Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kalp Krizi

Kapsül Haber Ajansı - Kalp Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalp Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Panik Atak Nedir? Belirtileri Nelerdir, Panik Atak Nasıl Geçer? Haber

Panik Atak Nedir? Belirtileri Nelerdir, Panik Atak Nasıl Geçer?

Panik atak, belirgin bir tehlike bulunmadığı durumlarda bile aniden başlayan yoğun korku veya rahatsızlık hissiyle ortaya çıkabilen bir durum olarak tanımlanıyor. Atak sırasında yaşanan fiziksel belirtiler oldukça güçlü olabildiğinden kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını veya kontrolünü kaybedeceğini düşünebiliyor. Panik atak tek başına bir kez yaşanabileceği gibi bazı kişilerde tekrarlayan ataklar şeklinde de görülebiliyor. Tekrarlayan beklenmedik panik ataklara, yeni bir atak yaşama konusunda sürekli kaygının veya buna bağlı davranış değişikliklerinin eşlik etmesi ise panik bozukluk açısından değerlendirme gerektirebiliyor. Panik Atak Belirtileri Nelerdir? Panik atak belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Belirtiler çoğunlukla kısa sürede yoğunlaşıyor ve hem fiziksel hem de psikolojik yakınmalar bir arada görülebiliyor. Panik atak sırasında kalp çarpıntısı, kalp hızında artış, terleme, titreme, nefes darlığı veya boğuluyor gibi hissetme, göğüs ağrısı ya da sıkışması, mide bulantısı, baş dönmesi, uyuşma ve karıncalanma gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bunlara çevrenin gerçek dışı gelmesi, kişinin kendisine yabancılaşmış gibi hissetmesi, kontrolünü kaybetme korkusu ve ölüm korkusu da eşlik edebiliyor. Özellikle ilk kez yaşandığında bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiği için tıbbi değerlendirme önem taşıyor. Panik Atak Neden Olur? Panik atağın ortaya çıkmasında tek bir nedenden söz etmek her zaman mümkün değil. Genetik yatkınlık, stresli yaşam olayları ve beynin korku ve stres tepkileriyle ilişkili mekanizmaları gibi birçok faktörün etkili olabileceği düşünülüyor. Yoğun stres dönemleri ve önemli yaşam değişiklikleri bazı kişilerde atakların ortaya çıkmasıyla ilişkili olabiliyor. Bunun yanında yüksek miktarda kafein gibi uyarıcıların bazı kişilerde çarpıntı ve kaygı belirtilerini artırabileceği unutulmamalı. Benzer belirtilerin tiroit hastalıkları, kalp-damar sorunları veya farklı sağlık problemleriyle ilişkili olabilmesi nedeniyle kişinin kendi kendine “panik atak” tanısı koyması yerine bir sağlık uzmanına başvurması gerekiyor. Panik Atak Ne Kadar Sürer? Panik atak belirtileri genellikle aniden başlıyor ve kısa süre içerisinde en yoğun seviyesine ulaşabiliyor. Atağın süresi ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Atak sona erdikten sonra ise bazı kişilerde yorgunluk, huzursuzluk veya tekrar atak geçirme korkusu devam edebiliyor. Panik Atak Sırasında Ne Yapılmalı? Panik atak sırasında mümkün olduğunca güvenli ve sakin bir ortamda kalmak, nefesi hızlı ve yüzeysel hale getirmemeye çalışmak ve yavaş, kontrollü nefes almaya odaklanmak rahatlamaya yardımcı olabilir. Kişinin daha önce doktor tarafından panik atak açısından değerlendirilmiş olması durumunda, kendisine önerilen başa çıkma yöntemlerini uygulaması faydalı olabilir. Ancak göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma veya kişinin daha önce yaşamadığı şiddetli belirtiler söz konusuysa bunların yalnızca panik atağa bağlı olduğu varsayılmamalı. Özellikle ilk kez ortaya çıkan veya alışılmıştan farklı belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekebilir. Panik Atak Nasıl Geçer? Tekrarlayan panik atakların tedavisinde kişinin durumuna göre psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisinden yararlanılabiliyor. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, panik bozukluğun tedavisinde kullanılan temel psikoterapi yaklaşımları arasında bulunuyor. Tedavinin kişiye özel planlanması gerekiyor. Bu nedenle sık sık panik atak yaşayan, yeni bir atak geçirme korkusuyla günlük yaşamını kısıtlayan veya iş, okul ve sosyal hayatı olumsuz etkilenen kişilerin psikiyatri hekimi ya da uygun bir sağlık profesyoneline başvurması önem taşıyor. Panik Atak ile Kalp Krizi Nasıl Ayırt Edilir? Panik atak ile kalp krizi sırasında göğüs ağrısı, çarpıntı, terleme ve nefes darlığı gibi bazı ortak belirtiler görülebilir. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakarak kişinin kendi kendine kesin ayrım yapması güvenli değildir. Yeni başlayan, şiddetli veya geçmeyen göğüs ağrısı; belirgin nefes darlığı, bayılma ya da ciddi bir sağlık sorununu düşündüren belirtilerde acil tıbbi yardım alınmalıdır. Panik Atak Tedavi Edilebilir mi? Panik atak ve panik bozukluk uygun değerlendirme ve tedaviyle yönetilebilen durumlardır. Erken dönemde profesyonel destek almak, kişinin belirtilerini anlamasına, ataklarla baş etme becerileri geliştirmesine ve atak korkusu nedeniyle yaşamını kısıtlamasının önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir Haber

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir

Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir. Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir. Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır. Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir. Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır. “Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi Haber

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi

Ülkemizde her 3 erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Dr. Gürbüz “Ancak daha da tehlikelisi, henüz teşhis almamış ve tansiyon hastası olduğunun farkında bile olmayan devasa bir kitle bulunuyor. Hipertansiyonun ‘sessiz katil’ olarak adlandırılmasının temel nedeni de budur. Özellikle bu aşırı sıcaklarda kan basıncı kontrolünün ihmal edilmesi; bayılma, ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve hatta felç gibi hayati sorunlara yol açabiliyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz, aşırı sıcaklarda hipertansiyon hastalarına 10 kritik yaz önerisinde bulundu, önemli mesajlar verdi. Su tüketimini mutlaka artırın Terlemeyle vücuttan ciddi oranda su ve sodyum, potasyum gibi hayati mineraller atılır. Bu sıvı kaybı, kanın akışkanlığının azalmasına ve kalbin kanı pompalarken daha fazla yorulmasına neden olur. Tansiyon hastalarının, susamayı beklemeden gün içinde yeterli sıvı (2,5 - 3 litre) tüketmesi büyük önem taşır. Ancak kalp yetmezliği ya da böbrek hastalığı gibi rahatsızlığınız varsa mutlaka hekiminize danışarak belirlemelisiniz. İdrar söktürücü (diüretik) ilaçlara dikkat edin Hipertansiyon tedavisinde sıklıkla kullanılan idrar söktürücü ilaçlar, vücuttan su ve tuz atılımını artırarak kan basıncını düşürür. Yaz aylarında terlemeyle zaten fazla miktarda sıvı kaybedildiği için, bu ilaçların dozu bazen fazla gelebilir ve tansiyonun tehlikeli seviyelere düşmesine (hipotansiyon) yol açabilir. İlaçlarınızı mutlaka kardiyoloğunuza başvurarak yaz dozu ayarlaması talep etmelisiniz. 11:00-16:00 arası mümkünse dışarı çıkmayın Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürbüz “Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arası, tansiyon hastaları için günün en tehlikeli zaman dilimidir. Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmak, damarlarda ani ve aşırı genişlemeye sebep olarak kan basıncını hızla düşürebilir ve sıcak çarpması riskini artırır. Dışarı çıkmanız zorunluysa, mutlaka gölgeli alanları tercih etmeli, geniş kenarlı şapkalar kullanmalı ve dışarıdaki işlerinizi sabahın erken saatlerine veya akşamüstü serinliğine ertelemelisiniz” diyor. Beslenmenizi hafifletin, Akdeniz diyetine geçin Sıcak havalarda ağır, yağlı, kızartma türü ve aşırı tuzlu yemekler tüketmek, sindirim sistemini zorlarken kalbin iş yükünü de ciddi şekilde artırır. Tuz tüketiminin kısıtlanması, hipertansiyon yönetiminin olmazsa olmazıdır. Yaz aylarında zeytinyağlı yemekler, bol posalı sebzeler, taze meyveler ve hafif ızgaralardan oluşan Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir. Mideyi çok doldurmadan, az az ve sık sık yemek yemek tansiyon dalgalanmalarının önüne geçecektir. Soğuk duştan kesinlikle kaçının Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Serinlemek amacıyla doğrudan buz gibi suyun altına girmek, damarlarda ani bir büzüşmeye (vazokonstriksiyon) neden olur. Bu ani damar daralması, kan basıncının saniyeler içinde fırlamasına ve kalbe giden kan akışının bozulmasına yol açarak kalp krizini tetikleyebilir. Tansiyon hastaları serinlemek için mutlaka ılık suyla duş almalı, vücudu yavaş yavaş suya alıştırarak şok etkisinden tamamen uzak durmalıdır” diyor. Klimalı ortamlara geçişte vücudunuzu koruyun Dışarıdaki kavurucu sıcaktan, aniden çok düşük derecelere ayarlanmış klimalı buz gibi ortamlara girmek, tıpkı soğuk duş gibi damar sisteminde ani kasılmalara neden olur. Bu keskin ısı farklılıkları tansiyon ataklarına zemin hazırlar. İç mekanlardaki klima sıcaklığının 22-24 derece civarında, yani ideal oda sıcaklığında tutulması ve doğrudan klima havasına maruz kalınmaması, kan basıncının dengede kalması açısından kritik bir öneme sahiptir. Egzersiz rutininizi serin saatlere kaydırın Düzenli fiziksel aktivite, tansiyon kontrolünde son derece faydalıdır; ancak bunun hangi saatte yapıldığı yaz aylarında hayati fark yaratır. Sıcakta yapılan egzersiz, sıvı kaybını maksimuma çıkarır ve kalbi aşırı zorlar. Bu nedenle tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi egzersizler için güneşin etkisini yitirdiği akşam saatleri veya sabahın erken serinliği tercih edilmelidir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi kesinlikle ihmal etmeyin. Çay ve kahve tüketimini kısıtlayın, alkolden kaçının Yaz aylarında serinlemek veya keyif yapmak için tüketilen soğuk kahveler, koyu çaylar ve alkollü içecekler sanıldığının aksine susuzluğu gidermez; aksine vücuttan su atılımını hızlandıran idrar söktürücü etkilere sahiptir. Aynı zamanda yüksek kafein ve alkol, kalp hızını artırarak ritim bozukluklarını ve tansiyon ataklarını tetikleyebilir. Bunların yerine şekersiz ev yapımı limonatalar, maden suyu, ayran veya taze sıkılmış meyve suları gibi sağlıklı alternatifler tercih edilmelidir. Kıyafet seçiminde dikkatli olun! Sıcak havalarda vücudun kendi ısısını dengeleyebilmesinin en önemli yolu terin ciltten buharlaşmasıdır. Dar, sentetik veya koyu renkli kıyafetler bu doğal soğuma mekanizmasını engelleyerek vücut ısısının artmasına neden olur. Vücudu sıkmayan, hava geçirgenliği yüksek, terletmeyen pamuklu veya keten kumaşlardan yapılmış, açık renkli ve bol giysiler tercih etmek; yaz sıcaklarında vücudun termoregülasyonunu sağlayarak tansiyonu dolaylı yoldan dengede tutar. Tansiyon ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Yazın rehavetine kapılıp "kendimi iyi hissediyorum" diyerek tansiyon ölçümlerini bırakmak veya tatil sebebiyle doktor kontrollerini ertelemek büyük bir hatadır. Düzenli ölçümler yaparak değerlerinizi bir yere not etmeli ve inatçı düşüklük veya yükseklik durumlarında beklemeden kardiyoloğunuzla iletişime geçmelisiniz” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri Haber

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri

Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor. Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı. 1. Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyin Pıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve “derin ven trombozu” olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır. 2.Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyor Yaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir. 3. Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyin Dört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır. 4. Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksek Daha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir. 5. Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyor Pıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır. 6. Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeli Pıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır. 7. Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun Tek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. 8. Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilir Pıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Genç Yaşta Ani Kalp Krizi Kaynaklı Ölümlere Dikkat! Haber

Genç Yaşta Ani Kalp Krizi Kaynaklı Ölümlere Dikkat!

Son yıllarda özellikle genç yaşlarda yaşanan ani kalp ölümleri toplumda endişe yaratmaya devam ediyor. Herhangi bir sağlık sorunu olmadığı düşünülen genç bireylerde görülen ani ölümler, bu durumun nedenlerini ve alınabilecek önlemleri yeniden gündeme taşıyor. Nev Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, genç yaşta ani kalp ölümlerinin nedenleri ve korunma yolları hakkında önemli bilgiler verdi. “Ani Kalp Ölümü Her Yaşta Görülebilir” Ani kalp ölümünün tıbbi literatürde belirli kriterlerle tanımlandığını belirten Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Olaya tanık olunan vakalarda belirtilerin başlamasından itibaren 1 saat içinde, olayın tanığı olmadığı durumlarda ise kişinin hayatta son görülmesinden sonraki 24 saat içinde meydana gelen kalp kaynaklı doğal ölümler ani kalp ölümü olarak tanımlanır. Her yaş grubunda görülebilen bu durumun sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır” dedi. Ani kalp ölümünün görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Özkeçeci, bebeklik ve çocukluk döneminde 100 bin kişide yaklaşık 1 vaka görülürken, bu oranın orta yaş grubunda 100 bin kişide 50 vakaya, 80’li yaşlarda ise 100 bin kişide 200 vakaya kadar ulaştığını söyledi. “Gençlerdeki Ani Ölümlerin Ardında Çoğu Zaman Ritim Bozuklukları Var” 40 yaşın üzerindeki bireylerde ani kalp ölümünün en sık nedeninin kalp krizi ve kalp damar hastalıkları olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Genç yaştaki ani ölümlerin arkasında ise çoğunlukla ritim bozuklukları yer alır. Bu ölümcül ritim bozukluklarının kaynağı genellikle genetik geçişli kalp hastalıklarıdır” diye konuştu. Genetik geçişli kalp hastalıklarının bazı durumlarda yapısal bozukluklara yol açtığını belirten Özkeçeci, “Yapısal bozukluklar kalbin içerisinde veya kalpten çıkarken kan akışında bozukluklara neden olabilir. Yapısal olmayan hastalıklar ise kalbin elektriksel sistemindeki kusurları içerir. Bu durum kararsız ve tehlikeli ritim bozukluklarına neden olabilir” ifadelerini kullandı. “Bazı İlaçlar ve Madde Kullanımı Riski Artırıyor” Ani kalp ölümlerinin yalnızca genetik nedenlerle ortaya çıkmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Dışarıdan alınan bazı hormonlar, ilaçlar ve suistimal edilen maddeler de ani kalp ölümüne neden olabilir. Performans artırma veya kas kütlesini artırma amacıyla yüksek dozda ya da uzun süreli anabolik androjenik steroid kullanımı, kalp kasında kalınlaşmaya yol açarak ani kalp ölümüne neden olabilir” dedi. Altta yatan kalp hastalığı bulunan kişilerde bazı ilaçların ve maddelerin riski artırabileceğini belirten Özkeçeci, sinir sistemini uyaran ilaçlar, ritim bozukluğu ilaçları, bazı antibiyotikler, antipsikotikler, antidepresanlar, anestezik maddeler, alkol ve kokain kullanımının da risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. “Bayılma ve Çarpıntı Gibi Belirtiler İhmal Edilmemeli” Ani kalp ölümünün çoğu zaman beklenmedik şekilde ortaya çıktığını ancak öncesinde bazı belirtiler verebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Özellikle spor veya koşu gibi efor gerektiren aktiviteler sırasında ya da ani heyecan ve korku anlarında yaşanan açıklanamayan bayılmalar, göğüste sebepsiz sıkışma ve baskı hissi, aniden başlayan çarpıntılar ve nedensiz göz kararmaları dikkatle değerlendirilmelidir” dedi. “Aile Öyküsü Olanlar Daha Dikkatli Olmalı” Aile geçmişinin büyük önem taşıdığını belirten Özkeçeci, “Ailede özellikle 50 yaşın altında nedeni açıklanamayan ani ölüm, erken yaşta kalp krizi, boğulma veya bayılmaya bağlı olabilecek açıklanamayan trafik kazası öyküsü bulunan gençler birinci derece risk altındadır” diye konuştu. “Erken Tanı Hayat Kurtarabilir” Risk altındaki bireylerde yapılacak tetkiklerin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Elektrokardiyografi (EKG), Ekokardiyografi (EKO) gibi tetkikler ve gerekli durumlarda yapılacak genetik tarama testleri hayat kurtarıcı olabilir. Ayrıca profesyonel ya da amatör olarak spora başlayacak her gencin ve yoğun efor sarf eden bireylerin mutlaka rutin kardiyoloji kontrolünden geçmesi gerekir” dedi. “İlk Dakikalar Hayati Önem Taşıyor” Ani kalp ölümü vakalarıyla her zaman ve her yerde karşılaşılabileceğini belirten Özkeçeci, ilk birkaç dakikada yapılacak doğru müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Toplumda temel yaşam desteği eğitimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Gençlerde ani kalp ölümlerini önlemenin en güçlü yolu belirtileri tanımak, genetik mirasımızı bilmek ve kalbimizi modern tıbbın koruyucu şemsiyesi altına almaktır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor Haber

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor

Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor” dedi. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” şeklinde konuştu. Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, “Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı” dedi. İlk dakikalar hayat kurtarıyor Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112'yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, “Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir” dedi. Risk yaşa göre değişiyor Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, “Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır” uyarısında bulundu. Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, “Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tütün Bağımlılığı, Elektronik Sigara Tehlikesi Masaya Yatırıldı Haber

Tütün Bağımlılığı, Elektronik Sigara Tehlikesi Masaya Yatırıldı

Toplum sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam bilincini artırma çalışmaları kapsamında düzenlenen “Nilüfer’de Sağlık” etkinlikleri kapsamında “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” başlığı ile söyleşi gerçekleştirildi. Nilüfer Belediyesi Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşide, tütün kullanımının zararları anlatıldı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Alis Özçakır, tütün endüstrisinin özellikle genç grupları kullandığını dile getirdi. Renkli kartonlar, çeşitli aromalar kullanarak gençlere ulaşıldığını anlatan Özçakır, “Tütün sektörü, her gün kaybettiği insanların yerine yenilerini koyabilmek için tamamen doğal ve zararsız gibi iddialar ortaya atarak, gençleri hemen kendi safına çekmeye çalışıyor” dedi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, tütün kullanımının pandemi kadar önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Özellikle gençler arasında elektronik sigara tehlikesinin artığını dile getiren Uncu, “Çok yaygın bir kullanım var. Elektronik sigaralar, tütün yasasına dâhil edilmediği gerekçesiyle kapalı ortamlarda, her yerde kolaylıkla kullanılabiliyor. Bu sağlık problemiyle mücadele etmenin en önemli ayağı, tabii ki bağımlılık başlamadan önce bunun önüne geçmektir ve hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu TEDAVİYİ ETKİLİYOR Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, sigaranın çok sinsi ve büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Tütün kullanan bir insanın yaşam süresinin en az 10 yıl kısaldığının net olarak kanıtlandığını vurgulayan Dilektaşlı, “Kalp krizi geçirmiş bir hasta dahi sigarayı bıraktığında ölüm riski hızla azalabiliyor. Akciğer kanseri tanısı almış hastaların sigarayı bırakması, tedavi başarısını ve hayatta kalma süresini doğrudan uzatan bir faktör oluyor” dedi. TÜRKİYE EN ÇOK SİGARA İÇİLEN ÜLKELER ARASINDA Türkiye’nin dünyada en çok sigara içilen ülkeler arasında yer aldığının bilgisini veren Dilektaşlı, “Kabaca, 15 yaşın üzerindeki her üç insandan birinin maalesef sigara içtiğini görüyoruz. Bundan 10 sene önce daha başarılı bir dönem geçiriyorduk; en azından kafelere, restoranlara gittiğimizde tütün dumanına maruz kalmıyorduk. Çünkü o dönem yasalarımızı daha etkin bir şekilde işletebiliyorduk. Ancak son yıllara baktığımızda bu oranların tekrar artmaya başladığını görüyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alerjiler Kalp Sağlığını Etkileyebilir Haber

Alerjiler Kalp Sağlığını Etkileyebilir

Öyle ki bağışıklık sisteminin verdiği tepkilerle kalp sağlığının kesiştiği durumlara da rastlanabiliyor. Kounis Sendromu’nun, bağışıklığın aşırı koruyucu tepkisinin kalbi zorlamasıyla ortaya çıktığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Alerjik bünyeye sahip olanlarda ya da bilinen kalp rahatsızlığı bulunan kişilerde ani gelişen reaksiyonlarla birlikte görülen göğüs ağrısı önem taşıyor. Erken tanı ve doğru müdahale ile kalıcı hasar riski en aza indirilebiliyor. Kalp ve bağışıklık sistemi birlikte çalıştığı için birinde yaşanan sorun diğerini de etkiliyor” dedi. Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi. Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi. Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.