Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kan Şekeri

Kapsül Haber Ajansı - Kan Şekeri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kan Şekeri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir Haber

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir

Günlük alışkanlıkların ani şekilde değişmesi, özellikle hassas bünyelerde baş ağrısı ataklarının artmasına neden olabiliyor. Doğru planlama ve dengeli beslenme ile bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün. Migren, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ramazan döneminde öğün saatlerinin değişmesi, kafein tüketimindeki ani azalma ve yetersiz su alımı atakları tetikleyebiliyor. Bu nedenle migren hastalarının oruç sürecini bilinçli yönetmesi önem taşıyor. Uyku ve Beslenme Düzeni Belirleyici Oluyor Ramazan ayında uyku saatlerinin kayması ve bölünmesi migren eşiğini düşürebiliyor. Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, “Ramazan’da uyku düzenimiz değişiyor, yeme düzenimiz değişiyor, su tüketimimiz azalıyor. Bu değişiklikler baş ağrısı ve migren ataklarında artışa yol açabiliyor” dedi. Uzun süreli açlık kan şekeri dalgalanmalarına neden olurken, bu durum da migreni tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle sahur öğününde yapılan hatalar gün içinde daha şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlayabiliyor. Sahurda Yapılan Hatalar Atakları Tetikleyebilir Migren hastaları için sahur öğünü büyük önem taşıyor. “Sahurda özellikle basit karbonhidratlardan uzak durulmalı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme insülini hızla yükseltir ve daha çabuk acıkmaya neden olur” diyen Uzm. Dr. Andaç, dengeli bir tabak modeli öneriyor. Uzm. Dr. Mihriban Andaç, sahurda protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağların birlikte yer aldığı bir öğünün kan şekerini daha dengeli tuttuğunu belirtiyor. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi besinlerin uzun süreli tokluk sağlayarak migren atak riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ramazan’da Migren İçin 5 Koruyucu Öneri Uzm. Dr. Andaç, Ramazan’da migren ataklarını azaltmak için şu başlıklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Sahurda protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren dengeli öğün tercih edilmeliBasit şeker ve beyaz unlu gıdalardan uzak durulmalıİftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeliİftar sonrası ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılmalıGünlük uyku süresi mümkün olduğunca korunmalı Uyku süresinin korunmasının migren kontrolünde kritik rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Andaç, “İftar ile sahur arasında ortalama altı saatlik kesintisiz uyku oldukça kıymetli. Ayrıca sahurdan sonra 30 ila 60 dakikalık kısa bir uyku da atak riskini azaltabiliyor” ifadelerini kullandı. Sıvı Kaybı ve Kafein Değişimi Atakları Artırabiliyor Ramazan’da su tüketiminin azalması vücutta sıvı kaybına neden oluyor. Dehidrasyon ise migreni tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında suyun dengeli şekilde tüketilmesi öneriliyor. Öte yandan düzenli kahve tüketen kişilerde ani kafein kesilmesi de baş ağrısını artırabiliyor. Bu nedenle Ramazan öncesinde kafein tüketiminin kademeli azaltılması daha sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Migren Ataklarına Teslim Olmayın Migrenin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Andaç, düzenli takip ve kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor. “Her migren hastasının tetikleyicileri farklıdır. Ramazan sürecinde kişinin kendi tetikleyicilerini bilmesi ve buna göre önlem alması gerekir” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, Ramazan ayında artan baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek migren hastalarının oruç sürecini hekim kontrolünde planlamasının önem taşıdığını vurguluyor. “Doğru beslenme, yeterli uyku ve bilinçli sıvı tüketimiyle Ramazan daha konforlu geçirilebilir” mesajını paylaşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur? Haber

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur?

Sahur ve iftar arasındaki sürede kan şekeri dalgalanmaları, erken acıkma ve gün içinde enerji seviyesinde düşüş gibi durumlar daha sık gündeme gelebiliyor. Bu nedenle Ramazan’da dengeli beslenmenin yanı sıra, günlük gıdalarla yeterince alınamayan vitamin ve minerallerin desteklenmesi önem taşıyor. Bu çerçevede Cronos Pharma Yönetici Direktörü Ercan Delikanlı, Ramazan dönemine girilirken beslenme tercihleriyle ilgili beklentilerin değiştiğini belirterek, “Ramazan ayında kan şekeri dengesizliği ve tokluk süresinin kısalması gibi konular daha fazla gündeme geliyor. Bu dönemde Berberis vulgaris gibi bitkisel bileşenlerin yanı sıra krom, çinko ve yeşil çay gibi öğelerin tek bir formülasyon içinde birlikte sunulduğu ürünlerin daha fazla ilgi görmesi bekleniyor” dedi. Berberis vulgaris, takviye edici gıda formülasyonlarında kullanılan bitkisel bileşenler arasında yer alıyor. Özellikle Ramazan döneminde sıkça gündeme gelen kan şekeri dengesi ve tokluk hissi gibi beslenme başlıklarıyla birlikte anılan bu bitkisel bileşen, dengeli beslenme yaklaşımı kapsamında değerlendiriliyor. Berberis vulgaris içeren formülasyonlar, Ramazan’a özgü beslenme düzeniyle uyumlu yapıları nedeniyle öne çıkan seçenekler arasında bulunuyor. Ramazan’da sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanması, yeterli sıvı alımı ve besin çeşitliliği temel beslenme önerileri arasında yer alıyor. Bu düzeni tamamlayıcı nitelikte olan ve birden fazla bileşeni bir arada sunan takviye edici gıdalar, beslenme alışkanlıklarıyla birlikte ele alınıyor. Ramazan’ın ayında beslenme rutinleri yeniden şekillenirken, gıda tavsiyeleriyle uyumlu ve pratik çözümler sunan bu tür ürünlerin önümüzdeki süreçte daha fazla gündeme gelmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Oruç Tutmak İsteyen Kalp Hastalarına Öneriler  Haber

Oruç Tutmak İsteyen Kalp Hastalarına Öneriler 

Ancak Ramazan ayında oruç ibadeti yerine getirilirken dikkat edilmesi gerekenler olabiliyor. Çünkü Ramazan ayında acil servis başvuruları, iftar sonrası ilk birkaç saatte artıyor. Tüm gün aç kaldıktan sonra iftarda yenilen ağır yiyecekler kalbi yorabiliyor. Özellikle kalp krizi öyküsü olanlar, stent takılmış bireyler ve kalp yetmezliği hastaları, oruç tutmadan önce doktorlarına danışmalı ve kişisel sağlık durumlarını değerlendirmelidirler. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Ramazan ayında kalp hastalarıyla ilgili önerilerde bulundu. Kalp Hastaları İçin Oruç Tutma Kararı Hastayı Takip Eden Doktoruyla Değerlendirilmeli! Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir. Sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Doğru şekilde tutulan bir oruçta günlük kalori alınımının kısıtlanması ile insülin duyarlılığı artmakta, strese dayanma kolaylaşmaktadır. Hatta ayda en az bir gün oruç tutanlarda bile damar sertliğinin daha az olduğu bildirilmiştir. Kalp hastaları için oruç tutma kararı, bireysel sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Uzmanlar, hastaları düşük, orta ve yüksek riskli gruplar olarak değerlendirmektedir: Düşük-Orta Riskli Grup: Stabil kalp hastalığı olan, tansiyonu kontrol altında olan ve doktoru tarafından onay verilen hastalar oruç tutabilir. Yüksek Riskli Grup: Son 6 hafta içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kalp yetmezliği olanlar, kontrolsüz ritim bozukluğu yaşayanlar ve ileri evre damar tıkanıklığı bulunanlar hastalar oruç tutmamalıdır. Çok Yüksek Riskli Grup: İleri evre kalp yetmezliği, ciddi pulmoner hipertansiyonu (akciğer tansiyonu) olan hastaların oruç tutmaları kesinlikle önerilmez. Ramazan’da uzun süreli açlık ve susuzluk, vücuttaki sıvı dengesini bozarak kalp hastaları için çeşitli riskler doğurabilmektedir. Tansiyon Dengesizlikleri: Uzun süre susuz kalmak, kan basıncında ani düşüşlere veya yükselmelere neden olabilir.Ritim Bozuklukları: Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritminde düzensizliklere yol açabilir.Sıvı Kaybı: Dehidrasyon, özellikle kalp yetmezliği hastaları için ciddi bir risktir.Kan Şekeri Dalgalanmaları: Diyabet ile birlikte kalp hastalığı bulunan kişilerde kan şekeri seviyelerinde ani değişiklikler meydana gelebilir. Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar, kalp hastalığı nedeniyle göğüs ağrısı olan hastalar, son 6 ay içerisinde kalp damarlarına balon yapılan, stent takılan veya bypass ameliyatı olmuş hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır. Kontrol altına alınamayan veya hayatı tehdit edici aritmi riski olan hastalarda da oruç riskli olabilir. Dirençli hipertansiyonu olan yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek olan hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır. Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır. Oruç Tutan Kalp Hastaları Dikkat Etmeli! Kalp hastalarının doktoruyla görüşüp uygun görüldüğü takdirde oruç tutarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle ilaçların düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta, doktoruyla görüşerek ilaçlarını iftar ve sahur saatine uygun şekilde ayarlamalıdır. İftar veya sahurda aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmalı, sağlıklı proteinler ve lif açısından zengin besinler tüketilmelidir. İftar ve sahur arasında yeterli su içerek vücudun sıvı dengesi korunmalıdır. Gün içinde aşırı hareketten kaçınarak kalbin yorulmaması gerekmektedir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler hissedilirse, hemen doktora danışılmalıdır. Kalp hastalarının Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmeleri için doktor kontrollerini aksatılmamalı, ilaç düzenlemeleri yapılmalı ve beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sessiz ve Sinsi Tehlike: Diyabetik Ayak Haber

Sessiz ve Sinsi Tehlike: Diyabetik Ayak

"Diyabet Sadece Şeker Yüksekliği Değildir” Diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı bir hastalık olmadığını belirten Op. Dr. Bangin Bekir Candan, uzun süre kontrol altına alınamayan diyabetin damarları ve sinirleri etkilediğini söyledi. Bu durumun özellikle ayaklarda ciddi problemlere yol açtığını ifade eden Candan, diyabetik ayağın bu sürecin en ağır sonuçlarından biri olduğunu dile getirdi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon kişinin diyabetik ayak nedeniyle uzuv kaybı yaşadığını hatırlatan Candan, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 30 saniyede bir kişinin diyabete bağlı komplikasyonlar nedeniyle ayağını kaybettiğini belirtti. Candan, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 10 bin kişinin diyabete bağlı nedenlerle uzuv kaybı yaşadığını söyledi. “Diyabetik Ayak Nasıl Oluşuyor?” Diyabetik ayak yaralarının oluşumunda iki temel mekanizmanın rol oynadığını söyleyen Op. Dr. Candan, bunlardan birinin sinir hasarı yani nöropati olduğunu ifade etti. Ayakta his kaybı geliştiğinde hastanın ağrıyı, sıcaklığı ya da basıncı algılayamadığını belirten Candan, ayakkabı içindeki yabancı cisimlerin fark edilmediğini ve uzun süre aynı noktaya basılmasıyla yaraların oluştuğunu söyledi. İkinci önemli nedenin damar tıkanıklığı olduğunu vurgulayan Candan, damar daralması nedeniyle dokulara yeterli oksijen gitmediğini, bu nedenle yaraların geç iyileştiğini ve enfeksiyon riskinin arttığını dile getirdi. “Basit Kontroller Hayat Kurtarıyor” Diyabetik ayağın önlenmesinde farkındalığın çok önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, hastaların her gün ayaklarını kontrol etmeleri gerektiğini söyledi. Ayak tabanı ve parmak aralarının mutlaka incelenmesi gerektiğini belirten Candan, iki ayak arasında sıcaklık farkı hissedilmesinin ya da dokunma hissinde azalma fark edilmesinin erken uyarı işareti olabileceğini ifade etti. “Günlük Ayak Bakımı İhmal Edilmemeli” Ayak bakımının diyabet hastaları için hayati önem taşıdığını belirten Candan, ayakların ılık suyla yıkanması ve iyice kurulanması gerektiğini söyledi. Cilt kuruluğunu önlemek için uygun ayak kremlerinin kullanılmasının önemine dikkat çeken Candan, tırnakların düz kesilmesi, nasırların bilinçsizce kazınmaması gerektiğini vurguladı. Pamuksu çorapların tercih edilmesi, ayakların kuru tutulması ve ortopedik özellikte ayakkabıların kullanılması gerektiğini söyleyen Candan, ayakkabının giymeden önce mutlaka içinin kontrol edilmesi gerektiğini de hatırlattı. Candan ayrıca en ufak bir kızarıklık ya da yara fark edildiğinde ise vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerektiğini ifade etti. “Teknoloji Diyabetik Ayakta Umut Oluyor” Teknolojik gelişmelerin diyabetik ayakla mücadelede önemli bir rol oynadığını söyleyen Op. Dr. Bangin Bekir Candan, akıllı tabanlıkların basınç ve sıcaklık değişimlerini takip ederek ülser riskini erken dönemde haber verebildiğini belirtti. Dr. Candan, ısı sensörlü çoraplar ve 3D yazıcılarla kişiye özel üretilen tabanlıkların da ayak sağlığının korunmasına katkı sunduğunu ifade etti. “Diyabetik Ayak Kader Değil” Diyabetik ayağın önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Op. Dr. Bangin Bekir Candan, “Bu tablo kader değil. Doğru bilgilendirme, düzenli takip ve küçük önlemlerle diyabete bağlı uzuv kayıplarının büyük bir kısmını engellemek mümkün. Küçük bir ihmal, büyük kayıplara yol açabilir” açıklamalarında bulundu.

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir Haber

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir

Pek çok kişinin tatlı krizi şikâyetiyle doktora başvurarak tanı aldığı biliniyor. Diyabetin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 Diyabet Atlası’na göre Türkiye, Avrupa kıtasındaki en yüksek diyabet oranına sahip ülke. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri diyabetliyken, Türkiye’de bu sayı neredeyse 6 yetişkinden birine kadar yükselmiş durumda. Son yıllarda yaşanan %170’lik artış ise bu durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor” dedi. Beynin yakıtı şeker Diyabete giden yolda önemli bir basamak olan insülin direnci veya pre-diyabet gibi hücrelerin glikozu yeterince kullanamadığı durumlarda beynin ‘enerji açığı var’ şeklinde algı yaparak tatlı isteğini artırdığını dile getiren Eren, “Beyin glikozu birincil enerji kaynağı olarak kullanır. İnsülin direnci olan bireylerde glikoz hücre içine girmediği için kanda yüksek görünmesine rağmen beyin bunu enerji eksikliği gibi yorumlar. Bilimsel veriler, bu durumun ödül mekanizmasını artırarak kişide karbonhidrat ve tatlı tüketme davranışını güçlendirdiğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. Paketleri ürünlerin etiketi dikkatle incelenmeli Etiket okuryazarlığının özellikle kan şekeri kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Eren, “Paketli ürünlerin ön yüzünde yer alan ‘şeker ilavesiz’ ya da ‘diyabetik’ gibi ifadeler her zaman sağlıklı bir içeriğe işaret etmeyebilir. İçerik listesi ve besin değerleri tablosu dikkatle incelenmediğinde gizli şekerler ve yüksek karbonhidratlar fark edilmez. Bu nedenle market alışverişlerinde doğru ürün seçimi günlük beslenme alışkanlıkları üzerinde belirleyici rol oynar” dedi. Diyabet hastalarına özel tatlandırıcılar da sınırsız tüketilemez Diyabetik ürünlerin kontrollü tüketildiğinde güvenli kabul edildiğini ancak bu tüketimin “sınırsız” olamayacağını dile getiren Eren, “Poliol grubu tatlandırıcılar (sorbitol, maltitol vb.) bazı bireylerde gaz, şişkinlik ve ishal yapabilir. Yapay tatlandırıcıların ise bağırsak mikrobiyotasını etkileyebileceğine dair güncel çalışmalar mevcut. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, bu tatlandırıcıların günlük tavsiye edilen dozlarda alınması gerektiğinin önemini vurguluyor. En güvenli yaklaşım, doğal ve dengeli bir beslenme planı içinde sınırlı miktarda tatlı tüketimidir” dedi.

Aralıklı Oruç Vücudu Bakım Moduna Sokuyor Haber

Aralıklı Oruç Vücudu Bakım Moduna Sokuyor

Bu yöntem, yalnızca popüler bir kilo verme yaklaşımı olmasının ötesinde vücudun enerji kullanım biçimini değiştiren önemli biyolojik süreçleri de harekete geçiriyor. Yaklaşık 12 saatlik açlık sonrası vücudun önce şeker depolarını tükettiğini, ardından yağ yakmaya geçtiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Bu süreçte ‘keton’ adı verilen ve yağ asitlerinin oksidasyonundan oluşan doğal bir yakıt ortaya çıkıyor. Keton cisimcikleri beynin alternatif enerji kaynağı olduğu için birçok kişi bu esnada kendini zihinsel olarak daha berrak hissedebiliyor” açıklamasında bulundu. Aralıklı orucun tıbbi faydalarına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Açlık süresi uzadıkça insülin duyarlılığı artıyor yani hücreler şekeri daha etkin kullanmaya başlıyor. Bu da glukoz seviyelerinin düşmesine yardımcı oluyor. Ayrıca diyabet riski azalabiliyor, trigliserid ve LDL kolesterol değerlerinde iyileşme görülebiliyor, karaciğer yağlanma riski düşüyor. En dikkat çekici noktalardan biri de hücrelerin kendi kendini temizlediği otofaji sürecini başlatması. Bu süreçte vücut hasarlı proteinleri parçalayıp geri dönüştürüyor. Yani aralıklı oruç, vücudun kriz moduna değil, tam tersine bir bakım moduna geçmesini sağlıyor” dedi. Hücreler adeta hurdalarından arınıyor 16 saatlik açlık ve 8 saatlik beslenme aralığından oluşan 16/8 modelinin özellikle çalışan bireylerin günlük rutinine en kolay uyum sağlayan aralıklı oruç yöntemi olduğunu belirten Uzm. Dr. Türemen, “Açlık süresi 16 saate yaklaştığında hücreler enerji azalmasını bir uyarı olarak algılıyor ve otofaji adı verilen doğal onarım süreci başlıyor. Otofaji, hücrenin hasarlı proteinleri ve işlevini yitirmiş yapıları parçalayıp geri dönüştürdüğü bir iç temizlik mekanizması. Bu dönemde anabolik sinyaller azalır, vücut büyüme modundan onarım moduna geçer. Hayvan çalışmalarında otofajinin Alzheimer, Parkinson, diyabet ve yaşlanma süreçleri üzerinde olumlu etkiler gösterdiği; insanlarda ise insülin direncinin azalması ve mitokondri fonksiyonlarının iyileşmesiyle ilişkili olduğu ortaya konmuştur” diye konuştu. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, aralıklı oruçla ilgili yanlış bilinen noktaları şöyle sıraladı: Aralıklı oruç sadece kilo vermek içindir Aralıklı oruçta esas değişim vücudun açlıkla birlikte enerji kullanımını yenilemesi ve hücrelerin kendini onarmaya başlamasıdır yani etkisi yalnızca kilo kaybıyla sınırlı değildir. Açlık vücuda zarar verir Aralıklı oruç yönteminde kişi günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri aldığında açlık bir kriz değil, kontrollü bir onarım sürecidir. Aralıklı oruç herkes için uygundur Hamileler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar aralıklı oruca başlamadan önce mutlaka doktora danışmalıdır. Aralıklı oruçta sıvı alımı da durdurulur Aralıklı oruç yalnızca yeme düzenini sınırlar, su tüketimi bu dönemde devam etmesi gereken temel bir ihtiyaçtır. Gün içinde yeterli su içmek vücudun dengede kalmasına yardımcı olur ayrıca şekersiz çay ile kahve de tüketilebilir. Yeme saatinde sınırsız yemek serbesttir Bu yaygın bir yanılgı olsa da beslenmenin içeriği ve ölçüsü her zaman önemlidir. Dengesiz veya aşırı kalorili beslenmek aralıklı orucun etkilerini azaltır. Aralıklı oruç kan şekerini aşırı düşürür Aralıklı oruç diyetini uygulayan sağlıklı bireylerde kan şekeri kontrollü şekilde düşer. Risk daha çok diyabet hastaları içindir ve onlar için süreç mutlaka doktor kontrolünde ilerlemelidir.

Göz Sağlığında Salgın: Diyabet Haber

Göz Sağlığında Salgın: Diyabet

Dünya genelinde diyabetli bireylerin sayısı hızla artarken, bu hastalığın göz sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri de giderek büyüyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada, diyabetin gözde oluşturduğu kalıcı hasarlara karşı erken tanı ve düzenli göz muayenelerinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre, dünya genelinde 2025 itibarıyla 828 milyon yetişkin diyabetle yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Her 10 yetişkinden biri diyabetli olmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir kısmı hastalığının farkında değil veya yeterli tedavi alamıyor. Diyabetin, kanda glikoz oranının yükselmesiyle ortaya çıkan ciddi bir metabolik hastalık olduğunu vurgulayan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Yüksek şeker düzeyi retina damarlarında bozulmaya yol açarak görme kaybına neden olur. Bu nedenle diyabet hastalarının göz muayenelerini düzenli aralıklarla yaptırmaları büyük önem taşır,” dedi. Erken Tanı Görmeyi Kurtarabilir Diyabetin, gözün ağ tabakasında kanamalara ve sarı noktada ödem oluşumuna yol açabileceğini belirten Op. Dr. Fevzi Akkan, bu durumların zamanında fark edilmemesi halinde kalıcı görme kaybı yaşanabileceğini söyledi. “Erken teşhis edilen vakalarda görme kaybını önlemek mümkündür. Ancak birçok hasta, gözde ciddi hasar oluşana kadar muayeneye gitmiyor. Bu da geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor,” diye konuştu. Hastalığın Hızını Yavaşlatmak Mümkün Araştırmalara göre Türkiye’de diyabet hastalarının yüzde 82’si bu hastalık nedeniyle günlük yaşamında zorlanıyor, tamamı ise hastalığın ruhsal durumlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor. Op. Dr. Fevzi Akkan, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için alınabilecek önlemleri şu şekilde sıraladı: Hareketli bir yaşam tarzı benimseyin.Kan şekeri dengesini koruyun, açlık-tokluk farklarını azaltın.İşlenmiş gıdalardan uzak durun.Erken evrede teşhis edilen hastalarda, sarı nokta ödemine yönelik göz içi ilaç enjeksiyonları ve kanamalı damarlarda lazer tedavisi ile görme uzun süre korunabilir. Düzenli Kontroller Hayati Önem Taşıyor Diyabetik retinopatinin, 50 yaş altındaki bireylerde körlüğe yol açan en yaygın neden olduğunu hatırlatan Op. Dr. Fevzi Akkan, hastaların özellikle diyabetin 5’inci yılından itibaren yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini söyledi. Hastalığı teşhis edilen bireylerde ise 3 ila 4 ayda bir düzenli muayenenin şart olduğunu vurguladı. Göz Sağlığını Korumak Elinizde Diyabetin gözde en sık neden olduğu hastalık olan diyabetik retinopatinin, görme oranında yüzde 90’a varan kayıplara yol açabileceğini belirten Op. Dr. Fevzi Akkan, şu uyarılarda bulundu: “Diyabet, retinadaki kılcal damarların yapısını bozarak hücre kaybına, damar geçirgenliğinin artmasına ve sarı noktada sıvı birikimine neden olur. Zamanla retinada yeni damarlar oluşur, bu damarlar kanayabilir ve göz içinde zar oluşumuna yol açabilir. Sonuç olarak ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu artışları meydana gelir.” Göz Muayenesini İhmal Etmeyin Op. Dr. Fevzi Akkan, diyabetin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, ancak düzenli takip ve uygun tedaviyle gözdeki olumsuz etkilerin yavaşlatılabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet hastaları, görme yetilerini korumak istiyorlarsa yılda en az bir kez göz muayenesi olmalı. Unutmayın, erken tanı hayat kurtarır, göz sağlığınızı korur.”

Kraliçe Arıyı Uzun Yaşatan Arı Sütü, İnsanlar için de Sağlık Kalkanı Haber

Kraliçe Arıyı Uzun Yaşatan Arı Sütü, İnsanlar için de Sağlık Kalkanı

Diğer arı sütlerinden en önemli farkı ise birinci sınıf arı sütü ile formüle edilmiş olması. İnsanlar için “süper gıda” kabul edilenler Arı sütü, işçi arıların tükürük bezlerinin salgıladığı, kraliçe arı ve larvaların yumurtadan çıktıktan sonra beslenmesini sağlayan bir salgı. Yüzde 65 su, protein ve lipitlerden oluşuyor. Ayrıca çeşitli amino asitler, A, E, C ve D gibi vitaminler ve demir ve kalsiyum gibi bol miktarda mineral içeriyor. Bu yüzden insanlar için de en güçlü gıdalardan biri kabul ediliyor. Arı kovanlarını koruyan propolis, insanlar için de adeta bir sağlık kalkanı. Royal Jelly Immunity Plus’ın içinde hem yeşil propolis (arılar tarafından yaygın bir Brezilya türü olan "tarla biberiyesi kullanılarak üretilen formu) hem de kahverengi propolis bulunuyor. Kahverengi propolis genellikle Avrupa kavak tomurcuklarından elde ediliyor ve arı kovanlarının “doğal kalkanı” olarak biliniyor. Royal Jelly Immunity Plus’ın özellikleri İçeriğindeki organik arı sütü sayesinde doğal bir antibiyotik görevi görür Antibakteriyel ve antiviral özelliklere sahiptir Vücut direncini artırır Üst solunum yolları desteklenir Bağışıklık sistemini güçlendirir Ruh halini iyileştirmeye yardımcı olur Kolesterol ve kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabilir Arkopharma’nın sürdürülebilirlik ilkeleri Doğadan aldığını doğaya geri vermek -Arıcıdan bitmiş ürüne kadar üstün izlenebilirlik sağlamak, -Sağlam hayvancılık uygulamaları ve ölüm oranı izleme yoluyla yaklaşık 100 milyon arıyı korumak, -Yiyecek arama bölgeleri çevresindeki kimyasal ve elektromanyetik kirliliği sınırlayarak İç Moğolistan'daki 150 km2'lik korunan alanın korunmasına katkıda bulunmak, -Arı kovanlarının 20 km yarıçapındaki toprak, hava ve su kalitesini izlemek, -Etik bir tüzük aracılığıyla yerel arıcılarımıza ve 3440 kovanlarına uzun vadeli destek sağlamak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.