Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Riskler

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Riskler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Riskler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hürmüz Gerilimi ‘Arz’ı Vurdu  Sanayide Tedarik Ve Üretim Baskısı Derinleşiyor Haber

Hürmüz Gerilimi ‘Arz’ı Vurdu Sanayide Tedarik Ve Üretim Baskısı Derinleşiyor

Küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda artan jeopolitik gerilim, yalnızca enerji fiyatlarını değil, petrokimya tedarik zincirinin tamamını etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Enerji ve hammadde akışının aynı hatta yoğunlaştığı bu dar boğazda yaşanabilecek en küçük aksama dahi küresel piyasada zincirleme etkiler yaratırken, süreç artık sadece fiyat artışlarıyla sınırlı kalmıyor; doğrudan arz tarafında ciddi bir daralma riski ortaya çıkıyor. Bu tablo, sanayi üretimi açısından yönetilmesi giderek zorlaşan bir kırılganlığa işaret ediyor. Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, söz konusu gelişmelerin Türkiye plastik sanayisi üzerinde doğrudan ve çok yönlü bir baskı oluşturduğunu belirterek, “Hürmüz hattında yaşanacak bir aksama yalnızca maliyetleri artırmaz; arzı daraltır, teslimat sürelerini uzatır ve üretim planlarını bozar. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, fiyat dalgalanmasının ötesinde, doğrudan arz tarafında yaşanan ciddi bir kırılmadır” ifadelerini kullandı. “Hürmüz’de en küçük risk bile küresel tedariki sarsıyor” Karadeniz, bölgede yaşanabilecek en küçük bir gerilimin dahi enerji ve petrokimya fiyatlarını anında yukarı çektiğine dikkat çekerek, bunun artık öngörülebilir bir risk değil, doğrudan küresel piyasaları sarsan bir kırılganlık haline geldiğini ifade etti. Hürmüz hattında oluşacak herhangi bir aksamanın yalnızca enerji piyasalarını değil, petrokimya tedarik zincirinin tamamını sekteye uğratacağını vurgulayan Karadeniz, bu durumun sanayi üretimini doğrudan tehdit ettiğini söyledi. Türkiye plastik sektörünün hammaddede büyük ölçüde dışa bağımlı olduğuna işaret eden Karadeniz, yaşanan gelişmelerin “uzak bir coğrafyada yaşanan sınırlı bir kriz” olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun doğrudan üretim sürekliliğini, maliyetleri ve ihracat performansını etkileyen kritik bir sorun olduğunu dile getirdi. “Jeopolitik riskler ekonomiyi vuruyor” Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ekonomi ile jeopolitiğin en sert şekilde kesiştiği alanlardan biri haline geldiğini ifade eden Karadeniz, “Enerji, lojistik ve hammadde akışının aynı hatta sıkışması, zincirleme etkiler yaratıyor. Bu durum yalnızca sektörel değil, genel ekonomi üzerinde de ciddi sonuçlar doğuruyor” dedi. “Sanayici üzerindeki baskı derinleşiyor” Sahadaki etkilerin her geçen gün daha net hissedildiğini belirten çatı kuruluş PLASFED Başkanı, petrokimya hammaddelerinde fiyatların hızla yükseldiğini, tedarik sürelerinin uzadığını ve belirsizliğin derinleştiğini ifade etti. Bu sürecin sanayiciyi daha yüksek maliyetle stok yapmaya zorladığını, bunun da finansman yükünü artırdığını vurgulayan Karadeniz, aynı zamanda uluslararası pazarlarda rekabet gücünün zayıfladığını ve Türk üreticisinin ciddi bir baskı altında kaldığını dile getirdi. Karadeniz, gelinen noktada sektörün yalnızca maliyet artışıyla değil, tedarik güvenliği riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu durumun sürdürülebilir üretim açısından kritik bir eşik oluşturduğunu ifade etti. “Alternatif tedarik artık zorunluluk” Sürecin yönetilebilmesi için acil ve stratejik adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Karadeniz, alternatif tedarik kanallarının hızla devreye alınmasının ve yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesinin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. PLASFED Başkanı Karadeniz, “Küresel kırılganlıkların bu kadar arttığı bir dönemde, sanayimizin dışa bağımlılığını azaltacak adımlar gecikmeden hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Makinecileri’nin İlkbahar Maratonu Başladı Haber

Türkiye’nin Makinecileri’nin İlkbahar Maratonu Başladı

Turkish Machinery markasıyla dünya vitrinine çıkan Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), Nisan’da dünya sanayi trendlerinin belirlendiği ve bu yıl tarihinde ilk kez savunma sanayii ürünlerine de yer veren Hannover Messe ile teknik tekstil dünyasının vitrini Techtextil’de gerçekleştirdiği temasların ardından, rotayı Münih ve Düsseldorf’taki dev buluşmalara çevirecek. Makineciler 4-7 Mayıs’ta çevre teknolojileri ve döngüsel ekonominin küresel referans noktası olan IFAT fuarında, hemen ardından 7-13 Mayıs’ta ambalaj endüstrisinin en büyük organizasyonu Interpack’ta yerini alacak. Geniş bir coğrafyaya yayılan tanıtım maratonu, 12-15 Mayıs’ta Güney Afrika’da düzenlenen tarım makineleri odağındaki NAMPO Harvest Day ile devam edecek. 26-29 Mayıs’ta Rusya’da gerçekleştirilecek iş makineleri ile madencilik teknolojileri fuarı CTT Mining’de ticaret heyeti düzenleyecek makineciler ayrıca, firmaların hedef pazarlarındaki ihracat potansiyellerini güçlendirmek amacıyla Endüstriyel Sistemler ve Aksamları UR-GE Projesi kapsamında kapsamlı bir İhtiyaç Analizi Çalışması başlatacak. Küresel değer zincirlerinin stratejik bir dönüşümden geçtiği, tedarik ve ticaret yollarının yeniden çizildiği bir dönemde koordine edilen yoğun takvime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz şunları söyledi: “Küresel sıkılaşma politikalarına bağlı olarak yatırım ortamının eski canlılığından uzakta seyrettiği son birkaç yıl, sanayi şirketlerinin ölçeklerini çok olumsuz etkiledi. Artan jeopolitik riskler, öngörülebilirliğin zayıflaması ve piyasalardaki yüksek belirsizlik, yatırım kararlarının ertelenmesine yol açarken; bu durum reel sektör üzerinde ilave bir baskı oluşturdu. Bu süreçte yaşanan kâr kaybının ardından işletmelerin yeniden toparlanabilmesi için, küresel yatırım iştahının güçlenerek devam etmesi kritik önem taşıyor. Şu aşamada büyük sıçramalardan söz etmek mümkün olmasa da devam eden savaş belirsizliği ve artan enerji maliyetlerine rağmen sipariş akışının tamamen kesilmemiş olması, yatırım iştahının temkinli de olsa sürdüğüne işaret ediyor. Biz bu dönemde sahada olmanın, doğrudan temas kurmanın ve yeni iş birliği fırsatları yaratmanın her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, Mayıs ayında, stratejik açıdan önceliklendirdiğimiz üç farklı ülkede temaslarımızı yoğunlaştırarak yeni iş fırsatları geliştirmeyi hedefliyoruz.” “Her pazara ve her ihtiyaca göre yüksek kaliteli çözüm” Özellikle Almanya’daki buluşmaların stratejik önemine ve bu ülkeyle olan ilişkilerin basit ticaretin ötesinde, derin üretim entegrasyonuna dayandığına dikkat çeken Yılmaz şunları belirtti: “Türkiye ve Almanya makine sanayileri, üretim yapıları birbirini tamamlayan ve değer zincirinin aynı halkalarında yer alan iki aktör. Bu ülkede kurduğumuz bağlantılarla sanayii entegrasyonumuz derinleşirken sağladığımız ortaklıklarla rekabetçilik seviyemiz de yukarı taşınıyor. Nisan ayında ihracatçı firmalarımızın da güçlü bir temsil sağladığı Hannover Messe ve Techtextil platformlarında, Türkiye’nin sürdürülebilirliğe olan bağlılığını; döngüsellik, enerji tasarrufu ve dijital entegrasyon alanlarındaki çözüm ortağı kimliğini güçlü şekilde ortaya koyduğumuza inanıyoruz. IFAT ve Interpack fuarlarında da Türk makine sektörünün sadece güvenilir bir tedarikçi değil; İkiz Dönüşüm sürecinin pratikteki en güçlü taşıyıcısı ve stratejik bir mühendislik ortağı olduğunu aktarmaya devam edeceğiz.” Almanya’daki tanıtım çalışmalarının ardından Güney Afrika ve Rusya’daki tanıtım çalışmalarının sektörün uluslararası rekabetteki özgüvenini yansıttığını söyleyen Yılmaz, bu takvimin makine sektörünün küresel erişim kapasitesini daha da artıracağına inandıklarını belirterek şunları söyledi: “Küresel sıkılaşma politikalarına bağlı olarak yatırım ortamının temkinli seyrettiği bir dönemde, hem geleneksel pazarlarımızda kök salıyor, hem de farklı coğrafyalarda pazar yelpazemizi genişletiyoruz. Tarım makinelerinden madencilik teknolojilerine kadar farklı uzmanlık alanlarına hitap eden organizasyonlardaki varlığımızla, sektörümüzün her ihtiyaca göre yüksek kaliteli çözüm üretme kabiliyetini ve teknik esnekliğini kanıtlıyoruz. Yeni sanayi mimarisinde güvenilir bir teknoloji ortağı olarak, dünyanın her yerinde operasyonel süreklilik sunmaya ve 'Türkiye’nin Makinecileri' markasını küresel bir referans noktası olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor Haber

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor

Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ülkeler için ne kadar hayati bir konu olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, küresel enerji ticaretinin önemli bölümünün geçtiği bölgelerde yaşanan hareketlilik enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. Doğal afetler, elektrik altyapısında yaşanabilecek kesintiler veya beklenmeyen kriz durumlarında enerji sistemlerinin kesintisiz çalışabilmesi açısından da depolama önemli bir rol üstleniyor… ŞEBEKE DAYANIKLILIĞI KRİZLERDE DAHA DA ÖNEM KAZANIYOR Enerji depolama sistemleri yalnızca yenilenebilir üretimin dengelenmesi ve şebeke stabilitesinin artırılmasıyla sınırlı değildir; doğal afetler, geniş çaplı kesintiler ve jeopolitik riskler gibi olağanüstü durumlarda da enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik rol oynar. Depolama sistemleri, kesinti öncesi, sırası ve sonrasında üç aşamada katkı sunar. Kesinti öncesinde arz-talep dengesini sağlayarak ve yük dalgalanmalarını absorbe ederek geniş çaplı kesintilerin önüne geçer. Kesinti sırasında, önceden şarj edilmiş kapasitesiyle hastaneler, veri merkezleri ve kritik altyapılar için güvenilir yedek enerji kaynağı sağlar. Kesinti sonrasında ise şebekenin yeniden devreye alınması (black start) ve sistem stabilitesinin yeniden tesis edilmesinde aktif rol oynar. Bu yönüyle enerji depolama teknolojileri, yalnızca operasyonel verimlilik değil, aynı zamanda enerji altyapısının dayanıklılığını artıran stratejik çözümler sunar. ENERJİDE BAĞIMSIZLIK İÇİN YENİLENEBİLİR BÜYÜME, DEPOLAMAYI KAÇINILMAZ KILIYOR Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılganlıkları, ülkeleri enerji politikalarında bağımsızlığı önceliklendirmeye yönlendiriyor. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmak, yalnızca çevresel değil aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline geliyor. Fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar ve arz riskleri, güneş ve rüzgâr enerjisini öne çıkarırken; bu kaynakların değişken üretim yapısı, sistemin dengeli ve güvenli yönetimi için enerji depolama çözümlerini zorunlu kılıyor. Türkiye’de de yenilenebilir yatırımlar hız kazanırken sistem esnekliği ihtiyacı artıyor. 2025 sonu itibarıyla kurulu gücün yaklaşık yüzde 20’si güneş, yüzde 12’si rüzgâr olmak üzere toplamda yüzde 32’si yenilenebilir kaynaklardan oluşurken, elektrik üretimindeki payları yaklaşık yüzde 22 seviyesinde kalıyor. Kurulu güç ile üretim arasındaki bu fark, yenilenebilir kaynakların doğasındaki değişkenlikten kaynaklanıyor. Bu nedenle, artan kapasitenin etkin yönetimi için enerji depolama teknolojilerinin her yeni yatırım sürecine entegre edilmesi kritik önem taşıyor. KRİZLER MALİYETİ ARTIRIYOR, DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRIYOR Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı konuya ilişkin değerlendirmelerinde; “Jeopolitik gerilimler, yenilenebilir enerji ve batarya depolama sektörünü hem kısa vadede maliyetler ve tedarik zinciri üzerindeki baskılarla hem de uzun vadede enerji güvenliği perspektifiyle doğrudan etkilemektedir. Batarya sektörü; ham madde fiyatları, hücre maliyetleri, lojistik süreçler ve talep beklentileri açısından bu gelişmelere oldukça duyarlıdır. Mart ayı başında Çin’de lityum fiyatları, zayıf elektrikli araç talebi ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle düşüş göstermiş; Nisan ayında ise petrol arzına yönelik endişelerin artmasıyla birlikte yeniden yükselişe geçmiştir. Bu dalgalanma, jeopolitik gelişmelerin batarya hammaddeleri üzerinde tek yönlü değil, hem talebi baskılayan hem de elektrifikasyon eğilimini güçlendiren çift yönlü bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Artan yakıt fiyatları ve arz güvenliği endişeleri, özellikle petrol ithalatçısı ülkelerde elektrifikasyonu ve buna bağlı olarak batarya talebini desteklemektedir. Bu çerçevede jeopolitik gelişmeler, kısa vadede maliyet ve finansman baskısı yaratırken; orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji, depolama ve elektrifikasyon yatırımlarını hızlandıran bir katalizör etkisi oluşturmaktadır,” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'deki Liderler için "Hız" ve "Güven" En Büyük Sınav Haber

Türkiye'deki Liderler için "Hız" ve "Güven" En Büyük Sınav

PwC'nin 29. Küresel CEO Araştırması'na göre, iş dünyası liderlerinin gelir artışı beklentileri, yapay zekâ yatırımlarının henüz tam anlamıyla kazanca dönüşmemesi ve artan jeopolitik riskler nedeniyle son beş yılın en düşük seviyesine geriledi. 84'ü Türkiye'den olmak üzere, 95 ülkeden 4.454 CEO'nun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, Türkiye'deki CEO'ların yalnızca %24'ünün (Dünyada %30) önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir büyümesine çok güvendiğini ortaya koyuyor. CEO'ların teknolojik hız karşısında "Dönüşüm" kaygısı Araştırma CEO'ların teknolojik değişim hızı karşısında ciddi bir baskı hissettiğini gösteriyor. Küresel CEO'ların %42'si "iş süreçlerimizin yapay zekâ dahil teknolojik değişimin hızına ve kapsamına yetişecek kadar hızlı dönüşüp dönüşmediği" sorusunu en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. Türkiye'de de bu oran %42 ile küresel ortalamayla aynı seviyede gerçekleşti. Ayrıca, dünyada CEO'ların %24'ü inovasyon kapasitelerinin belirsiz bir geleceğe hazır olup olmadığını sorgularken (Türkiye: %29), %19'u şirketlerinin orta ve uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacak adımların yeterliliğinden emin olmadığını ifade ediyor (Türkiye: %21). Yapay zekâ: Henüz somut getirinin eşiğinde, dönüşümün merkezinde Yapay zekâ (YZ) kullanımı yaygınlaşsa da finansal sonuçlara yansıması dünya genelinde henüz başlangıç aşamasında ve sınırlı düzeyde. Küresel olarak CEO'ların %30'u YZ yatırımlarından henüz net bir geri dönüş alamadığını belirtiyor. Bu durum Türkiye için de benzer bir tablo çiziyor. Hem maliyet tasarrufu hem de gelir artışını aynı anda başaran "lider" şirketlerin oranı küresel ölçekte yalnızca %12'de kaldı. Türkiye'deki CEO'ların %42'si, iş modellerinin bu teknolojik hıza ayak uyduramamasının şirketlerinin geleceği için en kritik soru işareti olduğunu vurguluyor. Türkiye'deki şirketlerin %55'i ise hiçbir fayda görmediğini belirtiyor. Türkiye'nin risk radarı: Siber güvenlik ve enflasyon baskısı üst sıralarda Önümüzdeki 12 aya ilişkin risk algısında CEO'lar için siber riskler (%30), enflasyon (%25) ve jeopolitik gerilimler (%23) en büyük tehditler olarak öne çıkarken, Türkiye'deki CEO'lar kendilerini en çok siber risklere (%41) ve enflasyona (%39) karşı savunmasız hissediyor. Bunun yanı sıra, gümrük tarifeleri de (%20) CEO'lar için önemli bir endişe kaynağı olarak çıkıyor. Türkiye'de bu oran %14 seviyesinde. Gümrük tarifeleri konusunda ise, en fazla Çin (%28) ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (%22) CEO'lar etkileneceğini belirtiyor. Öte yandan, CEO'ların %29'u gümrük tarifelerin kâr marjlarını azaltacağını söylüyor. Son 12 ayda küresel CEO'ların %33'ü veri kullanımı ve gizliliği, %29'u ise yapay zekâ güvenliği veya "Sorumlu Yapay Zekâ" konularında paydaşlarından (müşteri, yatırımcı vb.) gelen güven odaklı sorularla karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, liderlerin %20'si yükselen ticaret tarifelerinden endişe duyduğunu belirtiyor. Türkiye'nin büyüme ajandasında temkinli iyimserlik Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu şunları söyledi: "29. Küresel CEO Araştırmamız, iş dünyasının bir 'bekle-gör' döneminden ziyade 'hızlı adaptasyon' sınavı verdiğini gösteriyor. Türkiye'deki CEO'larımızın gelir büyümesine olan güveninin %24'e gerilemesi, makroekonomik belirsizliklerin ve teknolojik dönüşüm baskısının bir yansıması. CEO'ların %42'sinin dile getirdiği 'hız' endişesi, yapay zekâ yatırımlarının somut bir büyüme motoruna dönüşmesi için doğru liderlik ve yetkinlik dönüşümüyle yönetilmelidir. Belirsizlik çağında fark yaratacak olan; sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, bu teknolojiyi operasyonel çeviklikle birleştirip sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilmektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Fonlar Türkiye ve Çevresindeki Yatırım Fırsatlarını Londra'da Değerlendirdi Haber

Küresel Fonlar Türkiye ve Çevresindeki Yatırım Fırsatlarını Londra'da Değerlendirdi

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Küresel Özel Sermaye Birliği'nin (GPCA) stratejik ortaklığıyla düzenlenen etkinlik, küresel özel sermaye fonlarının üst düzey temsilcilerini, yatırım bankalarını, çok uluslu şirketleri ve iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Toplamda 40 konuşmacı ve panelistin yer aldığı etkinlikte, dünyanın önde gelen özel sermaye fonlarını ve iş dünyasını temsil eden 250 üst düzey yönetici Londra'da bir araya geldi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panel ve oturumlarda; Küresel makro görünüm ve sermaye akımları Türkiye ve çevresindeki özel sermaye, özel kredi ve girişim sermayesi yatırım fırsatları Yatırım ve yatırımlardan çıkabilme (exit) dinamikleri Borsa İstanbul ve Londra Borsası'nda halka arz fırsatlarıGirişim sermayesi (venture capital) ve teknoloji yatırımları gibi birçok kritik konu ele alındı. Üst Düzey Katılım: Kamu, Finans ve İş Dünyası Aynı Platformda Konferansın açılışı Londra Borsası CEO'su Dame Julia Hoggett'ın konuşmasıyla başlarken, Globalturk Capital Kurucu ve Yönetici Ortağı, GPCA Orta ve Doğu Avrupa Liderlik Konseyi Üyesi ve Türkiye Temsilcisi Barış Öney etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz etkinliğe video mesaj ile katılarak Türkiye ekonomisinin mevcut durumu ve gelecek dönem politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek de etkinliğe katılarak kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Etkinlikte ayrıca; Türkiye Cumhuriyeti Birleşik Krallık Büyükelçisi Koray Ertaş, Londra Şehri Lord Mayor Temsilcisi Vincent Keaveny, ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu konuşmalarıyla yer aldı. Küresel Sermaye Yeniden Konumlanıyor Etkinlikte öne çıkan başlıklardan biri, küresel yatırım ortamındaki dönüşüm oldu. Artan jeopolitik riskler, değişken gümrük vergileri ve ticaret politikalarındaki değişimler ve yapay zeka başta olmak üzere yaşanmakta olan teknolojik dönüşüm, yatırım kararlarını doğrudan etkilerken; özel sermaye yatırımlarında geri çekilmeden ziyade yeniden konumlanma süreci yaşandığı vurgulandı. GPCA'in araştırmasına göre 2025 yılında yükselen pazarlara olan yatırımlar %33 artış gösterdi. Yatırımcıların daha seçici hale geldiği, yatırımlarını coğrafi, sektörel ve varlık sınıfı olarak çeşitlendirdikleri ve getiri maksimizasyonundan daha çok dayanıklılığın ve güçlü nakit akışının önemli hale geldiği ifade edildi. Uluslararası Doğrudan Yatırımlar ve Şirket Birleşme ve Satınalmaları Tarafında Güçlü Sinyaller Konferansta paylaşılan verilere göre, Türkiye'ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım ilgisinin güçlü şekilde devam ettiği görüldü. 2025 yılında Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı yatırımın yaklaşık 13,1 milyar dolar seviyesine ulaştığı, bunun %85inin gayrimenkul dışı yatırımlardan oluştuğu ve bunun son yılların en yüksek seviyelerinden biri olduğu belirtildi. "Türkiye Hem Yatırım Yapılabilir Hem de Çıkış Yapılabilir Bir Pazar" Globalturk Capital Kurucu ve Yönetici Ortağı, GPCA Orta ve Doğu Avrupa Liderlik Konseyi Üyesi ve Türkiye Temsilcisi Barış Öney, etkinlikte yaptığı konuşmada küresel yatırım ortamındaki dönüşüme dikkat çekerek şunları söyledi: "Bugün küresel yatırım ortamında bir daralmadan ziyade bir yeniden konumlanma süreci yaşıyoruz. Sermaye geri çekilmiyor, daha seçici ve çeşitlendirilmiş hale geliyor ve daha dayanıklı, öngörülebilir ve sürdürülebilir alanlara yöneliyor. Artık yatırımcılar için tek bir 'güvenli liman' kavramı yok. Bunun yerine, coğrafyalar, sektörler ve varlık sınıfları arasında çeşitlendirme temel strateji haline gelmiş durumda. Bu yeni dönemde Türkiye, sahip olduğu güçlü, dayanıklı, dinamik ve esnek iş dünyası, girişimcilik ekosistemi ve stratejik konumuyla öne çıkıyor. Türkiye sadece yatırım yapılabilir bir pazar değil, aynı zamanda yatırımlardan karlı bir şekilde çıkabilme (exit) imkânı sunabilen bir ekosisteme sahiptir. 1,2 milyondan fazla kayıtlı şirket ve her yıl kurulan 100 bini aşkın yeni işletme ile Türkiye, yatırımcılar için sürekli fırsat üreten bir platform niteliği taşıyor. Buna karşın Türkiye'nin kapasitesi düşünüldüğünde bunun çok daha fazla olması gerekiyor. Küresel sermayenin temkinli hareket ettiği böylesi dönemlerde, Türkiye'de yerel sermayenin — özellikle kamu ve özel sektör tarafından kurulan GSYF'lerin rolü giderek artıyor ve orta ölçekli işlemlere banka kredisi ve halka arz dışında alternatif sermaye yaratmada önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Küresel belirsizliklerin arttığı bir ortamda, Türkiye'nin iş dünyasının ve fon yöneticilerinin onyıllardır test edilmiş dayanıklılığı ve adaptasyon kabiliyeti, yatırımcılar için önemli bir avantaj sunmaya devam ediyor. Batı dünyasından farklı coğraflara yönelmeyi düşünen söz konusu sermaye için Türkiye önemli bir alternatif oluşturuyor." Türkiye Yeni Dönemde Stratejik Bir Yatırım Merkezi Etkinlikte Türkiye'nin; güçlü üretim altyapısı, geniş iç pazarı, stratejik ticaret koridorları üzerindeki konumu, gelişen teknoloji ve girişimcilik ekosistemi ile küresel yatırımcılar açısından önemli bir alternatif olmaya devam ettiği vurgulandı. Türkiye'nin girişimcilik ve teknoloji ekosisteminin son yıllarda önemli bir ivme kazandığı ve uluslararası yatırımcıların radarında olmaya devam ettiği ifade edildi. Unicorn seviyesine ulaşan şirketlerin yanı sıra, daha hızlı büyüyen yeni nesil girişimlerin ortaya çıkmasının ekosistemin olgunlaştığını gösterdiği belirtildi. Globalturk Capital Etkinlikleri Küresel Yatırımcıları Türkiye ile Buluşturmaya Devam Ediyor 2015 yılından bu yana İstanbul, Londra, New York ve Washington DC'de düzenlenen Globalturk Capital etkinlikleri, küresel özel sermaye, özel kredi ve girişim sermayesi yatırımcıları ile iş dünyasını bir araya getirerek Türkiye ve çevresindeki yatırım fırsatlarına dikkat çekmek suretiyle katkı sağlamaya devam ediyor. Bu etkinlikler, fon toplama süreçlerinden yatırımlara ve çıkış işlemlerine kadar birçok alanda önemli iş birliklerinin oluşmasına vesile oluyor. Türkiye'ye daha önce yatırım yapmamış yeni özel sermaye fonlarının Türkiye'yi yatırım radarına almalarına, geçmişte yapmış ama uzun süredir yapmamış olanların da tekrar yatırım yapma kararı vermelerine zemin hazırlıyor. Katkıda Bulunan Kurumlar... Globalturk Capital tarafından Londra Borsası ile birlikte Londra'da düzenlenen konferansta, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ve Küresel Özel Sermaye Birliği (GPCA) stratejik ortak olarak yer aldı ve değerli katkılarını sundu. Konferansta Alkima Partners, Baker McKenzie, Bek Ventures, Esas Holding, Esin Avukatlık Ortaklığı, Evercore, Evren Üçok, Greymore, İnfo Yatırım, Mastercard, Mediterra Capital, Meta, Oyak, Turkven, TFI Holding gibi önemli kurum ve kuruluşlar sponsor olarak yer alırken, Atelier Rebul ve 360+ Media Techologies destekçi kurumlar olarak katkı sağladılar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Enerji Genel Kurulu’nda Yatırım ve Sürdürülebilir Temettü Vurgusu Haber

Enerjisa Enerji Genel Kurulu’nda Yatırım ve Sürdürülebilir Temettü Vurgusu

Enerjisa Enerji Olağan Genel Kurul toplantısında, şirketin 2025 yılı güçlü operasyonel ve finansal performansı değerlendirilirken; yatırım odaklı büyüme yaklaşımı, 2026 yılı stratejik öncelikleri ve uzun vadeli değer yaratma perspektifi hissedarlarla paylaşıldı. Enerjisa Enerji, 2025 yılında gerçekleştirdiği 23,5 milyar TL’lik yatırımla, Türkiye’nin enerji altyapısının güçlendirilmesine önemli katkı sağladı. Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizliklere rağmen Enerjisa Enerji, 2025 yılında güçlü finansal ve operasyonel performansını sürdürdü. Şirketin faaliyet geliri yıl sonunda 58,3 milyar TL’ye ulaşırken, enerji altyapısının güçlendirilmesi ve modernizasyonu kapsamında toplam 23,5 milyar TL yatırım gerçekleştirildi. Genel Kurul’da ayrıca şirketin kâr payı dağıtım önerisi de onaylandı. Buna göre, baz alınan net kârın yüzde 63’üne karşılık gelen hisse başına 5,08 TL temettü dağıtımı kararlaştırıldı. Bayçöl: “Yatırım odaklı büyüme ve sürdürülebilir temettü performansımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Erbil Bayçöl, Genel Kurul’a ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Küresel belirsizliklerin ve zorlu makroekonomik koşulların etkili olduğu bir dönemde, güçlü operasyonel yapımız ve disiplinli yaklaşımımız sayesinde yatırım odaklı büyümemizi sürdürürken, paydaşlarımıza sürdürülebilir temettü performansı sunmaya devam ediyoruz. Enerji sektöründe yaşanan dönüşüm; değişen talep ve arz dengeleriyle birlikte daha esnek, daha dayanıklı ve geleceğe hazır sistemleri zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda, yalnızca bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da karşılayacak bir perspektifle hareket ediyoruz. Hayata geçirdiğimiz altyapı yatırımlarıyla Türkiye’nin enerji sistemini daha güçlü ve dayanıklı hale getirirken; ekonomik büyümeyi destekleyen, kesintisiz ve güvenilir enerji arzını mümkün kılan bir yapı inşa ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de yatırım disiplinimizden ödün vermeden, Türkiye’nin enerji altyapısını güçlendirmeye ve enerji dönüşümüne yön veren bir oyuncu olmaya devam edeceğiz. Bu yaklaşımımızla, tüm paydaşlarımız ve yatırımcılarımız için öngörülebilir, sürdürülebilir ve güvenilir bir değer yaratmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Enerji Genel Kurulu’nda Yatırım ve Sürdürülebilir Temettü Vurgusu Haber

Enerjisa Enerji Genel Kurulu’nda Yatırım ve Sürdürülebilir Temettü Vurgusu

Genel Kurul’da sürdürülebilir temettü politikası doğrultusunda hisse başına 5,08 TL temettü dağıtımının 2026 yılı içerisinde tamamlanması kararlaştırıldı. Enerjisa Enerji Olağan Genel Kurul toplantısında, şirketin 2025 yılı güçlü operasyonel ve finansal performansı değerlendirilirken; yatırım odaklı büyüme yaklaşımı, 2026 yılı stratejik öncelikleri ve uzun vadeli değer yaratma perspektifi hissedarlarla paylaşıldı. Enerjisa Enerji, 2025 yılında gerçekleştirdiği 23,5 milyar TL’lik yatırımla, Türkiye’nin enerji altyapısının güçlendirilmesine önemli katkı sağladı. Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizliklere rağmen Enerjisa Enerji, 2025 yılında güçlü finansal ve operasyonel performansını sürdürdü. Şirketin faaliyet geliri yıl sonunda 58,3 milyar TL’ye ulaşırken, enerji altyapısının güçlendirilmesi ve modernizasyonu kapsamında toplam 23,5 milyar TL yatırım gerçekleştirildi. Genel Kurul’da ayrıca şirketin kâr payı dağıtım önerisi de onaylandı. Buna göre, baz alınan net kârın yüzde 63’üne karşılık gelen hisse başına 5,08 TL temettü dağıtımı kararlaştırıldı. Bayçöl: “Yatırım odaklı büyüme ve sürdürülebilir temettü performansımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Erbil Bayçöl, Genel Kurul’a ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Küresel belirsizliklerin ve zorlu makroekonomik koşulların etkili olduğu bir dönemde, güçlü operasyonel yapımız ve disiplinli yaklaşımımız sayesinde yatırım odaklı büyümemizi sürdürürken, paydaşlarımıza sürdürülebilir temettü performansı sunmaya devam ediyoruz. Enerji sektöründe yaşanan dönüşüm; değişen talep ve arz dengeleriyle birlikte daha esnek, daha dayanıklı ve geleceğe hazır sistemleri zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda, yalnızca bugünün değil, yarının ihtiyaçlarını da karşılayacak bir perspektifle hareket ediyoruz. Hayata geçirdiğimiz altyapı yatırımlarıyla Türkiye’nin enerji sistemini daha güçlü ve dayanıklı hale getirirken; ekonomik büyümeyi destekleyen, kesintisiz ve güvenilir enerji arzını mümkün kılan bir yapı inşa ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de yatırım disiplinimizden ödün vermeden, Türkiye’nin enerji altyapısını güçlendirmeye ve enerji dönüşümüne yön veren bir oyuncu olmaya devam edeceğiz. Bu yaklaşımımızla, tüm paydaşlarımız ve yatırımcılarımız için öngörülebilir, sürdürülebilir ve güvenilir bir değer yaratmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

E-ticaret, Körfez’e Alternatif Arıyor Haber

E-ticaret, Körfez’e Alternatif Arıyor

İran savaşı Dubai’yi kilitledi. İran’ın füze ve drone saldırıları ile ticaretin durma noktasına geldiği, birçok iş insanının terk etmeye başladığı Dubai’de pazar da darbe aldı. Türkiye’den bölgeye e-ticaret yapan firmalar yeni pazar arayışında. Dubai ile dijital ticaretin büyük darbe aldığını ifade eden TOBB E-ticaret Meclis Üyesi, Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “E-ticaret firmalarımız farklı pazarlar aramaya başladı. Şirketlerimiz Dubai’nin de içinde yer aldığı Körfez ülkelerine karşı temkinli, alternatif pazar arayışları hızlandı. Daha çok Avrupa pazarına yoğunlaşma görülüyor” dedi. SAVAŞ, STRATEJİ DEĞİŞİMİNE ZORLUYOR Önemli sayıda Türk e-ticaret firmasının pazarlama kampanyalarını ve operasyonlarını Körfez odaklı yaptığını hatırlatan Çiğdemli, “Savaş bu stratejiyi değiştirmeye zorluyor. Bölgeye yönelik çalışan şirketler ve üreticiler için, yeni alanlara ve yeni fırsatlara bakma zamanı artık. Türkiye’nin e-ticaret ihracatında Körfez, özellikle Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, son yıllarda yüksek sepet ortalaması, lüks ve hızlı tüketim talebi ve Türk markalarının güçlü algısı nedeniyle premium büyüme pazarıydı. Ama bölgedeki jeopolitik riskler, lojistik sürelerini uzattı, sigorta maliyetlerini artırdı, talepte dalgalanma yarattı ve platform risklerini yükseltti. Türk e-ticaret şirketleri tek pazara bağımlılık riskini fark etmeye başladı” diye konuştu. ÖNCELİKLİ PAZARLAR Yeni pazar arayışında Türk şirketler için Avrupa ülkelerinin başı çektiğinin bilgisini veren Çiğdemli, “Kuzey Afrika, Türk cumhuriyetleri ve özellikle Doğu Avrupa şu anda sektörün gündeminde olan yeni pazarlar. Bu pazarlarda zaten vardık ama şimdi yatırımlar, pazarlama bütçeleri de buralara doğru kayıyor” dedi. PLATFORMLAR DAHA KIRILGAN Kriz zamanlarında platformlara bağlı çalışan e-ticaret şirketlerinin daha kırılgan hale geldiği bilgisini de aktaran Çiğdemli sözlerini şöyle tamamladı: “Çünkü platformlar kriz anlarında sizin değil, kendi risklerini yönetir. Algoritmalar değişir, görünürlüğünüz düşer, lojistik ve ödeme altyapıları sekteye uğrayabilir. Siz satış yaptığınızı sanırken aslında müşteriye erişiminizi kontrol eden bir ara katmana bağımlı hale gelirsiniz. Bu nedenle şirketlerin kendi web sitelerini ve doğrudan müşteri ilişkilerini (D2C) kurmaları artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk. Platformlar normal zamanlarda büyümeyi hızlandırır, ancak kriz anlarında kontrol kaybı yaratır. Görünürlükten lojistiğe kadar birçok değişken sizin dışınızda yönetildiği için risk artar. Kendi web sitenizi kurmak ise hem müşteriyle doğrudan ilişki kurmanızı hem de bu tür dalgalanmalara karşı daha dayanıklı olmanızı sağlar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.