Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kalite Güvencesi

Kapsül Haber Ajansı - Kalite Güvencesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalite Güvencesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı Haber

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı

2025 yılında üretim hacmini %7,7 artıran hazır beton sektörü ise 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla ekonomiye güçlü katkısını sürdürürken, sektörün geleceğinde düşük karbonlu üretim ve dijital dönüşüm öne çıktı. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı "Hazır Beton Sektör Raporu"nu yayımladı. Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor. İnşaat Sektörü 2025'te Ekonominin Üzerinde Büyüdü 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 büyürken, inşaat sektörü %10,8'lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu. Hazır Beton Sektörü Ekonomiye Güçlü Katkıda Bulundu Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa'daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir." dedi. Sektörde Dönüşüm İhtiyacı Daha Görünür Hâle Geldi 2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor." diye konuştu. "Üçüz Dönüşüm" Projesini Hayata Geçirdik Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik "Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı" modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, "Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz." şeklinde konuştu. Dirençli Yapılaşmanın Önemini Vurguluyoruz 2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur." dedi. Sürdürülebilirlik Çalışmalarımızla Sektöre Öncülük Ediyoruz Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, "Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz." dedi. Sektörlerimizi Yeniden Bir Araya Getirmek İçin Çalışmalara Başladık Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100'ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi'nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir." şeklinde konuştu. Sektörümüzü Geleceğe Veri Temelli Yaklaşımla Hazırlıyoruz Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz Haber

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz

Yerli teknoloji kullanımının teşvik edilmesini amaçlayan Ulusal Yazılım Günü, yazılım testi sektörü için de büyük bir anlam taşıyor. Teknoloji odaklı danışmanlık ve eğitim firması TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, yerli yazılımların sayısının artmasının sektörel büyüme ve ülkemizin zihinsel sermayesinin gelişimi açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor. Yerli yazılımların önemine dikkat çeken TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Öncelikle; yerli yazılımların sayısının artmasını teknolojiden bağımsız düşünüyorum diyebilirim. Sermaye denince sadece maddi bir anlam çıkarılmamalı, biz en önemli sermayenin zihinsel sermaye olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda; yazılım testi ve kalite güvencesi alanındaki uzmanlığımızı yalnızca yurt içiyle sınırlamıyor; uluslararası ölçekte de danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunarak teknoloji ihracatına katkı sağlıyoruz.” açıklamasını yaptı. “Global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” Bugüne dek 10’dan fazla ülkede yaklaşık 50 kurumla iş birliği gerçekleştirdiklerini açıklayan Sarıalioğlu, “Bizleri en çok heyecanlandıran konuların başında hem tecrübemizi geleceğe aktarmak hem de ülkemizin zihinsel sermayesini ihraç etmek var. Bu vizyonumuz paralelinde tutkuyla çalışmayı, değer üretmeyi sürdürüyoruz. Bugüne dek, Almanya, Portekiz, Yunanistan, Azerbaycan ve Hollanda başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden çeşitli kurumlarla iş birlikleri geliştirdik. Bu paralelde eğitim, sınav ve danışmanlık hizmetleri aracılığıyla bilgi ve uzmanlık ihracatı yapıyoruz. Genel iş kapasitemizin yaklaşık yüzde 40’ı yurt dışına sağladığımız bu hizmetlerden oluşuyor. Önümüzdeki dönemde bu oranı artırarak global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı ve Türkiye'nin teknoloji ihracatındaki katma değerini yükseltmeyi hedefliyoruz.” şeklinde sözlerine devam etti. Dünyada yazılım test alanında 7 milyondan fazla test mühendisi çalıştığını açıklayan Barış Sarıalioğlu, “Pazar, yaklaşık 50 milyar dolar büyüklüğünde bir ekonomiye tekabül ediyor, yıllık büyüme yüzde 10’un üzerinde seyrediyor. Dünya genelinde yazılım test aktivitelerinin yüzde 60’tan fazlası ise outsource ediliyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı hâline gelirken, test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor. Ülkemiz, bu hızlı dönüşümde etkin bir rol oynamalı. Bizler de bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Her fırsatta hem gençlerle hem de çocuklarla bir araya gelerek teknoloji okur yazarlığına ve dijital dönüşüme dikkat çekmeye çalışıyorum. Soru soran, hayal kuran, öğrenmeye açık bireylerle aynı ortamda olmak insana umut veriyor.” diyor. TesterYou: “Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı” Barış Sarıalioğlu, “Sunduğumuz danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstleniyoruz. Kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefliyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savunma Sanayinde Son Gündem Haber

Savunma Sanayinde Son Gündem

Savunma sanayinde gündem artık yalnızca yeni bir platformun tanıtılmasıyla şekillenmiyor. Asıl belirleyici başlık, geliştirilen sistemlerin ne kadar hızlı sahaya indirilebildiği, ne kadar sürdürülebilir üretilebildiği ve ne kadar yüksek ihracat değeri oluşturabildiği. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığı, teknik ilerlemenin ötesinde, sanayi politikası, finansman, tedarik güvenliği ve jeopolitik konumlanma açısından da okunmalı. Türkiye özelinde bakıldığında son dönemin en net eğilimi, platform merkezli yaklaşımdan sistem mimarisi merkezli yaklaşıma geçiş. Artık tekil ürünlerden çok, birlikte çalışan sensörler, mühimmatlar, komuta kontrol altyapıları, elektronik harp kabiliyetleri ve veri işleme çözümleri öne çıkıyor. Bu değişim, hem kamu tarafındaki ihtiyaç tanımlarını hem de özel sektörün yatırım kararlarını yeniden şekillendiriyor. Savunma sanayi son gelişmeler neden yeni bir faza işaret ediyor? Bir süredir savunma ekosisteminde aynı anda birkaç eksen güç kazanıyor. Birincisi, insansız sistemlerde kazanılan deneyimin deniz, kara ve hava alanları arasında çapraz biçimde taşınması. İkincisi, hava savunma katmanlarının çok daha bütünleşik ele alınması. Üçüncüsü ise kritik alt bileşenlerde dışa bağımlılığı azaltmaya dönük daha sert bir sanayileşme refleksi. Bu üç başlık birlikte değerlendirildiğinde, sektörün yalnızca büyümediği, aynı zamanda olgunlaştığı görülüyor. Olgunlaşma burada kapasite artışı anlamına geliyor ama bunun kadar önemli bir başka boyut daha var: teslimat disiplini. Ulusal ihtiyaçların yanı sıra ihracat yükümlülüklerinin artması, üretici şirketleri program yönetimi, kalite güvencesi ve satış sonrası destek alanlarında daha kurumsal bir yapıya zorluyor. Savunma projelerinde görünür başarı çoğu zaman platform üzerinden konuşulur. Oysa gerçek farkı yaratan unsur, radar, motor, güç grubu, haberleşme altyapısı, aviyonik, yazılım ve mühimmat gibi katmanlarda oluşan yerlilik derinliğidir. Son gelişmeler tam da bu derinliğin büyüdüğünü gösteriyor. İnsansız sistemlerde ölçek büyüyor, rekabet sertleşiyor Türkiye’nin son yıllarda uluslararası görünürlüğünü artıran en güçlü alanlardan biri insansız hava araçları oldu. Ancak sektör artık yalnızca taktik sınıf çözümlerle anılmıyor. Daha uzun havada kalış süreleri, daha yüksek faydalı yük kapasitesi, uydu kontrollü operasyonlar ve ağ destekli görev kabiliyeti yeni standardı belirliyor. Burada kritik eşik, ürün çeşitliliği kadar operasyonel sürdürülebilirlik. Bir platformun ihraç edilmesi tek başına yeterli değil. Eğitim, bakım, yedek parça, mühimmat entegrasyonu ve görev yazılımı güncellemeleri, toplam değerin büyük bölümünü oluşturuyor. Bu durum savunma şirketleri için daha yüksek gelir potansiyeli yaratırken aynı zamanda daha ağır bir hizmet sorumluluğu anlamına geliyor. İnsansız kara ve deniz sistemlerinde de benzer bir ivme var. Özellikle keşif, sınır güvenliği, mayın karşı tedbirleri ve riskli bölgelerde personel kaybını azaltma hedefi, bu sistemleri daha görünür hale getiriyor. Buna rağmen her görev için insansız çözüm en doğru seçenek olmayabilir. Zorlu iklim koşulları, elektronik karıştırma riski ve veri bağı bağımlılığı gibi faktörler, hibrit kuvvet yapılarının uzun süre daha önemini koruyacağını gösteriyor. Yapay zeka ve otonomi alanında asıl sınav güvenilirlik Yapay zeka destekli hedef tespiti, rota optimizasyonu ve karar destek altyapıları savunma teknolojilerinde daha sık konuşuluyor. Fakat kurumlar açısından temel soru şu: Bu sistemler gerçek operasyon koşullarında ne kadar güvenilir? Laboratuvar başarısı ile sahadaki performans her zaman örtüşmeyebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde veri kalitesi, doğrulama süreçleri ve insan denetimi çerçevesi daha fazla önem kazanacak. Teknolojik sıçrama kadar kurumsal güven de belirleyici olacak. Hava savunma ve füze katmanlarında entegrasyon dönemi Savunma sanayi son gelişmeler içinde en yakından izlenen başlıklardan biri hava savunma mimarisi. Tehditlerin niteliği değiştikçe tek katmanlı çözümler yetersiz kalıyor. Alçak irtifa, orta irtifa ve uzun menzil unsurlarının birlikte çalışması, radar ağlarının ortak resim üretmesi ve komuta kontrol yapısının gecikmesiz karar verebilmesi gerekiyor. Bu alandaki gelişmeler, yalnızca teknik yetkinlik açısından değil, caydırıcılık dili açısından da stratejik. Çünkü hava savunma sistemleri çoğu zaman kullanılmadan da değer üretir. Karşı tarafa maliyet hesabını değiştiren bir çerçeve sunar. Bu yüzden teslim edilen her yeni sistem, sadece envanter kalemi değil, aynı zamanda siyasi ve askeri mesaj niteliği taşır. Füze teknolojilerinde menzil, hassasiyet ve farklı platformlardan atılabilirlik öne çıkıyor. Ancak burada da maliyet-performans dengesi kritik. Çok gelişmiş sistemlerin sayıca sınırlı kalması, geniş alan savunmasında sorun yaratabilir. Bu nedenle daha ekonomik, seri üretilebilir ve modüler çözümler giderek daha fazla değer kazanıyor. Motor, elektronik ve alt sistemlerde yerlilik baskısı artıyor Sektörün en hassas alanlarından biri kritik alt bileşenler. Motor, transmisyon, güç elektroniği, yarı iletken tabanlı sistemler, kızılötesi algılayıcılar ve özel alaşımlar gibi başlıklar, gerçek bağımsızlığın test edildiği alanlar arasında yer alıyor. Platform üretmek görünürdür, ancak alt sistem üretmek stratejik derinlik sağlar. Son dönemde kamu destekleri, teknoloji odaklı yatırım iştahı ve üniversite-sanayi iş birlikleri bu alanda daha olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Yine de sürecin hızına ilişkin aşırı iyimserlik yanıltıcı olabilir. Çünkü savunma kalitesinde alt bileşen geliştirmek, sivil üretime kıyasla çok daha uzun test ve sertifikasyon takvimleri gerektiriyor. Burada temel mesele sadece yerlilik oranı değildir. Ölçek ekonomisi de önemlidir. Eğer bir alt sistem yeterli adetlerde üretilemiyorsa, birim maliyet yukarı çıkar ve ihracat rekabeti zayıflar. Dolayısıyla savunma sanayinde yerlileşme politikası, sipariş sürekliliği ve ihracat planlamasıyla birlikte düşünülmelidir. İhracat tarafında fırsat büyük, baskı da büyük Savunma sanayii ihracatı artık yalnızca gelir kalemi olarak görülmüyor. Diplomatik ilişki setlerini genişleten, bakım-idame üzerinden uzun vadeli bağ kuran ve teknoloji markalaşmasını güçlendiren bir araç niteliği taşıyor. Özellikle Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve bazı Avrupa pazarlarında Türk savunma ürünlerine ilgi devam ediyor. Ancak ihracatın büyümesi beraberinde yeni baskılar getiriyor. Alıcı ülkeler sadece ürün değil, finansman modeli, ortak üretim imkanı, eğitim desteği ve yerel sanayi katılımı da talep ediyor. Bu da satış süreçlerini daha karmaşık hale getiriyor. Kısa vadede hızlı anlaşmalar öne çıksa da uzun vadede kurumsal dayanıklılığı yüksek şirketler avantaj sağlayacak. Bir diğer başlık da itibardır. Savunma ihracatında teslimat gecikmeleri, teknik destek yetersizlikleri veya bakım zincirindeki aksaklıklar marka algısını hızlı biçimde aşındırabilir. Bu nedenle büyümenin sağlıklı olması için üretim hattı disiplini ve satış sonrası organizasyon en az ürün başarısı kadar önemlidir. Uzay, siber güvenlik ve çift kullanımlı teknolojiler yükseliyor Savunma ekosistemi artık yalnızca klasik platformlardan ibaret değil. Uydu sistemleri, uzay tabanlı gözlem kapasitesi, güvenli haberleşme altyapıları ve siber savunma çözümleri yeni dönemin temel alanları arasında. Bu başlıklarda geliştirilen yetkinlikler, hem askeri kullanım hem de sivil sektörler için değer üretebiliyor. Çift kullanımlı teknolojiler burada ayrı bir önem taşıyor. Görüntü işleme, yapay zeka, kompozit malzeme, batarya teknolojisi ve yüksek güvenlikli yazılım gibi alanlar savunma ile sivil endüstriler arasında çift yönlü bir akış yaratıyor. Bu da yatırımın geri dönüşünü artırıyor ve daha geniş bir teknoloji tabanı oluşmasına katkı sağlıyor. Bu çerçevede savunma sanayi şirketleri için asıl soru, hangi alanlarda dikey derinleşme, hangi alanlarda ortaklık stratejisi izleneceği. Her teknolojiyi şirket içinde geliştirmek mümkün değil. Doğru ekosistem yönetimi, önümüzdeki dönemin en kritik rekabet başlıklarından biri olacak. Önümüzdeki dönemde hangi göstergeler izlenmeli? Sektörü izleyen karar vericiler için manşet açıklamalar kadar ölçülebilir göstergeler önemli. Siparişten teslimata geçen süre, ihracat sözleşmelerinin sürekliliği, alt sistem yerlilik oranı, bakım-idame kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı bu göstergelerin başında geliyor. Aynı şekilde savunma sanayinde finansman maliyeti, kur oynaklığı ve tedarik zinciri güvenliği de göz ardı edilmemeli. Çünkü yüksek teknoloji üretimi yalnızca mühendislik başarısıyla ilerlemiyor. Uzun vadeli yatırım sabrı, tedarikçi dayanıklılığı ve öngörülebilir talep yapısı da gerekiyor. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığını izlerken sadece yeni ürün duyurularına odaklanmak eksik kalır. Asıl tablo, üretim kabiliyeti, ihracat kalitesi, alt sistem bağımsızlığı ve teknoloji ekosisteminin ne kadar dengeli büyüdüğünde ortaya çıkar. Önümüzdeki dönemde öne çıkacak şirketler ve kurumlar, yalnızca dikkat çeken sistemler geliştirenler değil, bunu zamanında teslim eden, sürdürülebilir biçimde destekleyen ve küresel rekabette maliyetle yetkinliği birlikte yönetenler olacak. Sektörde kalıcı güç, vitrinde görünen ürün kadar arka plandaki sanayi disiplininden doğuyor.

Yazılım Testinin Geleceği İnsan Zihninin Gelişiminde Yatıyor Haber

Yazılım Testinin Geleceği İnsan Zihninin Gelişiminde Yatıyor

Teknoloji odaklı danışmanlık ve eğitim firması TesterYou’nun kurucusu Barış Sarıalioğlu, 31 yıldır çocuklara nitelikli eğitim desteği sağlayan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) İstanbul’da bulunan Zeyrek Öğrenim Birimi’ndeki çocuklarla bir araya geldi. 3 ve 4’üncü sınıf olmak üzere toplam 12 çocukla buluşan Sarıalioğlu, yazılım testi ve kalite güvencesi konularında çocuklara uygun düzeyde ve eğlenceli bir atölye düzenledi. “Genç ve Çevik Testçiler Atölyesi”nde çocuklar, testçinin kim olduğu ve test prensiplerinin neler olduğuna dair bilgiler edinirken, grup çalışması sayesinde etkileşim tabanlı atölyede eğlenerek öğrendi. Çocuklarla iletişim kurmanın kendisi için oldukça önemli olduğunu belirten TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Atölye çalışmamıza katılan çocukların ilgisi beni çok mutlu etti. Soru soran, hayal kuran, öğrenmeye açık çocuklarla aynı ortamda olmak insana umut veriyor.” dedi. “Test mühendisliği artık bir kariyer alanı” Yazılım testi sektörünün son yıllarda önemli bir ivme kazanmış olduğunu belirten Sarıalioğlu, “Dijitalleşme hızlandıkça, şirketlerin sunduğu yazılım çözümlerinin hatasız, güvenli ve kullanıcı dostu olması daha kritik hale geliyor. Bu durum, yazılım testine olan ihtiyacı belirgin şekilde artırıyor. Testin geleceğini sadece teknolojide değil, insan zihninin gelişiminde görüyorum. Türkiye’de birçok kurum artık yazılım testini sadece teknik bir kontrol değil, müşteri memnuniyeti, güvenlik ve iş sürekliliği açısından kritik bir kalite aracı olarak görüyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı haline gelirken; test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor. Bu sebeple hem çocuklar hem de gençlerle bir araya gelerek onlara bu alandaki tecrübelerimi aktarmak benim için çok önemli.” açıklamasını yaptı. TEGV’de çocuklara yeni nesil öğrenme imkânı sunuluyor “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonuyla nitelikli eğitimi Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklarla buluşturan ve 30 yılı geride bırakan TEGV, bugüne kadar 108 bini aşkın gönüllüsü ve bağışçılarının desteğiyle 3.3 milyondan fazla çocuğa ulaştı. TEGV Zeyrek Öğrenim Birimi’nde çocuklar, eğlenirken öğreniyor ve temel yaşam becerilerini geliştiriyorlar. Çocuklara bilişim, okuma, matematik, fen, sanat ve İngilizce olmak üzere altı ana dalda etkinlikler hazırlayan TEGV’de bütün etkinlikler gönüllülerin desteğiyle hayata geçiriliyor. TEGV’in atölyelerinde ise çocuklara 3D baskı cihazından robot kitlerine, kodlama platformlarından elektronik devre kartlarına uzanan bir yelpazede yeni nesil öğrenme imkânı sunuluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atlas Copco, Smart Integrated Assembly ile Üretimde Kesintisiz Operasyon ve Dijital Dönüşüm Sağlıyor Haber

Atlas Copco, Smart Integrated Assembly ile Üretimde Kesintisiz Operasyon ve Dijital Dönüşüm Sağlıyor

Smart Integrated Assembly ile üretim hatlarındaki plansız duruşlar %50’ye kadar azalırken, fabrikalara kesintisiz operasyon ve yüksek verimlilik sağlanıyor. Donanım, yazılım ve servis bileşenlerini tek bir entegre çözümde birleştiren bu yaklaşım, fabrikaların rekabet gücünü artıran kesintisiz operasyon, yüksek kalite güvencesi ve sürdürülebilir verimlilik sunuyor. Günümüz üretim ekonomisinin en kritik sorunu olan plansız duruşlar, işletmelere hem yüksek maliyet hem de kayıp kapasite olarak geri dönüyor. Uluslararası sektör raporları, öngörücü bakım uygulamalarının plansız duruşları %20–50 azaltabildiğini ortaya koyuyor. Atlas Copco’nun Smart Integrated Assembly yaklaşımı, bu kazanımı fabrikalara somut olarak taşıyor. Akıllı sıkma ekipmanları, gelişmiş proses kontrol yazılımları ve entegre veri analitiği platformları birlikte çalışarak potansiyel arızaları erken aşamada tespit ediyor; böylece hatların durma ihtimali minimum seviyeye iniyor. Atlas Copco’nun global araştırmalarına göre, üretim hatlarında yaşanan her bir dakikalık duruş ciddi mali kayıplara yol açabiliyor. Smart Integrated Assembly, bu kayıpların önüne geçmek için veri odaklı bir ekosistem sunuyor ve üreticilerin dayanıklılık seviyesini önemli ölçüde artırıyor. Bu yaklaşım sadece kaliteyi değil, esneklik ve çevikliğin kritik önem taşıdığı yeni endüstri çağında üretim hatlarının adaptasyon kabiliyetini de artırıyor. Smart Integrated Assembly, işletmelerin yüksek verimlilik ve düşük karbon ayak izi hedeflerine daha hızlı ulaşmasına da katkı sağlıyor. Atlas Copco Endüstriyel Teknik’in Türkiye Otomotiv Bölüm Müdürü Aras Kabakcı, Smart Integrated Assembly’nin önemini vurgulayarak şunları ifade ediyor: “Üretimde kesintisizlik, kalite güvencesi ve sürdürülebilirlik artık sadece rekabet avantajı değil; uzun vadeli başarı için zorunlu hale geldi. Smart Integrated Assembly yaklaşımımız, müşterilerimize bu üç alanda da güçlü bir çözüm sunuyor. Donanım ve yazılımı tek çatı altında birleştirerek üretimin bütününü daha akıllı ve daha güvenilir bir yapıya taşıyoruz.” Atlas Copco Endüstriyel Teknik, Smart Integrated Assembly ile Türkiye’deki üreticilere küresel standartlarda bir dönüşüm fırsatı sunuyor. Yerel servis yapılanmasıyla işletmelere 7/24 kesintisiz destek sağlayan Atlas Copco, üretim hatlarını modernize etmek isteyen işletmelerin hem bugün hem de geleceğe yatırım yapmasını mümkün kılıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özpamukçu: “Güvenli Gıda, Güçlü Tarım ve Sürdürülebilir Üretim Zinciriyle Mümkündür” Haber

Özpamukçu: “Güvenli Gıda, Güçlü Tarım ve Sürdürülebilir Üretim Zinciriyle Mümkündür”

Alp Önder Özpamukçu, gıda güvenliğinin yalnızca halk sağlığı değil, aynı zamanda ekonomik istikrar ve sürdürülebilir kalkınma açısından da stratejik bir öncelik haline geldiğini vurgulayarak, “Güvenilir, izlenebilir ve uluslararası standartlara uyumlu gıdaya erişim artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu anlamda güvenli gıda üretimi güçlü tarım ve sürdürülebilir üretim zinciri ile mümkündür” açıklamasını yaptı. 2012 yılından bu yana, Türkiye’de modern perakende sektörünün gelişmesi ve kurumsallaşması, gıda perakendeciliğinde uluslararası standartların yakalanması konularında faaliyet gösteren Gıda Perakendecileri Derneği (GPD), Türkiye’nin ve dünyanın en kritik gündeminden biri olan gıda güvenliği konusunda da çalışmalarını sürdürüyor. Gıda güvenliğinin, sektörü, toplum sağlığını ve ekonomiyi yakından ilgilendirdiğini belirten GPD Başkanı Alp Önder Özpamukçu; iklim değişikliği, küresel tedarik zincirindeki kırılganlıklar, artan maliyetler ve üretim planlamasındaki eksikliklerin Türkiye’de gıda güvenliği açısından temel riskler oluşturduğuna dikkat çekti. Özpamukçu, “Türkiye gibi dört mevsimi yaşayan, zengin tarım potansiyeline sahip bir ülkede, bu potansiyelin ekonomiye yansıyabilmesi ancak planlı üretim, teknoloji kullanımı ve sürdürülebilir destek politikalarıyla mümkün. Güçlü bir tarım zinciri; kırsaldan kente, tarladan market rafına kadar istikrarı beraberinde getirir” diye konuştu. Perakendenin Gıda Güvenliğindeki Rolü Organize gıda perakendesinin, üretimden tüketiciye uzanan sürecin her aşamasında önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Özpamukçu, “Gıda perakendeciliği, yalnızca ürün satmak değil; ürünü doğru üretmek, zamanında ulaştırmak ve süreci sürdürülebilir şekilde yönetmektir. Üyelerimiz bu anlayışla; üreticiden tüketiciye giden her adımda kalite, denetim ve şeffaflık ilkelerini gözetmektedir” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Organize gıda perakendesi bugün Türkiye’de 47 bin satış noktası ve 465 bini aşkın istihdam ile kayıtlı ekonomiye önemli katkı sağlıyor. Bu yapının en önemli avantajlarından biri, gıda ürünlerinde kalite güvencesi, izlenebilirlik ve denetim süreçlerinin güçlü bir sistematik içinde yürütülmesi. Gıda perakendeciliği işimizin yüzde 80’i tarım ve hayvancılıkla doğrudan bağlantılı. Tarımda ilerleme kaydedilmeden gıda arz güvenliğini sağlamak mümkün değil. Bu nedenle üretimin planlı hale getirilmesi, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve üreticilerin modern tekniklerle desteklenmesi büyük önem taşıyor.” Özpamukçu, güçlü bir tarım altyapısının oluşturulması için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: Planlı ve bölgesel üretim uygulamalarının etkin hale getirilmesi,Sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması,Çiftçiye girdi desteği (gübre, yem, tohum) ile maliyet kontrolü sağlanması,Kooperatiflerin güçlendirilmesi ve pazarlama süreçlerinde aktif hale getirilmesi,Dijital tarım teknolojilerinin kullanımıyla verimliliğin artırılması,Genç çiftçilerin sosyal ve ekonomik olarak teşvik edilmesi,Su ve toprak dostu üretim yöntemlerinin yaygınlaştırılması. Uluslararası Standartlara Uyum: Güven ve Rekabetin Anahtarı Gıda güvenliğinde uluslararası standartlara uyumun yalnızca ihracat için değil, iç pazarda da güven ortamı yaratmak açısından kritik olduğunu vurgulayan Özpamukçu, “Tüketicinin güveni, üretimden dağıtıma kadar her aşamada ortak bir kalite diline sahip olmaktan geçiyor. Bu standartlar hem markalarımızın hem de ülkemizin itibarı açısından vazgeçilmezdir” şeklinde konuştu. 11. Ortak Gelişim Kongresi 18 Kasım’da Gerçekleşecek GPD’nin bu yıl 11’incisini düzenleyeceği Ortak Gelişim Kongresi hakkında da bilgiler veren Özpamukçu, 18 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirilecek kongrede gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim konuları farklı açılardan ele alınacağını belirterek şunları söyledi: “Sektörümüzün tüm paydaşlarını aynı masa etrafında buluşturan Ortak Gelişim Kongremizde, gıda güvenliğini çok boyutlu biçimde tartışacağız. Bu alanda atılacak adımların hem üreticilerimizin hem tüketicilerimizin geleceği için belirleyici olacağına inanıyoruz.”

Dijital Reklamcılığın Görünmeyen Açığı:  Dünyada 41,4 Milyar Dolar Buhar Oluyor Haber

Dijital Reklamcılığın Görünmeyen Açığı:  Dünyada 41,4 Milyar Dolar Buhar Oluyor

Markalar televizyon ve açıkhava gibi geleneksel mecralardan dijitale geçerek yeni fırsatlar yakaladı. Ancak bu avantajın yanında, Ad Fraud (reklam sahtekârlığı) olarak adlandırılan yeni bir tehdit de hızla büyüyor. Bot’lar, sahte cihazlar ve organize tıklama ağları dijital ekosistemin görünmeyen yüzünü oluşturuyor. Dijital yatırımlar hızla artarken, bu bütçelerin ne kadarının gerçek kullanıcıya ulaştığı hala tartışmalı. Sektör verileri, her geçen gün daha fazla kaynağın bot’lar, sahte gösterimler ve manipüle edilmiş trafik tarafından tüketildiğini ortaya koyuyor. Ad Fraud birçok farklı yöntemle uygulanıyor; her biri bütçeyi görünmeyen altyapılara yönlendiriyor. Otomatik sistemlerin kullanıcı davranışlarını taklit ettiği bot traffic, insan gücüyle üretilen click farm ağları, sahte yayıncı kimlikleriyle yürütülen domain spoofing ve görünmeyen reklam yerleştirmelerini içeren ad stacking/pixel stuffing, markaların bütçesini sessizce eritiyor. Bağlantılı TV ekosisteminde ise emülatör cihazlarla yapay izlenmeler oluşturularak sahte performans raporları üretiliyor. Sonuçta markalar raporlarda başarılı görünürken, gerçekte hedef kitleye ulaşamıyor; harcanan para görünmeyen bir mali açığa dönüşüyor. Kayıp nerede, ne kadar? Spider AF’nin 2025 küresel raporuna göre dijital reklam dünyasında 41,4 milyar dolar tutarında sahtekarlık kaynaklı kayıp yaşanıyor. Bu bulgular, ANA (Association of National Advertisers) ve Juniper Research gibi uluslararası endüstri raporlarının da dijital reklamcılıkta geçersiz trafik oranlarının küresel ölçekte yükselmekte olduğuna ilişkin değerlendirmeleriyle örtüşüyor. Union İstanbul’un yaptığı analiz, bu tablonun yerel pazarlara yansımasını ortaya koyuyor. Sektör verilerine göre, dijital reklam yatırımları son yıllarda hızla artarken, reklam trafiğinin %15–20’sinin geçersiz (invalid traffic) olduğu tahmin ediliyor. Denetim ve doğrulama mekanizmalarının yeterince gelişmediği pazarlarda bu oranın %20 bandına kadar çıktığı belirtiliyor. Bu oran, toplam yatırım hacmine uygulandığında yaklaşık her 5 birimlik yatırımın 1’inin gerçek kullanıcıya ulaşmadan bot ağları, sahte tıklamalar ve manipüle edilmiş gösterimlere gittiğini gösteriyor. Union İstanbul’a göre bu tablo, yalnızca finansal değil; aynı zamanda marka güveni, veri şeffaflığı ve reklam performansının sürdürülebilirliği açısından da alarm verici bir nitelik taşıyor. Toplam yatırım hacminin 5’te 1’i buhar oluyor Dijital reklamcılıkta dünya genelinde milyarlarca dolarlık görünmeyen bir kayıp yaşanıyor. Biz bu riskin, pek çok pazarda toplam yatırım hacminin yaklaşık beşte birine karşılık geldiğini görüyoruz. Harcanan her bir bütçenin gerçekten bir insana ulaştığından emin olmalıyız. Bu artık sadece reklamcılığın değil, markaların güvenilirliğinin meselesi. Markalar kendini nasıl korumalı? Union İstanbul’a göre, çözüm bütçeyi kısmakta değil, görünmeyen trafiği kontrol altına almakta. Bugün bir markanın dijitalde başarılı olabilmesi için sadece daha fazla görünür olması yeterli değil; görünürlüğünün gerçek, verisinin doğru, raporlamasının şeffaf olması gerekiyor. Reklam doğrulama araçlarının devreye alınması, yapay zeka destekli analizlerin kullanılması, yayıncı zincirinin denetlenmesi ve sözleşme süreçlerinde kalite güvencesi sağlanması artık kaçınılmaz hale geldi. Erkmen’e göre, dijital reklamcılıkta yeni dönem “daha fazla erişim” değil, “doğru erişim” dönemi: “Gerçek kullanıcıya ulaşmayan her gösterim, sadece bütçe kaybı değil, aynı zamanda marka güvenine vurulan bir darbedir.” Union İstanbul’dan sektör çağrısı Union İstanbul, dijital reklamcılığın sürdürülebilirliği için sektör genelinde şeffaflık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ajans, Türkiye’ye özel bir Ad Fraud Endeksi oluşturularak yıllık veri ve performans raporlarının paylaşılmasını öneriyor. Bu çağrıya göre ajanslar, reklamverenler ve IAB Türkiye el ele vererek dijital reklam ekosisteminde güveni yeniden inşa etmeliler. Çünkü dijital ekonomide sürdürülebilir büyüme ancak şeffaflık, denetim ve güven temelleriyle mümkün. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.