Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kemoterapi

Kapsül Haber Ajansı - Kemoterapi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kemoterapi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi Haber

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi

Çocukluk döneminde görülen kanserler arasında en sık karşılaşılan türün lösemi olduğunu ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemiye en sık ilk 5 yaşta rastlıyoruz. Bu nedenle özellikle küçük yaş grubunda ortaya çıkan uzun süren halsizlik, sık enfeksiyon ya da nedeni açıklanamayan morluklar dikkatle takip edilmeli” açıklamasında bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinin kesin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini ancak vakaların küçük bir bölümünde kalıtsal faktörlerin etkili olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Çocuklarda kansızlık, karında şişlik ya da dolgunluk hissi, lenf bezlerinde belirgin şişlik, ciltte kolay oluşan morluklar, iki taraflı burun kanaması, uzun süren ateş ve sık enfeksiyonlar löseminin belirtileri arasında sayılabilir. Bu bulgulara ek olarak kan tahlillerinde beyaz kan hücrelerinde görülen anormal değişiklikler de tanı sürecinde yol gösterici olabilir. Bu şikâyetler farklı hastalıklarda da ortaya çıkabilir ancak uzun sürmesi ya da bir arada görülmesi durumunda ailelerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması kıymetli” dedi. Geçmeyen halsizlik sıradan bir yorgunluk olmayabilir Çocuklarda görülen kanser belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılabildiğini ifade eden Kansoy, “Özellikle uzun süren halsizlik çoğu zaman basit bir enfeksiyon ya da kansızlıkla, nedeni açıklanamayan morluklar çarpma veya düşmelerle, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bağışıklığın geçici olarak zayıflamasıyla, geçmeyen ateş ise üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilişkilendirilebiliyor. Lenf bezlerindeki şişlikler de genellikle enfeksiyonlara bağlanabiliyor. Her belirti lösemi anlamına gelmez ancak bu şikâyetler uzun sürüyor ya da bir arada görülüyorsa ailelerin durumu göz ardı etmeden bir uzmana başvurması erken tanı açısından büyük önem taşır” dedi. Lösemi tedavisi uzun ve sabır isteyen bir süreç Löseminin farklı türleri bulunduğunu açıklayan Kansoy, “Löseminin en sık görülen tipleri akut lenfoblastik, akut miyeloblastik ve kronik miyelositer lösemidir. Tanı, kan tahlilleri ve kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle konur. Hastalığın özelliklerine ve risk durumuna göre tedavi planı belirlenir. Çoğu hastada kemoterapi uygulanır, bazı durumlarda ise kök hücre nakli gündeme gelebilir ve tüm bu tedavi süreci 1-2 yılı kapsayabilir. Bu uzun ve yorucu dönemde hem çocukların hem de ailelerin psikolojik destek alması süreci daha sağlıklı atlatmaları açısından büyük önem taşır” dedi.

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti Haber

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer - Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor. NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor. Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor. Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz” diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart! Haber

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart!

Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreçlerde çoğu hasta yıkıcı olumsuz düşüncelere kapılır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır.” dedi. Bu dönemde verilen psikolojik desteğin, duygusal yükü hafiflettiğini, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırdığını vurgulayan Erol, ruhsal destek olmadan yürütülen bir tedavinin eksik kaldığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı. Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim! Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi. Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu. Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor! Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi. Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.” Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar! Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi. Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi. Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir. Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”

Akıllı İlaçların Yan Etkisi Kemoterapiden Daha Az Haber

Akıllı İlaçların Yan Etkisi Kemoterapiden Daha Az

Akıllı ilaçların hedefe yönelik tedaviler olduğundan bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu ilaçlar tümörü tanıyarak direkt ona yöneliyor. Bu sayede sadece kanserli hücreler hedefleniyor ve sağlıklı hücreler korunuyor. Çoğu hastanın korkuyla yaklaştığı geleneksel kemoterapide ise; saç, tırnak ve kemik iliği gibi çoğalması gereken hücreler de tedavi sırasında etkilenebiliyor. Akıllı ilaç seçeneğinde ise bu yan etkiler en aza indirilerek sadece tümörler yok ediliyor” dedi. Akıllı ilaçların kemoterapiyle kıyaslandığında daha az yan etkiye sahip olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi ihtiyacını azaltan akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yüzde 10 ila 15’inde yararlanılabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya’da yüzde 25-30’lara çıkabiliyor. Hatta hiç sigara içmemiş kadın bir hastada başarı oranının yüzde 50-60’ları görebildiğini söylemek mümkün. Ayrıca akıllı ilaç tedavisine başvurabilmek için kanserin erken evrede teşhis edilmesi gerektiği düşünülse de aslında tam tersi şekilde, kanserin yayınlık kazandığı durumlarda daha sık kullanıyoruz” dedi. Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor Normal bir hücrenin kendisine sinyal gelmediği sürece çoğalmayacağından bahseden Üskent, “Hücre, gelen sinyali; üstündeki anten diyebileceğimiz reseptörlerle algılıyor ve komuta merkezi olan çekirdeğe iletiyor. Kanser hücresinde bu süreç otomatikleşiyor ve fotokopi makinesi gibi hücre çoğalması yaşanıyor. Bu sinyali bloke edebildiğimizde hücrenin kontrolsüz yayılımını da durdurabiliyoruz. Ya da bir başka akıllı ilacın çalışma prensibinde olduğu gibi kanserli hücreye “Senin işin artık bitti, intihar etmelisin” diyoruz. Normal şartlarda bir yaranın iyileşmesi için hücreler çoğalarak dokuyu örüyor ve iyileşme tamamlandığında bu çoğalma durduruluyor. Sağlıklı hücrede var olan bu programlı hücre ölümü, kanserli hücrede bulunmuyor. Kanser hep yaşamaya çalıştığı için ona bu programı hatırlatan yeni ilaçlar da çıktı. Yani akıllı ilaçların en akıllısı hedefi güdümlü füze gibi buluyor, bazısı da hücreye yönelmiyor ama mikro çevre dediğimiz hücrenin etrafındaki komşularına gidiyor yani hücreyi besleyen damarları hedefliyor. Bunun sonucunda kanlanmayan kanser hücresi yok oluyor” açıklamasında bulundu. Saç rengi değişikliği ya da akne problemi yaşanabiliyor Kemoterapiyle karşılaştırıldığında daha az yan etkiye sahip olsa da akıllı ilaçların da olası tesirlerini bilmek önemli diyen Üskent, “Tedavi sırasında örneğin saç hücrelerine giden çoğalma sinyali de ilaçlar tarafından bloke edilebildiği için, saç rengini oluşturan genler de olumsuz etkilenebiliyor. Bu durum saç renginde değişikliklere yol açabiliyor; örneğin siyah saçlar sarıya dönebiliyor. Kanserin türüne göre değişiklik gösterse de akıllı ilaçlar aracılığıyla durdurulan çoğalma sinyali aynı şekilde ciltte de akne veya kuruluk gibi dermatolojik sonuçlar doğurabiliyor. Ancak bunların genellikle yönetilebilir ve geçici yan etkiler olduğunu unutmamak gerekir” şeklinde konuştu. Akıllı ilaç kullanımını mutasyonun türü belirliyor Hastanın akıllı ilaç tedavisine uygun olup olmadığının, mutasyonun türüne göre belirlendiğini ifade eden Üskent, “Örneğin meme kanserinde sıklıkla karşılaşılan HER2 bozukluğu hedeflendiğinde akıllı ilaçlarla büyük başarı sağlanıyor. Hatta bu ilaçlar operasyon öncesinde kullanıldığında tümör tamamen yok olabiliyor. Bu da bize ileride, kanser tedavisinde ameliyata gerek kalmayabileceğini işaret ediyor. Mutasyon aynı ise ister akciğer ister meme isterse de mide, tümör hangi organda olursa olsun başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz. Yani buradaki önemli nokta kanser türünden çok mutasyonun türü. Hastanın akıllı ilaçlara uygun olup olmadığını iki-üç gün içinde sonuçlanan genetik testlerle anlayabiliyoruz” dedi. İlaç tedavisi dört-beş yıl sürebiliyor Akıllı ilaçların amacı kanseri kronikleştirmek, durdurmak ve stabilize etmek diyen Üskent, “Tedavi esnasında ilaçların düzenli bir şekilde alınması önemli çünkü sinyalin kesilmesi hücreyi çoğalmak için serbest bırakmak anlamına gelir. İlaca devam süresi bu yüzden dört-beş seneyi bulabiliyor. Kimi zaman da ölmek istemeyen hücre bu ilaçlara karşı direnç geliştirebiliyor. Bu gibi durumlarda alternatif ilaçlara yöneliyoruz. Genetik bilimi ilerledikçe direncin nasıl kazanıldığını da görebiliyoruz. İkinci bir gen bozukluğu söz konusu ise bu bozukluğa karşı ilaçlar geliştiriliyor ve onlardan faydalanıyoruz” dedi. Her mutasyon için yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor Yeni bir gelişme sanılsa da akıllı ilaçların geçmişinin 2003’lere dayandığını ifade eden Üskent, “O yıllarda kronik myelositer lösemi dediğimiz bir kan kanseri türünde sadece organ nakli anlamına gelen transplantasyon ile ömür uzatılırken bu hastalarda özel bir yapısal bozukluk tespit edildi. Bu bozukluğa karşı bir tedavi geliştirildi ve tedavi sonucunda da hastalar tamamen iyileşti, böylece akıllı ilaçların temeli atılmış oldu. Kan kanseri için bulunan bu tedavi daha sonra diğer kanser türleri açısından da araştırmalara konu oldu. Nitekim 2007’de akciğer kanserinde bulunan EGFR mutasyonuna karşı tablet formunda bir ilaç üretildi. Bu ilaç sayesinde hiç kemoterapi kullanmadan tüm tümörlerin gerilediği gözlemlendi. Diğer kanserlerde de bu tarz mutasyonların varlığı tespit edilmeye devam etti. Henüz tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da gelişmelerin hızlı yol aldığını biliyoruz. Örneğin şu anda en az tedavi edebildiğimiz kanser türü olan pankreasın yüzde 80’inde var olan bir mutasyona karşı yeni bir ilaç üzerinde çalışılıyor. Akıllı ilaçların geleceği düşünüldüğünde de bu örnek kapsamında büyük umutlar görmek mümkün” dedi.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.