Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Jeopolitik Riskler

Kapsül Haber Ajansı - Jeopolitik Riskler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Jeopolitik Riskler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi’nden Çarpıcı Sonuç: Risk Yönetimi Güçlenmeli Haber

Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi’nden Çarpıcı Sonuç: Risk Yönetimi Güçlenmeli

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY ile Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) iş birliğiyle hazırlanan, çoğunlukla halka açık ve aile şirketlerinde görev alan yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticiler ve bağımsız yönetim kurulu profesyonellerinin katılımıyla gerçekleştirilen Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi, şirketlerin kurumsal risk yönetimine yaklaşımını ve yönetim kurullarının stratejik önceliklerini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçları; şirketlerde kurumsal risk yönetimine yönelik organizasyonel yapıların büyük ölçüde oluşturulduğunu, ancak bu alana ayrılan sürenin ve fonksiyonel derinliğin sınırlı kaldığını gösteriyor. Kurumsal risk yönetimi ağırlıklı olarak yönetim kurulu komiteleri aracılığıyla ele alınıyor Araştırmaya göre, katılımcıların %45’i kurumsal risk yönetiminin şirketlerindeki Risk Komitesi’nin sorumluluğunda olduğunu belirtirken, %32’si bu görevin Denetim ve Risk Komitesi tarafından yürütüldüğünü ifade ediyor. Bu kapsamda bir komitede görev alan katılımcıların %32’si bu alana fiilen aylık 1 ila 5 saat, %23’ü 5 ila 10 saat, katılımcıların yalnızca %10’u 10 ila 15 saat ayırabildiğini belirtiyor. Katılımcıların %31’i ise kurumsal risk yönetimiyle ilgili herhangi bir komitede görev almadığını ifade ediyor. Bu tablo, yönetim kurulu düzeyinde bu alana daha geniş yer verilmesi gerektiğine işaret ediyor. Ekonomik riskler, %42 oranıyla yönetim kurullarının gündeminde ilk sırada yer alıyor Katılımcıların %63’ü icra seviyesinden gelen risk raporlamalarının karar alma süreçleri için gerekli içgörüyü sağladığını düşünüyor. Ancak yönetim kurulu seviyesinde risk yönetişimine ayrılan zamanın sınırlı olması, üretilen içgörülerin karar alma süreçlerine yeterince yansıtılamama riskini oluşturuyor. Araştırma sonuçları, 2025 yılında şirketlerin risk gündeminde makroekonomik ve jeopolitik gelişmelerin öne çıktığını ortaya koyuyor. Katılımcılara göre şirketler açısından en önemli risk alanı %42 oranıyla ekonomik riskler olurken, bunu %15 ile jeopolitik riskler ve %10 ile politik riskler takip ediyor. Küresel ekonomik belirsizliklerin ve jeopolitik gelişmelerin şirketlerin risk gündeminde önemli bir yer tuttuğu görülürken, katılımcıların yarısından fazlası şirketlerinin jeopolitik risklere yönelik stratejilerini yeterli buluyor. Katılımcılar şirketlerinin kurumsal risk yönetimi yaklaşımına genel olarak güven duyuyor Makroekonomik gelişmeler ve finansal piyasalardaki dalgalanmalar, şirketlerin kurumsal risk yönetimi stratejilerinde öncelikli değerlendirme alanları arasında yer almaya devam ediyor. Katılımcıların yaklaşık %75’i, bu alanda şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejileri uyguladığını düşünüyor. Araştırmada ele alınan diğer başlıklar ise şöyle sıralanıyor: Organizasyonların sürdürülebilir büyümesi ve rekabet gücünün korunması açısından kritik öneme sahip insan kaynağı ve yetenek yönetimi alanında, şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejisi uyguladığından emin olanların oranı %56 seviyesinde seyrediyor.Sürdürülebilirlik ve çevresel riskler konusunda ise katılımcıların yaklaşık yarısı şirketlerinin yeterli risk stratejilerine sahip olduğunu belirtirken, iklim değişikliği ve doğa kaynaklı riskler özelinde bu oran %44 olarak ölçülüyor.Teknolojik dönüşüm ve dijitalleşme alanında katılımcıların %60’ı, siber güvenlik risklerinin yönetiminde ise %67’si şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejisi uyguladığını düşünüyor. Ancak, siber güvenlik risklerinin giderek artan etkisi dikkate alındığında, mevcut yapıların güçlendirilmesi ve uygulamaların sürdürülebilirliğinin sağlanması önemli bir gelişim alanı olarak öne çıkıyor.Katılımcıların yarısından fazlası tedarik zinciri risklerini yönetmeye yönelik etkin stratejilere sahip olduklarını ifade ediyor. Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sami konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “YÜD olarak temel amacımız, Türkiye’deki yönetim kurullarının etkinlik ve derinliğini artırarak şirketlerimizin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. EY iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz bu barometre çalışması, yönetim kurullarının risk yönetimi konusundaki farkındalığını ve fiilen ayırdıkları zamanı net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırma sonuçları gösteriyor ki; şirketlerimizde komite yapıları kurulmuş olsa da, yönetim kurullarının risk yönetişimine daha fazla stratejik zaman ayırması ve bu içgörüleri karar alma mekanizmalarına daha güçlü entegre etmesi gerekiyor. YÜD olarak, yönetim kurulu üyelerimizin bu alandaki yetkinliklerini desteklemeye ve iyi yönetişim ilkelerini yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.” EY Türkiye Şirket Ortağı ve Risk Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Emre Beşli şu değerlendirmelerde bulundu: “EY olarak YÜD ile gerçekleştirdiğimiz araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular, kurumlarda risk yönetimine yönelik organizasyonel yapıların büyük ölçüde oluşturulduğunu, ancak yönetim kurulu seviyesinde bu alana ayrılan zamanın sınırlı kaldığını ve dolayısıyla risk yönetimi fonksiyonunun etkinliğini artıracak gelişim alanlarının bulunduğunu gösteriyor. Jeopolitik gelişmeler, ekonomik belirsizlikler ve politik riskler şirketlerin gündeminde öncelikli konumunu korurken, teknolojik dönüşüm ve siber güvenlik riskleri de kurumlar açısından giderek daha stratejik bir önem kazanıyor. Son dönemde yaşanan küresel gelişmeler, geleneksel risk yönetimi yaklaşımlarının artık tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Birden fazla risk senaryosunun aynı anda gerçekleşebildiği günümüzde şirketleri; proaktif aksiyon alma kabiliyetinin güçlendirildiği bir gelecek bekliyor. Bu doğrultuda, kurumların risk ve strateji arasındaki dengeyi doğru kurmaları, risk kültürünü organizasyonun geneline yaymaları, raporlama döngülerini hızlandırarak gerçek zamanlı içgörü üretebilmeleri ve yapay zekâ, makine öğrenimi ile diğer teknolojik çözümleri risk yönetimi süreçlerine entegre etmeleri kritik önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Bankası ve İMEAK Deniz Ticaret Odası’ndan Denizcilik Sektörüne Güçlü Destek Haber

İş Bankası ve İMEAK Deniz Ticaret Odası’ndan Denizcilik Sektörüne Güçlü Destek

Türkiye’nin dış ticaretindeki stratejik konumu, lojistik altyapısına sunduğu katkı ve ekonomik kalkınmadaki kritik rolüyle öne çıkan denizcilik sektörü, ülkemizin kalkınmasının en önemli unsurlarından biri olmayı sürdürüyor. Turizmi stratejik öncelikleri arasında gören İş Bankası da sektöre özel finansal çözümler sunmak ve denizcilik ekosisteminin güçlenmesine ve uzun vadeli gelişimine katkı sağlamak amacıyla İMEAK Deniz Ticaret Odası ile iş birliği gerçekleştirdi. Protokol, Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ile İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran tarafından imzalandı. Denizcilik sektörünün ihtiyaçlarına özel finansman çözümleri Türkiye’nin mavi ekonomisinin sürdürülebilir gelişimine değer katması hedeflenen iş birliğiyle; İMEAK Deniz Ticaret Odası üyelerine özel olarak tasarlanan kredi paketleri ve avantajlı bankacılık ürünleri sunulacak. Gemi işletmeciliğinden deniz taşımacılığına, limancılıktan tersaneciliğe kadar uzanan geniş yelpazedeki ekosistem desteklenecek. Denizcilik sektörünün faaliyet yapısı ve sezonsal iş döngüsü dikkate alınarak hazırlanan esnek geri ödeme planları sayesinde işletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmeleri ve yatırımlarını daha güçlü bir finansal yapıyla hayata geçirmeleri imkân tanınacak. Sezgin Yılmaz: “Denizcilik sektörünün uzun vadeli çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz” Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, sektörün ülkemizin dış ticaret hacminin büyük bölümünü taşıyan, lojistik altyapısını güçlendiren önemli bir kaldıraç olduğunun altını çizerek şöyle dedi: “Denizcilik sektörü, ülkemizin sürdürülebilir büyümesi açısından stratejik önem taşıyor. Biz de ülkemizin gelişimi için kritik olan sektörü destekliyoruz. İMEAK Deniz Ticaret Odası ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliğiyle, sektörün ihtiyaçlarına özel kredi paketleri, denizcilik ekosisteminin sezonsal dinamiklerine uygun esnek geri ödeme planları ve kapsamlı bankacılık çözümleri sunacağız. Sektörel uzmanlaşma yaklaşımımız doğrultusunda, finansman sağlayan bir kurum olmanın ötesinde, aynı zamanda uzun vadeli bir çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz. Ülkemizin mavi ekonomisinin güçlenmesi ve denizcilik sektörünün geleceğe güvenle hazırlanması için çalışmaya devam edeceğiz.” Tamer Kıran: “Üyelerimizin finansmana erişiminde yeni bir kapı açıyoruz” İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, denizcilik sektörünün ülke ekonomisi ve dış ticaret açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Denizcilik sektörü, küresel ekonomide yaşanan gelişmeler, jeopolitik riskler ve artan maliyetler nedeniyle zorlu bir dönemden geçiyor. Bu süreçte üyelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırmak ve faaliyetlerine katkı sağlamak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Türkiye İş Bankası ile imzaladığımız bu protokolle üyelerimizin finansmana erişiminde yeni bir kapı açıyoruz. Sektörün ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanan kredi paketleri ve avantajlı bankacılık ürünlerinin, işletmelerimizin nakit akışlarını destekleyerek özellikle finansman ihtiyacı duyan işletmelerimize önemli bir katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu iş birliğinin hayata geçirilmesindeki katkıları ve sektörümüze gösterdikleri yakın ilgi dolayısıyla Türkiye İş Bankası Yönetimine teşekkür ediyor, protokolün üyelerimiz, sektörümüz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Zamanında Ödeme Performansında 2025 Yılında Sınırlı İyileşme   Haber

Şirketlerin Zamanında Ödeme Performansında 2025 Yılında Sınırlı İyileşme  

Önceki yıllarda olduğu gibi en yüksek ödeme performansına mikro ve küçük ölçekli şirketlerin sahip olduğunun ortaya konduğu rapora göre, tüm ülkeler arasında en iyi ödeme performansına yüzde 94,9 ile Danimarka sahip olurken, en kötü performansı yüzde 19,2 ile Bulgaristan gösterdi. Türkiye’de şirketlerin zamanında ödeme oranı ise 46,4’e yükseldi. Şirketlerin “Kredi Yaşam Döngüsü”nün her aşamasına yönelik gelişmiş, bütünleşik ve katma değerli çözümler sunan CRIF ile dünyanın en büyük ticaret alacak verisi platformu Dun & Bradstreet iş birliği ile hazırlanan “Global Payment Study 2026” raporu yayımlandı. Rapor, artan jeopolitik riskler ve gümrük tarifelerine ilişkin belirsizliklere rağmen 2025 yılında şirketlerin ödeme disiplininde küresel ölçekte sınırlı bir iyileşme yaşandığına işaret ediyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 39 ülkeyi kapsayan rapora göre, dünya genelinde şirketlerin zamanında ödeme ortalaması 2025 yılında, bir önceki yıla göre 1,5 puanlık artışla yüzde 54’e yükseldi. “Global Payment Study 2026” rapor, dünya genelinde şirket ölçeklerine göre ödeme performansında belirgin farklılıklar yaşandığına işaret ediyor. Rapora, tüm ülkelerde en yüksek ödeme performansına önceki yıllarda olduğu gibi mikro ve küçük ölçekli şirketlerin sahip olduğunu ortaya koydu. Mikro ve küçük ölçekli şirketlerde daha yüksek seyreden zamanında ödeme disiplini, şirket ölçeği büyüdükçe zayıflıyor. “Global Payment Study 2026” raporuna göre, 2025 yılında 39 ülkeden 22’sinin zamanında ödeme performansı yüzde 50’nin üzerine çıkarken, 17 ülkede bu oran yüzde 50’nin altında kaldı. Danimarka ödeme disiplininde zirveyi bırakmadı Dun & Bradstreeet’in dünya genelinde 600 milyondan fazla şirketi kapsayan Trade programı ve CRIF işbirliği ile hazırlanan raporda, ülkeler bazında 2025 dönemine ait ödeme davranışları analiz edilerek değişim trendleri değerlendirildi. Global Payment Study 2026 raporuna göre, yüzde 94,9 zamanında ödeme oranı ile Danimarka, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da 39 ülke arasında en iyi ödeme performansına sahip ülke oldu. Söz konusu ülkeler arasında zamanında ödeme konusunda en kötü performansı ise yüzde 19,2 ödeme oranıyla Bulgaristan gösterdi. “Global Payment Study 2026” raporu kapsamında Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı 25 Avrupa ülkesinin ödeme performansı incelendi. Kuzey Avrupa ülkeleri yüzde 65,2 zamanında ödeme performansıyla dünya ortalamasının üzerinde yer alırken, Güney Avrupa ülkeleri ise yüzde 42,8 oranıyla ortalamanın belirgin şekilde altında kaldı. Rapora göre, Avrupa’da 2025 yılında en iyi ödeme performansına sahip olan Danimarka’yı yüzde 86,6 ile Polonya takip etti. Ukrayna ile savaşın etkilerine rağmen Rusya, yüzde 80,9 ile zamanında ödemede 39 ülke arasında en iyi performans gösteren dördüncü ülke oldu. 25 Avrupa ülkesi arasında zamanında ödemede yüzde 20,2 ile Portekiz en kötü performans gösteren ikinci ülke olurken, onu yüzde 34,1 ile Yunanistan izledi. Türkiye’de zamanında ödemeler 4,5 puan arttı Enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikalarının sürdürüldüğü Türkiye’de şirketlerin zamanında ödeme performansı 2025 yılında bir önceki yıla göre 4,5 puan artarak yüzde 46,4’e yükseldi. Bu artışla Türkiye zamanında ödeme konusunda içerisinde yer aldığı Güney Avrupa ülkeleri ortalamasını üzerinde bir performans sergilerken, dünya ortalamasının altında kaldı. Asya’nın zamanında ödeme lideri Tayland oldu Asya Bölgesi’nde analizi yapılan dokuz ülke içerisinde 2025 yılında en yüksek zamanında ödeme oranına sahip ülke yüzde 74,8 ile Tayland oldu. Geçen yıl zamanında ödeme performansını bir önceki yıla göre 20,4 puan artıran Tayland’ı yüzde 72,4 ile Tayvan ve yüzde 61,2 ile Filipinler takip etti. Asya ülkeleri arasında 2024 yılında zamanında ödemede zirvede olan Filipinler, 2025 yılında 20 puanın üzerinde gerileme ile zamanında ödeme performansında en fazla kayıp yaşayan ülke oldu. Rapor, Hindistan, Filipinler ve Çin’de ödemelerdeki gecikmelerin birçok sektörde yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. ABD dünya ortalamasının üzerinde Kuzey Amerika’da değerlendirmeye Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika katıldı. Analiz edilen üç ülke arasında Amerika Birleşik Devletleri yüzde 60,3 oranında zamanında ödeme oranı ile dünya ortalamasının üzerinde performans gösteren tek ülke oldu. Kanada yüzde 42,3 ve Meksika yüzde 32,1 düşük seviyelerde kaldı. ABD pazarında makroekonomik baskılara rağmen ödeme direncinin korunduğunu ortaya koyan veriler, 2023-2025 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde, özellikle Meksika’da ödemeler konusunda yapısal bir bozulmaya işaret ediyor. İki ülkenin analize dahil edildiği Okyanusya Bölgesi’nde 2025 yılı itibarıyla Yeni Zelanda yüzde 83,1, Avustralya ise yüzde 68,9 zamanında ödemede yüzde 54 olan dünya ortalamasının üzerinde performans gösterdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi Haber

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi

2026 yılının ilk beş ayı, küresel finans piyasalarında belirsizliklerin ve risk algısının belirgin şekilde yükseldiği bir dönem olarak geride kaldı. Yılın başından itibaren küresel ekonomide büyüme görünümüne ilişkin soru işaretleri devam ederken, özellikle Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve İran eksenli jeopolitik gerilimler piyasalarda yön belirleyici unsurlar arasında yer aldı. Bölgedeki tansiyonun zaman zaman yükselmesi, enerji arzına yönelik endişeleri artırırken petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, enflasyon beklentilerinin yeniden gündeme gelmesine ve yatırımcıların risk iştahında azalmaya yol açtı. Jeopolitik gelişmelerin yanı sıra ABD Merkez Bankası'nda yaşanan yönetim değişimi ve Fed'in yeni dönemde izleyeceği politika da küresel piyasalarda yakından takip edildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, yatırımcıların yılın ilk yarısında güvenlik ve likiditeyi ön planda tuttuğunu belirtti. “2026'nın ilk yarısına baktığımızda piyasalarda fiyatlamaları yönlendiren en önemli unsurun jeopolitik gelişmeler olduğunu görüyoruz. Özellikle İran çevresinde yaşanan gerilimler, enerji fiyatlarından altına, hisse senetlerinden kripto paralara kadar hemen her varlık sınıfında etkisini hissettirdi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların ilk tercihi yine güvenli limanlar oldu ve altın bu süreçte güçlü bir performans sergiledi. Savaşın etkisiyle tarihi seviyelere yaklaşan altın fiyatlarında daha sonra kâr satışları ve risklerin kısmen azalmasına bağlı olarak geri çekilmeler gördük. Böylece yılbaşından bu yana elde edilen getirinin önemli bir bölümü silinmiş oldu. Bunun temel nedeni yalnızca jeopolitik riskler değil. Aynı zamanda küresel ekonomide büyümeye ilişkin soru işaretleri ve merkez bankalarının gelecekte nasıl bir politika izleyeceğine yönelik beklentiler de yatırımcıları koruma amaçlı pozisyon almaya yöneltti.” Piyasalar Kevin Warsh döneminin ilk sinyallerini izliyor Yılın ilk yarısında yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardan birinin de ABD Merkez Bankası'ndaki yönetim değişimi olduğunu ifade eden Aktaş, para politikalarına ilişkin beklentilerin piyasalarda yön tayin etmeye devam ettiğini söyledi. “Fed'de Kevin Warsh döneminin başlamasıyla birlikte piyasalar yeni dönemde para politikasının nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. Küresel sermaye akışlarının yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri hâlâ ABD faiz politikası. Warsh'ın enflasyonla mücadele konusunda kararlı olmakla birlikte ekonomik büyümeyi destekleyen bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği yatırımcılar tarafından dikkatle izleniyor. Çünkü Fed'in atacağı her adım yalnızca hisse senedi piyasalarını değil, emtia ve kripto para piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle faiz indirimlerine yönelik beklentilerin güçlenmesi ve daha güvercin bir para politikası görünümünün oluşması durumunda riskli varlıklara yönelik talebin yeniden artabileceğini düşünüyoruz.” Yılın ikinci yarısında risk iştahı yeniden yükselebilir Hazira ayıyla birlikte yılın ilk yarısının son ayına girildiğini hatırlatan Aktaş, önümüzdeki dönemde piyasalarda dalgalı görünümün sürebileceğini belirtti. “Yılın ikinci yarısına yaklaşırken yatırımcıların dikkatle izlemesi gereken üç temel başlık bulunuyor. Bunlar jeopolitik gelişmeler, Fed'in para politikası ve küresel ekonomik büyüme verileri olacak. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin seyri, enerji piyasaları üzerinden tüm finansal varlıkları etkileme potansiyeline sahip. Kripto para piyasaları açısından baktığımızda ise uzun vadeli hikâyenin güçlü kalmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Eğer yılın geri kalanında jeopolitik tansiyonun düşmesi ve daha kalıcı bir barış ortamının oluşması mümkün olursa, küresel piyasalarda risk iştahı yeniden güçlenebilir. Buna ek olarak Fed Başkanı Kevin Warsh'ın daha güvercin bir para politikası yaklaşımı benimsemesi halinde, Bitcoin başta olmak üzere dijital varlıkların bu ortamdan olumlu etkilenebileceğini düşünüyoruz. Ancak kısa vadede küresel belirsizliklerin oluşturduğu volatilite yatırımcıları zaman zaman zorlamaya devam edebilir. Sonuç olarak, 2026'nın ilk yarısı yatırımcıların risk yönetimine her zamankinden daha fazla önem verdiği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Yılın ikinci yarısında da piyasaların yönünü büyük ölçüde jeopolitik gelişmeler ve merkez bankalarının atacağı adımlar belirleyecek gibi görünüyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnşaat İkinci Çeyreğe Pozitif Başladı Haber

İnşaat İkinci Çeyreğe Pozitif Başladı

2026 yılının ilk çeyreğindeki dalgalı seyrin ardından, nisan ayı verileri sektörün yıllık bazda zayıf ama bir toparlanma çabası içinde olduğunu ortaya koydu. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye'de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içerisinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan öncü bir göstergedir. Hazır Beton Endeksi 2026 Nisan Ayı Raporu'na göre tüm endeksler 2025 yılının büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra, yılın son çeyreğinde sınırlı bir toparlanma eğilimi göstermiş, ancak 2026 ocak ayında bu toparlanma yerini yeniden zayıflamaya bırakmıştır. Şubat ayındaki toparlanma çabası ve mart ayındaki dalgalı seyrin ardından, nisan ayı itibarıyla tüm endekslerde yukarı yönlü güçlü bir hareketlilik gözlenmektedir. Güven Endeksi, mart ayındaki sınırlı gerilemenin ardından nisan ayında yeniden yükselişe geçmiştir. Endeks, eşik değerin altında kalmaya devam etse de son ayların en yüksek seviyelerinden birine ulaşmıştır. Bu durum, sektördeki güven algısının toparlanma eğilimini zayıf da olsa yeniden yakaladığına işaret etmektedir. Faaliyet Endeksi, mart ayındaki düşüşün ardından nisan ayında çok güçlü bir ivme yakalayarak hızlı bir yükseliş göstermiş ve eşik değerinin üzerine çıkmayı başarmıştır. Faaliyet Endeksi'nin önümüzdeki aylarda da eşik değerin üzerinde tutunması durumunda, sektördeki faaliyet nihayet anlamlı bir hareketlilik kazanacaktır. Beklenti Endeksi, mart ayında başlayan yükseliş trendini nisan ayında da sürdürmüştür. Endeksin artış eğilimini koruması, sektör oyuncularının önümüzdeki döneme ilişkin iyimserliğinin güçlenerek devam ettiğini ve geleceğe yönelik toparlanma umutlarının desteklendiğini ortaya koymaktadır, ancak endeks değeri hâlen istenilen seviyeye ulaşmamıştır. Hazır Beton Endeksi, ocak ayındaki dip seviyesinden sonra şubat-mart döneminde sergilediği kararsız seyri geride bırakarak, nisan ayında belirgin bir yükseliş göstermiştir. Alt endekslerdeki pozitif hareketin etkisiyle Hazır Beton Endeksi, eşik değere oldukça yaklaşmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde, nisan ayında Faaliyet, Güven ve Beklenti Endekslerinde toparlanma ve yükseliş dalgası görülmüştür. Özellikle Faaliyet Endeksi'nin eşik değerin üzerine çıkması sektör için oldukça pozitif bir sinyaldir. Güven, Beklenti ve Bileşik Hazır Beton Endeksi'nin hâlen eşik değer sınırında veya altında seyretmesi temkinli duruşun tamamen bitmediğini gösterse de nisan ayı sonuçları sektör üzerindeki baskının hafiflediğini ve sektörün güç kazandığını ortaya koymaktadır. Geçen yılın aynı ayına göre bakıldığında, nisan ayında endekslerin yıllık değişimleri incelendiğinde, tüm göstergelerin geçen yılın aynı dönemine göre pozitif bölgede yer aldığı görülmektedir. Mart ayında negatif ayrışan Faaliyet Endeksi'nin de nisan ayında toparlanmasıyla birlikte, sektörün tamamında yıllık bazda sınırlı da olsa bir yükseliş trendi yakalanmıştır. Güven Endeksi %0,7 oranında yıllık artış sergileyerek iyimserlik tarafındaki güçlü duruşunu korurken, Hazır Beton Endeksi %0,4, Faaliyet Endeksi %0,3 ve Beklenti Endeksi %0,1 oranında sınırlı yükselişler göstermiştir. Bu tablo, sektörde psikolojik beklentilerin ve güvenin yanı sıra, sahadaki reel faaliyetlerin de geçen yılın aynı dönemine göre hafif bir canlanma eğilimine girdiğini ortaya koymaktadır. 2026 yılının ilk çeyreğindeki dalgalı seyrin ardından, nisan ayı verileri sektörün yıllık bazda zayıf ama genel bir toparlanma çabası içinde olduğunu göstermiştir. Özellikle Faaliyet Endeksi'nin yeniden pozitif tarafa geçmesi, inşaat sektöründeki hareketliliğin nisan ayı itibarıyla pozitife dönüş sinyalleri verdiğine işaret etmektedir, ancak tüm endekslerdeki artışların %1,0 barajının altında kalması, büyüme ivmesinin henüz oldukça kırılgan olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Raporun sonuçlarını değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "Faaliyet, Güven ve Beklenti Endekslerinde bir toparlanma ve yükseliş dalgası görülmüştür. Özellikle Faaliyet Endeksi'nin eşik değerin üzerine çıkması sektör için oldukça pozitif bir sinyaldir. Güven, Beklenti ve Bileşik Hazır Beton Endeksi'nin hâlen eşik değer sınırında veya altında seyretmesi temkinli duruşun tamamen bitmediğini gösterse de, nisan ayı sonuçları sektör üzerindeki baskının hafiflediğini ve sektörün güç kazandığını ortaya koymaktadır." dedi. İnşaat sektörüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, "2026 yılının nisan ayı itibarıyla Türkiye'de inşaat sektörü, içerideki makroekonomik dengelenme sürecine ek olarak küresel jeopolitik hatların kırılmasıyla çok daha karmaşık bir sınamadan geçmektedir. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasının yarattığı yüksek finansman maliyetleri konut talebini ve proje fonlamalarını hâlihazırda baskılarken, nisan ayında tırmanan İran-ABD gerilimi ve sıcak çatışma ortamı sektörel kırılganlığı derinleştirmektedir. Bölgesel savaşın tetiklediği küresel enerji krizi ve petrol fiyatlarındaki sıçrama, inşaat sektörünün en büyük yapısal sorunu olan girdi maliyetlerini doğrudan yukarı çekmektedir. Nisan ayı verileri her ne kadar endekslerin pozitif tarafta tutunma çabasını gösterse de artan bu jeopolitik riskler güven algısının "temkinli" sınırdan çok daha kırılganlaşmasına neden olmaktadır. Sektör, bir yandan sıkı likidite koşulları ve kredi hacmindeki daralmayla boğuşurken, diğer yandan bölgesel savaş senaryolarının gölgesinde öngörülebilirliği azalan bir maliyet sarmalıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu küresel konjonktür, genel bir sektörel genişlemenin yalnızca iç finansal gevşemeye değil, aynı zamanda dış dünyadaki jeopolitik tansiyonun düşmesine de direkt bağlı olduğunu ortaya koymaktadır." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hürmüz Gerilimi ‘Arz’ı Vurdu  Sanayide Tedarik Ve Üretim Baskısı Derinleşiyor Haber

Hürmüz Gerilimi ‘Arz’ı Vurdu Sanayide Tedarik Ve Üretim Baskısı Derinleşiyor

Küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda artan jeopolitik gerilim, yalnızca enerji fiyatlarını değil, petrokimya tedarik zincirinin tamamını etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Enerji ve hammadde akışının aynı hatta yoğunlaştığı bu dar boğazda yaşanabilecek en küçük aksama dahi küresel piyasada zincirleme etkiler yaratırken, süreç artık sadece fiyat artışlarıyla sınırlı kalmıyor; doğrudan arz tarafında ciddi bir daralma riski ortaya çıkıyor. Bu tablo, sanayi üretimi açısından yönetilmesi giderek zorlaşan bir kırılganlığa işaret ediyor. Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, söz konusu gelişmelerin Türkiye plastik sanayisi üzerinde doğrudan ve çok yönlü bir baskı oluşturduğunu belirterek, “Hürmüz hattında yaşanacak bir aksama yalnızca maliyetleri artırmaz; arzı daraltır, teslimat sürelerini uzatır ve üretim planlarını bozar. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, fiyat dalgalanmasının ötesinde, doğrudan arz tarafında yaşanan ciddi bir kırılmadır” ifadelerini kullandı. “Hürmüz’de en küçük risk bile küresel tedariki sarsıyor” Karadeniz, bölgede yaşanabilecek en küçük bir gerilimin dahi enerji ve petrokimya fiyatlarını anında yukarı çektiğine dikkat çekerek, bunun artık öngörülebilir bir risk değil, doğrudan küresel piyasaları sarsan bir kırılganlık haline geldiğini ifade etti. Hürmüz hattında oluşacak herhangi bir aksamanın yalnızca enerji piyasalarını değil, petrokimya tedarik zincirinin tamamını sekteye uğratacağını vurgulayan Karadeniz, bu durumun sanayi üretimini doğrudan tehdit ettiğini söyledi. Türkiye plastik sektörünün hammaddede büyük ölçüde dışa bağımlı olduğuna işaret eden Karadeniz, yaşanan gelişmelerin “uzak bir coğrafyada yaşanan sınırlı bir kriz” olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun doğrudan üretim sürekliliğini, maliyetleri ve ihracat performansını etkileyen kritik bir sorun olduğunu dile getirdi. “Jeopolitik riskler ekonomiyi vuruyor” Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ekonomi ile jeopolitiğin en sert şekilde kesiştiği alanlardan biri haline geldiğini ifade eden Karadeniz, “Enerji, lojistik ve hammadde akışının aynı hatta sıkışması, zincirleme etkiler yaratıyor. Bu durum yalnızca sektörel değil, genel ekonomi üzerinde de ciddi sonuçlar doğuruyor” dedi. “Sanayici üzerindeki baskı derinleşiyor” Sahadaki etkilerin her geçen gün daha net hissedildiğini belirten çatı kuruluş PLASFED Başkanı, petrokimya hammaddelerinde fiyatların hızla yükseldiğini, tedarik sürelerinin uzadığını ve belirsizliğin derinleştiğini ifade etti. Bu sürecin sanayiciyi daha yüksek maliyetle stok yapmaya zorladığını, bunun da finansman yükünü artırdığını vurgulayan Karadeniz, aynı zamanda uluslararası pazarlarda rekabet gücünün zayıfladığını ve Türk üreticisinin ciddi bir baskı altında kaldığını dile getirdi. Karadeniz, gelinen noktada sektörün yalnızca maliyet artışıyla değil, tedarik güvenliği riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu durumun sürdürülebilir üretim açısından kritik bir eşik oluşturduğunu ifade etti. “Alternatif tedarik artık zorunluluk” Sürecin yönetilebilmesi için acil ve stratejik adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Karadeniz, alternatif tedarik kanallarının hızla devreye alınmasının ve yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesinin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. PLASFED Başkanı Karadeniz, “Küresel kırılganlıkların bu kadar arttığı bir dönemde, sanayimizin dışa bağımlılığını azaltacak adımlar gecikmeden hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Makinecileri’nin İlkbahar Maratonu Başladı Haber

Türkiye’nin Makinecileri’nin İlkbahar Maratonu Başladı

Turkish Machinery markasıyla dünya vitrinine çıkan Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), Nisan’da dünya sanayi trendlerinin belirlendiği ve bu yıl tarihinde ilk kez savunma sanayii ürünlerine de yer veren Hannover Messe ile teknik tekstil dünyasının vitrini Techtextil’de gerçekleştirdiği temasların ardından, rotayı Münih ve Düsseldorf’taki dev buluşmalara çevirecek. Makineciler 4-7 Mayıs’ta çevre teknolojileri ve döngüsel ekonominin küresel referans noktası olan IFAT fuarında, hemen ardından 7-13 Mayıs’ta ambalaj endüstrisinin en büyük organizasyonu Interpack’ta yerini alacak. Geniş bir coğrafyaya yayılan tanıtım maratonu, 12-15 Mayıs’ta Güney Afrika’da düzenlenen tarım makineleri odağındaki NAMPO Harvest Day ile devam edecek. 26-29 Mayıs’ta Rusya’da gerçekleştirilecek iş makineleri ile madencilik teknolojileri fuarı CTT Mining’de ticaret heyeti düzenleyecek makineciler ayrıca, firmaların hedef pazarlarındaki ihracat potansiyellerini güçlendirmek amacıyla Endüstriyel Sistemler ve Aksamları UR-GE Projesi kapsamında kapsamlı bir İhtiyaç Analizi Çalışması başlatacak. Küresel değer zincirlerinin stratejik bir dönüşümden geçtiği, tedarik ve ticaret yollarının yeniden çizildiği bir dönemde koordine edilen yoğun takvime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz şunları söyledi: “Küresel sıkılaşma politikalarına bağlı olarak yatırım ortamının eski canlılığından uzakta seyrettiği son birkaç yıl, sanayi şirketlerinin ölçeklerini çok olumsuz etkiledi. Artan jeopolitik riskler, öngörülebilirliğin zayıflaması ve piyasalardaki yüksek belirsizlik, yatırım kararlarının ertelenmesine yol açarken; bu durum reel sektör üzerinde ilave bir baskı oluşturdu. Bu süreçte yaşanan kâr kaybının ardından işletmelerin yeniden toparlanabilmesi için, küresel yatırım iştahının güçlenerek devam etmesi kritik önem taşıyor. Şu aşamada büyük sıçramalardan söz etmek mümkün olmasa da devam eden savaş belirsizliği ve artan enerji maliyetlerine rağmen sipariş akışının tamamen kesilmemiş olması, yatırım iştahının temkinli de olsa sürdüğüne işaret ediyor. Biz bu dönemde sahada olmanın, doğrudan temas kurmanın ve yeni iş birliği fırsatları yaratmanın her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, Mayıs ayında, stratejik açıdan önceliklendirdiğimiz üç farklı ülkede temaslarımızı yoğunlaştırarak yeni iş fırsatları geliştirmeyi hedefliyoruz.” “Her pazara ve her ihtiyaca göre yüksek kaliteli çözüm” Özellikle Almanya’daki buluşmaların stratejik önemine ve bu ülkeyle olan ilişkilerin basit ticaretin ötesinde, derin üretim entegrasyonuna dayandığına dikkat çeken Yılmaz şunları belirtti: “Türkiye ve Almanya makine sanayileri, üretim yapıları birbirini tamamlayan ve değer zincirinin aynı halkalarında yer alan iki aktör. Bu ülkede kurduğumuz bağlantılarla sanayii entegrasyonumuz derinleşirken sağladığımız ortaklıklarla rekabetçilik seviyemiz de yukarı taşınıyor. Nisan ayında ihracatçı firmalarımızın da güçlü bir temsil sağladığı Hannover Messe ve Techtextil platformlarında, Türkiye’nin sürdürülebilirliğe olan bağlılığını; döngüsellik, enerji tasarrufu ve dijital entegrasyon alanlarındaki çözüm ortağı kimliğini güçlü şekilde ortaya koyduğumuza inanıyoruz. IFAT ve Interpack fuarlarında da Türk makine sektörünün sadece güvenilir bir tedarikçi değil; İkiz Dönüşüm sürecinin pratikteki en güçlü taşıyıcısı ve stratejik bir mühendislik ortağı olduğunu aktarmaya devam edeceğiz.” Almanya’daki tanıtım çalışmalarının ardından Güney Afrika ve Rusya’daki tanıtım çalışmalarının sektörün uluslararası rekabetteki özgüvenini yansıttığını söyleyen Yılmaz, bu takvimin makine sektörünün küresel erişim kapasitesini daha da artıracağına inandıklarını belirterek şunları söyledi: “Küresel sıkılaşma politikalarına bağlı olarak yatırım ortamının temkinli seyrettiği bir dönemde, hem geleneksel pazarlarımızda kök salıyor, hem de farklı coğrafyalarda pazar yelpazemizi genişletiyoruz. Tarım makinelerinden madencilik teknolojilerine kadar farklı uzmanlık alanlarına hitap eden organizasyonlardaki varlığımızla, sektörümüzün her ihtiyaca göre yüksek kaliteli çözüm üretme kabiliyetini ve teknik esnekliğini kanıtlıyoruz. Yeni sanayi mimarisinde güvenilir bir teknoloji ortağı olarak, dünyanın her yerinde operasyonel süreklilik sunmaya ve 'Türkiye’nin Makinecileri' markasını küresel bir referans noktası olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor Haber

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor

Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ülkeler için ne kadar hayati bir konu olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, küresel enerji ticaretinin önemli bölümünün geçtiği bölgelerde yaşanan hareketlilik enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. Doğal afetler, elektrik altyapısında yaşanabilecek kesintiler veya beklenmeyen kriz durumlarında enerji sistemlerinin kesintisiz çalışabilmesi açısından da depolama önemli bir rol üstleniyor… ŞEBEKE DAYANIKLILIĞI KRİZLERDE DAHA DA ÖNEM KAZANIYOR Enerji depolama sistemleri yalnızca yenilenebilir üretimin dengelenmesi ve şebeke stabilitesinin artırılmasıyla sınırlı değildir; doğal afetler, geniş çaplı kesintiler ve jeopolitik riskler gibi olağanüstü durumlarda da enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik rol oynar. Depolama sistemleri, kesinti öncesi, sırası ve sonrasında üç aşamada katkı sunar. Kesinti öncesinde arz-talep dengesini sağlayarak ve yük dalgalanmalarını absorbe ederek geniş çaplı kesintilerin önüne geçer. Kesinti sırasında, önceden şarj edilmiş kapasitesiyle hastaneler, veri merkezleri ve kritik altyapılar için güvenilir yedek enerji kaynağı sağlar. Kesinti sonrasında ise şebekenin yeniden devreye alınması (black start) ve sistem stabilitesinin yeniden tesis edilmesinde aktif rol oynar. Bu yönüyle enerji depolama teknolojileri, yalnızca operasyonel verimlilik değil, aynı zamanda enerji altyapısının dayanıklılığını artıran stratejik çözümler sunar. ENERJİDE BAĞIMSIZLIK İÇİN YENİLENEBİLİR BÜYÜME, DEPOLAMAYI KAÇINILMAZ KILIYOR Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılganlıkları, ülkeleri enerji politikalarında bağımsızlığı önceliklendirmeye yönlendiriyor. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmak, yalnızca çevresel değil aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline geliyor. Fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar ve arz riskleri, güneş ve rüzgâr enerjisini öne çıkarırken; bu kaynakların değişken üretim yapısı, sistemin dengeli ve güvenli yönetimi için enerji depolama çözümlerini zorunlu kılıyor. Türkiye’de de yenilenebilir yatırımlar hız kazanırken sistem esnekliği ihtiyacı artıyor. 2025 sonu itibarıyla kurulu gücün yaklaşık yüzde 20’si güneş, yüzde 12’si rüzgâr olmak üzere toplamda yüzde 32’si yenilenebilir kaynaklardan oluşurken, elektrik üretimindeki payları yaklaşık yüzde 22 seviyesinde kalıyor. Kurulu güç ile üretim arasındaki bu fark, yenilenebilir kaynakların doğasındaki değişkenlikten kaynaklanıyor. Bu nedenle, artan kapasitenin etkin yönetimi için enerji depolama teknolojilerinin her yeni yatırım sürecine entegre edilmesi kritik önem taşıyor. KRİZLER MALİYETİ ARTIRIYOR, DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRIYOR Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı konuya ilişkin değerlendirmelerinde; “Jeopolitik gerilimler, yenilenebilir enerji ve batarya depolama sektörünü hem kısa vadede maliyetler ve tedarik zinciri üzerindeki baskılarla hem de uzun vadede enerji güvenliği perspektifiyle doğrudan etkilemektedir. Batarya sektörü; ham madde fiyatları, hücre maliyetleri, lojistik süreçler ve talep beklentileri açısından bu gelişmelere oldukça duyarlıdır. Mart ayı başında Çin’de lityum fiyatları, zayıf elektrikli araç talebi ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle düşüş göstermiş; Nisan ayında ise petrol arzına yönelik endişelerin artmasıyla birlikte yeniden yükselişe geçmiştir. Bu dalgalanma, jeopolitik gelişmelerin batarya hammaddeleri üzerinde tek yönlü değil, hem talebi baskılayan hem de elektrifikasyon eğilimini güçlendiren çift yönlü bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Artan yakıt fiyatları ve arz güvenliği endişeleri, özellikle petrol ithalatçısı ülkelerde elektrifikasyonu ve buna bağlı olarak batarya talebini desteklemektedir. Bu çerçevede jeopolitik gelişmeler, kısa vadede maliyet ve finansman baskısı yaratırken; orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji, depolama ve elektrifikasyon yatırımlarını hızlandıran bir katalizör etkisi oluşturmaktadır,” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.