Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kamulaştırma

Kapsül Haber Ajansı - Kamulaştırma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamulaştırma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

RES Yatırımlarında Tarımı Koruyan Yeni Model Haber

RES Yatırımlarında Tarımı Koruyan Yeni Model

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından RES projelerinde tarım arazilerinin kullanımına ilişkin uygulamada yapılan değişiklikle, türbinlerin dönen kanatlarının kapsadığı izdüşüm alanları artık tarım dışı kullanım kapsamında değerlendirilmeyecek. Yeni modelde yalnızca türbinlerin kurulduğu platform alanları ile ulaşım yolları için tarım dışı kullanım izni verilecek ve TAD portal girişi bu alanlarla sınırlı tutulacak; kanat izdüşüm (süpürme) alanları ise TNKA olarak planlanarak kamulaştırma sonrasında tarımsal üretime devam edilebilecek. YENİ DÜZENLEMEYLE TARIM ARAZİLERİNDE GEREKSİZ KAYIP ÖNLENECEK Uygulamanın sahadaki etkisi tekil proje düzeyinde dahi belirgin biçimde ortaya çıkıyor. Örnek bir RES projesinde 18 türbinin toplam süpürme alanı yaklaşık 463 bin metrekareyi bulurken, fiilen inşaata konu olan platform alanı bu alanın yalnızca %29'unu oluşturuyor. Geriye kalan yaklaşık %71'lik kısım — yani yaklaşık 33 hektar tarım arazisi — mevcut uygulamada gereksiz yere tarım dışı bırakılırken, yeni modelle bu alanlar üretimde kalabilecek. Uygulama ülke geneline yaygınlaştığında korunacak tarım arazisi miktarının çok daha yüksek olacağı öngörülüyor. Enerji yatırımları ile tarımsal üretimin doğru planlama sayesinde birlikte sürdürülebileceğini belirten ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yenilenebilir enerji yatırımları ile tarımsal üretimi birbirinin alternatifi olarak görmek doğru değil. Doğru planlanan projelerde her iki alanın birlikte değer üretmesi mümkün. Yeni düzenleme de bu anlayışı destekleyen önemli bir yaklaşım ortaya koyuyor. Tarım arazilerinin korunması, yatırım süreçlerinin daha verimli yönetilmesi ve gereksiz arazi kayıplarının önlenmesi açısından sektör adına değerli bir gelişme olduğunu düşünüyoruz” açıklamalarında bulundu. DOĞRU PLANLAMA HEM YATIRIMI HEM ÜRETİMİ GÜÇLENDİRİYOR ARI-ES Enerji olarak proje geliştirme süreçlerinde arazi seçiminden izin süreçlerine kadar tüm aşamalarda tarımsal üretim, çevresel sürdürülebilirlik ve yatırım ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdiklerini belirten Arıcı, bu yaklaşımın uzun yıllardır yürüttükleri çalışmaların temelini oluşturduğunu söyledi. “Her proje bulunduğu bölgenin çevresel, teknik ve sosyoekonomik koşulları dikkate alınarak planlanmalı. Doğru mühendislik yaklaşımıyla hem yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanabilir hem de verimli tarım arazileri korunabilir. Yeni düzenleme ile birlikte RES yatırımlarında gereksiz tarım dışı kullanım izinlerinin azaltılması, tarım arazilerinin üretimde kalmaya devam etmesi, kamulaştırma ve TAD portal süreçlerine ilişkin işlem yükünün hafifletilmesi ve yatırım süreçlerinin daha etkin yönetilmesi hedefleniyor. Türkiye'nin enerji dönüşümünde sürdürülebilir arazi planlaması bundan sonraki dönemin en kritik başlıklarından biri olacak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MASKİ'den Kuluncak'a Hayat Veren Yatırım Haber

MASKİ'den Kuluncak'a Hayat Veren Yatırım

Yaklaşık 7 bin kişilik eşdeğer nüfusun kesintisiz ve sağlıklı içme suyuna erişimini hedefleyen proje kapsamında, Sivas Sarıca Havzası'ndan ilçeye yeni içme suyu iletim hattı döşenirken, akıllı şebeke mimarisi ve SCADA entegrasyonu sayesinde su kayıplarının önlenmesi amaçlandı. Çalışmalar kapsamında altyapı nedeniyle bozulan yollar da eş zamanlı olarak yenilenerek vatandaşların hizmetine sunuldu. AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Boyraz: “Kuluncak Temiz Suya Kavuştu” Çalışmalardan memnuniyetini belirten AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Boyraz: “Sarıca'dan Kuluncak’a su getiren başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a Sayın Devlet Bahçeli’ye, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sami Er’e, milletvekillerimiz, il başkanımıza, MASKİ Genel Müdürümüz Sinan Çeçen'e, Daire Başkanlarına ve geçmişten bugüne tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Hepsinden Allah razı olsun. Sağ olun.” dedi. Kuluncak Belediye Başkanı Erhan Cengiz “Asırlardır Bu Sorunu Yaşıyorduk” İlçedeki su sorununa ve projenin detayları hakkında bilgi veren Kuluncak Belediye Başkanı Erhan Cengiz : “İlçemizin asırlardır süregelen bir içme suyu sorunu vardı. Hamdolsun, bu sorunun çözümü bizim dönemimize nasip oldu. Bu süreçte Malatya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Sami Er ile MASKİ Genel Müdürümüz Sayın Sinan Çeçen'in önemli katkıları oldu. Elbette en büyük destek ise Sayın Cumhurbaşkanımızdan geldi. Kendileri, acele kamulaştırma kararını bizzat imzalayarak sürecin hızlanmasını sağladı ve projenin hayata geçirilmesi için gerekli bütçenin ayrılmasına destek verdi. Bu katkılar sayesinde ilçemiz için çok önemli bir yatırım hayata geçirilmiş oldu. MASKİ Genel Müdürlüğü hummalı bir çalışma yürüterek 400 milyon TL değerinde 41 kilometrelik isale hattı ile Sivas Sarıca’dan Kuluncak’a temiz suyu getirdi. Ve ilçemizin gelecekteki, gelecek nesillerin içme suyu sorunu da çözülmüş oldu. Bu projeyle çok şükür yeni su kaynağına ulaşıyoruz. Proje de son rötuşları yapılıyor. İnşallah iki haftaya kadar da Kuluncak halkı olarak yeni su kaynağımızdan suyumuzu içebileceğiz Bugüne kadar emeği geçen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e, MASKİ Genel Müdürüme ve daire başkanlarımıza, emeği geçen her herkese teşekkür ediyorum” dedi. MASKİ Genel Müdürü Sinan Çeçen: “Kritik Bir Projeydi, Bitirildi” Projenin arka planı ve finansmanına ilişkin açıklamada bulunan MASKİ Genel Müdürü Sinan Çeçen: “Kuluncak'ta bizim için çok kritik bir projemiz devam ediyordu. Bu proje çok uzun vadeli bir projeydi. Çok ciddi kişilerin emekleri var. Eski yöneticilerin, arkadaşların da, yeni yönetimdeki arkadaşların da emekleri var. Deprem döneminde uluslararası finans desteğiyle bu proje hayata geçirildi. Sivas'tan bir 41 kilometrelik bir ishale hattıyla yeni şebekeyi yaptık. Ve şehir ilçe merkezimizdeki 6 tane depo yaparak buradaki şebekenin sadece ishale hattını yenilemek değil işletme açısından da yönetebilir hale getirerek alt bölge sistemini çalıştırdık. Buradaki su arzı ile ilgili işletmesini SCADA entegrasyonunda izleme yaparak biz sağlıklı bir su temini ve kesintisiz su arzı ilkesiyle buranın işletmesini yapmayı planlıyoruz. Son final aşamasındayız. Yakın zamanda işletmeyi alacağız. Bu konuda tesisimizi vatandaşların su arzını sağlamış olacağız. Bu projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen, ilçe başkanlarımıza, belediye başkanımıza, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Sami Er'e ve hükümetimizin sağladığı desteklere teşekkür ediyorum. Ayrıca, sürecin her aşamasında özveriyle çalışan ekip arkadaşlarıma da emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.”dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi Haber

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılan YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Türkiye’de deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çerçevesini ilk kez bu ölçekte somutlaştırdı. Toplam 1.000 MW kapasiteli deniz üstü rüzgâr santraline ilişkin bağlantı kapasitesi tahsisini ve ilgili YEKA kullanım hakkını düzenleyen taslak, yalnızca yeni bir ihale sürecini değil; Türkiye’nin offshore rüzgârda nasıl bir yatırım modeli kurmak istediğini de ortaya koyuyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, taslağın Türkiye açısından önemli bir başlangıç olduğunu ancak offshore’da asıl belirleyici unsurun, açıklanan modelin yatırımcı açısından sürdürülebilir ve uygulanabilir hale gelmesi olacağını söyledi. TÜRKİYE’NİN DENİZÜSTÜ POTANSİYELİ, BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNİN ÜZERİNDE Dünya Bankası’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü “Offshore Wind Roadmap for Türkiye” çalışmasına göre, Türkiye’nin karasularındaki teknik denizüstü rüzgâr potansiyeli yaklaşık 75 GW seviyesinde bulunuyor. Bu potansiyelin büyük bölümü başta Ege ve Marmara olmak üzere belirlenen ana bölgelerde yoğunlaşıyor. Aynı yol haritası, Türkiye’nin 2035’e kadar yaklaşık 5 GW denizüstü rüzgâr kapasitesine ulaşabileceği bir gelişim senaryosu öngörüyor. Türkiye’nin denizüstü rüzgâr potansiyelinin birçok Avrupa ülkesinin üzerinde olduğunu vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yaklaşık 75 GW’lık teknik potansiyel, Türkiye açısından offshore’un bir ‘olur mu’ sorusu değil, bir zamanlama ve model sorusu olduğunu gösteriyor. 1.000 MW’lık ilk yarışma, bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık geliyor; ancak doğru kurgulandığında arkasından gelecek çok daha büyük kapasitenin de yolunu açacak bir pilot işlevi görüyor. Kara rüzgârında Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin sanayi birikimi, gemi inşa geleneği ve liman altyapısı, bu potansiyeli yalnızca bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda bir tedarik zinciri ve ihracat fırsatı olarak değerlendirme imkânı sunuyor” dedi. TASLAK, GELİŞTİRME RİSKİNİ KISMEN TANIMLIYOR Taslağa göre yarışmayı kazanan yatırımcının, sözleşme imzasından itibaren en geç 1 yıl içinde ölçümlere başlaması ve en az 12 aylık meteorolojik/oşinografik ölçüm yapması gerekiyor. Ölçümler sonucunda kapasite faktörünün yüzde 40’ın altında çıkması halinde ise yatırımcı, gerekçe raporu sunarak sözleşmenin feshini talep edebiliyor. Benzer şekilde deniz tabanı araştırmaları sonrasında kapasitenin yüzde 50’sine kadar tadil edilmesi veya sözleşmeden çekilme imkânı da tanımlanıyor. Bu hakların ilk 4 yıl içinde kullanılabilmesi öngörülüyor. Şartname taslağında yatırımcı açısından en dikkat çekici başlıklardan birinin, ölçüm ve fizibilite sonuçlarına bağlı olarak tanımlanan çıkış mekanizmaları olduğunu belirten Arıcı: “YEKA DÜRES-2026 taslağı bu anlamda önemli; çünkü ilk kez offshore tarafında yalnızca potansiyel değil, ihalenin ekonomik, teknik ve operasyonel çerçevesi de tarif ediliyor. Ancak offshore gibi sermaye yoğun ve geliştirme süresi uzun bir alanda asıl mesele ihaleyi açmak değil; yatırımcının riskini doğru tarif eden, finansmanı mümkün kılan ve sahada uygulanabilir bir model kurabilmek. Bu yaklaşım önemli çünkü offshore projeler masa başında değil, sahada netleşen çok sayıda teknik veriye bağlı. Rüzgâr rejimi, deniz tabanı, temel tasarımı, kablo güzergâhı, liman lojistiği gibi değişkenler yatırımın nihai fizibilitesini ciddi biçimde etkiliyor. Taslağın bu belirsizlikleri yok saymak yerine belli ölçüde tanımlaması, yatırımcı açısından olumlu bir sinyal” diye konuştu. YERLİLİK YAKLAŞIMI DEĞERLİ, ANCAK OFFSHORE’UN GERÇEK MALİYET YAPISIYLA BİRLİKTE ELE ALINMALI Taslakta yer alan asgari yüzde 25 yerlilik zorunluluğunun ve bu oranın altında kalınması halinde eksik her yüzde 1’lik dilim için 5 milyon ABD doları ceza öngörülmesinin, Bakanlığın offshore’u yalnızca bir elektrik üretim yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası aracı olarak da kurguladığını gösterdiğini belirten Arıcı, “Türkiye’nin rüzgâr sanayisinde ciddi bir birikimi var; ancak offshore, karasal rüzgârdan çok daha farklı bir tedarik zinciri gerektiriyor. Burada yalnızca türbin ekipmanı değil; deniz üstü temel yapıları, denizaltı kablolama, liman altyapısı, kurulum ekipmanları, servis yapısı ve uzman insan kaynağı da devreye giriyor. Dolayısıyla yerlilik hedefi değerli olmakla birlikte, bu hedefin sektörün bugünkü kapasitesi ve offshore’un gerçek maliyet yapısı ile uyumlu bir geçiş planı içinde değerlendirilmesi kritik” dedi. Taslak yerlilikte yalnızca yaptırım değil, teşvik de tanımlıyor. Asgari %25 yerlilik oranının sağlanması kaydıyla, Ek-1’de listelenen aksamın Yerli Malı Belgeli kullanılması durumunda Nihai Alım Fiyatının uygulanmaya başladığı ilk 5 yıl boyunca fiyata ek bedel ekleniyor: jeneratör ve dişli kutusu/doğrudan tahrikli jeneratör için 0,60; kanat için 0,30; temel yapısı ve denizaltı kablolar için 0,20’şer; kule için 0,10 ABD Doları-cent/kWh. En yüksek katsayının jeneratör ve kanatta belirlenmesi, Bakanlığın yerlileştirmede hangi tedarik kalemlerini önceliklendirdiğini de ortaya koyuyor. FİYAT MEKANİZMASI YATIRIMCI İŞTAHI KADAR FİNANSMAN TARAFI İÇİN DE BELİRLEYİCİ OLACAK YEKA DÜRES-2026 taslağında yarışma için 11,00 ABD Doları-cent/kWh tavan fiyat ve 7,00 ABD Doları-cent/kWh taban fiyat belirlendiğini hatırlatan Arıcı, kapalı zarf tekliflerin ardından en düşük teklif sahipleri arasında açık eksiltme yapılacak olmasının, fiyat rekabetini artıracağını ancak offshore projelerde yalnızca yarışma fiyatına odaklanmanın eksik kalacağını ifade etti. Arıcı, “Taslağa göre ilk kabulün sözleşme imza tarihinden itibaren ilk 7 yıl içinde yapılması halinde, bu ilk 7 yıl boyunca üretilen elektrik için 12,00 ABD Doları-cent/kWh fiyat uygulanacak. İlk kabul sonrası dördüncü yılın bitiminden itibaren ise kapasite faktörü performansına bağlı nihai alım fiyatı devreye girecek. Erken devreye alma için getirilen 12 cent’lik mekanizma önemli bir teşvik unsuru. Ancak offshore projelerde finansman kuruluşlarının bakacağı başlık yalnızca ilk fiyat değil; izin süreçleri, inşaat takvimi, tedarik güvenliği, deniz operasyonlarının yönetimi ve sözleşme çerçevesinin öngörülebilirliği olacak. Dolayısıyla bu modelin gerçek gücü, sadece ihale günündeki rekabetten değil, finansman tarafında ne kadar bankable bulunduğundan anlaşılacak” değerlendirmesinde bulundu. Taslak, fiyatı üretim performansına da bağlıyor: ekonomik açıdan en avantajlı teklif %43 kapasite faktörüne göre verilmiş sayılıyor (Sözleşme Fiyatı) ve kapasite faktöründeki her bir birimlik düşüş için alım fiyatı %2,5 artırılıyor; faktörün %40’ın altına inmesi halinde %40 seviyesine karşılık gelen fiyat geçerli oluyor. Santral için Lisans süresi 49 yıl, elektrik alım süresi ise 27 yıl olarak tanımlanıyor. Bu kademelendirme, üretim performansı ile gelir arasındaki ilişkiyi finansman kuruluşları açısından öngörülebilir kılması bakımından önem taşıyor. TEMİNAT BÜYÜKLÜĞÜ VE TAKVİM, GÜÇLÜ YATIRIMCIYI ÇAĞIRIYOR AMA HATA PAYINI DARALTIYOR Taslakta başvuru aşamasında 50 milyon ABD doları, sözleşme öncesinde ise 200 milyon ABD doları tutarında teminat mektubu öngörülmesinin, Bakanlığın projeyi güçlü sermaye yapısına sahip yatırımcılarla ilerletmek istediğini gösterdiğini belirten Arıcı, “Şartnameye göre DÜRES için önlisans süresi azami 36 ay, lisans sonrası inşaat süresi de azami 36 ay olarak belirlenirken, belirli koşullarda inşaat süresine 12 aya kadar ek uzatma imkânı tanımlanıyor. Offshore projelerde takvim yalnızca yatırımcının performansına bağlı ilerlemez; deniz koşulları, tedarik takvimi, liman hazırlıkları, izin süreçleri ve şebeke bağlantısı gibi çok katmanlı unsurlar devreye girer. Bu nedenle belirlenen takvimin gerçekçi saha koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi, hem yatırımcı iştahı hem de projenin başarıyla tamamlanması açısından kritik” dedi. YEKA MODELİNİN ASIL AVANTAJI, İZİN VE ALTYAPI SÜREÇLERİNDE KAMUYU SÜRECİN İÇİNE ALMASI Taslağın yatırımcı açısından en güçlü yanlarından birinin, projeyi salt bir lisans tahsisi olmaktan çıkarıp kamuyu sürecin tarafı haline getirmesi olduğunu belirten Arıcı, “YEKA modelinin offshore’daki asıl katkısı, yatırımcıyı izin ve altyapı süreçlerinde yalnız bırakmaması. Taslakta Bakanlık; YEKA’nın yatırıma hazırlanması ve kamu kurumlarından alınması gereken izin ve onayların süresinde tamamlanması için iyi niyetle hareket etmeyi, iletim tesisleri ve nakil hatlarında koordinasyonu sağlamayı, alanın verimliliğini olumsuz etkileyecek imar düzenlemelerine karşı önlem almayı ve gerektiğinde şalt sahası ile enerji nakil hattı için acele kamulaştırma yapılabilmesini taahhüt ediyor. Bağlantı kapasitesinin baştan tahsis edilmiş olması, sahanın Resmî Gazete’de YEKA olarak ilan edilmesi ve 49 yıllık kullanım hakkı; izin ve arazi riskinin yüksek olduğu offshore’da yatırımcıya ciddi bir öngörülebilirlik sağlıyor. Buna YEKDEM kapsamındaki döviz bazlı ve uzun süreli alım garantisi eklendiğinde, model finansman tarafında güçlü bir zemin kazanıyor” dedi. Modelin sağladığı mali avantajlar da bununla sınırlı değil. Taslağa göre üretilen elektrik için TEİAŞ’a ödenen iletim tarifesi bedelleri 27 yıl boyunca YEKDEM kapsamında yatırımcıya geri ödeniyor; yatırımcı tarafından yapılan enerji nakil hattı bedelinin TEİAŞ tarafından geri ödenmesinde ise süre 1 yıl olarak uygulanıyor. Sistem işletmecisinden kaynaklanan kısıt talimatları nedeniyle oluşan gelir kayıplarının da alım süresi boyunca telafi edilmesi, yatırımcının operasyonel riskini kamu tarafıyla paylaşan bir çerçeve ortaya koyuyor. TÜRKİYE İÇİN ASIL SORU, OFFSHORE’UN BAŞLAYIP BAŞLAMAYACAĞI DEĞİL; NASIL BİR EKOSİSTEMLE BAŞLAYACAĞI Türkiye’nin deniz üstü rüzgârda sahip olduğu potansiyelin artık yalnızca enerji üretimi açısından değil; sanayi, teknoloji, mühendislik ve tedarik zinciri perspektifiyle de ele alınması gerektiğini vurgulayan Arıcı, “Bugün Türkiye açısından asıl soru offshore’a geçilip geçilmeyeceği değil; bunun nasıl bir yatırım ekosistemiyle yapılacağı. Eğer ilk proje, yatırımcıyı, tedarikçiyi, finansmanı ve kamu tarafını aynı zeminde buluşturan dengeli bir modelle ilerlerse, bu yalnızca 1.000 MW’lık bir proje olmaz; Türkiye’nin offshore rüzgâr yolculuğunun referans çerçevesine dönüşür. Bu nedenle YEKA DÜRES-2026 taslağını, ilk saha tahsisinden çok daha büyük bir yapısal başlangıç olarak okumak gerekiyor” diye konuştu. YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılmış olup; taslağa ilişkin görüş ve öneriler en geç 17 Ağustos 2026 tarihine kadar resmi yazıyla veya yeka@enerji.gov.tr adresine e-posta yoluyla Bakanlığa iletilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

30 Bin MW'e Yaklaşan Depolamalı Yatırım Talebi Gözleri Süper İzin Düzenlemelerine Çevirdi Haber

30 Bin MW'e Yaklaşan Depolamalı Yatırım Talebi Gözleri Süper İzin Düzenlemelerine Çevirdi

Özellikle RES yatırımlarında yılları bulabilen izin süreçlerinin sadeleştirilmesi, süreçlerin paralel ilerlemesi ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi; sektörün büyüme hızı açısından kritik önem taşıyor. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından düzenlenen TÜREK 2026 kapsamında gerçekleştirilen "Süper İzin Sonrası: Rüzgar Yatırımlarında Yeni İzin Rejimi" oturumunda; kamu kurumları ve sektör temsilcileri yeni dönemde izin süreçlerinde hayata geçirilen düzenlemeleri değerlendirdi. TÜREB Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile EPDK'dan üst düzey temsilciler, izin süreçlerinde hayata geçirilen yeni düzenlemeleri, kurumların süreç içerisindeki yeni rol dağılımlarını ve uygulamadaki yansımaları ele aldı. Panel kapsamında; izin süreçlerinin paralelleştirilmesiyle birlikte oluşan yeni yapı, yatırım süreçlerinde karşılaşılan kritik başlıklar, mevcut darboğazlar ve önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi beklenen ikincil mevzuat düzenlemeleri değerlendirildi. İŞLETMEYE GEÇMEYEN 64 GW'LIK KAPASİTE YENİ İZİN REJİMİNİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYDU Paylaşılan verilere göre, Türkiye'de hâlihazırda işletmeye geçmemiş toplam kurulu güç 64,3 GW seviyesine ulaştı. Bu rakamın 30,6 GW'lık kısmını GES, 24 GW'lık kısmını ise RES projeleri oluşturuyor; RES tarafındaki 24 GW'ın yaklaşık 19,7 GW'lık bölümü ise önlisans aşamasında bulunan projelerden kaynaklanıyor. Bu tablo, izin süreçlerinin hızlandırılmasını yatırımcılar ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedefleri açısından doğrudan belirleyici bir başlık haline getiriyor. DEPOLAMALI YATIRIMLARDA REKOR BAŞVURU DİKKAT ÇEKTİ Depolamalı projelerdeki yoğun yatırım talebi panelin öne çıkan başlıklarından biri oldu. Buna göre depolamalı RES projelerinde önlisans aşamasındaki kurulu güç 248 proje ile 17.368 MW'ı aşarken, depolamalı GES projelerinde 354 proje ile 12.726 MW seviyesine ulaşıldı. İki kalemin toplamı, depolamalı önlisans portföyünü 30 bin MW'a yaklaştırıyor. İzin süreçlerindeki ilerlemeye bakıldığında, depolamalı RES'lerde 126 proje için "ÇED Olumlu/Gerekli Değildir" kararının alındığı, 169 proje için kamulaştırma başvurusunda bulunulduğu ve 61 projenin orman iznini aldığı; depolamalı GES'lerde ise 227 projede "ÇED Olumlu/Gerekli Değildir" kararının alındığı ve 310 projenin kamulaştırma başvurusu yaptığı görüldü. Sektörde oluşan yüksek yatırım talebi, izin süreçlerinin hızlandırılmasını enerji yatırımları açısından kritik bir başlık haline getirirken; mevcut durumda geçen yıldan beri yapılan iyileştirmelerle RES projelerinde yaklaşık 33 aya, GES projelerinde ise yaklaşık 30 aya kadar uzayabilen izin süreçlerinin kalan Süper İzin düzenlemeleriyle birlikte 24 aya düşürülmesinin hedeflendiği aktarıldı. Panelde ayrıca, depolamalı yatırımları doğrudan etkileyebilecek ikincil mevzuat çalışmaları kapsamında veriş ve çekişte sistem kullanım bedeli sabitinin tek olması, kısmi kabul yapılabilmesine ilişkin düzenleme ve toleransların gözden geçirilmesi başlıklarının da gündemde olduğu paylaşıldı. "SÜREÇLERİN HIZLANMASI YATIRIM İŞTAHINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR" Yenilenebilir enerji yatırımlarında yalnızca finansman ve teknoloji değil, süreç yönetim hızının da belirleyici hale geldiğini belirten TÜREB Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı; "Türkiye bugün rüzgar enerjisinde çok güçlü bir yatırım potansiyeline sahip. Ancak yatırımların sahaya dönüşebilmesi için izin süreçlerinin öngörülebilir, koordineli ve hızlı ilerlemesi gerekiyor. Süper İzin düzenlemeleriyle birlikte süreçlerin sadeleşmesi ve kamu kurumları arasındaki koordinasyonun güçlenmesi sektör açısından önemli bir eşik oluşturuyor. Özellikle depolamalı yatırımlarda 30 bin MW'a yaklaşan kapasite talebi, yatırımcı iştahının ne kadar güçlü olduğunu net şekilde ortaya koyuyor. ÇED süreçleri, orman izinleri, mera izinleri, kamulaştırma, imar ve yapı ruhsatı gibi birçok başlıkta hayata geçirilen yeni düzenlemelerin yatırım süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını düşünüyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na imar ve ruhsat yetkisi veren düzenlemenin kısa süre içinde tamamlanması ve mevcut düzenlemelerin birkaç kritik noktada revize edilmesiyle birlikte, RES projelerinde 33 aya kadar uzayabilen izin süreçlerinin 24 aya indirilmesi; sahaya dönüşmeyi bekleyen büyük kapasitenin önündeki en kritik adımlardan biri olacak. Yeni dönemde enerji sektöründeki rekabet yalnızca kapasite büyüklüğüyle değil, projelerin ne kadar hızlı devreye alınabildiğiyle de şekillenecek. Süreçlerin daha koordineli ve öngörülebilir ilerlemesi; hem yatırımcı güveni hem de Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedefleri açısından kritik önem taşıyor," ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Yatırımlarında İzin Süreçleri Hızlanıyor Haber

Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Yatırımlarında İzin Süreçleri Hızlanıyor

Panel kapsamında; izin süreçlerinin paralelleştirilmesiyle birlikte oluşan yeni yapı, yatırım süreçlerinde karşılaşılan kritik başlıklar, mevcut darboğazlar ve önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi beklenen ikincil mevzuat düzenlemeleri değerlendirildi. İŞLETMEYE GEÇMEYEN 64 GW'LIK KAPASİTE YENİ İZİN REJİMİNİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYDU Paylaşılan verilere göre, Türkiye'de hâlihazırda işletmeye geçmemiş toplam kurulu güç 64,3 GW seviyesine ulaştı. Bu rakamın 30,6 GW'lık kısmını GES, 24 GW'lık kısmını ise RES projeleri oluşturuyor; RES tarafındaki 24 GW'ın yaklaşık 19,7 GW'lık bölümü ise önlisans aşamasında bulunan projelerden kaynaklanıyor. Bu tablo, izin süreçlerinin hızlandırılmasını yatırımcılar ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedefleri açısından doğrudan belirleyici bir başlık haline getiriyor. DEPOLAMALI YATIRIMLARDA REKOR BAŞVURU DİKKAT ÇEKTİ Depolamalı projelerdeki yoğun yatırım talebi panelin öne çıkan başlıklarından biri oldu. Buna göre depolamalı RES projelerinde önlisans aşamasındaki kurulu güç 248 proje ile 17.368 MW'ı aşarken, depolamalı GES projelerinde 354 proje ile 12.726 MW seviyesine ulaşıldı. İki kalemin toplamı, depolamalı önlisans portföyünü 30 bin MW'a yaklaştırıyor. İzin süreçlerindeki ilerlemeye bakıldığında, depolamalı RES'lerde 126 proje için "ÇED Olumlu/Gerekli Değildir" kararının alındığı, 169 proje için kamulaştırma başvurusunda bulunulduğu ve 61 projenin orman iznini aldığı; depolamalı GES'lerde ise 227 projede "ÇED Olumlu/Gerekli Değildir" kararının alındığı ve 310 projenin kamulaştırma başvurusu yaptığı görüldü. Sektörde oluşan yüksek yatırım talebi, izin süreçlerinin hızlandırılmasını enerji yatırımları açısından kritik bir başlık haline getirirken; mevcut durumda geçen yıldan beri yapılan iyileştirmelerle RES projelerinde yaklaşık 33 aya, GES projelerinde ise yaklaşık 30 aya kadar uzayabilen izin süreçlerinin kalan Süper İzin düzenlemeleriyle birlikte 24 aya düşürülmesinin hedeflendiği aktarıldı. Panelde ayrıca, depolamalı yatırımları doğrudan etkileyebilecek ikincil mevzuat çalışmaları kapsamında veriş ve çekişte sistem kullanım bedeli sabitinin tek olması, kısmi kabul yapılabilmesine ilişkin düzenleme ve toleransların gözden geçirilmesi başlıklarının da gündemde olduğu paylaşıldı. "SÜREÇLERİN HIZLANMASI YATIRIM İŞTAHINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR" Yenilenebilir enerji yatırımlarında yalnızca finansman ve teknoloji değil, süreç yönetim hızının da belirleyici hale geldiğini belirten TÜREB Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı; "Türkiye bugün rüzgar enerjisinde çok güçlü bir yatırım potansiyeline sahip. Ancak yatırımların sahaya dönüşebilmesi için izin süreçlerinin öngörülebilir, koordineli ve hızlı ilerlemesi gerekiyor. Süper İzin düzenlemeleriyle birlikte süreçlerin sadeleşmesi ve kamu kurumları arasındaki koordinasyonun güçlenmesi sektör açısından önemli bir eşik oluşturuyor. Özellikle depolamalı yatırımlarda 30 bin MW'a yaklaşan kapasite talebi, yatırımcı iştahının ne kadar güçlü olduğunu net şekilde ortaya koyuyor. ÇED süreçleri, orman izinleri, mera izinleri, kamulaştırma, imar ve yapı ruhsatı gibi birçok başlıkta hayata geçirilen yeni düzenlemelerin yatırım süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını düşünüyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na imar ve ruhsat yetkisi veren düzenlemenin kısa süre içinde tamamlanması ve mevcut düzenlemelerin birkaç kritik noktada revize edilmesiyle birlikte, RES projelerinde 33 aya kadar uzayabilen izin süreçlerinin 24 aya indirilmesi; sahaya dönüşmeyi bekleyen büyük kapasitenin önündeki en kritik adımlardan biri olacak. Yeni dönemde enerji sektöründeki rekabet yalnızca kapasite büyüklüğüyle değil, projelerin ne kadar hızlı devreye alınabildiğiyle de şekillenecek. Süreçlerin daha koordineli ve öngörülebilir ilerlemesi; hem yatırımcı güveni hem de Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedefleri açısından kritik önem taşıyor," ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Mimarisinde Yeni Faz Başlıyor Haber

Enerji Mimarisinde Yeni Faz Başlıyor

Türkiye’nin 2035 yılı için ortaya koyduğu 120 GW rüzgâr ve güneş kurulu güç hedefi doğrultusunda enerji dönüşümünün yalnızca yeni santral yatırımlarıyla değil, yatırım ekosisteminin tamamının yeniden yapılandırılmasıyla mümkün olacağı vurgulanırken, artan elektrikleşme talebinin enerji altyapısını mevcut reflekslerle yönetilemeyecek yeni bir ölçeğe taşıdığına dikkat çekiliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın paylaştığı, yıllık 8–9 GW seviyesindeki kurulum temposunun 15 GW düzeyine çıkarılabileceğine yönelik mesajlar ise sektörde yeni bir ölçeğe geçileceğine işaret ediyor. HEDEFLERE ULAŞMAK İÇİN SİSTEM BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE KURGULANAN YATIRIM MODELLERİ Yeni dönemde enerji yatırımlarının yalnızca üretim tesisi bazlı ele alınamayacağını belirten ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı: “Sayın Bakan’ın özellikle elektrikleşmeyi enerji dönüşümünün temel sürükleyicilerinden biri olarak vurgulaması kritik önemdedir; ulaşım, sanayi, ısıtma-soğutma ve dijitalleşme kaynaklı elektrik talep artışı, yenilenebilir kurulu güç artışını artık yalnız iklim hedeflerinin değil, büyüyen sistem talebinin de zorunlu bileşeni haline getiriyor. Trafo merkezleri, iletim koridorları, depolama sistemleri ve hibrit altyapıları kapsayan ağ temelli bir planlama anlayışı öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde enerji dönüşümünde yeni dönemi tanımlayan ana unsur, üretim artışından ziyade sistem bütünlüğü içinde kurgulanan yatırım modelleri olacak. Bu dönüşümün; paralel ve entegre işleyen reform mimarisi, üretim ve iletim altyapısını birlikte optimize eden grid-aware proje geliştirme yaklaşımı ve depolama ile hibritleşme destekli yeni nesil mekânsal enerji planlama modeli ekseninde şekilleneceğini öngörüyoruz. Türkiye’nin 2035 hedeflerine ulaşımı yalnızca yeni kapasite tahsisiyle değil, bu alanların birlikte dönüşümüyle mümkün olacaktır" dedi. ARI-ES Enerji Hakkında: ARI-ES Enerji; farklı kaynaklardaki yenilenebilir enerji yatırımlarında lisanslama, imar planları, ÇED ve uluslararası ESIA süreçleri, kamulaştırma, yol projeleri, lisanssız üretim izinleri ile teknik ve idari analiz hizmetleri sunmaktadır. Saha geliştirme süreçlerinden başlayarak inşaat aşamasına kadar istisnasız her adımı kapsayan güçlü bir proje yönetimi yaklaşımı ile çalışmaktadır. Şirket, rüzgâr ve güneş enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji alanında yatırım süreçlerinin sağlıklı, öngörülebilir ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem! Haber

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem!

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi de yatırımcıların önceki dönemlerde daha çok pazar büyüklüğü, işgücü maliyeti ve regülasyona bakarken; bugün yaptırım riski, ticaret korumacılığı, ödeme-transfer kısıtları, enerji arz güvenliği, lojistik koridorlar ve siyasi istikrarın da aynı masada değerlendirildiğine dikkat çekti. Kırılganlığın artık sadece savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını belirten Murat Çiftçi, “Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kızıldeniz-Hürmüz hattı, bazı Afrika ülkeleri ve ABD-Çin eksenindeki tedarik zincirlerine bağlı Asya coğrafyası yatırımcılar açısından daha hassas görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu da 2025-2026 risk raporlarında özellikle Ukrayna, Orta Doğu ve Sudan gibi bölgelerde jeopolitik kırılganlığın yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı. Dolaylı etkiler de teminat tasarımının merkezine taşınıyor Klasik poliçelerin artık tek başına yeterli görülmediğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Piyasada artık siyasi risk, politik şiddet, savaş riski, tedarik zinciri kırılması, iş kesintisi (Contingent business interruption), ticaretin aksaması ve kesintiye uğraması (trade disruption) ve kredi riskine yakın çalışan hibrit yapılar daha fazla öne çıkıyor. Özellikle çok uluslu şirketlerde, bir ülkedeki politik olayın başka bir ülkedeki üretimi veya teslimatı etkilemesi daha görünür hale geldiği için, sigorta da bu zincirleme etkiyi karşılamaya dönük şekilde gelişiyor. Lloyd’s ve uluslararası broker raporları, jeopolitik çatışmaların yalnızca doğrudan fiziksel hasarı değil, tedarik ve operasyon sürekliliği üzerindeki dolaylı etkileri de teminat tasarımının merkezine taşıdığını gösteriyor” dedi. Siyasi risk sigortası kapsamındaki temel başlıklar Murat Çiftçi, siyasi risk sigortasının özellikle yabancı bir ülkede uzun vadeli sermaye bağlanan, kamu otoritesiyle ilişki içeren, lisans/izin bağımlılığı bulunan ya da gelir akışı devlet kararlarından etkilenebilen yatırımlarda kritik hale geldiğini belirterek “Enerji, altyapı, lojistik, finans, telekom ve büyük üretim yatırımları bu açıdan öne çıkıyor. Kapsam tarafında en temel başlıklar; kamulaştırma, sözleşme ihlali, savaş ve iç karışıklık, transfer kısıtı ve yerel paranın dövize çevrilememesi gibi riskler. Dünya Bankası Grubu’na bağlı Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) da siyasi risk sigortasını tam olarak bu eksende tanımlıyor ve başlıca teminatları transfer döviz transfer kısıtları ve yerel paranın dövize çevrilememesi, kamulaştırma, savaş ve iç karışıklık ile sözleşme ihlali riskleri olarak sıralıyor” diye konuştu. Reasürans, daha seçici, veri odaklı ve şartlı davranıyor Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; reasürans tarafında tablo tamamen “iştah kaybı” şeklinde değil; daha seçici, daha veri odaklı ve daha şartlı bir iştah olarak görülüyor. Yani kapasite bazı alanlarda hâlâ güçlü, ancak fiyatlama, muafiyet, alt limit, özel kloz ve bölge bazlı istisna yönetimi çok daha hassas hale geldi. Murat Çiftçi şöyle devam etti: “Özellikle siyasi şiddet, savaş, kritik altyapı, deniz ticareti ve enerji nakil hatlarına bağlı risklerde underwriting daha ayrıntılı yapılıyor. Buna karşılık bazı specialty alanlarında ve iyi yapılandırılmış programlarda kapasitenin devam ettiğini de görüyoruz. 2025-2026 piyasa raporları, genel olarak sermayenin güçlü kaldığını ancak jeopolitik belirsizlik nedeniyle reasürörlerin risk seçimini daha disiplinli yürüttüğünü gösteriyor.” Yatırım kararında ülke gündemi tek başına belirleyici değil “Artık yatırım kararı verilirken sadece ülkenin bugünkü görünümüne değil, şoklara ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor” diyen Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Öncelikli parametreler arasında ülke riski, yaptırım olasılığı, yerel hukuk sistemi, sözleşme uygulanabilirliği, döviz transferi serbestisi, tedarik zinciri yoğunlaşması, enerji arz güvenliği, kritik altyapı dayanıklılığı, siber güvenlik, yerel ortak profili ve siyasi geçiş riskleri bulunuyor. Sektöre göre ağırlık değişiyor: enerjide kaynak ve iletim güvenliği, altyapıda kamu otoritesiyle sözleşme ilişkisi, teknolojide veri-egemenliği ve ihracat kısıtları daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da enerji güvenliğinin artık jeopolitik riskler, siber saldırılar, tedarik zinciri aksaklıkları ve aşırı hava olaylarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.” Uluslararası alanda en çok tercih edilen stratejiler Murat Çiftçi, uluslararası sigorta piyasalarında jeopolitik risklere karşı en çok tercih edilen koruma stratejileri de şu şekilde sıraladı: “En çok tercih edilen strateji, tek bir poliçeye yüklenmek yerine katmanlı koruma yapısı kurmak. Bunun içinde siyasi risk sigortası, politik şiddet/terör, savaş riski, contingent business interruption, trade credit, marine war ve gerektiğinde sözleşme kırılması veya alıcı tarafın ödeme yapamama riskini kapsayan çözümler yer alabiliyor. Şirketler ayrıca programlarını bölge bazlı ayırıyor, kritik tedarikçilere bağlı etkilenme düzeyini haritalıyor ve poliçelerin hasar tetikleyicilerini senaryo bazlı test ediyor. Piyasadaki eğilim, korumayı “hasar sonrası ödeme” mantığından çıkarıp bilanço dayanıklılığı ve iş sürekliliği mantığına taşımak yönünde. Lloyd’s raporları da bu senaryo-temelli yaklaşımın giderek standartlaştığını gösteriyor.” Jeopolitik riskte sigorta tek çözüm olmayacaktır Şirketlerin, jeopolitik riskleri yönetmek için sigorta dışında kullandıkları önleyici mekanizmalar ile ilgili bilgi veren Murat Çiftçi, “Burada en etkili yaklaşım, sigortayı tek çözüm olarak görmemek. Şirketlerin, ticaret belirsizliği ve jeopolitik kırılganlıklara karşı sigorta çözümleri ile eş zamanlı olarak tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, yedekleme plan oluşturması ve operasyonel esneklikleri artırması da gerekiyor. Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve doğru sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı. Tek ülke, tek tedarikçi, tek rota bağımlılığı azaltılmalı. Paydaş haritalaması, kriz senaryosu çalışmaları, alternatif tedarik rotaları, yerel regülasyon takibi ve güçlü uyum mekanizmaları yapılmalı” dedi. 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendler Murat Çiftçi, 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendlerin, sigorta sektörüne etkilerine yönelik, “2026 ve sonrasında sigorta ürünleri daha modüler, daha parametrik ve daha senaryo odaklı hale gelecek. Çünkü önümüzdeki dönemde enerji koridorları üzerindeki baskı, ticaret bloklaşması, kritik mineraller ve teknoloji tedariki üzerindeki rekabet, siber tehditler ve iklim-jeopolitik etkileşimi birlikte çalışacak gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporu da jeopolitik şoklar, teknoloji kırılmaları ve iklim istikrarsızlığının birlikte hareket ettiği daha kompleks bir risk evrenine işaret ediyor. Sigorta sektörü de daha esnek, veriyle desteklenen ve sektör-ülke bazında özelleştirilmiş çözümlere yöneliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özdemir’den Acele Kamulaştırma Değerlendirmesi Haber

Özdemir’den Acele Kamulaştırma Değerlendirmesi

Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan Bursa’daki Yüksek Hızlı Tren (YHT) projesi kapsamında Nilüfer ve Osmangazi ilçelerindeki bazı taşınmazlar için alınan ‘acele kamulaştırma’ kararının ardından açıklamalarda bulunan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sürecin teknik açıdan belediye planlarıyla uyumlu olduğunu vurguladı. Başkan Şadi Özdemir, “Trenin geçtiği noktalarda imarlı alanlarımız bulunmuyor dolayısıyla mevcut planlarımıza dokunan bir durum yok. Daha önce Büyükşehir Belediyesi tarafından görüş sorulduğunda da uygunluk görüşümüzü vermiştik” dedi. YHT gar binası erişim yolları için alınan kamulaştırma kararının teknik detaylarına değinerek, özellikle Balat Kent Ormanı hakkındaki endişeleri gideren Başkan Şadi Özdemir, 300 bin metrekarelik devasa orman alanının tamamının değil, sadece ağaçlandırma yapılmamış 250 metrekarelik (2549 ada 1 parsel) çok kısıtlı bir alanın projeye dahil edildiğini belirtti. KAMU YARARI ÖNCELİĞİMİZ Kamulaştırma kararının projenin tamamlanması adına ‘kamu yararı’ taşıdığını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, projenin bölge halkı için taşıdığı öneme dikkat çekti. Önemli olanın vatandaşın ulaşmak istediği yere sağlıklı bir şekilde erişmesi olduğunu aktaran Başkan Şadi Özdemir, “Bu hizmetin bir an önce hayata geçirilmesinde büyük fayda var” diye konuştu. BURSA İÇİN GECİKMİŞ BİR YATIRIM Sanayi kenti Bursa’nın raylı sistemle buluşmasının bugüne kadar gecikmiş olmasını eleştiren Başkan Şadi Özdemir, “Bursa gibi sanayinin yoğun olduğu bir kentte raylı ulaşımın bugüne kadar gerçekleşmemiş olması büyük bir eksiklik. Proje süreç içerisinde ‘yüksek hızdan’, ‘yüksek standarda’ evrildi. Geçmişte bazı yanlış kararlar ve gecikmeler yaşandı. Ancak bugün gelinen noktada, projenin hızlanması adına alınan bu kararda bir sakınca görmüyor ve destekliyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.