Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karbonhidrat

Kapsül Haber Ajansı - Karbonhidrat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karbonhidrat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yemekten Kısa Süre Sonra Neden Yeniden Acıkıyoruz? Haber

Yemekten Kısa Süre Sonra Neden Yeniden Acıkıyoruz?

Öğle yemeğinden kısa bir süre sonra yeniden acıkmak, pek çok kişinin günlük hayatta karşılaştığı durumlardan biri. Bu durum her zaman yeterince yemek yememekten kaynaklanmıyor. Öğünün protein ve lif içeriği, tercih edilen besinlerin çeşitliliği ve tüketilen miktar da tokluk hissini etkileyebiliyor. Araştırmalar, protein içeriği yüksek öğünlerin tokluk hissini destekleyebildiğini gösterirken bazı lif türlerinin de iştah kontrolünde rol oynayabildiğine işaret ediyor. Ancak tek bir besin öğesinin tüketilmesi, uzun süre tok kalmak için yeterli olmayabiliyor. Bu nedenle öğünün tamamını değerlendirmek önem taşıyor. Yalnızca porsiyon miktarına odaklanmak yeterli değil Duru Gıda Beslenme Uzmanı Emine Uluçay, öğünlerin doyuruculuğunu değerlendirirken tüketilen miktar kadar besin çeşitliliğine de dikkat edilmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Yemek yedikten kısa süre sonra yeniden acıktığımızda ilk aklımıza gelen yeterince yemediğimiz olabilir. Ancak burada tabağımızın içeriğini de değerlendirmemiz gerekiyor. Örneğin yalnızca sebzelerden oluşan bir salata ile protein kaynağı ve tahıllarla zenginleştirilmiş bir salata aynı besin içeriğine sahip değildir. Öğünlerimizde protein kaynaklarına, lif içeren karbonhidratlara ve uygun miktarda sağlıklı yağlara yer vermek, daha dengeli ve doyurucu seçenekler oluşturmamıza yardımcı olabilir. Önemli olan tek bir besine odaklanmak yerine farklı besin gruplarını bir arada değerlendirmektir.” Dengeli bir tabak oluşturmak için nereden başlamalı? Dengeli öğünler hazırlamak için karmaşık beslenme programlarına ihtiyaç duyulmuyor. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'nun Sağlıklı Beslenme Tabağı modeli, günlük öğünlerin planlanmasında uygulanabilecek pratik bir yaklaşım sunuyor. Modele göre tabağın yaklaşık yarısının sebze ve meyvelerden, dörtte birinin tam tahıllardan, kalan dörtte birinin ise sağlıklı protein kaynaklarından oluşması öneriliyor. Zeytinyağı gibi bitkisel yağlar da ölçülü miktarda beslenmeye dahil edilebiliyor. Uluçay, bu yaklaşımın günlük yemeklere kolaylıkla uyarlanabileceğini belirtiyor: “Dengeli bir öğün hazırlamak için alıştığımız yemeklerden vazgeçmemize gerek yok. Örneğin bulgur pilavını nohut, mevsim sebzeleri ve yoğurtla tamamlayabiliriz. Yeşil mercimekli bulgur salatasına domates, salatalık ve taze yeşillikler ekleyerek farklı besin gruplarını bir araya getirebiliriz. Burada önemli olan, tabağımızdaki çeşitliliği artırırken porsiyonları da kişisel ihtiyaçlarımıza göre belirlemek.” Bulgur ve bakliyatlarla pratik öğün alternatifleri Günlük beslenmede karbonhidrat kaynaklarını tamamen sınırlandırmak yerine besin değeri yüksek seçeneklere yönelmek, dengeli öğünler oluşturmayı kolaylaştırabiliyor. Bulgur, lif içeren bir tahıl olarak öğünlerin karbonhidrat bölümünde değerlendirilebilirken nohut, mercimek, kuru fasulye ve börülce gibi bakliyatlar bitkisel protein ve lif içerikleriyle öne çıkıyor. Bulgur ve bakliyatların birlikte ya da farklı besinlerle tamamlanarak tüketilebileceğini belirten Uluçay, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Günlük öğünlerimizde küçük değişikliklerle besin çeşitliliğini artırabiliriz. Örneğin sebze yemeklerinin yanına bulgur pilavı ve yoğurt eklemek veya bakliyatları salatalarda kullanmak pratik seçenekler arasında. Ancak herkesin enerji ve besin ihtiyacı aynı değil. Fiziksel aktivite düzeyi, günlük yaşam alışkanlıkları ve tüketilen porsiyonlar da açlık ve tokluk hissini etkileyebilir. Bu nedenle hedefimiz belirli bir süre tok kalmak değil, vücudumuzun ihtiyaçlarına uygun, yeterli ve dengeli beslenmek olmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nöbet Şekeri Nedir, Ne İşe Yarar? Nöbet Şekerinin Faydaları ve Kullanımı Haber

Nöbet Şekeri Nedir, Ne İşe Yarar? Nöbet Şekerinin Faydaları ve Kullanımı

Son yıllarda geleneksel ürünlere yönelik ilginin artmasıyla birlikte geçmişten günümüze kullanılan pek çok ürün yeniden gündeme geliyor. Bunlardan biri de nöbet şekeri. İri ve saydam kristalleriyle dikkat çeken nöbet şekeri, halk arasında özellikle boğazı yumuşatmak amacıyla kullanılan geleneksel ürünlerden biri olarak biliniyor. Peki nöbet şekeri nedir, nasıl yapılır, ne işe yarar ve nasıl tüketilir? Nöbet şekeri nedir? Nöbet şekeri, şekerli bir çözeltinin belirli koşullarda kristalleştirilmesi sonucunda elde edilen iri kristalli bir şeker türüdür. Görünümü nedeniyle “kaya şekeri” veya “kristal şeker” olarak da adlandırılabilir. Normal toz şekerden temel farklarından biri kristallerinin çok daha büyük olmasıdır. Geleneksel kullanımda doğrudan ağızda eritilerek tüketilebildiği gibi sıcak içeceklere eklenerek de kullanılabilir. Özellikle çay, süt ve bazı bitki çaylarının tatlandırılmasında tercih edilir. Nöbet şekeri ne işe yarar? Nöbet şekeri geçmişten günümüze özellikle boğazda kuruluk ve tahriş hissi olduğunda ağızda yavaşça eritilerek tüketilen ürünler arasında yer alıyor. Şekerin ağızda çözünmesi tükürük salgısını artırabileceğinden, boğazdaki kuruluk hissinin geçici olarak azalmasına yardımcı olabilir. Ancak nöbet şekerinin öksürük, grip, soğuk algınlığı veya herhangi bir hastalığı tedavi eden bir ilaç olmadığı unutulmamalı. Bu nedenle geleneksel kullanımı ile bilimsel olarak kanıtlanmış tıbbi etkiler birbirinden ayrılmalı. Nöbet şekerinin faydaları nelerdir? Nöbet şekeri hakkında internette çok sayıda fayda iddiasıyla karşılaşmak mümkün. Geleneksel kullanımda özellikle boğazı yumuşatmak ve sıcak içecekleri tatlandırmak amacıyla tercih ediliyor. Ağızda yavaş yavaş eritilmesi tükürük üretimini artırarak ağız ve boğaz kuruluğunun geçici olarak hafiflemesine katkı sağlayabilir. Bunun yanı sıra hızlı sindirilebilen karbonhidrat içeriği nedeniyle vücuda enerji sağlar. Ancak bu özellik yalnızca nöbet şekerine özgü değildir; diğer şeker türleri de benzer şekilde enerji sağlar. Nöbet şekerinin bağışıklığı güçlendirdiği, hastalıkları iyileştirdiği veya belirli sağlık sorunlarını tedavi ettiği yönündeki iddialar ise yeterli bilimsel kanıt bulunmadan kesin bir sağlık faydası olarak değerlendirilmemeli. Nöbet şekeri öksürüğe iyi gelir mi? Nöbet şekeri denildiğinde en fazla merak edilen konuların başında öksürük geliyor. Geleneksel olarak nöbet şekeri boğazı yumuşatmak amacıyla kullanılıyor. Ağızda şeker veya benzeri ürünlerin yavaşça çözünmesi tükürük salgısını artırarak boğazdaki kuruluk ve tahriş hissini geçici olarak azaltabilir. Bununla birlikte uzun süren, şiddetlenen veya nefes darlığı, yüksek ateş ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin eşlik ettiği öksürüklerde nöbet şekeri gibi geleneksel yöntemlere güvenmek yerine sağlık uzmanına başvurmak gerekiyor. Nöbet şekeri nasıl tüketilir? Nöbet şekeri farklı yöntemlerle tüketilebiliyor. Küçük bir parça doğrudan ağızda yavaşça eritilebilir veya sıcak içeceklere eklenebilir. Çay ve süt gibi içeceklerin yanı sıra bazı geleneksel bitki çaylarında da tatlandırıcı olarak kullanılabilir. Ancak nöbet şekeri de sonuçta yüksek miktarda şeker içeren bir gıdadır. Bu nedenle “doğal” veya “geleneksel” olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez. Nöbet şekeri normal şekerden daha sağlıklı mı? Nöbet şekeri ile ilgili en yaygın yanılgılardan biri, kristal yapısı nedeniyle normal şekerden çok daha sağlıklı olduğunun düşünülmesi. Oysa nöbet şekeri de esas olarak şekerden oluşur. Bu nedenle günlük şeker tüketimi değerlendirilirken nöbet şekerinin de ilave şeker tüketimine dahil edilmesi gerekir. Özellikle kan şekeri kontrolü konusunda sorun yaşayan kişilerin nöbet şekerini “sağlıklı şeker alternatifi” olarak değerlendirmemesi önem taşıyor. Nöbet şekeri tüketirken nelere dikkat edilmeli? Dünya genelinde sağlık otoriteleri, aşırı ilave veya serbest şeker tüketiminin sınırlandırılmasını öneriyor. Nöbet şekeri de şeker içeriği nedeniyle ölçülü tüketilmesi gereken ürünler arasında bulunuyor. Diyabet veya kan şekeriyle ilişkili sağlık sorunu bulunanların tüketim konusunda doktorlarının ya da diyetisyenlerinin önerilerini dikkate almaları gerekiyor. Çocuklarda ise hem yüksek şeker tüketimi hem de iri ve sert kristallerin oluşturabileceği boğulma riski açısından dikkatli olunması önem taşıyor. Nöbet şekeri geleneksel bir ürün, ilaç değil Yüzyıllardır farklı kültürlerde kullanılan kristal şeker çeşitleri bugün de geleneksel tüketim alışkanlıklarının bir parçası olmayı sürdürüyor. Nöbet şekeri özellikle boğazda oluşturduğu geçici rahatlama hissi ve sıcak içeceklerdeki kullanımıyla öne çıkıyor. Ancak uzmanların sağlıklı beslenmeye ilişkin temel yaklaşımı burada da geçerli: Nöbet şekeri bir tedavi ürünü değil, şeker içeren bir gıda olarak değerlendirilmeli ve ölçülü tüketilmeli. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsülin Direncinin 6 Sinyali Haber

İnsülin Direncinin 6 Sinyali

Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilo gibi nedenlerle ülkemizde her 4 kişiden birinde insülin direnci görüldüğünü belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, “İnsülin direnci çoğu zaman sessiz ilerleyen bir sorun olsa da, bel çevresinde genişleme, sık acıkma, yemeklerden sonra uyku isteği, sürekli susama hissi gibi bazı sinyallerle de kendini gösterebilir. Bunların hiçbiri tek başına insülin direncinin kanıtı olmadığı için, kişinin mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü erken tanı ve tedavi, ileride gelişebilecek tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir” diyor. Dr. Turunç, insülin direncinin 6 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Bel çevresiniz genişliyorsa Göbek çevresinde yağlanma, insülin direnci açısından dikkate alınması gereken önemli işaretlerden biridir. Özellikle iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan daha fazla risk taşır. Kilo artışıyla birlikte bel çevresinde genişleme, hareketsiz yaşam ve ailede diyabet öyküsü de varsa, metabolik durumunuzun değerlendirilmesi gerekir. Ancak bel çevresi tek başına tanı koydurmaz; diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınmalıdır. Yemekten kısa süre sonra yeniden acıkıyorsanız Dr. Emrah Turunç “Bazı kişiler insülin direnciyle birlikte öğünlerden kısa süre sonra yeniden acıktıklarını ve gün içerisinde daha sık yemek yeme ihtiyacı duyduklarını ifade edebiliyorlar. Porsiyonlarınız yeterli olmasına rağmen sürekli açlık hissediyorsanız, özellikle yoğun karbonhidrat içeren öğünlerin ardından açlık hissiniz tekrarlıyorsa bu durumu önemsemek gerekir” diyor. Yemekten sonra gözleriniz kapanıyorsa… Yemek sonrasında hafif rehavet çoğumuzun yaşadığı normal bir durum olabilir. Özellikle ağır ve yüksek kalorili öğünlerden sonra bu durum daha fazla hissedilebilir. Ancak her öğünden sonra belirgin halsizlik, uyku hali ve enerji düşüklüğü yaşanması; özellikle kilo artışı, sık acıkma veya kan şekeri yüksekliği gibi başka bulgular da varsa dikkate alınmalıdır. Tatlıya karşı koyamıyorsanız Tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik yoğun istek, insülin direncinde en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Ancak uzun süre aç kalmak, düzensiz beslenmek, yetersiz uyumak, stres gibi etkenler de tatlı isteğini artırabilir. Bu nedenle tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik aşırı tüketim isteği sadece insülin direncine bağlanamaz. Sık acıkma, kilo artışı ve bel çevresinde genişleme gibi başka belirtiler de eşlik ediyorsa hekime başvurulmalıdır. Boyun ve koltuk altınız koyulaştıysa Cilt değişikliği, insülin direnci açısından diğer yakınmalara göre daha dikkat çekici bulgulardan biridir. Boyun, koltukaltı veya kasık bölgesinde cildin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle fazla kilolu kişilerde böyle bir değişiklik fark edildiğinde kan şekeri metabolizmasının değerlendirilmesi gerekir. Kan yağlarınız yüksekse İnsülin direnci yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değildir. Trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol (iyi kolesterol) düşük olması, yüksek tansiyon ve bel çevresinde yağlanma bir arada görülebilir. Dr. Emrah Turunç “Kilonuz, bel çevreniz, tansiyonunuz, kan şekeriniz ve kan yağlarınızın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Birden fazla risk faktörünün aynı anda bulunması, metabolik açıdan daha dikkatli olunması gerektiğini gösterir” diyor. “Şekerim sınırda” deniyorsa… İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, insülin direncinin uzun süre kan şekeri normalmiş gibi görünerek ilerleyebildiğini ancak zamanla prediyabetin ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle diyor: “Zamanla pankreasın artan insülin ihtiyacını karşılaması zorlaştığında kan şekeri yükselmeye başlayarak prediyabet ortaya çıkabilir. Bu nedenle açlık kan şekeri veya üç aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1c değerlerinin prediyabet aralığına gelmesi önemli bir uyarıdır. Prediyabet, ‘henüz diyabet değilim, dolayısıyla sorun yok’ anlamına gelmez. Tam tersine diyabet riskinin ufukta görünmeye başladığı, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun takip ile müdahale edilmesi gereken kritik bir dönemdir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığında Doğru Alışkanlıkların Önemi Haber

Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığında Doğru Alışkanlıkların Önemi

Çocuklarda diş fırçalama yalnızca ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik bir rutin olarak değerlendirilmemelidir. Diş fırçalama, çocukluk döneminden itibaren önem arz eden, diş tedavilerinin ilk adımıdır. Düzenli ve doğru şekilde idame ettirilen ağız bakımı alışkanlıkları, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek birçok problemin önlenmesine yardımcı olur. İlk süt dişleri genellikle bebekliğin 6–12. ayları arasında çıkmaya başlar. Bu dönemden itibaren ağız hijyeni rutinleri bir alışkanlık olarak devam ettirilmelidir. Ortalama 2,5–3 yaş civarında tamamlanan 20 süt dişi, düzenli olarak temizlenmediğinde çürük ve enfeksiyon açısından ciddi risk oluşturabilir. Süt dişleri nasıl olsa değişecek düşüncesi doğru değildir. Süt dişlerinin sağlıklı olması; çocuğun beslenmesi, konuşma gelişimi, çene gelişimi ve ileride çıkacak olan daimi dişlerin sağlıklı sürmesi ve dizilimi açısından büyük önem taşır. Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığı nasıl kazandırılmalı? Çocukların alışkanlık kazanmasında ebeveynlerin rolü çok büyük. Çocuklar özellikle erken yaşlarda ailelerini gözlemleyerek öğrenir. Bu nedenle anne ve babaların diş fırçalamayı birlikte yapılan keyifli bir rutin haline getirmesi önemlidir. Diş fırçalama bir zorunluluk veya ceza gibi değil, günlük yaşamın doğal bir parçası olarak aktarılmalıdır. Ebeveynlerin bu sürece aktif katılım göstermesi, çocukların ağız bakımını benimsemesini ve sürdürülebilir bir alışkanlık haline getirmesine yardımcı olur. Daimi dişlerin tamamlandığı zamana kadar, dişler mutlaka ebeveyn kontrolünde fırçalamalıdır. Süt dişlerinin yerlerin daimi dişlere bırakmaya başladığı karma dişlenme dönemlerinde, yeterli ağız hijyeninin sağlanması ve dişlerin sürmelerini sağlıkla tamamlaması ilerleyen dönemlere taşınabilecek büyük problemlerin önlenebilmesi için önemlidir. Çocuklarda diş macunu kullanımı nasıl olmalı? Çocuklarda kullanılan diş macununun miktarı yaşa göre belirlenmelidir. 3 yaşına kadar pirinç tanesi büyüklüğünde, 3–6 yaş arasında ise bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması önerilir. Dişlerin günde iki kez, doğru teknikle fırçalanması ağız ve diş sağlığının temelini oluşturur. Bunun yanında düzenli diş hekimi kontrolleri de erken dönemde oluşabilecek problemlerin ilerlemeden tespit edilmesi açısından önemlidir. Probiyotiklerin ağız ve diş sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi bulunuyor? Dünya Sağlık Örgütü probiyotikleri, “yeterli miktarda alındığında sağlık yararı sağlayan canlı mikroorganizmalar” olarak tanımlıyor. Güncel araştırmalar, belirli probiyotik suşlarının diş çürüğüne neden olan bazı bakterilerin seviyesini azaltabileceğini gösteriyor. Bunun yanında probiyotiklerin tükürük akış hızını artırması, tükürüğün pH dengesini ve tamponlama kapasitesini desteklemesi, ağız ortamının çürüğe karşı daha dirençli hale gelmesine katkı sağlayabiliyor. Ancak probiyotiklerin diş fırçalama ve düzenli ağız bakımının yerine geçmediğini özellikle belirtmek gerekir. Sağlıklı bir ağız için temel yaklaşım; doğru fırçalama, dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleridir. Diş sağlığı ile genel sağlık arasında nasıl bir ilişki bulunuyor? Ağız sağlığı, vücudun genel sağlığından bağımsız olarak değerlendirilmemelidir. Diş enfeksiyonlarının önlenmesi yalnızca ağız ve diş sağlığı açısından değil, genel sağlık açısından da önem taşır. Düzenli diş fırçalama, diş eti problemlerinin ve enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur. Ağızda oluşan enfeksiyonların kontrol altında tutulması, özellikle kalp sağlığı gibi hayati önem taşıyan durumlar açısından da önemlidir. Çocuklarda ekran karşısında yemek yemek neden risk oluşturuyor? Günümüzde tablet ve telefon kullanımı çocukların günlük yaşamının önemli bir parçası haline geldi. Ancak ekran karşısında yemek yemek, ağız ve diş sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken riskler oluşturabiliyor. Ekran karşısında yemek yerken çiğneme süresi istemsiz olarak uzayabilir veya çocuklarda gıdaları ağız içerisinde bekletme alışkanlığı gelişebilir. Özellikle karbonhidrat ve şeker içeren besinlerin ağızda uzun süre kalması, çürük oluşum riskini artırabilir. Ayrıca ekran karşısında yemek sırasında çocuğun yemeğe odaklanmaması, ağız açık şekilde yemek yeme alışkanlığı kazanmasına sebebiyet vererek çenelerin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ekran kullanımında duruş bozuklukları da çocukların ağız ve diş gelişimini etkileyebilir mi? Evet, uzun süre tablet veya telefon kullanımı sırasında oluşan duruş bozuklukları çocukların gelişimini etkileyebilir. Özellikle cihazların göz hizasının altında tutulması, başın sürekli öne eğik pozisyonda kalmasına neden olur. Bu durum zaman içerisinde boyun postürünü, solunum fonksiyonlarını ve çene gelişimini etkileyebilir. Çocuklarda uzun süreli yanlış duruş alışkanlıkları, çene eklemi sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Çene eklemi ve ağız solunumu açısından aileler nelere dikkat etmeli? Diş sıkma, travmalar ve postür bozuklukları çene eklemi problemlerinde sık karşılaşılan nedenler arasında yer alıyor. Zaman içerisinde çene hareketlerinde kısıtlılık, çiğneme sırasında zorlanma veya eklemden ses gelmesi gibi belirtiler görülebiliyor. Bunun yanında uzun süreli ekran kullanımı bazı çocuklarda ağızdan nefes alma alışkanlığını da tetikleyebilir. Ağızdan nefes alma; dilin doğru pozisyonda konumlanmasını engelleyerek üst çene gelişimini etkileyebilir. Erken dönemde fark edilmeyen bu durumlar, ilerleyen süreçte çene darlıkları, kapanış bozuklukları ve yüz gelişimiyle ilgili problemlere yol açabilir. Bu nedenle çocukların yalnızca diş sağlığı değil, nefes alma şekli, duruşu ve genel ağız gelişimi de bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Ebeveynlere son olarak ne önerirsiniz? Çocuklarda sağlıklı bir ağız yapısının temeli erken yaşlarda atılır. Düzenli diş fırçalama, doğru ürün kullanımı, dengeli beslenme, ekran kullanım alışkanlıklarının kontrol edilmesi ve düzenli diş hekimi kontrolleri çocukların yaşam boyu ağız sağlığını destekleyecek olan ilk ve en önemli adımlardır. Ağız ve diş sağlığı yalnızca estetik bir konu değil; çocuğun genel sağlığının, gelişiminin ve yaşam kalitesinin önemli bir parçasıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun Haber

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlerin tercih edildiğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Çağla Koç, yaz döneminde doğru beslenme alışkanlıklarının hem kilo kontrolünü hem de yaşam kalitesini desteklediğini söyledi. “Güne Su ile Başlayın” Artan yaz sıcakları ile birlikte beslenme alışkanlıklarımızda ister istemez değişkenlik gösterir. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlere yöneliriz. Yaz aylarında zayıflamak ve zinde kalmak için güne su ile başlamanın önemine dikkat çeken Koç, bazı çalışmaların sabah uyanır uyanmaz içilen ortalama iki bardak suyun metabolizmayı daha fazla hızlandırdığını gösterdiğini ifade etti. “Metabolizmayı Destekleyen Besinlerden Yararlanın” Her mevsimde olduğu gibi yaz aylarında da termojenik besinlerden yararlanılabileceğini belirten Koç, acı biber, zencefil ve yeşil çayın metabolizmayı destekleyen besinler arasında yer aldığını söyledi. Sabah bir fincan şekersiz yeşil çay, gün ortasında limonlu zencefilli su tüketilebileceğini, ana yemeklerde ise hafif acı biber ya da karabiberli tariflerin tercih edilebileceğini aktardı. Yüksek proteinli kahvaltıların gün boyu iştahı baskıladığını, yağ kaybını desteklediğini ve kas kaybını önleyerek metabolizmanın yavaşlamasını engellediğini ifade eden Koç, bazı çalışmalarda hibisküs çayının yağ hücresi oluşumunu engelleyebileceğinin gösterildiğini belirtti. Hibisküs ve yeşil çay ikilisine sevilen meyveler eklenerek evde soğuk çay hazırlanabileceğini söyledi. Omega-3 alımının yağ oksidasyonunu artırdığını ve insülin duyarlılığını olumlu yönde etkilediğini kaydeden Koç, yaz aylarında sardalya, somon, ceviz ve chia tohumunun ideal omega-3 kaynakları olduğunu dile getirdi. “Çalışanlar Beslenmelerine Daha Fazla Dikkat Etmeli” Çalışan bireyler için de önerilerde bulunan Diyetisyen Çağla Koç, güne kafeinle değil su ile başlanması gerektiğini belirterek sabah kafein alımının dehidrasyonu artırdığını söyledi. Öğle öğününün hafif ama doyurucu olması gerektiğini ifade eden Koç, bazı çalışmaların öğle yemeğinin içeriğinin zihinsel performansı ve dikkat süresini olumsuz etkileyebildiğini gösterdiğini aktardı. Öğleden sonra yapılan hafif ve düşük glisemik ara öğünlerin ise akşam yemeğinde fazla yemeyi yüzde 30 azalttığının çalışmalarda belirtildiğini söyledi. Ağır akşam yemeklerinin yaz sıcaklarıyla birleştiğinde hem yağ depolanmasını artırdığını hem de uyku kalitesini bozduğunu ifade eden Koç, akşam saat 20.00'dan sonra karbonhidrat alımının sınırlandırılmasının gece yağ yakımını desteklediğini belirtti. “Çok Soğuk Besin Tüketimine Dikkat” Yaz aylarında serinlemek amacıyla tercih edilen çok soğuk yiyecek ve içeceklerin de sanıldığı kadar masum olmayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Çağla Koç, "Yaz sıcaklarında serinlemek için tercih ettiğimiz buz gibi meyveler, donmuş smoothieler, soğuk yoğurtlar yağ kaybını sekteye uğratabilir. Sindirim enzimleri vücut ısısına yakın (37C civarı) bir ortamda aktif olarak çalışır. Vücudunuz o soğuk yiyeceği sindirmeye çalışırken ekstra enerji harcamaz, tam tersine hazmı engellenir. Bu da kan şekeri dengesizlikleri ve daha çabuk acıkmalara yol açabilir" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yoğun İş Temposunda Sağlıklı Beslenme Düzeni İçin 10 Öneri Haber

Yoğun İş Temposunda Sağlıklı Beslenme Düzeni İçin 10 Öneri

Toplantılar, uzun çalışma saatleri ve yolda geçen zaman nedeniyle öğünlerin sıklıkla aksayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yoğunluk sonucunda öğün atlama, günü yalnızca kahveyle geçirme, akşam saatlerinde fazla yeme ve işlenmiş gıdalara yönelme gibi alışkanlıklar ortaya çıkabiliyor. Oysa gün içinde yeterli protein, lif ve su tüketmek; enerji seviyesini, odaklanmayı ve kilo kontrolünü destekliyor. Uzun süre aç kalmak ise tatlı isteğini artırırken porsiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor” dedi. Hızlı iş temposuna sahip kişiler için her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği tüketmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle katı kurallar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirmek daha önemli diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Buradaki temel hedef, gün boyunca vücudu uzun süre aç bırakmadan gerekli besin öğelerini karşılayabilmek. Çantada ya da ofis çekmecesinde bulundurulabilecek yoğurt, kefir, taze meyve, çiğ kuruyemiş veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler pratik çözümler arasında. Protein ve lif açısından zengin bu ara öğünler, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olurken enerji düşüşlerini azaltıyor ve akşam saatlerinde ortaya çıkabilen aşırı yeme eğiliminin önüne geçebiliyor” bilgilerini verdi. Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmeyi sürdürebilmek için 10 tavsiye: Enerji düşüşü yaşandığında şekerli atıştırmalıklar yerine protein ve lif içeren ara öğünler tercih edin.Kahve tüketiminde miktar kontrolünü koruyun. Kahvenin yanında şekerli bisküvi, çikolata veya hamur işleri yerine daha dengeli seçeneklere yönelin.Her fincan kahvenin yanında bir bardak su içerek günlük sıvı alımını destekleyin.İş yemekleri ve sosyal buluşmalarda “ya hep ya hiç” yaklaşımı yerine porsiyon kontrolüne odaklanın.Menü seçerken kızartmalar yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanan yemekleri tercih edin.Tabağın yarısını sebzelerle tamamlayın, sosları ayrı isteyin ve karbonhidrat porsiyonlarını sınırlandırın.Tatlı isteği geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı değerlendirin. Su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya nefes molası vermek bu istekle baş etme noktasında yardımcı olabilir.Alışveriş yaparken “fit”, “light” veya “şekersiz” ifadelerine güvenmeyin. Ürünün içerik listesini ve eklenmiş şeker miktarını kontrol edin. Protein ve lif açısından zengin ürünleri tercih edin.Alışverişe aç çıkmamaya özen gösterin. Açlık hissi plansız ve yüksek kalorili seçimleri artırabilir. Hafta sonu kısa bir hazırlık yaparak sebzeleri doğrayın, baklagilleri porsiyonlayın ve sağlıklı alternatifleri hazır bulundurun. Böylece yoğun günlerde plansız ve sağlıksız seçimlerin önüne geçebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir Haber

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir

Günlük alışkanlıkların ani şekilde değişmesi, özellikle hassas bünyelerde baş ağrısı ataklarının artmasına neden olabiliyor. Doğru planlama ve dengeli beslenme ile bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün. Migren, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ramazan döneminde öğün saatlerinin değişmesi, kafein tüketimindeki ani azalma ve yetersiz su alımı atakları tetikleyebiliyor. Bu nedenle migren hastalarının oruç sürecini bilinçli yönetmesi önem taşıyor. Uyku ve Beslenme Düzeni Belirleyici Oluyor Ramazan ayında uyku saatlerinin kayması ve bölünmesi migren eşiğini düşürebiliyor. Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, “Ramazan’da uyku düzenimiz değişiyor, yeme düzenimiz değişiyor, su tüketimimiz azalıyor. Bu değişiklikler baş ağrısı ve migren ataklarında artışa yol açabiliyor” dedi. Uzun süreli açlık kan şekeri dalgalanmalarına neden olurken, bu durum da migreni tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle sahur öğününde yapılan hatalar gün içinde daha şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlayabiliyor. Sahurda Yapılan Hatalar Atakları Tetikleyebilir Migren hastaları için sahur öğünü büyük önem taşıyor. “Sahurda özellikle basit karbonhidratlardan uzak durulmalı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme insülini hızla yükseltir ve daha çabuk acıkmaya neden olur” diyen Uzm. Dr. Andaç, dengeli bir tabak modeli öneriyor. Uzm. Dr. Mihriban Andaç, sahurda protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağların birlikte yer aldığı bir öğünün kan şekerini daha dengeli tuttuğunu belirtiyor. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi besinlerin uzun süreli tokluk sağlayarak migren atak riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ramazan’da Migren İçin 5 Koruyucu Öneri Uzm. Dr. Andaç, Ramazan’da migren ataklarını azaltmak için şu başlıklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Sahurda protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren dengeli öğün tercih edilmeliBasit şeker ve beyaz unlu gıdalardan uzak durulmalıİftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeliİftar sonrası ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılmalıGünlük uyku süresi mümkün olduğunca korunmalı Uyku süresinin korunmasının migren kontrolünde kritik rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Andaç, “İftar ile sahur arasında ortalama altı saatlik kesintisiz uyku oldukça kıymetli. Ayrıca sahurdan sonra 30 ila 60 dakikalık kısa bir uyku da atak riskini azaltabiliyor” ifadelerini kullandı. Sıvı Kaybı ve Kafein Değişimi Atakları Artırabiliyor Ramazan’da su tüketiminin azalması vücutta sıvı kaybına neden oluyor. Dehidrasyon ise migreni tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında suyun dengeli şekilde tüketilmesi öneriliyor. Öte yandan düzenli kahve tüketen kişilerde ani kafein kesilmesi de baş ağrısını artırabiliyor. Bu nedenle Ramazan öncesinde kafein tüketiminin kademeli azaltılması daha sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Migren Ataklarına Teslim Olmayın Migrenin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Andaç, düzenli takip ve kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor. “Her migren hastasının tetikleyicileri farklıdır. Ramazan sürecinde kişinin kendi tetikleyicilerini bilmesi ve buna göre önlem alması gerekir” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, Ramazan ayında artan baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek migren hastalarının oruç sürecini hekim kontrolünde planlamasının önem taşıdığını vurguluyor. “Doğru beslenme, yeterli uyku ve bilinçli sıvı tüketimiyle Ramazan daha konforlu geçirilebilir” mesajını paylaşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir Haber

Yoğun Tatlı İsteği Diyabetin Habercisi Olabilir

Pek çok kişinin tatlı krizi şikâyetiyle doktora başvurarak tanı aldığı biliniyor. Diyabetin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 Diyabet Atlası’na göre Türkiye, Avrupa kıtasındaki en yüksek diyabet oranına sahip ülke. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri diyabetliyken, Türkiye’de bu sayı neredeyse 6 yetişkinden birine kadar yükselmiş durumda. Son yıllarda yaşanan %170’lik artış ise bu durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor” dedi. Beynin yakıtı şeker Diyabete giden yolda önemli bir basamak olan insülin direnci veya pre-diyabet gibi hücrelerin glikozu yeterince kullanamadığı durumlarda beynin ‘enerji açığı var’ şeklinde algı yaparak tatlı isteğini artırdığını dile getiren Eren, “Beyin glikozu birincil enerji kaynağı olarak kullanır. İnsülin direnci olan bireylerde glikoz hücre içine girmediği için kanda yüksek görünmesine rağmen beyin bunu enerji eksikliği gibi yorumlar. Bilimsel veriler, bu durumun ödül mekanizmasını artırarak kişide karbonhidrat ve tatlı tüketme davranışını güçlendirdiğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. Paketleri ürünlerin etiketi dikkatle incelenmeli Etiket okuryazarlığının özellikle kan şekeri kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Eren, “Paketli ürünlerin ön yüzünde yer alan ‘şeker ilavesiz’ ya da ‘diyabetik’ gibi ifadeler her zaman sağlıklı bir içeriğe işaret etmeyebilir. İçerik listesi ve besin değerleri tablosu dikkatle incelenmediğinde gizli şekerler ve yüksek karbonhidratlar fark edilmez. Bu nedenle market alışverişlerinde doğru ürün seçimi günlük beslenme alışkanlıkları üzerinde belirleyici rol oynar” dedi. Diyabet hastalarına özel tatlandırıcılar da sınırsız tüketilemez Diyabetik ürünlerin kontrollü tüketildiğinde güvenli kabul edildiğini ancak bu tüketimin “sınırsız” olamayacağını dile getiren Eren, “Poliol grubu tatlandırıcılar (sorbitol, maltitol vb.) bazı bireylerde gaz, şişkinlik ve ishal yapabilir. Yapay tatlandırıcıların ise bağırsak mikrobiyotasını etkileyebileceğine dair güncel çalışmalar mevcut. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, bu tatlandırıcıların günlük tavsiye edilen dozlarda alınması gerektiğinin önemini vurguluyor. En güvenli yaklaşım, doğal ve dengeli bir beslenme planı içinde sınırlı miktarda tatlı tüketimidir” dedi.

Sağlıklı Dişlerin Temelini Ebeveynler Atıyor! Haber

Sağlıklı Dişlerin Temelini Ebeveynler Atıyor!

Süt dişlerinin korunmasının, hem genel sağlık hem de daimi dişlerin düzgün sürmesi için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” dedi. Ebeveynlerin istikrarlı tutumunun, çocukların diş fırçalama alışkanlığını kazanmasını kolaylaştıracağını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Koçan, düzenli diş kontrollerinin, çürüklerin erken fark edilmesini ve tedavisinin kolay olmasını sağlayacağını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuklarda diş sağlığının korunmasında ebeveyn sorumluluğu, doğru beslenme, düzenli diş fırçalama ve kontrollerin önemi hakkında bilgi verdi. Süt dişlerinin korunması, genel ve kalıcı diş sağlığı için önemli! Çocuklarda diş bakımı konusunda ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getiren Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuklar henüz kendi ağız ve diş bakımını yapabilecek düzeyde değillerdir.” dedi. Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, “Çocukların konuşmayı öğrendikleri dönemde özellikle ön dişler bazı seslerin çıkartılmasında önemlidir. Bu dişlerin korunması çocukların genel sağlığı açısından ve daimi dişlerin korunması için de gereklidir. Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” şeklinde konuştu. Ebeveynler istikrarlı olursa çocuklar uyum sağlar! Ebeveynlerin çocuklarına günde 2 kez diş fırçalanması gerektiğini anlatmalarının önemli olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuğun yaş aralığına göre diş fırçası ve macun seçimi önemli. Ancak diş fırçalamanın düzenli bir şekilde yapılması daha da önemli bir husus. Çocuklar başlangıçta diş fırçalatmak istemeyip bu durumdan kaçabilir. Ebeveynlerin bu konuda istikrarlı olması durumunda her çocuk bu sürece uyum sağlar.” açıklamasını yaptı. Karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulmalı! Beslenmenin diş çürüklerindeki etkisinin oldukça büyük olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çikolata, şekerleme, cips, kraker ve diğer karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. Bu tür yiyeceklerin çürük oluşturma ihtimali yüksek. Bu nedenle bu tip yiyeceklerin olabildiğince sınırlandırılması çocuğun diş sağlığı açısından önemli.” dedi Beslenmenin dışında ise düzenli diş kontrollerin yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, sözlerini şöyle tamamladı: “Çürükler ilk zamanlarda çok anlaşılamayabilir ve bir ebeveyn bu durumu anlayamayabilir. Ağrı ortaya çıkması ve çürüğün görünür hale gelmesinden sonra tedavinin biraz daha zorlaşacağı söylenebilir. Özellikle küçük çocuklar için bu durum daha da zorlaşabilir, fakat tedavi etmek mümkündür.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.