Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kamu Politikaları

Kapsül Haber Ajansı - Kamu Politikaları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamu Politikaları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin Programı Açıklandı Haber

9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin Programı Açıklandı

“Güvenli Gıdaya Erişim: Herkesin Hakkı, Herkesin Sorumluluğu” sloganıyla düzenlenen Kongre’de 12 farklı ülkeden konuşmacı yer alacak. Kongre, iki gün boyunca ele alınacak güncel konular, bilimsel çalışmalar ve farklı bakış açılarıyla gıda güvenliğinin nabzını tutacak. Gıda güvenliği alanında ulusal ve uluslararası düzeyde her geçen yıl daha yoğun ilgi gören 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin programı açıklandı. İki gün boyunca 12 oturumda 45 sözlü sunumun yer alacağı programda ayrıca üç interaktif panel gerçekleştirilecek. Kongre’nin her iki günü de alanında dünya çapında tanınan otoritelerin açılış konferanslarıyla başlayacak. Prof. Charles Spence yeme biliminin duyusal boyutlarını ele alacak Kongre’nin ilk gününün açılış konferansını, dünyaca ünlü deneysel psikolog Prof. Charles Spence gerçekleştirecek. Gastronomi ile psikolojiyi buluşturan alanda uzun yıllardır çalışan ve bu konuda çok sayıda yayını bulunan ve önemli araştırmaları yürüten Prof. Spence, “Gastrofizik: Yeme Bilimi” başlıklı son derece ilgi çekici konferansında, çok duyulu tat alma deneyiminin tüketici algısı üzerindeki etkilerini ele alacak. Prof. Spence; tüketilen gıdanın kendisinin yanı sıra ambalajın rengi, gıdanın sunumu ve arka planda çalan müzik gibi unsurların tat alma deneyimini nasıl etkilediğini aktaracak. “Sesli baharat” olarak da tanımlanan müziğin yanı sıra gıdanın dışındaki farklı duyusal unsurların tüketici algısı üzerindeki etkilerini irdeleyecek. Prof. Spence ayrıca algı üzerinde yaratılan bu etkinin, tüketicileri gezegenimiz için daha sürdürülebilir bir beslenme düzenine yönlendirmek amacıyla nasıl kullanılabileceği ve tüketicilerin gıda güvenliği ile kalitesine ilişkin algılarında oluşturabileceği muhtemel değişiklikler konusunda önemli bilgiler paylaşacak. Prof. Francesco Branca gıda güvenliğinde bireysel ve toplumsal önlemleri ele alacak Kongre’nin ikinci günü ise Prof. Francesco Branca’nın açılış konferansıyla başlayacak. 2008–2024 yılları arasında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Cenevre Merkez Ofisi’nde Beslenme ve Gıda Güvenliği Bölümü Başkanı olarak görev yapan ve halen Cenevre Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü’nde davetli profesör olarak yazısı kaldırıldı çalışmalarını sürdüren Prof. Branca, “Gıdalarımızı Güvenli Hale Getirmek: Çiftlikten Sofraya Gıdalarımızı Güvenli Hale Getirmek İçin Bireysel ve Toplumsal Önlemler” başlıklı bir konferans verecek. Dünya Sağlık Örgütü’ndeki uzun yıllara dayanan çalışmaları boyunca sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği alanında bilim temelli önerilerin ve küresel politikaların geliştirilmesine katkıda bulunan Prof. Branca; ülkelere politika ve teknik destek sağlanmasından Birleşmiş Milletler kuruluşları, sivil toplum ve gıda sektörüyle yürütülen iş birliklerine kadar geniş bir alanda çalışmalar gerçekleştirdi. Prof. Branca, bilimsel birikimini küresel sağlık politikaları alanındaki deneyimiyle bir araya getirerek, gıda güvenliğinin çiftlikten sofraya uzanan süreçte ortak bir sorumluluk olduğuna dikkat çekecek. Bireylerden üreticilere, kamu otoritelerinden özel sektöre kadar tüm kesimlerin rollerini değerlendirirken, güvenli gıdaya erişimin gıda sistemleri, kamu politikaları ve toplumsal sorumluluk çerçevesinde ele alınmasının önemini küresel deneyimleri ışığında aktaracak. 12 ülkeden konuşmacı İstanbul’da buluşacak Her geçen yıl gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde daha yoğun ilgi gören Kongre’de bu yıl Türkiye’den konuşmacıların yanı sıra 12 farklı ülkeden uzman isimler yer alacak. “Güvenli Gıdaya Erişim: Herkesin Hakkı, Herkesin Sorumluluğu” sloganıyla düzenlenen Kongre’nin öne çıkan özelliklerinden biri de akademik araştırmaların yanı sıra sektörden iyi uygulama örnekleri ve yeniliklerin program kapsamında paylaşılması olacak. Kongre; akademi, kamu ve özel sektör temsilcileri, genç araştırmacılar, öğrenciler ve tüketici temsilcilerini aynı platformda bir araya getiren yapısını bu yıl daha da genişleterek sürdürmeyi hedefliyor. Yapay zekâdan iklim değişikliğine gıda güvenliğinin güncel gündemi ele alınacak İki gün sürecek Kongre programı, gıda güvenliği alanında gıdanın var oluşundan bu yana gündemde olan temel risk alanlarını kapsayan sunumların yanı sıra günümüzün yeni ve güncel konularını da içerecek. Yeni riskler ve trendler, yapay zekâ uygulamaları ve dijitalizasyon, doğal koruma yöntemleri, ileri analiz teknolojileri, iklim değişikliği ve gıda güvenliği ile döngüsel ekonomi gibi başlıklar alanlarında uzmanlaşmış bilim insanları ve sektör temsilcileri tarafından ele alınacak. Gıda güvenliği alanındaki farklı tarafların bir araya gelmesini hedefleyen 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, katılımcı çeşitliliği ve yoğunluğu arttıkça yaratacağı ortak faydanın da büyüyeceği anlayışıyla, konuya ilgi duyan tüm kesimleri Kongre’ye katılmaya davet ediyor. 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, 5–6 Kasım 2026 tarihlerinde İstanbul Grand Cevahir Hotel & Convention Center’da gerçekleştirilecek. Kongre için erken kayıt dönemi 14 Ağustos 2026 tarihinde sona erecek. 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresine katılmak için kayıt ve ayrıntılı bilgiye http://www.gidaguvenligikongresi.org ulaşılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa, Isı Pompasında Vites Büyüttü… Türkiye Bu Dönüşümü Kaçırmamalı Haber

Avrupa, Isı Pompasında Vites Büyüttü… Türkiye Bu Dönüşümü Kaçırmamalı

Avrupa'daki dönüşümün yalnızca cihaz değişiminden ibaret olmadığını belirten Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi ve İklimlendirme & Şubeler Direktörü Zafer Çüman, Türkiye'nin de bu süreci bütüncül bir enerji vizyonuyla değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Avrupa'da enerji dönüşümünün lokomotifi haline gelen ısı pompaları yeniden güçlü bir büyüme trendine girdi. Avrupa Isı Pompası Birliği'nin (EHPA) yayımladığı 2025 öncü verilerine göre, 16 Avrupa ülkesinde konut tipi ısı pompası satışları bir önceki yıla göre ortalama %10,3 artarak 2,62 milyon adede ulaştı. Böylece Avrupa genelindeki kurulu ısı pompası sayısı yaklaşık 28 milyona yükseldi. Satışların yeniden ivme kazanmasında; istikrarlı teşvik programları, elektrifikasyon politikaları ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmaya yönelik kamu politikaları belirleyici rol oynadı. Avrupa'da ısı pompası satışları ilk çeyrekte %17 arttı Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) 2026 Dünya Enerji Yatırımları Raporu da elektrifikasyonun küresel enerji yatırımlarındaki ağırlığının her geçen yıl arttığını ortaya koyuyor. Rapora göre, 2026'nın ilk çeyreğinde Avrupa'da ısı pompası satışları geçen yılın aynı dönemine göre %17 artış gösterdi. Enerji dönüşümünün yalnızca yeni teknolojilere geçiş olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Üçay Mühendislik İcra Kurulu Üyesi ve İklimlendirme & Şubeler Direktörü Zafer Çüman, şunları söyledi: Dönüşümün merkezinde ısı pompaları yer alıyor "Bugün Avrupa'da yaşanan dönüşüm, yalnızca doğal gaz kazanlarının yerini ısı pompalarının alması olarak değerlendirilmemeli. Yeniden tasarlanan sadece cihazlar değil; enerjinin üretiminden depolanmasına, yönetiminden tüketimine kadar uzanan bütün enerji sistemidir. Isı pompaları da bu entegre ekosistemin en önemli bileşenlerinden biridir." Avrupa'da ısı pompalarına olan ilginin temelinde karbon emisyonlarını azaltma hedefleri, fosil yakıtlara bağımlılığı düşürme politikaları, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla tam uyumlu sistemlere geçiş ve uzun vadede enerji maliyetlerini kontrol altında tutma ihtiyacının bulunduğunu belirten Çuman, bu dönüşümün kamu politikalarıyla da desteklendiğini ifade etti. Birçok Avrupa ülkesinde elektrik üzerindeki vergi yükünün azaltılmasına yönelik uygulamaların da pazarın büyümesini desteklediğini söyledi. Dört mevsim çözüm sunuyor Enerji verimliliği yüksek sistemlere geçişin artık yalnızca çevresel değil, ekonomik bir gereklilik haline geldiğini vurgulayan Çüman, şunları söyledi: “Isı pompaları yalnızca kış aylarında ısıtma sağlayan sistemler değildir. Aynı zamanda yaz aylarında soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyacını da karşılayarak dört mevsim çözüm sunuyor. Bu özellikleri sayesinde hem bireysel kullanıcılar hem de ticari işletmeler için enerji maliyetlerini düşüren önemli bir teknoloji haline geliyor. Öte yandan Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği ve yenilenebilir enerji potansiyeli sayesinde ısı pompası teknolojilerinin yaygınlaşması için önemli avantajlara sahip." Enerji sektörünün önümüzdeki dönemde birbirini tamamlayan teknolojiler üzerine kurulacağını ifade eden Çüman, sözlerini şöyle tamamladı: "Enerji dönüşümünü yalnızca yeni cihazlara geçiş olarak değerlendirmemek gerekiyor. Gelecekte; güneş enerjisi sistemleri, ısı pompaları, enerji depolama çözümleri ve elektrikli araç şarj altyapıları birbirini tamamlayan entegre bir ekosistem oluşturacak. Türkiye'nin bu dönüşümü bugünden planlaması hem enerji güvenliği hem de sürdürülebilirlik açısından kritik önem taşıyor." Üçay Mühendislik Hakkında Temelleri 2000 yılında atılan Üçay Mühendislik Enerji ve İklimlendirme Teknolojileri A.Ş., enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda iklimlendirme, elektrik, mekanik, güneş enerjisi sistemleri (GES) ve elektrikli araç (EA) şarj hizmetleri alanlarında faaliyet göstermektedir. Bağlı ortaklığı Elaris ile elektrikli araç şarj ağı işletmeciliği ve elektrikli şarj istasyonu satışı alanlarında da hizmet sunmaktadır. Merkezi İstanbul olan Üçay Mühendislik, Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 22’den fazla ilde 35’in üzerinde şube, depo ve showroom ile faaliyetlerine devam etmektedir. Kurulduğu günden bu yana 2 milyondan fazla bireysel ve kurumsal müşteriye mühendislik hizmeti sağlayan şirket, gelişmiş ERP altyapısıyla birbirine entegre çalışan şubeleri aracılığıyla yılda ortalama 30.000 müşteriye hızlı, güvenilir ve kesintisiz hizmet sunmaya devam etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar Haber

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar

Türkiye, 40’ın üzerinde tesiste gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyon tonluk yıllık ham çelik üretimiyle dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor. Bu üretimin yaklaşık 10-12 milyon tonu kok kömürü kullanarak demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde, 25-30 milyon tonu ise hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştiriliyor. Ancak sektör fosil yakıtların ve girdilerin yoğun kullanımı nedeniyle büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna da neden oluyor. Halihazırda, Türkiye’de çelik sektörü yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor ve bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden kaynaklanıyor. İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin dört yıldır yürüttüğü ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi, Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının özellikle son üç yılda üretici girişimleri ve destekleyici kamu politikaları sayesinde önemli bir ivme kazandığını ortaya koyuyor. Devam eden çalışmanın bulguları, mevcut teknolojilerle önemli ölçüde emisyon azaltımının mümkün olduğunu gösteriyor. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, 2025 itibarıyla Türkiye’nin önde gelen 10 çelik üreticisinin 2030 ve/veya 2053 yıllarına yönelik sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ve yol haritalarını açıkladığını, bu sürecin kamu politikalarıyla da desteklendiğini söyledi. Baş, “Ancak çelik tedarik zincirinin tamamını kapsayan bir dönüşüm henüz istenilen düzeye ulaşmadı. Kamu alımları, yeşil ürün standartları, gömülü karbon emisyon içeriği ve ‘öncü pazarlar’ gibi talep yönlü politika araçları sektörün gündemine giremedi. Bu konularda çözüm üretilmeden ilerleme sağlanması mümkün değil” diye konuştu. Baş ayrıca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası’ raporu ile sektörün karbonsuzlaşma maliyetinin ortaya konmaya çalışıldığını, ancak bu çalışmanın güncellenmesi gerektiğini ifade etti. SEKTÖRÜN EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ YÜKSEK Türkiye’nin yaklaşık 50 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Baş, 2030’a kadar enerji, malzeme verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2030 sonrasında ise yeşil hidrojen teknolojilerinin sektördeki dönüşümün temelini oluşturacağını söyledi. Baş, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar mevcut teknolojilerle yüzde 30’lara varan mutlak azaltım yapması mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çelik sektörü yol haritasına göre 2053 net sıfır hedefi için sektörün yıllık yatırım maliyeti 1 ila 2 milyar dolar arasında. Raporda, yeşil hidrojene ek olarak 2040 sonrasında karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanılacağı öngörülüyor” dedi. Çelik sektörü için öngörülen dönüşüm maliyeti, Türkiye genelindeki yeşil dönüşüm ihtiyacının da bir parçasını oluşturuyor. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye - Ülke İklim ve Kalkınma Raporu’na göre Türkiye’nin tüm sektörlerde net sıfır hedefine erişmesi için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Bu maliyetin yarısının da özel sektör tarafından üstlenilmesi bekleniyor. Yatırımlarda sanayi sektöründeki dönüşüm için proseslerin değişmesi, elektrik üretiminde ve şebekede yapılacak dönüşümler ilk sırada yer alıyor. KARBONSUZLAŞMA ÜRETİCİLERLE SINIRLI DEĞİL Baş, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç olmadığını, çok paydaşlı bir yaklaşımla ilerleme sağlanabileceğini ifade etti ve şunları söyledi: “Hammadde tedarikçileri, enerji üreticileri, elektrik sağlayıcıları, kamu kurumları ve çeliği kullanan otomotiv, beyaz eşya ve inşaat gibi sektörler de dönüşümün aktif paydaşı olmalı. Üretici odaklı dar bakış açısı, sektörün dönüşüm kapasitesini sınırlandırıyor. Örneğin elektrik üretimi hedefleri sanayi ve ticaret politikalarıyla eşgüdümlü planlanmalı. Çünkü ark ocaklı tesislerde elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, elektrik üretimindeki kömür ve doğal gaz santrallerinin payıyla doğrudan bağlantılı. Elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu yüksek kaldıkça, ihraç edilen çeliğin gömülü emisyonu da yüksek kalıyor. Bu da AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar karşısında üreticilerin rekabet gücünü zayıflatan, yeterince konuşulmayan bir risk oluşturuyor.” KİRLİ SANAYİ ALGISI DEĞİŞEBİLİR Çalışma kapsamında yayınlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda ise çelik sektörünün uzun yıllardır ‘kirli’ sanayi ve zor çalışma koşullarıyla özdeşleşen imajının hem kamuoyundaki algıyı olumsuz etkilediği hem de sektöre işgücü çekilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor. Düşük karbonlu üretim uygulamaları, bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Baş, çalışanların dönüşüm sürecinin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, yetkinlikleri geliştirecek ve çalışma koşullarını iyileştirecek destek programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor. İPM’nin ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi kapsamındaki 10 politika önerisi ise şöyle: Çelik sektöründe ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmalı.Çelik sektöründe dönüşüm için çok aktörlü ve tedarik zinciri odaklı bir sorumluluk yapısı geliştirilmeli.Kamu kesiminde iklim politikası mimarisi ve kurumsal görev tanımları gözden geçirilmeli.Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı, sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı.Kirletici endüstriyel emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulmalı.Sanayide karbonsuzlaşmayı yönlendirecek çok paydaşlı bir platform kurulmalı.Düşük karbonlu çeliğe yönelik ulusal tanım, ölçütler ve standardizasyon sistemi oluşturulmalı.Elektrik üretimi sera gazı emisyon faktörü değeri (kgCO2e/kWh) için azaltım hedefi tanımlanmalı ve enerji dönüşümü ile sanayi iklim hedefleri uyumlu hale getirilmeli.Hurda yönetiminde çalışan sağlığı, çevre yönetimi, kalite, izlenebilirlik ve arz güvenliğini güçlendirmek üzere kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirilmeliHam çelik üreticileri için sera gazı emisyonu azaltım hedefi zorunluluğu getirilmeli, ortak hesaplama metodolojisi tanımlanmalı ve kamunun erişimine açık sera gazı emisyonu bilgi sistemi kurulmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek! Haber

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek!

Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. Pozitif psikoloji alanının dünyanın en saygın bilimsel organizasyonlarından biri olan 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi (10th World Congress on Positive Psychology), 7-10 Temmuz 2027 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından düzenlenen kongreye Üsküdar Üniversitesi öncelikli sponsor ve ev sahibi kurum olarak destek verecek. Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center'da gerçekleştirilecek. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise kongrede yalnızca ev sahibi üniversitenin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda IPPA tarafından oluşturulan Organizasyon Komitesi Eş Başkanı (Co-Chair of the Organizing Committee) olarak da görev alacak. Böylece Türkiye, pozitif psikoloji alanının en önemli uluslararası organizasyonlarından birine akademik ve bilimsel düzeyde liderlik eden ülkelerden biri olacak. Dünya pozitif psikolojisinin kalbi İstanbul'da atacak Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi'nin 10'uncusu, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Kongre boyunca; pozitif psikolojideki en güncel bilimsel araştırmalar, ruh sağlığı ve psikolojik iyi oluş, eğitim, sağlık, iş yaşamı, teknoloji, kamu politikaları, anlam ve amaç, bilgelik, kültürlerarası psikoloji, insan ilişkileri ve güçlü yönler temelli yaklaşımlar gibi birçok başlık, dünyanın önde gelen uzmanları tarafından ele alınacak. Üsküdar Üniversitesi uluslararası vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor Türkiye'de pozitif psikolojinin akademik gelişimine öncülük eden Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan bu yana bu alanda çok sayıda uluslararası kongre, bilimsel yayın ve eğitim programına imza attı. Üniversite, 2016 yılından itibaren düzenlediği Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongreleriyle alanın gelişimine önemli katkılar sağlarken, pozitif psikolojiyi lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine taşıyan öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıktı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan organizasyon komitesinin eş başkanı olacak Kongrenin hazırlık sürecinde Üsküdar Üniversitesi aktif rol üstlenirken, Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Organizasyon Komitesi Eş Başkanı olarak bilimsel ve organizasyonel çalışmalara katkı sağlayacak. Prof. Dr. Tarhan daha önce Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongrelerinin de başkanlığını yürüttü. IPPA'nın 20'nci yılı İstanbul'da kutlanacak Kongre; Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği'nin (IPPA) kuruluşunun 20'nci yılına denk geliyor. Bu yönüyle İstanbul, pozitif psikolojinin küresel gelişiminde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yapacak. IPPA Kongre Başkanı ve Başkan Adayı Dr. Tayyab Rashid, kongrenin temasının İstanbul'un tarihsel kimliğiyle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, yüzyıllardır kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan İstanbul'un, insanın gelişimini ve refahını merkeze alan böyle bir organizasyon için en anlamlı şehirlerden biri olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Girişim Sermayesi Ekosisteminin 20 Yıllık Karnesi Açıklandı Haber

Türkiye Girişim Sermayesi Ekosisteminin 20 Yıllık Karnesi Açıklandı

Koç Üniversitesi – ESAS Holding Alternatif Yatırımlar Merkezi (KUES) tarafından hazırlanan “Türkiye Girişim Sermayesi Ekosistemi Raporu”, 18 Haziran’da düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı. ESAS Plaza Hubitat’ta gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin mevcut görünümü, yatırım eğilimleri, sektörel dağılımı ve gelişim alanlarına ilişkin rapor bulguları değerlendirildi. Etkinliğe T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Coştu katılırken; ESAS Yönetim Kurulu Üyesi ve Grup CEO’su Çağatay Özdoğru ile Koç Üniversitesi Araştırma ve İnovasyondan Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Ürey toplantının açılış konuşmalarını gerçekleştirdiler. KUES Akademik Direktörü Doç. Dr. Uğur Çelikyurt ise yaptığı sunumda rapor ile ilgili öne çıkan verileri ve bulguları paylaştı. Çağatay Özdoğru: “Türkiye kendi dinamiklerine sahip bir ekosistem haline geldi” Toplantıda konuşan ESAS Yönetim Kurulu Üyesi ve Grup CEO’su Çağatay Özdoğru, raporun Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin son yıllardaki gelişimini ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “ESAS olarak, sürdürülebilir büyümenin ve geleceği inşa etmenin yolunun alternatif yatırımlardan ve teknoloji odaklı girişim sermayesi ekosistemini desteklemekten geçtiğine inanıyoruz. Koç Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz KUES bünyesinde hazırlanan bu rapor, ekosistemimizin kat ettiği mesafeyi ve ulaştığı olgunluk düzeyini ortaya koyuyor. Türkiye artık tesadüfi ya da münferit başarı hikâyeleriyle anılan bir yapı olmaktan çıkarak, kendi dinamiklerine, güçlü bir bilgi birikimine ve yatırım kültürüne sahip bir ekosistem haline geldi. 2020-2022 yıllarında ulaşılan yüksek yatırım seviyelerinin ardından 2025 yılında daha dengeli bir görünüm oluşsa da bugün ulaşılan ölçek geçmiş dönemlerin önemli ölçüde üzerinde bulunuyor. İşlemlerin büyük bölümünü oluşturan erken aşama girişimler, ekosistemin en güçlü yönlerinden biri olmayı sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde girişimlerin büyüme ve ölçeklenme aşamalarında ihtiyaç duyduğu finansman kaynaklarının güçlendirilmesi, ekosistemin gelişimi açısından önem taşıyor. Yabancı yatırımcı ilgisinin artması ve yerli yatırımcıların uluslararası pazarlardaki faaliyetleri de Türkiye’nin küresel girişimcilik ağları içindeki konumunu destekliyor. Son 15 yılda uygulanan kamu politikaları, teşvikler ve üniversite-sanayi iş birlikleri de bu gelişimde önemli rol oynadı. ESAS olarak alternatif yatırımlara odaklanmayı, ekosistemin gelişimine katkı sunmayı ve Türkiye’nin teknoloji odaklı küresel rekabet gücünü destekleyecek adımlar atmayı sürdüreceğiz. Prof. Dr. Hakan Ürey: “KUES, akademi ile iş dünyasının ortak akıl ve ortak değer üretme kapasitesinin güçlü bir örneğidir” Koç Üniversitesi Araştırma ve İnovasyondan Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Ürey ise girişimcilik ekosistemlerinin yalnızca sermaye ile değil; bilgi, araştırma, insan kaynağı ve güçlü iş birlikleriyle geliştiğine dikkat çekti. Ürey, üniversitelerin yalnızca eğitim ve araştırma yapan kurumlar değil, aynı zamanda girişimcileri, yatırımcıları ve fikirleri bir araya getiren ağların merkezinde yer alan stratejik aktörler olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Bu rapor, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin son 20 yıllık dönüşümünü ortaya koyarken, üniversitelerin girişimcilik ve inovasyon ekosistemindeki kritik rolünü de görünür kılıyor. Koç Üniversitesi ile ESAS iş birliğiyle kurulan KUES, akademi ile iş dünyasının ortak akıl ve ortak değer üretme kapasitesinin güçlü bir örneğidir. Merkezin daha ilk yılında ortaya koyduğu bu kapsamlı çalışma, yalnızca bugünü anlamamıza yardımcı olmuyor; aynı zamanda Türkiye’nin girişimcilik, teknoloji ve yatırım politikalarına yön verecek önemli bir referans kaynak oluşturuyor.” 11 Binden fazla yatırım işlemi analiz edildi PitchBook ve Startups.watch veri tabanlarından yararlanılarak hazırlanan rapor, 2006-2025 döneminde gerçekleşen 11 binden fazla yatırım işlemini, 5.800’den fazla girişimi ve 4.500’den fazla yatırımcıyı kapsıyor. Çalışma, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin son 20 yıldaki gelişimini ve temel eğilimlerini veri odaklı bir yaklaşımla inceliyor. Rapora göre Türkiye girişim sermayesi ekosistemi son yıllarda istikrarlı bir büyüme gösterdi. Özellikle 2018 sonrasında yatırım işlem sayılarında belirgin artış yaşanırken, 2020-2022 dönemi yatırım tutarlarında tarihi seviyelere ulaşıldı. 2025 yılında daha dengeli bir görünüm öne çıksa da ekosistemin ulaştığı toplam hacim ve işlem ölçeği geçmiş dönemlerin üzerinde seyretmeye devam etti. Erken aşama girişimler ekosistemin temel gücünü oluşturuyor Rapora göre girişim sermayesi işlemlerinin yaklaşık %80’i tohum aşamasında gerçekleşirken, toplam yatırım hacminin yaklaşık %66’sı geç aşama yatırımlardan kaynaklanıyor. Bu tablo, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin en güçlü yönünün yeni girişimler üretme kapasitesi olduğunu, en önemli zorluğunun ise bu girişimlerin büyüme ve ölçeklenme süreçlerini finanse etmek olduğunu ortaya koyuyor. Sektörel dağılım incelendiğinde yazılım sektörü hem yatırım işlem sayısında hem de yatırım tutarında ilk sırada yer alıyor. Yazılımı perakende ve finans dışı hizmetler takip ederken, teknoloji yoğun sektörlerin yatırım çekme performansı dikkat çekiyor. Uluslararası bağlantılar güçleniyor Rapor, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin uluslararası yatırım ağlarıyla daha güçlü ilişkiler kurduğunu ortaya koyuyor. Gerçekleşen işlemlerin yüzde 75’i yerli yatırımcılar ile yerli girişimler arasında gerçekleşirken, yurt dışı bağlantılı yatırımlar daha yüksek işlem hacimleriyle öne çıkıyor. Yabancı yatırımcıların Türkiye merkezli girişimlere ilgisinin arttığı, yerli yatırımcıların da yurt dışındaki girişimlerde daha aktif rol almaya başladığı görülüyor. Özellikle yüksek tutarlı yatırımların ölçeklenme aşamasındaki şirketlerde yoğunlaştığı belirtiliyor. Coğrafi dağılım açısından İstanbul ekosistemin merkezi konumunu korurken, Ankara ikinci önemli merkez olarak öne çıkıyor. Raporda ayrıca bazı şehirlerin ekonomik büyüklüklerinin üzerinde bir girişimcilik performansı sergilediğine dikkat çekiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayer Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Senem Görel Oldu Haber

Bayer Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Senem Görel Oldu

Kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı ile çevre, sosyal ve yönetişim uygulamaları alanında (ESG) güçlü bir deneyime sahip olan Senem Görel, 1 Haziran tarihi itibarıyla Bayer Türkiye’ye Kurumsal İlişkiler Direktörü olarak katıldı. Görel; Bayer Türkiye’nin kurumsal ilişkiler, kamu politikaları ve paydaş katılımı süreçlerinin yönetim stratejilerine yön verecek. Kariyeri boyunca Opella, Vodafone ve Coca-Cola gibi küresel şirketlerde üst düzey liderlik pozisyonlarında bulunan Görel, son olarak Opella bünyesinde Afrika, Orta Doğu ve Türkiye Bölgesi Kamu ve Kurumsal İşler Lideri olarak görev yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü mezunu olan Senem Görel’in, yine aynı üniversiteden Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisans derecesi bulunuyor. Bayer Hakkında Bayer, sağlık ve beslenme ile ilgili yaşam bilimleri alanlarında uzmanlaşmış küresel bir şirkettir. "Herkes için Sağlık, Sıfır Açlık" misyonu doğrultusunda, artan ve yaşlanan küresel nüfus nedeniyle çağımızın önemli sorunlarına ürün ve hizmetleriyle çözüm sunmaya katkıda bulunarak insanlara ve yaşadığımız gezegene destek olmayı amaçlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı olan şirket, faaliyet gösterdiği alanlarda olumlu etki yaratma konusunda kararlıdır. Bayer Grup, aynı zamanda inovasyon ve büyüme yoluyla değer yaratmayı ve kâr etme gücünü artırmayı hedeflemektedir. Bayer markası tüm dünyada güveni, kaliteyi ve güvenilirliği temsil etmektedir. 2025 mali yılı itibarıyla yaklaşık 88 bin çalışana ve 45,6 milyar Avro satış cirosuna sahip olan Bayer’in Ar-Ge harcaması ise 5,8 milyar Avro düzeyindedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Instagram’ın Yeni Genç Hesapları Özelliği Artık Türkiye’de Haber

Instagram’ın Yeni Genç Hesapları Özelliği Artık Türkiye’de

Meta, Genç Hesapları’na gelen 13+ film derecelendirme kriteriyle Türkiye’deki gençlerin 13+ yaş grubuna uygun bir filmi içeriğine eşdeğer içerikler görmesini sağlamayı amaçladığını ifade etti. Şirket, özelliğin Ekim 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya’da kullanıma sunulmasının ardından Türkiye de dahil birçok ülkede artık kullanılmaya başladığını açıkladı. Güncellenen varsayılan 13+ içerik ayarlarıyla yaşa uygun yeni bir deneyim Genç Hesapları’nın halihazırda gençleri uygunsuz içeriklerden korumak üzere tasarlandığının altını çizen Meta, güncellenmiş varsayılan 13+ içerik ayarıyla uygunsuz olabilecek daha fazla içeriği gizlemek için yaşa uygun yönergelerini iyileştirmeye devam ettiğini bildirdi. Sosyal medya ile filmler arasında farklar olduğunu kabul eden Meta, ilkelerini ebeveynlerin zaten aşina olduğu bağımsız bir standartla uyumlu hale getirdiğini açıkladı; böylece gençlerin 13+ ayarındaki deneyimlerinin, 13 yaş ve üzeri için uygun görülen bir filmi izlemenin Instagram'daki karşılığına daha yakın hissettireceğini belirtti. Bu güncellenmiş ilkeler kapsamında 18 yaş altındaki gençlerin otomatik olarak bu ayara yerleştirileceğini ifade eden Meta, gençlerin ebeveyn izni olmadan bu ayardan çıkamayacaklarını vurguladı. Meta, ebeveynlerin, çocuklarının dijital deneyimlerinin kendi yaş grupları için belirlenmiş standartlara dayandığı konusunda içlerinin daha rahat olmasını hedeflediğini açıkladı. Meta Türkiye ve Azerbaycan Kamu Politikaları Direktörü Sezen Yeşil konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu yeni korumaların Türkiye'de kullanıma sunulmasıyla birlikte, ebeveynlerin gençlerin güvenliğine ilişkin endişelerine yanıt verme konusunda anlamlı bir adım daha atıyoruz. 13+ film derecelendirme sisteminin bilinen standartlarından ilham alarak, Türkiye’deki gençler için daha güvenli ve yaşlarına daha uygun bir deneyim sunmayı, aynı zamanda ebeveynlere çocuklarının dijital yolculuklarını desteklemeleri için ihtiyaç duydukları araçları sağlamayı amaçlıyoruz.” Kapsamlı korumalar ve ebeveyn kontrolü Meta, güncellenen korumaların Hesaplar, Arama, İçerik Deneyimi ve Yapay Zeka etkileşimleri dahil olmak üzere Instagram’ın genelinde geçerli olduğunun altını çizdi. 13+ film derecelendirme kriterleri ve ebeveyn geri bildirimleri ışığında gözden geçirilen iyileştirilmiş yönergelerin; küfürlü dil, belirli riskli fiziksel hareketleri veya tütün ve alkol kullanımı gibi zararlı olabilecek davranışları teşvik edebilecek içerikleri gizleyerek veya önermeyerek mevcut kurallarını daha da ileri taşıdığını belirtti. Genç Hesapları’ndaki güvenlik önlemlerinin kapsamlı bir şekilde uygulandığını ifade eden Meta, bir gence DM yoluyla yaşa uygun olmayan bir içeriğe yönelik doğrudan bağlantı gönderilmesi durumunda, gencin bu bağlantıyı açamayacağını açıkladı. Şirket, güncelleme kapsamında gençlerin belirli hesaplarla nasıl etkileşim kuracağına dair daha sıkı kontroller de getirdiğini duyurdu. Gençlerin artık düzenli olarak yaşlarına uygun olmayan içerik paylaşan hesapları takip edemeyeceğini, bu hesaplara mesaj gönderemeyeceğini veya bu hesapların yorumlarını göremeyeceğini belirten Meta, bu korumaların çift taraflı çalıştığının ve belirlenen bu hesapların da gençleri takip etmesinin veya gönderileriyle etkileşime girmesinin benzer şekilde engelleneceğinin altını çizdi. Arama bölümünde ise Meta, gençlere uygun olmayan yasaklı terimler listesini ‘alkol’ veya ‘vahşet’ gibi kategorileri içerecek şekilde genişlettiğini ve bu terimlerin yanlış yazılsa dahi engellenmesinin sağlanacağını açıkladı. Kısıtlı İçerik Her ailenin farklı olduğunu kabul eden Meta, daha da kısıtlayıcı bir deneyimi tercih eden ebeveynler için “Kısıtlı İçerik” adlı yeni ve daha sıkı bir ayarı da kullanıma sunuyor. Ebeveynlere, gençlerin Instagram’da neler göreceği konusunda daha fazla kontrol sağlamak üzere tasarlanan Kısıtlı İçerik özelliğinin, Genç Hesap deneyiminden daha fazla içeriği filtreleyeceğini açıklayan Meta, bu ayarın aynı zamanda gençlerin gönderilerin altındaki yorumları görme, yorum yapma veya yorum alma yetkisini de kaldıracağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama Haber

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama

Türkiye’nin En Sevilen* ve En Teknolojik** Online Yemek Sipariş Markası Yemeksepeti, organizasyon yapısını sektörün deneyimli isimleriyle güçlendirmeye devam ediyor. Pazarlama dünyasındaki global tecrübesiyle Mert Tanyeri ve ticaret diplomasisi ile hukuk alanındaki köklü geçmişiyle Dilan Can, Yemeksepeti’nin gelecek vizyonuna katkı sunmak üzere yeni görevlerine başladılar. Mert Tanyeri, bölgesel pazarlama deneyimini Yemeksepeti’ne taşıyor Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve İşletme çift anadal programlarından dereceyle mezun olan Mert Tanyeri, kariyerine 2012 yılında PepsiCo’da başladı. Ardından Eti, Ferrero, L’Oréal ve Hepsiburada gibi yerel ve global devlerde marka yönetimi ve büyüme alanlarında kritik sorumluluklar üstlendi. Yemeksepeti ailesine Şubat 2024’te Kıdemli Pazarlama Lideri olarak katılan Tanyeri, sergilediği başarılı performansın ardından Ekim 2024’te Delivery Hero bünyesinde “Bölgesel Pazarlama Lideri” (Regional Head, Marketing Campaigns) rolüne getirildi. Bu süreçte Delivery Hero pazarlarında halen kullanılmakta olan kampanya stratejilerinin oluşturulmasına aktif katkı sağlayan Tanyeri, Ocak 2026 itibarıyla Yemeksepeti Pazarlama Lideri olarak atandı. Tanyeri, yeni görevinde markanın tüm pazarlama operasyonlarına ve büyüme stratejilerine liderlik edecek. Kamu Politikaları ve Kamu İlişkilerine Dilan Can Liderlik edecek Yemeksepeti’nin Kamu Politikaları ve Kamu İlişkileri Direktörü görevine getirilen Dilan Can, şirketin kamu kurumlarıyla olan ilişkilerini, regülasyon süreçlerini ve iş dünyası paydaşlarıyla olan temaslarını yönetecek. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ve kariyerine avukat olarak başlayan Can, uzun yıllar T.C. Ticaret Bakanlığı bünyesinde Dış Ticaret Uzmanı olarak görev yaptı. Özellikle Dünya Ticaret Örgütü, ABD ve AB ülkeleriyle ikili ticari ilişkilerimiz ile uluslararası anlaşmalar ve hizmet ticareti konularında uzmanlaşan Can, ABD ile ikili ticari ilişkilerimizle ilgili olarak yürüttüğü çalışmalardan ötürü ABD Dışişleri Bakanlığınca düzenlenen IVLP programına iki kez davet edildi. Son olarak, Dilan Can, Çin’in üretim ve teknoloji merkezi olarak konumlanan Guangdong eyaletinin başkenti Guangzhou’da Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı Ticaret Ataşesi olarak ülkemizi temsil etti. Bu görevinde ticari ilişkilerimizin zenginleştirilmesi, sınır ötesi e-ticaret, dijital hizmetler, yatırımlar ve teknoloji ekosistemi üzerine yoğunlaşan Dilan Can, kamu nezdindeki paydaş yönetimi ve regülasyon konusundaki derin tecrübesini artık Yemeksepeti’nin kurumsal hedefleri doğrultusunda kullanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.