Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karaciğer

Kapsül Haber Ajansı - Karaciğer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karaciğer haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor Haber

Günümüzde Yağlı Karaciğere Bağlı Siroz Artıyor

Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı artarken, ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde, daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar artık daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz, “Geçmişte, yapısal özellikleri iyice kötüleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Oysa her kitle, kanser anlamına gelmemekte, doğru tanı için hastanın bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yılmaz, karaciğerde kitleye yol açabilen etkenleri anlattı, doğru tanı ve erken tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Vücuda giren toksik maddelerin ve enfeksiyonların temizlenmesinden yağ, şeker ve proteinlerin sentezlenip yönetilmesine dek çok sayıda kritik görev üstlenen karaciğer, vücudun adeta bekçisi gibi çalışıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz “Karaciğer’in görevlerini düşününce onun ne kadar mucizevi organ olduğunu anlıyoruz. Karaciğer fonksiyon ve yapı olarak çok dinamiktir. Hasar aldığında kendini hızla yenileyebilir. Bu özelliği sayesinde karaciğer cerrahisinde çok büyük karaciğer parçaları çıkarılabiliyor ve karaciğer kendisini tekrar eski boyutuna ulaştırabiliyor” diyor. Günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülüyor Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin de etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz şöyle konuşuyor: “Özellikle alkol tüketimi, toksik maddeler, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve çağımızın hastalığı obezite karaciğerde hasar oluşturabilmektedir. Daha önceki yıllarda Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıklara bağlı siroz vakaları daha çok görülürken, günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülmektedir. Sebebini bilmediğimiz adına ‘kriptojenik karaciğer siroz’ dediğimiz bir siroz daha var. Kriptojenik siroz vakaları da artış göstermektedir. Her ne kadar sebep net olmasa da, katkılı besinler, pestisitler ve kimyasal maddelerin karaciğer hasarından sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve spor yapmak karaciğer sağlığı açısından önem taşımaktadır.” Her kitle kanser değil! Teknolojideki hızlı gelişmenin etkisiyle karaciğerde artık çok daha fazla lezyonun görülebilir ve ayırt edilebilir hale geldiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, her kitlenin kanser anlamına gelmediğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Karaciğerin dinamik ve çok yönlü yapısı onun hormon, enfeksiyon, toksik madde gibi dış etkenlere bağlı bazı değişiklikler göstermesine neden olabiliyor. İşte karaciğer lezyonlarının bir bölümü bu faktörlere bağlı olarak oluşabiliyor. Önceleri yapısal özellikleri belirginleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda karaciğerde kitle varsa kötüdür önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde artık çok daha fazla lezyonu görebiliyor ve ayırt edebiliyor hale geldik. Bu noktadan bakınca aslında karaciğerin iyi huylu lezyonları kötü huylu lezyonlardan daha fazladır.” Karaciğerde her kitle kötü huylu değil! Karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde tek bir yöntemin geçerli olmadığını, çünkü karaciğerde her bir lezyonun veya hastalığın kendine özgü yapısı ve davranışı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Ek hastalıklar, hastalığın bulgusu, lezyonun özellikleri, risk faktörleri ve lezyonun yerleşimine göre tetkik planlaması yapılmaktadır. Bazı durumlarda karaciğer kitlelerine yaklaşım için konseyde Radyoloji, Onkoloji, Hepatoloji, Genel Cerrahi, Organ Nakli ve Girişimsel Radyoloji ile birlikte ortak karar vermek gerekebilmektedir. Karaciğer lezyonlarında ekip çalışması çok önemlidir” diyor. Hastaya bütüncül yaklaşım önemli! İyi huylu olduğu belirlenen ve hastaya risk oluşturmayan kitlelerde takip yeterli olabilirken, kitlenin özellikleri, hastanın risk faktörleri, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı tedavi kararını değiştirebiliyor. Doç. Dr. Yılmaz “Hastaya bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Konu sadece kitle değil, hastadır. Örneğin, doğum kontrol hapı kullanımı ile oluşan veya boyut artışı gösteren karaciğer kitleleri olan bir hastada bütüncül yaklaşımımız sebebe yönelik olmalıdır. Karaciğer kitlesi iyi huylu olsa da, doğum kontrol hapı yerine farklı korunma önerilmelidir.” Her kitlede biyopsi gerekmiyor! Günümüzde yapay zekanın tıpta da birçok alanda yol gösterici ve yardımcı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Yapay zeka sayesinde artık Radyoloji tetkikleri o kadar ilerledi ki, biyopsiye gerek kalmadan doku yapısı ile ilgili ayrıntılı cevaba ulaşılabilmektedir. Radyolojinin diğer faydası ise; o dokunun yapısı değil fonksiyonu hakkında da bilgi verebilmesidir. O doku nasıl fonksiyon gösteriyor, ne kadar aktif, çevre ile ilişkisi nasıl? Bu, dokuya isim vermekten daha fazla öneme sahiptir. Biyopsi lezyonun yerine göre kendine özgü riskleri de barındırmaktadır. Damarların yanında derinde olan dokudan biyopsi yapmak bazen kanama riski taşıyabilmektedir. Bu nedenle biyopsi altın standart olarak görülmemelidir. Her tetkikin yeri ve zamanı vardır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!   Haber

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!  

Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı Haber

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı

Eğitim kurumlarında çocuklar tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırılar, bu yıl 61.si düzenlenen Türk Pediatri Kongresine damgasını vurdu. Türk Pediatri Kurumu tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısı ile düzenlenen kongreye katılan uzmanlar, şiddetten uzak bir dünya için okulların daha güvenli hale getirilmesini talep etti. Pediatri uzmanı bilim insanları "Ekranlardan boca edilen şiddet" için RTÜK'ü ve sosyal medyaya erişim kısıtlaması getirilmesi için yasa koyucuları ve çocuklarını kurtarıcı gibi gördükleri dijital ortamlara yönlendirmemesi için başta anneler olmak üzere aile bireylerini göreve çağırdılar. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ'ın ev sahipliğinde gerçekleşen kongreye, yaklaşık 2200 pediatri doktoru katılım gösterdi. Dijital çağın getirdiği yeni tanımlanan çocuk hastalıkları, artan anemi, obezite ve yetersiz beslenme olguları, hekime danışılmadan kullanılan bilinçsiz takviyelerin yol açabileceği sorunlar ve özel durumlarda aşılama konularının tartışılacağı 61. Türk Pediatri Kongresi, Kahramanmaraş ve Siverek'te yaşanan acı saldırı haberlerinin gölgesinde başladı. Kongrenin başlaması nedeniyle Antalya'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, yaşanan olayların yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kırılmaya işaret ettiğini belirterek, "Bu saldırılar masum çocukları hayattan koparmanın ötesinde, toplumun geleceğine zarar veriyor. Şiddetin kökenini bilimsel olarak analiz etmek zorundayız" dedi. Çocuklar elde silahla değil kitapla dolaşmalı "Hepimizin acısı ortak, yüreğimiz yandı" diyen Prof. Dr. Kasapçopur konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle özetledi: "Gerçekten denetimsiz ortaya çıkan silahlanmanın durdurulmasını istiyoruz. Çocuklar elde silahla değil kitapla, sanatla dolaşmalılar. Bu tip mafyatik olayların özendirilmesi şiddeti körüklüyor. Burada RTÜK'ü göreve davet ediyoruz. Mafyanın kutsandığı dizilerin gözden geçirilmesi, bunların yaşamın dışına çıkarılması gerekiyor. Sadece fiziksel değil sözel şiddetten mutlaka kaçınarak yaşam sürdürmek istiyoruz. Dijitalleşen dünyada özellikle dijital oyunların çocuklara sadece şiddet aşıladığını görmekteyiz. Onlar can aldıkça oyun kazanıyorlar, bu tip oyunlarla ilgili sorunlar aslında evrensel. Bundan korunulması gerekiyor. Türk Pediatri Kurumu olarak iyi bir geleceğin kurulabilmesi için siber zorbalığın mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çocuklara karşı işlenen suçların hiçbir affı olmamalı, gerçek cezalarla birlikte caydırıcılık artırılmalı. Yoksa hepimizi daha kötü senaryolar bekliyor." Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr Burak Doğangün de bir soruya verdiği yanıtta şiddet içerikli dijital oyunların çocukları gerçeklikten uzaklaştırarak tehlikeli davranışlara yönlendirebildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Doğangün "İçimiz acıyor, hepimiz şoktayız. Yetişkinler olarak çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde değer yargılarımız sarsılıyor" dedi. Bu tür katliamların Avrupa'da ilk olarak 2000'li yılların başında görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Doğangün, saldırganın evinde yapılan aramada insanları öldürerek oynanan bir oyun oynadığının tespit edildiğini belirtti. Prof. Dr. Doğangün sözlerini şöyle sürdürdü: "Hepimiz suçluyuz hepimiz risk altındayız" "Oyunlar aslında onarıcı ve geliştiricidir ama hayal gücünü geliştiren oyunlar. Bahsi geçenler ise game. Game'de kişi oyuncu olduğunu sanıyor ama asıl oyuncu oyunu programlayanlar. Toplumsal anlamda değerlerin erimesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Çocuklar sorunlarla nasıl başa çıkacağını çevresinden öğrenir. Değerlerin eridiği bir toplumda/dönemde çocuklar yaşamanın ve yaşatmanın manasının olmadığını düşünüyor. Bu game'lerde eylemin sonunda öleceklerini biliyorlar, bu bir intihar saldırısı. Ölüme giderken öldürerek gitme davranışını benimsiyorlar. Bu konunda uzun vadede yapılacaklar var. Hepimiz suçluyuz ve hepimiz risk altındayız. Kimse bu benim çocuğum için geçerli değil demesin, böyle düşünmek tamamen inkardır." Prof. Dr. Haluk Çokuğraş da sorunun şiddetin artık olağanlaşması ile ilgili olduğuna dikkat çekti. "Biz de çocukken kovboyculuk oynardık ama kimse böyle bir süreci yaşamamıştı. Şimdi farklı olan ekranlarda şiddet üzerimize adeta boca oldu. Dünya başka bir yere evrildi. Çocukların sürekli öldürüldüğü bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar da görüyorlar. Maalesef bu topraklar şiddetin her zaman var olduğu topraklardı. Ama günümüzde hakikaten şiddeti yaşıyoruz. Ekranlarda şiddet sahneleri azaltılmalı, oyunlar kısıtlanmalı, sosyal medyaya erişimi kısıtlayan düzenleme hayata geçirilmeli." Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş da şiddeti kadınların durduracağını söyledi. Prof. Dr. Çokuğraş "Annelerin çocuklarla ilişkilerini gözden geçirmesi gerek. Çocuklar vakit geçirsin diye kurtarıcı olarak ellerinde telefon-tablet verilmemeli. Anneler her an her gün kendi çocuğunun da başına gelebileceğini fark ederek yaşarsa bu durumdan kurtulabiliriz. İşi kadınların-annelerin eğitimi ile çözebiliriz" önerisinde bulundu. Prof. Dr. Burak Doğangün evlerde deterjan alımına bile çocukların karar verdiğine dikkati çekerek "Her sınır özgürlüğü kısıtlamak anlamına gelmez. Anne babanın koruyucu rolü vardır. Çocuklar gelişirken bu sınırlara ihtiyaç duyar. Play-yani hayal gücünü geliştirecek oyunlara zaman bulması önemli faktör. Ama insan öldürmeye yönelten game'e maruz kalması farklı bir şey." uyarısında bulundu. Kongreye katılan Prof. Dr. Kenat Barut da çocuk sağlığı uzmanlığına ilginin azaldığını belirttiği konuşmasında "Bu ilgiyi yeniden canlandırmanın yolunu bulmalıyız çünkü biz aynı zamanda aileyi eğitiyoruz. Dijital yaşamın zararlarını önlemeye yönelik olarak 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması gelecek ama kısıtlama önce aileden başlar, eğitimi veren ailedir" dedi. "Vitamin zehirlenmeleri görüyoruz" Çocuk metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise çocuklarda beslenmeden kaynaklanan sorunlara ilişkin bir soruya verdiği yanıtta vitamin ve gıda takviyelerinin bilinçsizce kullanımına dikkat çekti. Prof. Dr. Kıykım: "Vitamin ve gıda takviyesini özendiren yorumlar var, kullanımı çok artı. Biz vitamin zehirlenmeleri görüyoruz. Özellikle ABD'de ilaca bağlı karaciğer yetersizliklerinde 10 kata varan artış var. Temel sebebi gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanımı. Ayrıca merdiven altı ürünler var, üretimi hiçbir denetimden geçmemiş, sadece etiketlenerek piyasaya sürülen bu tür ürünler ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor" diye konuştu. Solo Event tarafından Antalya'da organize edilen kongrede pediatri alanındaki güncel gelişmeler ile yeni tedavi yaklaşımları tartışılacak. Geleceğin umudu olan çocuk sağlığını yakından ilgilendiren pek çok kritik konunun bilimsel oturumlarla gündeme taşınacağı kongre, 21 Nisan tarihine kadar devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hepatit Sinsi İlerleyebiliyor! Haber

Hepatit Sinsi İlerleyebiliyor!

Hastalığın en sık dışkı-ağız yolu ve kan-vücut sıvılarıyla bulaştığını vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hepatit A ve Hepatit E virüsleri, virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin tüketilmesiyle bulaşır. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas eden ellerin ağıza götürülmesi de bulaşmada önemli rol oynar.” dedi. Hepatit B, C ve D virüslerinin kronikleşme riski taşıdığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebileceğini, bu nedenle erken tanının büyük önem taşıdığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin türleri, bulaş yolları, belirtileri, risk grupları, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Viral hepatitler başlıca iki yolla bulaşıyor! Hepatitin karaciğerin iltihaplanması olarak bilinen bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalık; virüsler, alkol tüketimi, bazı ilaçlar veya bağışıklık sistemi problemleri gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.” dedi. Viral hepatite neden olan virüslerin Hepatit A, B, C, D ve E olarak isimlendirildiğini aktaran Dr. Mamçu, “Viral hepatitler başlıca iki yolla bulaşır. İlki dışkı–ağız yoludur. Hepatit A ve Hepatit E virüsleri, virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin tüketilmesiyle bulaşır. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas eden ellerin ağıza götürülmesi de bulaşmada önemli rol oynar. Diğer bulaş yolu ise kan ve vücut sıvılarıdır. Hepatit B, Hepatit C ve Hepatit D; korunmasız cinsel temas, ortak enjektör, jilet veya diş fırçası kullanımı, tıbbi işlemler sırasında temas ya da anneden bebeğe geçiş ile bulaşabilir.” açıklamasını yaptı. Hepatit B, C ve D virüsleri kronikleşebilir! Hepatit virüslerinin klinik belirtiler açısından benzerlik gösterdiğini ancak kuluçka süreleri ve hastalığın seyri açısından farklılaştığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuluçka süresi Hepatit A için 15-45 gün, Hepatit B ve C için 30-180 gün arasında değişir.” dedi. Hastaların önemli bir kısmında sarılığın hiç görülmeyebileceğine dikkat çeken Dr. Mamçu, şunları söyledi: “Bu nedenle birçok kişi hastalığı fark etmeden geçirebilir. Çocuklarda ise belirtiler daha hafif seyreder ve çoğu zaman tanı konulmadan iyileşir. Belirti görülen hastalarda halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karın sağ üst bölgesinde ağrı, ciltte ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma ve kısa süreli ateş görülebilir. Hastalık genellikle 4-6 hafta sürer. Hepatit A ve E tamamen iyileşme ile sonuçlanırken, Hepatit B, C ve D kronikleşebilir. Kronikleşme oranı Hepatit B’de yüzde 5-10, Hepatit C’de ise yüzde 80’e kadar çıkabilir.” Bazı gruplarda bulaş riski daha yüksek! Hepatit A ve E’nin hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda daha kolay yayıldığını belirten Dr. Mamçu, “El yıkama alışkanlığının yetersiz olduğu, gıda ve tuvalet hijyeninin sağlanmadığı ortamlarda bulaş riski artar. Özellikle okullar gibi toplu yaşam alanlarında salgınlar görülebilir.” dedi. Hepatit B ve C açısından riskli gruplar hakkında da bilgi veren Dr. Mamçu, sağlık çalışanları, virüs taşıyıcılarının yakınları, kan transfüzyonu yapılan hastalar, damar içi madde kullanan bireyler ve hemodiyaliz hastalarında bulaş riskinin daha yüksek olduğunu ifade etti. Tedavi hastaya özel planlanıyor! Hepatitten şüphelenildiğinde yapılacak kan testleri ile tanı konulduğunu belirten Dr. Mamçu, “Erken tanı hem hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak hem de bulaşmayı önlemek açısından kritik öneme sahiptir.” dedi. Hepatit B ve C tedavisinde virüsün çoğalmasını baskılayan ilaçların kullanıldığını ifade eden Dr. Mamçu, “Tedavi genellikle uzun sürelidir ve hastaya özel planlanır. En önemli nokta, doğru zamanda uygun tedaviye başlanması ve hastaların düzenli olarak izlenmesidir.” şeklinde konuştu. Aşılar yüksek koruyuculuk sağlıyor! Hepatit A ve B aşılarının yüksek koruyuculuk sağladığını vurgulayan Dr. Mamçu, “Risk grubundaki kişilerin mutlaka aşılanması gerekir.” dedi. Türkiye’de uygulanan aşı takvimine göre Hepatit B aşısının doğumda, Hepatit A aşısının ise 18 aylıkken yapıldığını belirten Dr. Mamçu, her iki aşının da ücretsiz olduğunu ve Hepatit B aşısının ömür boyu koruma sağladığını ifade etti. Hepatit C, D ve E için ise henüz aşı bulunmadığını hatırlattı. Hepatit hastaları bunlara dikkat etmeli? Hepatit B ve C ile yaşayan bireylerin bulaştırıcılık riskine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Dr. Mamçu, şu uyarılarda bulundu: “Kan bağışında bulunulmamalı, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Hastalar düzenli doktor kontrolünde olmalı, 6-12 ayda bir karaciğer testlerini yaptırmalıdır. Alkol tüketilmemeli ve ilaç kullanımı mutlaka doktora danışılarak yapılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sarılık Ne Zaman Tehlikelidir? Haber

Sarılık Ne Zaman Tehlikelidir?

Yenidoğan sarılığı, bebeklerde doğumdan sonraki ilk günlerde ciltte ve gözlerde sarı renk değişikliğiyle ortaya çıkan, oldukça sık görülen bir durumdur. Genellikle fizyolojik, yani doğal bir süreçtir ve çoğu zaman kendiliğinden düzelir. “Doğum sonrası dönemde bebeklerde alyuvar yıkımıyla ortaya çıkan bilirubin adlı madde, karaciğer tarafından vücuttan atılır. Ancak yenidoğan döneminde karaciğerin bu maddeyi işleme kapasitesi henüz tam gelişmediği için bilirubin kandaki düzeyi geçici olarak yükselebilir. Bu da ciltte ve göz aklarında sararma şeklinde kendini gösterir” diyen Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Onur Kaşlı, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ne zaman normaldir, ne zaman dikkat etmek gerekir? Kaşlı, “Fizyolojik sarılık genellikle doğumdan sonraki 2. veya 3. günde başlar, 4–5. gün civarında en yüksek düzeye ulaşır ve 1–2 hafta içinde kendiliğinden kaybolur. Bununla birlikte, bazı durumlarda sarılık normal sınırların üzerine çıkabilir ve tedavi gerektirebilir. Aşağıdaki durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır: Sarılığın ilk 24 saatte başlaması Sarılığın hızla artması veya tüm vücuda yayılması Bebeğin uyuşuk, emmeyi zayıf hale gelmesi ya da ateşinin yükselmesi Sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi Anne ve bebek arasında kan grubu uyuşmazlığı bulunması” ifadelerinde bulundu. Tanı ve takip “Sarılığın derecesi yalnızca gözle değerlendirilemeyebilir” diyen Kaşlı, “Bu nedenle, gerek görüldüğünde kan testiyle bilirubin düzeyi ölçülür. Elde edilen değer, bebeğin doğumdan sonraki yaşıyla (saat olarak) birlikte değerlendirilir. Bu sayede tedavi gereksinimi objektif olarak belirlenir. Bazı durumlarda sadece emzirmenin sıklaştırılması yeterli olurken, bilirubin düzeyinin yüksek olduğu olgularda fototerapi (ışık tedavisi) uygulanabilir. Nadiren çok ağır sarılıklarda kan değişimi gerekebilir” dedi. Evde takip ve öneriler Uzm. Dr. Onur Kaşlı, evde takipte dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: “Bebeğin sık ve etkili emzirilmesi, bilirubinin vücuttan atılmasını hızlandırır. Cilt renginin gün ışığında gözlemlenmesi, sarılığın seyri hakkında fikir verir. Bebeğin idrar ve dışkılama sıklığının izlenmesi önemlidir. Sarılığın ilerlemesi durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurmak, olası komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Yenidoğan sarılığı çoğu zaman geçici ve tedavi edilebilir bir durumdur. Düzenli doktor kontrolleri, doğru emzirme uygulamaları ve erken farkındalık sayesinde bebeklerin büyük çoğunluğu hiçbir sorun yaşamadan iyileşir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.