Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kan Şekeri

Kapsül Haber Ajansı - Kan Şekeri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kan Şekeri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor? Haber

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor?

Obezite, günümüzde toplum sağlığını etkileyen önemli kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, hormonal faktörler ve çevresel koşullar, obezite gelişiminde rol oynayabiliyor. Vücutta aşırı yağ dokusu birikimiyle karakterize edilen obezite, zaman içerisinde farklı organ ve sistemlerin işleyişini olumsuz etkileyebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca dış görünüşle ilgili bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, fazla kilonun metabolik sağlık, yaşam kalitesi ve kronik hastalık riskleri üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Obezite Nedir ve Neden Önemlidir? Obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik ve çok faktörlü bir hastalıktır. Yetişkinlerde vücut kitle indeksinin 30 ve üzerinde olması, obezite sınıflandırmasında yaygın olarak kullanılan ölçütlerden biridir. Ancak vücut kitle indeksi tek başına kişinin sağlık durumunu tam olarak ortaya koymayabilir. Bel çevresi, vücut yağ dağılımı, metabolik göstergeler ve eşlik eden hastalıklar da değerlendirilmelidir. Op. Dr. Ahmet Bekin, özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusunun metabolik hastalıklarla ilişkili olabileceğini ve obezite değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki kiloya odaklanılmaması gerektiğini vurguluyor. Obezite Kalp ve Damar Sağlığını Nasıl Etkiler? Obezite, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozulma ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan durumlarla ilişkili olabiliyor. Vücut ağırlığının artması, kalbin dolaşım sistemine kan pompalamak için daha fazla çalışmasına neden olabiliyor. Özellikle karın çevresindeki yağ birikimi, insülin direnci ve kronik düşük dereceli iltihaplanma ile ilişkili metabolik değişikliklere katkıda bulunabiliyor. Obezitesi bulunan bireylerde koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riski artabiliyor. Bununla birlikte risk düzeyi kişinin yaşı, genetik özellikleri, sigara kullanımı ve mevcut sağlık sorunlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kalp ve damar sağlığının korunmasında sağlıklı kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite ve kan basıncı kontrolünün önemli olduğunu belirtiyor. Obezite Tip 2 Diyabet Riskini Artırıyor mu? Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle karın bölgesinde artan yağ dokusu, hücrelerin insüline verdiği yanıtı azaltarak insülin direncinin gelişmesine katkıda bulunabiliyor. İnsülin direncinin ilerlemesiyle kan şekeri seviyelerinde yükselme görülebiliyor ve bazı bireylerde zamanla tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. Obezitesi bulunan herkesin diyabet geliştireceği söylenemez. Ancak fazla yağ dokusu, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörleri bir araya geldiğinde diyabet riski artabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitesi bulunan bireylerde açlık kan şekeri, HbA1c ve diğer metabolik göstergelerin gerektiğinde değerlendirilmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Obezite Karaciğer Yağlanmasına Neden Olabilir mi? Obezitenin etkilediği organlardan biri de karaciğerdir. Özellikle insülin direnci ve metabolik bozukluklarla birlikte görülen karaciğer yağlanması, uzun dönemde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Günümüzde metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı (MASLD) olarak adlandırılan bu durum, bazı hastalarda karaciğer iltihaplanmasına, fibrozise ve ileri evrelerde siroza kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması başlangıç dönemlerinde belirgin şikâyet oluşturmayabiliyor. Bu nedenle risk faktörleri bulunan kişilerin gerekli tıbbi değerlendirmelerden geçmesi önem taşıyor. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uygun kilo kaybı, metabolik karaciğer hastalıklarının yönetiminde önemli bir yere sahip. Obezite Uyku Apnesine Yol Açar mı? Obezite, obstrüktif uyku apnesi gelişimi açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle boyun ve üst solunum yolları çevresindeki yağ dokusunun artması, uyku sırasında hava yolunun daralmasına katkıda bulunabiliyor. Uyku apnesi bulunan kişilerde yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz uykululuk ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler görülebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiği gibi yüksek tansiyon ve bazı kalp ve damar sorunlarıyla da ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obeziteyle birlikte horlama ve gündüz aşırı uykululuk şikâyetleri bulunan bireylerin uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Obezite Eklem ve Omurga Sağlığını Nasıl Etkiler? Vücut ağırlığının artması, özellikle diz, kalça ve omurga gibi yük taşıyan bölgelerde mekanik baskının artmasına neden olabiliyor. Obezitesi bulunan kişilerde diz osteoartriti, eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazı kas-iskelet sistemi sorunları daha sık görülebiliyor. Bunun yanı sıra yağ dokusuyla ilişkili inflamatuvar süreçler de eklem sağlığını etkileyebiliyor. Eklem ağrısı nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, kilo kontrolünü daha da zorlaştırabilen bir döngü oluşturabiliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde kişinin fiziksel kapasitesine uygun egzersizlerin belirlenmesi ve gerektiğinde kas-iskelet sistemi değerlendirmesinin yapılması önemlidir. Obezite Kanser Riskini Artırıyor mu? Bilimsel araştırmalar, obezitenin bazı kanser türlerinin gelişme riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle menopoz sonrası meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, endometrium kanseri, böbrek kanseri ve bazı diğer kanser türlerinde obezite önemli bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Aşırı yağ dokusunun hormonal dengeyi değiştirmesi, kronik düşük dereceli iltihaplanma ve insülinle ilişkili metabolik süreçler bu ilişkinin olası mekanizmaları arasında yer alıyor. Ancak obezitesi bulunan her bireyde kanser gelişeceği anlamına gelmediği gibi, kanser riskini yalnızca vücut ağırlığı üzerinden değerlendirmek de doğru değildir. Obezite Ruh Sağlığını ve Günlük Yaşamı Etkiler mi? Obezite, fiziksel sağlığın yanı sıra psikososyal yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde hareket kısıtlılığı, uyku sorunları, sosyal damgalanma ve beden algısıyla ilgili güçlükler yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Depresyon ve obezite arasında çift yönlü bir ilişki bulunabildiğini gösteren araştırmalar mevcut. Bununla birlikte obezitenin her bireyde ruh sağlığı sorunu oluşturduğu söylenemez. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo yönetiminde kişilerin yalnızca fiziksel ölçümleriyle değil, psikolojik iyilik halleri ve günlük yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Obezitenin Sağlık Üzerindeki Etkileri Kilo Vererek Azaltılabilir mi? Uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, obeziteyle ilişkili birçok sağlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle vücut ağırlığında sağlanan mütevazı düzeydeki kayıplar bile kan şekeri kontrolü, kan basıncı ve bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu etkiler oluşturabiliyor. Daha fazla kilo kaybı bazı hastalarda daha belirgin yararlar sağlayabilse de hedefler kişinin sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Obezite tedavisinde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişiklikleri, uygun hastalarda ilaç tedavileri ve metabolik cerrahi gibi farklı seçenekler bulunuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezite tedavisinin yalnızca kısa sürede kilo vermeye odaklanmaması, uzun vadeli sağlık kazanımlarını ve verilen kilonun korunmasını hedeflemesi gerektiğini belirtiyor. Obezite Tedavisinde Erken Müdahale Önem Taşıyor Obezite, zaman içinde farklı sağlık sorunlarına yol açabilen kronik bir hastalık olması nedeniyle erken değerlendirme ve düzenli takip gerektiriyor. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması veya eklem sorunları bulunan bireylerde kilo yönetimi, genel tedavi planının önemli bir parçasını oluşturabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, her hastanın kilo geçmişinin, metabolik durumunun ve eşlik eden hastalıklarının farklı olduğunu belirterek, tedavi planlarının bireysel ihtiyaçlara göre oluşturulmasının önemini vurguluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca fazla kilo sorunu olmadığını, birçok organ ve sistemi etkileyebilen kronik bir hastalık olduğunu hatırlatarak, sağlıklı kilo kontrolünün yaşam kalitesini artırmak ve obeziteyle ilişkili sağlık risklerini azaltmak açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nöbet Şekeri Nedir, Ne İşe Yarar? Nöbet Şekerinin Faydaları ve Kullanımı Haber

Nöbet Şekeri Nedir, Ne İşe Yarar? Nöbet Şekerinin Faydaları ve Kullanımı

Son yıllarda geleneksel ürünlere yönelik ilginin artmasıyla birlikte geçmişten günümüze kullanılan pek çok ürün yeniden gündeme geliyor. Bunlardan biri de nöbet şekeri. İri ve saydam kristalleriyle dikkat çeken nöbet şekeri, halk arasında özellikle boğazı yumuşatmak amacıyla kullanılan geleneksel ürünlerden biri olarak biliniyor. Peki nöbet şekeri nedir, nasıl yapılır, ne işe yarar ve nasıl tüketilir? Nöbet şekeri nedir? Nöbet şekeri, şekerli bir çözeltinin belirli koşullarda kristalleştirilmesi sonucunda elde edilen iri kristalli bir şeker türüdür. Görünümü nedeniyle “kaya şekeri” veya “kristal şeker” olarak da adlandırılabilir. Normal toz şekerden temel farklarından biri kristallerinin çok daha büyük olmasıdır. Geleneksel kullanımda doğrudan ağızda eritilerek tüketilebildiği gibi sıcak içeceklere eklenerek de kullanılabilir. Özellikle çay, süt ve bazı bitki çaylarının tatlandırılmasında tercih edilir. Nöbet şekeri ne işe yarar? Nöbet şekeri geçmişten günümüze özellikle boğazda kuruluk ve tahriş hissi olduğunda ağızda yavaşça eritilerek tüketilen ürünler arasında yer alıyor. Şekerin ağızda çözünmesi tükürük salgısını artırabileceğinden, boğazdaki kuruluk hissinin geçici olarak azalmasına yardımcı olabilir. Ancak nöbet şekerinin öksürük, grip, soğuk algınlığı veya herhangi bir hastalığı tedavi eden bir ilaç olmadığı unutulmamalı. Bu nedenle geleneksel kullanımı ile bilimsel olarak kanıtlanmış tıbbi etkiler birbirinden ayrılmalı. Nöbet şekerinin faydaları nelerdir? Nöbet şekeri hakkında internette çok sayıda fayda iddiasıyla karşılaşmak mümkün. Geleneksel kullanımda özellikle boğazı yumuşatmak ve sıcak içecekleri tatlandırmak amacıyla tercih ediliyor. Ağızda yavaş yavaş eritilmesi tükürük üretimini artırarak ağız ve boğaz kuruluğunun geçici olarak hafiflemesine katkı sağlayabilir. Bunun yanı sıra hızlı sindirilebilen karbonhidrat içeriği nedeniyle vücuda enerji sağlar. Ancak bu özellik yalnızca nöbet şekerine özgü değildir; diğer şeker türleri de benzer şekilde enerji sağlar. Nöbet şekerinin bağışıklığı güçlendirdiği, hastalıkları iyileştirdiği veya belirli sağlık sorunlarını tedavi ettiği yönündeki iddialar ise yeterli bilimsel kanıt bulunmadan kesin bir sağlık faydası olarak değerlendirilmemeli. Nöbet şekeri öksürüğe iyi gelir mi? Nöbet şekeri denildiğinde en fazla merak edilen konuların başında öksürük geliyor. Geleneksel olarak nöbet şekeri boğazı yumuşatmak amacıyla kullanılıyor. Ağızda şeker veya benzeri ürünlerin yavaşça çözünmesi tükürük salgısını artırarak boğazdaki kuruluk ve tahriş hissini geçici olarak azaltabilir. Bununla birlikte uzun süren, şiddetlenen veya nefes darlığı, yüksek ateş ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin eşlik ettiği öksürüklerde nöbet şekeri gibi geleneksel yöntemlere güvenmek yerine sağlık uzmanına başvurmak gerekiyor. Nöbet şekeri nasıl tüketilir? Nöbet şekeri farklı yöntemlerle tüketilebiliyor. Küçük bir parça doğrudan ağızda yavaşça eritilebilir veya sıcak içeceklere eklenebilir. Çay ve süt gibi içeceklerin yanı sıra bazı geleneksel bitki çaylarında da tatlandırıcı olarak kullanılabilir. Ancak nöbet şekeri de sonuçta yüksek miktarda şeker içeren bir gıdadır. Bu nedenle “doğal” veya “geleneksel” olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez. Nöbet şekeri normal şekerden daha sağlıklı mı? Nöbet şekeri ile ilgili en yaygın yanılgılardan biri, kristal yapısı nedeniyle normal şekerden çok daha sağlıklı olduğunun düşünülmesi. Oysa nöbet şekeri de esas olarak şekerden oluşur. Bu nedenle günlük şeker tüketimi değerlendirilirken nöbet şekerinin de ilave şeker tüketimine dahil edilmesi gerekir. Özellikle kan şekeri kontrolü konusunda sorun yaşayan kişilerin nöbet şekerini “sağlıklı şeker alternatifi” olarak değerlendirmemesi önem taşıyor. Nöbet şekeri tüketirken nelere dikkat edilmeli? Dünya genelinde sağlık otoriteleri, aşırı ilave veya serbest şeker tüketiminin sınırlandırılmasını öneriyor. Nöbet şekeri de şeker içeriği nedeniyle ölçülü tüketilmesi gereken ürünler arasında bulunuyor. Diyabet veya kan şekeriyle ilişkili sağlık sorunu bulunanların tüketim konusunda doktorlarının ya da diyetisyenlerinin önerilerini dikkate almaları gerekiyor. Çocuklarda ise hem yüksek şeker tüketimi hem de iri ve sert kristallerin oluşturabileceği boğulma riski açısından dikkatli olunması önem taşıyor. Nöbet şekeri geleneksel bir ürün, ilaç değil Yüzyıllardır farklı kültürlerde kullanılan kristal şeker çeşitleri bugün de geleneksel tüketim alışkanlıklarının bir parçası olmayı sürdürüyor. Nöbet şekeri özellikle boğazda oluşturduğu geçici rahatlama hissi ve sıcak içeceklerdeki kullanımıyla öne çıkıyor. Ancak uzmanların sağlıklı beslenmeye ilişkin temel yaklaşımı burada da geçerli: Nöbet şekeri bir tedavi ürünü değil, şeker içeren bir gıda olarak değerlendirilmeli ve ölçülü tüketilmeli. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsülin Direncinin 6 Sinyali Haber

İnsülin Direncinin 6 Sinyali

Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilo gibi nedenlerle ülkemizde her 4 kişiden birinde insülin direnci görüldüğünü belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, “İnsülin direnci çoğu zaman sessiz ilerleyen bir sorun olsa da, bel çevresinde genişleme, sık acıkma, yemeklerden sonra uyku isteği, sürekli susama hissi gibi bazı sinyallerle de kendini gösterebilir. Bunların hiçbiri tek başına insülin direncinin kanıtı olmadığı için, kişinin mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü erken tanı ve tedavi, ileride gelişebilecek tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir” diyor. Dr. Turunç, insülin direncinin 6 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Bel çevresiniz genişliyorsa Göbek çevresinde yağlanma, insülin direnci açısından dikkate alınması gereken önemli işaretlerden biridir. Özellikle iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan daha fazla risk taşır. Kilo artışıyla birlikte bel çevresinde genişleme, hareketsiz yaşam ve ailede diyabet öyküsü de varsa, metabolik durumunuzun değerlendirilmesi gerekir. Ancak bel çevresi tek başına tanı koydurmaz; diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınmalıdır. Yemekten kısa süre sonra yeniden acıkıyorsanız Dr. Emrah Turunç “Bazı kişiler insülin direnciyle birlikte öğünlerden kısa süre sonra yeniden acıktıklarını ve gün içerisinde daha sık yemek yeme ihtiyacı duyduklarını ifade edebiliyorlar. Porsiyonlarınız yeterli olmasına rağmen sürekli açlık hissediyorsanız, özellikle yoğun karbonhidrat içeren öğünlerin ardından açlık hissiniz tekrarlıyorsa bu durumu önemsemek gerekir” diyor. Yemekten sonra gözleriniz kapanıyorsa… Yemek sonrasında hafif rehavet çoğumuzun yaşadığı normal bir durum olabilir. Özellikle ağır ve yüksek kalorili öğünlerden sonra bu durum daha fazla hissedilebilir. Ancak her öğünden sonra belirgin halsizlik, uyku hali ve enerji düşüklüğü yaşanması; özellikle kilo artışı, sık acıkma veya kan şekeri yüksekliği gibi başka bulgular da varsa dikkate alınmalıdır. Tatlıya karşı koyamıyorsanız Tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik yoğun istek, insülin direncinde en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Ancak uzun süre aç kalmak, düzensiz beslenmek, yetersiz uyumak, stres gibi etkenler de tatlı isteğini artırabilir. Bu nedenle tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik aşırı tüketim isteği sadece insülin direncine bağlanamaz. Sık acıkma, kilo artışı ve bel çevresinde genişleme gibi başka belirtiler de eşlik ediyorsa hekime başvurulmalıdır. Boyun ve koltuk altınız koyulaştıysa Cilt değişikliği, insülin direnci açısından diğer yakınmalara göre daha dikkat çekici bulgulardan biridir. Boyun, koltukaltı veya kasık bölgesinde cildin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle fazla kilolu kişilerde böyle bir değişiklik fark edildiğinde kan şekeri metabolizmasının değerlendirilmesi gerekir. Kan yağlarınız yüksekse İnsülin direnci yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değildir. Trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol (iyi kolesterol) düşük olması, yüksek tansiyon ve bel çevresinde yağlanma bir arada görülebilir. Dr. Emrah Turunç “Kilonuz, bel çevreniz, tansiyonunuz, kan şekeriniz ve kan yağlarınızın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Birden fazla risk faktörünün aynı anda bulunması, metabolik açıdan daha dikkatli olunması gerektiğini gösterir” diyor. “Şekerim sınırda” deniyorsa… İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, insülin direncinin uzun süre kan şekeri normalmiş gibi görünerek ilerleyebildiğini ancak zamanla prediyabetin ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle diyor: “Zamanla pankreasın artan insülin ihtiyacını karşılaması zorlaştığında kan şekeri yükselmeye başlayarak prediyabet ortaya çıkabilir. Bu nedenle açlık kan şekeri veya üç aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1c değerlerinin prediyabet aralığına gelmesi önemli bir uyarıdır. Prediyabet, ‘henüz diyabet değilim, dolayısıyla sorun yok’ anlamına gelmez. Tam tersine diyabet riskinin ufukta görünmeye başladığı, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun takip ile müdahale edilmesi gereken kritik bir dönemdir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşamınızı Nasıl Güzelleştirirsiniz? Haber

Yaşamınızı Nasıl Güzelleştirirsiniz?

Oysa bu belirtiler sağlığınıza yeterince yatırım yapmadığınızın sinyalleri olabilir. İyi haber şu ki; bu tabloyu değiştirmek çoğu zaman günlük yaşamda yapılacak küçük ama düzenli değişikliklerle mümkün. Kişisel wellness yaklaşımının bu noktada önem kazandığına dikkat çeken Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Wellness; kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığını her gün bilinçli seçimlerle desteklemesidir" diyor ve sağlıklı yaşamın kaldırım taşı olan günlük hayatta kullanacağınız 10 kişisel wellness rutinini anlatıyor. SAĞLIĞINIZI BU SEÇİMLERLE DESTEKLEYİN Uzun yıllar boyunca sağlık, büyük ölçüde "Hasta mıyım, değil miyim?" sorusuyla değerlendirildi. Oysa günümüzde bu yaklaşım tek başına yeterli değil. Çünkü kronik hastalıkların önemli bir bölümü ortaya çıkmadan yıllar önce; uyku kalitesinde bozulma, enerji kaybı, kas gücünde azalma, metabolik esnekliğin kaybı, stres toleransının düşmesi ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler gibi erken sinyaller vermeye başlıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, "Kas gücü, metabolik esneklik, uyku kalitesi, bağışıklık sistemi ve stres karşısında toparlanabilme kapasitesi aslında sağlık rezervimizi oluşturur. Günlük alışkanlıklarımız bu rezervi ya artırır ya da fark etmeden tüketir" diyor. Bedeni daha dirençli, dengeli ve yaşamı sürdürülebilir getirmenin yolunun günlük yaşamda uygulanabilecek wellness rutinleriyle mümkün olabileceğini söyleyen Dr. Halil Ertürk günlük yaşamda kullanılabilecek basit ve uygulanabilir 10 kişisel wellness rutinini paylaşıyor. 1. Wellness’ın ilk sorusu: Uykumu koruyacak ne yapıyorum? Uykunun bağışıklık sisteminin, hormon dengesinin, hafızanın, iştah kontrolünün, kan şekeri regülasyonunun ve hücresel tamir süreçlerinin yeniden organize olduğu biyolojik bir dönem olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk “Kötü uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissettirmez. Uzun vadede insülin direncini, iştah artışını, tansiyon problemlerini, inflamasyonu, duygu durum dalgalanmalarını ve bilişsel performans düşüklüğünü tetikleyebilir” diyor ve kaliteli uykunun temel adımlarını paylaşıyor; Sabah saatlerinde gün ışığı almak, Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak, Akşam geç saatte ağır yemek yememek, Kafeini öğleden sonra sınırlamak, Yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak, Uyumadan önce zihinsel ve dijital uyarıyı azaltmak. 2. Akdeniz tipi beslenme metabolik sağlığı destekliyor Karmaşık diyetler yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını öneren Dr. Halil Ertürk, zeytinyağı, sebze, baklagiller, balık, tam tahıllar ve yeterli protein içeren Akdeniz tipi beslenmenin kan şekeri dengesinden bağırsak sağlığına kadar birçok sistemi olumlu etkilediğini belirtiyor. Özellikle 40 yaşından sonra yeterli protein tüketimi kas kütlesini korumak açısından önem taşıyor. 3. Yemekten sonra 10 dakikalık yürüyüş fark yaratıyor Sağlıklı yaşam için uzun egzersiz programlarına gerek yok. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk’e göre öğle veya akşam yemeğinin ardından yapılacak 10-15 dakikalık tempolu yürüyüş sindirimi destekliyor ve yemek sonrası kan şekeri yükselmelerini dengelemeye yardımcı oluyor. 4. Uzun oturmanın etkilerini azaltın Kas dokusunun yalnızca hareket etmek için değil, metabolizma, bağışıklık ve sağlıklı yaşlanma için de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Ertürk, “Wellness yaklaşımında hareket yalnızca kalori yakmak için yapılmaz. Hareket; kası, kalbi, damarları, beyni, eklemleri ve metabolizmayı canlı tutan temel biyolojik uyarıdır” diyor ve günlük wellness için iki hedefi paylaşıyor; Daha az oturmak.Düzenli kas uyarısı vermek. Pahalı ekipman olmaksızın yapılan tempolu yürüyüş, merdiven çıkma, squat, duvara şınav, plank, esneme hareketleri ve vücut ağırlığıyla yapılan basit egzersizler güçlü bir başlangıç sağlıyor. Her 45-60 dakikada bir ayağa kalkmak, kısa bir yürüyüş yapmak veya birkaç esneme hareketi bile uzun oturmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor. 5. Amaç stresi yok etmek değil, toparlanabilmek Stresin yaşamın doğal bir parçası olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, asıl önemli olanın stres sonrası bedenin yeniden dengeye dönebilmesi olduğunu söylüyor. Yavaş nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, dijital molalar vermek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek sinir sisteminin toparlanmasına katkı sağlayabiliyor. 6. Hormetik Stres: Dozunda Zorlanma, Daha Güçlü Beden Bedenimizin her zaman konfor alanında kalmaya değil, zaman zaman kontrollü şekilde zorlanmaya da ihtiyacı var. Bilim dünyası buna "hormetik stres" adını veriyor. Sağlıklı bir bedenin zaman zaman kontrollü uyaranlara da ihtiyacı olduğunu ve burada “hormetik stres” kavramının devreye girdiğini belirten Dr. Halil Ertürk, “Hormetik stres; düşük dozda, kısa süreli ve kontrollü bir stresin vücutta adaptasyon yanıtı oluşturmasıdır. Yani bedene küçük bir zorlanma verilir; vücut buna yanıt olarak savunma, onarım ve dayanıklılık mekanizmalarını aktive eder. Egzersiz bunun en bilinen örneğidir. Kısa süreli soğuk veya sıcak maruziyeti, açlık penceresi, nefes egzersizleri ve doğa yürüyüşleri de doğru kişide, doğru dozda kullanıldığında benzer adaptif sinyaller oluşturabilir” diyor. 7. Buz banyosuna gerek yok, her duşun sonuna ekleyin Soğuk duş veya duşun sonunda kısa süreli serin su uygulaması, evde yapılabilecek basit hormetik pratiklerden biri. Başlangıç için uzun buz banyolarına gerek olmaksızın duşun sonunda 20-30 saniye daha serin suyla bitirmek bile kontrollü bir uyaran olabilir. Buradaki amaç dayanıklılık geliştirmek ve bedene kısa süreli bir adaptasyon sinyali vermektir. Kalp hastalığı, ritim bozukluğu, kontrolsüz hipertansiyon, Raynaud sendromu, panik atak eğilimi veya ciddi kronik hastalığı olan kişiler bu tür uygulamalarda dikkatli olmalı. 8. Gece atıştırmalarını bırakmak iyi bir başlangıç olabilir Aralıklı oruç, FMD benzeri beslenme protokolleri ve uzun açlık uygulamaları wellness dünyasında sık konuşuluyor. Çoğu kişi için ilk adımın akşam yemeğinden sonra atıştırmayı bırakmak ve doğal bir gece açlığı oluşturmak olduğunu belirten Dr. Halil Ertürk, “Yaklaşık 12 saatlik bu doğal gece açlığı metabolik ritmi desteklemeye yardımcı olur. Diyabet ilacı veya insülin kullananlar, hipoglisemi eğilimi olanlar, gebeler, emzirenler, yeme bozukluğu öyküsü olanlar, ileri yaşta kırılgan bireyler ve ciddi kronik hastalığı olanlar bu uygulamadan önce kişisel değerlendirme yapmalı” diyor. 9. En güçlü biyohack, alışkanlıklarınızdır Biyohacking’in ( Vücudu ve yaşam tarzını optimize etmek) en temel halinin biyolojiyi anlayarak günlük davranışları doğru sıraya koymak olduğunu söyleyen Dr. Halil Ertürk, sabah gün ışığı almak, düzenli hareket etmek, yeterli protein tüketmek, nefes egzersizleri yapmak ve zamanında uyumanın biyolojik açıdan en etkili uygulamalar arasında yer aldığını söylüyor ve ekliyor: “Bazen en iyi biyohack, akşam telefonu kapatıp zamanında uyumaktır.” 10. Mükemmel değil, sürdürülebilir bir rutin oluşturun Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk 'e göre sağlıklı yaşamın sırrı kusursuz bir program uygulamak değil; her gün sürdürülebilecek küçük alışkanlıklar geliştirmek. Gün ışığıyla güne başlamak, gün içinde hareket etmek, öğünlerden sonra kısa yürüyüşler yapmak, ekran kullanımını azaltmak ve düzenli uyku saatleri oluşturmak uzun vadede büyük fark yaratabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı!  Haber

Yaz Sıcağında Böbrekleri Korumanın  8 Önemli Kuralı! 

Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, böbrek sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, özellikle aşırı sıcaklara uzun süre maruz kalmanın böbrek sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için oluşturduğu fizyolojik yanıtlar böbrekler üzerinde ek yük oluştururken, terlemeyle gelişen sıvı kaybı da buna eşlik edebilmektedir. Yüksek nem ise terin buharlaşmasını azaltarak vücudun ısı kaybetmesini zorlaştırmakta ve ısı stresini artırmaktadır. Şiddetli ısı stresi, özellikle ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) veya sıcak çarpması geliştiğinde, akut böbrek hasarına yol açabilmektedir” diyor. Kronik böbrek hastalığı olanlar, ileri yaştakiler, diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkları bulunanlar aşırı sıcakların etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde eşlik eden hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar, sıcak havalarda gelişebilen sıvı kaybı ve kan basıncındaki değişikliklerin etkisini artırabiliyor. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı “Sıvı dengesini korumak, aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve ilaçları bilinçsizce kullanmamak” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Sıvı dengenizi koruyun Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu kayıp yeterince karşılanmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve bunun sonucunda böbreklerin kanlanması olumsuz etkilenebiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda belirgin sıvı kaybı, akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Nasıl önlem almalı? Günlük sıvı alımınızı sıcaklık, fiziksel aktivite ve terleme miktarınıza göre ayarlayın. Herkes için geçerli tek bir su miktarı olmadığını unutmayın. Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı veya diyaliz tedavisi nedeniyle sıvı kısıtlamanız varsa, hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. Aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçının Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını kontrol altında tutabilmek için cilt kan akımını ve terlemeyi artırıyor. Buna yoğun egzersiz ve sıvı kaybı eklendiğinde ısı stresi artabiliyor ve böbrekler de bundan olumsuz etkilenebiliyor. Şiddetli ısı stresi ve sıcak çarpması, akut böbrek hasarına yol açabiliyor. Nasıl önlem alalım? Egzersiz ve ağır açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca günün daha serin saatlerinde yapın. Açık havada çalışmak zorundaysanız serin veya gölgeli ortamlarda düzenli dinlenme ve sıvı alma molaları verin. Tansiyonunuzu takip edin, ilaçlarınızı kendi kendinize değiştirmeyin Sıcak havalarda damarların genişlemesi ve sıvı kaybı kan basıncının düşmesine neden olabiliyor. Özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıvı kaybının etkilerinin daha belirgin olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bazı tansiyon ilaçlarını kullanan kişilerde de şiddetli sıvı kaybı durumunda böbrek fonksiyonlarının etkilenebildiğini söylüyor. Nasıl önlem almalı? Çok sıcak günlerde, özellikle hipertansiyon tedavisi görüyorsanız tansiyonunuzu takip edin. Baş dönmesi, bayılma hissi veya alışılmışın dışında tansiyon değerleriniz düşerse, ilaçlarınızı kendi kendinize kesmek yerine hekiminize danışın. Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan bazı ağrı kesiciler böbreğin kan akımını düzenleyen mekanizmaları etkileyebiliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ”Özellikle dehidratasyon, kronik böbrek hastalığı, ileri yaş veya kalp yetmezliği gibi ek risk faktörlerinin varlığında akut böbrek hasarı riski artabilmektedir. Yoğun terleme, kusma ve ishal gibi sıvı kaybına yol açan durumlarda bu risk daha da önem kazanmaktadır” diyor. Nasıl önlem almalı? Özellikle böbrek hastalığınız varsa NSAİİ grubu ağrı kesicileri hekime danışmadan sık ve kontrolsüz kullanmayın. Sıvı kaybettiğiniz dönemlerde kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminizden bilgi alın. Böbrek taşı öykünüz varsa, dikkat! Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı arttığında ve bu kayıp karşılanmadığında idrar hacmi azalabiliyor. Düşük idrar hacmi, idrardaki taş oluşturucu maddelerin yoğunluğunu artırarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yeterli sıvı alımı, özellikle daha önce böbrek taşı geçirmiş kişilerde taş tekrarını önlemenin temel yöntemlerinden birini oluşturuyor. Nasıl önlem almalı? Böbrek taşı olan hastalarda amaç yeterli idrar hacmini sağlamak. Güncel kılavuzlar, bu hastalarda günde en az 2,5 litre idrar hacmini sağlayacak miktarda sıvı alınmasını öneriyor. Ancak bunun içilecek su miktarı değil, hedeflenen günlük idrar miktarı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. İshal ve kusmaya bağlı sıvı kaybını önemseyin Yaz aylarında sıvı kaybının tek nedeni terleme olmuyor. İshal ve kusma da kısa sürede önemli miktarda su ile elektrolit kaybına yol açabiliyor. Kayıp şiddetli olduğunda ve yerine konulamadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda akut böbrek yetmezliği gibi daha ciddi sonuçlar gelişebiliyor. Nasıl önlem almalı? İshal veya kusma sırasında sıvı kaybını karşılamaya dikkat edin. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ciddi baş dönmesi veya bayılma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun. Kronik böbrek hastalığınız varsa, bu belirtileri sıcaktan sanmayın Kronik böbrek hastalığı bulunan kişiler aşırı sıcakların, sıvı kaybının ve kan basıncındaki değişikliklerin etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde kullanılan bazı ilaçlar da sıcak havalarda sıvı ve tansiyon dengesini etkileyebiliyor. Dolayısıyla havaların sıcak olduğu günlerde genel durumdaki değişikliklerin önemsenmesi gerekiyor. Nasıl önlem almalı? İdrar miktarında belirgin azalma, bayılma, bilinç bulanıklığı, sıvı alamama veya belirgin ve devam eden halsizlik gelişirse, bu yakınmaları yalnızca sıcağa bağlamayın. Özellikle kronik böbrek hastalığınız varsa tıbbi değerlendirme için gecikmeyin. Hekim kontrollerinizi aksatmayın Diyabet ve hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sıcak havalarda sıvı kaybı, kan basıncındaki değişiklikler ve diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün bozulması, mevcut böbrek hastalığı açısından ek sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların etkileri sıcak hava ve sıvı kaybı dönemlerinde değişebiliyor. Nasıl önlem almalı? Kan şekeri ve tansiyon takibinizi sürdürün, düzenli hekim kontrollerinizi aksatmayın. İlaçlarınızı havanın sıcak olması nedeniyle kendi kendinize kesmeyin veya dozlarını değiştirmeyin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun Haber

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlerin tercih edildiğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Çağla Koç, yaz döneminde doğru beslenme alışkanlıklarının hem kilo kontrolünü hem de yaşam kalitesini desteklediğini söyledi. “Güne Su ile Başlayın” Artan yaz sıcakları ile birlikte beslenme alışkanlıklarımızda ister istemez değişkenlik gösterir. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlere yöneliriz. Yaz aylarında zayıflamak ve zinde kalmak için güne su ile başlamanın önemine dikkat çeken Koç, bazı çalışmaların sabah uyanır uyanmaz içilen ortalama iki bardak suyun metabolizmayı daha fazla hızlandırdığını gösterdiğini ifade etti. “Metabolizmayı Destekleyen Besinlerden Yararlanın” Her mevsimde olduğu gibi yaz aylarında da termojenik besinlerden yararlanılabileceğini belirten Koç, acı biber, zencefil ve yeşil çayın metabolizmayı destekleyen besinler arasında yer aldığını söyledi. Sabah bir fincan şekersiz yeşil çay, gün ortasında limonlu zencefilli su tüketilebileceğini, ana yemeklerde ise hafif acı biber ya da karabiberli tariflerin tercih edilebileceğini aktardı. Yüksek proteinli kahvaltıların gün boyu iştahı baskıladığını, yağ kaybını desteklediğini ve kas kaybını önleyerek metabolizmanın yavaşlamasını engellediğini ifade eden Koç, bazı çalışmalarda hibisküs çayının yağ hücresi oluşumunu engelleyebileceğinin gösterildiğini belirtti. Hibisküs ve yeşil çay ikilisine sevilen meyveler eklenerek evde soğuk çay hazırlanabileceğini söyledi. Omega-3 alımının yağ oksidasyonunu artırdığını ve insülin duyarlılığını olumlu yönde etkilediğini kaydeden Koç, yaz aylarında sardalya, somon, ceviz ve chia tohumunun ideal omega-3 kaynakları olduğunu dile getirdi. “Çalışanlar Beslenmelerine Daha Fazla Dikkat Etmeli” Çalışan bireyler için de önerilerde bulunan Diyetisyen Çağla Koç, güne kafeinle değil su ile başlanması gerektiğini belirterek sabah kafein alımının dehidrasyonu artırdığını söyledi. Öğle öğününün hafif ama doyurucu olması gerektiğini ifade eden Koç, bazı çalışmaların öğle yemeğinin içeriğinin zihinsel performansı ve dikkat süresini olumsuz etkileyebildiğini gösterdiğini aktardı. Öğleden sonra yapılan hafif ve düşük glisemik ara öğünlerin ise akşam yemeğinde fazla yemeyi yüzde 30 azalttığının çalışmalarda belirtildiğini söyledi. Ağır akşam yemeklerinin yaz sıcaklarıyla birleştiğinde hem yağ depolanmasını artırdığını hem de uyku kalitesini bozduğunu ifade eden Koç, akşam saat 20.00'dan sonra karbonhidrat alımının sınırlandırılmasının gece yağ yakımını desteklediğini belirtti. “Çok Soğuk Besin Tüketimine Dikkat” Yaz aylarında serinlemek amacıyla tercih edilen çok soğuk yiyecek ve içeceklerin de sanıldığı kadar masum olmayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Çağla Koç, "Yaz sıcaklarında serinlemek için tercih ettiğimiz buz gibi meyveler, donmuş smoothieler, soğuk yoğurtlar yağ kaybını sekteye uğratabilir. Sindirim enzimleri vücut ısısına yakın (37C civarı) bir ortamda aktif olarak çalışır. Vücudunuz o soğuk yiyeceği sindirmeye çalışırken ekstra enerji harcamaz, tam tersine hazmı engellenir. Bu da kan şekeri dengesizlikleri ve daha çabuk acıkmalara yol açabilir" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğal Atıştırmalıklara İlgi Artıyor, Hurma Öne Çıkıyor! Haber

Doğal Atıştırmalıklara İlgi Artıyor, Hurma Öne Çıkıyor!

Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini kaydeden Konuk, “Özellikle gebeliğin son haftalarında hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhsin Konuk, 21 Temmuz Abur Cubur Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Hurma temiz içerikli doğal bir enerji kaynağı Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklardan uzaklaşarak hurma gibi doğal besinlere yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklar yerine hurmaya yönelmesinin temel nedeni; hurmanın kan şekerini aniden yükseltmeden doğal ve uzun süreli enerji sağlaması, lif açısından zengin olması ve kanser ile obezite gibi hastalıkları tetikleyen yapay katkı maddelerinden tamamen arınmış ‘temiz içerikli’ bir gıda olmasıdır.” dedi. Hurma besleyici bir meyvedir ancak mucizevi bir besin değildir Hurmanın son yıllarda "süper gıda" olarak anıldığını ancak bu kavramın doğru değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Konuk, “Hurma, zengin lif, vitamin, mineral ve antioksidan profiliyle oldukça besleyici bir meyvedir. Kan şekerini hızla yükseltebilen yüksek fruktoz ve glukoz içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Sağlıklı bir beslenmede değerli bir tamamlayıcıdır ancak tek başına mucizevi bir ‘süper gıda’ olarak görülmemelidir.” diye konuştu. Hurmanın yüksek diyet lifi sayesinde sindirim sistemini desteklediğini ve uzun süre tokluk hissi sağladığını söyleyen Prof. Dr. Konuk, şöyle devam etti: “Yüksek diyet lifi (özellikle pektin) içerdiği için bağırsak hareketlerini düzenler, sindirime yardımcı olur ve uzun süre tok tutarak kilo kontrolünü kolaylaştırır. Hücre yenilenmesi ve sinir sistemi için faydalı olan B6 vitamini açısından zengindir ve az miktarda A, C ve K vitaminleri ile folat (B9) içerir. Kalp ritmini ve kan basıncını dengelemeye yardımcı olan potasyum, kas ve kemik sağlığını destekleyen magnezyum, kansızlığı önlemeye ve vücuttaki oksijen taşıma kapasitesini artırmaya katkı sağlayan demir ile kemik ve diş minesinin güçlenmesinde kritik rol oynayan kalsiyum ve fosfor içerir.” Rafine şekere alternatif olabilir ancak miktarına dikkat edilmeli Hurmanın beyaz şekere göre çok daha besleyici bir alternatif olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma; içerdiği lifler, vitaminler ve minerallerle rafine şekere göre besin değeri yüksek, harika bir alternatif olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, hurma yüksek oranda doğal şeker içermektedir. Hurma şeker alternatifi olarak kullanılacaksa, hamur işlerinde, keklerde ve tatlılarda püre haline getirilerek veya hurma özü/şurubu formunda beyaz şekere alternatif olarak kullanılabilir.” şeklinde konuştu. Kan şekeri kontrolü açısından da önemli uyarılarda bulunan Konuk, "Günlük porsiyon kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Yaklaşık üç orta boy hurma bir porsiyon olarak kabul edilebilir. Kan şekerinin ani yükselmesini önlemek amacıyla ceviz, badem gibi yağlı tohumlarla veya süt, yoğurt gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesi önerilir. Bu kombinasyonlar şekerin kana karışma hızını yavaşlatmaktadır." dedi. Sporcular için doğal performans desteği sağlayabilir Hurmanın özellikle spor yapan bireyler için güçlü bir enerji kaynağı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Konuk, “İçeriğindeki yüksek lif, doğal şeker (fruktoz ve glukoz), potasyum ve magnezyum sayesinde sporcular ve aktif bireyler için mükemmel bir doğal enerji kaynağıdır. Sindirimi kolaydır, mideyi yormadan kas glikojen depolarını hızla doldurur ve gün içi enerji düşüşlerini engeller. Hurma, içerdiği karbohidratın yanında protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla desteklendiğinde kas onarımını hızlandıran ve tokluk süresini uzatan kusursuz bir ara öğüne dönüşebilir. Antrenmandan 30-45 dakika önce tüketilen 1 porsiyon hurma egzersiz performansını zirveye taşımak için gereken enerjiyi sağlar.” ifadesinde de bulundu. Doğal beslenme kronik hastalık risklerini azaltmaya katkı sağlayabilir Doğal ve lif bakımından zengin besinlerin ağırlıkta olduğu beslenme modelinin birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma gibi doğal ve lifli besinlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme modeli, rafine şeker alımını azaltarak insülin direnci ve obezite gibi risklerin düşürülmesine yardımcı olur. Ayrıca kan basıncını düzenler, sindirimi iyileştirir ve zengin antioksidan yapısıyla kronik inflamasyonu baskılar. Yüksek potasyum ve çözünür lif içeriği sayesinde kan basıncını dengelemeye ve kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye destek olur. Doğal bir tatlandırıcı alternatifi sunarak şeker krizlerini engeller. Hurma, lif yapısı sayesinde düşük-orta glisemik indekse sahiptir. Bu sayede kan şekerinde ani dalgalanmalar yaratmadan dengeli bir enerji sağlar.” diye konuştu. Kanser ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesine katkıda bulunuyor Bağırsak sağlığı açısından da önemli katkılar sunduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, "Yüksek posa oranı bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlık gibi sorunların önlenmesine yardımcı olur. Prebiyotik etkileri sayesinde yararlı bağırsak bakterilerinin gelişimini destekler. Midede uzun süre kalarak tokluk hissini artırır ve sağlıksız atıştırmalık tüketiminin azalmasına katkıda bulunur. Yapısındaki fenolik bileşikler ve flavonoidler gibi güçlü antioksidanlar, vücudu serbest radikallerin hasarına karşı koruyarak kanser ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesine katkıda bulunur.” şeklinde sözlerini sürdürdü. Hurma doğum sürecini destekleyebilir Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini söyledi. Prof. Dr. Konuk, "Hurma, içerdiği oksitosin benzeri bileşikler ve oksitosin reseptörlerini uyarıcı etkisi sayesinde rahim kaslarını harekete geçirir. Bu doğal mekanizma rahim ağzının kolayca açılmasına, doğum eyleminin hızlanmasına ve doğum sonrası kanamaların azalmasına yardımcı olabilir." dedi. Bilimsel çalışmalarda gebeliğin son haftalarında hurma tüketiminin olumlu sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, “Rahim ağzını uyararak tıbbi müdahaleye (suni sancı/oksitosin iğnesi) olan ihtiyacı azaltabilir. Doğum sırasındaki kasılmaların düzenli ve verimli geçmesine destek olur. Doğum sonrasında rahmin toparlanmasını kolaylaştırarak kanama riskini düşürebilir. Yüksek lif, vitamin ve mineral içeriğiyle doğum anında ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlar. Hamileliğin son dönemlerinde (genellikle son birkaç hafta) hurma tüketimi bu hormonal etkiler nedeniyle uzmanlar tarafından sıklıkla önerilmektedir.” diye konuştu. Meryem Suresi'ndeki hurma vurgusu dikkat çekici Hurmanın kutsal metinlerde de yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Meryem Suresi'nde Hz. Meryem'e doğum sırasında hurma yemesinin tavsiye edildiğini hatırlattı. Prof. Dr. Konuk, "Meryem Suresi 25. ayette Hz. Meryem'e, 'Hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine taze, olgun hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun.' buyrulmaktadır. Hurma tüketen kadınlarda rahim ağzı olgunlaşması, tüketmeyen gruba göre daha olumlu olmuştur. Hurma meyvesi 13 hayati madde ve 5 çeşit vitamin, yağ asidi ve şeker içerir. Bu nedenle, mineraller açısından zengin olan bu meyve, enerji verici ve besleyici bir gıdaya ihtiyaç duyan hamile kadınlar için önerilir. Hurma ayrıca, rahmin hazırlanmasında ve rahim ağzının olgunlaşmasında etkili olan östrojen ve progesteron hormonlarını da etkiler. Hurma meyvesi enerji verici ve besleyici bir madde olduğundan, özellikle gebeliğin son haftalarında olmak üzere, hamilelik döneminde hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor!  Haber

Açıkta Bekleyen Limonata Sağlık Riski Taşıyor! 

Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riski kullanılan su ve buzdan kaynaklanır.” dedi. Yüksek şeker içeriğinin de kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede kilo artışına zemin hazırlayabileceğini aktaran İspiroğlu, diyabetli bireylerin limonata tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir! Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi. Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı. Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su! Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi. Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi: “Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.” Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı! İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi. Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek! Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi. Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek Haber

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Aromalı Su Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. Ayran Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. Kefir Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir. Soğuk Yeşil Çay Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. Yeşil Smoothie Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. Taze Naneli Limonata Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır. Ice Latte Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. Hindistan Cevizi Suyu Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. Karpuz Smoothie Yüzde 90'dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. Maden Suyu Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.