Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kalite

Kapsül Haber Ajansı - Kalite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Babyjem’in Yüzde 95 Kendi Üretim Gücü Ürün Çeşitliliğini Destekliyor Haber

Babyjem’in Yüzde 95 Kendi Üretim Gücü Ürün Çeşitliliğini Destekliyor

Ebeveynlerin günlük hayatındaki ihtiyaçları merkeze alan Babyjem, benimsediği “Anne Kadar Yakın” yaklaşımıyla yalnızca iletişim dilini değil, ürün geliştirme anlayışını da şekillendiriyor. Ebeveynlerin günlük hayatında karşılaştığı ihtiyaçları yakından takip eden marka, ürünlerini bu ihtiyaçların doğrudan karşılığı olacak şekilde geliştiriyor. Hamilelik döneminden bebeğin ilk yıllarına uzanan süreçte ebeveynlerin değişen ihtiyaçlarını bir bütün olarak ele alan Babyjem, pratikliği ve güvenliği tasarımın merkezinde tutuyor. Markanın bugün ulaştığı geniş ürün gamının arkasında da bu ihtiyaç odaklı yaklaşım bulunuyor. Günlük hayatın hızına uyum sağlayan, kullanımı kolay ve işlevsel çözümler geliştiren Babyjem, ebeveynlerin farklı dönemlerde karşılaşabileceği ihtiyaçları tek bir ürün grubu üzerinden ziyade birbirini tamamlayan bir yapı içerisinde ele alıyor. Bu nedenle ürün gamında hamilelik dönemindeki annenin konforundan bebeğin ilk banyo deneyimine, ev içi güvenlikten seyahat sırasında ihtiyaç duyulan ürünlere kadar farklı kullanım alanları bir arada yer alıyor. Üretim Yapısı Ürün Çeşitliliğine Esneklik Kazandırıyor Bu çeşitliliği destekleyen üretim organizasyonu, Babyjem’in ihtiyaçlara hızlı yanıt vermesine imkan veriyor. 2008’de 80 metrekarelik bir ofisle başlayan Babyjem, bugün 9.500 metrekarelik üretim alanında 150’yi aşkın çalışanıyla faaliyet gösteriyor. Ar-Ge ekibiyle yeni ürün çalışmalarını sürdüren marka, ürünlerinin yüzde 95’ini kendi bünyesinde üretiyor. Düşük adetlerde de üretim yapabilen bu yapı, yeni ürünlerin yanı sıra renk ve trend değişikliklerine de hızlı şekilde cevap verilmesini sağlıyor. Haftalık 100 bin adetlik üretim kapasitesi ise farklı ürün gruplarındaki talebe göre esnek bir planlama yapılmasına imkan tanıyor. Kendi bünyesindeki üretim gücü, hammadde seçiminden kalite kontrolüne kadar sürecin farklı aşamalarında da karşılık buluyor. Tekstil ürünlerinde OEKO-TEX Standard 100 kriterlerine uygun hammaddeler kullanan Babyjem, plastik ürünlerinde gıdaya uygun orijinal PP tercih ediyor. Ürün ve ambalajlarda geri dönüştürülebilir, doğada çözünebilir hammaddelere yönelen marka, ürünlerini ilgili güvenlik ve uygunluk testlerinden geçiriyor. CE, UKCA ve TSE gibi uygunluk belgeleri de ürünlerin ilgili Pazar ve kullanım gerekliliklerine göre yürütülen bu süreçte devreye giriyor. Türkiye’deki üretim yapısı, Babyjem’in Avrupa’daki üretim standartlarını daha ulaşılabilir bir fiyat yapısıyla sunmasına da olanak tanıyor. Kalite Anlayışı Erişilebilirlikle Beraber İlerliyor Babyjem’in ürün geliştirme yaklaşımında kalite kadar ulaşılabilirlik de önem taşıyor. Farklı ihtiyaçlara yönelik geniş ürün gamını fiyat-performans dengesini gözeterek daha geniş bir ebeveyn kitlesine ulaştıran marka, bu anlayışı satış noktalarındaki yaygınlığıyla da destekliyor. Türkiye’de 1.000’i aşkın fiziksel satış noktasında ihtisas bebek mağazaları, zincir marketler, eczaneler ve drugstore’lar üzerinden tüketiciyle buluşan Babyjem, e-ticaret sayesinde son tüketiciyle doğrudan temas kurarak Babyjemshop üzerinden ürünlerini ebeveynlerle buluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor? Haber

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor?

MediaCat ve Veri Enstitüsü iş birliğiyle ilk kez düzenlenen Gryphus Summit, 24 Eylül’de Hilton Istanbul Bosphorus’ta gerçekleşti. Zirvenin merkezinde, Türkiye'de kurumsal itibarı bağımsız ve veri temelli bir yöntemle ölçmek üzere tasarlanan Gryphus İtibar Araştırması vardı. Gün boyunca itibar kavramı yalnızca iş dünyası üzerinden değil; sinema, spor, hekimlik ve ekonomi alanlarından isimlerin katılımıyla ele alındı. Yapımcı Zeynep Atakan, yönetmen Zeynep Günay, teknik direktör Şenol Güneş, ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış ve ekonomist Mahfi Eğilmez, kendi alanlarında itibarın nasıl kurulduğunu ve nasıl kaybedildiğini anlattı. Zirvenin ayırt edici yanı, tanıtılan araştırmanın yöntemiydi. Türkiye’deki benzer çalışmalarda değerlendirilecek markalar genellikle bir jüri, bir editör ya da bir araştırmacı tarafından belirlenirken, Gryphus İtibar Araştırması’nda 10 kategorinin kırk finalisti de kazananları da doğrudan toplumun yanıtlarından çıktı. Araştırma iki turda, Türkiye genelinde 18 yaş üstü toplam 6.400 katılımcıyla yürütüldü. İlk turda katılımcılara hiçbir marka listesi verilmedi; yalnızca kategori söylendi ve o kategoride en itibarlı bulunan marka soruldu. Kırk finalistin tamamı bu yanıtlardan oluştu. İkinci turda, birinci turdan bağımsız bir katılımcı grubu bu markaları güven, saygı, kalite ve sosyal sorumluluk boyutlarında puanladı. Her ödül, markanın kendi sektörü içindeki sıralamasından belirlendi ve kategoriler arasında bir karşılaştırma yapılmadı. Güç ve başarı otomatik olarak itibara dönüşmüyor Günü açan Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır, "Türkiye'de İtibarın Zihin Haritası" başlıklı sunumunda Türkiye'de uzun yıllar geçerli olan itibar anlayışının köklü bir zihinsel dönüşüm geçirdiğini anlattı. Makam, büyüklük, servet ve yüksek görünürlük gibi göstergelerin tek başına saygınlık üretmeye yetmediğine dikkat çeken Ağırdır, "Mesele yalnızca hangi kurumların itibarlı olduğu değil, bugünün Türkiye insanının neye itibar ettiğini ve itibarın ne anlama geldiğini yeniden anlamaktır" dedi. Yeni itibar modelinin iki ayağını şahsiyet ve marifet olarak tanımlayan Ağırdır, yetkinliğin ve performansın temsil ettiği marifetin, karakter ve etik ilkelere dayanan şahsiyetten bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti: "Şahsiyet marifetin yerine geçemez; ancak marifet de şahsiyet eksikliğini sonsuza kadar kapatamaz. Gerçek itibar, iyi şeyler yapmak kadar iyi şeyleri iyi bir biçimde yapabilmek ve bu ikisi arasında ahenk yakalayabilmektir." Ağırdır, itibarlı olmanın hiç hata yapmamak anlamına gelmediğini, asıl sınavın hatanın ardından sergilenen tutumda verildiğini vurguladı. Her sektör ve role göre biçimlenen bir toplumsal itibar sözleşmesi olduğunu, dolayısıyla tek bir sabit reçete bulunmadığını söyleyen Ağırdır, bir bankaya paranın, gıda üreticisine sağlığın, akademisyene ise hakikatin emanet edildiğini hatırlattı. Sunumunu kurumlara bir soru değişikliği önerisiyle tamamladı: "İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor" yerine "insanların bana güvenmesini hak edecek ne yapıyorum". Çözünürlüğü yüksek bir itibar haritası MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan, sunumunda araştırmanın yöntemine ve beş bulgusuna odaklandı. Borges'in Bilimde Kusursuzluk Üzerine öyküsünden yola çıkarak kapsamı büyütmek yerine çözünürlüğü artırmayı hedeflediklerini belirten Özkan, 10 sektörün tek bir ölçütle seçildiğini söyledi: toplumun tamamının hakkında gerçekten bir kanaati olduğu alanlar. Özkan'ın paylaştığı beş bulgu, sektörlerin markalarla birlikte yükselip birlikte gerilediği, güven ile kalitenin aynı şey olmadığı, sosyal sorumluluğun ayrıştırıcı bir güç olmaktan çok kriz anlarında dayanıklılık sağladığı, toplumun farklı sektörlere farklı türde krediler açtığı ve ortalama puanın itibardaki bölünmeyi gizlediği yönündeydi. Aynı kategorideki markaların birbirine sanıldığından çok daha yakın durduğunu, dört kategoride sonuncu sırada kalan markanın başka kategorilerin liderlerinden daha yüksek not aldığını aktaran Özkan, Türkiye'de itibarın yaş ve cinsiyetten çok eğitim ve yaşam tarzı hattı boyunca bölündüğünü belirtti. Mercedes-Benz, Migros, Orzax ve Turkcell'in baktıkları bütün alt gruplarda kendi kategorilerinde birinci çıkarak bölünmemiş bir itibara sahip olduğunu vurguladı. Özkan sunumunu şu sözlerle tamamladı: "İtibar, sakin zamanlarda sizi rakibinizden ayırmıyor olabilir; ama kriz geldiğinde toplumun size ne kadar süre ve ne kadar kredi tanıyacağını o belirler. İtibar, iyi günlerde kazanılan ve kötü günlerde harcanan bir dayanıklılık kalemi, bir tür sigorta poliçesi." Bir hikâyeyi zamansız kılan nedir "İz Bırakan Hikâyeler Nasıl Kurulur?" oturumunda yapımcı Zeynep Atakan ile yönetmen Zeynep Günay, yaratıcı işlerde itibarın görünmez bağlarla kurulduğunu konuştu. Oyuncu, yapımcı ve izleyici arasındaki güven zincirinin projeyi doğrudan şekillendirdiğine dikkat çeken Atakan, mesleki yetkinlikten önce setteki güven ortamının belirleyici olduğunu söyledi. Geçici popülerlik yerine zamansızlığı hedeflediğini belirten Günay ise bir projenin hafızada kalabilmesi için hikâyedeki hakikate ulaşmak gerektiğini, kusursuzluk baskısı yerine kendine ve seyirciye dürüst kalmayı seçtiğini aktardı. İtibarın bütçesi yazılabilir mi "İtibarın Liderleri: Değer, Sistem ve Gayret" oturumunda Orzax CEO'su Yunus Emre Alimoğlu ile Allianz Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi Emrah Gökmen, Bekir Ağırdır'ın moderatörlüğünde araştırmanın dört boyutunu şirketlerin gündelik kararlarına indirdi. Kaliteyi beyan edip analizle kanıtlayabileceğinizi, güven için böyle bir belge sunma imkânının bulunmadığını söyleyen Alimoğlu, güveni tüketicinin açtığı bir krediye benzetti ve tüketicinin aynı ürüne ikinci, üçüncü kez dönmesini itibarın en somut göstergesi olarak tanımladı. Sigortada satılan şeyin bir taahhüt olduğunu hatırlatan Gökmen ise sektörde ayrıştırıcı olanın finansal büyüklük değil, otuz yıl sonra da sigortalının yanında olabilecek bir sözleşmeyi bugünden tasarlayabilme gücü olduğunu belirtti. İtibar yönetimine bütçe yazılıp yazılamayacağı sorusuna iki yönetici de benzer yanıt verdi. Mesleği aktüerlik olan Gökmen böyle bir hesabın yapay kalacağını, asıl ayrımın kısa vadede kazandıracak bir karara hayır diyebilen kültürün üst yönetimden çağrı merkezine kadar herkese işlemiş olmasında olduğunu söyledi. Alimoğlu ise şöyle dedi: "Biz itibarlı olmak için hiçbir şey yapmadık. Her zaman işimizi en üst düzeyde nasıl yapabiliriz diye hareket ettik. Sanırım bu bakış açısı toplumda bir farkındalık oluşturdu." Önce insan, sonra skor Spor yöneticisi Ahmet Gülüm'ün yönettiği "Skor Unutulur, İtibar Kalır" oturumunda teknik direktör Şenol Güneş ile ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu bir kariyeri kalıcı kılan şeyi konuştu. Kurumların itibarından önce insanın itibarına bakmak gerektiğini söyleyen Güneş, sporcunun kulüp ve ülke değiştirebileceğini, başarıyla isim, şöhret ve makam kazanabileceğini, ancak itibarın her koşulda yanında kaldığını vurguladı. Hesap kitabın olduğu yerde itibardan söz edilemeyeceğini belirten Güneş, itibarı "dürüst olmak, sözünü tutmak, saygılı ve samimi olmak" sözleriyle tarif etti. Okyanus Yedilisi parkurlarının çoğunu tamamlayan Türkoğlu ise itibarı ilk yarışındaki alçakgönüllülükle hâlâ aynı yerde durabilmek olarak tanımladı; pandemi döneminde çatıda kurulan üç metrelik bir havuzda çalıştığını, ardından vize çıkmadığı için sezonu kaybedip sıfırdan başladığını anlattı. Karar verme sanatı "Hata Payı Yok: Bilginin Ustalığa, Ustalığın Güvene Dönüştüğü Yer" oturumunda Kapital Medya Chief Content Officer'ı Alev Kaynak, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış'ı ağırladı. Cerrahinin el becerisinden çok bir karar verme sanatı olduğunu ve kriz anlarında soğukkanlılığın hayati önem taşıdığını söyleyen Kırış, sağlıkta performansa dayalı niceliksel anlayışın mesleğin niteliğini zedelediğine dikkat çekti. Teknolojinin hekim denetiminde bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini, güç ve yetki sahibi her profesyonel için otokontrol ile tevazunun temel kılavuz olduğunu belirtti. Kırış'a göre gerçek güven ancak sahicilik, sorumluluk ve insan hayatına duyulan derin saygıyla inşa ediliyor. Ekonominin görünmeyen sermayesi Günün son oturumunda ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye'nin ekonomik sorunlarının temelinde yalnızca finansal dinamiklerin değil, siyasal ve sosyal aksaklıkların da yattığını vurguladı. Güven ve itibarın ekonomideki en kritik sermaye olduğunu belirten Eğilmez, altyapı ve hukuk güvenliği sağlanmadan yalnızca faiz artışlarıyla enflasyonun düşürülemeyeceğini söyledi. Piyasadaki durumu skinflation, shrinkflation ve greedflation kavramlarının birleşimi olan "multiflasyon" olarak tanımlayan Eğilmez, veri açıklayan kurumların tam mali ve idari bağımsızlığa kavuşturulmasının şart olduğunu vurguladı. Ödüller, zirvenin son oturumunda sahiplerini buldu Gün, Gryphus İtibar Ödülleri töreniyle tamamlandı. On kategorinin her biri kendi rekabet alanı içinde değerlendirildi ve ödüller, sektöründe en yüksek itibar puanına ulaşan markalara verildi. Akaryakıt: Shell Bankacılık: Türkiye İş Bankası E-Ticaret: Trendyol Gıda Takviyesi: Orzax GSM: Turkcell Holding: Koç Holding Kargo: Yurtiçi Kargo Market: Migros Otomotiv: Mercedes-Benz Sigortacılık: Allianz Sigorta Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kızılay Maden Suyu 100 Yıllık Mirasını Geleceğe Taşıyor Haber

Kızılay Maden Suyu 100 Yıllık Mirasını Geleceğe Taşıyor

100. yaşını doğduğu topraklarda, Afyonkarahisar’da kutlayan Kızılay Maden Suyu, bir asırlık hafızasını bugünün üretim, kalite ve teknoloji gücüyle buluşturuyor. Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmada, nesilden nesile aktarılan iyilik ve sağlık hikâyesinin yanı sıra Kızılay İçecek’in yeni kaynağı ve genişleyen ürün portföyüyle şekillenen ikinci yüzyıl hedefleri paylaşıldı. Kızılay Maden Suyu, 100. yaşını Afyonkarahisar’da düzenlenen özel bir programla kutladı. Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen buluşmada, 1926’da başlayan yolculuktan ikinci yüzyıl hedeflerine uzanan yeni dönem anlatıldı. Kızılay Maden Suyu’nun hikâyesi, 1926’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Karahisar Maden Suyu’nu Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’ne emanet etmesiyle başladı. Atatürk’ün Kızılay’a bıraktığı bu miras, bir asır sonra bugün büyüyerek sürüyor. Kızılay İçecek; Afyonkarahisar ve Erzincan’daki maden suyu tesisleri, Adana’daki içecek üretim tesisi ve Kocaeli’ndeki Kızılay Su tesisi olmak üzere dört tesiste üretim yapıyor. Maden suyundan içme suyuna, fonksiyonel içeceklerden gazoz, soğuk çay ve limonataya kadar farklı kategorilerde 29 ürünü tüketiciyle buluşturan Kızılay İçecek, yılda yaklaşık 2 milyar şişeye ulaşan üretimi ve 26 ülkeye yayılan ihracatıyla büyümesini sürdürüyor. Kızılay İçecek’in köklü markası Kızılay Maden Suyu, Marketing Türkiye ve Akademetre iş birliğiyle düzenlenen 12. The ONE Awards Bütünleşik Pazarlama Ödülleri’nde yılın en itibarlı maden suyu markası seçildi. Maden suyundaki birikimini yeni içecek kategorilerine taşıyan Kızılay İçecek, Afyonkarahisar’daki Prof. Dr. Besim Ömer Akalın Ar-Ge Merkezi’nde yeni ürün ve içecek teknolojileri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Kızılay İçecek’in yeni ürün geliştirme yaklaşımının somut örneklerinden birini ise Kızılay Plus+ ürün ailesi oluşturuyor. Kızılay Erzincan’ın zengin magnezyumlu doğal maden suyunu fonksiyonel içeriklerle bir araya getiren Plus+ ürünleri; şekersiz, kalorisiz ve koruyucu içermeyen yapısıyla öne çıkıyor. Kaynak suyu alanında da faaliyet gösteren Kızılay İçecek, Kızılay Su ile Gölcük’ün doğal kaynak suyunu, doğallığını ve mineral dengesini koruyarak yüksek kalite standartlarında tüketicilerle buluşturuyor. İkinci Yüzyılın Yeni Kaynağı: Kızılay Minera Kızılay İçecek, ikinci yüzyıla yalnızca yeni ürünlerle değil, yeni bir kaynakla giriyor. Afyonkarahisar’dan çıkan Kızılay Minera, daha hafif içim profiliyle premium segmentte konumlanıyor. Doğal mineral yapısını koruyan Kızılay Minera, evden restorana, otelden kafeye uzanan kullanım alanlarıyla maden suyu kategorisinde yeni bir tüketim deneyimi sunmayı hedefliyor. Kızılay İçecek, yeni kaynağıyla birlikte hem üretim kapasitesini hem de ürün portföyünün segment genişliğini büyütürken, 100 yıllık kalite birikimini geleceğin tüketici beklentileriyle buluşturacak. “Kızılay Maden Suyu üretimi iyiliğe dönüştürüyor” Kızılay Maden Suyu’nun 100. yıl buluşmasında konuşan Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, Kızılay’ın iyilik misyonuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Kızılay Maden Suyu bizim için köklü bir markanın ötesinde, iyiliğe dönüşen üretimin en güzel örneklerinden biri. Kızılay, 158 yıldır milletimizin dayanışma gücüyle ayakta duran büyük bir iyilik hareketi. Bugün dünyada insani ihtiyaçlar her yıl artıyor. Buna karşılık insani yardıma ayrılan kaynaklar aynı hızda artmıyor. İşte tam bu noktada, 100 yıl önce burada, Afyonkarahisar’da alınan kararın ne kadar ileri görüşlü olduğunu daha iyi anlıyoruz. Kızılay Maden Suyu, bu anlayışın ilk ve en köklü örneği. Bir şişe maden suyu, bir aşevinde verilen sıcak yemeğe, afet bölgesinde ihtiyaç sahibine ulaşan yardıma, sınırlarımızın ötesinde uzanan bir yardım eline dönüşüyor.” “Nesilden nesile aktarılan bir emeğin hikayesi” Kızılay Yatırım Grup Başkanı Şevki Uyar ise Kızılay İçecek’in bugünkü üretim gücü ve ikinci yüzyıl vizyonuna ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Bizim için üretim, iyiliği büyütmenin bir yolu. Aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir emeğin hikâyesi. Çünkü Kızılay’ın üretim anlayışının temelinde 100 yıl önce olduğu gibi bugün de insan, güven, kalite ve topluma değer katma sorumluluğu yer alıyor. Maden suyumuzun doğal mineral yapısını koruyarak kapalı sistemlerle üretim hatlarımıza aktarıyor, hijyen ve gıda güvenliği standartlarımızı üretimin her aşamasında aynı hassasiyetle uyguluyoruz. Bugün sektörde tamamen koruyucusuz aromalı maden suyu üretebilen üç üreticiden biriyiz. Bu birikimi korurken yeni ürünlere, teknolojilere ve kategorilere yatırım yapmayı da sürdürüyoruz.” Türk Kızılay iştiraki Kızılay İçecek, bir asırdır ürettiği değeri Kızılay'ın insani yardım çalışmalarıyla iyiliğe dönüştürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzakdoğu Ülkeleri Kuru İncirimizi Çok Sevdi Haber

Uzakdoğu Ülkeleri Kuru İncirimizi Çok Sevdi

Cennet meyvesi kuru incirin 2026 ürünü yeni mahsul ihracat yolculuğu için ilk yükleme/ihraç tarihi 28 Eylül 2026 Pazartesi olarak belirlendi. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, yeni sezon öncesinde kuru incirde kalite ve gıda güvenliği arttırmak amacıyla yoğun bir mesai verdiklerini dile getirdi. Üreticilere örnek olması ve sergi yerlerinden aflatoksinli kuru incirlerin seçilerek ayıklanabilmesi amaçlı üretim bölgelerindeki muhtarlar aracılığıyla taşınabilir UV el lambaları Aydın ve İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlükleri koordinasyonunda dağıttıklarını aktaran Gabay, “Sağlıklı hasat ve kurutma sağlanabilmesi için yine Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonun kurutma kerevetleri ve üretici bilgilendirme broşürleri dağıttık. Türkiye’nin en prestijli ürünlerinden kuru incirde güzel bir sezon geçirmek adına yoğun mesai veriyoruz” dedi. Türkiye’nin 2025/26 sezonununda 15 Ekim 2025-08 Eylül 2026 tarihleri arasında 2025 ürünü 55 bin ton kuru incir ihraç ederek 343 milyon dolar döviz geliri elde ettiği bilgisini veren Gabay şöyle devam etti; “Sezon sonunda 350 milyon doları aşacağımıza inanıyoruz. 2026-27 sezonunda kuru incir ihracatında 60 bin tonun üzerine çıkmayı hedefliyoruz.” Uzakdoğu’nun payı yüzde 16’ya yükseldi Türkiye’nin kuru incir ihraç ettiği pazarlarla ilgili bilgi veren Başkan Gabay, Avrupa Birliği’nin 17 bin 775 ton kuru incir talebiyle yüzde 32 pay aldığını ve liderliğini sürdürdüğüne işaret etti. Gabay; “Amerika kıtasına yaklaşık 16 bin ton kuru incir ihraç ettik. Uzakdoğu ülkelerine ihracatımız yüzde 29’luk artışla 7 bin tondan 8 bin 795 tona yükseldi. Uzakdoğu ülkelerinin ihracatımızdaki payı yüzde 13’ten yüzde 16’ya çıktı. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde yaptığımız tanıtım çalışmalarının meyvelerini aldığımızı görüyoruz. Uzakdoğu pazarında hedefimiz ihracatımızın yüzde 25’ini bu ülkelere yapabilir konuma gelmek” ifadelerini kullandı. Kuru incir ihracatında Amerika Birleşik Devletleri 58 milyon dolarlık tutarla zirvedeki yerini korurken, ikinci sırada 44,5 milyon dolarla Almanya ve üçüncü sırada 44 milyon dolarla Fransa yer aldı. Türkiye’den kuru incir talebini yüzde 249’luk artışla 5 milyon dolardan 17,7 milyon dolara çıkaran Çin, Türkiye’nin en çok kuru incir ihraç ettiği ülkeler sıralamasında dördüncü sıraya tırmandı. Kanada 13,5 milyon dolarlık kuru incir ihracatıyla beşinci oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Badem Pınarı’ndan Hatay’a Bölge İhtiyacına Yönelik Su Desteği Haber

Badem Pınarı’ndan Hatay’a Bölge İhtiyacına Yönelik Su Desteği

Badem Pınarı tarafından hazırlanan 2 tır doğal kaynak suyu, Kırşehir’deki üretim tesisinden Hatay’a doğru yola çıktı. Bölgeye ulaşan suların ihtiyaç sahibi ailelere dağıtımı Türk Kızılay koordinasyonunda gerçekleştirilecek. SAHİP OLDUKLARIMIZI PAYLAŞMANIN DEĞERİNE İNANIYORUZ Badem Pınarı Doğal Kaynak Suyu Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem, toplumsal dayanışmanın sahip olunan imkânların ihtiyaç duyanlarla paylaşılmasıyla güçlendiğini belirterek: “Bir markanın sorumluluğu yalnızca ürettiği ürünü tüketiciyle buluşturmakla sınırlı değildir. İçinde bulunduğumuz toplumun taleplerine duyarlı olmayı ve imkânlarımızı paylaşmayı kurumsal bir görev olarak görüyoruz. Dayanışma, yalnızca zor zamanlarda hatırlanan değil, her an sahip çıkılması gereken insani bir değerdir. Bu anlayışla, Türk Kızılay Kırşehir Şubesi koordinasyonunda Hatay’da bölge ihtiyacına katkı sağlamak adına 2 tır doğal kaynak suyu gönderiyoruz. Badem Pınarı olarak toplumsal fayda sağlayan projelerin içinde yer almaya devam edeceğiz.” dedi. DAYANIŞMA KURUMSAL YAKLAŞIMIN BİR PARÇASI Badem Pınarı, üretim faaliyetlerinin yanı sıra topluma katkı sunan sosyal sorumluluk çalışmalarını da sürdürüyor. Spor, eğitim ve gençlerin gelişimine yönelik projelere destek veren marka, toplumsal dayanışmaya yönelik çalışmaları da bu yaklaşımın bir parçası olarak ele alıyor. Hatay’a gönderilecek 2 tır doğal kaynak suyu da bölgeye yönelik sürdürülen destek çalışmalarının devamı niteliğini taşıyor. BADEM PINARI HAKKINDA Badem Pınarı, dördüncü kuşağa uzanan aile şirketi yapısı ve 75 yıllık üretim deneyimiyle doğal kaynak suyu sektöründe faaliyet gösteriyor. Kırşehir’deki üretim tesisinde üretimini sürdüren marka, Türkiye genelindeki yaygın dağıtım ağıyla tüketicilere ulaşıyor. Saatte 135 bin şişe dolum kapasitesine sahip olan Badem Pınarı, üretim, lojistik ve enerji altyapısına yaptığı yatırımlarla büyümesini sürdürürken; kalite, verimlilik ve sürdürülebilirliği odağına alan bir üretim anlayışı benimsiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Badem Pınarı’ndan Premium Segmente Yeni Hamle Haber

Badem Pınarı’ndan Premium Segmente Yeni Hamle

Badem Pınarı, artan üretim kapasitesini yeni ürün gruplarıyla desteklerken, Premium serisiyle üst segmente yönelik yeni bir adım attı. 0,40 litre ve 0,80 litre olmak üzere iki farklı hacimde geliştirilen seri, özellikle ince ve uzun formuyla öne çıkan 0,80 litrelik şişesiyle estetik görünümü ergonomik kullanım deneyimiyle buluşturuyor. Kolay kavranabilen tasarımıyla dikkat çeken seri, Badem Pınarı'nın klasik ürün gamından ayrışan yeni premium yüzünü temsil ediyor. PREMIUM SEGMENTTE ODAĞIMIZ KULLANICI DENEYİMİ Premium segmentte tüketici beklentilerinin yalnızca ürün kalitesiyle sınırlı olmadığını belirten Badem Pınarı Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem: "Bugün tüketici kaliteli bir ürünün yanı sıra tasarıma, kullanım kolaylığına ve kendisine sunulan toplam deneyime de önem veriyor. Biz de Premium serimizi geliştirirken kullanıcı deneyimini odağımıza aldık. Ergonomik şişe tasarımından kullanım kolaylığına kadar her detayı bu anlayışla ele aldık. Badem Pınarı büyüdükçe ürün portföyümüzü de tüketicilerin değişen beklentileri doğrultusunda geliştirmeye devam edeceğiz" dedi. BADEM PINARI HAKKINDA Badem Pınarı, Kırşehir’de faaliyet gösteren ve Türkiye’nin önde gelen doğal kaynak suyu markaları arasında yer alıyor. Üretim, lojistik ve enerji altyapısına yaptığı yatırımlarla büyümesini sürdürürken; verimlilik, kalite ve sürdürülebilirliği odağına alan bir üretim anlayışı benimsiyor. Güçlü üretim altyapısı, yaygın dağıtım ağı ve ihracat faaliyetleriyle hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin En Saygın Ödülleri, İtibar Zirvesi’nde Sahiplerini Bulacak! Haber

Türkiye’nin En Saygın Ödülleri, İtibar Zirvesi’nde Sahiplerini Bulacak!

İtibar Araştırmasını farklı kılan en önemli unsur, sonuçların bağımsız ve şeffaf bir araştırma metodolojisine dayanması. Araştırma, hazır marka listeleri yerine açık uçlu sorular kullanarak tüketicilerin her sektörde akıllarına ilk gelen kurumları belirliyor. Böylece markaların listelerde yer aldıkları için değil, gerçekten zihinlerde yer ettikleri için öne çıkmaları sağlanıyor. İkinci aşamada ise finalist markalar farklı bir katılımcı grubu tarafından güven, saygı, kalite ve sosyal sorumluluk boyutlarında değerlendiriliyor. İki aşamalı bu model sayesinde her markanın nihai itibar skoru, yalnızca bilinirliğini değil toplumdaki algısının niteliğini de yansıtıyor. İtibar tek boyutlu değil Araştırmanın ortaya koyduğu puanlama sistemi, aynı toplam skora sahip iki markanın farklı güçlü yönlere sahip olabileceğini de gösteriyor. Bir marka güven algısıyla öne çıkarken, bir diğeri sosyal sorumluluk ya da kalite performansıyla aynı başarıya ulaşabiliyor. Bu yönüyle çalışma, klasik sıralamaların ötesine geçerek kurumlara itibarlarının hangi alanlarda güçlendiğini gösteren stratejik bir veri seti sunuyor. Türkiye’yi temsil eden toplam 6 bin 400 katılımcıyla yürütülen araştırma; bankacılıktan otomotive, e-ticaretten sigortaya, GSM’den market ve holdinglere kadar 10 sektörü kapsıyor. Her marka yalnızca kendi sektöründeki rakipleriyle değerlendiriliyor ve sektörünün en yüksek puanına ulaşan kurum İtibar Ödülü’nün sahibi oluyor. Ödüllerin arkasında araştırma var İtibar Ödülleri, tek seferlik bir başarıyı ödüllendirmenin ötesinde, Türkiye’de itibarın yıllar içinde izlenebileceği sürdürülebilir bir ölçüm sisteminin ilk adımını oluşturuyor. Araştırmanın her yıl tekrarlanmasıyla birlikte kurumlar, itibar performanslarını zaman içinde karşılaştırabilecek ve gelişim alanlarını somut veriler üzerinden takip edebilecek. İtibar Ödülleri, 24 Eylül 2026’da Hilton Istanbul Bosphorus’ta düzenlenecek İtibar Zirvesi kapsamında sahiplerini bulacak. Zirvede araştırmanın bulguları uzmanlar tarafından değerlendirilecek, güven, kurumsal saygınlık ve toplumsal meşruiyet üzerine gerçekleştirilecek oturumlarla Türkiye’de itibar yönetiminin geleceği tartışılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.