Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kan Sulandırıcı

Kapsül Haber Ajansı - Kan Sulandırıcı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kan Sulandırıcı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri Haber

Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri

Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor. Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı. 1. Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyin Pıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve “derin ven trombozu” olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır. 2.Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyor Yaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir. 3. Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyin Dört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır. 4. Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksek Daha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir. 5. Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyor Pıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır. 6. Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeli Pıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır. 7. Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun Tek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. 8. Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilir Pıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil! Haber

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, hacamatın hangi durumlarda tercih edildiği, kimlere uygulanmaması gerektiği, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler ile uygulama bölgelerinin nasıl belirlendiği hakkında açıklamalarda bulundu. Hacamat en çok kas-iskelet sorunları, travma ve kas yorgunluklarında tercih ediliyor! Hacamatın bazı yararları olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kas spazmını azaltır, mikrodolaşımı artırır, fasya üzerinden mikro travmalar oluşturarak o bölgenin yenilenmesini artırır. Literatürdeki bazı bilgilere göre de vücutta inflamasyon durumunda salgılanan medyatörlerin savunma etkisini destekler.” dedi. Hangi durumlarda tercih edildiği konusuna değinen Dr. Kakı, “Literatürde en çok kas-iskelet sistemi hastalıklarında, travmalarda ve kas yorgunluklarında kullanıldığına ilişkin veriler mevcut.” diye konuştu. Hacamat tedavisinden önce hastanın sağlık durumu hekim tarafından değerlendirilmeli! Hacamat tedavisinin herkse uygun olmadığına dikkat çeken Dr. Kakı, “Kişide kanama bozukluğu varsa, yapılacak bölgede enfeksiyon ya da açık yara bulunuyorsa, hemodinamisi bozuk olan hastalarda, ciddi anemisi olan hastalarda, sepsis ya da mevcut klinik tablosu hacamat için uygun olmayan hastalarda ve vazovagal refleks nedeniyle ciddi hipotansiyonu olan hastalarda hacamat tedavisi uygulanmamalı.” uyarısında bulundu. Dr. Kakı, şunları söyledi: “Öncelikle hastanın mevcut durumunun uygun olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilmeli ve uygun endikasyon verildikten sonra hacamat tedavisi uygulanmalı. Tedavi öncesinde hastanın ne çok aç ne de çok tok olmamasına dikkat edilmeli. Hastanın işlem öncesi yeteri kadar sıvı aldığından emin olunmalı. Ayrıca uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon olup olmadığı, hastanın viral bir enfeksiyon geçirip geçirmediği, kanama bozukluğu bulunup bulunmadığı ve genel tıbbi durumu gözden geçirilmeli. Hasta kan sulandırıcı kullanıyorsa, mevcut durumu ilgili hekimle konsülte edildikten sonra, mevcut hastalığıyla ilgili hekim tarafından uygun görülmesi halinde kan sulandırıcı kesilerek işlem yapılmalı. Bu kararı hekim tek başına vermemeli, hastanın mevcut hastalığını takip eden hekimle birlikte konsülte ederek karar vermeli.” Hacamat sonrası ilk 24 saatte sauna, hamam ve banyodan uzak durulmalı! Hacamat sonrası da dikkat edilmesi gerekenler olduğuna işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “İlk 24 saat içerisinde hacamat bölgesinde kızarıklık ve ağrı olması normaldir.” dedi. Eğer akıntılı bir yara, ateş gibi şikâyetler varsa, kişinin ilgili hekime başvurması gerektiğine vurgu yapan Dr. Kakı, “İlk 24 saat içerisinde sauna, hamam ya da banyo gibi işlemlerden uzak durulmalı. Ayrıca yeteri kadar sıvı alınmalı ve metabolik olarak ağır işler yapılmaması önerilir.” açıklamasını yaptı. Hacamatın uygulanacağı bölge muayeneyle belirleniyor! Hacamatın sık yapıldığı bölgelerle ilgili belli bir standart olmadığını dile getiren Dr. Kakı, “Ancak genellikle baş, boyun, sırt, omuz, bel ve diz çevresi bölgelerine uygulanır.” dedi. Dr. Kakı sözlerini şöyle tamamladı: “Hastanın hangi bölgesine tedavi uygulayacağımıza karar verirken fizik muayenede spazm olan yerler, ağrılı bölgeler ya da hastanın şikâyetinin bulunduğu ve hastalığına uygun bölgeler dikkate alınarak hacamat uygulama bölgesi belirlenir. Kaç seansta yapılacağı ve seans aralıkları ise kişinin yara iyileşmesine, hastalığına ve mevcut durumuna göre hekim tarafından kişiye özel olarak belirlenir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vardiyalı İşler Melatonin Hormonunu Azaltıyor Haber

Vardiyalı İşler Melatonin Hormonunu Azaltıyor

Sirkadiyen ritim olarak tanımlanan vücudun iç saatinin gece ve gündüz döngüsünü düzenlediğini, bu düzenin de melatoninin doğal salgılanma ritmiyle birlikte çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu ritmin bozulması uykuya dalma güçlüğü ve uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle farklı saatlerde uyuyup uyanmayı gerektirebilen vardiyalı çalışma modeli gibi nedenler uyku düzenini olumsuz etkileyebilir. Günlük yaşamda uyku saatlerinin değişkenlik göstermesi, vücudun gece ve gündüz dengesini şaşırtarak uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir ve bu durum melatoninin doğal salgılanma düzenini de olumsuz etkileyebilir” dedi. Melatonin desteği uyku-uyanıklık döngüsünü destekleyebilir Melatonin, vücutta doğal olarak salgılanan bir hormon olmasının yanı sıra, bazı durumlarda takviye olarak da kullanılabiliyor. Melatonin takviyelerinin tablet, kapsül, ağızda dağılan tablet, damla, sprey ya da çiğnenebilir formlar gibi farklı seçeneklerle sunulduğunu ifade eden Kütükçü, “Bu farklı formlar, melatoninin takviye olarak kullanımında kişilerin tercih ve kullanım alışkanlıklarına göre çeşitlilik gösterebiliyor. Özellikle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulduğu durumlarda melatonin takviyeleri, vücudun doğal ritmini desteklemeye yönelik bir seçenek olarak değerlendirilebiliyor” dedi. Takviyelerde kişisel farklılıklar dikkate alınmalı Melatonin desteğinin herkes için uygun olmayabileceğini de sözlerine ekleyen Kütükçü, “Tüm takviyelerin yan etkileri ve ilaç etkileşimleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Örneğin melatonin takviyesine, epilepsi hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin mutlaka doktor kontrolünde başlaması gerekir. Bazı kişilerde alerjik etkiler bile görülebilir. Benzer şekilde hamileler ve emziren annelerde de melatonin desteğinin güvenilirliğini gösteren yeterli çalışma olmadığı için önerilmez, yaşlı bireylerde ise gün içinde artmış uyku haline yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kan Sulandırıcı Kullanımında Bu Hatalar Tehlike Saçıyor! Haber

Kan Sulandırıcı Kullanımında Bu Hatalar Tehlike Saçıyor!

Bu nedenle genetik yatkınlığı ve aile öyküsü olanların yanı sıra, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına sahip kişilerin de kardiyolojik muayenelerini düzenli yaptırmaları, toplumda sık yapılan bazı hatalara düşmemeleri kritik önem taşıyor. Toplumda en sık yapılan hatalardan birini de kan sulandırıcı ilaç kullanımı oluşturuyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal, “Halk arasında kan sulandırıcı olarak bilinen, asetilsalisilik asit içeren ilaçların kullanımına yönelik ne yazık ki toplumsal farkındalığın son derece yetersiz olduğunu görüyoruz. 50 yaşın üzerindeki herkesin kan sulandırıcı kullanması gerektiği düşüncesi yanlış olduğu gibi, gereksiz kan sulandırıcı kullanımı önemli tehlikelere de yol açabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal kan sulandırıcı konusunda en çok yöneltilen 6 soruyu cevapladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. SORU: 50 yaş üzerindeki herkes kan sulandırıcı içmeli mi? CEVAP: ‘Belli bir yaştan sonra herkes kan sulandırıcı kullanmalıdır’ düşüncesi yanlıştır. Kan sulandırıcı kullanımının gerekliliği kişiden kişiye değişmektedir. Buna doktorunuz karar verebilir. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Kan sulandırıcı kullanımını, hastanın mevcut hastalıklarına, yaşına, cinsiyetine, yaşam alışkanlıklarına, yaşam tarzına ve risk faktörlerine göre değerlendirmeler yaparak veriyoruz. Ek ileri tetkikler ile karar vermek daha da kolaylaşabilir. Özellikle orta ve yüksek kardiyak riske sahip bireylerde boyun doppler ultrasonu (şah damarı ultrasonu) ve Koroner BT Anjiografi (sanal anjiografi) tetkikleri yaptırıyoruz. Bu tetkiklerde olası bir plak varlığında kan sulandırıcıları öneriyoruz” diyor. SORU: Kan sulandırıcıların faydaları nelerdir? CEVAP: Kan sulandırıcı kullanımı kalp krizlerine, beyine pıhtı atma olaylarına karşı kişileri korumaktadır. Gereksiz kullanımlarında kanama riskleri oluşturmaktadır ancak yüksek kardiyovasküler hastalık riskine sahip bireylerde ise yararı; zararına oranla çok daha fazla olacağından dolayı, bu bireylerin kan sulandırıcı kullanmaları daha doğru bir karar olacaktır. SORU: Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcı kullanımının zararları nelerdir? CEVAP: Doç. Dr. Emrah Erdal “Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcının zararı, kanama riski daha fazla olacaktır. Kar-zarar dengesini belirlemek çok önemlidir. Çünkü gereksiz kan sulandırıcı kullanan bireylerde mide kanaması, beyin kanaması gibi riskler daha da artmış olmaktadır. Bu nedenle kesinlikle kafanıza göre kan sulandırıcı ilaçları kullanmayın, bu kararı mutlaka doktorunuza bırakın” diyor. SORU: Kalp hastalığı olmayan ama risk faktörü olan bireylerde bugün hangi koruyucu yaklaşımlar öneriliyor? CEVAP: Sağlıklı yaşam kuralları herkes için çok önemlidir. Zararlı alışkanlıkların (sigara, alkol vb.) bırakılması, fazla kiloların diyet ve egzersizle verilmesi, tansiyon ve şeker (diyabet) hastası iseniz değerlerinizin normal sınırlarda tutulması çok önemlidir. Ayrıca yüksek riskli bireylerde Koroner BT Anjiografi, Karotis Doppler ultrasonu gibi ek testlerin yapılması da çok faydalı olacaktır. SORU: Kan sulandırıcı ilaçların besinlerle ya da diğer ilaçlarla etkileşimi oluyor mu? CEVAP: Bazı kan sulandırıcı ilaçlarda beslenme çok önemlidir çünkü ilaç, etkisini yeşil sebze, meyveler artırabilmekte veya azaltabilmektedir. Ama bazı kan sulandırıcı ilaçlarda ise bu ayrıntı çok önemli değildir, bunun yerine bu bireyler günlük yaşamda ağrı kesici ilaç kullanımına karşı dikkatli olmalılardır çünkü çok sayıda ağrı kesici kullanımı; bu tür kan sulandırıcılarla etkileşime girerek mide kanaması riskini belirgin olarak artırmaktadır. Bu nedenle kan sulandırıcı kullanımı gibi önemli bir konuda kesinlikle kafanıza göre hareket etmeyin, tedavi sürecinde mutlaka doktorunuzun önerilerine sıkı sıkıya uymaya özen gösterin. SORU: Kan sulandırıcı kullanımı konusunda toplumda en sık yapılan yanlış nedir? CEVAP: Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Doktora sormadan kan sulandırıcı kullananları çok sık görüyoruz ne yazık ki. Eş, dost, arkadaş çevresi ve sosyal medyadan, internetten edinilen görüşlerle, doktora sormadan kan sulandırıcı kullanmak hayati riskler doğurabileceğinden bu kararı mutlaka doktora bırakmak gerekir. Üstelik ‘kalp yaşı’ dediğimiz bir skorlama sistemi de var ki; cinsiyet, yaş, şeker ve tansiyon hastalığı varlığı, tansiyon durumunuz, kolesterol seviyeleriniz kardiyovasküler hastalık riskini belirlemede çok önemli faktörlerdir” diyor.

Meme Estetiği Ameliyatı Hakkında En Çok Merak Edilen 7 Soru!  Haber

Meme Estetiği Ameliyatı Hakkında En Çok Merak Edilen 7 Soru! 

Günümüzde, cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir. Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır? Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 - 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.” Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim? Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.” Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı? Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor. Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi? Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca, meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor. Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi? Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek, “Slikonların rutin olarak belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor. Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi? Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir, “Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor. Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım? Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor: Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız. Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli. Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin. Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin. Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının. Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor. Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.