Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kalsiyum

Kapsül Haber Ajansı - Kalsiyum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalsiyum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sütün Geleceği Verimlilik ve Sürdürülebilir Çözümlerle Şekilleniyor Haber

Sütün Geleceği Verimlilik ve Sürdürülebilir Çözümlerle Şekilleniyor

Süt, insan vücudunun gelişiminde kilit bir rol oynuyor. Süt ve süt ürünleri, vücudun kalsiyum, magnezyum, selenyum, riboflavin ve B vitamini ihtiyaçlarını karşılamaya önemli bir katkı sağlıyor. Ancak süt tüketimi istenilen seviyeye ulaşmış değil. Dünyada kişi başı süt tüketimi 172 milyar, yıllık kişi başı tüketim 20.7 litre. Türkiye’ye bakıldığında ise kişi başı ortalama 14.6 litre süt tüketiliyor. Pastörize ve UHT bazlı paketli süt tüketimi de yıllık 1.263 milyon litre seviyesinde. 1 Haziran Dünya Süt Günü kapsamında süt tüketiminin toplum sağlığındaki kritik rolüne vurgu yapan dünyanın lider gıda işleme ve paketleme çözümleri şirketi Tetra Pak, kemik gelişimi ve bağışıklık sistemi için süt tüketiminin önemine değiniyor. Ambalajlı Süt ve UHT’nin önemi büyük. Tetra Pak, aseptik işleme ve ambalajlama teknolojisi sayesinde sütün ısıtma süresi çok kısa, besin değerini koruyan bir yöntemle güvenle tüketiciye ulaşmasını sağlıyor. UHT sütle ilgili yaygın yanlış inanışların aksine, bu işlem sütün besin değerini koruyor ve hiçbir koruyucu madde eklenmeden uzun raf ömrü sağlıyor. Tetra Pak inovasyonlarıyla dönüşüme öncülük ediyor Tetra Pak, dünya genelinde yılda 33 milyar litre sütün güvenli şekilde tüketiciye ulaşmasını sağlayan teknolojiler sunuyor. Türkiye’de ise süt kategorisinde şirket, hem üreticilere hem tüketicilere yönelik inovasyonlarıyla sektörün dönüşümüne liderlik ediyor. Süt kategorisinde, aseptik işleme teknolojileri, gıda güvenliği standartlarının yaygınlaştırılması, sürdürülebilir ambalaj çözümleri sunan Tetra Pak, süt israfını azaltan üretim ve dolum sistemleri ile de sektörde öncü bir konumda yer alıyor. Tetra Pak’ın gerçekleştirdiği çalışmalar, mevcut ekipmanların modernize edilmesinin önemli verimlilik artışları sağladığını gösteriyor. Tetra Pak’ın araştırmasına göre, modernizasyon ile sera gazı emisyonlarında ortalama %47, su kullanımında %45 ve ürün kayıplarında %57 azalma sağlanabiliyor.** Dünya Süt Günü’nde toplum sağlığı, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik için sütün önemine dikkat çeken Tetra Pak Orta Avrasya Genel Müdürü Eliseo Barcas konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Süt, sağlıklı nesillerin yetişmesi ve dengeli beslenmenin temel taşlarından biri. Tetra Pak olarak, güvenli ve besleyici süt için üreticilerden tüketicilere kadar tüm paydaşlarla işbirliği içinde çalışmayı sürdürüyoruz. Amacımız, süt değer zincirinin her halkasında sürdürülebilirliği güçlendirerek toplum sağlığına uzun vadeli katkı sağlamak. Bu kapsamda Tetra Pak olarak yayınladığımız Süt Ürünleri Merkezi El Kitabı ile gıda güvenliği ve beslenme alanlarındaki zorluklara yönelik pratik bir çözüm sunuyoruz. Ayrıca Süt Ürünleri Merkezi projelerimizle küçük çiftçilere uygulamalı pratik eğitim vererek, uygun süt toplama altyapısı ve teknolojisi kurarak, yerel olarak üretilen kaliteli süt tedarikini artırıyor ve gıda israfını azaltıyoruz. Sonuç olarak, süt ürünleri işleyicisi istikrarlı bir süt tedarikine kavuşurken, küçük çiftçiler de resmi pazarlara erişim sağlayıp üretkenliklerini, karlılıklarını ve geçim kaynaklarını iyileştiriyoruz***.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor Haber

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor

Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Arda Aksaray, sütün yaşamın her döneminde düzenli olarak tüketilmesi gereken en değerli besin kaynaklarından biri olduğunu belirterek 1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutladı. Sağlıklı bir toplumun temelinde dengeli ve yeterli beslenmenin yer aldığını ifade eden Aksaray, “Süt; protein, kalsiyum, vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı. Çocukların büyüme ve gelişiminden yetişkinlerin sağlıklı yaşamına kadar her yaşta önemli bir role sahip. Fiziksel ve zihinsel gelişimin desteklenmesi için düzenli süt tüketimi büyük önem taşıyor” dedi. Bu yıl 70’inci kuruluş yılını kutlayan Teksüt’ün, nesillerdir sofralarda yer aldığını vurgulayan Aksaray, “70 yıldır süt ve süt ürünleri alanındaki deneyimimizle tüketicilerimize güvenilir ve kaliteli ürünler sunuyoruz. Sütün bereketini ve doğallığını sofralara taşırken, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Süt kültürü nesilden nesile aktarılıyor Sütün yoğurt, ayran, peynir, kaymak ve tereyağı gibi birçok ürüne dönüşen büyük bir yolculuğa sahip olduğunu belirten Aksaray, “Anadolu mutfağında süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahip. Kahvaltıdan ana öğünlere, tatlılardan geleneksel lezzetlere kadar hayatımızın her alanında süt ürünlerini görüyoruz. Bu güçlü kültür, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılıyor” ifadelerini kullandı. Günde 2 bardak süt öneriliyor Karbonhidrat, protein ve yağ içeriğiyle enerji sağlayan süt, özellikle içerdiği kalsiyum sayesinde kemik sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için gerekli olan protein, kalsiyum, fosfor ile B2, B6, B1 ve A vitaminleri de süt aracılığıyla alınabiliyor. Uzmanlar, çocukluk döneminden itibaren düzenli süt tüketiminin sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olduğuna dikkat çekerken, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye Beslenme Rehberi’nde, çocukların ve gençlerin her gün düzenli olarak 2 ila 4 porsiyon süt ve süt ürünü tüketmesinin sağlıklı büyüme ve gelişim açısından önemli olduğu vurgulanıyor. Teksüt’ün sade ve meyve aromalı süt çeşitleri ise çocukların süt tüketimini desteklerken, içerdiği yüksek protein ve kalsiyum oranlarıyla öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kahve Dünyasında Yeni Dönem: İsveçli Teknoloji Şirketi Bluewater’dan Lezzeti ve Makine Performansını Değiştirecek Hamle Haber

Kahve Dünyasında Yeni Dönem: İsveçli Teknoloji Şirketi Bluewater’dan Lezzeti ve Makine Performansını Değiştirecek Hamle

Şirketin geliştirdiği özel mineral dengeli su formülü “Coffee Rock”, yalnızca kahvenin aromasını güçlendirmeyi değil, aynı zamanda profesyonel kahve makinelerinin ömrünü uzatmayı hedefliyor. Yeni nesil ürün, özellikle üçüncü nesil kahve akımının hızla büyüdüğü Avrupa pazarında baristalar ve kafe işletmeleri için önemli bir yenilik olarak değerlendiriliyor. Kahve hazırlığında çoğu zaman geri planda kalan su kalitesi, aslında fincandaki tadın belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bluewater’ın geliştirdiği yeni teknoloji de tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Şirket, mineral yapısı bilimsel olarak optimize edilmiş özel formülü sayesinde kahve çekirdeklerinden daha dengeli ve yoğun aroma elde edilmesini sağlıyor. Kahvenin Gizli Kahramanı: Su Kalitesi Kahve sektöründe uzun yıllardır çekirdek kalitesi, kavurma profili ve demleme teknikleri konuşulurken, suyun kimyasal yapısı çoğu zaman ikinci planda kaldı. Ancak uzmanlara göre hazırlanan kahvenin yüzde 98’den fazlasını oluşturan su, tat profilini doğrudan etkiliyor. Bluewater tarafından geliştirilen Coffee Rock formülü, özellikle magnezyum ve kalsiyum oranı üzerine kurulu hassas bir mineral dengesi içeriyor. Şirketin açıkladığı verilere göre 6’ya 1 oranındaki magnezyum-kalsiyum dengesi, kahvede tatlılık hissini artırırken aromatik katmanların daha belirgin hale gelmesini sağlıyor. Böylece kahve çekirdeğinin karakteristik özellikleri çok daha net şekilde ortaya çıkıyor. Uzmanlar, doğru mineral yapısına sahip suyun; asidite, gövde, berraklık ve aromatik yoğunluk üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirtiyor. Özellikle nitelikli kahve tüketiminin arttığı günümüzde, suyun kimyasal dengesi artık profesyonel baristalar için vazgeçilmez kriterlerden biri haline geliyor. Kafeler İçin Sadece Lezzet Değil, Maliyet Avantajı da Sunuyor Yeni ürünün öne çıkan bir diğer yönü ise espresso makinelerinde sık karşılaşılan kireçlenme ve aşınma problemlerine çözüm sunması oldu. Geleneksel su yapılarında yüksek sıcaklık altında oluşan mineral tortuları, zamanla makinelerde performans kaybına ve ciddi bakım maliyetlerine yol açabiliyor. Bluewater, Coffee Rock’un özel termal stabiliteye sahip mineral yapısı sayesinde kireç oluşumunu önemli ölçüde azalttığını belirtiyor. Bu durum yalnızca ekipman ömrünü uzatmıyor, aynı zamanda kahve makinelerinin daha istikrarlı performans göstermesine de katkı sağlıyor. Kafe işletmeleri açısından düşünüldüğünde bu teknoloji, bakım giderlerinin azalması ve operasyonel verimliliğin yükselmesi anlamına geliyor. Özellikle yoğun servis yapan işletmeler için makine arızalarının önüne geçmek büyük önem taşıyor. Londra’daki Festivalde Avrupa Tanıtımı Yapıldı Bluewater’ın yeni ürünü ilk kez mayıs ayının başında Bangkok’ta düzenlenen World of Coffee etkinliğinde uluslararası sektör temsilcileriyle buluştu. Avrupa lansmanı ise Londra’da gerçekleştirilen Bloomtown Festival kapsamında yapıldı. Islington bölgesinde düzenlenen etkinlikte kurulan özel Bluewater Café Station sistemiyle ziyaretçilere canlı kahve demleme deneyimi sunuldu. Şirket, burada Coffee Rock teknolojisinin kahve ekstraksiyonu üzerindeki etkilerini uygulamalı olarak gösterdi. Festival boyunca sektör profesyonelleri, farklı kahve çekirdekleri üzerinde gerçekleştirilen demlemelerde ürünün aroma dengesi ve tat profiline katkısını deneyimleme fırsatı buldu. İki Yıllık Ar-Ge Süreciyle Geliştirildi Coffee Rock’un geliştirme sürecinin yaklaşık iki yıl sürdüğü belirtiliyor. Projenin arkasında Bluewater Baş Bilim İnsanı Dr. Ahmed Fawzi ile ürün geliştirme lideri Maximillian Lundin yer aldı. Şirket yetkilileri, ürünün yalnızca teorik laboratuvar çalışmalarıyla değil, gerçek kafe ortamlarında yapılan testlerle de şekillendirildiğini ifade ediyor. Böylece hem bilimsel hassasiyet hem de günlük kullanım ihtiyaçları aynı noktada buluşturuldu. Lundin yaptığı değerlendirmede, kahve lezzetinin artık çok daha kontrollü şekilde yönetilebildiğini belirterek, doğru mineralizasyon sayesinde her kahve çekirdeğinin kendi karakterini daha net ortaya koyabildiğini söyledi. Dr. Fawzi ise su kimyasının kahve sektöründe halen yeterince anlaşılmadığını ancak aslında en kritik değişkenlerden biri olduğunu vurguladı. Yeni formülün bilimsel doğruluk ile operasyonel verimliliği aynı yapıda bir araya getirdiğini ifade etti. Bluewater Küresel Pazarda Büyümeyi Hedefliyor İsveçli girişimci Bengt Rittri tarafından kurulan BLUE AB çatısı altında faaliyet gösteren Bluewater, sürdürülebilir su teknolojileri alanındaki yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Rittri, daha önce dünya çapında tanınan hava temizleme markası Blueair’i kurmuş ve şirketi büyüttükten sonra Unilever’e satmıştı. Bluewater ise özellikle gelişmiş filtrasyon teknolojileriyle öne çıkıyor. Şirketin SuperiorOsmosis™ adı verilen sistemi, su içerisindeki kirleticilerin büyük bölümünü temizlerken geleneksel ters ozmoz sistemlerine kıyasla daha düşük su tüketimi sağlıyor. Coffee Rock’un ilk etapta İngiltere, İsveç, Kuzey Amerika, Asya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde satışa sunulduğu açıklandı. Uzmanlara göre ürün, yalnızca kahve zincirleri için değil, premium kahve deneyimi sunmak isteyen bağımsız kafeler için de yeni bir standart oluşturabilir. Kahve sektöründe kalite rekabetinin giderek arttığı bir dönemde, su teknolojilerine yapılan yatırımların önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuğunuzun Dişlerini Kış Sebzeleriyle Koruyun Haber

Çocuğunuzun Dişlerini Kış Sebzeleriyle Koruyun

Kış mevsiminin gelişiyle birlikte soğuyan havalar ve artan enfeksiyon riskleri, çocukların bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasını daha da önemli hale getiriyor. Bu dönemde vitamin ve minerallerden zengin bir beslenme düzeninin önemine değinen Dt. Nurgül Demir, kış sebze ve meyvelerinin birçoğunda bulunan kalsiyumun hem bağışıklık sisteminin işleyişinde hem de diş ve diş eti sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını vurguluyor. Demir, çocukların severek tükettiği portakalın kalsiyum açısından zengin olduğunu; ancak içerdiği fruktozun çürük riskini artırabileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle portakalın mutlaka yenerek tüketilmesi, portakal suyundan ise mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Aynı doğrultuda, kalsiyum açısından zengin olan kuru incirin, şekerli ve yapışkan yapısı nedeniyle çürük riskini artırabileceğini, tüketim sonrası su içilmesi veya dişlerin fırçalanmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Balkabağının da kalsiyumdan zengin bir kış meyvesi olduğunu belirten Demir, çorba, püre veya mücver gibi çocukların da keyifle tüketebileceği tariflerle hazırlanabileceğini söylüyor. Gıdalardaki Diş Dostu: Kalsiyum Kış mevsiminin öne çıkan kalsiyum kaynakları arasında karalahana, ıspanak, brokoli ve pazı gibi yeşil sebzeler yer alıyor. Ayrıca fasulye, mercimek ve nohut gibi kuru baklagiller de yüksek kalsiyum değerleriyle kış sofralarının önemli besinleri arasında bulunuyor. Demir, çocukların severek yiyebileceği bir başka kalsiyum kaynağı olarak tatlı patatesi de hatırlatırken, nişasta içeriği nedeniyle tüketiminin sınırlı tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Dişleri Güçlendiren 5 Altın Öneri Demir, kış döneminde çocukların diş sağlığını desteklemek için şu önerileri sıralıyor: - Portakal ve balkabağı kalsiyumdan zengin meyveler olsa da içeriklerindeki meyve şekeri çürük riski oluşturabileceğinden dikkatli tüketilmelidir. Portakal suyu, kullanılan portakal miktarıyla orantılı olarak daha fazla şeker içerir. - Kuru incir yüksek kalsiyum içerse de şekerli ve yapışkan yapısı nedeniyle diş çürüğü riskini artırabilir; tüketim sonrası su içmek veya diş fırçalamak önemlidir. - Karalahana, ıspanak, brokoli, pazı ile fasulye, mercimek ve nohut; kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken kalsiyum açısından zengin besinlerdir. - Elma, kereviz sapı ve havuç; gevrek yapıları sayesinde okulda diş fırçalanamadığı durumlarda diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesine yardımcı olabilir. - Soğuk havalarda sık tüketilen tahin–pekmez, kalsiyum yönünden zengindir; ancak pekmezin şeker içerdiği unutulmamalıdır. Özellikle çürük aktivitesi yüksek çocuklarda risk artabileceği için sabah kahvaltısında tüketilmeli ve sonrasında dişler fırçalanmalıdır.

Kemik Erimesi Fark Edilmeden İlerleyebilir! Haber

Kemik Erimesi Fark Edilmeden İlerleyebilir!

“Sessiz seyreden bir hastalık” Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun kemik yoğunluğundaki aşırı düşüş sebebiyle kemiklerin kırılgan yapıya dönüşmesi olduğunu söyledi. Bozhan, “Süngerimsi kemik içerisindeki boşluklar artarak yoğunluğu azalmaktadır. Kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı erken dönemde bir belirti olmaz. Osteoporoz arttıkça omurga içerisinde kırık oluşumuna bağlı çökme, boy kısalığı, kamburlaşma (kifoz) ve dengesiz duruş, kemiklerin küçük bir travmada ya da kendiliğinden kırılması oluşabilir. Osteoporozda kemik yapımı, kemik yıkımına yetişemediğinden kemik erime süreci başlar” dedi. “Risk faktörleri göz ardı edilmemeli” Osteoporoz risk faktörlerine dikkat çeken Bozhan, “Yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini alımı, ileri yaş, menopozda olmak, cinsiyet hormonlarındaki düşüklük, steroid ilaç kullanımı, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı sayılabilir” ifadelerini kullandı. Teşhisin konulmasında kemik yoğunluğunun ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Bozhan, “En güvenilir yöntem DEXA’dır. Bu nedenle menopoz sonrası ve 50 yaş üstü erkekler hekime başvurarak kemik ölçümü yaptırmalıdır” diye konuştu. “Tedaviyle kemik kaybı kontrol altına alınabilir” Tedavi sürecine de değinen Bozhan, “Hastanın hekim tarafından etraflıca değerlendirilmesi, DEXA ölçümünde düşüklük tespit edildiğinde tedavi olarak vitamin ve mineral destekleri, sağlıklı beslenme planı oluşturulması gerekmektedir. En yaygın osteoporoz ilaçları bifosfonatlardır. Tedavi için diğer seçenek monoklonal antikor ilaçlardır. Hormon ilişkili terapiler de tedavide kullanılır. Özellikle menopoz sonrası östrojen destekleri kadın doğum uzmanına danışılarak kullanılabilir” dedi. “Erken tanı hayat kalitesini koruyor” Yaş ortalamasının erkeklerde 75, kadınlarda 80 olduğunu hatırlatan Bozhan, “Ülkemizde osteoporoz karşımıza daha çok çıkmaktadır. Bu nedenle hekime özellikle 40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler DEXA ölçümü için başvurmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü Haber

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü

Osteoporoz, yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen, ancak çoğu zaman geç fark edilen sinsi bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıklarının hastalığın ilerlemesini önlemede kritik rol oynadığını belirtiyor. Osteoporoz Sessiz İlerleyen Bir Tehdit Kemik yoğunluğunun azalmasıyla ortaya çıkan osteoporoz, ilk etapta belirti vermeden ilerleyebiliyor. Ancak hastalık devam ettikçe kalça, omurga ve el bileği kırıkları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu kırıklar, özellikle ileri yaşlardaki bireylerde yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda ömür süresini de kısaltabiliyor. “Osteoporoz masum bir hastalık değildir; ilerlediğinde kişinin bağımsız hareket kabiliyetini kaybetmesine yol açabilir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, hastalığın sessiz ilerlediğine dikkat çekiyor. Kadınlarda Menopoz Dönemi Kritik Risk Faktörü Osteoporoz hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilse de menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun azalması nedeniyle kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Dr. Panza, “Menopozdan sonra ilk iki yıl içinde kemik kaybı çok hızlı gerçekleşir. Bu dönemde düzenli tarama ve gerekli tedaviye başlamak çok önemlidir” açıklamasında bulunuyor. Erkeklerde ise ileri yaş, aşırı sigara kullanımı ve hormon bozuklukları önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Tanıda DEXA Testi ve Uzman Değerlendirmesi Şart Osteoporozun tanısında DEXA (kemik mineral yoğunluğu ölçümü) testi temel yöntem olarak kullanılıyor. Ancak ileri yaş grubunda görülen kireçlenme gibi durumlar, bu testin sonuçlarını etkileyebiliyor. “DEXA ölçümü tek başına yeterli değildir, fizik tedavi ve radyolojik değerlendirmelerle birlikte yapılmalıdır” diyen Dr. Panza, doğru tanının tedavi başarısındaki önemini vurguluyor. Spor, Kemiklerin En Güçlü Dostu Kemik kütlesi, insan yaşamında en yüksek seviyesine 30’lu yaşlarda ulaşıyor. Bu dönemde yapılan düzenli fiziksel aktiviteler, ilerleyen yıllar için adeta bir kemik sağlığı yatırımı anlamına geliyor. “Genç yaşta yapılan düzenli egzersiz, ilerleyen yıllarda kemik erimesine karşı güçlü bir kalkan oluşturur” diyen Dr. Panza, yürüyüş, dans ve step gibi aktivitelerin kemik yapımını desteklediğini belirtiyor. Ayrıca ileri yaşta bile düzenli yürüyüşün kemik yoğunluğunu artırdığı ve kırık riskini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Kalsiyum, D Vitamini ve Güneş Işığı Hayati Rol Oynuyor Kemik sağlığını korumak için kalsiyum ve D vitamini alımı son derece önemli. Günlük beslenmede süt, yoğurt, peynir, badem, yeşil yapraklı sebzeler ve balık gibi besinlerin yer alması gerekiyor. Dr. Panza, “Güneş ışığı, D vitamini sentezi için en doğal kaynaktır. Günün erken saatlerinde 15–20 dakikalık güneşlenme bile kemik sağlığını destekler” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca sigara ve alkol kullanımının kemik yoğunluğunu azalttığı, aşırı kafein tüketiminin ise kalsiyum emilimini olumsuz etkilediği biliniyor. Osteoporozda Erken Tanı Hayat Kurtarır Erken tanı sayesinde, osteoporozun ilerlemesi önlenebilir ve kemik kırıkları engellenebilir. Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Düzenli kemik ölçümü yaptırmak, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır. Özellikle menopoz sonrası kadınlar ve 50 yaş üzeri bireyler tarama programlarına dahil olmalıdır” uyarısında bulunuyor. Osteoporozun yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığına dikkat çeken Dr. Panza, genç yaşta edinilen doğru alışkanlıkların kemik sağlığını uzun vadede koruduğunu da vurguluyor. Geleceğe Sağlam Adımlar İçin Farkındalık Şart Osteoporoz, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen farkındalık eksikliği nedeniyle birçok kişi geç tanı alıyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Her birey, kemik sağlığını korumak için erken yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmalı, dengeli beslenmeli ve gerekli tetkiklerini aksatmamalıdır. Sağlam kemikler, sağlıklı bir geleceğin temelidir” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağız ve Diş Sağlığı İçin Kalsiyum Her Yaşta Önemli! Haber

Ağız ve Diş Sağlığı İçin Kalsiyum Her Yaşta Önemli!

Kalsiyumun, çürük oluşumunu engellemede ve diş minesini güçlendirmede önemli rol oynadığını dile getiren Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dişlerin oluşum dönemini içeren hamilelik ve erken çocukluk dönemindeki kalsiyum alımının dişi direkt olarak güçlendirme ihtimali oldukça fazladır.” dedi. Yetişkinlikte yetersiz kalsiyum alımının, osteopeni veya osteoporoz gibi sistemik kemik kayıplarına yol açabileceğine dikkat çeken Şen, doğal kaynaklardan alınan kalsiyumun daha iyi emildiğini ve vücuda faydasının daha yüksek olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, kalsiyumun ağız ve diş sağlığı üzerindeki temel rolü ve eksikliğinin yol açabileceği sorunlar hakkında bilgi verdi. Kalsiyum eksikliği diş kaybına yol açabilir Kalsiyumun, diş sağlığı açısından temel bir mineral olduğunu ve pek çok fonksiyonu bulunduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Kalsiyum mine ve dentin yapısının ana bileşenidir. Diş minesi yaklaşık yüzde 96 oranında inorganik maddelerden oluşur. Bunun büyük kısmı hidroksiapatit kristalleridir. Bu kristallerin temel yapı taşlarından biri de kalsiyumdur.” dedi. Özellikle çocukluk döneminde dişlerin oluşumu ve gelişimi sırasında sağlıklı mineralizasyon için kalsiyum gerekli olduğunu dile getiren Şen, “Demineralizasyon ve remineralizasyonda rol alır. Örneğin asidik gıdalar sonrası ağız içi pH düştüğünde, diş yüzeyinden kalsiyum ve fosfat iyonları çözünür. Tükürükte yeterli düzeyde kalsiyum bulunması, bu iyonların tekrar mineye geçişini ve minenin güçlenmesini sağlar. Yeterli kalsiyum düzeyleri, diş dokularının asitlere karşı dirençli kalmasına katkıda bulunur ve çürük oluşumunu engellemeye yardımcı olur. Dişleri destekleyen alveolar kemik de kalsiyuma bağımlıdır. Uzun vadede yetersizlik, kemik kaybına ve diş kaybına neden olabilir.” açıklamasını yaptı. Yetişkinlikte yetersiz kalsiyum alımı ağız ve diş sağlığında sorunlara neden olabiliyor! Yetişkinlikte yetersiz kalsiyum alımının, osteopeni veya osteoporoz gibi sistemik kemik kayıplarına yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bu durum, dişleri çevreleyen alveolar kemiği de etkiler ve diş kaybı riskini artırır.” dedi. Bazı çalışmaların, düşük kalsiyum alımının diş eti hastalıkları riskini artırabileceğini gösterdiğini de kaydeden Şen, “Kalsiyumun, bağ dokuların sağlıklı yapısını korumada dolaylı rol oynar ve mine yüzeyinin korunması için de önemlidir. Kalsiyum eksikliği, mineyi daha geçirgen ve kırılgan hâle getirir. Bu da çürük gelişiminin kolaylaşmasına sebep olur. Periodontal ligament ve kemik dokunun bütünlüğünü bozarak diş eti çekilmesi ve periodontitis gibi durumların şiddetlenmesine neden olabilir. Düşük kalsiyum düzeyleri, oral yaralanmalar sonrası iyileşme sürecini geciktirir ve dokuların mekanik dayanıklılığını azaltır.” şeklinde konuştu. Doğal kaynaklardan alınan kalsiyum daha iyi emiliyor… Kalsiyumun doğal yollarla mı yoksa takviyelerle mi alınmasının daha etkili olduğu konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Doğal kaynaklar daha iyi emilir.” dedi. Süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler ve badem gibi besinlerde bulunan kalsiyumun, genellikle vücut tarafından daha verimli emildiğini vurgulayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu besinler aynı zamanda kalsiyumun emilimini destekleyen D vitamini ve magnezyum gibi diğer mikrobesinleri de içerir. Kalsiyum karbonat gibi formlar, mide asiditesine bağlı olarak emilimde değişkenlik gösterebilir. Ayrıca fazla dozlarda alındığında böbrek taşı riski, hiperkalsemi veya diğer mineral dengesizlikleri oluşabilir. Kalsiyum takviyesi diş içeriğine doğrudan değil, tükürük yapısı ve kemik sağlığı yoluyla dolaylı etkiler gösterir. Diş oluşumu tamamlandıktan sonra kalsiyum alımı dişi direkt yolla güçlendirmeyecektir, ancak tüketim esnasında tükürük aracılığıyla remineralizasyon olarak adlandırılan mekanizmayla diş yüzeyine katkı sağlar. Dişlerin oluşum dönemini içeren hamilelik ve erken çocukluk dönemindeki kalsiyum alımının dişi direkt olarak güçlendirme ihtimali oldukça fazladır. Emilim bozukluğu, laktaz eksikliği, vegan beslenme veya yaşlılık gibi durumlarda kalsiyum takviyesi uygun olabilir, ancak bu mutlaka hekim önerisiyle ve gerekçeye dayalı olarak kullanılmalıdır.” Sadece kalsiyum değil farklı besinler de ağız sağlığı için önemli! Kalsiyumun yanı sıra diş sağlığı için ana besinler olan proteinler, karbonhidratlar, yağlar, mineraller ve yağda çözünen A, E, D ve K vitaminlerinin ağız sağlığı için son derece önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “A vitamini minenin erken gelişiminde rol oynar. Epitel hücrelerinin proliferasyonunu kontrol eder ve eksikliği tüm ektodermal oluşumları etkiler. Kaynakları balık yağı, biber, domates, inek sütü, balkabağı olabilir.” dedi. D vitamininin dişlerin mineral yoğunluğuna, diş minesinin inşasına, kalsiyumun diş ve kemik dokusuna aktarılmasına ve emilmesine katkıda bulunduğunu dile getiren Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “C vitamini veya askorbik asit, suda çözünen bir vitamindir. Birçok taze meyve ve sebzede bulunur. Diş etleri, periodontal bağ dokusu ve yara iyileşmesi için önemlidir. C vitamini eksikliği, bağ dokusu kusuru olan iskorbüt hastalığına neden olabilir. Fosfor; diş minesinin yapıtaşı hidroksiapatit kristallerinin bir diğer ana bileşenidir. Kalsiyumla birlikte diş ve kemik yapısının sertliğini sağlar. Florür; mine yapısına entegre olarak asidik çözünürlüğü azaltır. Diş çürüğüne karşı direnci artırır. Diş sağlığının sürdürülebilmesi için kalsiyumun yeterli alınması kadar, onunla sinerjik çalışan bu vitamin ve minerallerin de dengeli şekilde alınması gereklidir. Dengeli beslenme, bu mikrobesinlerin birlikte ve etkin kullanılmasını sağlar. Kalsiyum eksikliği sadece sistemik kemik sağlığını değil, diş dokularının yapısını, çene kemiğini ve periodontal sağlığı da olumsuz etkiler. Bu nedenle, her yaşta yeterli kalsiyum alımı ağız-diş sağlığının sürdürülebilirliği açısından kritiktir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.