Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Gerilimler

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Gerilimler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Gerilimler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel İflaslar Yüzde 6 Artacak Haber

Küresel İflaslar Yüzde 6 Artacak

Dünyada ticari alacak sigortası devi Allianz Trade her yıl hazırladığı iflas raporunu 2026 yılının ilk aylarında güncelledi. Rapora göre zaten yüksek seviyelerde olan ticari iflaslar, 2025 yılını çoğu ülkede artış eğilimiyle tamamladı. Ticari iflaslar 2025 yılında küresel olarak yüzde 6 arttı Allianz Trade İflas Raporuna göre küresel olarak, ticari iflaslardaki artış eğilimi, halihazırda yüksek seviyelere ulaşmış olmasına rağmen çoğu ülkede devam ediyor. 2025 yılına ait resmi rakamlar henüz tüm ülkeler için açıklanmamış olsa da şu ana kadar elde edilen veriler, Allianz Trade tarafından yayınlanan önceki Küresel İflas Raporu'nda vurgulanan eğilimleri doğruluyor ve bazı istisnalar dışında, ticari iflaslarda küresel artış eğilimi devam ediyor. Aralık ayı için en son 33 ülkedeki resmi iflas kayıtları ve önceki aylardakilerin, 25 ülkede iflaslarda hala yıl başından bu yana artış kaydedildiği ve bunların 14’ü gibi önemli bir kısmında çift haneli artışlar yaşadığı bilgisi raporda veriliyor. Rapora göre; 2025 yılının dördüncü çeyreği için geçici rakamlar, Batı Avrupa'nın yıllık yüzde 9 artışla üst üste on dokuzuncu çeyrekte de küresel iflas artışlarına en çok katkı sağlayan bölge olmaya devam ettiğini gösteriyor. Orta ve Doğu Avrupa’nın yüzde 15, Latin Amerika’nın yüzde 4 ve Asya-Pasifik’in ise yüzde 7 ile iflaslarda hala belirgin bir ivme kaydettiği de raporda verilen bilgiler arasında. Küresel iflaslardaki artış sürecek Allianz Trade’in uzman ekonomistleri 2026-2027 yıllarında da yüksek iflas seviyelerinin sürmesini bekliyor. Küresel iflasların 2026 yılında da artmaya devam ederek üst üste beşinci yıl artmış olacağını belirten uzmanlar; artış hızı küresel ortalama olarak yüzde 3’e gerilese dahi iflasların azaldığı çoğu ülkeye göre bu oranın yüksek kalacağı görüşüne raporda yer veriyor. Raporda, 2027 yılında ise iflasların daha yaygın hâle geleceği ancak sınırlı da olsa yüzde 1 gibi bir düşüş eğiliminin başlayacağı belirtiliyor. Ödeme alamama riski nedeniyle alıcı iflaslarından ve tedarik zinciri kesintilerinden kaynaklanabilecek tedarikçi iflaslarından dolayı, kritik müşteri ve tedarikçilerin yakından takip edilmesi gerektiği raporda vurgulanıyor. Büyük firmaların da iflaslara karşı bağışıklığı yok Allianz Trade Küresel İflas Raporu’na göre büyük firmaların da iflaslara karşı bağışıklığı yok. 2025'in son çeyreğinde 147 vaka ve tüm yıl boyunca 475 vaka, yani her 18 saatte bir vaka gerçekleşerek rekor sayıda büyük çaplı iflas vakası kaydedildiği de raporda yer alıyor. Batı Avrupa bölgesindeki cirosu 50 milyon euroyu aşan büyük şirketlerin iflaslarının uzmanların iç raporlamalarındaki yerini aldığı belirtilirken hem iflas sayılarındaki artış hem de 311 vaka ile vaka sayısı bakımından küresel sıralamada Batı Avrupa’nın başı çektiğine raporda değiniliyor. Bununla birlikte, ölçek bakımından en büyük vakaların çoğunun Amerika ve Çin’de gerçekleştiği ve yılın en büyük 20 iflas vakasından 17'sinin bu ülkelerde görüldüğü vurgulanıyor. Raporda, büyük şirketlerin genellikle, küresel parçalanma ve değişen ticaret modelleri, jeopolitik gerilimler, dijital dönüşüm ve çeşitli sektörlerde yapısal dönüşümler gibi küresel sorunlara daha fazla maruz kaldığı belirtiliyor. Bu nedenle bu durumun tedarikçiler ve alt yükleniciler üzerinde yaratacağı domino etkisi riskinin dikkate alınması gerektiği tavsiyesinde bulunuluyor. Hizmet, inşaat ve perakende sektörleri iflaslarda ipi göğüsledi Allianz Trade Küresel İflas Raporuna göre hizmet, inşaat ve perakende sektörleri iflas sayıları bakımından küresel olarak ipi göğüsleyenler arasında yer aldı. Bununla birlikte toplam iflasların yüzde 44’ünün makine ve ekipman, otomotiv ve kimya gibi özellikle Avrupa'daki endüstriyel sektörlerin kırılganlıklarını maskelediğine raporda yer veriliyor. Sayı olarak, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da 83 vaka ile hizmetler ve 64 vaka ile perakende, özellikle Batı Avrupa ve Asya'da ise 62 vaka ile inşaatın en çok etkilenen sektörler arasında olduğu raporda belirtiliyor. Ancak bu durumun kısmen, bu sektörlerde büyük ölçekli şirketlerin bulunması gibi demografik faktörlerden de kaynaklandığına dikkat çekiliyor. Rapora göre; göreceli olarak, perakende sektörü toplam büyük iflaslar içinde aşırı temsil edilirken, hizmetler sektörü yetersiz temsil ediliyor ve diğer bazı sektörler, tarihsel ortalamalara göre daha büyük artışlar sergiliyor ve mevcut büyük şirketler içindeki payları daha da artıyor. Avrupa'da bu tip şirket listesine artık kimya, metal, makine ve ekipman, otomotiv, bilgisayar ve telekomünikasyon ve elektronik ile tekstil sektörlerinin de giriş yaptığı da raporda yer verilen bilgiler arasında bulunuyor. İflaslar, pandemi öncesi yıllık seviyeleri belirgin bir şekilde aştı Allianz Trade Küresel İflas Raporu’na göre; genel olarak, 2025 yılının tamamında, şirket iflaslarının küresel olarak yüzde 6 artmış olduğu tahmin ediliyor. Ekonomistler, dört ülkeden birinde, özellikle ABD, Brezilya ve Almanya'da verilerin gecikmesi nedeniyle manşet göstergelerinde potansiyel bir revizyon olabileceğini belirtiyor. Raporda 2025’e ilişkin göreli olarak en büyük artışların, yıllık olarak yüzde 45 ile Hong Kong, yüzde 40 ile Yunanistan, yüzde 40 ile İsviçre ve yüzde 27 ile Singapur'da görüleceği ve mutlak olarak; 3.400 vaka ile İsviçre, 2.500 vaka ile Almanya, 2.480 vaka ile İtalya, 2.330 vaka ile Fransa ve 1.800 vaka ile ABD'de kaydedileceği tahminine yer veriliyor. İflaslarda en büyük düşüşlerin ise muhtemelen; yüzde 24 ile Hindistan, yüzde 24 ile Rusya, yüzde 23 ile Kanada ve yüzde 16 ile Hollanda’da görüleceği tahmini de raporda bulunuyor. Çoğu gelişmiş ekonomide iflasların, pandemi öncesi yıllık seviyeleri belirgin bir şekilde aştığı, bu ülkeler arasında İsviçre başta olmak üzere çoğunlukla Batı Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerinin yer aldığı da raporda belirtiliyor. Rapora göre; İsviçre’yi özellikle Finlandiya, İsveç ve İspanya izliyor ve Asya-Pasifik bölgesindeki çoğu gelişmiş ekonomi de aynı durumda. Bunlar arasında ise özellikle; Güney Kore, Hong Kong, Singapur ve Avustralya ile Amerika kıtasında Kanada ve ABD’nin olduğu rapordaki bilgiler arasında. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor? Haber

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor?

Türkiye dahil 95 ülkeden 4.454 CEO'nun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, CEO'ların yalnızca %30'unun önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir büyümesine çok güvendiğini ortaya koyuyor. Bu oran 2025'te %38 düzeyindeydi. Dönüşümün hızı, stratejinin önüne geçmemeli Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu şunları söyledi: "29. Küresel CEO Araştırmamız, iş dünyasının bir 'bekle-gör' döneminden ziyade 'hızlı adaptasyon' sınavı verdiğini gösteriyor. Türkiye'deki CEO'larımızın gelir büyümesine olan güveninin %24'e gerilemesi, makroekonomik belirsizliklerin ve teknolojik dönüşüm baskısının bir yansıması. CEO'ların %42'sinin dile getirdiği 'hız' endişesi, yapay zekâ yatırımlarının somut bir büyüme motoruna dönüşmesi için doğru liderlik ve yetkinlik dönüşümüyle yönetilmelidir. Belirsizlik çağında fark yaratacak olan; sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, bu teknolojiyi operasyonel çeviklikle birleştirip sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilmektir." CEO'ların teknolojik hız karşısında "Dönüşüm" kaygısı Araştırma CEO'ların teknolojik değişim hızı karşısında ciddi bir baskı hissettiğini gösteriyor. Küresel CEO'ların %42'si "iş süreçlerimizin yapay zekâ dahil teknolojik değişimin hızına ve kapsamına yetişecek kadar hızlı dönüşüp dönüşmediği" sorusunu en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. Ayrıca, %24'ü inovasyon kapasitelerinin belirsiz bir geleceğe hazır olup olmadığını sorgularken, %19'u şirketlerinin orta ve uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacak adımların yeterliliğinden emin olmadığını ifade ediyor. Yapay zekânın finansal sonuçlara yansıması sınırlı düzeyde Yapay zekâ (YZ) kullanımı yaygınlaşsa da finansal sonuçlara yansıması dünya genelinde henüz başlangıç aşamasında ve sınırlı düzeyde. Küresel olarak CEO'ların %30'u YZ yatırımlarından henüz net bir geri dönüş alamadığını belirtiyor. Hem maliyet tasarrufu hem de gelir artışını aynı anda başaran "lider" şirketlerin oranı ise küresel ölçekte %12' düzeyinde kalmış durumda. CEO'lar için tehditlerde siber güvenlik, enflasyon ve jeopolitik gerilimler başı çekiyor Önümüzdeki 12 aya ilişkin risk algısında CEO'lar için siber riskler (%30), enflasyon (%25) ve jeopolitik gerilimler (%23) en büyük tehditler olarak öne çıkıyor. Bunun yanı sıra, gümrük tarifeleri de (%20) CEO'lar için önemli bir endişe kaynağı olarak çıkıyor. Gümrük tarifeleri konusunda ise, en fazla Çin (%28) ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (%22) CEO'lar etkileneceğini belirtiyor. Öte yandan, CEO'ların %29'u gümrük tarifelerin kâr marjlarını azaltacağını söylüyor. Son 12 ayda küresel CEO'ların %33'ü veri kullanımı ve gizliliği, %29'u ise yapay zekâ güvenliği veya "Sorumlu Yapay Zekâ" konularında paydaşlarından (müşteri, yatırımcı vb.) gelen güven odaklı sorularla karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, liderlerin %20'si yükselen ticaret tarifelerinden endişe duyduğunu belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor Haber

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor

Jeopolitik gerilimlerle dolu geçen 2025 yılının ardından dünya, 2026 yılına da yeni krizlerle başladı. Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve yaptırımlar; 2026’nın ilk günlerinde de küresel risk ajandasının ilk sıralarında yerini aldı. Global risk haritasının yeniden şekillendiği 2026 yılına dair öngörülerini paylaşan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “2026 yılında artık tekil risklerden değil, birbirini tetikleyen ve aynı anda çalışan ‘çoklu krizler’den söz ediyoruz. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri şokları, iklim kaynaklı hasarların artışı ve reasürans kapasitesindeki daralma, sigorta sektörünü küresel ölçekte yeniden konumlandırıyor. Türkiye’de ise bu tablo; teminat yapılarının daha rafine, fiyatlamanın daha risk-seçici, veri ve analitiğin ise hiç olmadığı kadar kritik hale geldiği bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu yeni risk haritasında ayakta kalmanın yolu, müşterilerle birlikte proaktif risk yönetimi kültürü inşa etmekten geçiyor” dedi. Belirsizlik altında karar alma artık yeni normalimiz 2026 yılında belirsizliğin sektörleri oldukça derinden etkileyeceğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Kurallara dayalı küresel düzenin zayıflaması, ticaret ve sermaye akımlarında öngörülebilirliği azaltırken, şirketler için ‘belirsizlik altında karar alma’ artık yeni normal haline geliyor. Bu ortamda tedarik zincirleri, sadece maliyet ve verimlilik açısından değil, risk yoğunluğu açısından da yeniden tasarlanıyor. Lojistik gecikmeler, kritik hammadde ve ara malı tedarikindeki kesintiler, üretim duruşları ve gelir kayıpları; iş durması (business interruption) ve kâr kaybı teminatlarını daha merkezi bir konuma taşıyor. Türkiye açısından bakıldığında, hem bölgesel jeopolitik konum hem de üretim ve lojistik üssü olma potansiyeli, risk ve fırsatı aynı anda büyütüyor. Çok uluslu tedarik zincirlerine entegre Türk şirketleri için; politik şiddet, savaş, terör, ambargo ve sözleşme ihlali gibi risklerin daha sofistike poliçelerle yönetilmesi, 2026’da gündemin üst sıralarında yer alacak. Bu da, teminat kapsamlarının netleştirilmesi, muafiyet ve limit yapılarına daha dikkatli yaklaşılması anlamına geliyor” diye konuştu. İklim kaynaklı hasar frekansındaki artış Murat Çiftçi, 2026 küresel risk ve dayanıklılık raporlarında, aşırı hava olayları ve doğal afetlerin en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Sıcak hava dalgaları, ani ve şiddetli yağışlar, sel, dolu, fırtına ve orman yangınları gibi olayların hem frekansı hem de şiddeti artarken; bu durum özellikle yangın, mühendislik, tarım ve kasko branşlarında hasar frekansını yukarı çekiyor. Türkiye’de son yıllarda yaşanan sel ve dolu olayları, iklim kaynaklı risklerin artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösteriyor. Bu tablo, sigortacılar açısından iki temel sonucu beraberinde getiriyor: Öncelikle iklim risklerinin bölgesel ve mikro ölçekte modellenmesi, lokasyon bazlı fiyatlamayı ve risk mühendisliğini öne çıkarıyor. İkinci olarak da ürün tasarımı. Parametrik sigortalar, doğal afetler odaklı özel ürünler ve iklim uyum yatırımlarını teşvik eden teminat yapıları, 2026 ve sonrasında daha fazla gündeme gelecek. Müşteri tarafında ise, risk azaltıcı önlemler (altyapı güçlendirme, drenaj sistemleri, yangın güvenliği, iş sürekliliği planları vb.) ile sigorta teminatının birlikte düşünülmesi, prim seviyeleri ve teminat bulunabilirliği üzerinde belirleyici olacak.” Global reasürans kapasitesindeki daralma Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; küresel ölçekte artan hasar frekansı ve şiddeti, iklim kaynaklı felaketlerin yükselen maliyeti, enflasyonist baskılar ve sermaye maliyetlerindeki artış, reasürans piyasasında kapasiteyi daraltıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Özellikle katastrofik riskler, doğal afetler ve yüksek limitli endüstriyel risklerde reasürans programlarının yenilenmesi, her zamankinden daha zorlu ve detaylı müzakereler gerektiriyor. Murat Çiftçi, “Bu daralan kapasite, reasürörleri risk seçiminde daha seçici davranmaya iterken; sigorta şirketlerini de portföy kalitesi, underwriting disiplini ve risk mühendisliği uygulamalarında daha sıkı bir çerçeveye yönlendiriyor. Türkiye özelinde bakıldığında, küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşma; katastrofik risklerde limit ve şartların yeniden tanımlanması, koşullu teminatların artması, daha yüksek muafiyet ve katılım payları ile fiyatlamada belirgin bir yukarı yönlü baskı olarak yansıyor. Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor” dedi. Daha seçici, daha analitik ve işbirliğine dayalı bir model Söz konusu durumların Türkiye’deki teminat yapıları ve fiyatlamaya etkisini de değerlendiren Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Küresel risk dinamiklerindeki değişim, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlamayı belirgin şekilde dönüştürüyor. Büyük kurumsal risklerde katmanlı programlar yaygınlaşırken, daha yüksek muafiyetler ve kapsam–istisna sınırlarının netleştiği poliçeler öne çıkıyor. Fiyatlamada ise lokasyon, hasar geçmişi, tedarik zinciri bağımlılıkları ve iklim senaryoları gibi veri odaklı parametreler çok daha belirleyici hale geldi. Bu süreç, müşteri–broker–sigortacı ilişkisinde de ‘risk ortağı’ modelini güçlendiriyor; kısa vadeli fiyat odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, şeffaf ve stratejik işbirlikleri önem kazanıyor. Özetle, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlama, küresel trendlerle uyumlu şekilde daha seçici, daha analitik ve daha işbirliğine dayalı bir modele doğru ilerliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak Haber

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, sigorta sektörünün 2025 yılına ilişkin değerlendirmesinde, “2025 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada sigorta sektörü açısından yüksek belirsizlik ile yüksek fark yaratma fırsatının aynı anda hissedildiği bir dönem oldu. Küresel ölçekte büyüme hızlarının yavaşladığı, jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının ve yüksek faiz–enflasyon sarmalının yatırım kararlarını zorlaştırdığı bir yılı geride bıraktık. Bu doğrultuda sigorta sektörünün küresel büyümesinin yaklaşık %2 - %2,5 seviyelerine, yani pandemi sonrası dönemin en düşük seviyelerine gerilemesi bekleniyor. Böyle bir tabloda sigorta sektörü, finansal sistemin istikrarı açısından kritik bir rol üstleniyor” dedi. Türkiye özelinde ise yüksek enflasyona rağmen sektörün reel büyüme performansına dikkat çeken Çiftçi, “Son yıllarda prim üretiminde enflasyonun üzerinde güçlü bir reel büyüme görüyoruz. 2024’te toplam prim üretimi yaklaşık 838,7 milyar TL’ye ulaştı; bireysel emeklilik fon büyüklüğü ise 1,2 trilyon TL seviyelerine geldi. 2025’te bu taban üzerine inşa edilen, daha seçici ve teknik odaklı bir büyüme dinamiği görüyoruz. Yıl sonunda toplam prim üretiminin 1,15–1,20 trilyon TL bandını zorlamasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Reasürans kapasitesi daha seçici hale geliyor 2025 yılında risk yoğunluğunda belirgin bir artış gözlendiğini vurgulayan Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Siber riskler, jeopolitik gerilimler ve kritik altyapılara yönelik tehditler kurumların risk haritalarını yeniden şekillendiriyor. İklim kaynaklı afetlerin sıklığı ve şiddeti arttıkça hem reasürans maliyetleri hem de hasar frekansı üzerinde baskı oluşuyor. Özellikle siber, yangın/mühendislik ve doğal afet teminatlarında reasürans kapasitesinin daha seçici hale geldiği, fiyat ve şartların sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, brokerlerin sadece fiyat odaklı değil, yapısal çözüm ve risk iyileştirme önerileriyle masaya oturmasını zorunlu kılıyor.” Murat Çiftçi, yapay zekâ, gelişmiş analitik ve otomasyonun underwriting, hasar yönetimi ve müşteri deneyimi süreçlerini hem globalde hem Türkiye’de kökten dönüştürdüğünü belirterek, “IBS açısından 2025 yılı, daha sofistike risk yönetimi çözümlerinin öne çıktığı bir ‘kalite yılı’ oldu” dedi. ‘Türkiye bölgesel cazibe merkezi olabilir’ Türkiye sigorta sektörünün ölçek ve penetrasyon açısından gelişme alanı olsa da, regülasyon kalitesi, teknik bilgi birikimi ve teknolojiyi benimseme hızı bakımından küresel trendlerle uyumlu ilerlediğini belirten Murat Çiftçi şöyle devam etti: “SEDDK ve ilgili kurumların yayımladığı düzenlemelerde; sermaye yeterliliği, tüketicinin korunması, şeffaflık ve sürdürülebilirlik başlıklarının giderek daha fazla önceliklendirildiğini görüyoruz. Dijital kanalların ve uzaktan satışın yaygınlaşması, ürün ve süreçlerin ‘dijital ilkeli’ tasarlanmasını beraberinde getiriyor. Globalde konuşulan iklim riski, siber risk ve altyapı yatırımlarının sigortalanması gibi alanlar Türkiye’de de kurumsal müşterilerin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Henüz penetrasyon ve kişi başı prim üretimi olarak OECD ortalamalarının altında olsak da, dönüşüm hızı ve regülasyon uyumu Türkiye sigorta sektörünü önümüzdeki dönemde bölgesel bir cazibe merkezi haline getirme potansiyeli taşıyor.” Enflasyon ve faiz, hem prim üretimi hem de yatırımı etkiliyor Türkiye’de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve faiz ortamının sektörü iki yönlü etkilediğini belirten Çiftçi: “Enflasyon, prim üretimini nominal olarak büyütürken hasar maliyetlerini de yukarı çekiyor. Özellikle oto sigortaları, yangın ve mühendislik branşlarında yedek parça, işçilik ve inşaat maliyetlerindeki artışlar teknik kârlılık üzerinde baskı oluşturuyor. Yatırım tarafında ise yüksek faiz dönemlerinde yatırım gelirleri sigorta şirketleri için önemli bir kâr kalemi haline geliyor; ancak bu durum uzun vadeli tasarruf ürünlerine olan talebi de şekillendiriyor. 2025 ve 2026 için baz senaryolarda enflasyon ve faizlerde kademeli bir normalleşme beklentisi öne çıkıyor. Bu da sektör için yatırım gelirlerinden çok teknik kârlılığın ve müşteri bağlılığının ön plana çıkacağı bir döneme geçiş anlamına geliyor” dedi. 2026’de üç kritik dönüşüm alanı olacak 2026 yılında Türkiye’de siber ve operasyonel dayanıklılık kapsamında yeni regülasyonların beklendiğini ifade eden Çiftçi, yapay zekâ ve model riskine ilişkin çerçevelerin de büyük önem taşıdığını belirtti: “AI kullanımını teşvik ederken model şeffaflığı, veri etiği ve sorumluluk paylaşımını netleştiren düzenlemelerin 2026 yılında hayatımıza girmesini bekliyoruz. Ayrıca sigorta şirketleri ile büyük aracılık kuruluşlarının iklim risklerini, yatırım portföylerini ve ESG performanslarını daha şeffaf raporlamasını gerektiren standartların da hayata geçmesi gerekiyor.” ‘Yüksek uzmanlık alanlarında daha da derinleşeceğiz’ IBS’in 2026 stratejik yol haritasında enerji, altyapı, havacılık, sağlık, siber ve finansal kurumlar gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda bilgi birikimini daha da derinleştirmek olduğunu belirten Murat Çiftçi, “Risk analizleri, senaryo çalışmaları ve portföy optimizasyonu için gelişmiş veri analitiği ve dijital platformlara yatırım yapmaya devam edeceğiz. Hem kendi operasyonlarımızda hem de müşteriye sunduğumuz çözümlere yenilikçi ürünleri adapte etmek, ESG kriterlerini somut hedeflerle birleştirmek, genç yetenekleri sektöre kazandırmak, mevcut kadromuzu yeni nesil teknolojilerle desteklemek, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum konusunda sürekli geliştireceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tether Gold’un Piyasa Değeri 2 Milyar Doları Aştı Haber

Tether Gold’un Piyasa Değeri 2 Milyar Doları Aştı

2025’in üçüncü çeyreğinin sonunda 1,44 milyar dolar seviyesinde olan XAUT’nin toplam piyasa değeri, ekim ayı itibarıyla yaklaşık 2,1 milyar dolara yükseldi.
Tether Gold’un ihraç ve yönetiminden sorumlu El Salvador merkezli TG Commodities S.A. de C.V., 30 Eylül 2025 itibarıyla aşağıdaki verileri doğruladı. Toplam Fiziksel Altın Rezervi: 375.572 fine troy onsDolaşımdaki Toplam XAUT Token Sayısı: 375.572 XAUTAltın Teminatı: 1:1 (Her bir XAUT token’ı, en az bir fine troy ons fiziksel altınla destekleniyor)Altın Fiyatı (30 Eylül 2025): 3.858,96 ABD doları / onsToplam Piyasa Değeri: 1,449 milyar ABD dolarıSatılan Token Sayısı: 235.820Satışa Sunulabilir Token Sayısı: 139.751 Altın rezervleri İsviçre’de, London Good Delivery standartlarına tam uyumlu kasalarda tutuluyor. Altın zirvede, tokenizasyon çağı başladı 2025 yılı boyunca altın fiyatları; enflasyonun kalıcılığı, jeopolitik gerilimler ve kurumsal yatırımcılardan gelen yoğun talep nedeniyle tarihi zirveleri gördü. Bu dönemde Tether Gold’un fiziksel rezervleri 11,6 tonu aşarak yaklaşık 1,5 milyar dolarlık tokenize değere ulaştı. Yatırımcılar, itibari paraların değer kaybı ve küresel belirsizlik ortamında “dijital güvenli liman” arayışına yönelirken, Tether Gold, blokzincir teknolojisinin sunduğu erişilebilirliği altının kalıcılığıyla birleştirerek şeffaf, teminatlı ve likit bir yatırım modeli sunuyor. “Tether Gold, geleceğin mülkiyet modelini temsil ediyor”
 Tether CEO’su Paolo Ardoino, konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Tether Gold, gerçek varlıkların zincir üzerinde hiçbir taviz vermeden büyüyebileceğini kanıtlıyor.
Altın fiyatlarının tarihi zirvelere ulaşması ve kurumsal yatırımcıların tokenize varlıklara ilgisinin artmasıyla XAUT, fiziksel güvenliği dijital özgürlükle buluşturan geleceğin mülkiyet modelini temsil ediyor.” ifadelerini kullandı. Ekim ayı itibarıyla, gerçek varlık tokenizasyonu (RWA) sektörü küresel çapta güçlü bir ivme kazandı.
Devlet kurumları, varlık yöneticileri ve finansal teknoloji şirketleri, varlık ihraç ve saklama süreçlerinde blokzincir tabanlı modelleri benimsiyor. Tether Gold bu dönüşümün öncüsü olarak; dünyanın en eski değer saklama aracını, modern finansal dünyanın ihtiyaç duyduğu şeffaflık ve erişilebilirlik ilkeleriyle yeniden tanımlıyor.
Yüzde 100 fiziksel teminat, tam düzenleyici uyum ve zincir üstü doğrulanabilirlik sayesinde, Tether Gold sorumlu tokenizasyonun küresel ölçekteki en güçlü örneği konumunda. Tether Gold, dijital çağın güvenli limanı olarak konumlanıyor Parasal dalgalanmaların arttığı bir dönemde, Tether Gold (XAUT) kullanıcılarına gerçek altın mülkiyetini aracıya gerek kalmadan, hızlı ve sınır ötesi biçimde devretme olanağı sağlıyor.
Bu yönüyle XAUT, hem bireysel hem de kurumsal yatırımcılar için dijital çağın güvenli limanı olarak konumlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.