Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kalite Kontrol

Kapsül Haber Ajansı - Kalite Kontrol haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalite Kontrol haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Siemens, Yapay Zekâ Destekli Otonom Fabrikaları Geliştirmek için NVIDIA ile İş Birliği Yapıyor Haber

Siemens, Yapay Zekâ Destekli Otonom Fabrikaları Geliştirmek için NVIDIA ile İş Birliği Yapıyor

Siemens, Almanya’nın Erlangen kentindeki Elektronik Fabrikasında yeni yapay zekâ çözümlerini tanıtarak NVIDIA ile yapay zekâ destekli otonom üretimi geliştirmeye yönelik ortaklığında yeni bir dönüm noktasına ulaştı. Şu anda imalat sektöründe benzeri bulunmayan bu uygulamalar, üretimin devreye alınmasını hızlandırmak ve daha uyarlanabilir üretim planlaması sağlamak için yapay zekâdan ve dijital ikizlerden yararlanıyor. İki şirket, Ocak 2026’da Las Vegas’ta düzenlenen CES’te dünyanın tamamen yapay zekâ destekli ilk üretim tesislerini kuracaklarını duyurmuştu. O tarihten bu yana iki şirket, Erlangen tesisinde devam eden üretim sırasında uygulamaları birlikte geliştiriyor ve test ediyor. Erlangen, endüstriyel yapay zekâ için canlı bir laboratuvar ve bu yeteneklerin farklı sektörlere yaygınlaştırılması için bir model işlevi görüyor. Siemens ve NVIDIA, yapay zekâyı üretimin işletim sistemi hâline getirerek ürünlerin tüm değer zinciri boyunca tasarlanma, üretilme ve teslim edilme biçimini dönüştürmeyi amaçlıyor. Önümüzdeki aylarda başka uygulamaların da hayata geçirilmesi planlanıyor. Siemens AG Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Endüstriler Başkanı Cedrik Neike konuyla ilgili şunları söyledi: “Almanya ve Avrupa için tarihî fırsat, yapay zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp fabrikalara taşımakta ve endüstriyel ölçekte uygulamakta yatıyor. Bugün, NVIDIA ile birlikte Siemens Erlangen’deki Elektronik Fabrikamızda Bunun nasıl yapılabileceğini gösteriyoruz. Yıllık yüzde yedilik verimlilik artışıyla Erlangen, dünyanın en gelişmiş üretim tesislerinden biri. Aynı zamanda, her yıl yaklaşık 3.000 müşteri ziyaretiyle endüstriyel inovasyon için küresel bir buluşma noktası. Burada sanayinin geleceği yalnızca konuşulmuyor; bugün gerçeğe dönüşüyor.” NVIDIA Fiziksel Yapay Zekâ Simülasyonundan Sorumlu Başkan Yardımcısı Rev Lebaredian ise şu yorumda bulundu: “Fabrikaların tekrarlanan işleri yürüttükleri kadar değişime de uyum sağlayabilmeleri gerekiyor. Yapay zekâ ve simülasyon bunu mümkün kılıyor. Erlangen’de Siemens ve NVIDIA, yıllara dayanan iş birliklerini fabrika sahasında uygulamaya geçiriyor: fiziksel prototipler henüz ortada yokken denetim sistemlerini eğitiyor, gerçek dünyada değişiklik yapmadan önce üretim planlarını simülasyonda tasarlayıp test ediyorlar. Birlikte, dünyanın her yerindeki otonom fabrikalar için bir model oluşturuyoruz.” Siemens ve NVIDIA’nın ortak ekibi, NVIDIA’nın yapay zekâ, simülasyon ve hızlandırılmış bilgi işlem teknolojilerini Siemens’in endüstriyel yazılım, otomasyon ve üretim uzmanlığıyla birleştirerek ilk yeni yapay zekâ çözümlerini on aydan kısa sürede geliştirdi. Çözümlerin doğrudan üretim ortamında test edilmesi, ekiplerin gerçek üretim gereksinimlerine uygun çözümler geliştirmesini sağladı. Bu yeni teknolojiler, üretim planlaması ve ürün geliştirme gibi alanlarda benzeri görülmemiş iyileştirmeler sağlayabilir. Erlangen’de üretilen sürücülerin ve frekans konvertörlerinin temelini oluşturan yeni baskılı devre kartı (PCB) montajlarında sanal üretim hazırlığı, mühendislik iş yükünü yüzde 85’e, pazara sunma süresini ise yüzde 40’a kadar azaltabilir. Bu iş akışı kritik bir darboğazı ortadan kaldırıyor: Daha önce kalite kontrol hazırlığı birkaç hafta sürüyordu; çünkü ekiplerin görüntü işleme sistemlerini eğitmek için fiziksel prototipleri beklemesi ve kontrol ekipmanını elle yapılandırması gerekiyordu. Yapay zekâ artık görüntü işleme sistemlerini eğitmek için PCB montajlarının dijital ikizlerinden fotogerçekçi görseller üretiyor; böylece mühendisler, fiziksel prototipler hazır olmadan kalite kontrol hazırlığını yapabiliyor. Tesisin üretim planlamasında yeni yapay zekâ teknolojileri, kapasite, malzeme bulunabilirliği, teslimat tarihleri ve üretim hatları arasındaki dengeyi çok daha hızlı ve verimli biçimde kurmayı da vadediyor. Daha önce planlamacıların, mümkün olan en iyi kararı vermek için çeşitli faktörleri deneyimlerine dayanarak karşılaştırıp değerlendirmeleri gerekiyordu. Erlangen’deki Siemens Elektronik Fabrikasında artık bir yapay zekâ ajanı bu süreci destekliyor. Yeni siparişler geldiğinde otomatik olarak çeşitli üretim senaryoları oluşturuyor ve tanımlanmış temel performans göstergelerine (KPI) göre her seçeneğin etkisini planlamacılara gösteriyor. Bu öneriler, uygulamaya alınmadan önce üretim tesisinin tamamının dijital ikizi kullanılarak doğrulanıyor. Uçtan uca yapay zekâ ajanlarına dayalı bu üretim planlaması, yüzde 20’ye varan maliyet tasarrufu sağlayabilirken üretim operasyonlarının yeni siparişlere, malzeme kıtlığına veya değişen müşteri gereksinimlerine daha esnek yanıt vermesine olanak tanıyor. Bu gelişmeler, Siemens’in endüstriyel yazılım ve üretim uzmanlığını NVIDIA teknolojileriyle birleştiriyor. NVIDIA Cosmos dünya modelleri, kalite kontrol için gerçekçi eğitim verileri üretiyor. NVIDIA Factory Operations Blueprint, üretim planları oluşturan ve fabrikaların değişen üretim ihtiyaçlarına yanıt vermesine yardımcı olan yapay zekâ ajanlarını desteklerken NVIDIA Omniverse kütüphaneleri, ekiplerin bu planları gerçek fabrika verilerini kullanarak sanal ortamda test etmesini sağlıyor. 1971’de kurulan, Güney Almanya’daki Siemens Erlangen tesisi yaklaşık 1.000 kişiyi istihdam ediyor ve takım tezgâhları, batarya üretimi ile proses ve ayrık imalat sektörleri dâhil olmak üzere sanayi ve altyapı için güç elektroniği ve otomasyon teknolojileri üretiyor. On yılı aşkın süredir tesiste yeni dijital üretim teknolojileri, üretim devam ederken test ediliyor, geliştiriliyor ve uygulamaya alınıyor. Şu anda üretim, lojistik, kalite kontrol ve bakım alanlarında 100’den fazla yapay zekâ algoritması aktif olarak kullanılıyor. Siemens’in dönüşüme 500 milyon avro yatırım yapmasıyla tesisin 2030’a kadar daha da genişletilmesi planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde Uzmanından Tüketicilere Uyarı Haber

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde Uzmanından Tüketicilere Uyarı

Her yıl 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü, güvenli ve yeterli gıdaya erişimin, sağlıklı beslenmenin ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin önemine dikkat çekiyor. Küresel tedarik zincirleri ve değişen tüketim alışkanlıkları, gıda güvenliğinin üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda ele alınmasını gerektiriyor. Bu konuda üreticilerin sorumluluklarını yerine getirmesi, etkin denetim sistemleri, tüketici örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının şeffaf, bilimsel temelli bilgilendirmeleri belirleyici rol oynuyor. Ancak elbette gıda güvenliği söz konusu olduğunda, tüketicilerin bilinçli olması, doğru bilgiye ulaşması ve karar süreçlerinde yanıltıcı iddiaları bilimsel verilerden ayırt edebilmesi de büyük önem taşıyor. Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nde uzun yıllar akademik çalışmalar yürüten, gıda teknolojileri ve yağ işleme alanındaki araştırma ve sektörel iş birlikleriyle tanınan Dr. Fahri Yemişçioğlu, gıda güvenilirliğini değerlendirirken gıdanın bileşiminin ve üretim teknolojisinin birlikte ele alınması gereken unsurlar olduğuna dikkat çekiyor. Yemişçioğlu, “Gıda teknolojileri; ürünlerin güvenliğinin korunmasına ve kalitesinin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Soğuk zincir, kurutma, dondurarak kurutma (liyofilizasyon), rafinasyon, uygun ambalajlama ve kalite kontrol uygulamaları gıda zincirinin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle bir gıdanın güvenilirliğini değerlendirirken yalnızca içeriğine veya üretim yöntemine değil; üretim, işleme, saklama, ambalajlama ve kalite kontrol süreçlerinin tamamına bakmak gerekiyor. Tek bir bileşen, üretim yöntemi veya ambalaj özelliği üzerinden genelleme yapmak yerine, bilimsel veriler ışığında bütüncül bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Ayrıca değerlendirmeler algılara değil, bilimsel verilere dayanmalı” diyor. Dr. Fahri Yemişçoğlu’nun tüketicilerle gıda güvenliği için paylaştığı 5 temel ipucu şöyle: Gıdaları tek bir bileşene göre değerlendirmeyin: Bir ürünün güvenliği yalnızca içerdiği bileşene bakılarak belirlenemez. Üretim ve işleme koşullarını, kalite kontrol uygulamalarını ve saklama sürecini de dikkate alın. Tek bir unsurdan hareketle bütün bir gıda grubunu güvenli veya güvensiz ilan etmek yanıltıcı olabilir. Etiketleri dikkatle okuyun: Bir ürünü satın alırken yalnızca ambalajın ön yüzüne veya reklam mesajlarına bakmayın. İçindekiler listesini, alerjen bildirimlerini, son tüketim veya tavsiye edilen tüketim tarihini ve saklama koşullarını kontrol edin. Gıda teknolojileri ve ambalaj hakkında bilimsel bilgiye başvurun: Ambalajlama ve işleme teknolojileri, gıdaların korunmasında önemli rol oynar. Bir ürünün ambalajlı olması veya belirli bir teknolojiyle üretilmesi tek başına olumsuz bir değerlendirme gerekçesi değildir. Örneğin rafinasyon, palm yağı dâhil birçok bitkisel yağın üretiminde uygulanan bir işlemdir; yalnızca palm yağına özgü değildir ve tek başına ultra işleme göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Sosyal medyadaki iddiaları sorgulayın: Gıda ve beslenme alanında yayılan her bilgi bilimsel temele dayanmayabilir. Korku yaratan paylaşımlar yerine bilimsel araştırmaları, uzman görüşlerini ve güvenilir kurumların açıklamalarını esas alın. Özellikle tek bir bileşeni veya teknolojiyi hedef alan kesin yargıları sorgulamadan benimsemeyin. Saklama koşullarına uyun, beslenmenizde çeşitliliği gözetin: Ürünlerin etiketlerinde belirtilen saklama koşullarına uyun ve soğukta tutulması gereken gıdaları uygun sıcaklıklarda muhafaza edin. Sağlıklı bir yaşam için gıda güvenliğinin yanı sıra dengeli ve çeşitli beslenmeye ve fiziksel aktiviteye de önem verin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Balparmak, SIAL Paris 2026’da Türk Çam Balının Marka Değerini Dünyaya Taşıyor Haber

Balparmak, SIAL Paris 2026’da Türk Çam Balının Marka Değerini Dünyaya Taşıyor

Türkiye’nin lider bal markası Balparmak, 17-21 Ekim 2026 tarihleri arasında Paris’te düzenlenecek SIAL Paris Fuarı’nda uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşacak. Balparmak, Türk Çam Balı başta olmak üzere Türkiye’nin bal çeşitliliğini, bilimsel uzmanlığını ve katma değerli arı ürünlerini uluslararası pazarlara taşırken, mevcut pazarlardaki konumunu derinleştirmeyi ve yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyor. 14 Ekim 2026, İstanbul; Türkiye’nin lider* bal markası Balparmak, dünyanın en büyük gıda fuarlarından SIAL Paris’te Türk balını markalı ve katma değerli ürünlerle uluslararası pazarlarda daha güçlü temsil etme hedefini ortaya koyacak. Yaklaşık 50 ülkeye ihracat gerçekleştiren Balparmak, SIAL Paris’i faaliyet gösterdiği pazarlardaki marka konumunu güçlendirmek ve yeni distribütör, perakende ve iş ortaklıkları geliştirmek için önemli bir buluşma noktası olarak değerlendiriyor. SIAL Paris organizasyonunun açıkladığı verilere göre, 17-21 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenecek fuar 280 bin metrekarelik alanda 8 bin katılımcıyı ve 295 bin profesyonel ziyaretçiyi ağırlamayı hedefliyor. Fuarda Türkiye, İtalya, Fransa ve İspanya’nın ardından en büyük katılımcı ülkelerden biri olacak; 400’ü aşkın Türk gıda firması SIAL Paris’te yer alacak. Türk Çam Balı’nın küresel marka yolculuğu Balparmak standında farklı yörelerden ve monoflora bal çeşitlerinin yanı sıra Türk Çam Balı, arı sütü ve polen ürünleri uluslararası ziyaretçilerle buluşacak. Fuardaki ana başlıklardan biri Türk Çam Balı olacak. Balparmak, Türk Çam Balı’nın uluslararası alanda daha güçlü tanınmasını ve bir ülke değeri olarak markalı şekilde konumlanmasını dış ticaret stratejisinin öncelikleri arasında görüyor. Bu yaklaşımın önemli bir ayağını bilimsel çalışmalar oluşturuyor. Balparmak’ın çam balı özelinde yürüttüğü analiz çalışmalarının yanı sıra Ar-Ge Merkezi ve APILAB Kalite Kontrol Laboratuvarı’nın analiz ve kalite kontrol yetkinlikleri de SIAL Paris’te uluslararası paydaşlarla paylaşılacak. Balparmak, böylece Türkiye’nin bal çeşitliliğini yalnızca ürün olarak ihraç etmek yerine, bilimsel altyapı, kalite ve marka değeriyle birlikte uluslararası pazarlara taşımayı hedefliyor. Balparmak’ın iyi yaşam markası Apitera ile arı ürünlerinde büyüme Balparmak’ın iyi yaşam markası Apitera da SIAL Paris’te yer alacak. Fuarda özellikle sprey ve 7 gramlık saşe formatları uluslararası ziyaretçilere tanıtılacak. Balparmak, Apitera ile propolis ve arı sütü gibi katma değerli arı ürünlerinde ihracatı büyütmeyi ve farklı tüketici ihtiyaçlarına yönelik ürün formatlarıyla yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyor. “Hedefimiz yalnızca yeni pazarlara ulaşmak değil, marka değerimizi derinleştirmek” Balparmak Genel Müdürü Ulaş Altıparmak, SIAL Paris 2026’ya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Türkiye, zengin florası, biyoçeşitliliği ve genetik kaynakları sayesinde arıcılık ve bal üretiminde yüksek bir potansiyele sahip. Biz bu potansiyelin uluslararası pazarlarda markalı ve katma değerli ürünlerle zenginleşmesi gerektiğine inanıyoruz. SIAL Paris de bu hedef açısından önemli bir buluşma noktası. Bugün yaklaşık 50 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca yeni ülkelere ulaşmak değil, mevcut pazarlardaki konumumuzu güçlendirmek ve Balparmak’ın marka değerini derinleştirmek. Türk Çam Balı’nın dünyada daha da güçlü tanınması ve hak ettiği değere ulaşması için çalışmaya devam ediyoruz. Bilimsel uzmanlığımız ve kalite yaklaşımımızla Türk balını uluslararası pazarlarda daha güçlü temsil ederken, Apitera ile de katma değerli arı ürünlerinde büyümeyi hedefliyoruz.” Balparmak hakkında daha fazla bilgiye www.balparmak.com.tr adresinden ulaşılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Maysan Mando Ağır Ticaride Vites Yükseltti Haber

Maysan Mando Ağır Ticaride Vites Yükseltti

Türkiye ve Avrupa’da ağır ticari araç segmentindeki güçlü konumunu sürdüren Maysan Mando, yeni kataloğuyla farklı marka ve model gruplarındaki ürün kapsamını daha da genişletti. Güvenilir performans, sürüş konforu ve uzun ömürlü kullanım odağıyla geliştirilen yeni amortisörler; OEM ve çapraz referans kodlarıyla birlikte katalogda yerini aldı. Ağustos 2026 Ağır Ticari Yeni Ürün Kataloğu; DAF, IVECO, MAN, Mercedes-Benz, Renault Trucks, Scania ve Volvo gibi global ağır ticari araç üreticilerinin yanı sıra Gigant, SAF, Schmitz Cargobull, Steyr ve Trabosa uygulamalarına yönelik yeni amortisör referanslarını kapsıyor. Yeni ürünler arasında DAF 75 FAT ve LF 45; IVECO Eurocargo, Daily, Stralis ve Trakker; MAN TGA, TGS, TGX, TG Serisi, F90 ve M90; Mercedes-Benz Actros ve Actros MP2/MP3; Renault Trucks Midlum ve D serisi; Scania S730, R580 ve PGRT ile Volvo FH, FH12 ve farklı otobüs uygulamalarına yönelik çözümler bulunuyor. OEM standartları doğrultusunda geliştirilen ürünler, Maysan Mando’nun ağır ticari araçların farklı kullanım koşulları ve performans beklentilerine yanıt veren ürün portföyünü daha geniş bir araç parkına ulaştırıyor. Ağır Ticari Araçlarda Türkiye ve Avrupa’daki Gücünü Büyütüyor Ağır ticari araç segmentinde Türkiye ve Avrupa’nın önemli amortisör üreticileri arasında yer alan Maysan Mando, global ana sanayi üreticileriyle yürüttüğü iş birlikleriyle de dikkat çekiyor. Şirket, Almanya’da Schmitz, SAF-Holland ve BPW Grubu’nun ana tedarikçileri arasında bulunurken; Türkiye’de Daimler, Ford, Anadolu Isuzu, Otokar, BMC ve Karsan gibi ticari araç üreticilerine yönelik üretim gerçekleştiriyor. Hem doğrudan OEM üretim hatlarına hem de yurt içi ve yurt dışındaki bayi ağı üzerinden yenileme pazarına ürün sağlayan şirket, üretiminin yüzde 68’ini OEM müşterilerine, yüzde 32’sini ise aftermarket pazarına sunuyor. Yenilikçi ve katma değerli ürünlerini 75’ten fazla ülkeye ihraç eden Maysan Mando, rekabet avantajına sahip olduğu coğrafyalardaki varlığını güçlendirirken yeni pazarlara yönelik iş geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor. Yeni Ürün Geliştirmede Ar-Ge ve İleri Valf Teknolojileri Öne Çıkıyor Maysan Mando’nun ürün gamındaki büyümenin arkasında şirketin Ar-Ge, mühendislik ve ürün doğrulama kabiliyetleri bulunuyor. Yeni ürünlerin tasarımından sanal doğrulamaya, statik ve dinamik dayanım testlerinden ömür testlerine kadar ürün geliştirme sürecinin önemli aşamalarını kendi bünyesinde gerçekleştiren şirket, bu yetkinliği sayesinde değişen pazar ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebiliyor. Maysan Mando, gelecek nesil amortisör teknolojileri kapsamında araç performansını geliştirmeye yönelik yenilikçi valf teknolojileri üzerinde de çalışmalar yürütüyor. Araç seviyesinde test aşamasına taşınan bu teknolojilerin yanı sıra, otomotiv sektöründeki yeni eğilimlere paralel olarak ürün ağırlığını artırmadan sürüş konforunu ve yolcu güvenliğini geliştirecek amortisör sistemlerine yönelik Ar-Ge faaliyetleri devam ediyor. Şirket ayrıca tuning kamyonlarıyla araç test pistlerinde yerinde prototip geliştirme kabiliyetine sahip bulunuyor. Farklı valf kombinasyonlarının ve amortisör prototiplerinin gerçek araç koşullarında denenmesine imkân sağlayan bu yapı, ürün geliştirme süreçlerinin doğrudan saha verileriyle desteklenmesine katkı sağlıyor. İleri mühendislik ve Ar-Ge çalışmalarını dijital dönüşüm stratejisiyle destekliyor Maysan Mando, ileri mühendislik ve Ar-Ge çalışmalarını dijital dönüşüm stratejisiyle destekleyerek üretim süreçlerinde verimlilik, kalite ve rekabet gücünü artırmaya odaklanıyor. Endüstri 4.0 uygulamaları, veri odaklı üretim sistemleri ve akıllı üretim teknolojileri, şirketin dijital olgunluk seviyesini “akıllı şirket” düzeyine taşıma hedefinin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda üretimden ürün geliştirmeye kadar uzanan süreçlerde dijital teknolojilerin sunduğu imkânların daha etkin kullanılması amaçlanıyor. Otomotiv endüstrisinde giderek önem kazanan yapay zekâ ve ileri veri analitiği teknolojileri de Maysan Mando’nun dijital dönüşüm vizyonunda önemli bir potansiyel taşıyor. Özellikle üretim verilerinin analiz edilmesi, kalite kontrol süreçlerinin geliştirilmesi, olası üretim hatalarının önceden tespit edilmesi ve bakım ihtiyaçlarının öngörülmesi gibi alanlarda yapay zekâ destekli çözümler, daha esnek ve verimli bir üretim altyapısının oluşturulmasına katkı sağlayabilecek teknolojiler arasında değerlendiriliyor. Mühendislik yetkinliklerinin yeni nesil teknolojilerle desteklenmesi, ürün geliştirme süreçlerinin hızlandırılması ve değişen küresel pazar ihtiyaçlarına daha çevik yanıt verilmesi, şirketin uzun vadeli büyüme vizyonunun temel unsurları arasında bulunuyor. Yeni Ürün Referanslarıyla Aftermarket Pazarındaki Kapsama Alanı Genişliyor Maysan Mando, son dönemde hem binek ve hafif ticari hem de ağır ticari araçlar için yeni ürün geliştirme çalışmalarına hız verdi. Şirket, binek ve hafif ticari grubunda 90 farklı ürünü, ağır ticari grubunda ise 65 farklı yeni ürün referansını ürün gamına dahil etmiş durumda. Ağustos 2026 kataloğunda duyurulan 35 yeni ağır ticari ürün referansı da bu genişleme stratejisinin güncel adımlarından birini oluşturuyor. Ürün çeşitliliğindeki artış, Maysan Mando’nun farklı araç parklarına ve pazar ihtiyaçlarına daha geniş bir portföyle yanıt vermesini sağlarken, şirketin yenileme pazarındaki büyüme hedeflerini de destekliyor. Binek, hafif ticari ve ağır ticari araçlara yönelik geliştirilen amortisör teknolojilerinde dayanıklılık, güvenilir performans, sürüş güvenliği ve konfor temel geliştirme kriterleri arasında yer alıyor. ### Maysan Mando Hakkında 1969 yılında Maysan adı ile kurulmuş olan Maysan Mando, Türkiye’nin ilk ve en büyük amortisör üreticisi konumundadır. Maysan Mando, faaliyetlerini %60 HL Mando ve %40 Çukurova Holding ortaklığıyla sürdürmektedir. Maysan Mando’nun ürün gamında; binek ve hafif ticari araçlar, otobüsler ve kamyonların yanı sıra tarım ve askeri uygulamalar için geniş bir amortisör yelpazesi yer almaktadır. Hem doğrudan OEM hatlarına hem de yurt içi ve yurt dışı olmak üzere bayi ağı için aftermarkete yönelik üretim yapan Maysan Mando, dünyanın en büyük ana sanayii üreticilerinin hemen hepsiyle çalışmaktadır. Global markaların stratejik ortağı olarak; üretiminin %68’ini OEM devlerine, %32'sini ise yenileme pazarına sunan Maysan Mando, bugün itibariyle yenilikçi ve katma değerli ürünlerini 50’ye yakın ülkeye ihraç etmektedir. Maysan Mando, yenilikçi çalışmalarıyla sektörün gelişimine öncülük ederken, global ayak izini güçlendirmeye ve otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlamaya devam etmektedir. Şirket bünyesinde, karbon ayak izini azaltmak ve 2045 Karbon Nötr hedefine ulaşmak amacıyla, amortisör bileşenlerinde kullanılan malzemelerde çevre dostu, dönüştürülebilir ve bio bazlı alternatif malzeme teknolojilerine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri de aralıksız sürdürülmektedir. ### Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savunma Elektroniğinin Görünmeyen Riski Nedir? Haber

Savunma Elektroniğinin Görünmeyen Riski Nedir?

Savunma teknolojilerinde yapay zekâ, otonom sistemler ve yeni nesil elektronikler konuşulurken, geliştirilen sistemlerin sahaya çıkmadan önce geçtiği test ve doğrulama süreçleri çoğu zaman görünür olmuyor. Oysa bir görev bilgisayarı, kontrol sistemi veya kritik elektronik birim; laboratuvar ortamından çıktığı anda çok farklı fiziksel koşullarla karşı karşıya kalabiliyor. Ani sıcaklık değişimleri, sürekli titreşim, darbe, kum, toz, nem veya yüksek irtifa gibi etkiler, sistemin elektronik ve mekanik yapısını doğrudan etkileyebiliyor. STG Mühendislik Program Direktörü Nazlı Ebru Muslu, bu nedenle savunma sanayiinde "çalışan ürün" ile "sahaya hazır ürün" arasında önemli bir fark bulunduğunu söylüyor. "Bir sistemin ilk kez çalışması mühendislik sürecinin sonu değil. Tam tersine asıl sorular bundan sonra başlıyor. Hangi sıcaklıkta çalışacak? Ne kadar titreşime maruz kalacak? Ani bir darbede görevini sürdürebilecek mi? Aynı performansı uzun süre koruyabilecek mi? Kritik sistemlerde bu soruların cevabının varsayıma değil, ölçülebilir sonuçlara dayanması gerekiyor." Sahadaki hata tasarım masasında başlıyor Test süreçlerinin yalnızca tamamlanmış ürünlere uygulanan son bir kontrol olarak görülmesinin önemli bir hata olduğunu belirten Muslu, test sonuçlarının doğrudan tasarım sürecini yönlendirmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bir elektronik kartın titreşim altında bağlantı problemi yaşaması, yüksek sıcaklıkta soğutma performansının düşmesi veya bir muhafazanın toz ve suya karşı beklenen korumayı sağlayamaması; yalnızca üretim problemi olarak değerlendirilmiyor. Bu sonuçlar, sistemin yeniden tasarlanmasını gerektirebiliyor. Muslu, "Testin asıl değeri ürünü geçer ya da kalır diye sınıflandırmak değildir. Eğer doğru uygulanıyorsa test size tasarımınızın zayıf noktasını gösterir. Sorunu sahada gördüğünüzde artık maliyet çok daha büyüktür. Mühendisliğin amacı o problemi kullanıcıyla karşılaşmadan önce ortaya çıkarmaktır" değerlendirmesinde bulundu. Bu nedenle savunma ve havacılık sektöründe çevresel testler, ürün geliştirme sürecinin ayrı bir aşaması olmaktan çıkarak tasarımın sürekli geri bildirim aldığı bir doğrulama mekanizmasına dönüşüyor. Aynı cihaz, farklı koşullarda farklı davranıyor Sahadaki çevresel koşulların her biri sistem üzerinde farklı bir etki yaratıyor. Titreşim ve mekanik şok özellikle elektronik kartlar, bağlantılar ve mekanik bileşenler üzerinde risk oluştururken; sıcaklık değişimleri elektronik bileşenlerin performansını ve kullanım ömrünü etkileyebiliyor. Toz ve nem sızdırmazlık açısından, elektromanyetik etkiler ise sistemlerin birbirini etkilemeden çalışabilmesi açısından kritik önem taşıyor. Bu nedenle kritik görev sistemlerinde tek bir dayanıklılık testinden söz etmek mümkün değil. Ürünün kullanılacağı platform, görev profili ve çevresel şartlara göre farklı senaryoların oluşturulması gerekiyor. Muslu'ya göre burada belirleyici olan bir başka unsur da test sonuçlarının izlenebilir ve tekrar edilebilir olması. "Bir sistemin dayanıklı olduğunu söylemek kolay. Mühendislik açısından önemli olan bunu hangi şartlarda, hangi ölçümle ve hangi sonuçla gösterdiğinizdir. Aynı test tekrarlandığında karşılaştırılabilir bir sonuç üretemiyorsanız güvenilirlikten söz etmek zorlaşır." Savunma teknolojilerinde yeni rekabet: Güvenilirlik Savunma teknolojileri geliştikçe elektronik sistemlerin platformlardaki ağırlığı da artıyor. Görev bilgisayarları, ekranlar, haberleşme altyapıları ve veri ağlarının daha karmaşık hale gelmesi, tek bir bileşendeki sorunun sistemin tamamına etkisini de büyütüyor. Bu durum, teknoloji geliştiren şirketler açısından test ve doğrulama kabiliyetini yalnızca kalite kontrol meselesi olmaktan çıkararak doğrudan mühendislik yetkinliğinin bir parçası haline getiriyor. Muslu, önümüzdeki dönemde teknolojik rekabetin yalnızca daha gelişmiş fonksiyonlar geliştirmek üzerinden ilerlemeyeceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Bir sisteme çok fazla kabiliyet kazandırabilirsiniz. Fakat ihtiyaç duyulduğu anda bunları kullanamıyorsanız o teknolojinin değeri ciddi biçimde azalır. Savunma teknolojilerinde başarıyı belirleyen temel konulardan biri, sistemin vaat ettiği performansı gerçek görev koşullarında da sürdürebilmesidir." Giderek daha fazla elektronik ve yazılım barındıran yeni nesil savunma sistemlerinde bu nedenle soru artık yalnızca "Ne yapabiliyor?" değil. Asıl soru giderek daha fazla şu oluyor: "Bunu en zor koşullarda da yapabiliyor mu?" Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şımart Teknoloji’nin Yeni Üretim Üssü Ankara’da Kapılarını Açtı Haber

Şımart Teknoloji’nin Yeni Üretim Üssü Ankara’da Kapılarını Açtı

Türkiye’de akıllı yaşam teknolojileri, tüketici elektroniği, Nesnelerin İnterneti (IoT), donanım ve yazılım geliştirme alanlarında faaliyet gösteren Şımart Teknoloji, Ankara’daki yeni üretim üssünün açılışıyla B2B, B2C, B2G ve B2Construction iş kollarını aynı teknoloji ve üretim altyapısı altında büyüttüğü yeni dönemi başlattı. Şımart’ın bugünkü üretim ve teknoloji yapılanmasına uzanan büyüme yolculuğu 2020’de kurulan yazılım altyapısıyla başladı. Şirket, 2021’de ilk robot süpürgesi katya’yı üretti; artan üretim ihtiyacı doğrultusunda 2023’te daha büyük bir tesise geçti. Yeni üretim üssünün devreye alınmasıyla Şımart, altı yıllık yolculuğunda üçüncü fabrika yapılanmasına geçerek üretim, mühendislik, yazılım, ürün geliştirme, kalite kontrol, B2B/OEM projeleri, kamu teknolojileri, akıllı yapı çözümleri ve kullanıcı ekosistemi hedeflerini aynı çatı altında buluşturan yeni ölçeğini hayata geçirdi. Yeni tesis 10 bin 200 metrekare kapalı ve 5 bin 400 metrekare açık olmak üzere toplam 15 bin 600 metrekare alana sahip. Tesisin Ankara’da konumlandırılmasında Başkent’in sanayi ekosistemi, mühendislik ve teknoloji insan kaynağı, lojistik erişimi, gümrük sahasına yakınlığı ve İstanbul yönündeki lojistik bağlantılar etkili oldu. Şımart Teknoloji yöneticileri, iş ortakları, sektör temsilcileri, basın mensupları, içerik üreticileri ve davetlilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, T.C. Sağlık Bakanlığı eski Bakan Yardımcısı Huzeyfe Yılmaz ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan da birer konuşma yaptı. Altı yılda yazılımdan 80 ürünlük teknoloji ekosistemine 2020’de Ankara merkezli olarak kurulan Şımart Teknoloji aynı yıl yazılım altyapısını oluşturdu; 2021’de ilk robot süpürgesi katya’yı üretti. katya, 2022’de sektörün prestijli tasarım ödüllerinden biri olan A’ Design Award’da Gümüş Ödül kazandı. Şirket 2023’te büyüyen üretim ihtiyacı doğrultusunda daha büyük bir tesise geçti, 2024’te Ankara’da gerçek yaşam alanı konseptli showroomunu devreye aldı. Yeni fabrikanın açılışıyla üretim altyapısını üçüncü fabrika yapılanmasına taşıyan Şımart, 80 ürüne ulaşan teknoloji ekosistemini yeni bir ölçeğe çıkardı. Yeni üretim üssünün devreye alınması, Şımart’ın büyüme yolculuğunda üretim, yazılım, kullanıcı deneyimi ve farklı iş kollarının aynı altyapıda ölçeklendiği yeni aşamanın başlangıcı oldu. 5 milyon+ kapasite için yeni üretim altyapısı devrede Yeni tesisle birlikte Şımart Teknoloji’nin mevcut yıllık 1 milyon 635 bin adetlik üretim kapasitesinin 5 milyon adedin üzerine çıkarılması hedefleniyor. Bu hedef, mevcut seviyeye göre üç katın üzerinde bir üretim potansiyeline işaret ederken şirket kapasite artışını yalnızca üretim adedi üzerinden değil; otomasyon, kalite standardizasyonu, üretim verisinin yönetimi, yeni ürünlerin daha hızlı devreye alınması ve B2B/OEM, B2G ile B2Construction projelerinin ölçeklenmesi açısından da stratejik bir dönüşüm olarak değerlendiriyor. Tesiste tam otomatik ve yarı otomatik üretim hatları, robotik kollar ve yüksek otomasyon teknolojileri kullanılıyor. Üretim ve kalite süreçlerinde yapay zekâ destekli takip ve kontrol sistemlerinden yararlanılırken, operasyonların izlenmesi Şımart Teknoloji tarafından geliştirilen ERP Yönetim ve Üretim Takip Sistemi üzerinden gerçekleştiriliyor. Şımart, bu altyapıyla üretim süreçlerini daha ölçülebilir, izlenebilir ve ölçeklenebilir hale getirirken yüksek otomasyonu nitelikli insan kaynağıyla birlikte büyütmeyi hedefliyor. Mustafa Emrah Babur: “Üretim kapasitesini teknoloji ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte büyütüyoruz” Şımart Teknoloji CEO’su Mustafa Emrah Babur, yeni fabrikanın şirket açısından yalnızca fiziksel bir kapasite artışı anlamına gelmediğini belirterek şunları söyledi: “Yeni tesisle yıllık üretim kapasitemizi 1 milyon 635 bin adetten 5 milyon adedin üzerine taşımayı hedefliyoruz. Aynı dönemde 80 ürüne ulaşan ekosistemimizi genişletirken bugün 400 bin aktif kullanıcıya ulaşan yapımızı 2027 yıl sonuna kadar 1 milyon aktif kullanıcı ve 1 milyon hane ölçeğine taşımak istiyoruz. Bizim için bu büyüme, üretim, yazılım, ürün ve kullanıcı deneyiminin birlikte ölçeklenmesi anlamına geliyor.” “Bu büyümeyi yalnızca daha fazla üretim hattı ya da daha fazla çalışan üzerinden kurgulamıyoruz. Tam ve yarı otomatik üretim hatları, robotik sistemler ve yapay zekâ destekli üretim ve kalite kontrol altyapısı ile nitelikli insan kaynağını birlikte büyütüyoruz. Otomasyonu insanın alternatifi olarak değil, çalışanlarımızın teknik yetkinliğini ve ürettiği katma değeri artıran bir araç olarak görüyoruz.” “Şımart’ı yalnızca akıllı cihaz satan bir marka olarak görmüyoruz. B2C’de 80 ürünlük akıllı yaşam ekosistemi geliştirirken, B2B’de kurumsal IoT ve OEM çözümleri, B2G’de kamu kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik özel teknolojiler, B2Construction’da ise birbirleriyle haberleşen ve proaktif aksiyon alabilen akıllı yaşam alanları tasarlıyoruz.” Robotik üretim ve yapay zekâ destekli kalite kontrol aynı tesiste buluştu Yeni fabrikada üretimin farklı aşamalarında robotik sistemler ve otomasyon çözümleri kullanılıyor. Şımart Teknoloji, kalite kontrol yaklaşımını yalnızca nihai ürün kontrolüyle sınırlı tutmak yerine üretimin farklı aşamalarına yaymayı hedefliyor. Yapay zekâ destekli üretim takip ve kalite kontrol sistemleri sayesinde üretim verilerinin analiz edilmesi, süreçlerin daha yakından izlenmesi ve kalite standartlarının sürdürülebilir hale getirilmesi amaçlanıyor. Şirket tarafından özel olarak geliştirilen ERP altyapısı ise üretim planlama, operasyon takibi ve kalite süreçlerinin tek merkezden yönetilmesinde önemli rol üstleniyor. 80 ürünlük ekosistem yeni üretim üssüyle ölçek büyüttü Şımart Teknoloji, yeni üretim yapılanmasını yalnızca mevcut ürün portföyünü büyütecek bir kapasite yatırımı olarak değil, B2C ürünlerinden B2B/OEM projelerine, kamu teknolojilerinden akıllı yapı sistemlerine kadar farklı çözüm alanlarını ölçeklendirecek bir teknoloji altyapısı olarak konumlandırıyor. Şirketin akıllı yaşam ekosistemi bugün 80 ürüne ulaştı. Şımart’ın 80 ürüne ulaşan akıllı yaşam ekosistemi; katya serisindeki robot süpürgelerden cam temizleme, çim biçme ve havuz temizleme robotlarına; kamera ve sensörlerden iklimlendirme, aydınlatma, güvenlik, evcil canlılar, sağlıklı yaşam ve enerji yönetimi çözümlerine kadar uzanıyor. Şımart’ın uzun vadeli ürün stratejisinin merkezinde bu cihazları birbirinden bağımsız çözümler olmaktan çıkararak ortak bir bulut ve dijital altyapı üzerinden yönetilebilen bütünleşik bir akıllı yaşam ekosisteminin parçaları haline getirmek bulunuyor. Farklı Şımart cihazlarının tek merkezden uzaktan yönetilebilmesini sağlayan Şımart Mobil Uygulaması Türk mühendisler tarafından geliştiriliyor. Şirketin Ankara merkezli ekipleri; donanım, gömülü yazılım, robotik, sensör teknolojileri ve kullanıcı arayüzlerini bütünleşik ve kullanıcı dostu bir teknoloji mimarisi içinde geliştiriyor. Donanım, yazılım ve üretim aynı çatı altında buluştu Şımart Teknoloji’nin Ankara merkezli teknoloji ekipleri; donanım tasarımı, gömülü yazılım geliştirme, robotik haritalama ve yön bulma algoritmaları, sensör teknolojileri, mobil uygulama ve kullanıcı arayüzleri üzerinde çalışmalar yürütüyor. Şirketin farklı cihazlarının tek merkezden uzaktan yönetilebilmesini sağlayan Şımart Mobil Uygulaması da Türk mühendisler tarafından geliştiriliyor. Şirket, yeni fabrikanın devreye alınmasıyla üretim süreçleriyle yazılım ve donanım geliştirme ekipleri arasındaki etkileşimi artırmayı; ürün geliştirme, test ve seri üretime geçiş süreçlerini daha bütünleşik hale getirmeyi ve B2C, B2B/OEM, B2G ve B2Construction çözümlerini ortak mühendislik ve üretim altyapısıyla ölçeklemeyi hedefliyor. 400 bin aktif kullanıcı, yeni hedef 1 milyon Şımart’ın güncel aktif kullanıcı sayısı 400 bine ulaştı. Şirket, 2027 yıl sonuna kadar 1 milyon aktif kullanıcıya ve 1 milyon haneye erişmeyi hedefliyor. Büyüme stratejisinde yalnızca satış hacmi değil; ekosisteme katılan kullanıcı sayısı, bağlantılı ürün çeşitliliği ve kullanıcıların farklı Şımart ürünleriyle kurduğu ilişki de temel göstergeler arasında yer alıyor. Şımart, büyümesini yalnızca satış hacmi üzerinden değil; kullanıcı sayısı, bağlantılı ürün çeşitliliği ve kullanıcıların ekosistem içinde farklı ürünlerle kurduğu ilişki üzerinden değerlendiriyor. Marka, bu vizyonu ‘Türkiye’de akıllı olmayan ev kalmayacak’ yaklaşımıyla tanımlarken 2027 yıl sonuna kadar 1 milyon haneye erişmeyi amaçlıyor. “Fabrikadan Halka” modeli dijital kanallarla ölçekleniyor Şımart’ın perakende stratejisinin temel yaklaşımını “Fabrikadan Halka” modeli oluşturuyor. Ürünlerin tüketiciyle daha doğrudan buluşturulması ve satış stratejisinin dijital kanallar üzerine kurulması, aracıların azaltılması ve teknolojinin daha ulaşılabilir fiyatlarla sunulması hedefini destekliyor. Şirket, Trendyol, Hepsiburada, MediaMarkt ve n11 gibi dijital satış ve teknoloji perakende kanalları üzerinden Türkiye genelinde tüketicilere ulaşıyor. Satış sonrasında ise ‘48 Saatte Çözüm Garantisi’ kapsamında teknik servis ihtiyacı olan ürünleri çift yönlü ücretsiz kargoyla fabrikaya ulaştırarak doğrudan kullanıcı ilişkisini sürdürmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yıldız Holding ve TSE Global’den   Gıda Güvenliği Alanında Stratejik İş Birliği Haber

Yıldız Holding ve TSE Global’den Gıda Güvenliği Alanında Stratejik İş Birliği

Yıldız Holding ile Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) iştiraki TSE Global arasında gıda güvenliği ve helal üretim prensipleri alanında stratejik iş birliği protokolü imzalandı. Yıldız Holding’de gerçekleştirilen imza törenine TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, TSE Global Genel Müdürü ve UDK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Alper Türedi, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda Güvenliği Kurulu Başkanı İbrahim Taşkın ile Yıldız Holding ve TSE Global yöneticileri katıldı. İş birliği kapsamında Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu’nun gıda güvenliği alanındaki birikimi ile TSE Global’in uygunluk değerlendirme uzmanlığı bir araya getirilecek. TSE Global’in muayene, gözetim ve tedarikçi denetimleri ile belgelendirme hizmetleri başta olmak üzere uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliklerinden Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu liderliğinde Türkiye’deki ve yurt dışındaki faaliyetlerinde yararlanılacak; çalışmalar ihtiyaçlar doğrultusunda tedarikçi ekosistemini de kapsayabilecek. Yıldız Holding, gıda güvenliğini kalite kontrol, mevzuata uyum, gıda savunması, tedarik zinciri bütünlüğü ve tüketici hassasiyetlerini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımla yönetiyor; Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulu koordinasyonunda 11 ülkedeki 33 gıda ve gıda ile ilişkili üretim tesisinde süreçler ortak prensipler doğrultusunda yürütülüyor. Söz konusu iş birliğinin çerçevesinde, ilgili ulusal ve uluslararası standartlar ve mevzuat doğrultusunda denetim, belgelendirme, uygunluk değerlendirmenin önemli alt kırılımlarından biri olan ‘’teorik ve uygulamalı eğitimler’’ gibi ihtiyaç duyulması olası diğer teknik hizmetlerden yararlanılması hedefleniyor. TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan: “Güçlü bir sanayi ekosistemi, güçlü bir kalite altyapısıyla mümkündür.” TSE Global Yönetim Kurulu Başkanı ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, imza töreninde yaptığı konuşmasında şu açıklamalarda bulundu: “Günümüzde kalite, güvenilirlik ve uluslararası standartlara uyum, sanayimizin küresel rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Özellikle doğrudan insan sağlığını ilgilendiren gıda sektöründe, üretimden tüketime uzanan tüm süreçlerin güvenilir ve sürdürülebilir bir yaklaşımla yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Türk Standardları Enstitümüzün yüzde yüz iştiraki olan TSE Global ile Yıldız Holding arasında hayata geçirilen bu iş birliğini, ülkemizin ve bu konuda uzmanlıklarını sahip oldukları yetkinliklerle kanıtlamış kamu kuruluşlarımızın uygunluk değerlendirme alanındaki teknik birikimini özel sektörümüzün uluslararası deneyimiyle buluşturabiliyor olmamız açısından kıymetli buluyoruz. Söz konusu iş birliğinin gıda güvenliği alanındaki çalışmaların güçlendirilmesine, ülkemizin uygunluk değerlendirme kapasitesinin uluslararası ölçekte daha etkin değerlendirilmesine ve Türk sanayisinin küresel değer zincirlerindeki konumuna katkı sağlamasını temenni ediyoruz.” Dr. Hüseyin Alper Türedi:“Gıda güvenliğinde tedarikçi zincirinden hammadde ve üretim prosesleri boyunca devam eden ve üretim sonrası izlenebilirlik ile tüketiciye güvenli ürün sunulmasına uzanan bütüncül bir iş birliği hedefliyor, uygunluk değerlendirmenin üretim ve hizmetin ayrılmaz bir parçası olduğu stratejisi ile ilerliyoruz ” TSE Global Genel Müdürü ve UDK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Alper Türedi yeni iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Gıda güvenliği ve helal üretim prensipleri, yalnızca nihai ürünün kontrol edilmesiyle sınırlı olmayan; hammaddeden üretime, tedarikçi değerlendirmelerinden uluslararası standartlara uyuma kadar tüm süreçlerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiren hayati bir kontrol mekanizmasıdır. Yıldız Holding ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Holdingin gıda güvenliği alanındaki deneyimini TSE Global'in denetim, belgelendirme ve diğer uygunluk değerlendirme uzmanlıklarıyla bir araya getirmektedir. Protokol kapsamında, Yıldız Holding’in farklı coğrafyalarda yerleşik üretim tesisleri başta olmak üzere tedarikçileri ve şubelerinde gerçekleştirilecek uygunluk değerlendirme faaliyetlerine yönelik denetimlerde, gıda güvenliği ve helal prensipleri doğrultusunda, ulusal ve uluslararası standartlar ile ilgili mevzuat esas alınarak çalışmalar yürütülmesi hedeflenmektedir. Uzun vadeli bir çerçeveye sahip bu iş birliğiyle, Yıldız Holding’in kalite, gıda güvenliği ve güvenilirlik süreçlerinin desteklenmesini; farklı coğrafyalardaki faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu teknik çözümlere uygunluk değerlendirme alanlarında katkı sunulmasını ve tedarik zinciri genelinde ortak kalite anlayışının güçlendirilmesini hedefliyoruz.” Mehmet Tütüncü: “Gıda güvenliğini uzun vadeli bir sorumluluk olarak görüyoruz” Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, gıda güvenliğinin Holding’in temel iş önceliklerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda güvenliği, kuruluşumuzdan bu yana iş yapış biçimimizin temel unsurları arasında yer alıyor. Yıldız Holding olarak faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda gıda güvenliğini temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz. Ham maddeden üretime, tedarik zincirinden tüketiciye uzanan bütün süreçlerde bilimsel yaklaşımı, tüketici hassasiyetlerini, güçlü standartları ve sürekli gelişimi esas alıyor; gıda güvenliğini kalite kontrol, mevzuata uyum, gıda savunması ve tedarik zinciri bütünlüğünü kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Bu yaklaşımı Gıda Güvenliği Kurulumuzun koordinasyonunda faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda ortak prensiplerle uyguluyoruz. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 sürecinde Gıda Güvenliği ve Tarım alanındaki çalışmalara eş başkanlık ederken de gıda güvenliğinde kalıcı ilerlemenin uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümler geliştirmekten geçtiğine inanıyoruz. TSE Global ile imzaladığımız iş birliği protokolünü de bu yaklaşımın somut adımlarından biri olarak görüyoruz. TSE Global’in uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliğinin çalışmalarımıza katkı sağlayacağına inanıyor; bu iş birliğine emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve TSE Global ekibine teşekkür ediyorum.” İbrahim Taşkın: “Gıda güvenliği alanındaki birikimimizi TSE Global’in yetkinliğiyle buluşturuyoruz” Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda Güvenliği Kurulu Başkanı İbrahim Taşkın, iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Gıda güvenliğinin sürekliliğini sağlamanın önemli unsurlarından biri, güçlü standartların sahada sistematik biçimde uygulanması, izlenmesi ve bağımsız olarak doğrulanmasıdır. Yıldız Holding Gıda Güvenliği Kurulumuzun koordinasyonunda 11 ülkedeki 33 tesisimizde süreçlerimizi ortak prensipler doğrultusunda yürütüyoruz. Bu yaklaşımı kendi üretim tesislerimizle sınırlı tutmuyor; tedarik zinciri boyunca güven ve izlenebilirliği gözetiyoruz. Gıda güvenliği ve gıda savunmasının yanı sıra helal, koşer ve farklı tüketici hassasiyetlerine ilişkin standartlarımızın farklı coğrafyalardaki uygulamalarını takip ediyor ve denetliyoruz. TSE Global ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğini, yıllar içinde oluşturduğumuz bilgi birikimi ve standartlarımızı TSE Global’in uygunluk değerlendirme alanındaki yetkinliğiyle buluşturan önemli bir adım olarak görüyorum. İş birliğimizin hayırlı olmasını diliyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bağlantı ve Sabitleme Çözümleri Aynı Çatı Altında Buluştu Haber

Bağlantı ve Sabitleme Çözümleri Aynı Çatı Altında Buluştu

Reed Tüyap Fuarcılık A.Ş. organizasyonunda, T.C. Ticaret Bakanlığının katkıları ve Bağlantı Elemanları Sanayici İş İnsanları Derneği (BESİAD) desteğiyle düzenlenen Fastener Eurasia Expo; Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Ahmet Güleç, TİM Başkan Vekili Çetin Tecdelioğlu, BESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Topuk, Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneği (MAKSDER) Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Kocabaş, MDF ve Yonga Levha Sanayicileri Derneği (YOMSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Yıldız, Reed Tüyap Fuarcılık A.Ş. Genel Müdürü Berkan Öner ve sektör temsilcilerinin katılımıyla açıldı. Bağlantı elemanlarından üretim makinelerine, ısıl işlem ve yüzey işlem teknolojilerinden ölçüm ve kalite kontrol sistemlerine kadar sektörün farklı aşamalarını bir araya getiren Fastener Expo Eurasia’da, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve ihracat potansiyelinin yanı sıra yüksek katma değerli bağlantı ve sabitleme çözümleri öne çıkıyor. Fuarın açılışıyla birlikte otomotiv, makine, inşaat, enerji, beyaz eşya, mobilya, savunma, havacılık ve diğer sanayi kollarının ihtiyaçlarına yönelik ürün ve teknolojiler profesyonel ziyaretçilerin karşısına çıktı. Standart üretim ürünlerin yanı sıra özel üretim ve yüksek mukavemetli bağlantı elemanlarının sergilendiği fuarda, üretim süreçlerinde verimlilik, kalite, ölçüm, yüzey işlemleri ve proses kontrolüne yönelik teknolojiler de yer alıyor. Açılışta konuşan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Ahmet Güleç, Türkiye’nin güçlü yan sanayi yapısının üretimdeki rekabetçiliğe önemli katkı sağladığını belirterek, “Türkiye kendi yan sanayisi ve yan sanayisindeki tasarım ve patentleriyle sektörünü geliştiriyor. Özellikle hırdavat ve aksesuarlar dünyanın her tarafında rekabetçiliğimizi artırıyor. Bu başarıya katkı sağlayan tüm meslektaşlarımızla aynı gemideyiz, beraberiz. Fuarın sektörümüze ve firmalarımıza güzel sonuçlar getirmesini diliyorum” dedi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Çetin Tecdelioğlu ise İntermob’un 28 yıldır kesintisiz sürdürülmesinin önemli bir başarı olduğunu belirterek, mobilya aksesuarları, hırdavat ve bağlantı elemanları gibi birbirini tamamlayan sektörlerin birlikte büyük bir ekonomik değer yarattığını ifade etti. Tecdelioğlu, “Bu rakamları daha yukarı taşımamız gerekiyor. Bunun için daha çok üretmeli, daha çok ihracat yapmalı, sürdürülebilir ve dijital bir şekilde dünya pazarından daha fazla pay almalıyız. 5 binden fazla yurt dışı misafirimizi en iyi şekilde ağırlayarak güçlü ilişkiler kurmalı ve bu görüşmeleri siparişe dönüştürmeliyiz” dedi. Fastener Expo Eurasia ve İntermob’dan Güçlü Endüstriyel Sinerji Fastener Expo Eurasia’nın İntermob 2026 Avrasya Endüstriyel Bağlantı ve Sabitleme Elemanları Fuarı ile eş zamanlı gerçekleştirilmesi de birbirini tamamlayan sektörler arasında güçlü bir ticari etkileşim de oluşturuyor. “Nitelikli Alıcıları Sektörümüzle Buluşturuyoruz” Bağlantı Elemanları Sanayici İş İnsanları Derneği (BESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Topuk, iki yılda bir gerçekleştirilen Fastener Expo Eurasia’nın sektörün Türkiye’deki en önemli organizasyonlarından biri olduğunu belirterek, “Bu yıl yaklaşık 5 bin ziyaretçi bekliyoruz ve bunların 1.000’den fazlasının yurt dışından gelmesini öngörüyoruz. Fuar organizasyonumuz ve BESİAD iş birliğiyle yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda nitelikli satın alma yapacak değerli alıcılara ulaştık. Bir önceki fuarımız katılımcılarımızın olumlu sonuçlar aldığı, oldukça verimli bir organizasyon olmuştu. Bu yıl da aynı şekilde verimli bir fuar geçireceğimizi öngörüyoruz” dedi. Fastener Expo Eurasia, üretim ekosisteminin farklı bileşenlerini aynı platformda buluşturuyor. Fuarda sektörün önde gelen yerli üreticileri dışında Almanya’dan Arnold Umformtechnik, Helmut Fischer ve ibg Prüfcomputer, Japonya’dan Mitutoyo, ABD’den Bowman Analytics, İngiltere’den Arun Technology ve Tayland’dan Alfirs Hardware’in aralarında bulunduğu uluslararası katılımcılar ve temsil edilen markalar da fuarda yer alıyor. Türkiye’nin Bağlantı Elemanları Üretimi İstanbul’da Sergileniyor Yaklaşık 3 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne sahip Türkiye bağlantı elemanları sektörü; yıllık 1 milyon tonun üzerindeki üretim hacmi, 250 binden fazla ürün çeşidi ve yaklaşık 800 milyon dolarlık ihracatıyla Avrupa’nın ikinci büyük üretim merkezi konumunda bulunuyor. Üretim kapasitesinin yanı sıra özel üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve farklı sanayi kollarına yönelik ürün çeşitliliği, sektörün uluslararası tedarik zincirindeki konumunu güçlendiriyor. Bağlantı Elemanlarından Üretim Teknolojilerine Geniş Kapsam Fastener Expo Eurasia’da standart ve özel üretim cıvata, vida, somun, rondela, ankraj, perçin ve diğer endüstriyel bağlantı elemanlarının yanı sıra farklı kullanım alanlarına yönelik yüksek performanslı çözümler de sergileniyor. Otomotiv, makine, enerji, inşaat, beyaz eşya, mobilya, savunma ve havacılık gibi sektörlerin tedarik ihtiyaçlarına yönelik ürünler fuarın önemli başlıkları arasında bulunuyor. Bağlantı elemanlarının üretiminde kullanılan filmaşin, metal ve çelik tellerin yanı sıra diş haddeleme, U-cıvata bükme, tel şekillendirme ve tam otomatik tel üretim makineleri de ziyaretçilerin incelemesine sunuluyor. Üretim teknolojilerinin yanında ısıl işlem, sementasyon, karbonitrasyon, sertleştirme, menevişleme ve yüzey işlem çözümleri de fuarın kapsamı içerisinde yer alıyor. Ölçüm, kaplama kalınlığı analizi, XRF, çatlak tespiti ve tahribatsız muayene sistemleri ile basınç, kuvvet, tork ve ivme ölçümüne yönelik sensör ve proses izleme teknolojileri ise kalite ve üretim süreçlerine yönelik çözümleri tamamlıyor. “Bağlantı Elemanları Tüm Endüstriler İçin Stratejik Öneme Sahip” RX Tüyap Genel Müdürü Berkan Öner, Fastener Expo Eurasia’nın kapsamına dikkat çekerek, bağlantı elemanlarının karayollarından demiryollarına, savunma sanayinden otomotiv, gemi, beyaz eşya, mobilya ve yapı sektörüne kadar birçok endüstri için stratejik öneme sahip olduğunu belirtti. Öner, BESİAD desteğiyle bu yıl üçüncü kez düzenlenen Fastener Expo Eurasia’nın bağlantı ve sabitleme elemanları sektörünü İstanbul’da bir araya getirdiğini ifade eden Öner, farklı endüstrilerin ihtiyaç duyduğu bağlantı elemanlarının fuarda sektör profesyonelleriyle buluştuğunu söyledi. Öner, fuarın ülke ekonomisine önemli katkıda bulunmasını temenni ederek yeni iş birliklerine vesile olmasını diledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Hazır Giyim Sektörü Akıllı Üretime Hazırlanıyor Haber

Türk Hazır Giyim Sektörü Akıllı Üretime Hazırlanıyor

EHKİB bünyesinde faaliyet gösteren Yapay Zeka, Dijital Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Komitesi’nin çalışmaları sonucunda hayata geçirilen proje kapsamında hazır giyim firmalarının dijital altyapıları, üretim süreçleri, veri kullanım kapasiteleri ve yapay zekâ uygulamalarına hazırlık seviyelerinin analiz edilmesi; firmaların dijital olgunluk düzeylerine göre özel danışmanlık programlarının oluşturulması hedefleniyor. Bağcı: “Dijital dönüşümü sektörümüz için bir verimlilik ve rekabetçilik programı olarak görüyoruz” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, küresel hazır giyim sektöründe rekabet koşullarının hızla değiştiğini, fiyat kadar hız, esneklik, verimlilik, izlenebilirlik ve veri kullanım kabiliyetinin de belirleyici hale geldiğini söyledi. Bağcı, “Hazır giyim sektörü emek yoğun yapısıyla birlikte teknolojinin çok hızlı dönüştürdüğü sektörlerin başında geliyor. Artan üretim maliyetleri ve küresel rekabet nedeniyle verimlilik artık sektörümüz açısından bir tercih değil, zorunluluk. Dijital dönüşümü yalnızca yeni yazılımlar kullanmak ya da üretime yeni teknolojiler eklemek olarak değerlendirmiyoruz. Asıl dönüşüm; üretimden elde edilen veriyi doğru okuyabilmek, kayıpları ölçebilmek, maliyetleri gerçek zamanlı takip edebilmek ve bu verileri karar alma süreçlerine aktarabilmek. Birliğimiz bünyesinde oluşturduğumuz Yapay Zeka, Dijital Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Komitemiz sektörümüzün dönüşüm ihtiyaçlarını yakından takip ediyor. UR-GE projemizi de bu anlayışla kurguluyoruz.” dedi. Her firmaya aynı reçete yerine firmaya özel dijital dönüşüm yol haritası Başkan Bağcı, “İhtiyaç analizinin ardından firma özelinde SIRI Dijital Olgunluk Değerlendirmesi yapılacak. Firmaların dijital dönüşüm yolculuğuna nereden başlamaları gerektiğini gösteren değerlendirme ve yol haritası aracı olan SIRI kapsamında, her firma için dijital olgunluk değerlendirme raporu oluşturulacak. Firmalarımızın dijitalleşme konusunda aynı noktada olmadığının farkındayız. Bir firmamız üretim kayıtlarını ağırlıklı olarak Excel üzerinden takip ederken başka bir firmamız entegre sistemlerle üretim verisini anlık izleyebiliyor. Dolayısıyla herkese aynı çözümü sunmak yerine firmalarımızı dijital olgunluk seviyelerine göre gruplandırmayı hedefliyoruz. İhtiyaç analizi sonrasında her firmamız için kendi üretim yapısına, altyapısına ve önceliklerine uygun bir SIRI Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Yol Haritası oluşturulmasını planlıyoruz.” dedi. Proje kapsamında firmaların “başlangıç”, “orta” ve “ileri” olmak üzere üç farklı dijital olgunluk seviyesinde değerlendirilmesi öngörülüyor. Bu sınıflandırma doğrultusunda firmalara farklılaştırılmış danışmanlık programları sunulması planlanıyor. Tasarımdan kalite kontrole yapay zekâ kullanım alanları belirlenecek Hazır giyim sektöründe yapay zekânın yalnızca tasarım ve pazarlamada değil, üretimin birçok aşamasında önemli fırsatlar sunduğuna işaret eden Çağlar Bağcı, projenin temel hedeflerinden birinin firmalar için doğru yapay zekâ kullanım alanlarını belirlemek olduğunu dile getirdi. Bağcı, “Yapay zekâyı moda sektöründe yalnızca görsel veya tasarım üreten bir teknoloji olarak görmemeliyiz. Üretim planlama, talep tahmini, kalite kontrol, stok optimizasyonu, maliyet ve kârlılık analizi, termin yönetimi, satış ve pazarlama gibi çok geniş bir alanda kullanma potansiyelimiz bulunuyor. Ancak yapay zekâdan verim alabilmenin ön koşulu doğru ve kullanılabilir veriye sahip olmak. Bu nedenle önce firmalarımızın veri altyapısını ve süreçlerini analiz edeceğiz, ardından yapay zekânın hangi operasyonlarda gerçek anlamda değer yaratabileceğini ortaya koyacağız.” diye konuştu. “UR-GE desteği firmalarımızın dönüşüm maliyetini önemli ölçüde azaltıyor” Firmaların dijital dönüşüm süreçlerinde yatırım ve danışmanlık maliyetlerini de göz önünde bulundurduğuna işaret eden Başkan Bağcı, UR-GE projelerinin sunduğu destek mekanizmasının özellikle KOBİ niteliğindeki ihracatçı firmalar açısından önemli bir fırsat olduğunu vurguladı. Bağcı, “Firmalarımız doğal olarak projeye katılmadan önce sağlayacağı faydanın yanında maliyetini de değerlendiriyor. UR-GE’nin en önemli avantajlarından biri burada ortaya çıkıyor. Proje kapsamında gerçekleştirilecek ihtiyaç analizi, danışmanlık, eğitim ve yurt dışı pazarlama gibi destek kapsamındaki faaliyetlerin giderleri Ticaret Bakanlığımız tarafından yüzde 75 oranında destekleniyor. Dolayısıyla firmalarımız, tek başlarına gerçekleştirmeleri halinde çok daha yüksek bütçeler ayırmaları gereken çalışmalara UR-GE çatısı altında önemli bir maliyet avantajıyla erişebiliyor.” dedi. “Teknoloji yatırımı yapmadan önce doğru yatırımın ne olduğunu belirlemek gerekiyor” Projenin doğrudan makine veya yazılım yatırımı sağlamaktan ziyade firmaların doğru teknoloji yatırımlarına hazırlanmasına odaklanacağını aktaran EHKİB Yapay Zekâ, Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Ertan Aslan, yanlış veya ihtiyaçlarla örtüşmeyen teknoloji yatırımlarının firmalara ek maliyet oluşturabileceğine dikkat çekti. Aslan, “Firmalarımıza ‘şu makineyi alın, bu yazılımı kullanın’ demek yerine öncelikle hangi sorunu çözmeleri gerektiğini ortaya koymak istiyoruz. Mevcut sistemler daha verimli kullanılabilir mi, hangi süreçler dijitalleştirilmeli, hangi veriler toplanmalı, sistemler arasında nasıl entegrasyon kurulmalı, yapılacak yatırım ne kadar sürede geri dönecek? Bunların cevaplarını ortaya koyduktan sonra teknoloji yatırımına yönelmek çok daha sağlıklı. Firmalarımızın dijital dönüşüm bütçelerini doğru alanlara yönlendirmelerine rehberlik etmeyi amaçlıyoruz.” dedi. Dijital dönüşüm ihracatla buluşacak Projenin önemli ayaklarından birinin de yapay zekâ destekli hedef pazar ve potansiyel alıcı analizleri olacağını belirten Ertan Aslan, dijital dönüşümün şirket içi verimlilik artışıyla sınırlı tutulmayacağını kaydetti. Katılımcı firmaların ürün grupları, fiyat seviyeleri, üretim kapasiteleri, minimum sipariş miktarları, termin kabiliyetleri, sertifikaları, sürdürülebilirlik performansları ve üretim teknolojileri gibi kriterlerin analiz edilmesinin planlandığını aktaran Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dijitalleşmeyi ihracattan bağımsız düşünmüyoruz. Proje kapsamında firmalarımıza sunulacak danışmanlık hizmetleri çerçevesinde, yapay zekâ ve veri analitiği destekli yöntemlerden yararlanılarak her firmanın ürün grupları, üretim kapasitesi, fiyat seviyesi, minimum sipariş miktarı, termin kabiliyeti, sertifikaları, sürdürülebilirlik performansı ve üretim teknolojileri doğrultusunda hedef pazar ve potansiyel alıcı analizlerinin gerçekleştirilmesini planlıyoruz. Bu danışmanlık çalışmaları sonucunda her firma için bir ‘Dijital Tedarikçi Profili’ oluşturulmasını hedefliyoruz. Böylece üreticilerimizin yalnızca ne ürettiklerini değil; üretim kabiliyetlerini, hız ve esnekliklerini, sürdürülebilirlik performanslarını ve teknolojik altyapılarını da uluslararası alıcılara daha etkin biçimde anlatabilmelerine katkı sağlayacağız.” Uluslararası teknoloji merkezleri ve iyi uygulamalar incelenecek UR-GE Projesi kapsamında firmaların dünyadaki teknolojik gelişmeleri yerinde takip etmelerine yönelik faaliyetlerin de planlandığını ifade eden Ertan Aslan, akıllı üretim, dijitalleşme, yapay zekâ ve üretim teknolojileri alanındaki uluslararası fuarlar, teknoloji merkezleri ve başarılı uygulama örneklerinin incelenmesinin yurt dışı pazarlama faaliyetleri içerisinde değerlendirileceğini belirtti. Aslan sözlerini şöyle tamamladı: “Dünyada hazır giyim üretiminin nereye gittiğini, yapay zekânın fabrikalarda nasıl kullanıldığını, otomasyon ve veri analitiğinin üretim süreçlerini nasıl değiştirdiğini yerinde görmek son derece önemli. Projemizin sonunda firmalarımızın sadece daha fazla dijital araç kullanan değil; verisini yöneten, maliyetlerini ve kayıplarını ölçen, üretimini optimize eden, doğru teknoloji yatırımını planlayan ve yapay zekâyı doğru operasyonlara entegre edebilen işletmelere dönüşmesini hedefliyoruz. Türk hazır giyim sektörünün gelecekteki rekabet gücünün teknoloji, sürdürülebilirlik, tasarım ve yüksek katma değer ekseninde şekilleneceğine inanıyoruz.” Projede yer almak isteyen firmaların, “Katılımcı Şirket Talep Yazısı” formunu doldurup imzalı ve kaşeli halini firma imza sirküleri fotokopisi ile en geç 11 Eylül 2026 Cuma günü mesai bitimine kadar Birliğin konfeksiyon@eib.org.tr e-posta adresine iletmeleri gerekmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.