri ve tüketici beklentileri ilan ve satış fiyatları arasındaki farkın gelecekte nasıl şekilleneceğinde etkili olacak. Ancak zaman içinde beklentilerle piyasa gerçeklerinin uyumlanmasını ve bu makasın daralmasını bekliyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İkinci Elde İlan ve Satış Fiyatı Makası Temmuzda Zirve Yaptı Haber

İkinci Elde İlan ve Satış Fiyatı Makası Temmuzda Zirve Yaptı

Türkiye’nin önde gelen online ikinci el araç platformlarından VavaCars, doğru ve gerçekçi fiyatlamanın araç satışında hız, güven ve verimlilik açısından kritik rol oynadığına dikkat çekerken, piyasa koşullarıyla uyumlu fiyat belirlemenin araç sahiplerinin beklentilerini doğru yönetmesine katkı sağladığını belirtiyor. Araç kondisyonu ve piyasa dinamikleri fiyatlara yön veriyor İkinci el araç satışında piyasa koşullarıyla uyumlu bir fiyat belirlemek, sürecin daha sağlıklı ilerlemesinde önemli rol oynuyor. İlan fiyatları olası pazarlık payını yansıtabildiği için yalnızca bu rakamları referans almak, araç sahipleri açısından eksik bir değerlendirmeye yol açabiliyor. Model, yaş, kilometre, donanım ve kondisyon gibi özellikler araç fiyatlarının belirlenmesinde etkili oluyor. Bunun yanı sıra, ilan aşamasında henüz bilinmeyen ve kapsamlı ekspertiz sonucunda ortaya çıkabilen değer kayıplarının da ilan fiyatı ile satış fiyatı arasındaki farkta etkili olabileceği değerlendiriliyor. Bununla birlikte jeopolitik gelişmeler, finansal koşullar ve sıfır araç piyasasındaki rekabetçi kampanyalardan etkilenen piyasa ortamı ise fiyatlar üzerinde baskı oluşturuyor. İkinci el araç pazarı satış hacmi bakımından direncini korusa da fiyatların sert yükselişlerden uzak, kontrollü bir seyir izlemesi ve gerek kur gerekse enflasyondaki artışların önemli ölçüde geride kalması ilanlardaki fiyat beklentileri ile gerçekleşen satış fiyatları arasında farklılıklar oluşmasına neden olabiliyor. Geçmiş dönemlerden taşınan fiyat beklentileri ve olası pazarlık payının ilan fiyatlarına yansıtılması, buna karşılık mevcut piyasa koşullarının bu seviyeleri desteklememesi ilan ve satış fiyatları arasındaki farkın açılmasına yol açıyor. Her 10 araçtan 8’inde fiyat fark oranı yüzde 10’u aştı Son bir yıllık karşılaştırmada, ilan fiyatları ile gerçekleşen satış fiyatları arasındaki makasın açıldığı gözlemlendi. Temmuz 2025’te yüzde 9,6 seviyesinde olan ortalama fark oranı, Temmuz 2026’da 5 puanlık bir artış gösterdi. Bu değişim, incelenen araçların geneline de yansıdı. İlan fiyatı ile satış fiyatı arasındaki farkın ilan fiyatına oranı yüzde 10 ve üzerinde olan araçların payı, Temmuz 2025’te yüzde 42 iken Temmuz 2026’da yüzde 82’ye ulaştı. Bulgular, incelenen yaklaşık 3 bin araca ait verilerle sınırlı olduğundan piyasanın tamamını temsil etmeyebilir. Önümüzdeki dönemde jeopolitik gelişmeler, finansman koşulları ve sıfır araç pazarındaki kampanyaların ikinci el araç fiyatları üzerinde belirleyici olmaya devam etmesi bekleniyor. Bu unsurların seyri ve tüketici beklentileri ilan ve satış fiyatları arasındaki farkın gelecekte nasıl şekilleneceğinde etkili olacak. Ancak zaman içinde beklentilerle piyasa gerçeklerinin uyumlanmasını ve bu makasın daralmasını bekliyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Piyasalarında Bugün Neler Bekleniyor? (5 Ağustos 2026 Sabah Analizi) Haber

Dünya Piyasalarında Bugün Neler Bekleniyor? (5 Ağustos 2026 Sabah Analizi)

ABD ADP özel sektör istihdam verisi ile ISM Hizmet PMI bulunurken, bu verilerin cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam (NFP) raporuna ilişkin beklentileri şekillendirmesi bekleniyor. Aynı zamanda Çin ve Avrupa'dan gelecek hizmet sektörü verileri de küresel büyüme görünümü açısından yakından takip edilecek. Asya piyasalarında gözler Çin'de Asya borsaları güne Çin hizmet PMI verisi ve Japonya Merkez Bankası'nın toplantı tutanakları eşliğinde başladı. Çin hizmet sektöründen gelecek veriler, ülke ekonomisindeki toparlanmanın gücü hakkında önemli sinyaller verecek. Beklentilerin üzerinde bir veri emtia fiyatlarını ve Asya hisselerini destekleyebilir. Avrupa'da hizmet sektörü verileri izlenecek Avrupa piyasalarında gün boyunca; İspanya, İtalya, Fransa, Almanya ve Euro Bölgesi Hizmet PMI verileri, Euro Bölgesi Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), İngiltere Hizmet PMI yakından takip edilecek. Verilerin Avrupa ekonomisindeki büyüme ivmesine ilişkin yeni ipuçları vermesi beklenirken, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz patikasına yönelik beklentiler üzerinde de etkili olabileceği değerlendiriliyor. ABD'de günün ana gündemi ADP ve ISM Wall Street açısından günün en önemli gelişmeleri: ADP Özel Sektör İstihdam Raporu ISM Hizmet PMI ABD ham petrol stokları olacak. ADP verisi, cuma günü açıklanacak tarım dışı istihdam raporu öncesinde iş gücü piyasasının görünümüne ilişkin önemli bir öncü gösterge olarak kabul ediliyor. ISM Hizmet PMI ise ABD ekonomisinin en büyük bölümünü oluşturan hizmet sektöründeki faaliyet seviyesini ortaya koyacak. Güçlü veriler Fed'in faiz indirimi beklentilerini öteleyebilirken, zayıf veriler piyasalarda farklı fiyatlamalara neden olabilir. Teknoloji hisselerinde bilanço heyecanı ABD borsalarında bilanço sezonu hız kesmeden devam ediyor. Yapay zekâ ve teknoloji şirketlerinden gelen güçlü finansal sonuçlar küresel hisse senedi piyasalarını desteklemeyi sürdürürken, yatırımcılar özellikle AMD ve diğer büyük teknoloji şirketlerinin açıklamalarını yakından izliyor. Son günlerde Dow Jones rekor seviyelere yaklaşırken teknoloji hisseleri yükselişin lokomotifi olmayı sürdürüyor. Petrol ve jeopolitik gelişmeler Petrol fiyatları Orta Doğu kaynaklı haber akışına duyarlı hareket etmeyi sürdürüyor. Hürmüz Boğazı yakınlarında yaşanan güvenlik gelişmeleri enerji piyasalarında oynaklığı artırırken, yatırımcılar bölgeden gelecek yeni açıklamaları yakından takip ediyor. Petrol fiyatlarındaki olası sert hareketlerin enerji hisseleri ve enflasyon beklenteleri üzerinde etkili olması bekleniyor. Altın ve dolar cephesi Altın fiyatları, ABD tahvil faizleri ve dolar endeksindeki hareketlere bağlı olarak yön arayışını sürdürüyor. Bugün açıklanacak ABD verilerinin ardından Fed'in faiz beklentilerinde oluşabilecek değişimlerin hem dolar hem de değerli metaller üzerinde belirleyici olması bekleniyor. Bugün izlenecek kritik başlıklarÇin Hizmet PMIAvrupa Hizmet PMI verileriEuro Bölgesi ÜFEABD ADP Özel Sektör İstihdamıABD ISM Hizmet PMIABD ham petrol stoklarıKüresel bilanço sezonundan yeni sonuçlarOrta Doğu kaynaklı jeopolitik gelişmelerGenel görünüm Küresel piyasalarda veri odaklı ve temkinli bir görünüm öne çıkıyor. Yatırımcılar cuma günü açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisi öncesinde bugün gelecek ADP ve ISM verilerini dikkatle izleyecek. Hizmet sektörüne ilişkin küresel veriler ile bilanço sezonundan gelecek haber akışı da gün boyunca piyasalarda volatiliteyi artırabilecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Bu genel bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım tavsiyesi değildir.

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

EY Enerji Konferansı’nda Küresel Enerji Sektörünün Gündemi Ve Geleceği Masaya Yatırıldı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi EY’ın 10-11 Haziran’da düzenlediği Bölgesel Enerji Konferansı’nın dördüncüsü, bu sene İstanbul’da gerçekleştirildi. Enerji sektörünün dönüşümüne yön veren başlıkların ele alındığı konferansta; jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ, enerji güvenliği, yatırım stratejileri, siber güvenlik ve COP31 gündemi öne çıkan konular arasında yer aldı. 10’dan fazla ülkeden üst düzey enerji sektörü liderleri ve EY enerji uzmanlarının yer aldığı konferansta sektörün karşı karşıya olduğu riskler, zorluklar ve yeni fırsat alanları değerlendirildi. Enerji sektörünün geleceğine ilişkin farklı perspektiflerin bir araya geldiği program kapsamında yeni teknolojiler, enerji dönüşümü, yatırım trendleri ve sektörün geleceğine yönelik paneller ile enerji değer zinciri boyunca öne çıkan gelişmelerin değerlendirildiği interaktif oturumlar gerçekleştirildi. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Sayın Ahmet Berat Çonkar’ın katılımlarıyla düzenlenen konferansta; son birkaç yılda yaşanan jeopolitik gelişmelerle enerjinin küresel ekonominin en stratejik unsurlarından biri olmaya devam ettiğine dikkat çekildi. Sayın Çonkar konuşmasında; enerjinin geleceğini derinden etkileyecek yapısal eğilimlerden bahsederek yapay zekâ ve ileri teknolojilerin, yeni veri merkezleri aracılığıyla dünya genelinde yeni bir elektrik talebi katmanı oluşturduğunu vurguladı. Aynı zamanda giderek daha dijital hale gelen bir dünya için yeterli, güvenilir ve erişilebilir elektriğin nasıl sağlanacağıyla da ilgili görüşlerini aktardı. Ayrıca, enerji güvenliğinin artık yalnızca kaynaklara erişimle tanımlanmadığını; çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, dayanıklı altyapı ve sistem esnekliğini de gerektirdiğini belirten Çonkar; bu tür sistemleri kurabilen ülkelerin, küresel enerji dönüşümünün sunduğu fırsatlardan yararlanırken belirsizlikleri de daha etkin şekilde yönetebileceğinin altını çizdi. EY -CESA Enerji Sektörü Lideri Jaroslaw Wajer açılış konuşmasında, EY Bölgesel Enerji Konferansı’nın enerji sektörünün geleceğine ışık tutma konusundaki stratejik öneminden bahsederek, bu konferansın bu sene İstanbul’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen konferansın enerji sektöründeki paydaşlar arasında bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve iş birliğini güçlendiren önemli bir platform haline geldiğine dikkat çekti. İstanbul’un seçilmesinin, şehrin stratejik konumu, gelişen enerji piyasası ve kültürel bir buluşma noktası olma özelliğiyle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Wajer, konferansın bölgedeki öncü ülkelerden enerji sektörü liderlerini bir araya getirerek sektörün geleceğine yön verecek tartışmalar için güçlü bir zemin sunduğunu ifade etti. EY Eurasia Bölge Lideri Metin Canoğulları ise konuşmasında, Türkiye’nin jeostratejik konumuna dikkat çekerek, Avrupa ile Asya arasında bir enerji köprüsü olma rolünün güçlendiğini vurguladı. Türkiye’nin enerji koridoru olmasının ötesinde, aynı zamanda bölgesel bir ticaret ve dağıtım merkezi haline geldiğini belirten Canoğulları, bu konumun enerji arz güvenliği, tedarik çeşitliliği ve bölgesel entegrasyon açısından kritik bir değer sunduğunu ifade etti. Dinamik küresel ortamda dayanıklılık, çeviklik ve uyum yeteneğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan EY-Parthenon Türkiye Enerji Sektörü Lideri ve şirket ortağı Cem Çamlı, enerji sektöründe yaşanan jeopolitik gelişmelerin etkilerinin, altı alanda ortaya çıktığını söyledi. Öncü ülkelerin enflasyon tahminlerinin yükseldiğini, ekonomik büyüme tahminlerinin düştüğünü, hammadde fiyatlarının artış eğilimine girdiğini ve merkez bankalarının para politikalarında daha dikkatli hareket ettiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin hepsinin birlikte yönetilmesi gerektiği bu dönemde, ülkelerin politikalarında enerji arz güvenliği bir numaralı öncelik haline geldi. Bugün yaşanan enerji krizlerinin devam etmesi senaryosunda, küresel enerji piyasası dinamiklerinin etkilerinin enerji sektörünün ötesinde ulaştırma, tarım, perakende, inşaat ve sanayi gibi birçok sektörü etkileyebileceğini söyledi. En başarılı kurumların reaktif kriz yönetiminden, proaktif dayanıklılık yönetimine geçebilen kurumlar olacağını ifade eden Çamlı; “Kararlarımızı farklı ticari senaryolara dayanarak vermeli ve çeşitli olası sonuçlara hazırlıklı olmalıyız” dedi. Enerjisa Üretim CEO'su İhsan Erbil Bayçöl moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Dönüşüm sürecinde liderlik: Orta Avrupa’da riskleri fırsatlara dönüştürmek’ başlıklı panelde; IC Enterra CEO'su Cem Aşık, Başkentgaz CEO’su Emre Torun, TAURON CEO’su Grzegorz Lot, ENEA S.A. Ticari İşler Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bartosz Krysta hızla değişen bir ortamda liderlerin stratejisi, enerji güvenliği, pazar dönüşümü ve dayanıklılık konuları hakkında görüş ve gelecek için önerilerini paylaştı. EY Parthenon Enerji Sektörü Lideri Kinga Charpentier moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Sermaye için rekabet: Bir fırsatı yatırım yapılabilir kılan nedir?’ başlıklı panelde ise; EBRD Avrasya Enerji Bölümü Başkanı Şule Kılıç, Sunotec-Group Strateji Başkanı Alexander Zahariev, Actis LLP Başkan Yardımcısı Jonathan Herren ve OX2 A.B. Ülke Müdürü Lacramioara Diaconu katılımcılarla yüksek performans gösteren olgun pazarlardan güncel içgörüleri ve çıkarılan dersleri paylaştı. ‘Enerji güvenliğinin yeniden tanımlanması: Sahadan gelen dayanıklılık, egemenlik ve sistem hazırlığı’ panelinde ise uzun vadeli risklere yönelik stratejik yanıtlar EY Türkiye Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ulvi Cemal Bucak moderatörlüğünde Corvion P.S.A. Genel Müdürü Mariusz Balicki ile ele alındı. Yapay zekâ kaynaklı elektrik talebi hızla büyüyor Konferansta, enerji sektörünün yapay zekâ yatırımlarındaki hızını da dikkat çekildi. Küresel çapta neredeyse tüm sektörlerdeki yapay zekâ yatırımlarındaki büyümenin enerji talebini de önemli ölçüde artırdığını belirtildi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına göre yapay zekâ kaynaklı elektrik talebinin on yılın sonuna kadar iki katından fazla artabileceği ifade edilerek, şebeke kapasitesi ve bağlantı süreçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulandı. Yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin önündeki temel engelin teknoloji değil, koordinasyon eksikliği olabileceği aktarıldı. Yapay zeka – Olga, Thierry, George isimlerini ekleyelim. Veri merkezleri enerji ekosisteminin yeni esnek varlıkları olabilir Veri merkezlerinin gelecekte enerji sistemlerinin esnek unsurlarına dönüşebileceğine dikkat çekilerek, EY’ın yapay zekâ ajanları ve süreç otomasyonuna önemli yatırımlar yaptığı belirtildi. Özellikle veri merkezlerinin enerji şebekelerine sağlayabileceği esneklik değerinin sektörün en önemli tartışma alanlarından biri haline geldiği ifade edildi. Enerjiye erişimin veri merkezi büyümesinin önündeki en büyük kısıtlardan biri haline geldiği vurgulanırken, teknoloji şirketleri ile enerji şirketleri arasında yeni iş birliği modellerinin geliştiğine de dikkat çekildi. Veri merkezleri enerji sisteminin esnek varlıkları hâline gelebilir mi, talebi gerektiğinde ayarlayabilirler mi, şebeke dengelemesine katkı sağlayabilirler mi, elektrik tüketen yapılar olmanın ötesine geçerek şebeke esnekliğini destekleyebilirler mi? gibi konu başlıkları ele alındı. Bu sene COP31’de odak, uygulama ve sonuçlar olacak Konferans programının önemli başlıkları arasında yer alan COP31 ile ilgili olarak EY Türkiye İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Şirket Ortağı Ece Sevin; bu sene COP31 gündeminin artık daha fazla uygulama ve sonuç alma odağında şekillendiğini söyledi. Sevin; enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji, yeşil sanayileşme, iklim finansmanı, gıda güvenliği, dayanıklı şehirler, sağlık sistemleri, döngüsel ekonomi ve atık yönetiminin COP31’in öne çıkan başlıkları arasında yer alacağını belirtti. İklim gündeminin yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Sevin, bu süreçlerin sermaye maliyetlerinden yatırım kararlarına, karbon piyasalarından sürdürülebilirlik raporlamasına kadar şirketlerin iş modellerini doğrudan etkilediğini vurguladı. Sevin, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve diğer iklim odaklı düzenlemelerin şirketlerin maliyet yapılarını doğrudan etkileyebileceğine değindi. Öte yandan sürdürülebilirlik raporlaması alanında da küresel ölçekte daha güçlü bir dönüşüm yaşandığının altı çizildi. Bu dönüşüm; ISSB standartları, CSRD ve diğer yeni raporlama gereklilikleri aracılığıyla giderek hız kazandığı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemelerin, tedarik zincirlerinin tamamında daha yüksek şeffaflık beklentileri oluşturduğu aktarıldı. Konferansın ikinci gününde ise uluslararası katılımcılarla birlikte Enerjisa Üretim Senkron Remote Operation Center’a ziyaret gerçekleştirilerek; enerji operasyonlarında dijitalleşme, verimlilik ve uzaktan yönetimin sektördeki etkisi yerinde incelendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin İkinci Büyük İhracatçı Sektörü Kimyada Yeni Dönem Haber

Türkiye'nin İkinci Büyük İhracatçı Sektörü Kimyada Yeni Dönem

Yaklaşık 6 trilyon dolarlık büyüklüğe sahip sektör; otomotivden savunma sanayisine, tekstilden tarıma, enerjiden sağlık teknolojilerine kadar birçok stratejik alanın temel girdilerini sağlıyor. Türkiye'de ise kimya, ihracat performansıyla ekonominin stratejik sektörleri arasındaki yerini güçlendirmeyi sürdürüyor. Türkiye’nin en fazla ihracat yapan ikinci sektörü konumundaki kimya sanayisi, 2026 yılının ilk beş ayında 13,8 milyar doları aşan ihracata ulaşırken, mayıs ayında da yaklaşık 3 milyar dolarlık ihracat performansıyla ekonomiye katkısını sürdürdü. Kimya sanayisinin birçok sektörün üretim gücünü doğrudan etkilediğini belirten Artkim Group Kurucusu ve CEO'su Ahmet Güler, "Otomotivden savunma sanayiine, enerjiden sağlık teknolojilerine kadar geniş bir üretim ekosisteminin bel kemiğini oluşturan kimya sektörü, Türkiye'nin sanayi ve ihracat hedeflerinde stratejik bir konumda yer alıyor. Sektörün ortaya koyduğu ihracat performansı da bu gücün en somut göstergelerinden biri" dedi. KİMYADA REKABETİN KURALLARI DEĞİŞİYOR Küresel üretim zincirlerinde yaşanan değişimin kimya sektörünü de dönüştürdüğüne dikkat çeken Artkim Group Kurucusu ve CEO'su Ahmet Güler, "Kimya sektörü bugün yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknoloji geliştirme, sürdürülebilirlik, tedarik güvenliği ve rekabetçilik açısından da önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetleri ve değişen tedarik zincirleri, sektörün üretim ve ticaret dinamiklerini yeniden şekillendiriyor" açıklamasını yaptı. Türkiye'nin bu süreçte önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Güler, "Üretim kabiliyeti, stratejik konumu ve güçlü ihracat altyapısıyla Türkiye, küresel kimya sektöründe daha fazla söz sahibi olabilecek potansiyele sahip. Bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için teknoloji yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri ve uluslararası iş birlikleri kritik önem taşıyor" ifadelerini kullandı. SEKTÖRÜN BULUŞMA NOKTASI: TURKCHEM EURASIA Sektörde yaşanan dönüşümün üreticiler, teknoloji sağlayıcılar ve tedarikçiler arasındaki iş birliklerini daha da önemli hale getirdiğini belirten Güler, "Kimya sanayisi çok geniş bir üretim ekosistemine sahip. Bu nedenle sektör temsilcilerinin bir araya gelerek yeni teknolojileri değerlendirmesi, sürdürülebilir üretim modellerini konuşması ve ticari iş birlikleri geliştirmesi büyük önem taşıyor. Turkchem Eurasia Fuarı da sektörün farklı alanlarında faaliyet gösteren üretici, tedarikçi ve teknoloji sağlayıcıları bir araya getirerek bu iş birliklerinin gelişmesine katkı sağlamayı hedefliyor" dedi. KİMYADA REKABET ARTIK SADECE ÜRETİMLE KAZANILMIYOR Kimya sektöründe küresel rekabetin yeni bir döneme girdiğini vurgulayan Güler, "Bugün ülkeler yalnızca ne ürettikleriyle değil, ne kadar sürdürülebilir, ne kadar yenilikçi ve ne kadar güvenilir tedarikçi olduklarıyla da değerlendiriliyor. Kimya sanayiinin geleceğinde Ar-Ge, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve uluslararası iş birlikleri belirleyici olacak. Türkiye'nin sahip olduğu üretim gücünü yüksek katma değerli ürünlerle desteklemesi, küresel pazardaki konumunu daha da güçlendirecektir" değerlendirmesinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sigorta Sektörü İzmir’de Buluştu Haber

Sigorta Sektörü İzmir’de Buluştu

Üç gün sürecek organizasyonda sektörün güncel gelişmeleri ve geleceği masaya yatırılacak. Fuar ve zirvenin açılışını yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’in fuarcılık kimliğine dikkat çekerek, kentin uluslararası ticaret ve organizasyon geleneğiyle bu tür etkinliklere ev sahipliği yapmaktan gurur duyduklarını ifade etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ organizatörlüğünde düzenlenen Sigorta İzmir – 1. Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi kapılarını açtı. 46 katılımcının yer aldığı fuarda sigorta şirketleri, reasürans firmaları, acenteler, eksperler ve kamu temsilcileri, yeni iş birlikleri geliştirmek ve sektördeki güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere Fuar İzmir’de bir araya geldi. 13 Haziran’a kadar sürecek fuar ve zirvenin açılışını gerçekleştiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, organizasyonun sektör için önemli bir buluşma noktası olduğunu belirterek, “Çok değerli paydaşların bir araya geldiği bu güzel zirvenin yeni ufuklar açmasını ve iş birliklerine zemin oluşturmasını diliyorum. İzmir gerçekten bir fuarlar şehridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e adeta verdiği bir görevdir. İzmir, uluslararası ticaretin güçlü olduğu, tarihten bu yana önemli bir liman, ticaret ve turizm kenti olarak öne çıkan bir şehirdir. Fuarcılık bu şehre yakışıyor, biz de bunun hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu güzel fuar kompleksi Aziz Kocaoğlu başkanımız döneminde yapıldı ve fuarcılık sektörüne hizmet ediyor. Göreve geldiğimden bu yana geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yılın başından itibaren 16 fuar düzenledik ve 900 binden fazla ziyaretçiyi ağırladık. Bu fuarda da üç bin metrekarelik alanda 46 katılımcı yer alıyor ve sekiz panel planlandı. Bu organizasyona ev sahipliği yapmaktan onur duyuyoruz. Fuarın İzmir’e kazandırılmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. “Önceliğimiz sektörün büyümesi” Sigortacılık sektörü hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapan Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş, sektörün gelişimi ve yaygınlaşması için çalıştıklarını söyledi. Menteş, “Her şeyin başı finansal dayanıklılıktır. Sigorta şirketleri önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Gelinen noktada sermaye yeterlilik sorunu yaşayan şirket kalmamıştır. Önemli bir rehabilitasyon süreci yaşıyoruz. Fiyatlama ve kârlılık konusunda ise son dönemde sektörümüzü itham altında bırakacak şekilde yüksek kârlılık ve sigortasızlık iddiaları ortaya atılmıştır. Bizim görevimiz gerçeği ortaya koymaktır. Bir sektörde fiyatlamanın makul olup olmadığını gösteren en önemli göstergelerden biri karlılıktır. Şu an en önemli önceliğimiz sektörün büyümesidir” diye konuştu. “Tüm dünya zorlu koşullarla karşı karşıya” Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir’in ekonomik ve sektörel önemine dikkat çekti. Yorgancılar, “TOBB yönetiminde bu fuarın İzmir’de düzenlenmesi gündeme geldiğinde büyük memnuniyet duydum. Fuarın coşkusunu burada çok daha iyi görüyorum. Tüm dünya zorlu koşullarla karşı karşıya. Uluslararası hukuk giderek zayıflıyor, güçlü ekonomiler yalnızca kendi çıkarlarını gözeterek hareket ediyor. Ticaret politikaları adeta bir araç gibi kullanılıyor. Belirsizlik her geçen gün artıyor. Ülke olarak ayakta kalmak istiyorsak siyasi, askeri ve ekonomik açıdan güçlü olmak zorundayız. Savaşlar, iklim değişikliği, teknolojik gelişmeler ve dijital dönüşüm, sigorta korumasına olan ihtiyacı her geçen gün artırıyor” ifadelerini kullandı. Yorgancılar ayrıca sektörün çözüm bekleyen sorunlarına da dikkat çekti. Sigorta bilincinin yaygınlaştırılmasına vurgu İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, İzmir’in tarih boyunca ticaretin, girişimciliğin ve yeniliğin merkezi olduğunu belirterek, “İzmir bugün de çok önemli bir fuarın açılışına ev sahipliği yapıyor. Üretimden ihracata lojistikten tarıma ulaşımdan sanayiye kadar en dinamik faaliyetler kentimizde yer alıyor. İzmir risk yönetimi kültürünün geliştirilmesi ve sigorta bilincinin yaygınlaştırılması açısından son derece önemli konumda yer alıyor. Bu stratejik yaklaşımı çok kıymetli buluyorum. Sigortacılık sektörümüz tüm meslek gruplarımızın, iş dünyasında faaliyet gösteren tüm sektörlerin işlerini geliştirmesi için gereklidir. Bu fuarı istemekle çok haklıyız. Her fuar yeni ticaret fırsatları yaratır ama bazı fuarlar sektörün geleceğini de şekillendirir. Bu fuarın da tam böyle bir organizasyon olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı. “Türk ekonomisinin kuruluş kodları olan İzmir’de bir arada olmaktan memnunuz” Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar da “İzmir, Türk ekonomisinin kuruluş kodları, Yerli Mallar Sergisi ile başlayan fuarlara sahip olan bir şehir. Bu şehirde sigorta paydaşlarıyla bir arada olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Türk sigorta sektörü son yıllarda sadece büyüyen değil mali yapısını güçlendiren bir gelişim sürecinde. Bugün geldiğimiz noktada sigorta sektörümüz geçmişe göre çok daha güçlü ve geleceğe daha güvenle bakabilen bir yapıya ulaşmıştır. Büyümenin sağlıklı şekilde devam edeceğine inanıyoruz. Büyümenin niteliğini de konuşuyoruz. Toplumun daha geniş kesimlerine ulaşabilen sigorta sektörü oluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu. “Riskler ve tehditler sigortacılığın önemini bir kez daha ortaya koydu” TOBB Sigorta Acenteleri İcra Komitesi Başkanı Levent Korkut ise “Bugün sigortacılık riskleri öngören, yöneten, ekonomik sürdürülebilirliği destekleyen, toplumsal dayanıklılığı artıran stratejik bir sektör haline gelmiştir. Dünyadaki riskler, tehditler, dönüşümler, savaşlar ve buna benzer gelişmeler sigortacılığın önemini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle ülkemizin deprem gerçeği, afetler, ekonomik dalgalanmalar sigorta oranını artırmıştır” dedi. “Güçlü bir sektör, güçlü bir ülkenin ön şartı” TOBB Sigorta Eksperleri İcra Komitesi Başkanı Ahmet Nedim Erdem, sigortacılığın yalnızca teknik bir alan olmadığını vurgulayarak, sektörün toplumsal rolüne dikkat çekti. Erdem, “Sigortacılık sektöründe bizler çoğu zaman poliçe, prim ve teminatları konuşuyoruz ancak işin özüne bakıldığında sigortacılık, insanların yarınlara dair taşıdığı endişeleri azaltma sanatıdır. Sigorta, geleceğe duyulan güvenin kurumsal ifadesidir. Güçlü bir sigorta sektörü, güçlü bir ekonomi ve ülkenin ön koşullarından biridir” diye konuştu. Erdem ayrıca, ilk kez düzenlenen fuarın sektör açısından önemli bir buluşma noktası olduğunu da ifade etti. Deneyim alanları da yer alıyor Organizasyon kapsamında fuar alanında kurulacak deneyim alanlarında, ziyaretçiler, sektörün yenilikçi uygulamalarıyla buluşacak. Deprem farkındalığını artırmayı amaçlayan DASK Deprem Simülasyon Tırı ile Quick Sigorta’nın güvenli sürüş deneyimi sunan Q Truck uygulaması ziyaretçilere farklı deneyimler yaşatacak. Katılımcılar, ayrıca, organizasyon için kullanılacak dijital randevu sistemi sayesinde B2B görüşmeler gerçekleştirerek yeni iş bağlantıları kurma fırsatı yakalayacak. Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi’nin, sektör temsilcileri arasındaki iş birliğini güçlendirmesi, yeni ticari bağlantılar oluşturması ve sigortacılığın geleceğine ilişkin önemli değerlendirmelere ev sahipliği yapması hedefleniyor. Fuar kapsamında gerçekleştirilecek zirve programında sektörün önde gelen isimleri; dijitalleşme, risk yönetimi, hasar süreçleri, dağıtım kanalları, jeopolitik gelişmeler, müşteri deneyimi ve sigortacılığın geleceği gibi başlıklarda görüşlerini paylaşacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ organizatörlüğünde gerçekleştirilen fuarın etkinlik partnerliğini ise IUC Events üstleniyor. T.C. Ticaret Bakanlığı ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) himayesinde düzenlenen fuar; sektörün köklü kurumları tarafından destekleniyor. Organizasyona, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK), Sigorta Eksperleri İcra Komitesi (SEİK), İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tam destek veriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin İkinci Büyük İhracatçı Sektörü Kimyada Yeni Dönem Haber

Türkiye'nin İkinci Büyük İhracatçı Sektörü Kimyada Yeni Dönem

Küresel üretim zincirlerinde yaşanan değişimin kimya sektörünü de dönüştürdüğüne dikkat çeken Artkim Group Kurucusu ve CEO'su Ahmet Güler, "Kimya sektörü bugün yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknoloji geliştirme, sürdürülebilirlik, tedarik güvenliği ve rekabetçilik açısından da önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetleri ve değişen tedarik zincirleri, sektörün üretim ve ticaret dinamiklerini yeniden şekillendiriyor" açıklamasını yaptı. Türkiye'nin bu süreçte önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Güler, "Üretim kabiliyeti, stratejik konumu ve güçlü ihracat altyapısıyla Türkiye, küresel kimya sektöründe daha fazla söz sahibi olabilecek potansiyele sahip. Bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için teknoloji yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri ve uluslararası iş birlikleri kritik önem taşıyor" ifadelerini kullandı. SEKTÖRÜN BULUŞMA NOKTASI: TURKCHEM EURASIA Sektörde yaşanan dönüşümün üreticiler, teknoloji sağlayıcılar ve tedarikçiler arasındaki iş birliklerini daha da önemli hale getirdiğini belirten Güler, "Kimya sanayisi çok geniş bir üretim ekosistemine sahip. Bu nedenle sektör temsilcilerinin bir araya gelerek yeni teknolojileri değerlendirmesi, sürdürülebilir üretim modellerini konuşması ve ticari iş birlikleri geliştirmesi büyük önem taşıyor. Turkchem Eurasia Fuarı da sektörün farklı alanlarında faaliyet gösteren üretici, tedarikçi ve teknoloji sağlayıcıları bir araya getirerek bu iş birliklerinin gelişmesine katkı sağlamayı hedefliyor" dedi. KİMYADA REKABET ARTIK SADECE ÜRETİMLE KAZANILMIYOR Kimya sektöründe küresel rekabetin yeni bir döneme girdiğini vurgulayan Güler, "Bugün ülkeler yalnızca ne ürettikleriyle değil, ne kadar sürdürülebilir, ne kadar yenilikçi ve ne kadar güvenilir tedarikçi olduklarıyla da değerlendiriliyor. Kimya sanayiinin geleceğinde Ar-Ge, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve uluslararası iş birlikleri belirleyici olacak. Türkiye'nin sahip olduğu üretim gücünü yüksek katma değerli ürünlerle desteklemesi, küresel pazardaki konumunu daha da güçlendirecektir" değerlendirmesinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Enerji 2026 Yılının İlk Çeyreğinde Yatırım Kararlılığını Sürdürdü Haber

Enerjisa Enerji 2026 Yılının İlk Çeyreğinde Yatırım Kararlılığını Sürdürdü

Şirket geçen yıllarda da olduğu gibi sürdürülebilir büyümesini yatırım odağında devam ettirdi. CEO Murat Pınar’ın 2026 yatırım hedeflerinin korunduğunu vurguladığı ilk çeyrekte, Düzenlemeye Tabi Varlık Tabanı (RAB) 100 milyar TL’nin üzerine çıkarak güçlü seyrini sürdürdü ‘Herkes için Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonuyla Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, Elektrik Dağıtım ve Perakende alanlarındaki lider konumunun yanı sıra Müşteri Çözümleri ve E-mobilite iş kollarında da faaliyet gösteriyor. Şirket, geçtiğimiz yıl sürdürülebilir ve dayanıklı bir sistemin inşası için enerji altyapısına 23,5 milyar TL’lik yatırım yapmıştı. Hedeflerine ulaşan Enerjisa Enerji, hisse başına brüt 5,08 TL temettü ödemesini ise 15 Nisan’da gerçekleştirdi. Dünyada hızla değişen jeopolitik gelişmeler ve ekonomik belirsizliklere rağmen, 2026 yılında da yatırım kararlılığını sürmeye devam etti. Türkiye’nin güvenilir enerji arzı için de katkı sunan bu yatırımlar, şebeke modernizasyonu ve dijitalleşme odaklı oldu. Paylaşılan ilk çeyrek sonuçlarında dikkat çeken noktalardan biri ise faaliyet gelirleri oldu. Şirketin faaliyet gelirleri, yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla reel olarak yüzde 5 artış göstererek 17,9 milyar TL’ye yükseldi. Bu büyümede en güçlü katkıyı Elektrik Dağıtım iş kolu sağlarken, Düzenlemeye Tabi Varlık Tabanı (RAB) ise yıllık bazda yüzde 42 artarak yaklaşık 105 milyar TL seviyesine ulaştı. Tüm iş kollarında denge ve verim ön planda Perakende iş kolunda ise zorlu piyasa koşullarına rağmen müşteri portföyü genişletildi. Serbest piyasa segmentindeki satış hacmi artışı ve portföy marjlarındaki iyileşme ile birlikte, Perakende iş kolu bu çeyrekte dengeli bir performans sergilemiş oldu. Enerjisa’nın liderliğini koruduğu perakende sektöründe öncü olan müşteri deneyimi ve dijital çözümler yaklaşımı ise portföy genişletmede önemli bir rol oynuyor. Yenilenebilir enerji uygulamaları ve enerji verimliliği çözümlerinin kurumsal müşterilere sunulduğu Müşteri Çözümleri iş kolunda ise Güneş enerjisinde kurulu güç 146 MWp seviyesine ulaştı. E-mobilite alanında da faaliyet gösteren şirket, Eşarj markası ile operasyonel verimlilik odağı ile şarjlanma hacmini artırmayı başardı. Pınar: “30 ila 35 milyar TL aralığındaki yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız” Türkiye’nin enerji arzını güvenilir ve bağımsız hale getirmenin sektördeki her şirketin sorumluluğu olduğunun altını çizen Enerjisa Enerji CEO’su Murat Pınar; “Enerji sektörü bugün yalnızca arz-talep dengesiyle değil; jeopolitik gelişmeler, finansman koşulları ve hızlanan enerji dönüşümüyle birlikte çok boyutlu bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyor. Oldukça rekabetçi ve bir o kadar da belirsiz bir atmosfer var. Buna rağmen finansal dayanıklılığımızı korumak ve bu sırada da yatırımlarla büyümek, uzun vadeli stratejimizin odağı. Güçlü ve disiplinli bir iş modelimiz var. Bu alandaki uzmanlığımızı, sektör lideri olarak öncülük ettiğimiz uygulamaları kamuoyuyla da paylaşıyoruz. Enerjisa Enerji olarak, ‘Herkes için Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonu ile 22 milyonu aşkın kullanıcımıza en kaliteli hizmeti vermeye devam edeceğiz. Yine elimizi taşın altına koyacak, toplumsal yatırımlar yapmayı da altyapı yatırımları ya da finansallar kadar önemseyeceğiz. Dördüncü tarife dönemini başarıyla tamamlayıp beşinci tarife dönemine başlamışken, yine aynı kararlılıkla ilerliyoruz. Altyapı yatırımlarımız 2026’da da devam edecek. Toplamda 30-35 Milyar TL yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız” dedi. Ulbrich:“Yatırım programımızı güçlü bir finansman yapısıyla desteklemeyi ve uzun vadeli büyümemizi sürdürmeyi hedefliyoruz” 2026 yılının ilk çeyreğinde küresel belirsizliklerin ve yüksek faiz ortamının etkisini sürdürdüğü zorlu bir ortamda faaliyet gösterdiklerini belirten Enerjisa Enerji CFO’su Philipp Ulbrich; “Böylesi bir konjonktürde finansal performansı sağlamak, kısa vadeli etkin yönlendirme ve dayanıklılığa odaklanmayı gerektiriyor. Buna rağmen yıl başında paylaştığımız 2026 hedeflerimizi değiştirmiyor, dört ana performans göstergemiz doğrultusunda ilerlemeye devam ediyoruz. İş modelimizin sağladığı öngörülebilirlik, güçlü bilançomuz ve yüksek finansal disiplinimiz, bu zorlu ortamda güçlü bir performans sergilememizi sağlıyor. İlk çeyrekte dağıtım iş kolu operasyonel performansın ana belirleyicisi olmaya devam etti. Bununla birlikte, mevcut ekonomik ortamda artan operasyonel ve yatırım maliyetlerinin, Nisan ayı başında olduğu gibi, ilgili tarife çerçeveleri kapsamında dengeli ve süreklilik arz edecek şekilde yansıtılmasının sektörün sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Finansal disiplin tarafında güçlü duruşumuzu koruyoruz. Net borç / Faaliyet Geliri oranımızı 1,1x seviyesinde tutarken, borç portföyümüzde gerekli çeşitliliği ve rekabetçi fiyatlamayı sağlamaya devam ediyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Krizinden Çıkışın Yolu Güneş Enerjisinden Geçiyor Haber

Enerji Krizinden Çıkışın Yolu Güneş Enerjisinden Geçiyor

2026 itibarıyla küresel elektrik talebinin 29.000 TWh seviyesini aşacağı öngörüsü, maliyet baskısının kalıcı olduğunu ortaya koyuyor. Bu kapsamda güneş enerjisi, maliyet kontrolü sağlayan, dışa bağımlılığı azaltan ve uzun vadede öngörülebilir bir enerji yapısı sunan en güçlü alternatif olarak öne çıkıyor. Enerji maliyetlerini yönetebilmek için güneş enerjisinin stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyleyen Fronius Türkiye Genel Müdürü Nusret Bilen, "Hem işletmeler hem de konutlar için asıl değer, enerjiyi üretmekten çok onu öngörülebilir ve bağımsız bir yapıda yönetebilmekten geçiyor" diyor. Küresel enerji piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmeler, enerji maliyetlerini yeniden en kritik gündem maddelerinden biri haline getirdi. Mart ayında küresel enerji enflasyonunda son 25 yılın en büyük artışının kaydedilmesi ve aylık bazda ortalama %5,5'lik yükseliş görülmesi, enerji fiyatlarındaki dalgalanmanın geçici değil, yapısal bir risk haline geldiğini ortaya koydu. Küresel jeopolitik gelişmeler petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz akışında kritik bir rol oynayarak fiyatları hızla yükselirken, bu gelişmeler Türkiye'de de elektrik ve doğalgaz tarifelerine yapılan yüzde 25'lik artışla doğrudan karşılık buldu. Fronius Türkiye Genel Müdürü Nusret Bilen, küresel gelişmelerin enerji maliyetleri üzerindeki etkisinin her zamankinden daha hızlı hissedildiğine dikkat çekti. Güneş enerjisi, sürdürülebilir ekonominin temel bileşeni Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmaların bölgesel gelişmelerle sınırlı kalmadığına vurgu yapan Nusret Bilen, "Küresel arz zincirleri ve enerji güvenliği dinamikleri doğrudan fiyatlara yansıyor. Mart ayında küresel enerji enflasyonunda yüzde 5,5'lik artışla son 25 yılın en yüksek seviyesinin görülmesi, bu kırılganlığın ne kadar derinleştiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan yükselişin Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde çok daha hızlı hissedilmesi, maliyetlerin kısa sürede yukarı yönlü hareket etmesine neden oluyor. Türkiye'de elektrik ve doğalgaz tarifelerine yapılan yüzde 25'lik artış, enerji yönetiminin artık şirketler ve konutlar için operasyonel bir konu olmaktan çıkıp ülke ekonomisi adına finansal sürdürülebilirliğin temel bileşenlerinden biri haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor" dedi. Güneş enerjisi sistemleri fiyat dalgalanmalarına kalkan oluyor Enerji maliyetlerindeki artışın konutlar kadar şirketler üzerindeki etkisinin de giderek derinleştiğini belirten Bilen, "2025 yılında küresel ölçekte yüzde 3,3 artan elektrik talebinin 2026 yılının sonunda yüzde 3,7 seviyesine çıkması bekleniyor. Bu da enerjiye olan ihtiyacın hız kesmeden devam edeceğini gösteriyor. 2026 sonu itibarıyla toplam küresel elektrik tüketiminin 29.000 TWh seviyesini aşacak olması, mevcut sistem üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Bu durum, fiyatların kısa vadeli gelişmelerden bağımsız, yapısal bir talep artışına bağlı olarak yükseldiğini ortaya koyuyor. Türkiye'de de artan enerji maliyetleri, özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu noktada şirketlerin üretici konumuna geçmesi büyük önem taşıyor. Güneş enerjisi sistemleri, sunduğu öngörülebilir maliyet yapısı sayesinde işletmelerin uzun vadeli planlama yapabilmesini sağlarken, enerji bağımsızlığı kazandırarak fiyat dalgalanmalarına karşı güçlü bir koruma sunuyor. Bugün geldiğimiz noktada güneş enerjisi, maliyet kontrolü, öngörülebilirlik ve risk yönetimi açısından şirketler ve konutlar için stratejik bir yatırım haline gelmiş durumda" diye konuştu. Güneş enerjisinde yüzde 17'lik kapasite artışı Fronius Türkiye Teknik Müdürü Talha Avcı ise enerji dönüşümünün hızına dikkat çekti. "Küresel ölçekte yenilenebilir enerji yatırımlarının ulaştığı seviyeler, enerji sistemlerinin nasıl yeniden şekillendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor" diyen Talha Avcı, şunları söyledi: "Küresel enerji düşünce kuruluşu Ember'in verilerine göre 2025 yılında dünya genelinde güneş ve rüzgar enerjisinde toplam 814 GW'lık yeni kapasite devreye alınması ve bunun yüzde 17'lik bir büyümeye işaret etmesi, dönüşümün hızını açıkça gösteriyor. Bu büyümede özellikle güneş enerjisinin 647 GW ile başı çekmesi ve toplam kurulu gücün 2,87 TW seviyesine ulaşması, teknolojinin erişilebilirliğinin ve yatırım cazibesinin giderek arttığını ortaya koyuyor. Türkiye'de de güneş enerjisi kurulu gücünün 25 GW seviyesini aşması, bu dönüşümün yerel ölçekte de güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Artık güneş enerjisi çevresel bir tercih olmanın ötesinde, enerji maliyetlerini yönetmek isteyen işletmeler ve konut sahipleri için en rasyonel çözümlerden biri haline gelmiş durumda." 'Güneşin gücüyle 24 saat kesintisiz bağlantı' yaklaşımını odağına alıyor Enerji teknolojilerinde entegrasyonun belirleyici rolüne de dikkat çeken Avcı, "Bugün enerji yönetiminde asıl fark yaratan unsur, üretilen enerjinin ne kadar verimli yönetildiği, depolandığı ve ihtiyaç anında kullanılabildiğidir. Bu noktada inverter teknolojileri, enerji depolama sistemleri ve akıllı enerji yönetimi çözümlerinin birlikte çalıştığı entegre yapılar kritik hale geliyor. Fronius olarak geliştirdiğimiz 'Güneşin gücüyle 24 saat kesintisiz bağlantı' yaklaşımıyla, ticari yapıların ve konutların günün her anında enerjiye erişebilmesini sağlayan bütüncül çözümler sunuyoruz. Bu sayede gündüz üretilen enerjinin depolanarak gece saatlerinde de kullanılabilmesi mümkün hale gelirken, enerji maliyetleri daha öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir yapıya kavuşuyor" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.