Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karbonhidrat

Kapsül Haber Ajansı - Karbonhidrat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karbonhidrat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir Haber

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir

Günlük alışkanlıkların ani şekilde değişmesi, özellikle hassas bünyelerde baş ağrısı ataklarının artmasına neden olabiliyor. Doğru planlama ve dengeli beslenme ile bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün. Migren, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ramazan döneminde öğün saatlerinin değişmesi, kafein tüketimindeki ani azalma ve yetersiz su alımı atakları tetikleyebiliyor. Bu nedenle migren hastalarının oruç sürecini bilinçli yönetmesi önem taşıyor. Uyku ve Beslenme Düzeni Belirleyici Oluyor Ramazan ayında uyku saatlerinin kayması ve bölünmesi migren eşiğini düşürebiliyor. Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, “Ramazan’da uyku düzenimiz değişiyor, yeme düzenimiz değişiyor, su tüketimimiz azalıyor. Bu değişiklikler baş ağrısı ve migren ataklarında artışa yol açabiliyor” dedi. Uzun süreli açlık kan şekeri dalgalanmalarına neden olurken, bu durum da migreni tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle sahur öğününde yapılan hatalar gün içinde daha şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlayabiliyor. Sahurda Yapılan Hatalar Atakları Tetikleyebilir Migren hastaları için sahur öğünü büyük önem taşıyor. “Sahurda özellikle basit karbonhidratlardan uzak durulmalı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme insülini hızla yükseltir ve daha çabuk acıkmaya neden olur” diyen Uzm. Dr. Andaç, dengeli bir tabak modeli öneriyor. Uzm. Dr. Mihriban Andaç, sahurda protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağların birlikte yer aldığı bir öğünün kan şekerini daha dengeli tuttuğunu belirtiyor. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi besinlerin uzun süreli tokluk sağlayarak migren atak riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ramazan’da Migren İçin 5 Koruyucu Öneri Uzm. Dr. Andaç, Ramazan’da migren ataklarını azaltmak için şu başlıklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Sahurda protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren dengeli öğün tercih edilmeliBasit şeker ve beyaz unlu gıdalardan uzak durulmalıİftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeliİftar sonrası ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılmalıGünlük uyku süresi mümkün olduğunca korunmalı Uyku süresinin korunmasının migren kontrolünde kritik rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Andaç, “İftar ile sahur arasında ortalama altı saatlik kesintisiz uyku oldukça kıymetli. Ayrıca sahurdan sonra 30 ila 60 dakikalık kısa bir uyku da atak riskini azaltabiliyor” ifadelerini kullandı. Sıvı Kaybı ve Kafein Değişimi Atakları Artırabiliyor Ramazan’da su tüketiminin azalması vücutta sıvı kaybına neden oluyor. Dehidrasyon ise migreni tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında suyun dengeli şekilde tüketilmesi öneriliyor. Öte yandan düzenli kahve tüketen kişilerde ani kafein kesilmesi de baş ağrısını artırabiliyor. Bu nedenle Ramazan öncesinde kafein tüketiminin kademeli azaltılması daha sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Migren Ataklarına Teslim Olmayın Migrenin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Andaç, düzenli takip ve kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor. “Her migren hastasının tetikleyicileri farklıdır. Ramazan sürecinde kişinin kendi tetikleyicilerini bilmesi ve buna göre önlem alması gerekir” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, Ramazan ayında artan baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek migren hastalarının oruç sürecini hekim kontrolünde planlamasının önem taşıdığını vurguluyor. “Doğru beslenme, yeterli uyku ve bilinçli sıvı tüketimiyle Ramazan daha konforlu geçirilebilir” mesajını paylaşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir Haber

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir

Pek çok kişinin tatlı krizi şikâyetiyle doktora başvurarak tanı aldığı biliniyor. Diyabetin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 Diyabet Atlası’na göre Türkiye, Avrupa kıtasındaki en yüksek diyabet oranına sahip ülke. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri diyabetliyken, Türkiye’de bu sayı neredeyse 6 yetişkinden birine kadar yükselmiş durumda. Son yıllarda yaşanan %170’lik artış ise bu durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor” dedi. Beynin yakıtı şeker Diyabete giden yolda önemli bir basamak olan insülin direnci veya pre-diyabet gibi hücrelerin glikozu yeterince kullanamadığı durumlarda beynin ‘enerji açığı var’ şeklinde algı yaparak tatlı isteğini artırdığını dile getiren Eren, “Beyin glikozu birincil enerji kaynağı olarak kullanır. İnsülin direnci olan bireylerde glikoz hücre içine girmediği için kanda yüksek görünmesine rağmen beyin bunu enerji eksikliği gibi yorumlar. Bilimsel veriler, bu durumun ödül mekanizmasını artırarak kişide karbonhidrat ve tatlı tüketme davranışını güçlendirdiğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. Paketleri ürünlerin etiketi dikkatle incelenmeli Etiket okuryazarlığının özellikle kan şekeri kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Eren, “Paketli ürünlerin ön yüzünde yer alan ‘şeker ilavesiz’ ya da ‘diyabetik’ gibi ifadeler her zaman sağlıklı bir içeriğe işaret etmeyebilir. İçerik listesi ve besin değerleri tablosu dikkatle incelenmediğinde gizli şekerler ve yüksek karbonhidratlar fark edilmez. Bu nedenle market alışverişlerinde doğru ürün seçimi günlük beslenme alışkanlıkları üzerinde belirleyici rol oynar” dedi. Diyabet hastalarına özel tatlandırıcılar da sınırsız tüketilemez Diyabetik ürünlerin kontrollü tüketildiğinde güvenli kabul edildiğini ancak bu tüketimin “sınırsız” olamayacağını dile getiren Eren, “Poliol grubu tatlandırıcılar (sorbitol, maltitol vb.) bazı bireylerde gaz, şişkinlik ve ishal yapabilir. Yapay tatlandırıcıların ise bağırsak mikrobiyotasını etkileyebileceğine dair güncel çalışmalar mevcut. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, bu tatlandırıcıların günlük tavsiye edilen dozlarda alınması gerektiğinin önemini vurguluyor. En güvenli yaklaşım, doğal ve dengeli bir beslenme planı içinde sınırlı miktarda tatlı tüketimidir” dedi.

Sağlıklı Dişlerin Temelini Ebeveynler Atıyor! Haber

Sağlıklı Dişlerin Temelini Ebeveynler Atıyor!

Süt dişlerinin korunmasının, hem genel sağlık hem de daimi dişlerin düzgün sürmesi için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” dedi. Ebeveynlerin istikrarlı tutumunun, çocukların diş fırçalama alışkanlığını kazanmasını kolaylaştıracağını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Koçan, düzenli diş kontrollerinin, çürüklerin erken fark edilmesini ve tedavisinin kolay olmasını sağlayacağını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuklarda diş sağlığının korunmasında ebeveyn sorumluluğu, doğru beslenme, düzenli diş fırçalama ve kontrollerin önemi hakkında bilgi verdi. Süt dişlerinin korunması, genel ve kalıcı diş sağlığı için önemli! Çocuklarda diş bakımı konusunda ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getiren Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuklar henüz kendi ağız ve diş bakımını yapabilecek düzeyde değillerdir.” dedi. Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, “Çocukların konuşmayı öğrendikleri dönemde özellikle ön dişler bazı seslerin çıkartılmasında önemlidir. Bu dişlerin korunması çocukların genel sağlığı açısından ve daimi dişlerin korunması için de gereklidir. Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” şeklinde konuştu. Ebeveynler istikrarlı olursa çocuklar uyum sağlar! Ebeveynlerin çocuklarına günde 2 kez diş fırçalanması gerektiğini anlatmalarının önemli olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuğun yaş aralığına göre diş fırçası ve macun seçimi önemli. Ancak diş fırçalamanın düzenli bir şekilde yapılması daha da önemli bir husus. Çocuklar başlangıçta diş fırçalatmak istemeyip bu durumdan kaçabilir. Ebeveynlerin bu konuda istikrarlı olması durumunda her çocuk bu sürece uyum sağlar.” açıklamasını yaptı. Karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulmalı! Beslenmenin diş çürüklerindeki etkisinin oldukça büyük olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çikolata, şekerleme, cips, kraker ve diğer karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. Bu tür yiyeceklerin çürük oluşturma ihtimali yüksek. Bu nedenle bu tip yiyeceklerin olabildiğince sınırlandırılması çocuğun diş sağlığı açısından önemli.” dedi Beslenmenin dışında ise düzenli diş kontrollerin yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, sözlerini şöyle tamamladı: “Çürükler ilk zamanlarda çok anlaşılamayabilir ve bir ebeveyn bu durumu anlayamayabilir. Ağrı ortaya çıkması ve çürüğün görünür hale gelmesinden sonra tedavinin biraz daha zorlaşacağı söylenebilir. Özellikle küçük çocuklar için bu durum daha da zorlaşabilir, fakat tedavi etmek mümkündür.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.