Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kaygı Bozukluğu

Kapsül Haber Ajansı - Kaygı Bozukluğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kaygı Bozukluğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tatil Sonrası Alkol Kullanımı Sürüyorsa Dikkat!a Haber

Tatil Sonrası Alkol Kullanımı Sürüyorsa Dikkat!a

Özellikle tüketim miktarının giderek artması ve alkolü kontrol etmekte zorlanılmasının riskli kullanıma işaret ettiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “‘Tatildeyim, bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlayan sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi, kişinin alkolle kurduğu ilişkinin değişmesine yol açabilir.” dedi. Tatil sonrasında alkol tüketiminin devam etmesinin göz ardı edilmemesi gereken bir belirti olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, alkol kullanımıyla ilgili değişimlerin erken fark edilmesi ve gerektiğinde profesyonel destek alınması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, tatil döneminde artabilen alkol tüketiminin riskli kullanıma ve bağımlılığa dönüşme riski hakkında açıklamalarda bulundu. Sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi, riskli kullanıma dönüşebilir! Tatil dönemlerinde günlük rutinin değiştiğini, uyku ve beslenme düzeninin bozulabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Alkol tüketimi de bu değişimlerden etkilenebiliyor.” dedi. Tatilin, birçok kişi için sorumluluklardan uzaklaşma ve rahatlama dönemi olarak görüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Ancak ‘tatildeyim, bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlayan sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi, kişinin alkolle kurduğu ilişkinin değişmesine yol açabilir. Özellikle her gün alkol alma, içilen miktarı giderek artırma ve alkolsüz eğlenemeyeceğini düşünme gibi davranışlar riskli kullanımın göstergeleri arasında yer alır.” diye konuştu. Alkolün duyguları düzenleyen bir araç haline gelmesi, bağımlılık riskini artırabilir! Alkolün kısa süreli olarak gevşeme ve rahatlama hissi oluşturabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Bu etki kişinin stres, kaygı ve olumsuz duygularla başa çıkmak için alkole yönelmesini kolaylaştırabilir. Kişi bir süre sonra yalnızca sosyal ortamlarda değil; sıkıldığında, kaygılandığında, uyumakta zorlandığında veya kendisini kötü hissettiğinde de alkol kullanmaya başlayabilir. Alkolün duyguları düzenleyen bir araç haline gelmesi, bağımlılık gelişimi açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir durumdur.” dedi. Tatilde artan tolerans daha fazla alkol tüketimine yol açabilir! Aynı rahatlama veya keyif hissini yaşayabilmek için zamanla daha fazla miktarda alkol tüketme ihtiyacı duyulmasının ‘tolerans gelişimi’ olarak tanımlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Başlangıçta bir veya iki kadehle yetinebilen kişi, ilerleyen günlerde aynı etkiyi hissedebilmek için daha fazla alkol tüketebilir. Tatil döneminde birkaç gün üst üste devam eden yüksek miktardaki tüketim, kişinin alkol toleransını artırabilir. Tatil sona erdiğinde tüketim eski düzeyine dönmüyorsa veya kişi alkol kullanmadığı zaman huzursuzluk yaşıyorsa profesyonel destek düşünülmelidir.” Alkol bağımlılığında kullanım sıklığından çok kontrol kaybı önemli! Alkol bağımlılığının yalnızca her gün alkol içmekle tanımlanamayacağına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kontrol kaybı belirleyici unsurlardan biridir.” dedi. Bağımlılık açısından asıl değerlendirilmesi gerekenin, kişinin ne kadar sıklıkla içtiğinin yanında alkol kullanımını kontrol edip edemediği olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kişi planladığından daha fazla içiyor, bırakmayı ya da azaltmayı denemesine rağmen başarılı olamıyor, sorumluluklarını aksatıyor veya zarar görmesine rağmen kullanmayı sürdürüyorsa burada ciddi bir sorun olabilir. Yalnızca tatillerde veya hafta sonlarında alkol kullandığını belirten kişiler kısa sürede yüksek miktarda tüketim yapabilir. Kişinin her gün alkol kullanmaması, kullanım biçiminin güvenli olduğu anlamına gelmez. Kısa sürede yüksek miktarda alkol tüketmek; muhakeme bozukluğu, denge kaybı, trafik kazaları, düşmeler, şiddet davranışları, korunmasız cinsel ilişki ve alkol zehirlenmesi gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle yalnızca kullanım sıklığına değil, bir seferde tüketilen miktara ve ortaya çıkan sonuçlara da bakılmalıdır.” açıklamasını yaptı. Tatil sonrası alkol tüketiminin sürmesi, sorun işareti olabilir! Tatil bittikten sonra alkol tüketiminin sürmesi, kişinin içmek için fırsat yaratmaya başlaması veya eski yaşam düzenine dönmekte zorlanmasının göz ardı edilmemesi gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kişinin akşamları rahatlamak, uyumak veya günlük stresini azaltmak gibi sebeplerle alkol kullanmaya devam etmesi, geçici bir tatil davranışının kalıcı bir alışkanlığa dönüşmeye başladığını gösterebilir.” dedi. Alkolle ilgili bazı durumların görülmesi halinde kişinin kullanım alışkanlığının dikkatle değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Planlanandan daha fazla veya daha uzun süre alkol tüketmek, alkolü azaltma ya da bırakma girişimlerinde başarısız olmak, aynı etkiyi hissedebilmek için giderek daha fazla içmek, alkol kullanılmadığında huzursuzluk, titreme, terleme veya uyku sorunu yaşamak, alkol nedeniyle aile, iş veya sosyal yaşamda sorunlarla karşılaşmak, riskli durumlarda alkol kullanmak, yaşanan fiziksel veya psikolojik zararlara rağmen tüketimi sürdürmek, eğlenmek, sosyalleşmek veya rahatlamak için alkole ihtiyaç duyduğunu düşünmek, alkol kullanımını çevreden gizlemek veya tüketilen miktarı olduğundan az göstermek, tatil bittikten sonra da aynı tüketim düzenini devam ettirmek gibi davranışlar ortada bir sorun olduğu anlamına gelebilir.” şeklinde konuştu. Alkol kullanımı ile altta yatan ruhsal sorun birlikte değerlendirilmeli! Bağımlılık riskinin herkeste aynı olmadığı bilgisini veren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Gençler, dürtü kontrolü güçlüğü yaşayanlar, depresyon veya kaygı bozukluğu bulunanlar ile ailesinde bağımlılık öyküsü olan kişiler daha yüksek risk altında olabiliyor.” Dedi. Alkolün bazen ruhsal sorunların belirtilerini geçici olarak bastırıyor gibi görünebileceğini; ancak uzun vadede kaygı, depresif belirtiler, uyku sorunları ve dürtüsel davranışların daha da artabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, kişi alkolü psikolojik sıkıntılarından uzaklaşmak için kullanıyorsa hem alkol kullanımı hem de altta yatan ruhsal sorunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yoğun alkol kullananlar, bırakma sürecini sağlık profesyoneli desteğiyle planlamalı! Uzun süredir düzenli ve yüksek miktarda alkol kullanan kişilerin, tıbbi değerlendirme olmadan alkolü aniden bırakmasının riskli olabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Bağımlılık gelişmiş kişilerde alkolün aniden kesilmesi; titreme, terleme, çarpıntı, yoğun kaygı, uykusuzluk, nöbet ve bilinç değişiklikleri gibi ciddi yoksunluk belirtilerine yol açabilir. Bu nedenle düzenli ve yoğun alkol kullanan kişiler, bırakma sürecini mutlaka bir sağlık profesyonelinin desteğiyle planlamalı.” dedi. Alkol kullanımındaki değişimin erken fark edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı: “Alkol kullanımıyla ilgili yardım istemek için kişinin hayatının tamamen bozulmasını beklemek gerekmez. Tüketim miktarı artmışsa, kontrol etmek zorlaşmışsa, tatil sonrasında kullanım devam ediyorsa veya alkol kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığını etkilemeye başlamışsa bir psikiyatri uzmanına başvurulmalı. Erken dönemde alınan destek, riskli kullanımın bağımlılığa dönüşmesini önleyebilir ve tedavi sürecini kolaylaştırabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Spor, Gelişimi Destekleyen Güçlü Bir Araç! Haber

Spor, Gelişimi Destekleyen Güçlü Bir Araç!

Çocukları spora yönlendirirken en önemli hedefin çocukların bu süreci keyif alarak sürdürmesi olduğunu dile getiren Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Sporu bir yaşam stili haline getirmemiş gençler için süreç haftada bir günle başlatılabilir. Temel amaç bu aktiviteleri eğlenceli bir hale getirerek onların isteyerek ve keyif alarak devam etmelerini sağlamak olmalı.” dedi. Günümüzde yapılan bilimsel testlerle çocukların motor becerileri ve spor eğilimlerinin net şekilde belirlenebildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, sporun hem kilo kontrolü hem de çeşitli sağlık ve gelişim sorunlarında destekleyici bir yöntem olarak kullanılabileceğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocuk ve ergenlerin spora yönlendirilmesinin önemi ile sporun fiziksel, zihinsel ve gelişimsel açıdan destekleyici rolü hakkında bilgi verdi. Çocukları spora başlatırken temel amaç, keyif alarak devam etmelerini sağlamak olmalı! Sporun, istisnasız bütün yaş gruplarındaki insanlar için son derece gerekli bir aktivite olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Ancak özellikle gelişim ve yetişme aşamasında olan çocuk ve ergenler için önemi çok daha fazladır.” dedi. Spor yapmayı sevmeyen çocuk ve ergenlerin nasıl teşvik edilebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Sporu bir yaşam stili haline getirmemiş gençler için süreç haftada bir günle başlatılabilir. Temel amaç bu aktiviteleri eğlenceli bir hale getirerek onların isteyerek ve keyif alarak devam etmelerini sağlamak olmalı.” şeklinde konuştu. Teknoloji sayesinde uygun fiziksel aktivite net olarak belirlenebiliyor! Sporun sadece performans için yapılmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Kişinin kilo vermesi veya kilo alması için de spor yapılabiliyor ve ne tür aktiviteler yapılması gerektiği de artık bilimsel olarak belirlenebiliyor. Hatta bu süreci bir tür terapiye dönüştürmek bile mümkün.” dedi. Günümüz teknolojisinin doğru spor dalının seçilmesine nasıl katkı sağladığı hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi: “Artık herkese uygun fiziksel aktiviteleri bulabilme ve uygulayabilme imkanına sahibiz. Yapılan modern testler sayesinde; çocuğun ince ve kaba motor becerileri, esnekliği ve hangi spor dalına yatkın olduğu net bir şekilde tespit edilebilmektedir.” Spor tüm hastalık grupları için destekleyici olarak kullanılabilir! Her yaş grubundaki çocuk ve ergenler için uygun spor eğitimi ve aktivite çalışmaları bulunduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu programlar tüm hastalık grupları için destekleyici olarak kullanılabilir. Özellikle; nörogelişimsel rahatsızlıklar, genel gelişim geriliği, ince ve kaba motor becerilerinde sıkıntı yaşayan çocuklar, kaygı bozukluğu ve duygu durum dengesizliği yaşayan gençler ile spor ve beslenme konusunda problem yaşayan ergenlerde daha sık tercih edilir.” dedi. Kilo fazlalığı de kilo eksikliği de ciddi bir sağlık sorunu! Kilo problemleri yaşayan çocuklar ve gençler için sporun önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, sözlerini şöyle tamamladı: “Günümüzde hem kilo fazlalığı hem de kilo eksikliği ciddi bir sağlık sorunu. Spor, sağlıklı bir şekilde kilo vermek isteyenler için olduğu kadar, sağlıklı kilo almak isteyenler için de gerekli ve geçerli bir yöntem.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ebeveynler Akran Zorbalığına Karşı Bu Belirtileri Atlamamalı! Haber

Ebeveynler Akran Zorbalığına Karşı Bu Belirtileri Atlamamalı!

Fiziksel Belirtiler İlk Sinyali Verebiliyor Vücutta açıklanamayan morluklar, eşyaların hasar görmesi, okul çantasının sık sık kaybolması gibi fiziksel işaretler zorbalığın erken belirtileri arasında yer alıyor. Çocuğun okula gitmek istememesi, karın ve baş ağrısı gibi sık tekrarlayan yakınmalar da ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli göstergelerden biri olarak öne çıkıyor. Dursun, “Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları zorbalığı söylemekten çekinir. Bu nedenle fiziksel değişiklikler ebeveynler için en görünür sinyallerden biridir,” diyor. Duygusal Değişiklikler Sessiz Bir Alarm Niteliğinde İçe kapanma, sessizleşme, daha önce keyif aldığı aktivitelerden uzaklaşma, okul saatleri yaklaşırken artan kaygı, ani öfke patlamaları ve sık ağlama nöbetleri zorbalığın duygusal etkilerini gözler önüne seriyor. Dursun, “Öz güvende hızlı düşüş ve kendini suçlama eğilimi, çocukların içsel dünyasında ciddi bir zorlanmanın habercisi olabilir,” diyerek ebeveynleri uyarıyor. Davranışsal Değişiklikler Gözden Kaçırılmamalı Devamsızlıkların artması, ders notlarında düşüş, sosyal ortamlardan uzaklaşma, arkadaş ilişkilerinin zayıflaması ve yalnız vakit geçirme isteği davranışsal düzeyde görülen etkiler arasında bulunuyor. Sosyal medya hesaplarını kapatma, çevrim içi olmaktan kaçınma ve mesajları silme gibi dijital davranış değişiklikleri de zorbalığın önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sosyal İzolasyon Ciddiye Alınmalı Arkadaş grubunun tamamen değişmesi veya ortadan kalkması, sosyal etkinliklere davet edilmemek, okuldan mutsuz dönmek ya da yalnızlık hissinin artması zorbalığın sosyal boyutunu ortaya çıkarıyor. Dursun, bu durumun uzun vadede hem öz güven hem de sosyal beceriler üzerinde kalıcı hasarlar bırakabileceğini belirtiyor. Zorbalığın Uzun Vadeli Etkileri Derinleşebiliyor Araştırmalar, akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda kaygı bozukluğu riskinin yaklaşık üç kat, depresyon riskinin ise iki ila dört kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Sürekli eleştirilme, aşağılanma ve dışlanma, çocukta “değersizlik” algısını pekiştirerek bu etkilerin ergenlikten yetişkinliğe kadar devam etmesine neden olabiliyor. Dursun, bu durumun gelecekte akademik başarıyı, sosyal ilişkileri ve mesleki performansı olumsuz etkileyebileceğini, hatta travma belirtilerine yol açabileceğini vurguluyor. Dijital Zorbalık Evde Bile Bitmeyen Bir Tehdit Artan ekran süresi ve sosyal medya kullanımıyla birlikte dijital zorbalık da çocuklar için daha görünmez ve daha sürekli bir hale geliyor. Yüz yüze zorbalık belirli ortamlarda yaşanırken, dijital zorbalık 7/24 devam edebiliyor. Bu durum çocuğun güvenli alanı olan evde dahi kendini tehdit altında hissetmesine neden oluyor. Ebeveynlerin İlk Tepkisi Sürecin Yönetimini Belirliyor Zorbalığa maruz kalan çocukların çoğu zaman utanma, suçluluk ve korku nedeniyle yaşadıklarını anlatmaktan çekinebildiğini belirten Dursun, ebeveynlerin yargılamadan dinlemesi gerektiğinin altını çiziyor ve “Empatik yaklaşım, sakin kalmak, somut sorular sormak çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır,” diye ekliyor. Ebeveynlerin çocuğu suçlayan ya da küçümseyen ifadelerden kesinlikle kaçınması gerektiğini belirtiyor. Aile–Okul İş Birliği Zorbalığın Etkisini Azaltıyor Zorbalıkla mücadelede en etkili adımlardan biri aile ile okul arasında kurulacak iş birliği. Çocuğun okulda kendini güvende hissedebileceği yetişkinlerin belirlenmesi ve öğretmenlerle sürecin birlikte yönetilmesi, zorbalığın etkilerini önemli ölçüde azaltabiliyor. Sosyal beceri geliştirici etkinlikler ise çocuğun öz güvenini yeniden güçlendirmesine yardımcı oluyor. Sosyal Medyada Zorbalığı Önlemek İçin Üçlü Destek Gerekli Ailelerin çocukların gizlilik ayarlarını düzenli olarak kontrol etmesi, takip listelerini gözden geçirmesi ve ekran süresini dengelemesi dijital güvenlik açısından kritik önem taşıyor. Okullarda verilen dijital farkındalık eğitimleri çocukları bilinçlendirirken, çocukların da güvenli paylaşım alışkanlıkları edinmesi zorbalığın yayılmasını engelleyebiliyor. Zorbalığa tanık olan çocukların bir yetişkine haber vermeyi öğrenmesi ise akran destek mekanizmasını güçlendiriyor. Zorbalığın erken fark edilmesi çocukların duygusal iyilik halini korumada büyük önem taşıyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Klinik Psikolog Tuğçe R. Tuncel Dursun, ailelerin küçük sinyalleri göz ardı etmemesinin ve gerektiğinde profesyonel destek almasının uzun vadeli etkileri azaltabileceğini belirtiyor.

Anksiyete Kişinin İşlevselliğini Bozuyorsa Önlem Alınmalı! Haber

Anksiyete Kişinin İşlevselliğini Bozuyorsa Önlem Alınmalı!

‘Düşünmemeye çalış’ gibi telkinlerin ise kişide yetersizlik duygularını artırabileceğini aktaran Gökpınar, kaygı ile baş etmede fiziksel aktiviteler, dikkat dağıtıcı etkinlikler ve düşünce farkındalığının etkili yöntemler olduğuna işaret etti. Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, anksiyete, anksiyete ile baş etme yolları ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Belli düzeydeki anksiyete motive edici olabilir… Anksiyetenin genellikle olumsuz olarak algılanan bir durum olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Ancak bu olumsuz yaşantılarla, duygularla beraber zaman zaman bizim için aslında koruyucu, bizi bir şeylere önlem almaya bir nevi yönlendiren bir duygu.” dedi. Sınav kaygısı yaşayan bir kişinin kaygısının belli bir düzeyde kalmasının kişiyi motive ederek sınava çalışmak için daha fazla zaman ayırmasını sağladığını ifade eden Gökpınar, “Anksiyete kişinin işlevselliğini bozduğu noktada önlem alınması gerekir. Kaygı artık o düzeyi aştığında, çalışmaya yönlendirici değil, tam tersi konsantrasyonu, odaklanmayı, çalışmayı zorlaştıracak bir noktaya gelir. Bu gibi durumlarda anksiyeteyi kontrol etme, anksiyete ile baş etme yollarının önem kazanıyor.” şeklinde konuştu. Kaygının kaynağındaki düşünceyi fark etmek büyük önem taşıyor Kişilerin genellikle işlevsellikleri bozulmaya başladığında tedavi arayışı içinde olduklarını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Kişi bir şeylere karşı korku yaşama şikayeti ile bizlere başvurabiliyor. Burada önemli olan, kişinin yaşanan olaya karşı olan düşünceleri, yani kişiyi asıl olarak kaygılandıran düşünce. Kişi asansöre binerken kaygı yaşıyorsa, asansörün kendisi mi, asansörü görmek mi, yoksa ‘ya asansörde kalırsam, ya çıkamazsam, ya birisi gelip beni kurtaramazsa’ gibi o ana ya da o olaya atfettiği düşüncelerin ayırt edilmesi gerekiyor.” dedi. Kişilerin spesifik bir olayı örnek göstererek yardım istemesinin altında, farklı durumlar bulunabileceğine dikkat çeken Gökpınar, şöyle devam etti: “Neden, sınav kaygısı olabilir, herhangi bir duruma karşı anksiyete veya sosyal anksiyete olabilir. Örneğin, kaygısı nedeniyle okulda sunum yapamadığını söyleyen birinde kaygılandığı asıl şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırız. İstediği kadar iyi performans sergileyememesi ya da belki rezil olma kaygısı, ‘bildiklerimi aktaramayacağım, herkes benim yetersiz olduğumu düşünecek’ gibi birtakım algılar, düşünceler ortaya çıkabiliyor. Tam bu noktada, olayı ve düşünceyi ayırt etmek ve o düşüncenin farkına varabilmek çok büyük önem taşıyor. Çünkü şunu biliyoruz ki o düşünceler aslında bizim duygularımızı oluşturuyor. O duygular da bizim sonraki davranışlarımıza ya da o anki davranışlarımıza yön veriyor. Dolayısıyla kaygıyı anlamaya çalışırken öncelikle kaygının kaynağındaki düşünceyi fark etmek, ayırt etmek çok büyük önem taşıyor.” Telkinler kişilerin yetersizlik duygularını pekiştirebilir!  Kaygıyı azaltmak için kitap okumak, bir şeyler izlemek gibi dikkat odağını değiştirecek aktiviteler ile küçük egzersizler yapmanın önerilebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Elbette fiziksel aktivite genel olarak kaygı ile baş etmede oldukça etkili yöntemlerden biri.” dedi. Düşünceyi yönlendirmenin ve fark etmenin önemini yineleyen Gökpınar, sözlerini şöyle tamamladı: “Şunu da unutmamak lazım ki düşünmemeye çalışmak çok etkili bir yöntem değil. Çünkü bir şeyi düşünmemeye çalıştığınız zaman zaten hâli hazırda düşünüyor oluyorsunuz. Danışanlar da genellikle etraflarından duydukları bu tarz telkinlerden yakınırlar. ‘Düşünmemeye çalış’ veya ‘bunda kaygılanacak ne var, öyle düşünme’ gibi söylemler, tam tersi iyi hissettirmek yerine zaman zaman kişilerin yetersizlik duygularını da pekiştirebilir. Çünkü düşünmemek o anda kişinin elinde olan bir yöntem değil. Kişinin düşüncelerinin davranışa dönmesi ya da kaçınmalara dönmesinin engellenmesi önemlidir. Dolayısıyla bu tip durumlarda aile ve yakın çevrenin telkinlerden mümkün olduğunca uzak durup, kaygı yaşayan kişiyi anlamaya dinlemeye yönelmesi tavsiye edilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.