Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kardiyoloji

Kapsül Haber Ajansı - Kardiyoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kardiyoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Azerbaycan'ın En Büyük İlaç Fabrikası Türk Yatırımıyla Faaliyete Geçti Haber

Azerbaycan'ın En Büyük İlaç Fabrikası Türk Yatırımıyla Faaliyete Geçti

Türk ilaç şirketi GEN İlaç öncülüğünde Azerbaycan'da hayata geçirilen Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations ilaç üretim tesisi faaliyete geçti. Azerbaycan'ın en büyük ilaç üretim tesisi olan fabrikanın açılışı, 5 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in katılımıyla gerçekleştirildi. Bakü yakınlarındaki Pirallahı Sanayi Parkı'nda 5,2 hektarlık alanda kurulan tesis, yıllık 60 milyon kutu ilaç ile yaklaşık 2,5 milyar tablet ve kapsül üretim kapasitesine sahip. İki yıldan kısa sürede tamamlanan tesisin, Azerbaycan'ın ilaçta yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesine ve ülkenin stratejik sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli katkı sağlaması hedefleniyor. Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations'ın ortaklık yapısında GEN İlaç yüzde 66 ile ana yatırımcı olarak yer alırken, Azerbaycan Ekonomi Bakanlığı'na bağlı Azerbaycan İş Geliştirme Fonu yüzde 29, SIA Pharmaceuticals ise yüzde 5 paya sahip. Toplam proje değeri 113,9 milyon manat olan yatırım, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ve stratejik iş birliğinin sağlık sektöründeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor. "Yatırım yapmaya, sağlık için üretmeye ve büyümeye devam ediyoruz" GEN Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Gülmüş, yatırımla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Dünyada ve bölgemizde yaşanan zorlu gelişmelere rağmen GEN olarak yatırım yapmaya, sağlık için üretmeye ve sürdürülebilir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Azerbaycan'da hayata geçirdiğimiz bu tesis, yalnızca yeni bir üretim yatırımı değil; Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü iş birliğinin sağlık alanındaki somut bir yansıması ve GEN'in uluslararası büyüme yolculuğunda önemli bir kilometre taşıdır. Önceliğimiz, Azerbaycan sağlık sisteminin ihtiyaç duyduğu, hayati öneme sahip ilaçların yerel üretimini gerçekleştirmek. Bununla birlikte buradaki üretim gücünü zaman içerisinde bölge ülkelerine de taşıyarak daha geniş bir coğrafyada hastaların ilaca erişimine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bilim, üretim ve güçlü iş birliklerinden aldığımız güçle global ölçekte faaliyet gösteren bir ilaç şirketi olma hedefimize emin adımlarla ilerliyoruz." İlk hedef 2027'de 50 ilaç Tesiste öncelikli olarak Azerbaycan sağlık sisteminin ihtiyaç duyduğu ilaçların yerel olarak üretilmesi planlanıyor. Kardiyoloji, nöroloji, üroloji, diyabetoloji ve gastroenteroloji başta olmak üzere farklı tedavi alanlarında kullanılan ilaçların yanı sıra ağrı kesici ve antibiyotiklerin de üretimi gerçekleştirilecek. Tesis için belirlenen ilk önemli hedef, 2027 yılı içerisinde 50 ilacın üretime alınması. Orta vadeli planda ise üretim kapasitesinin ve ürün çeşitliliğinin hızla artırılarak beş yıl içerisinde 500'ün üzerinde ilacın üretiminin yerelleştirilmesi hedefleniyor. Azerbaycan'dan bölge ülkelerine ihracat hedefi Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations yalnızca Azerbaycan pazarına yönelik bir üretim tesisi olarak değil, bölgesel bir ilaç üretim ve ihracat üssü olarak konumlandırılıyor. Tesiste üretilecek ilaçların Azerbaycan iç pazarının yanı sıra Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan ve diğer ülkelere ihraç edilmesi planlanıyor. Böylece tesisin Azerbaycan'ın ilaç üretim kapasitesinin geliştirilmesinin yanında ülkenin bölgesel ilaç tedarik zincirindeki rolünün güçlendirilmesine de katkıda bulunması amaçlanıyor. Yıllık 60 milyon kutu üretim kapasitesi Yüksek teknolojiyle donatılan tesiste ABD, Japonya, Almanya, İsviçre, Çin, Danimarka, İsveç ve Türkiye'nin önde gelen üreticilerine ait ekipmanlar kullanılıyor. 5,2 hektarlık alan üzerine kurulan fabrikanın yıllık üretim kapasitesi 60 milyon kutuya, tablet ve kapsül bazında ise yaklaşık 2,5 milyar adede ulaşıyor. Tesiste 178 kişiye sürekli istihdam sağlanması öngörülüyor. Üretimin yanı sıra bilimsel gelişim ve nitelikli insan kaynağının desteklenmesi de yatırımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Tesis bünyesinde Karabağ Üniversitesi ve Azerbaycan Tıp Üniversitesi için resmi eğitim üsleri oluşturularak eğitim ve bilimsel iş birliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Türkiye-Azerbaycan iş birliğinde yeni bir stratejik adım GEN'in Azerbaycan yatırımı, şirketin uluslararası büyüme yolculuğunda önemli bir üretim adımı olurken, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü ekonomik ilişkilerin sağlık ve ilaç sanayisindeki yansımasını da ortaya koyuyor. Hayati öneme sahip ilaçların yerel üretiminin artırılması, ürün portföyünün hızla genişletilmesi ve Azerbaycan'dan çevre ülkelere ihracat yapılması hedefleri doğrultusunda tesisin, önümüzdeki dönemde bölgenin önemli ilaç üretim merkezlerinden biri haline gelmesi amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat! Haber

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat!

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir. İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak. Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir. Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir Haber

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir

Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir. Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir. Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır. Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir. Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır. “Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi Haber

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi

Ülkemizde her 3 erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Dr. Gürbüz “Ancak daha da tehlikelisi, henüz teşhis almamış ve tansiyon hastası olduğunun farkında bile olmayan devasa bir kitle bulunuyor. Hipertansiyonun ‘sessiz katil’ olarak adlandırılmasının temel nedeni de budur. Özellikle bu aşırı sıcaklarda kan basıncı kontrolünün ihmal edilmesi; bayılma, ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve hatta felç gibi hayati sorunlara yol açabiliyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz, aşırı sıcaklarda hipertansiyon hastalarına 10 kritik yaz önerisinde bulundu, önemli mesajlar verdi. Su tüketimini mutlaka artırın Terlemeyle vücuttan ciddi oranda su ve sodyum, potasyum gibi hayati mineraller atılır. Bu sıvı kaybı, kanın akışkanlığının azalmasına ve kalbin kanı pompalarken daha fazla yorulmasına neden olur. Tansiyon hastalarının, susamayı beklemeden gün içinde yeterli sıvı (2,5 - 3 litre) tüketmesi büyük önem taşır. Ancak kalp yetmezliği ya da böbrek hastalığı gibi rahatsızlığınız varsa mutlaka hekiminize danışarak belirlemelisiniz. İdrar söktürücü (diüretik) ilaçlara dikkat edin Hipertansiyon tedavisinde sıklıkla kullanılan idrar söktürücü ilaçlar, vücuttan su ve tuz atılımını artırarak kan basıncını düşürür. Yaz aylarında terlemeyle zaten fazla miktarda sıvı kaybedildiği için, bu ilaçların dozu bazen fazla gelebilir ve tansiyonun tehlikeli seviyelere düşmesine (hipotansiyon) yol açabilir. İlaçlarınızı mutlaka kardiyoloğunuza başvurarak yaz dozu ayarlaması talep etmelisiniz. 11:00-16:00 arası mümkünse dışarı çıkmayın Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürbüz “Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arası, tansiyon hastaları için günün en tehlikeli zaman dilimidir. Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmak, damarlarda ani ve aşırı genişlemeye sebep olarak kan basıncını hızla düşürebilir ve sıcak çarpması riskini artırır. Dışarı çıkmanız zorunluysa, mutlaka gölgeli alanları tercih etmeli, geniş kenarlı şapkalar kullanmalı ve dışarıdaki işlerinizi sabahın erken saatlerine veya akşamüstü serinliğine ertelemelisiniz” diyor. Beslenmenizi hafifletin, Akdeniz diyetine geçin Sıcak havalarda ağır, yağlı, kızartma türü ve aşırı tuzlu yemekler tüketmek, sindirim sistemini zorlarken kalbin iş yükünü de ciddi şekilde artırır. Tuz tüketiminin kısıtlanması, hipertansiyon yönetiminin olmazsa olmazıdır. Yaz aylarında zeytinyağlı yemekler, bol posalı sebzeler, taze meyveler ve hafif ızgaralardan oluşan Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir. Mideyi çok doldurmadan, az az ve sık sık yemek yemek tansiyon dalgalanmalarının önüne geçecektir. Soğuk duştan kesinlikle kaçının Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Serinlemek amacıyla doğrudan buz gibi suyun altına girmek, damarlarda ani bir büzüşmeye (vazokonstriksiyon) neden olur. Bu ani damar daralması, kan basıncının saniyeler içinde fırlamasına ve kalbe giden kan akışının bozulmasına yol açarak kalp krizini tetikleyebilir. Tansiyon hastaları serinlemek için mutlaka ılık suyla duş almalı, vücudu yavaş yavaş suya alıştırarak şok etkisinden tamamen uzak durmalıdır” diyor. Klimalı ortamlara geçişte vücudunuzu koruyun Dışarıdaki kavurucu sıcaktan, aniden çok düşük derecelere ayarlanmış klimalı buz gibi ortamlara girmek, tıpkı soğuk duş gibi damar sisteminde ani kasılmalara neden olur. Bu keskin ısı farklılıkları tansiyon ataklarına zemin hazırlar. İç mekanlardaki klima sıcaklığının 22-24 derece civarında, yani ideal oda sıcaklığında tutulması ve doğrudan klima havasına maruz kalınmaması, kan basıncının dengede kalması açısından kritik bir öneme sahiptir. Egzersiz rutininizi serin saatlere kaydırın Düzenli fiziksel aktivite, tansiyon kontrolünde son derece faydalıdır; ancak bunun hangi saatte yapıldığı yaz aylarında hayati fark yaratır. Sıcakta yapılan egzersiz, sıvı kaybını maksimuma çıkarır ve kalbi aşırı zorlar. Bu nedenle tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi egzersizler için güneşin etkisini yitirdiği akşam saatleri veya sabahın erken serinliği tercih edilmelidir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi kesinlikle ihmal etmeyin. Çay ve kahve tüketimini kısıtlayın, alkolden kaçının Yaz aylarında serinlemek veya keyif yapmak için tüketilen soğuk kahveler, koyu çaylar ve alkollü içecekler sanıldığının aksine susuzluğu gidermez; aksine vücuttan su atılımını hızlandıran idrar söktürücü etkilere sahiptir. Aynı zamanda yüksek kafein ve alkol, kalp hızını artırarak ritim bozukluklarını ve tansiyon ataklarını tetikleyebilir. Bunların yerine şekersiz ev yapımı limonatalar, maden suyu, ayran veya taze sıkılmış meyve suları gibi sağlıklı alternatifler tercih edilmelidir. Kıyafet seçiminde dikkatli olun! Sıcak havalarda vücudun kendi ısısını dengeleyebilmesinin en önemli yolu terin ciltten buharlaşmasıdır. Dar, sentetik veya koyu renkli kıyafetler bu doğal soğuma mekanizmasını engelleyerek vücut ısısının artmasına neden olur. Vücudu sıkmayan, hava geçirgenliği yüksek, terletmeyen pamuklu veya keten kumaşlardan yapılmış, açık renkli ve bol giysiler tercih etmek; yaz sıcaklarında vücudun termoregülasyonunu sağlayarak tansiyonu dolaylı yoldan dengede tutar. Tansiyon ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Yazın rehavetine kapılıp "kendimi iyi hissediyorum" diyerek tansiyon ölçümlerini bırakmak veya tatil sebebiyle doktor kontrollerini ertelemek büyük bir hatadır. Düzenli ölçümler yaparak değerlerinizi bir yere not etmeli ve inatçı düşüklük veya yükseklik durumlarında beklemeden kardiyoloğunuzla iletişime geçmelisiniz” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nobel İlaç’ta Satış ve Pazarlama Organizasyonu İçeriden Yetişen Liderlere Emanet Haber

Nobel İlaç’ta Satış ve Pazarlama Organizasyonu İçeriden Yetişen Liderlere Emanet

Bu kapsamda Temel Ürünler ve Uzmanlık Ürünleri direktörlüklerine yeni atamalar gerçekleştirilirken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına odaklanan Özel Ürünler ve Longevity direktörlükleri de organizasyon yapısına dahil edildi. Şirket, dört kritik liderlik pozisyonunu kendi bünyesinde yetişen yöneticilere emanet ederek, kurumsal hafızasını ve liderlik kültürünü geleceğe taşıyan yaklaşımını güçlendirdi. Eczacılıktan gelen kökleri ve 70 yılı aşkın deneyimiyle bugün Türkiye’nin en geniş uluslararası organizasyonuna sahip ilaç şirketi olan Nobel, yurtiçinde büyüme stratejisi kapsamında Satış Pazarlama organizasyonu yeniden yapılandırdı. Bugüne kadar yurtiçinde iki farklı direktörlük altında yürütülen satış ve pazarlama faaliyetleri; Temel Ürünler, Uzmanlık Ürünleri, Özel Ürünler ve Longevity olmak üzere dört ana direktörlük altında toplandı. Yeni organizasyon kapsamında Kardiyoloji 2 Bölüm Müdürü Bahri Karayaka, Temel Ürünler Direktörü; Kardiyoloji 1 Bölüm Müdürü Ali Engin, Uzmanlık Ürünleri Direktörü; Hepatoloji, Nefroloji ve Nadir Hastalıklar 2 Bölüm Müdürü Kemal Özkan, Özel Ürünler Direktörü; Nobel Longevity Bölüm Müdürü Özer Sinan Yalanuz ise Nobel Longevity Direktörü oldu. Bununla birlikte Merkezi Sinir Sistemi Pazarlama Müdürlüğüne ise Duygu Değirmencioğlu atandı. Yeni yapı ile Nobel İlaç, mevcut portföyü ile gücünü daha da artırmayı amaçlarken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına cevap verecek yeni alanlarda da büyümesini sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. Kariyerlerinin büyük bölümünü Nobel İlaç bünyesinde geçiren ve şirketin farklı alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen yöneticilerin yeni görevlerine kurum içinden atanması, Nobel’in kendi liderlerini yetiştirme yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Genç Yaşta Ani Kalp Krizi Kaynaklı Ölümlere Dikkat! Haber

Genç Yaşta Ani Kalp Krizi Kaynaklı Ölümlere Dikkat!

Son yıllarda özellikle genç yaşlarda yaşanan ani kalp ölümleri toplumda endişe yaratmaya devam ediyor. Herhangi bir sağlık sorunu olmadığı düşünülen genç bireylerde görülen ani ölümler, bu durumun nedenlerini ve alınabilecek önlemleri yeniden gündeme taşıyor. Nev Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, genç yaşta ani kalp ölümlerinin nedenleri ve korunma yolları hakkında önemli bilgiler verdi. “Ani Kalp Ölümü Her Yaşta Görülebilir” Ani kalp ölümünün tıbbi literatürde belirli kriterlerle tanımlandığını belirten Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Olaya tanık olunan vakalarda belirtilerin başlamasından itibaren 1 saat içinde, olayın tanığı olmadığı durumlarda ise kişinin hayatta son görülmesinden sonraki 24 saat içinde meydana gelen kalp kaynaklı doğal ölümler ani kalp ölümü olarak tanımlanır. Her yaş grubunda görülebilen bu durumun sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır” dedi. Ani kalp ölümünün görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Özkeçeci, bebeklik ve çocukluk döneminde 100 bin kişide yaklaşık 1 vaka görülürken, bu oranın orta yaş grubunda 100 bin kişide 50 vakaya, 80’li yaşlarda ise 100 bin kişide 200 vakaya kadar ulaştığını söyledi. “Gençlerdeki Ani Ölümlerin Ardında Çoğu Zaman Ritim Bozuklukları Var” 40 yaşın üzerindeki bireylerde ani kalp ölümünün en sık nedeninin kalp krizi ve kalp damar hastalıkları olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Genç yaştaki ani ölümlerin arkasında ise çoğunlukla ritim bozuklukları yer alır. Bu ölümcül ritim bozukluklarının kaynağı genellikle genetik geçişli kalp hastalıklarıdır” diye konuştu. Genetik geçişli kalp hastalıklarının bazı durumlarda yapısal bozukluklara yol açtığını belirten Özkeçeci, “Yapısal bozukluklar kalbin içerisinde veya kalpten çıkarken kan akışında bozukluklara neden olabilir. Yapısal olmayan hastalıklar ise kalbin elektriksel sistemindeki kusurları içerir. Bu durum kararsız ve tehlikeli ritim bozukluklarına neden olabilir” ifadelerini kullandı. “Bazı İlaçlar ve Madde Kullanımı Riski Artırıyor” Ani kalp ölümlerinin yalnızca genetik nedenlerle ortaya çıkmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Dışarıdan alınan bazı hormonlar, ilaçlar ve suistimal edilen maddeler de ani kalp ölümüne neden olabilir. Performans artırma veya kas kütlesini artırma amacıyla yüksek dozda ya da uzun süreli anabolik androjenik steroid kullanımı, kalp kasında kalınlaşmaya yol açarak ani kalp ölümüne neden olabilir” dedi. Altta yatan kalp hastalığı bulunan kişilerde bazı ilaçların ve maddelerin riski artırabileceğini belirten Özkeçeci, sinir sistemini uyaran ilaçlar, ritim bozukluğu ilaçları, bazı antibiyotikler, antipsikotikler, antidepresanlar, anestezik maddeler, alkol ve kokain kullanımının da risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. “Bayılma ve Çarpıntı Gibi Belirtiler İhmal Edilmemeli” Ani kalp ölümünün çoğu zaman beklenmedik şekilde ortaya çıktığını ancak öncesinde bazı belirtiler verebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Özellikle spor veya koşu gibi efor gerektiren aktiviteler sırasında ya da ani heyecan ve korku anlarında yaşanan açıklanamayan bayılmalar, göğüste sebepsiz sıkışma ve baskı hissi, aniden başlayan çarpıntılar ve nedensiz göz kararmaları dikkatle değerlendirilmelidir” dedi. “Aile Öyküsü Olanlar Daha Dikkatli Olmalı” Aile geçmişinin büyük önem taşıdığını belirten Özkeçeci, “Ailede özellikle 50 yaşın altında nedeni açıklanamayan ani ölüm, erken yaşta kalp krizi, boğulma veya bayılmaya bağlı olabilecek açıklanamayan trafik kazası öyküsü bulunan gençler birinci derece risk altındadır” diye konuştu. “Erken Tanı Hayat Kurtarabilir” Risk altındaki bireylerde yapılacak tetkiklerin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Elektrokardiyografi (EKG), Ekokardiyografi (EKO) gibi tetkikler ve gerekli durumlarda yapılacak genetik tarama testleri hayat kurtarıcı olabilir. Ayrıca profesyonel ya da amatör olarak spora başlayacak her gencin ve yoğun efor sarf eden bireylerin mutlaka rutin kardiyoloji kontrolünden geçmesi gerekir” dedi. “İlk Dakikalar Hayati Önem Taşıyor” Ani kalp ölümü vakalarıyla her zaman ve her yerde karşılaşılabileceğini belirten Özkeçeci, ilk birkaç dakikada yapılacak doğru müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Toplumda temel yaşam desteği eğitimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Gülay Özkeçeci, “Gençlerde ani kalp ölümlerini önlemenin en güçlü yolu belirtileri tanımak, genetik mirasımızı bilmek ve kalbimizi modern tıbbın koruyucu şemsiyesi altına almaktır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor Haber

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor

Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor” dedi. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” şeklinde konuştu. Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, “Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı” dedi. İlk dakikalar hayat kurtarıyor Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112'yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, “Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir” dedi. Risk yaşa göre değişiyor Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, “Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır” uyarısında bulundu. Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, “Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı Haber

Kalp Sağlığı Masaya Yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı etkinlikleri kapsamında “Nilüfer’de Kalbiniz Bize Emanet” başlıklı bir söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğe alanında uzman isimler katılarak, toplumda her geçen gün artan kalp hastalıklarına, tetikleyici risk faktörlerine ve hastalıklardan korunma yollarına dikkat çekti. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu’nun moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte, kalbin böbrek veya akciğer gibi diğer organların aksine bir “rezervi” olmadığı hatırlatıldı. Türkiye’de her üç kişiden birinin kalp hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Uncu, bu kişilerin büyük bir kısmının durumun farkında olmadığını, teşhis konulanların ise tedavilerini genellikle aksattığını ifade etti. “OBEZİTE BİR PANDEMİ, ÖNLEM ÇOCUKLUKTA BAŞLAMALI” Söyleşide çocuklarda kalp sağlığına odaklanan BUÜ Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Uysal, erişkin dönemde ortaya çıkan kalp hastalıklarının temelinin aslında çocuklukta atıldığının altını çizdi. Türkiye’de her üç çocuktan birinin fazla kilolu olduğuna ve bu durumun yetişkinlikte de devam ettiğine dikkat çeken Uysal, “Obezite gerçekten bir halk sağlığı sorunu, bir pandemi. Hastalıkları önlemenin en iyi yolu çocukluk çağından geçiyor. Paketli gıdaları ve fast-food tarzı beslenmeyi hayatımızdan tamamen çıkarmak zor olsa da mutlaka minimuma indirmeliyiz. Ailede kalp hastalığı öyküsü varsa çocukta da risk vardır ancak genetik değiştirilebilir. İyi beslenme ve doğru alışkanlıklarla bu riski yönetmek bizim elimizde” dedi. KALBİ TEHDİT EDEN RİSK FAKTÖRLERİ Yetişkinlerde kalp-damar hastalıkları ile ilgili açıklamalarda bulunan BUÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alparslan Birdane ise, Türkiye’de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı. Yaş ve cinsiyetin değiştirilemez risk faktörleri olduğunu belirten Birdane; hipertansiyon, diyabet, tütün kullanımı, yüksek kolestrol, hareketsizlik, obezite ve stresin en büyük tetikleyiciler olduğunu söyledi. Birdane, diyabetin tek başına bir koroner artar hastalığı riski taşıdığını belirterek, “Bir genetik miras bizlere aktarılarak ilerliyor. Fakat bu mirasın ne zaman ortaya çıkacağını yaşam tarzımı belirliyor. Kaderimiz genetiğimiz ile yaşamdaki risk faktörleri arasındaki o yapbozda gizli. Almış olduğumuz genetik mirası, sağlıklı yaşam tercihlerimizle değiştirebilir, hastalıkların önüne geçebiliriz” diye konuştu. Katılımcıların ilgiyle takip ettiği söyleşi, uzmanların vatandaşlardan gelen soruları yanıtlamasıyla sona erdi. Etkinliğin sonunda günün anısına konuklara hediye takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.