Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kanser Tedavisi

Kapsül Haber Ajansı - Kanser Tedavisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kanser Tedavisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Abdi İbrahim Vakfı İyilik Evi’ne Altın Pusula’dan İki Ödül Birden Haber

Abdi İbrahim Vakfı İyilik Evi’ne Altın Pusula’dan İki Ödül Birden

İyilik Evi, 360 derece entegre iletişim çalışmalarıyla “Kurumsal Sorumluluk Sağlık” kategorisinde Altın Pusula Ödülü’nü kazanırken, “Alâeddin Asna Kurumsal Sorumlulukta Tutarlılık ve Süreklilik Özel Ödülü”ne de layık görüldü. Ödüller, 20 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Abdi İbrahim Vakfı tarafından hayata geçirilen İyilik Evi, kanser tedavisi için Türkiye’nin farklı şehirlerinden İstanbul’a gelen ve ekonomik koşulları nedeniyle konaklama desteğine ihtiyaç duyan çocuklara ve ailelerine ücretsiz bir yaşam alanı sunuyor. Aynı anda 45 kişinin konaklayabildiği 18 odalı İyilik Evi’nde çocuklar aileleriyle birlikte kalabiliyor. Konaklama desteğinin yanı sıra eğitim, atölye ve psikososyal destek programları sunan İyilik Evi, çocukların tedavi sürecinde ailelerinden ve yaşamın doğal akışından kopmadan desteklenmelerini; ailelerin ise bu zorlu süreçte sosyal ve duygusal açıdan güçlenmelerini amaçlıyor. Sosyal sorumlulukta sürekliliğe özel ödül Doğrudan başvuruya açık olmayan ve özel bir seçici kurul tarafından verilen “Alâeddin Asna Kurumsal Sorumlulukta Tutarlılık ve Süreklilik Özel Ödülü”, toplumsal fayda, samimiyet, tutarlılık ve uzun vadeli sürdürülebilirlik kriterleriyle öne çıkıyor. İyilik Evi, bu özel ödülle sunduğu desteklerin yanı sıra uzun vadeli toplumsal fayda yaklaşımıyla da takdir edildi. “En büyük karşılığımız, bir çocuğun yüzündeki gülümseme” Abdi İbrahim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül, İyilik Evi’nin başarısını şu sözlerle değerlendirdi: “Abdi İbrahim Vakfı olarak İyilik Evi’ni, çocuklarının kanser tedavisi için Anadolu’nun farklı şehirlerinden İstanbul’a gelen ailelerin bu zorlu yolculukta kendilerini yalnız hissetmemeleri için hayata geçirdik. İstedik ki evlerinden uzakta onlara kapısını açan sıcak bir yuvaları olsun. Çocuklar tedavileri sürerken günlük hayattan ve oyun oynamaktan kopmasın, anne ve babalar da ihtiyaç duydukları psikolojik desteğe ulaşabilsin. Onların omuzlarındaki yükü bir nebze olsun hafifletebildiysek ne mutlu bize. Çünkü bizim için en büyük karşılık, bir çocuğun yüzündeki gülümseme, onun sağlığına kavuşarak evimizden ayrılabilmesi ve bir ailenin ‘İyi ki buradayız’ diyebilmesi. 114 yıldır hayatı iyileştirme yolculuğuna devam eden bir kurum olarak bu sorumluluğumuzu vakfımız aracılığıyla daha ileri taşımaya, daha fazla insanın hayatına dokunmaya kararlıyız. İyilik Evi’nin iki değerli ödüle layık görülmesi bizim için büyük bir mutluluk ve motivasyon kaynağı. Bu başarıda emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarımıza, gönüllülerimize ve projemizi ödüle değer gören jüri üyelerine teşekkür ediyorum.” Çocuklar için umut, aileler için dayanışma “Bir Çocuk İyileşir Dünya Değişir!” anlayışıyla yola çıkan İyilik Evi, açılışından bu yana yaklaşık 250 çocuk olmak üzere, aileleriyle birlikte 500’ün üzerinde kişiyi ücretsiz olarak ağırladı. Çocukların gelişimini ve ailelerin güçlenmesini desteklemek amacıyla bugüne kadar 3.000 saati aşkın eğitim, atölye ve psikososyal destek faaliyeti gerçekleştirildi. Bu çalışmalarla çocukların duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimlerine katkı sağlanırken, ailelerin de yeni beceriler kazanmalarına ve sosyal açıdan güçlenmelerine katkı sağladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir! Haber

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir!

Kanser tedavisi zorlu ve uzun bir süreç olduğu kadar tedavi bittikten sonraki süreç de hastanın hayatına yön veriyor. Pet ve tomografiyle takip edilen süreçte tüm sonuçların temiz olması bile vücutta tek bir kanser hücresi bile kalmadığı anlamına gelmiyor. Bazı kanser hücreleri çok küçük hücreli olduğu için görüntüleme yöntemleri de yetersiz kalabiliyor. Kanser hücreleri çoğalırken kendilerine ait küçük DNA parçalarını kanda bırakabiliyor. Bu parçalara “dolaşımdaki tümör DNA’sı” ismi veriliyor. Kandaki bu DNA parçaları özel bir yöntem olan “sıvı biyopsi” ismi verilen yeni bir yöntemle ortaya çıkarılabiliyor. Sıvı biyopsi kolon kanseri ve meme kanseri tedavisinde etkin rol oynuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rumeysa Atabey, sıvı biyopsi ile ilgili bilgi verdi. Kanda belirlenen tümör DNA’sı metastaz anlamına gelebilir! Kanda tümöre ait DNA'nın saptanması, vücutta mikroskobik düzeyde hastalık kalmış olabileceğini düşündürebilmektedir. Bu durum gelecekte hastalığın tekrarlama riskinin daha erken öngörülmesine yardımcı olabilmektedir. Son çalışmalar özellikle bazı kalın bağırsak kanserlerinde ctDNA’nın ameliyat sonrası hastalık tekrar riskini öngörmede değerli olabileceğini göstermektedir. Ancak kanda tümör DNA’sı bulunması, her hastaya mutlaka ek tedavi verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde ctDNA'nın saptanmaması da kanserin kesinlikle yok olduğunu ve tekrarlamayacağını garanti etmemektedir. Çünkü her tümör kana aynı miktarda DNA bırakmamaktadır. Doğru hastada ve doğru zamanda kullanıldığında çok değerli bilgiler sağlayabilmektedir. Bu nedenle sıvı biyopsi sonucunun tek başına değil, hastanın kanser türü ve evresi, patoloji sonucu, uygulanmış olan tedaviler ve görüntüleme bulguları ile birlikte yorumlanması gerekmektedir. Tümör DNA’sı kanser tedavisinin türünü belirlemeye de yardımcı oluyor Sıvı biyopsinin bir başka önemli kullanım alanı da tedavi sırasında kanserde ortaya çıkan yeni değişiklikleri takip etmektir. Kanser hücreleri zaman içinde kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirebilir ve tümörün genetik yapısında meydana gelen bazı değişiklikler kanda yakalanabilir. Bu bilgiler bazı hastalarda bir sonraki tedavinin seçiminde yol gösterici olabilmektedir. ctDNA ile hastalığı daha erken fark etmek, kanserin zaman içinde değişebilen genetik karakterini belirleyerek hastayı o an için en uygun tedaviyle buluşturabilmek de son derece önemlidir. Sıvı biyopsi, kanser tedavisini iyileştirmede geleceğin en umut verici araçlarından biri olarak görünmektedir. Bu bağlamda sıvı biyopsi sonucunun bütüncül bir yaklaşımla, deneyimli bir ekip tarafından yorumlanması koşuluyla her hasta için en uygun yol haritası belirlenebilecektir. Tümör DNA’sı (ctDNA) meme kanserini tomografiden önce belirleyebiliyor! Artık bazı meme kanserlerinde tümörün tedaviye direnç geliştirdiğini tomografiden önce kandan görülebilmekte ve görüntülemede büyümesini beklemeden tedavi değiştirilebilmektedir. Buna en yeni ve güncel örnek meme kanseri için geliştirilen ‘’camizestrant’’ isimli ilaçtır. 4 Eylül 2026’da FDA, camizestrantı yalnızca likit biyopside yeni gelişen ESR1 mutasyonunun saptanmasına dayanarak ve henüz görüntülemede hastalık ilerlememiş yani ‘’her şey yolunda’’ görünürken tedavi değişikliği için hızlandırılmış olarak onayladı. Önceden likit biyopsi ile hastalığın ilerleyebileceğini görüntülemeden bir yıl öncesine kadar saptanabileceği bilinse de, bunu bilmek tedaviyi yönlendirmiyordu. Sonuç olarak, ilk defa bir kanser ilacı görüntülemede hastalık henüz ilerlememişken likit biyopsiyle saptanan tümör direncine göre tedavi değişikliğini yönlendirebilmiş ve FDA onayını almıştır. Bu gelişme diğer kanser tipleri için de ümit vadedici olmuştur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şentürk Otomotiv, KIA ile Eker I Run’da Hem Yollara Hem İyiliğe Enerji Kattı Haber

Şentürk Otomotiv, KIA ile Eker I Run’da Hem Yollara Hem İyiliğe Enerji Kattı

Otomotiv sektöründeki deneyimini toplumsal fayda ve sürdürülebilir mobilite odağıyla buluşturan Şentürk Otomotiv, Bursa’nın önemli spor organizasyonlarından Eker I Run’da Kia markasıyla yerini aldı. Organizasyona sponsor olarak destek veren Şentürk Otomotiv, etkinlik boyunca Kia’nın yenilikçi mobilite vizyonunu katılımcılarla buluştururken, kurumsal koşu takımı Şentürk Runners ile anlamlı bir hedef için parkura çıktı. Takım üyeleri, KAÇUV – Kanserli Çocuklara Umut Vakfı yararına koşarak kanser tedavisi gören çocuklara destek olmak amacıyla bağış topladı. Kia’nın yeni nesil modelleri Eker I Run’da Eker I Run boyunca oluşturulan Kia deneyim alanında, Kia Sportage ile markanın elektrikli mobilite vizyonunun yeni temsilcisi Kia EV2 katılımcılarla buluştu. Ziyaretçiler modelleri yakından inceleme fırsatı bulurken, Şentürk Otomotiv ekibi araçların tasarım, teknoloji ve sürüş özelliklerini katılımcılara aktardı. Şentürk Otomotiv’in organizasyona katkısı marka deneyimiyle sınırlı kalmadı. Eker I Run’da Kia EV3 ve Kia Picanto, 5K ve 42K yarışlarında öncü ve kronometre araçları olarak parkurda görev aldı. Böylece Kia modelleri, etkinlik alanındaki marka görünürlüğünün ötesine geçerek yarışın heyecanına ve operasyonel akışına eşlik etti. Şentürk Runners çocuklar için koştu Şentürk Otomotiv çalışanlarından oluşan Şentürk Runners, Eker I Run’a sportif bir hedefin ötesinde sosyal bir amaçla katıldı. Takım üyeleri KAÇUV yararına attıkları adımları bağışa dönüştürerek, kanser tedavisi gören çocuklar ve aileleri için oluşturulan dayanışmaya katkı sağladı. Şentürk Otomotiv, çalışan gönüllülüğünü kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımının önemli bir parçası olarak görürken, sporun birleştirici gücü aracılığıyla çalışanlarını sosyal fayda yaratan çalışmaların aktif paydaşı haline getirmeyi hedefliyor. “Mobiliteyi insanları ve iyiliği birbirine bağlayan bir güç olarak görüyoruz” Şentürk Otomotiv adına yapılan değerlendirmede şu ifadelere yer verildi: “Eker I Run’da Kia markamızla yer almak bizim için klasik bir sponsorluk çalışmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Bir tarafta Kia’nın yenilikçi ve elektrikli mobilite vizyonunu katılımcılarla buluştururken, diğer tarafta Şentürk Runners takımımızla KAÇUV yararına koşarak çok kıymetli bir sosyal faydanın parçası olduk. Araçlarımızın yarış operasyonunda öncü, kronometre ve hakem araçları olarak görev alması da Kia’yı organizasyonun doğal bir parçası haline getirdi. Şentürk Otomotiv olarak mobiliteyi yalnızca ulaşım değil; insanları, deneyimleri ve iyiliği birbirine bağlayan bir güç olarak görüyoruz.” Şentürk Otomotiv, Eker I Run iş birliğiyle marka iletişimi, sürdürülebilir mobilite, çalışan katılımı ve sosyal sorumluluğu aynı platformda buluşturdu. Kia modellerinin parkurdaki aktif rolünden Şentürk Runners’ın KAÇUV için gerçekleştirdiği yardımseverlik koşusuna uzanan çalışma, Şentürk Otomotiv’in markalarıyla yaşamın ve toplumun içinde değer yaratma yaklaşımının güçlü bir yansıması oldu. Şentürk Otomotiv, önümüzdeki dönemde de sporun birleştirici gücünü, sürdürülebilir mobiliteyi ve toplumsal faydayı aynı rotada buluşturan projeleri desteklemeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye LÖSEV İçin Tek Yürek Oldu, 100 Bin Kişi Ata’nın Huzuruna Koştu Haber

Türkiye LÖSEV İçin Tek Yürek Oldu, 100 Bin Kişi Ata’nın Huzuruna Koştu

LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, geleneksel Anıtkabir buluşmasını 3 Ekim’de gerçekleştirdi. Büyük LÖSEV Ailesi Aslanlı Yol'dan ilerleyerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzuruna çıktı. Lösemili çocuklar, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ezer ve beraberindeki heyet, Atatürk'ün mozolesine LÖSEV motifli çelenk bıraktı. Saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra Misak-ı Milli Kulesi'ne geçildi. Dr. Ezer, burada Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı. Türkiye’nin dört bir yanından 632 otobüs ile yaklaşık 32 bin kişininkatıldığı buluşmada, Ankara’dan gelen aile ve gönüllülerle birlikte toplam sayı 100 bine ulaştı. Lösemi ve kanser tedavisi gören çocuklar, hastalığı yenerek hayata yeniden tutunan gençler, aileler, gönüllüler ve LÖSEV destekçileri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e minnetlerini sunmak ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak için söz verdi. Dr. Üstün Ezer: “100 Yıl Da Geçse Halen Ülkemizin Umudu Ve Birleştirici Gücüsün.” Tedavi gören Lösemili Çocuklar ile Anıtkabir’de mozoleye çelenk koyan ve saygı duruşunda bulunan LÖSEV ’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Üstün EZER Anıtkabir defterine şunları yazdı: “Bu günlerde çok daha iyi anlıyoruz ki, sen sadece Vatanımızın kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil, aradan 100 yıl da geçse halen ülkemizin umudu ve birleştirici gücüsün. Bizler LÖSEV Ailesi olarak; bölünmez vatanımızın kıymetini çok iyi biliyoruz, senin bütün ilke-devrim ve eserlerine sahip çıkıyor, çok çalışıyor, hayatlar kurtarıyor her alanda üretiyor, ufkun ötesini görüyoruz. İnanıyoruz ki her gecenin bir sabahı vardır ve bu karanlık günlerin ardından güneş LÖSEV ’den doğacaktır. Sen rahat uyu Atam, emanetlerin LÖSEV Ailesinde ve asil Türk halkındadır.” LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde tedavi gören Lösemili Çocuklar da Atatürk’lerine şöyle seslendi: “Siz ülkemizi işgal eden düşmanlarımızla büyük bir Kurtuluş Savaşı yaptınız ve sonunda onları yenerek ve denize dökerek galip geldiniz. Biz de lösemi canavarına karşı büyük bir mücadele veriyoruz. Vücudumuzun her yerine kötü hücreler yayılmış ve bizi ele geçirmeye çalışsalar da LÖSEV sayesinde iyileşeceğiz ve BİZ KAZANACAĞIZ. Size söz veriyoruz ve umudumuzu hiçbir zaman kaybetmiyoruz.” Anıtkabir ziyaretinin ardından Anıttepe Spor Kompleksi’nde devam eden etkinliklerde Lösemili Çocukların anneleri, LÖSEV’in çalışmalarının önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. Anneler, Sağlık Bakanlığı’ndan LÖSANTE Hastanesi’ne tam ruhsat verilmesini, YÖK Başkanlığı’ndan ise LÖSEV Üniversitesi’nin kuruluşu için beklenen son imzanın atılmasını talep etti. LÖSEV Gençliği’nin öncülüğünde on binlerce gencin Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni hep bir ağızdan okuduğu program, müzik ve dans festivaliyle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

13. Eker I Run’da 19 Sivil Toplum Kuruluşu İçin İyilik Adımları Atılacak Haber

13. Eker I Run’da 19 Sivil Toplum Kuruluşu İçin İyilik Adımları Atılacak

Bursa’da 3-4 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek 13. Eker I Run, sporun yanı sıra dayanışma ve toplumsal faydayı da odağına alıyor. Adım Adım iş birliğiyle düzenlenen Yardımseverlik Koşuları kapsamında bu yıl 19 sivil toplum kuruluşunun projeleri için kaynak yaratılacak. Gönüllü koşucular ve bağışçılar, ipk.adimadim.org üzerinden projelere katkı sunarak her adımı iyiliğe dönüştürecek. 2025 yılında yine 19 sivil toplum kuruluşu için 5,4 milyon TL kaynak yaratılan Yardımseverlik Koşuları ile 2018’den bu yana sağlanan toplam destek 13,7 milyon TL’ye ulaştı. Türkiye’nin öne çıkan koşu organizasyonlarından Eker I Run, 13. yılında sporun birleştirici gücünü dayanışmayla buluşturmaya hazırlanıyor. “Koşmak Gerek” mottosuyla 3-4 Ekim 2026 tarihlerinde Bursa’da düzenlenecek organizasyon, farklı yaş ve seviyelerden koşucuları bir araya getirirken, Yardımseverlik Koşuları ile toplumsal faydaya da alan açıyor. Eker I Run’ın programı 3 Ekim’de Hüdavendigar Parkı’nda gerçekleştirilecek “Shake Out Run” ile başlayacak. Aynı gün düzenlenecek “Köpeğinle Koş” etkinliğiyle katılımcılar, sevimli dostlarıyla birlikte koşu deneyimini paylaşabilecek. 4 Ekim’de ise organizasyonun ana yarışları gerçekleştirilecek. Uludağ’dan Eker Meydan’a uzanan 42K Maratonu’nun yanı sıra 15K ve 5K yarışları, çocuklara yönelik Minik Adımlar ve Özel Sporcular Koşusu da programda yer alacak. Her adım toplumsal faydaya dönüşüyor Eker I Run’ın önemli bileşenlerinden biri olan Yardımseverlik Koşuları, Adım Adım iş birliğiyle hayata geçiriliyor. Gönüllü koşucular, seçtikleri sivil toplum kuruluşlarının projeleri için koşarken, bağışçılar da bireysel katkılarıyla bu projelere kaynak aktarılmasına katkı sağlıyor. Böylece yarışta atılan her adım, farklı alanlarda yürütülen sosyal fayda projelerine destek oluyor. Yardımseverlik Koşuları, Eker I Run’da yıllar içinde büyüyen bir dayanışma hareketine dönüşürken, 2025 yılında düzenlenen organizasyonda 19 sivil toplum kuruluşu için toplam 5,4 milyon TL kaynak yaratıldı. 2018’den bu yana Yardımseverlik Koşuları aracılığıyla sağlanan toplam destek ise 13,7 milyon TL’ye ulaştı. 19 STK’nın projeleri için koşulacak Eker I Run kapsamında bu yıl da 19 sivil toplum kuruluşu, farklı ihtiyaç alanlarına yönelik projeleriyle Yardımseverlik Koşuları’nda yer alıyor. Gönüllü koşucular ve bağışçılar, bu projeler arasından seçim yaparak eğitimden çocuklara, çevreden sağlığa ve sosyal kapsayıcılığa uzanan farklı alanlardaki çalışmalara katkı sağlayabilecek. Eker I Run’da yer alan sivil toplum kuruluşları şöyle: AKUT, Bir Diek Tut Derneği, Lösemili Çocuklara Yardım Derneği (LÖDER), Değişim Liderleri Derneği, Deniz Yaşamını Koruma Derneği, EGET Vakfı, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), Koruncuk Vakfı, Nesin Vakfı, Otizmli Bireyleri Destekleme Vakfı (OBİDEV), ROBOTEL, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Türk Eğitim Vakfı (TEV), Tohumluk Vakfı, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV), Türk Eğitim Derneği (TED), UNICEF, WWF Türkiye. Tüm projeler “İPK – İyilik Peşinde Koş” platformunda (ipk.adimadim.org) yayınlanıyor. Bağışçılar ve gönüllü koşucular, diledikleri projeye destek vererek pek çok alanda toplumsal etki yaratabiliyor. 13. EKER I RUN’DA YARDIMSEVERLİK KOŞUSU YAPACAK STK’LARIN PROJELERİ: AKUT – “Her Adım Bir Hayat” Projesi AKUT Arama Kurtarma Derneği, dağ ve doğa kazaları ile deprem, sel ve yangın gibi afetlerde yardıma ihtiyaç duyan insanlara ve canlılara ulaşmak için gönüllülük esasına dayalı arama-kurtarma çalışmaları yürütüyor. Toplumu afetler ve acil durumlar konusunda bilgilendiren ve eğitim faaliyetleri gerçekleştiren AKUT, “Her Adım Bir Hayat” projesiyle 13. Eker I Run’da yer alıyor. Proje kapsamında zorlu doğa koşullarında, doğal afetlerde veya mahsur kalma durumlarında görev alabilecek daha fazla arama-kurtarma operasyon gönüllüsünün yetiştirilmesine katkı sağlanması planlanıyor. AKUT, 100 gönüllü katılımcıya ulaşarak 500.000 TL bağış toplamayı amaçlıyor. Bu kaynak, daha fazla gönüllünün arama-kurtarma çalışmalarında görev alabilmesi için gerekli eğitim ve hazırlık süreçlerine aktarılacak. Bir Dilek Tut Derneği - "Hepimizin Dileği" Projesi Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerini gerçekleştirerek tedavi süreçlerinde umut ve motivasyonlarını artırmalarına katkı sağlıyor. “Hepimizin Dileği” projesiyle çocuklara hiçbir şeyin imkânsız olmadığını hissettirmeyi ve yaşamla kurdukları bağı güçlendirmeyi amaçlayan dernek, bir çocuğun dileğinin gerçekleştirilmesi için gereken 60.000 TL’lik kaynağın oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Projeye, 13. Eker I Run kapsamında gönüllü koşucular ve bağışçılar da katkı sunabilecek. LÖDER - "Kanserli Çocuklar Sağlığa Ulaşsın" Projesi Lösemili Çocuklara Yardım Derneği (LÖDER), kanserle mücadele eden çocuklara destek olmayı amaçlıyor. Dernek, Uludağ Üniversitesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği’ne başvuran hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli projeler yürütüyor. Bu kapsamda, Bursa’dan veya şehir dışından kemik iliği nakli için gelen, maddi imkânı olmayan, tedavileri sırasında kalacak yer ihtiyacı olan çocuklara ve ailelerine, ayrıca kanser tedavisi gören yetişkin hastalara konukevinde yeme ve barınma hizmeti vermek üzere bağış toplanmasını sağlıyor. Bir hastanın Konuk Evi’nde konaklama ve yemek maliyeti 12.500 TL olarak belirlenmiş durumda. Dernek, 13. Eker I Run kapsamında gönüllü koşucuların ve bağışçıların katkısıyla 1.000.000 TL bağışa ulaşmayı hedefliyor. Değişim Liderleri Derneği – “Genç Kadın Liderler İçin Koşuyoruz” Projesi Değişim Liderleri Derneği, 2009’dan bu yana üniversiteli genç kadınların liderlik potansiyellerini keşfetmelerine ve bu potansiyeli sahiplenmelerine destek oluyor. Kadın liderlerin sayısını ve toplumsal etkisini artırmayı amaçlayan dernek, kadın liderliğinin dönüştürücü gücüyle daha eşit, adil ve sürdürülebilir bir toplumun oluşmasına katkı sunuyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen “Genç Kadın Liderler İçin Koşuyoruz” projesi, üniversiteli genç kadınların liderlik becerilerini geliştirmelerine ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmalarına destek oluyor. Bir genç kadının liderlik yolculuğuna bir yıl boyunca eşlik etmenin maliyeti 51.250 TL olarak belirlenirken, dernek bu yolculuğa katkı sunmak isteyen katılımcıları projeye destek olmaya davet ediyor. Deniz Yaşamını Koruma Derneği – “Hayalet Ağ Avcıları” Projesi Deniz Yaşamını Koruma Derneği, 2015’ten bu yana başta Marmara Denizi olmak üzere Türkiye’nin denizlerinde mercan nakli, hayalet ağ temizliği, biyoçeşitlilik araştırmaları ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. Sağlıklı deniz ekosistemlerinin ve biyolojik çeşitliliğin gelecek nesillere aktarılmasını hedefleyen dernek; mercan nakilleri, koruma alanlarının oluşturulması, farkındalık eğitimleri ve hayalet ağ temizlikleriyle deniz yaşamının sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Bugüne kadar 665 bin metrekareden fazla hayalet ağı denizlerden uzaklaştıran dernek, 13. Eker I Run kapsamında da çalışmalarına destek olmak isteyen katılımcılarla buluşuyor. EGET Vakfı – “Gençlere Umut, Doğaya Nefes!” Projesi EGET – Eğitim Geriatri Ekolojik Tarım Turizm Vakfı, maddi imkânları sınırlı öğrencilerin eğitimlerine burs desteği sağlayarak ülkenin kültürel ve bilimsel gelişimine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Burs başvuruları, şeffaf ve tarafsız bir değerlendirme süreci sunan yazılım aracılığıyla değerlendiriliyor. Vakıf ayrıca ekoloji, tarım, geriatri ve gerontoloji ile sağlıklı yaşam turizmi alanlarında çalışmalar yürütüyor. “Gençlere Umut, Doğaya Nefes!” projesiyle gençlerin eğitimine katkı sunarken ekolojik duyarlılığın yaygınlaşmasına da odaklanan EGET Vakfı, bir öğrencinin bir yıllık burs bedeli olan 33.750 TL’nin karşılanmasına destekte bulunmak isteyen katılımcıları 13. Eker I Run’a davet ediyor. KAÇUV - "Umudum Eğitim Bursu" Projesi Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), maddi sorunlar nedeniyle tedavilerinin aksama riski bulunan çocukların tedavi süreçlerinin kesintisiz devam etmesine katkı sağlarken, kanserle mücadelede önemli bir ihtiyaç olan psikolojik desteği ve çocukların ihtiyaçlarına uygun tedavi ortamını da sunuyor. Vakıf, yıl boyunca ulaştırdığı hediyelerle çocukların kendilerini yalnız hissetmemelerine, moral ve motivasyonlarını korumalarına ve gündelik hayatla bağlarını sürdürmelerine katkıda bulunuyor. Bir çocuk veya gencin bir yıllık düzenli hediye ihtiyacının karşılanması için gereken tutar 8.400 TL olarak belirlenirken, 13. Eker I Run’da yapılacak katkılar, çocukların günlük yaşamla bağlarını korumalarına yardımcı olacak. KODA - "Köyde Değişim Öğretmenle Başlar!" Projesi Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köylerde yaşayan çocukların nitelikli eğitime erişimini güçlendirmek amacıyla öğretmenlere, öğretmen adaylarına ve ebeveynlere yönelik eğitim çalışmaları yürütüyor. Kırsalda eğitim alanında araştırma ve savunu faaliyetleri gerçekleştiren dernek, yerel ihtiyaçlara ve koşullara uygun eğitim içerikleri de geliştiriyor. Öğretmenlere yönelik eğitimleriyle bugüne kadar köylerde yaşayan 107 binden fazla çocuğun daha nitelikli bir eğitim almasına katkı sağlayan KODA, bir köy öğretmeninin yüzlerce çocuğun eğitim yolculuğunda yaratabileceği dönüştürücü etkiye dikkat çekiyor. Bir öğretmenin bir yıllık eğitim bedeli 10.200 TL olarak belirlenirken, KODA 13. Eker I Run kapsamında 500 bin TL bağışla eğitim yolculuğuna katkı sağlamayı hedefliyor. Koruncuk Vakfı - "Adımız Koruncuk Adımlarımız Çocuklara Umut" Projesi Koruncuk Vakfı, sosyo-ekonomik koşulları nedeniyle eğitim ve temel ihtiyaçlara erişimleri risk altında olan kız çocuklarına, akademik başarı ön koşulu aranmaksızın ortaokuldan üniversiteye kadar barınma ve bakım hizmeti sunuyor. Vakıf, kız çocuklarının eğitimlerini kesintisiz sürdürmelerine ve üniversite eğitimiyle birlikte mesleki gelişimlerini destekleyerek kendi geleceklerini kurmalarına katkı sağlıyor. Bir kız çocuğunun nitelikli ve kesintisiz eğitime erişimi için gereken yıllık tutar 24.000 TL olarak belirlenirken, Koruncuk Vakfı 13. Eker I Run kapsamında toplam 300.000 TL bağış hedefliyor. Nesin Vakfı – “Çocuklarla Yarına Koşuyoruz” Projesi Nesin Vakfı, Aziz Nesin tarafından 1973 yılında, eğitim olanaklarından yoksun çocukların nitelikli bir eğitim alarak kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak amacıyla kuruldu. Vakıf, 50 yılı aşkın süredir temel haklara ve eğitime erişimi sınırlı çocukların yanında yer alıyor. Halen yaklaşık 40 çocuk, eğitim hayatları boyunca Nesin Vakfı’nın sağladığı imkânlarla yatılı olarak yaşamını sürdürürken, yüzlerce öğrenciye de burs desteği sunuluyor. Bir öğrencinin yıllık akademik ve sosyal gelişim maliyeti 57.500 TL olarak belirlenirken, 13. Eker I Run kapsamında 400.000 TL bağışa ulaşılması hedefleniyor. OBİDEV – “Otizmde Bir Gün Değil Her Gün Eğitim” Projesi Otizmli Bireyleri Destekleme Vakfı (OBİDEV), “Otizm Spektrum Bozukluğu” (OSB) tanısı almış bireylerin kaliteli ve nitelikli özel eğitimlere erişimini desteklemek için çalışmalar yürütüyor. Vakıf, OSB’li bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımını kolaylaştırmak amacıyla kamu kurumlarıyla iş birliği içinde çeşitli projeler geliştiriyor. Otizmli bireylerin bağımsız yaşam becerileri kazanabilmesi için bireysel ve grup eğitimleri ile dil ve konuşma terapisi, spor, resim, müzik, ergoterapi ve duyu bütünleme gibi alanlarda ihtiyaç duyulan yoğun eğitimlere fon sağlanıyor. 1 öğrencinin 1 yıllık eğitim bursu bedeli 80.000 TL olarak belirlenirken, OBİDEV katılımcıların desteğini bekliyor. Robotel - "Bir El Bir Umut" Projesi Robotel Derneği, teknolojiyi sosyal fayda için kullanan ve kullandıran bir sivil toplum kuruluşu. Dernek, doğuştan ya da sonradan el uzvunu kaybetmiş çocuklara moral desteği ve özgüven kazandırmak amacıyla, 3 boyutlu yazıcılarla ücretsiz robot eller üretiyor ve ihtiyaç devam ettiği sürece bu desteği ücretsiz olarak sürdürmeyi hedefliyor. Ülkemizde her yıl en az 100 çocuk uzuv farklılıklarıyla dünyaya geliyor. Bu çocukların özgüven kazanmaları ve sosyal hayata daha aktif katılmaları için Robotel’in katkısı büyük önem taşıyor. Çocuklar büyüme çağları boyunca 10’dan fazla robot ele ihtiyaç duyuyor. Bir çocuğun tüm büyüme dönemi boyunca ihtiyacını karşılayacak Robotel maliyeti 44.000 TL, hedeflenen toplam bağış tutarı ise 440.000 TL olarak belirlendi. Dernek, desteklerle daha fazla çocuğa umut olmayı amaçlıyor. TEGV – “Bu Bir Eğitime Destek Çağrısıdır” Projesi Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), 30 yıldır 3 milyondan fazla çocuğa nitelikli eğitim desteği sağlayarak onları çağdaş ve evrensel değerlere sahip bireyler olarak geleceğe hazırlıyor. “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” mottosuyla ilköğretim çağındaki çocukların hayallerine eşlik eden vakıf, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. “Bu Bir Eğitime Destek Çağrısıdır” projesi katılımcıları, çocukların eğitim yolculuğuna eşlik etmeye davet ediyor. TEGV’de eğitim desteği alacak 1 çocuğun 1 yıllık eğitim gideri 2.000 TL. Vakıf, bu yıl toplam 500.000 TL bağışa ulaşmayı hedefliyor. TEV – “Eğitimde Dur Durak Yok” Projesi Türk Eğitim Vakfı (TEV), maddi imkânları sınırlı ancak başarılı öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için burs desteği sağlayarak gençlerin geleceğine katkıda bulunuyor. Vakıf, her yıl binlerce üniversite öğrencisinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı için eğitimini yarıda bırakma riskiyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekiyor ve eğitim dostlarını gençlerin eğitim yolculuklarına katkı sunmaya çağırıyor. Bir üniversite öğrencisinin bir yıllık burs bedeli 72.000 TL olarak belirlenirken, TEV 13. Eker I Run kapsamında 1 milyon TL bağışa ulaşarak daha fazla öğrencinin eğitimini sürdürmesine katkı sağlamayı hedefliyor. Tohumluk Vakfı - "Haydi Çocuklar Spora, Kırsaldan Yeni Ufuklara" Projesi Tohumluk Vakfı, köy ve kırsalda toplumsal, kültürel, ekonomik ve sosyal gelişime katkı sunmayı amaçlıyor. Vakıf, eğitim, kültür, bilim, sanat ve spor alanlarında yürüttüğü faaliyetlerle; çalışan, üreten, okuyan ve paylaşan bireylerin sayısını ve niteliğini artırmayı hedefliyor. Vakfın öncelikleri arasında, kırsalda yaşayan yetenekli ve istekli çocukların, ekonomik ve fiziksel imkânsızlıklar nedeniyle erişemedikleri spor faaliyetlerinden faydalanmalarını sağlamak yer alıyor. Çocukların özgür, dengeli ve çağdaş bir toplumda başarıya ulaşabilmeleri için onlara yeni fırsatlar sunuluyor. Bir çocuğun spora başlaması için gerekli ortalama maliyet 5.000 TL olarak hesaplanıyor. 13. Eker I Run Yardımseverlik Koşusu kapsamında ise 300.000 TL bağış toplanması hedefleniyor. TSÇV – “İlk Adımlar İçin Koş!” Projesi Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV), Cerebral Palsy’li çocuk ve erişkinlere teşhis, tedavi, rehabilitasyon ve eğitim hizmetleri sunarak onların sosyal yaşamda daha aktif bireyler haline gelmeleri için çalışıyor. Vakıf için en kritik alanlardan biri de erken müdahale programı. 0–3 yaş arasında engelli olma riski taşıyan bebeklere gelişim takibi, özel eğitim ve rehabilitasyon desteği sağlanarak, onların ilk adımlarını atabilmeleri, ilk kelimelerini söyleyebilmeleri ve bağımsız bir geleceğe güçlü adımlarla ilerlemeleri hedefleniyor. Bir bebeğin erken müdahale programına katılabilmesi için 20.000 TL destek gerekiyor. Vakıf, “İlk Adımlar İçin Koş!” projesine katkı sunulmasını bekliyor. Türk Eğitim Derneği - "Eğitim Değiştirir" Projesi Türk Eğitim Derneği (TED), 1928’den bu yana eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Maddi imkânları sınırlı, başarılı öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için burs sağlayan dernek, bugüne kadar yaklaşık 50 bin çocuğun eğitim yolculuğuna katkı sundu. TED, “Eğitim Değiştirir” projesiyle 13. Eker I Run’da yer alıyor. Bir öğrencinin bir yıllık burs bedeli 16.000 TL olarak belirlenirken, etkinlik kapsamında 320.000 TL bağışa ulaşılması ve böylece daha fazla öğrencinin eğitim hayatına katkı sağlanması hedefleniyor. UNICEF – “Kız Çocukları Geleceğe Hazırlanıyor’’ Projesi UNICEF, çocukların sağlık, eğitim ve korunma haklarını destekleyen çalışmalarla çocuk haklarının hayata geçirilmesine katkı sağlıyor. UNICEF Türkiye Milli Komitesi ise çocukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalık yaratmak ve kaynak geliştirmek amacıyla özel sektör, bireyler ve farklı gruplarla iş birlikleri gerçekleştiriyor. Ergenlik çağındaki kız çocuklarına yönelik 6 haftalık yapılandırılmış eğitim programıyla onların bilgi ve yaşam becerilerini geliştirmeleri, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmaları ve toplumsal yaşama daha aktif katılmaları hedefleniyor. Bir kız çocuğunun bu eğitim programından yararlanmasının bedeli 650 TL olarak belirlenirken, 13. Eker I Run kapsamında toplam 150.000 TL bağışa ulaşılması amaçlanıyor. WWF Türkiye – “Denizlerin Geleceği için Koş” Projesi WWF’nin Türkiye temsilcisi olan “WWF-Türkiye”, doğal yaşam alanlarını ve canlı türlerini korumak, insanın doğa üzerindeki etkisini azaltmak ve doğayla uyumlu bir geleceğe katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyor. WWF-Türkiye, Akyatan sahillerinde gerçekleştirilen çalışmalarla yeşil deniz kaplumbağalarının güvenle denize ulaşmasına yardımcı olurken, deniz ekosistemlerinin korunmasına ve iklim krizine karşı daha dirençli yaşam alanlarının güçlendirilmesine katkı sağlıyor. Bir yavru deniz kaplumbağasının güvenle denize ulaşmasını sağlamak için gereken tutar 200 TL olarak belirlenirken, 13. Eker I Run kapsamında toplam 50.000 TL bağışa ulaşılması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Kanser Tedavisi Görenler İçin Hayati Uyarılar! Haber

Yaz Aylarında Kanser Tedavisi Görenler İçin Hayati Uyarılar!

Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor. Özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler alan hastalarda sıvı kaybı, güneş hassasiyeti, enfeksiyonlar ve sıcak havaya bağlı bazı sağlık sorunları daha sık görülebiliyor. Ancak doğru önlemler alındığında tedavi sürecini yaz döneminde de güvenli şekilde sürdürmenin mümkün olduğunu belirten Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Kanser tedavisi gören hastalar için güvenli bir yaz mevsiminin temelinde bilinçli davranmak ve hekim önerilerine uyum göstermek yatmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, güvenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve enfeksiyonlardan korunma gibi basit önlemler hem tedavi sürecinin daha rahat geçmesini sağlar hem de yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu, yazın kanser tedavisi gören görenlerin dikkat etmesi gereken 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Güneşten korunun Tedavi gören hastaların yaz aylarında yaptığı en önemli hatalardan biri uzun süre güneş altında kalmaktır. Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler çok hızlı güneş yanığı gelişmesine, cilt lekelerine ve tahrişe yol açabilir. Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmak anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Gölge alanların tercih edilmesi, uygun kıyafet, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılması, güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçınılması da en az güneş kremi kadar önemlidir. Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalınmamalı, en az SPF 50 koruma sağlayan, geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) güneş kremleri tercih edilmelidir. Sıvı tüketimini artırın Yaz döneminde onkoloji kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri yetersiz sıvı tüketimidir. Hastaların önemli bir kısmı su içmek için, susama hissinin yeterli olduğunu düşünse de özellikle ileri yaş hastalarda susama mekanizması her zaman güvenilir değildir. Sıvı kaybı sadece halsizlik ve baş dönmesine değil, aynı zamanda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin artmasına da neden olabilir. Ayrıca bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden, düzenli aralıklarla su içilmelidir. Böbrek, kalp hastalığı vb özel bir durum yoksa günde 2–2,5 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Ancak bu miktar kişinin kilosuna, aldığı tedaviye ve mevcut sağlık durumuna göre değişebilir. SPF 50’yi tercih edin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Son yıllarda güneş kremlerinin içeriğiyle ilgili çeşitli tartışmalar gündeme gelmektedir. Hastaların bu konuda sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden ziyade bilimsel verilere güvenmeleri önemlidir. Günümüzde onaylı güneş kremlerinin kanser tedavileriyle veya hormon tedavileriyle klinik açıdan anlamlı bir etkileşim gösterdiğine dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Özellikle mineral filtre içeren, çinko oksit veya titanyum dioksit bazlı ürünler hassas cilde sahip hastalarda iyi bir seçenek olabilir” diyor. Beslenmenize özen gösterin Tedavi sürecinde yeterli ve dengeli beslenmek bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlar. Hafif, dengeli ve güvenilir gıdaların tercih edilmesi gerekir. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli protein içeren öğünler ve düzenli sıvı alımı tedavi sürecini destekler. Açıkta olan gıdalardan kaçının Ancak açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebzeler, çiğ et ve çiğ deniz ürünleri enfeksiyon riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle beyaz küre sayısı düşük olan hastalarda basit bir gıda kaynaklı enfeksiyon bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Yaz aylarında uzun süre dışarıda beklemiş süt ürünleri, mayonezli yiyecekler ve açık büfe ürünleri de risk oluşturabilir. Sıcak çarpmasına dikkat edin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Kanser tedavisi gören hastaların çoğunun farkında olmadığı önemli bir risk de sıcak çarpmasıdır. Sıcak çarpması ile kemoterapi yan etkileri bazen birbirine karışabilir. Ancak yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, aşırı terleme veya tam tersine terleyememe, ciddi baş dönmesi, çarpıntı ve bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa sıcak çarpması mutlaka akılda tutulmalıdır. Özellikle ileri yaş hastalar, eşlik eden kalp-damar hastalığı bulunanlar, böbrek fonksiyonları sınırlı olanlar ve performans durumu düşük hastalar sıcak havalardan daha fazla etkilenmektedir” diyor. Enfeksiyonlardan korunun Kemoterapi bağışıklık sistemini baskılayabildiği için enfeksiyonlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçınılmalı, el hijyenine özen gösterilmeli, hasta kişilerle yakın temasta bulunulmamalı ve ateş gelişmesi halinde mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aktif kalmaya çalışın Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Fiziksel aktivite tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Günümüzde mümkün olduğu kadar aktif kalmanın hem yaşam kalitesini hem de fiziksel dayanıklılığı artırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında yürüyüş, hafif tempolu bisiklet, yüzme ve esneme egzersizleri uygun seçenekler arasında yer alır. Ancak egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı alınması ve aşırı efordan kaçınılması gerekir. Hastaların kendilerini zorlamadan, vücutlarının verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket etmeleri önemlidir” diyor. Tatili tedavi programına göre planlayın Tedavi alan hastaların yaz tatiline çıkmasında çoğu zaman bir sakınca yoktur. Ancak seyahat planları tedavi takvimine göre yapılmalı, gidilecek bölgede sağlık hizmetlerine erişim imkanı araştırılmalı ve kullanılan ilaçlar düzenli şekilde taşınmalıdır. Deniz genellikle uygun koşullarda tercih edilebilirken, hijyeninden emin olunmayan havuzlarda enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yakın zamanda cerrahi geçirmiş, kateter taşıyan veya ciddi bağışıklık baskılanması olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır. Estetik işlemleri erteleyin Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Estetik uygulamalar konusunda kemoterapi sürecinde dikkatli olunmalıdır. Botoks, dolgu, mezoterapi ve benzeri işlemler bazı hastalarda uygun olsa da aktif tedavi sırasında enfeksiyon, gecikmiş yara iyileşmesi ve beklenmeyen cilt reaksiyonları açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik girişimler mutlaka hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile görüşülerek planlanmalıdır. Özellikle beyaz küre veya trombosit değerlerinin düşük olduğu dönemlerde bu tür işlemlerden kaçınılmalıdır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

LÖSEV İyilikler Tırı Marmara Bölgesi’ndeki Aileleriyle Buluştu Haber

LÖSEV İyilikler Tırı Marmara Bölgesi’ndeki Aileleriyle Buluştu

Kurban Bayramı boyunca vekâleten kurban bağışları ve bayram destekleriyle ihtiyaç sahibi ailelerin yanında olan LÖSEV, yaz döneminde de lösemi ve kanser tedavisi gören çocukları ve ailelerini yalnız bırakmıyor. Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen yardım dağıtımlarıyla kayıtlı ailelerin ihtiyaçları karşılanmaya devam ediyor. Kurban Bayramı Sonrası LÖSEV Yardımları Devam Ediyor LÖSEV’in gelenekselleşen yardım projeleri arasında yer alan İyilikler Tırı yeniden yola çıktı. Bağışçıların destekleriyle hazırlanan yardım malzemeleri, şehir şehir dolaşarak lösemi ve kanser tedavisi gören çocuklar ile ailelerine ulaştırılıyor. İyilikler Tırı’nın bulunduğu noktalarda oluşturulan özel alanlarda aileler; et, gıda, giyim, tekstil, kırtasiye, oyuncak ve temizlik malzemeleri başta olmak üzere yüzlerce ürüne ücretsiz olarak ulaştırıldı. Aileler ihtiyaç duydukları ürünleri kendi seçimleriyle almanın mutluluğunu yaşarken çocuklar ise gönüllülerin kurduğu farklı atölyelerde keyifli vakit geçirdi. Haziran ayında İyilikler Tırı, Sakarya ve Kocaeli’nin ardından İstanbul’da Üsküdar Meydanı ve Beşiktaş Meydanı’nda yer aldı. Sonrasında ise Marmara Bölgesi’nin son durağı olan Tekirdağ’daki kayıtlı ailelerle buluşarak yardımlarını ulaştıracak. İyilikler Tırı, Mayıs ayında İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki LÖSEV ailelerini ziyaret ederek desteklerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırmıştı. LÖSEV yetkilileri, lösemi ve kanserle mücadele eden çocukların ihtiyaçlarının yalnızca belirli dönemlerle sınırlı olmadığını, yılın her günü devam ettiğini vurgulayarak, bağışçıların katkıları sayesinde daha fazla aileye ulaşıldığını ifade etti. LÖSEV, gerçekleştirdiği yardımlarla ailelerin temel ihtiyaçlarına destek olurken, aynı zamanda çocuklara ve ailelerine moral, umut ve dayanışma gücü vermeyi sürdürüyor. İyilikler Tırı da taşıdığı yardımların yanı sıra sevgi, umut ve dayanışmayı Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Psikolojik Sağlamlık Bağışıklık Sistemini de Güçlendiriyor Haber

Psikolojik Sağlamlık Bağışıklık Sistemini de Güçlendiriyor

4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kronik strese maruz kalmak bağışıklığı baskılar. Güçlü bir psikolojik duruş ise stres hormonlarının dengelenmesine hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.” dedi. Psikolojik desteğin belirsizlik, kaygı ve fiziksel zorlanmalarla baş etmeyi kolaylaştırdığını vurgulayan Erol, bilişsel davranışçı terapi, mindfulness ve şükran çalışmalarının, hastaların umut ve hayata bağlılıklarını korumalarına yardımcı olduğunu aktardı. Erol ayrıca psikolojik sağlamlığın kişiye özel destek planlarıyla artırılmasının tedavi sürecine olumlu katkı sağladığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanser hastalarının psikolojik sağlamlığının tedavi ve iyileşme süreçleri üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi. Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabilir! Psikolojik sağlamlık olarak bilinen ‘resilience’ kavramının kişinin, kişilerarası ilişkilerde zorlanmalar, travmatik süreçler ve stresli yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme, toparlanabilme ve hatta bu süreçlerden güçlenerek çıkabilme kapasitesi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kanser tedavisi gibi hem fiziksel hem psikolojik olarak zorlayıcı olan bir süreçte psikolojik desteğin önemi büyüktür.” dedi. Psikolojik sağlamlığın kanser süreci açısından ele alındığında, tanı konduğu andan itibaren başlayan belirsizliğe, tedavi sürecindeki fiziksel ve ruhsal zorlanmalara, geleceğe dair kaygılar ve yaşam kalitesinde olası değişimlere rağmen ruhsal dengenin korunmasına yardımcı olduğunun bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Kronik olarak strese maruz kalmak ve depresif hissetmek, bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı direncini azaltabilir. Buna karşılık, güçlü bir psikolojik duruş, stres hormonlarının dengelenmesine, inflamasyon seviyelerinin azalmasına ve hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu. Önceki zorluklarla nasıl başa çıkıldığı hatırlanmalı! Psikolojik sağlamlığın kanser hastalarının tedavi sürecindeki olumlu etkilerinden birinin kişinin hayata bağlılığını arttırarak geleceğe dair umutlarını sürdürmesine katkıda bulunmak olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Hayata anlam katan aktivitelerle ilgilenmek ve sosyal bağları güçlendirmek kişinin tedavi uyumunu arttırır. Bu durum tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek yan etkilerle daha iyi baş edebilmesini sağlar.” dedi. Psikolojik sağlamlığı arttırmak amacıyla uygulanabilecek pek çok farklı yöntem olduğuna değinen Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Psikoterapilerde en çok kullanılan yaklaşım bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntem süreçte kişide görülen negatif inançları gerçekçi bir bakış açısıyla ele almayı hedefler. Örneğin tanıyı alan kişi ‘tanı aldım, hayatımın geri kalanı tamamen mahvoldu’ düşüncesine kapılabilir. Bu düşüncesine gerçekçi bir perspektif kazandırmaya çalışmalı, ‘evet, zor bir süreçten geçiyorum, ama hayatımda hala devam eden güzel şeyler var’ diye düşünebilmeli. Kişi önceki zorluklarla nasıl başa çıktığını hatırlamalı, ‘daha önce de zor zamanlar yaşadım ve üstesinden geldim’ gibi yeniden çerçevelemeler bilişsel müdahalelerin temelini oluşturur.” Şükran duygusu depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor! Mindfulness teknikleri, derin nefes egzersizleri, progresif kas gevşetme ve rehberli imgeleme gibi tekniklerin, hastaların kaygıyı azaltmasına, duygusal dalgalanmaları daha iyi yönetmesine ve zihinsel dayanıklılığı arttırmasına yardımcı olabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Günlük şükran listeleri oluşturmak, küçük mutluluklara odaklanmak ve olumlu anları fark etmek, psikolojik sağlamlığı artırır. Araştırmalar, şükran duygusunun depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.” dedi. Psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, fiziksel iyileşmeyi de destekliyor! Aile, arkadaşlar ve destek grupları ile sosyal destek sistemi kurmanın, hastaların yalnız hissetmesini engelleyeceğini ve duygusal dayanıklılığı artıracağını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri veya kanser hastalarına özel topluluklarla iletişim kurmak, hastaların deneyimlerini paylaşmalarına ve güçlenmelerine yardımcı olabilir.” dedi. Sanat ve müzik terapisinden de psikolojik sağlamlığı arttırmak için yararlanıldığını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Estetik kaygısı gütmeden boyama, yazı yazma, enstrüman çalma gibi aktiviteler, hastaların duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan yaratır. Kanser hastalarında psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, aynı zamanda fiziksel iyileşmeyi de destekleyen önemli bir faktör. Psikolojik iyi oluş için kullanılabilecek teknik ve yaklaşımlar, hastaların bu zorlu süreçte daha dirençli olmalarına yardımcı olabilir. Her bireyin ihtiyaçları farklı olduğu için, psikolojik destek planları kişiye özel olarak hazırlanmalı ve hastanın kendisini en iyi hissettiği yöntemlerle uyumlu olmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.