Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kanser

Kapsül Haber Ajansı - Kanser haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kanser haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LÖSEV’den İstanbul’da Koli Koli Mutluluk Haber

LÖSEV’den İstanbul’da Koli Koli Mutluluk

“Önce Çocuklar İyileşsin” diyerek, binlerce gönüllü ve bağışçının destekleri ile gönderilecek gıda paketleri ile Ramazan ayı boyunca binlerce ailenin sofraları şenlenecek. Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV, Türkiye genelinde sayıları 118 bini aşkın, Vakfa kayıtlı lösemi ve kanser tedavisi gören çocuk ve yetişkin hasta ve ailelerine, tamamen ücretsiz olarak sürdürdüğü tedavi, eğitim, konaklama hizmetlerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik destekler, ayni ve nakdi yardımlarla tam 27 yıldır var gücüyle çalışıyor ve ailelerin tüm ihtiyaçlarına kalıcı çözümler sağlıyor. LÖSEV Ramazan Ayı süresince ulaştırdığı Gıda Paketlerinin yanı sıra Vakfa kayıtlı yüzlerce çocuk ve yetişkin lösemi ve kanser hastasının evlerini ziyaret ediyor, sıcak, soğuk, uzak, yakın demeden Türkiye’nin her köşesine giderek, onları kucaklıyor, her türlü ihtiyaçlarına kalıcı çözümler yaratıyor. Ayrıca LÖSEV, birçok ilde düzenlediği ve Vakfa kayıtlı ailelerin davet edildiği LÖSEV İftar Yemekleri ile bu zorlu mücadelelerinde onlara moral vermeyi, yalnız olmadıklarını ve LÖSEV’in daima yanlarında olduğunu hissettiriyor. Fitre, Fidye ve Zekâtlarınızla Önce Çocuklar İyileşsin Ramazan ayı boyunca yapılan fitre, fidye ve zekât bağışlarıyla lösemi ve kanserle mücadele eden çocuk ve yetişkin hastalara LÖSEV Gıda Paketleri ve nakdi yardımlar ulaştırılıyor. LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesi’nde lösemi ve kanserle mücadele eden hastalara tamamen ücretsiz tedavi hizmeti sunulurken, gıda dışı bağışlarla ise lösemili çocuklar ve kanser hastalarının banka hesaplarına nakit yardımlar iletiliyor, sosyal ve psikolojik destekler sağlanarak hayata sımsıkı sarılmaları hedefleniyor. LÖSEV Yetkilileri Ramazanda yapılan bağışların önemini şöyle anlattı: “Lösemi ve Kanser hastası çocuk, aile sayımız yüz binleri aşmıştır. Sosyal hizmet uzmanlarımız kar kış, soğuk, uzak, yakın demeden Türkiye'nin her köşesine gitmekte ve hastalarımızı kucaklamaktadırlar. Ne yazık ki kanser hızla artmaktadır. Bağışlarınızın her kuruşu ve her lokması yerini bulmakta, en önemlisi hayat vermektedir. Sizler iyi ki varsınız ve hep var olacaksınız.” Türkiye’nin en güvenilen ve çalışkan Vakfı olan LÖSEV ile bağışların her kuruşunun ve her lokmasının yerini bulduğu, paylaşmanın ve dayanışmanın daha da önem kazandığı Mübarek Ramazan ayında, ihtiyacı olan Lösemili Çocuklar ile Yetişkin Kanser hastalarına iletilmek üzere, siz de doğal ve sağlıklı markaların ürünleri ile hazırlanmış LÖSEV GIDA PAKETLERİNİ seçebilir, sipariş verebilir, hastalarımızın yüzlerindeki gülümsemeye ortak olabilirsiniz. Ramazan ayında Türkiye’deki tüm banka şubelerinin bağış ekranlarından, ülkemizin her köşesindeki PTT şubelerinden, LÖSEV Ofislerini arayarak, LÖSEV güvencesinde telefon üzerinden, nakit ya da kredi kartınız ile Vakıf Merkezimiz ya da İl İrtibat Ofislerimize uğrayarak elden, tüm faturalı hatlardan 3406’ya BAGIS ya da 1998’e FİTRE yazıp kısa SMS göndererek bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz. Detaylı bilgiye 0 312 447 06 60 numaralı telefondan ya da https://www.losev.org.tr/bagis/Ramazan.html linkinden ulaşabilir, yardımlarınızı iletebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocukluk Çağı Kanserlerinde Tedavi Oranı Yüzde 87’ye Ulaştı! Haber

Çocukluk Çağı Kanserlerinde Tedavi Oranı Yüzde 87’ye Ulaştı!

Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” Erken tanı ve tedavi çok önemli! Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak” Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.” Proton tedavisiyle daha az yan etki! Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor Haber

Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor

Rapora göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanserin artık mutlak bir son olarak görülmediğini gösterirken; erken tanı, modern tedavi yöntemleri ve önleyici sağlık adımlarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” nedeniyle güncel veriler ışığında kanserde gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kanserde yüzde 70’lik sağkalım eşiği aşıldı 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’nda yer alan verilere göre, tüm kanser türleri ve evreleri birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreceli sağkalım oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu oran, bireysel hastalar için kesin bir sonuç anlamı taşımamakta; modern onkolojinin genel başarısını yansıtan bir ortalamayı ifade etmektedir. Elde edilen bu sonuç, “kanser kesin ölüm demektir” anlayışının geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir. Kanser istatistikleri, genellikle tanıdan sonra birkaç yıllık takip sürecinin tamamlanmasıyla hesaplanmaktadır. Bu nedenle 2026 raporunda yer alan sağkalım oranları, büyük ölçüde 2015-2020 yılları arasında tanı alan hastaların sonuçlarını yansıtmaktadır. Günümüzde klinik uygulamalarda giderek daha fazla yer bulan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin etkisinin, önümüzdeki yılların verilerine daha güçlü biçimde yansıyacağı öngörülmektedir. Son 30 yılda kansere bağlı ölümler yüzde 35 azaldı Güncel kanser istatistikleri, 1991 yılından bu yana kansere bağlı ölüm oranlarının yüzde 35 oranında azaldığını ortaya koymaktadır. Bu düşüş, yalnızca ABD’de yaklaşık 6 milyon insanın hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Elde edilen bu başarı, tek bir gelişmeye değil; erken teşhis programlarının yaygınlaştırılmasına, sistemik tedavilerin hedefe yönelik ve akıllı ilaçlarla güçlendirilmesine ve immünoterapilerintedavi süreçlerine entegre edilmesine dayanmaktadır. Tarama yöntemleriyle tümörlerin daha erken evrede saptanması, kişiselleştirilmiş ilaç tedavileri ve bağışıklık sistemini harekete geçiren yaklaşımların birlikte kullanılması sayesinde kanser tedavisinde kalıcı ve güçlü sonuçlar elde edilmektedir. Bu gelişmeler, kanserin artık önceden yazılmış bir kader olmadığını ve bilimsel ilerlemelerle yönetilebilir bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Üç temel alan tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor Kanserle mücadelede sağlanan ilerlemelerin temelinde üç ana başlık yer almaktadır. Tarama programları sayesinde tümörler daha erken evrede saptanmakta, bu durum cerrahi ve ilaç tedavilerinin başarısını artırmaktadır. Klasik kemoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlarla birlikte kullanılarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler uygulanmaktadır. İmmünoterapiler ise bağışıklık sistemini kansere karşı aktive ederek cerrahi ve radyoterapiyle birlikte güçlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Vaka sayılarındaki artış önleyici yaklaşımları gündeme taşıyor Tüm bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında ABD’de beklenen yeni kanser vakası sayısının 2.1 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Daha fazla hastanın hayatta kalmasıyla birlikte, daha fazla kişiye kanser tanısı konulması dikkat çekmektedir. Bu durum; obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, çevresel maruziyetlerve yaşlanan nüfus gibi risk faktörlerinin önemini ortaya koymaktadır. En büyük düşman hala aynı: Sigara Tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen, akciğer kanseri günümüzde hala en ölümcül kanser türü olma özelliğini sürdürmekte. 2026 yılı için ABD’de akciğer kanserine bağlı beklenen yaşam kaybı sayısının yaklaşık 124 bin 990 olduğu öngörülmektedir. Oysa düşük doz akciğer tomografisi ile erken tarama, bu alanda en etkili korunma ve erken tanı yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın taramaya uygun bireylerin yalnızca yüzde 18’i bu testi yaptırmakta. Bu tablo, bilimsel bilgi ve teknolojik imkanların mevcut olmasına rağmen, bireysel farkındalık ve davranış değişikliğinin kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır. Kanserde tür ve evre hayati öneme sahip Genel sağkalım oranları yükselmiş olsa da kanser türleri arasında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Tiroid, prostat ve testis kanserlerinde sağkalım oranları oldukça yüksek seyrederken; akciğer ve pankreas kanserlerinde bu oranlar daha düşük düzeylerde kalmaktadır. Bu tablo, kanserde erken tanının ve hastalığın hangi evrede yakalandığının belirleyici rolünü açıkça göstermektedir. Kanser yönetilebilir bir hastalık Güncel veriler, kanserin birçok hasta için kronik bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Tedavi sonrası yaşam kalitesinin korunması, uzun dönem yan etkilerin izlenmesi ve psikososyal desteğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. HPV aşısı gibi önleyici uygulamaların ise bazı kanser türlerinde hastalığın ortaya çıkmasını engelleme potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu gelişmeler, kanserde asıl başarının yalnızca tedavide değil, önlemede de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

LÖSEV’den Lösemili Çocuklara Yılbaşı Partisi Haber

LÖSEV’den Lösemili Çocuklara Yılbaşı Partisi

LÖSEV İstanbul’un her iki yakasında düzenlenen yılbaşı etkinlikleri, çocuklara unutulmaz anlar yaşattı. Avrupa Yakası’nda, Esenyurt Euro Park Otel’de gerçekleştirilen etkinlikte; İstanbul’un uzak ilçelerinin yanı sıra Tekirdağ’dan gelen çocuklar bir araya geldi. DJ eşliğinde şarkılar söylenip zumba dansı yapılırken, animasyonlar, oyunlar ile çocuklar doyasıya eğlendi.. İstanbul Anadolu Yakası’nda ise İstanbul Yelken Kulübü’nde düzenlenen “Yeni Yıla Merhaba” partisinde; İstanbul’daki çocukların yanı sıra Kocaeli ve Sakarya’dan gelen çocuklar ağırlandı. DJ eşliğinde gerçekleştirilen bubble show çocuklara keyifli anlar yaşatırken, sihirbaz gösterisi minik misafirleri adeta büyüledi. Gelecek yıldan dilekleri kağıtlara yazılıp ağaca asıldı. Etkinlik, yeni yıl pastasının kesilmesiyle taçlandı. LÖSEV yetkilileri konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Kanser, yaş ve sosyoekonomik statü fark etmeksizin herkesi tehdit eden küresel bir sorun haline geldi. Sağlıklıyken bile sevdiklerimizin ilgisine ve desteğine ihtiyaç duyarız. Ancak uzun soluklu bir mücadele gerektiren lösemi ve kanser gibi hastalıklarda moral ve motivasyon her şeyden önce gelir. Bu nedenle, yılbaşında da çocuklarımızı ve ailelerini yalnız bırakmıyoruz. Tedavisi devam eden çocuklarımızın yanı sıra hastalığı yenmiş olan çocuklarımızı ve gençlerimizi de bu coşkuya ortak ediyoruz. Bu sayede, çocuklarımız ve gençlerimiz büyük bir ailenin parçası olmanın verdiği dayanışma ruhuyla hastalığın olumsuz etkilerinden uzak kalabiliyor, umut dolu bir gelecek için mücadelelerine devam edebiliyor. Bu vesileyle, yıl boyunca desteklerini esirgemeyen tüm bağışçılarımıza teşekkür ediyor, herkese sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyoruz.”

LÖSEV’den Öğretmenler Günü Kutlaması Haber

LÖSEV’den Öğretmenler Günü Kutlaması

Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV’in Gönüllü öğretmenleri, İstanbul’da Radisson Collection Hotel Vadistanbul’da bir araya geldi. Etkinlikte LÖSEV’in eğitim çalışmalarını destekleyen ve deneyimlerini paylaşan gönüllü öğretmenlere teşekkür edildi. Program, Trend Grubu’nun müzik dinletisi ile başladı ve ardından İstanbul Drama Sanat Akademisi’nin buz kırıcı atölyesi ile katılımcılar arasındaki bağlar güçlendi. Etkinliğe ünlü eğitimci Ali Koç, online bağlantı ile katılarak Türkiye’de öğretmen olmanın anlamı ve gönüllülüğün çocukların hayatındaki rolü üzerine ilham verici paylaşımlarda bulundu. Konuşmanın ardından öğretmenler için düzenlenen ödül töreni, keyifli anlara sahne oldu. Buluşmanın en anlamlı bölümlerinden biri, LÖSEV’li çocukların hazırladığı resim sergisi oldu. Çocukların umut ve renk dolu dünyasını yansıtan eserler, katılımcılarda duygusal ve ilham verici anlar yarattı. Bu anlamlı günde, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Cumhuriyet tarihinin tüm değerli eğitimcileri saygı ve minnetle anıldı. Etkinlik sonunda, LÖSEV İnci Proje ekibi, vakfın çalışmaları ve iyileşmiş gençlerin öğretmenlerine teşekkürleriyle programı tamamladı. LÖSEV’den Türkiye Genelinde Farkındalık Projesi: LÖSEV İncileri Okullarda LÖSEV İnci Projesi, Türkiye genelindeki eğitim kurumlarında öğrencileri, velileri ve eğitim paydaşlarını lösemi ve kanser konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında okullarda farkındalık seminerleri, sosyal sorumluluk etkinlikleri ve sağlıklı yaşam ile dayanışma odaklı çalışmalar gerçekleştiriliyor. Projede öğrencilerin gönüllülük ve sosyal sorumluluk bilinci destekleniyor. Gönüllü öğretmenlerin katkılarıyla her yıl daha fazla çocuğa ulaşılıyor. LÖSEV, bu yıl da eğitim ve öğretime verdiği desteği sürdürmeye devam ediyor. Eğitimcilerin katkıları, vakfın umut dolu adımlarına güç katıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor! Haber

KOAH Hızla Yaygınlaşıyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, 19 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.” Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor! Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.” Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek! Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.” Akciğerden kalbe, kanserden inmeye! Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi? Haber

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi?

Peki, uzun yaşamın sırrı nerede saklı? Genetik mi, yoksa yaşam tarzı mı daha belirleyici? “İnsan ömrünün yaklaşık %25-40’ı genetikle belirleniyor, geri kalan ise yaşam tarzı, çevresel faktörler ve tesadüflere bağlı” diyen Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, genetiğin yaşlanma üzerindeki etkilerini ve epigenetikle birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bu süreci nasıl değiştirdiğini anlattı. Genetik, Piyanonun Tuşlarıysa; Epigenetik, O Tuşlara Basan Piyanisttir Kimler uzun yaşar? Uzun yaşam aileden aldığımız bir miras mı yoksa çok daha fazlası mı? Bilimsel araştırmaların son yıllarda en çok yoğunlaştığı konuların başında uzun ve sağlıklı yaşam geliyor. Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre insan ömrünün yaklaşık yüzde 25 ila 40’ının genetik faktörlerle bağlı olduğu belirlendi. Peki ya geri kalan yüzde 60’lık kısımda etkili olan neydi? Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde hizmete sunulan Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, yüzde 60’lık bu önemli kısımda çevresel koşulların, yaşam tarzı tercihlerinin ve rastlantısal etkilerle şekillendiğini belirtiyor ve “İyi bir genetik altyapıya sahipseniz bu ciddi bir avantajdır; ancak bu şansı en iyi şekilde değerlendirebilmek için epigenetik etkileri de anlamak gerekir. Genetiği, piyanonun tuşları gibi düşünebiliriz. O tuşlara hangi sırayla ve nasıl basılacağını belirleyen ise epigenetik mekanizmalardır. Besinler, toksinler, gazlar, radyasyon, egzersiz, uyku, stres ve enfeksiyonlar gibi çevresel faktörler bütününü ifade eden ekspozom, bu “piyanist”in notalarını oluşturur. DNA üzerindeki belirli bölgelerde gerçekleşen metilasyon ya da histon modifikasyonu gibi epigenetik düzenlemeler, genlerin aktif mi yoksa pasif mi olacağını belirler” dedi. UZUN YAŞAM “OLAĞANÜSTÜ GENLER”E BAĞLI! YA SİZDE YOKSA? Guinness rekorlarına göre dünyanın en uzun yaşayan insanı olarak geçen 122 yaşında hayatını kaybeden Jeanne Louise Calment’ten örnek veren Acıbadem Life Longevity İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Bu kişi 117 yaşına kadar sigara içiyordu. Alkol ve çikolataya da oldukça düşkündü. Bazı kişiler olağanüstü genetik profile sahip olabilir” diye konuştu. Uzun ömürlü aileler incelendiğinde yaşlanmaya karşı koruyucu genetik profillerin, sağlıklı metabolizma ve düşük hastalık riskinin öne çıktığını söyleyen Uzm.Dr. Halil Ertürk, “Bu özellikler, uzun ve sağlıklı yaşamın aile içinde genetik olarak aktarılabildiğini gösteriyor. Uzun ömürlü ailelerin üyeleri, daha düşük kan şekeri, insülin ve trigliserid düzeyleri ile daha sağlıklı bir metabolik profile sahip. Bu özellikler, yaşlanmaya bağlı hastalıkların gecikmesini ve daha uzun sağlıklı yaşam süresini destekliyor. Bu ailelerde Alzheimer, diyabet, kalp yetmezliği gibi yaşa bağlı hastalıkların görülme sıklığı daha düşük. Ayrıca, kanser gibi hastalıklara karşı hem daha dirençli hem de hastalık sonrası daha dayanıklı oldukları gözleniyor. Bu ailelerde, sağlıklı yaşam süresini uzatan, bir kısmı büyük oranda doğrulanmış, bir kısmı kısmen doğrulanmış bazı genler ön plana çıkıyor” dedi. İŞTE UZUN YAŞAM GENLERİ APOE2: Bu varyant, Alzheimer ve kalp hastalığı riskini azaltıyor. FOXO3a: Hücrelerin strese karşı direncini artıran ve DNA onarımını destekleyen bir "hücre bekçisi" olarak görev yapar. CETP ve APOC3: Bu genlerin belirli varyantları, iyi kolesterol (HDL) seviyelerini artırıp trigliseritleri düşürerek kalp-damar sağlığını korur. IGF-1R ve d3GHR: Büyüme sinyallerini yöneten bu genlerin düşük aktiviteli varyantları, metabolizmanın yavaşlamasına ve yaşam süresine katkıda bulunur. Sirt6: Yaşlanma karşıtı bir "Sirtuin" geni olan Sirt6, DNA hasarlarını onararak genomun sağlıklı kalmasını sağlar. NE ZAMAN YAŞLANACAĞINIZI SAĞLIK YÖNETİMİNİZ BELİRLİYOR! Genetik yatkınlığın kronolojik (takvim) yaşımızdan farklı olan biyolojik yaşımızı doğrudan etkilediğini belirten Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Özellikle DNA onarımı ve genom stabilitesi ile ilgili genler, yaşlanma hızımızda kritik rol oynar. Yaşlandıkça, genetik etkiler çevresel faktörlerle daha fazla etkileşime girer. Özellikle uyku kalitesi ve beslenme gibi faktörler, genetik riskin yüksek olduğu kişilerde bile yaşlanma hızını yavaşlatabilir. Genetik yatkınlık yaşlanma sürecini şekillendirse de, sağlıklı yaşam tarzı seçimleri genetik riskleri yönetmenin, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin en etkili yoludur” dedi. 8 HAFTADA 4,6 YIL GENÇLEŞMEK MÜMKÜN MÜ? Yaşam tarzı odaklı yalnızca 8 haftalık bir müdahale programında, DNA metilasyon saati kullanılarak ölçülen biyolojik yaşın ortalama 4,6 yıl geriye çekilebildiğinin gösterildiğini söyleyen Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Bu da genetik kodumuzu değiştiremesek bile, genlerin nasıl çalışacağını etkileyen epigenetik düzenlemeleri yönlendirebileceğimizi ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme, egzersiz, kaliteli uyku, stres yönetimi ve çevresel toksinlerden uzak durmak gibi alışkanlıklar, genetik riskiniz ne olursa olsun yaşam süresini uzatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir” diye konuştu. Genetik müdahalelerin, gelecekte yaşlanma sürecini yavaşlatmak hatta tersine çevirmek için önemli bir araç haline gelebileceğine dikkat çeken Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Halil Ertürk, “Bu fikir artık bilim kurgu olmaktan çıktı. Bugün laboratuvar ortamında deneysel olarak uygulanan genetik tedaviler, yaşlanmanın kök nedenlerini hedef alarak biyolojik yaşı geri çekme potansiyeli taşıyor” dedi. YAŞLANMAYI GECİKTİRMEYİ HEDEFLEYEN GENLER Telomeraz: Hücre bölünmesiyle kısalan telomerleri (kromozom uçları) uzatarak hücresel yaşlanmayı yavaşlatır. Özellikle kök hücre ve bağışıklık sistemi hücrelerindeki yaşlanmanın tersine çevrilmesi bütün vücutta gençleşme etkisini oluşturur. Follistatin: Kas büyümesini engelleyen Myostatin proteinini bloke ederek yaşa bağlı kas kaybını (sarkopeni) önler. Klotho: Özellikle beyin sağlığını korur ve Alzheimer ile ilişkili Amiloid-β plaklarını azaltmaya yardımcı olabilir. PGC-1a: Hücrelerimizin enerji santrali olan mitokondrilerin fonksiyonunu iyileştirerek yaşlanmaya bağlı enerji düşüşünü hedefler.

Türkiye’de Hepatit C’nin Gerçek Yüzü Haber

Türkiye’de Hepatit C’nin Gerçek Yüzü

1 Ekim Dünya Hepatit Bilinçlendirme Günü kapsamında farkındalık çağrısı yapan uzmanlar, Türkiye’de yaklaşık yarım milyon kişinin Hepatit C taşıdığını bilmeden yaşadığını vurguluyor. Gastroenteroloji ve Hepatoloji Hekimi Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, özellikle hastalığın sessiz ilerlemesi nedeniyle tanı konulmasının geciktiğini ve bu nedenle erken taramanın hayati önem taşıdığını belirtiyor. Türkiye’de 750 Bin Kişiye Kadar Hepatit C Taşıyıcısı Olabilir T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı “Türkiye Viral Hepatit Programı” verilerine göre, anti-HCV pozitiflik oranı yüzde 0,5–1 aralığında. Bu oran, ülkemizde yaklaşık 350.000 ila 750.000 kişinin Hepatit C virüsüyle enfekte olduğu anlamına geliyor. Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bu yüksek sayıya rağmen çoğu hastanın enfekte olduğunun farkında bile olmadığını ifade ediyor. Yapılan araştırmalar, enfekte bireylerin yüzde 70-80’inin hastalıklarından habersiz olduğunu gösteriyor. Bu da demek oluyor ki yaklaşık 500 binden fazla kişi virüsü taşımasına rağmen tanı almamış durumda. Belirti Vermeden İlerliyor, Karaciğeri Sessizce Yok Ediyor Hepatit C genellikle yıllarca hiçbir belirti vermeden vücutta kalabiliyor. Ancak bu süreçte karaciğer hücrelerinde geri dönüşü olmayan tahribatlar meydana geliyor. Hastalık zamanla siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine dönüşebiliyor. Uzm. Dr. Özarı, özellikle halsizlik, iştahsızlık, bulantı, ciltte sararma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Hastaların bu belirtileri basit rahatsızlıklarla karıştırmasının tanıyı geciktiren en büyük nedenlerden biri olduğunu ifade ediyor. En Riskli Gruplar Kimler? Basit Bir Kan Testi Hayat Kurtarabilir Hepatit C kan yoluyla bulaşan bir virüs olduğu için bazı bireylerin riski çok daha yüksek. Özellikle: 1996 öncesi kan nakli yapılanlar,Enjektör paylaşımı olan kişiler,Steril olmayan ortamlarda dövme/piercing yaptıranlar,Hemodiyaliz hastaları ve organ nakli geçirenler risk altında. Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bu kişilerin zaman kaybetmeden anti-HCV testi yaptırmalarının büyük önem taşıdığını belirtiyor. Günümüzde birçok sağlık kuruluşunda bu testin hızlı ve kolay şekilde yapılabildiğini hatırlatıyor. Tedavi Mümkün, Yeter ki Erken Tanı Konulsun Günümüzde Hepatit C tedavisinde yüksek başarı oranlarına sahip antiviral ilaçlar kullanılıyor. Dr. Özarı, “Yeni nesil ilaçlarla hastalığın tamamen tedavi edilmesi mümkün. Ancak bunun için önce tanı koymak şart” diyerek düzenli kontrollerin önemine dikkat çekiyor. Bilimsel verilere göre Türkiye’de yaklaşık 360.000 viremi (aktif virüs) pozitif birey olduğu tahmin ediliyor ve bu kişiler uygun tedaviyle sağlığına kavuşabilir. “Habersiz Taşıyıcılık” Halk Sağlığı İçin Büyük Risk Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, Hepatit C’nin en tehlikeli yönünün bireyin virüsü taşımasına rağmen hastalığının farkında olmaması olduğunu belirtiyor. “Virüs taşıyıcısı olduğunu bilmeyen bireyler hem kendi sağlıklarını riske atıyor hem de toplumsal bulaşın sürmesine neden oluyor” diyen Dr. Özarı, toplumsal tarama programlarının artırılması gerektiğini vurguluyor. 1 Ekim Dünya Hepatit Bilinçlendirme Günü: Fark Et, Tanı Al, Korun! Dünya Sağlık Örgütü’nün “Hepatiti Eliminasyonla Durdur” çağrısına destek olmak için Türkiye’de de her yıl 1 Ekim’de hepatit hastalıklarına karşı toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. Dr. Özarı, bu özel günün amacının yalnızca farkındalık yaratmak değil, insanların hastaneye başvurmasını, test yaptırmasını ve tanı almasını sağlamak olduğunu belirtiyor. Bu Sessiz Tehlikeye Karşı Bilinçlenme Şart Türkiye’de Hepatit C taşıyıcısı olan yarım milyona yakın kişinin hastalığından habersiz yaşaması, toplum sağlığı açısından büyük risk taşıyor. Ancak basit bir kan testiyle bu zinciri kırmak ve hastalığın önüne geçmek mümkün. Çakmak Erdem Hastanesi'nde görev yapan Gastroenteroloji ve Hepatoloji Hekimi Uzm. Dr. Halil Onur Özarı, bireyleri özellikle risk grubundalarsa gecikmeden test yaptırmaya davet ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.