Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Risk

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Risk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Risk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hazır Beton Sektöründe Denge Arayışı Devam Ediyor Haber

Hazır Beton Sektöründe Denge Arayışı Devam Ediyor

2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, ekonomik beklentilerde sınırlı bir iyileşme olsa da sahadaki gerçek faaliyetlerin yıllık bazda baskı altında kaldığını ortaya koydu. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye'de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içerisinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan öncü bir göstergedir. Hazır Beton Endeksi 2026 Mayıs Ayı Raporu'na göre tüm endeksler 2025 yılının büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra, yılın son çeyreğinde sınırlı bir toparlanma eğilimi göstermiş, ancak 2026 ocak ayında bu toparlanma yerini yeniden zayıflamaya bırakmıştır. Şubat ayında tekrar toparlanma çabası ve mart ayındaki dalgalı seyrin ardından, nisan ayında gözlenen kısmi iyileşme eğilimi mayıs ayında yerini daha zayıf bir görünüme bırakmıştır. Güven Endeksi, nisan ayındaki sınırlı toparlanmanın ardından mayıs ayında yeniden aşağı yönlü bir hareket sergilemiştir. Endeks, eşik değerin (100,00) altında kalmaya devam etse de son aylardaki iyileşme eğilimini koruyamamış ve sektörde güven algısının henüz kalıcı bir toparlanma aşamasına ulaşmadığını göstermiştir. Bu görünüm, belirsizliklerin hâlen sürdüğüne ve beklentilerin temkinli seyrettiğine işaret etmektedir. Faaliyet Endeksi ise mayıs ayında, Kurban Bayramı tatilinin etkisiyle nisan ayındaki görece güçlü seviyesini koruyamamış ve yeniden zayıflama eğilimi göstermiştir. Endeksin eşik değerinin altında kalması, sektörde faaliyetin henüz bir genişleme ivmesi kazanamadığını ortaya koymaktadır. Mayıs ayındaki resmî tatil yoğunluğu dikkate alındığında, bu gerilemenin bir kısmının takvim etkisinden kaynaklandığı ve sektördeki hareketliliğin sınırlı kaldığı söylenebilir. Beklenti Endeksi, mart ayında başlayan yükseliş eğilimini nisan ayında korumuş olsa da mayıs ayında gerilemiştir. Bu gerileme, sektör oyuncularının önümüzdeki döneme ilişkin iyimserliğinde bir miktar zayıflamaya işaret etmektedir. Bununla birlikte, endeks değerinin negatif ancak diğerlerinden yüksek olması, beklenti de tamamen olumsuz değil ama ihtiyatlı bir görünümün öne çıktığını ortaya koymaktadır. Alt endekslerdeki bu gerilemenin etkisiyle, Hazır Beton Endeksi de mayıs itibarıyla nisan ayına kıyasla daha temkinli bir zemine oturmuştur. Bu nedenle mayıs ayı, kısa süreli bir toparlanma çabasının ardından yeniden denge arayışının öne çıktığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Geçen yılın aynı ayına göre bakıldığında, mayıs ayında yıllık değişimler incelendiğinde, endekslerin genel olarak zayıf bir görünüm sergilediği görülmektedir. Beklenti Endeksi %0,1 oranında sınırlı artış kaydederek pozitif bölgede kalırken, Güven Endeksi %0,2 oranında yükselerek kısmen daha güçlü bir iyileşme göstermiştir. Buna karşılık, Hazır Beton Endeksi %0,6 ve Faaliyet Endeksi %2,1 oranında gerileyerek yıllık bazda negatif ayrışmıştır. Özellikle Faaliyet Endeksi'ndeki düşüş, sektörde reel hareketliliğin, bayramın da etkisiyle geçen yılın aynı dönemine göre belirgin biçimde zayıfladığını ortaya koymaktadır. 2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, sektörün yıllık bazda karmaşık ama genel olarak zayıf bir görünüm içinde olduğunu göstermektedir. Beklenti ve güven tarafında sınırlı pozitif seyir korunmakla birlikte, Faaliyet ve Hazır Beton Endekslerindeki gerileme, sektördeki canlanmanın henüz yaygın ve kalıcı bir ivme kazanamadığına işaret etmektedir. Bu tablo, ekonomik beklentilerde sınırlı bir iyileşme olsa da sahadaki gerçek faaliyetlerin yıllık bazda baskı altında kaldığını göstermektedir. Raporun sonuçlarını değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, sektörün yıllık bazda karmaşık ama genel olarak zayıf bir görünüm içinde olduğunu göstermektedir. Güven ve Beklenti endekslerinde sınırlı iyileşme görülürken, Faaliyet ve Hazır Beton Endekslerindeki gerileme, sektördeki hareketliliğin henüz güçlü ve kalıcı bir toparlanma sürecine girmediğine işaret etti." dedi. İnşaat sektörüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, "Türk inşaat sektörü açısından yılın geri kalan kısmında performansı etkileyecek en önemli gelişme ABD-İran savaşının sona ermesidir. Muhtemel bir anlaşma, Türkiye inşaat sektörü açısından makroekonomik ve sektörel düzeyde olumlu yansımalar doğurabilecek bir durum olarak değerlendirilmektedir. Jeopolitik risk priminin azalmasıyla birlikte enerji fiyatlarında sağlanabilecek görece istikrar, başta demir-çelik, çimento ve lojistik olmak üzere temel girdi maliyetlerinin daha öngörülebilir bir seyir izlemesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca bölgesel normalleşme sürecinin, özellikle Körfez ülkeleri kaynaklı doğrudan yabancı yatırımları teşvik ederek konut, altyapı ve ticari gayrimenkul alanlarında talep artışına yol açması beklenmektedir. Bunun yanı sıra söz konusu olumlu etkilerin büyüklüğü; küresel finans koşulları, Türkiye'nin iç makroekonomik dengeleri ve finansman maliyetlerinin seyri gibi değişkenlere bağlı olarak farklılık gösterebilecektir." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzay Ekonomisi Büyüyor, Sigortacılık Yeni Risklere Hazırlanıyor Haber

Uzay Ekonomisi Büyüyor, Sigortacılık Yeni Risklere Hazırlanıyor

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, “Uzay artık yalnızca teknolojik bir yatırım alanı değil; finansal olarak da korunması gereken kritik bir ekonomi. Uzay ekonomisi büyüdükçe sigorta sektörü de bu büyümenin vazgeçilmez güvence mekanizmalarından biri oluyor” dedi. Son yıllarda devletlerin yanı sıra özel şirketlerin de uzay yatırımlarını hızlandırmasıyla birlikte, küresel uzay ekonomisinin önümüzdeki dönemde 1 trilyon doları aşacağı öngörülüyor. Haberleşme, navigasyon, savunma, meteoroloji, afet yönetimi ve veri hizmetleri gibi kritik alanlarda uzay tabanlı sistemlerin kullanımı giderek artarken, bu yatırımların korunması da stratejik bir konu başlığı haline geliyor. Bu kapsamda sigorta sektörü, uzay ekonomisinin görünmeyen ancak vazgeçilmez güvence mekanizmalarından biri olarak öne çıkıyor. Uzay görevlerinin yalnızca bir fırlatmadan ibaret olmadığını belirten IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bir uydu projesi; üretim, entegrasyon, taşıma, fırlatma, yörüngeye yerleşme, operasyonel ömür ve gelir üretimi gibi birçok aşamadan oluşuyor. Bu nedenle uzay görevleri pre-launch, launch ve in-orbit olmak üzere farklı aşamalarda sigortalanıyor. Ayrıca üçüncü şahıs sorumluluk, gelir kaybı, siber riskler ve görev iptali gibi ek teminatlar da gündeme gelebiliyor. Burada temel mesele yalnızca poliçe düzenlemek değil; mühendislik, hukuk, jeopolitik risk, finansman ve operasyonel sürekliliği birlikte değerlendirebilmek” dedi. Anti-uydu sistemleri ve siber saldırılar yeni risk başlıkları oluşturuyor Uzayın artık ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir alan haline geldiğini belirten Murat Çiftçi, “Haberleşme, navigasyon, istihbarat, savunma ve afet yönetimi gibi kritik fonksiyonların uzay varlıklarına bağlı hale gelmesi, bu sistemleri stratejik hedef konumuna getiriyor. Anti-uydu sistemleri, sinyal bozma faaliyetleri, siber saldırılar, yörünge manevraları ve uzay enkazı oluşturabilecek askeri testler sigorta piyasasının dikkatle takip ettiği riskler arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı. Murat Çiftçi, "Bugün bir uyduyu sigortalamak, artık yalnızca teknolojiyi değil; jeopolitiği, siber güvenliği ve küresel ticaretin sürekliliğini de sigortalamak anlamına geliyor" dedi. Bu gelişmelerin sigorta sektöründe yeni bir dönemi başlattığını vurgulayan Murat Çiftçi, “Risk modellemesi giderek zorlaşıyor. Çünkü teknik arıza risklerinin yanına politik şiddet, savaş, yaptırım, devlet müdahalesi ve kasıtlı saldırılar gibi daha karmaşık başlıklar ekleniyor. Bu nedenle sigortacılar artık yalnızca uydunun teknolojik güvenilirliğine değil; operatörün risk yönetimi kapasitesine, görev planına, çarpışma önleme kabiliyetine, siber güvenlik altyapısına ve acil durum prosedürlerine de bakıyor. Asıl değişim sadece primlerde değil, teminat disiplininde yaşanıyor” dedi. Ay görevleri ve uzay turizmi, yeni sigorta ürünleri doğuracak Önümüzdeki dönemde uzay ekonomisinin yeni alanlara genişleyeceğini belirten Murat Çiftçi, “Ay görevleri, ticari uzay istasyonları, uzay lojistiği, yörüngede servis hizmetleri, yakıt ikmali, uydu tamiri, uzay turizmi ve gelecekte uzay madenciliği gibi faaliyetler sigorta sektörünün ürün mimarisini yeniden şekillendirecek” dedi. Bu kapsamda görev iptali, fırlatma gecikmesi, yörüngede servis sorumluluğu, uzay istasyonu operasyonel sorumluluğu, mürettebat ve yolcu sorumluluğu, veri kaybı, gelir kaybı ve siber operasyon riskleri gibi daha özel teminatların gündeme geleceğini ifade eden Murat Çiftçi, “Ayrıca uzay enkazı yönetimi ve sürdürülebilir yörünge kullanımı da sigortalanabilirlik açısından kritik kriterler haline gelecek. Uzay sigortacılığında yeni dönemin ana kavramı ise görev bazlı risk yönetimi olacak. Sigortacılar yalnızca varlığı değil, görevin tüm yaşam döngüsünü değerlendirecek” diye konuştu. Türkiye’de uzay sigortacılığı stratejik önem kazanacak Türkiye’nin de son yıllarda uzay alanında önemli adımlar attığını belirten Murat Çiftçi, “Bugün Türkiye’de uzay sigortacılığı henüz çok niş bir alan gibi görülebilir. Ancak uydu teknolojileri, savunma sanayi, haberleşme, veri merkezi altyapıları, iklim gözlem sistemleri, tarım teknolojileri ve afet yönetimi gibi birçok sektör uzay tabanlı hizmetlerle daha fazla entegre oldukça, bu alandaki sigorta ihtiyacı da artacaktır. TÜRKSAT 6A gibi yerli haberleşme uydusu alanında elde edilen kazanımlar ve Milli Uzay Programı kapsamındaki hedefler de uzay sigortacılığını ülkemiz açısından da giderek daha stratejik hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu. “IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak hedefimiz, yalnızca mevcut risklere çözüm üretmek değil; kurumlarımızı geleceğin risklerine bugünden hazırlamak” ifadelerini kullanan Murat Çiftçi, “UIB ve uluslararası brokerlik ağlarımız üzerinden küresel reasürans piyasalarındaki kapasiteyi, teknik uzmanlığı ve ürün gelişmelerini yakından takip ediyoruz. Türkiye’de bu alanda farkındalığın artması, doğru risk analizi yapılması ve uluslararası standartlarda sigorta çözümlerinin geliştirilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uzay ekonomisi büyüdükçe, sigorta sektörü bu büyümenin görünmeyen ama vazgeçilmez güvence mekanizmalarından biri olacak. Çünkü uzay yatırımlarının sürdürülebilirliği, yalnızca teknolojik başarıya değil, bu teknolojinin finansal olarak korunabilir hale gelmesine de bağlı” diye de ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Yönetim Kurullarının Önceliği Finansal ve Operasyonel Süreçler Haber

Türkiye’de Yönetim Kurullarının Önceliği Finansal ve Operasyonel Süreçler

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY ve Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) iş birliğiyle çoğunlukla halka açık ve aile şirketlerinde görev alan yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticiler ve bağımsız yönetim kurulu profesyonellerinin katılımıyla gerçekleştirilen Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi araştırmasının sonuçları açıklandı. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen araştırmanın bulguları, yönetim kurulu gündemlerinde kısa vadeli finansal ve operasyonel konuların ağırlıkta olduğunu gösterirken, daha uzun vadeli risk ve dönüşüm başlıklarının ise henüz yeterince ele alınmadığını ortaya koyuyor. Bu yıl özellikle “kurumsal risk yönetimi” ve “yönetim kurulu kompozisyonu” temalarını odağına alan araştırma, küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler, siber güvenlik ve mevzuata uyum gibi önemli başlıklar için ayrılan zamanın görece sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Türkiye Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru Araştırma kapsamında 1-5 aralığında yapılan değerlendirme sonucunda, Türkiye’deki Yönetim Kurulu Etkinlik Skoru 3,67 olarak belirlendi. Bu durum, skorun en son 2023 yılında gerçekleştirilen çalışma ile benzer seviyelerde kaldığına işaret ediyor. 2023 yılında gerçekleştirilen çalışmaya kıyasla 2025 yılında “değer yaratma” skorunun 4 seviyesinden 3.92 seviyesine geldiği, “yönetim kurulu yapısı” skorunun 4,1 seviyesinden 3,9 seviyesine geldiği, “yapılanma ve süreçler” skorunun 3,9 seviyesinden 3,86 seviyesine geldiği, “liderlik ve kültür” skorunun 3,7 seviyesinden 3,4 seviyesine geldiği ve “performans” skorunun 2,8 seviyesinden 3,1 seviyesine ulaştığı gözlemleniyor. ‘Finansal ve operasyonel performans’ yönetim kurullarının gündeminde ilk sırada yer alıyor Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi kapsamında katılımcıların en çok vakit ayırdıkları konu başlıkları sırasıyla “finansal ve operasyonel performans” (%93), “şirket misyon, vizyon ve stratejisi” (%75) ve “katma değerli projelerin ilerleyişi” (%70) olarak yer alıyor. Bu başlıkların, 2023 yılında gerçekleştirilen çalışmada olduğu gibi ilk üç sıradaki yerlerini korudukları görülüyor. Yönetim kurullarının en az vakit ayırdığı konular ise “siber güvenlik” (%25), “kriz yönetimi” (%34) ve “hissedar/yatırımcı ilişkileri” (%34) olarak sıralanıyor. 2023 yılında ise bu başlıkların sırasıyla “Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Karbon Vergisi” ve “yönetim kurulu çeşitliliği” olduğu görülüyor. Ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler yönetim kurullarının odak noktasında yer alıyor Bu yıl kurumsal risk yönetimi temasına odaklanan araştırmanın sonucuna göre, en önemli riskler arasında, ilk 3 sırada “ekonomik risk”, “jeopolitik risk” ve “politik risk” yer alıyor. Bu risklerin 2023 yılında gerçekleştirilen çalışmada ilk üç sırada yer alan “iklim krizi ve sosyal riskler”, “finansman ve nakit yönetimi” ve “sektörel ve politik belirsizlikler” risklerine kıyasla farklılaştığı açıkça görülüyor. Yönetim kurullarının yetkinlikleri ise genel olarak güçlü görünürken, özellikle halefiyet planlaması, uzun vadeli vizyon oluşturma ve ölçülebilir performans hedefleri belirleme gibi alanlarda belirgin gelişim ihtiyaçları bulunduğu vurgulanıyor. Öte yandan katılımcıların %50’sinden fazlası, çalıştıkları kurumlarda yönetim kurulu seviyesinde risk yönetimine ayırdıkları sürelerin aylık 1 ila 10 saat arasında olduğunu ifade ediyor. Yönetim kurullarının sürdürülebilir başarıya ulaşmak için önceliklendirmesi gereken adımlar Araştırmaya göre, yönetim kurullarının sürdürülebilir başarıya ulaşması adına öneriler; yönetim kurulu kompozisyonu, şirketleri bekleyen riskler, yönetim kurulu gündemine yönelik olmak üzere 3 başlık etrafında şekilleniyor. Gerçekleştirilen anketin bulgularına göre; yönetim kurulu kompozisyonunun genel olarak olgun olarak değerlendirildiği, ancak bağımsız üye yapısının ve yetkinlik çeşitliliğin güçlendirilmesine, halefiyet planlamasının yapılmasına, orta ve uzun vadeli stratejik vizyonun netleştirilmesine, stratejinin daha ölçülebilir hale getirilmesine ilişkin gelişim alanları olduğu öne çıkıyor.Risk yönetiminin stratejik karar alma süreçlerine entegre edilmesi, risk ve performans metrikleri için gerçek zamanlı izleme ve değerlendirme kabiliyeti geliştirilerek, kurum genelinde veri odaklı ve proaktif bir risk kültürü oluşturulması bir diğer önemli başlık olarak ön plana çıkıyor.Mevcut durumda yönetim kurulu gündeminde kısa vadeli finansal ve operasyonel performans odaklı yapısının, uzun vadeli riskler ve dönüşüm başlıkları ile daha dengeli hale getirilmesi kritik önem taşıyor. Ayrıca, jeopolitik ve teknolojik risklere yönelik senaryo çalışmaları, düzenli risk değerlendirmeleri ve kriz/siber tatbikatları ile daha proaktif bir yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor. Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) Başkanı Mehmet Sami şunları aktardı: “YÜD, bir kurumun kaderini belirleme yetkisine sahip yönetim kurullarının; kompozisyonu, gündemi, komite oluşturma ve çalıştırma yetkisi, risk veya fırsatları değerlendirme kapasitesi, hesap verebilmesi ve sürdürülebilir büyümesi için önemli başlıkları belirlemektedir. Bu kapsamda bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi bizim için yalnızca bir araştırma değil; yönetim kurullarının hangi riskleri gördüğünü, hangi alanlarda geride kaldığını ve nerede dönüşmesi gerektiğini gösteren bir yol haritasıdır. Türkiye’yi Global Network of Director Institutes’ta temsil eden tek sivil toplum kuruluşu olarak, bu araştırmayla yönetim kurullarının yeni risk gündemine ilişkin yol gösterici bir çerçeve sunuyoruz. Ülkemizdeki yönetim standartlarını yükseltmek, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını yerleştirmek için çalışmalarımıza ve projelerimize kararlılıkla devam edeceğiz.” Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) Başkan Yardımcısı Özlem Özyiğit ise şunları aktardı: “Barometre, yönetim kurullarının finansal performansa güçlü biçimde odaklandığını (%93); ancak siber güvenlik (%25), kriz yönetimi (%34) ve halefiyet planlaması (%43) gibi başlıklarda daha güçlü ve sistematik bir yönetişim ihtiyacı bulunduğunu açıkça gösteriyor. Raporda yer alan bir diğer önemli başlık olan sürdürülebilirliği bir imaj çalışmasından öteye taşıyarak ‘yönetişim’ maddesi haline getirmeliyiz. Karbon yönetişimi farkındalığının 3,61 seviyesine çıkması sevindirici; şimdi bu bilinci somut iş sonuçlarına dönüştürme vaktidir. Modern yönetişimde yönetim kurulları, sadece kararların onaylandığı yerler değil, farklı seslerin titizlikle değerlendirildiği birer strateji merkezi olmalıdır. Çeşitliliğin ve çok sesliliğin desteklenmesi, kurumlarımızı daha dirençli hale getirecektir. Anketi her yıl gerçekleştirerek yönetim kurullarının yapısının ve gündeminin gelişimini etkinlik skoruyla ölçümlemeye ve bunu baz alarak yol haritaları geliştirmeye devam edeceğiz.” EY Türkiye Şirket Ortağı ve Risk Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Emre Beşli şu değerlendirmelerde bulundu: “Jeopolitik dalgalanmalar ve siber tehditlerin sıkça gündeme geldiği bu dönemde yönetim kurullarının çevik hareket edebilmesi ve dayanıklılıklarını güçlendirmeleri kritik önem taşıyor. Bu noktada, yönetim kurulu kompozisyonunun günümüz ihtiyaçlarına göre yetkinliklerle donatılması gerekiyor. Araştırmamızın bulgularına göre, yönetim kurullarında risk yönetimine ayrılan süre ya da payın arttırılması açısından önemli bir gelişim alanı bulunduğu söylenebilir. Araştırmada yer alan öne çıkan riskler arasından iklim değişikliği ve doğa, sürdürülebilirlik, yetenek yönetimi gibi alanlar, yönetim kurullarının uygulanan risk stratejilerine olan güveni açısından görece olarak bir miktar daha düşük değerlendirilmiş durumda. Ancak risk kategorilerinin tamamı için doğru ve yeterli risk stratejilerine olan ihtiyaç da vurgulanmış bulunuyor. Tüm bu değerlendirmeler, risk yönetiminin stratejik bir bakış açısıyla tekrar ele alınması, aynı zamanda risk yönetimi çalışmalarını simülasyon, senaryo planlama, stres testleri ve benzeri yaklaşımlarla desteklemesinin önemine işaret ediyor. Söz konusu risk dönüşümünün gerçekleşmesi açısından araştırmada ele alınan bir diğer konu olan yönetim kurulu kompozisyonu da oldukça önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı Serhat Akmeşe ise şunları belirtti: “Günümüzün hızla değişen iş dünyasında yönetim kurullarının karar alma süreçleri; küresel jeopolitik gelişmeler, ekonomik belirsizlikler, artan regülasyon baskısı, dönüşen risk ortamı ve teknolojik ilerlemelerin etkisiyle giderek daha karmaşık ve çok boyutlu bir yapıya evriliyor. Bu dinamik tablo, yönetim kurulu kompozisyonunun; yetkinlik çeşitliliği, güçlü bir bağımsız üye yapısı, stratejiyle entegre ve daha sistematik halefiyet planlaması, teknoloji, regülasyon ve jeopolitik alanlarında derin uzmanlık, veri temelli karar alma kabiliyeti ve yapay zekânın karar süreçlerine etkin entegrasyonu gibi başlıklar odağında yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Tüm bu gerekliliklerden yola çıkarak EY Türkiye olarak YÜD iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz bu araştırma, yönetim kurullarının öncelikli gündem maddelerine ışık tutmayı ve stratejik odak alanlarına ilişkin yol gösterici içgörüler sunmayı amaçlıyor. Bu raporun, yönetim kurullarının daha güçlü, çevik ve geleceğe hazır bir yönetişim modeli oluşturmasına katkı sağlayan değerli bir başvuru kaynağı olmasını umuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Kullanan Tedarik Zincirleri, Küresel Risklere Karşı Daha Dayanıklı Çıkıyor Haber

Yapay Zeka Kullanan Tedarik Zincirleri, Küresel Risklere Karşı Daha Dayanıklı Çıkıyor

ABD merkezli küresel harcama yönetimi şirketi Ivalua, tedarik zinciri liderlerinin karşı karşıya olduğu jeopolitik risklere dair dikkat çeken bir araştırma yayımladı. 100 tedarik ve satın alma karar vericisiyle yapılan ankete göre, yapay zekâ (AI) çözümlerini tam olarak uygulamış olan şirketlerin %98’i, küresel risklere karşı hazır olduklarını belirtiyor. Buna karşılık, yapay zeka planı olmayan şirketlerde bu oran sıfır. AI Olan Hazır, Olmayan Risk Altında Araştırmaya göre: %98 yapay zekâsını tamamen devreye almış şirket “hazırım” diyor. Bu oran, AI uygulama sürecinde olanlarda %21’e düşüyor. AI’yi sadece düşünenlerde ise yalnızca %11 hazır hissediyor. Yapay zekâ planı olmayan şirketlerde ise “hazırım” diyen yok. Ivalua CMO’su Alex Saric, şirketlerin kısa vadeli riskler nedeniyle inovasyonu erteleme eğiliminde olduğunu ancak bunun uzun vadede büyük fırsat kayıplarına neden olabileceğini vurguladı: “Gerçek fark, risk karşısında nasıl tepki verildiğidir. En dirençli organizasyonlar, stratejilerini terk etmeden adapte olmayı başarıyor.” Gelişmiş Şirketler, Karlılığı Korumada Önde AI stratejisi gelişmiş şirketlerin, artan maliyet baskısına karşı daha güçlü olduğu da dikkat çekiyor: AI’siz şirketlerin %78’i, yükselen maliyetler nedeniyle kârlarının düşeceğini düşünüyor. Ancak AI’ye yatırım yapanlarda bu oran %50’ye geriliyor. Bu da gösteriyor ki AI yatırımı, sadece teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda risk yönetiminde stratejik bir araç haline gelmiş durumda. Yöneticilerle Ekipler Arasında Algı Farkı Çarpıcı bir veri daha: Üst düzey yöneticilerin %67’si, şirketlerinin “çok hazırlıklı” olduğunu belirtirken Aynı fikirde olan kıdemli yöneticilerin oranı %17, daha alt kadrolarda ise sadece %10. Bu durum, şirket içinde strateji ile uygulama arasındaki kopukluğu ve iletişim eksikliğini gözler önüne seriyor. Yapay Zeka = Dayanıklılık + Rekabet Avantajı Ivalua’nın verilerine göre ABD şirketlerinin %77’si AI yatırımlarını sürdürüyor ancak sadece %36’sı bunu en öncelikli konu olarak görüyor. Bu çelişki, inovasyon ile maliyet kontrolü arasında bir denge kurma çabası olarak yorumlanıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.