Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kentsel Dönüşüm

Kapsül Haber Ajansı - Kentsel Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kentsel Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erzurum'da Tarihe ve Geleceğe Güçlü Dokunuş: Ahi Toman Baba Kümbeti Restore Ediliyor Haber

Erzurum'da Tarihe ve Geleceğe Güçlü Dokunuş: Ahi Toman Baba Kümbeti Restore Ediliyor

Erzurum Büyükşehir Belediyesi, şehrin dört bir yanında aralıksız sürdürdüğü kentsel dönüşüm ve tarihi miras koruma çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Ahi Toman Baba Kümbeti için hazırlanan restorasyon projeleri tamamlandı, ihya çalışmaları başladı. “Korunan Tarih Dönüşen Şehir” manifestosu doğrultusunda hayata geçirilen bu çalışmayla kümbet, yıllarca çevresini kapatan yapıların gölgesinden kurtarılarak şehrin yenilenen tarihi dokusuna yeniden kazandırılacak. SADECE BİR RESTORASYON DEĞİL, ŞEHRİN HAFIZASINI KORUMA HAMLESİ Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışma yalnızca bir yapının onarımından ibaret değil. Proje, tarihi mirasın korunması ile kentsel dönüşüm anlayışını aynı potada buluşturan önemli bir şehircilik hamlesi olarak dikkat çekiyor. Erzurum Büyükşehir Belediyesi, il genelinde 19 farklı bölgede 22 etapta toplam 7,5 milyon metrekarelik alanda yürüttüğü kentsel dönüşüm çalışmalarını tarihi eserlerin restorasyonuyla bütünleşik bir anlayışla sürdürüyor. Şehrin dört bir yanında eş zamanlı olarak devam eden bu çalışmalar kapsamında Ahi Toman Baba Kümbeti de artık yeniden gün yüzüne çıkıyor. 14. yüzyılda Erzurum’da Ahilik teşkilatını kuran ve bölgedeki esnaf ile sanatkârları çatısı altında birleştiren Ahi Toman Baba adına inşa edilen kümbet, Anadolu Selçuklu ve Türk-İslam mimarisinin Erzurum’daki en kıymetli eserlerinden birini oluşturmaktadır. Uzun yıllar boyunca çevresini kapatan yapıların arasında mahsur kalan tarihi yapı, Büyükşehir Belediyesi’nin kararlı adımlarıyla artık yeniden şehrin siluetindeki hak ettiği yere kavuşuyor. BAŞKAN SEKMEN: “ECDADIMIZIN EMANETLERİNİ GELECEĞE TAŞIYORUZ” Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Ahi Toman Baba Kümbeti’nin restorasyonunun şehrin tarihi kimliğine ve kentsel dönüşüm vizyonuna verilen en güçlü cevaplardan biri olduğunu vurguladı. Başkan Sekmen, şunları kaydetti: “Kadim şehrimizin tarihi ve kültürel mirasını korumak, ecdadımızın emanetlerini geleceğe taşımak adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ahilik teşkilatının Erzurum’daki en önemli temsilcilerinden Ahi Toman Baba’nın hatırasını yaşatan Ahi Toman Baba Kümbeti, yürüttüğümüz restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılıyor.” TARİHLE GELECEK AYNI VİZYONDA BULUŞUYOR Ahi Toman Baba Kümbeti’nin restorasyonu, Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin kentsel dönüşüm anlayışının en çarpıcı yansımalarından biri olarak öne çıkıyor. Belediye, yalnızca çarpık yapılaşmayı ortadan kaldırmakla kalmıyor; şehrin tarihi dokusunu ve kültürel kimliğini de gün yüzüne çıkararak gelecek nesillere aktarıyor. 6 bin 500 bina ve ticari alanın yıkılarak dönüştürüldüğü, 5 bin sosyal konutun inşa edildiği, şehrin 500 noktasında eş zamanlı çalışmaların yürütüldüğü Erzurum’da kentsel dönüşüm artık yalnızca yapıları değil tarihi eserleri de koruyor. Ahi Toman Baba Kümbeti’nin restorasyonu, bu bütünleşik anlayışın en güçlü halkalarından biri olarak şehrin dönüşüme katkı sunuyor. “ERZURUM; KENTSEL DÖNÜŞÜMDE ROL MODELİ OLDU” Kentsel dönüşümde Türkiye’ye rol modeli olan Erzurum Büyükşehir Belediyesi, bu başarısını tarihi miras çalışmalarıyla da taçlandırıyor. “Korunan Tarih Dönüşen Şehir” manifestosuyla yola çıkan belediye, bir yandan riskli yapıları ortadan kaldırıp modern yaşam alanları inşa ederken öte yandan şehrin kadim mirasını da tek tek ayağa kaldırıyor. Restorasyon tamamlandığında Ahi Toman Baba Kümbeti, çevresini kapatan yapıların gölgesinden tamamen arındırılarak şehrin yenilenen ve güçlenen misyonunda tarihi kimliğiyle yerini alacak. Başkan Sekmen açıklamasını şu sözlerle noktaladı: “Bizler; geçmişin izlerini geleceğe taşıyor; Erzurum’umuzun medeniyet birikimini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyarak yarınlara emanet ediyoruz. Her taşında bir hatıra, her köşesinde bir medeniyet izi bulunan Erzurum’umuzun tarihi mirasını yaşatmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıklı Kent, Güçlü Sosyal Bağlarla Mümkün! Haber

Sağlıklı Kent, Güçlü Sosyal Bağlarla Mümkün!

Sunumunda mekân ve yer kavramları arasındaki farklara değinen Doç. Dr. Tutar, mekânın daha çok fiziksel ve matematiksel bir alanı ifade ettiğini, “yer” kavramının ise ancak insan etkileşimi, kültür, bellek ve iletişim süreçleriyle anlam kazandığını vurguladı. Doç. Dr. Tutar, bir mekânın “yer” haline gelmesinde toplumsal ilişkiler, tarihsel hafıza, ekonomik yapı ve politik işlevlerin belirleyici olduğuna dikkat çekti. Şehir ve kent aynı anlama gelmiyor Konuşmasında kent ve şehir kavramları arasındaki farklara dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, şehrin tarihsel, kültürel ve geleneksel bir yapıyı temsil ettiğini; kentin ise Endüstri Devrimi sonrası ortaya çıkan, üretim ilişkileriyle şekillenen modern bir mekânsal yapı olduğunu belirtti. Doç. Dr. Tutar, “Kent, sanayileşme, otomasyon ve kitlesel göçle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda şehir ve kent aynı anlama gelmez” dedi. Bugünkü kentlerin henüz “tam anlamıyla oluşmuş” mekânlar olmadığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Gerçek kentsel mekân, insanların yönetime katıldığı, söz sahibi olduğu bir yapıda mümkündür. Bugün ise kentler, hâlâ kapitalist sistem tarafından parçalanmış ve kontrol edilen alanlar olarak varlığını sürdürüyor.” ifadelerini kullandı. Kent hakkı; kenti yönetme ve sahiplenme hakkıdır “Kent hakkı” kavramına da işaret eden Doç. Dr. Tutar, “Bu kavram Henri Lefebvre tarafından geliştirildi. Kent hakkı yalnızca oy kullanmakla sınırlı değildir. Kent hakkı; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkıdır. Birey bu sürece katılmazsa kent, bireyi şekillendirir, yabancılaştırır ve izole eder” dedi. Kentsel alanların sürdürülebilirliği için katılım ve sahiplenmenin zorunlu olduğunu belirten Tutar, sivil toplumun ve yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kentlileşme yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu değil Doç. Dr. Cem Tutar, kentlileşmenin yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu olmadığını vurgulayarak, “Kentlileşme; modern dünyaya ait yaşam dizgesini, iletişim formlarını ve kültürel kodları benimsemek, özümsemek ve gündelik hayata katabilmek demektir.” dedi. Yirminci yüzyılın başında modern kentlerin bireyler üzerinde güçlü sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını belirten Doç. Dr. Tutar, literatürde bu durumu tanımlamak için “metropol tipi kişilik” kavramının kullanıldığını söyledi ve “Metropol tipi kişilik, kent içerisinde diğer insanlardan kendini yalıtan, yabancılaşma duygusu yaşayan bir birey tipini ifade eder. Bu durum, medya endüstrilerinin gelişmesi, iş bölümü, uzmanlaşma ve kentin anonim yapısıyla doğrudan ilişkilidir.” ifadelerini kullandı. Kentin en ayırt edici özelliklerinden birinin anonimlik olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent, bireye tanınmama ve kaybolma hakkı verir. Bu özellik, modern kent yaşamında bireysel özgürlük kadar izolasyonu da beraberinde getirir. İlişkiler araçsallaşır, bireyler kent içinde birden fazla rol üstlenmek zorunda kalır.” diye konuştu. 1970’lerden itibaren kentler yeni birikim alanları haline geldi Neoliberal döneme geçişle birlikte kentlerin yapısında köklü bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, 1970’li yıllardan itibaren kentlerin sınıf mücadelesinin ve sermaye birikiminin merkezleri haline geldiğini söyledi. Bu süreci “mülksüzleştirme yoluyla birikim” kavramıyla açıklayan Doç. Dr. Tutar, kentsel dönüşüm projeleri, özelleştirme, borçlandırma, finansallaşma ve doğanın metalaştırılmasının bu yeni birikim rejiminin parçaları olduğunu vurguladı. “Bugün konut, yalnızca barınma alanı değil; sermayenin el değiştirdiği bir yatırım aracına dönüşmüştür” diyen Doç. Dr. Tutar, Türkiye’de de konutun sermaye aktarımının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Kent, bir tüketim ve gösteri alanına dönüştü 1970’lerden sonra kent merkezlerinin işlev değiştirdiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kentler artık üretim merkezleri olmaktan çıkıp tüketim ve gösteri alanlarına dönüşmüştür. İş alanları kentin çeperlerine kayarken, kent merkezleri AVM’ler, medya teknolojileri ve ekranlarla çevrili bir ‘gösteri mekânı’ haline gelmiştir” dedi. Bu dönüşümün, modern kentten metropole, metropolden ise post-metropole geçişi beraberinde getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Tutar, günümüz kentlerinin artık gelir, sınıf ve kimlik temelli ayrışmaların yoğunlaştığı kentsel kutuplaşma özelliklerini taşıdığını söyledi. “İstanbul, 1980’lerden itibaren küresel sistemle eklemlendi” Konuşmasında İstanbul’un tarihsel dönüşümüne de değinen Doç. Dr. Tutar, kentsel planlamanın Osmanlı’da 19. yüzyılın ikinci yarısında başladığını, Cumhuriyet döneminde ise ulus-devlet inşasının mekânsal stratejilerle sürdürüldüğünü belirtti. İstanbul’un asıl kırılma noktasının ise 1980’lerle birlikte küresel kent olarak kurgulanması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, Boğaziçi, Beyoğlu ve Haliç bölgelerinin bu süreçte farklı işlevlerle küresel sisteme entegre edildiğini ifade etti. “Mahalle, keyfi sınırlarla kurulamaz” Konuşmasında mahalle kavramını da ele alan Doç. Dr. Cem Tutar, mahallenin Arapça kökenli “mahalla” kelimesinden geldiğini ve konaklama, yerleşme anlamı taşıdığını belirtti. Mahallenin keyfi sınırlarla oluşturulamayacağını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, ortak yaşam pratikleri, kültür ve gündelik etkileşimler üzerinden oluşur.” dedi. Mahallenin en temel özelliğinin farklılıkları barındırması olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, yabancıyla kurulan ilişki üzerinden var olur. Yabancıyı dışlayan mahalle, zamanla siyasal bir cemaat yapısına dönüşür ve mahalle olma özelliğini yitirir.” diye konuştu. Göç olgusu üzerinden günümüz mahallelerine değinen Doç. Dr. Tutar, “Mahalle; karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür.” değerlendirmesinde bulundu. Mahalle yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı değil Mahallenin yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, kentin makro yapısı ile bireyin mikro dünyası arasında konumlanan bir ara yüzeydir. Toplumsal ilişkilerin, kimliğin ve gündelik hayatın kurulduğu temel alanlardan biridir.” dedi. Mahallenin cemaat özellikleri taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, karşılıklı tanışıklılık, gayri resmi ilişkiler ve gayri resmi sosyal denetim mekanizmalarının mahalle yaşamının temel unsurları olduğunu belirtti. Mahallenin aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet üretim alanı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tutar, “‘Hangi mahalledensin?’ sorusu, bireyin sosyal statüsüne ve kimliğine dair güçlü bir göndermedir. Mahalle, mekân üzerinden sınıfsal ve kültürel bir ayrım üretir.” dedi. “Mahalle, eşitsizlik ve ayrışmanın da mekânıdır” Mahallenin neoliberal politikalar altında sınıfsal ayrışmanın görünür hale geldiği bir alan olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, göç, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin mahalleler üzerinden mekânsallaştığını ifade etti. Mahallenin aynı zamanda gündelik hayatın sahnesi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutar, “Sokaklar, parklar, marketler ve sıradan görülen tüm pratikler mahallede kültürel ve iletişimsel bir forma dönüşür.” diye konuştu. Mahallelerin sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, apartmanlaşma, siteleşme ve kentsel dönüşüm süreçlerinin mahalle dokusunu köklü biçimde değiştirdiğini belirtti. “Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamıydı” Osmanlı döneminde mahallenin kentin temel örgütlenme birimi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamı olarak düşünülürdü. Kentli olmak, bir mahalleye mensup olmakla doğrudan ilişkiliydi.” dedi. Mahallenin dini merkezler etrafında şekillendiğini belirten Doç. Dr. Tutar, yüz yüze ilişkilerin, güçlü komşuluk bağlarının ve cemaat tipi bir yapının Osmanlı mahallesinin temel özellikleri olduğunu söyledi. Mahallenin ahlaki düzeni ve gayri resmi denetimi sağladığını dile getiren Doç. Dr. Tutar, “Bu yapı modernite öncesi kentler için oldukça işlevsel bir kontrol mekanizmasıydı. Aidiyet güçlüydü, bireysel özgürlükler sınırlıydı ancak güvenlik hissi yüksekti.” dedi. “Cumhuriyet’le birlikte mahalle idari bir birime dönüştü” Cumhuriyet’in erken döneminde kentlerin modernleşme ve sekülerleşme iddiasıyla yeniden kurgulandığını belirten Doç. Dr. Tutar, imar planları, bulvarlar ve modern mimarinin ön plana çıktığını söyledi. Bu süreçte mahallenin Osmanlı’daki kültürel anlamını yitirdiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle artık bir topluluğu temsil eden bir yapı değil, idari ve fiziki bir yerleşim alanı haline gelmiştir.” dedi. “2000 sonrası dönemde mahalle, adından ibaret kaldı” 1980 sonrası küreselleşme ve neoliberal politikalarla birlikte kentsel mekânın parçalandığını belirten Doç. Dr. Tutar, 2000’li yıllarla birlikte güvenlikli sitelerin yaygınlaştığını söyledi ve “Bu alanlarda mahalle yalnızca bir isim olarak varlığını sürdürüyor. Organik karşılaşmaların, yabancıyla temasın olmadığı, steril ve yalıtılmış mekânsal deneyimler ortaya çıkıyor.” ifadesinde bulundu. Güvenlikli sitelerde homojen nüfus yapısının, sınırlı ve profesyonel komşuluk ilişkilerinin görüldüğünü belirten Doç. Dr. Tutar, bu yapıların mekânsal ayrışmanın en belirgin örnekleri olduğunu söyledi. Kent merkezlerinden kaçışın, suç korkusu ve sosyoekonomik eşitsizliklerle bağlantılı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Ancak kimse ömrünü bir kafesin içinde geçiremez. Bu alanlardan çıkıldığında herkes yine gerçek kentle yüzleşmek zorunda kalır.” değerlendirmesinde bulundu. “Kent sağlığı, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur” Kentlerin yalnızca güvenlikli alanlar üzerinden değil, sosyal ve çevresel bütünlük içinde iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur.” dedi. Katılımcı bir kent ortamının mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent hakkı dediğimiz kavrama sahip çıkmak istiyorsak, kentin yönetimine dâhil olmalı, sokaklara, caddelere, kamusal alanlara sahip çıkmalıyız.” ifadelerini kullandı. Etkinlikte katılımcıların sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Tutar, özellikle güvenlikli siteler ve yeni yerleşim alanları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Bu tür mekânlarda yaşamanın aynı zamanda bir statü ve sembolik sermaye anlamına geldiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Orada bulunmak, belirli bir sınıfsal ve kültürel konumlanmayı da beraberinde getirir.” ifadelerini kullandı. “Mimari aynı kalsa da kültür değişebilir” Bir katılımcının “Mimari olarak aynı kalan bir mekân kültürel olarak değişebilir mi?” sorusuna yanıt veren Doç. Dr. Tutar, “Mimari formun korunması, kültürel yapının değişmediği anlamına gelmez” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi Haber

Kentlerin Yeni Yol Haritası Sağlıklı Kentler Forumu’nda Çizildi

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu (Healthy Cities Forum-HCF), ikinci gününde “gıda, su ve enerji” ekseninde kentlerin yaşadığı krizlere yönelik çözüm yollarını ele aldı. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen forumun ikinci gün oturumlarına Başkan Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Kaya, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği üyesi il ve ilçe belediye başkanları, belediye bürokratları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Tüm oturumları yakından takip eden Başkan Tugay, İzmir’in daha sağlıklı bir kent olması hedefi doğrultusunda konuşmacılara sorular yöneltti. Oturumların ardından ise konuşmacılara, Sağlıklı Kentler Birliği adına teşekkür plaketi takdim etti. Krizlerden çıkış koridorları belirlendi İlk gün “Düğümler” başlığı altında, kentlerin yaşadığı krizler, kırılganlıklar, kritik dönüm noktaları bir bütün olarak ele alındı. Forumun ikinci gününde ise “Koridorlar” başlığı altında, düğümlerin çözüm sürecinde ekolojik, sosyal, ekonomik ve yönetsel bağlantılar bir araya getirilerek yol haritası oluşturuldu. Forumun “Eşik” bölümünde ise krizlere karşı kentlerin yeni bir geleceğe geçişinin çıktıları üzerinde duruldu. İki günlük maratonun ardından doğa temelli çözümler, yerel uygulamalar ve iş birlikleri üzerinden ortak eylem alanları ortaya konuldu. Belediyeler gıda üretiminde aktif rol almalı İkinci gün toplantılarının ilk oturumu “Gıdanın Koridorları” oldu. "Kentten Kırsala Yeni Bağlar / Kentte Yaşam Ağları" başlığıyla İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Serim Dinç moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı Zümran Ömür ve Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya konuşmacı oldu. Kars'ın Boğatepe köyünde hem üretimin hem de turizmin önünü açan Zümran Ömür, kırsalın doğru planlanması, toprağın kıymetinin bilinmesi ve doğru işlenmesinden söz ederek bir başarı öyküsünü aktardı. Prof. Dr. Tayfun Özkaya, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bokaşi kompostu üretimi, biyokömür gibi projelerini örnek gösterdi. Oturumda gıda üretiminde belediyelerin daha aktif olması gerektiği, tarım sektöründeki sıkışma, ekolojik gıda üretimi, agro ekolojinin yaygınlaştırılması önerileri gündeme geldi. Susuzluğa karşı 7 adımlık risk yönetimi Günün ikinci buluşması olan “Suyun Koridorları” oturumu, "Kuraklık Çağında Kentler" başlığıyla gerçekleştirildi. İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yurdanur Ünal moderatörlüğünde düzenlenen oturumda, İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve Bursa Teknik Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gül Sayan Atanur konuşmacı oldu. Prof. Dr. Gül Sayan Atanur, peyzaj çalışmalarının şehirlerin altyapı projeleri olduğuna dikkat çekerek, sürdürülebilir kentsel drenaj sistemlerini anlattı. Her şehrin kendi doğasına göre su yönetimi ve kuraklıkla mücadele yöntemlerini geliştirmesi gerektiğini söyleyerek, yeşil alanları yok eden beton odaklı kentsel dönüşüm projelerine karşı uyardı. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ise belediyelerin uygulaması gereken 7 adımlık risk yönetimini açıkladı. Bu adımlarda belediyelerin meteoroloji birimi kurması gerektiği, su bütçesinin yasallaşması, tarımsal dönüşüm, yağmur hasadı, kent taşıma kapasitesi, içme suyu – gri su ayrımı ve sözde çözümlerin reddedilmesi yer aldı. Enerjiyi tüketen değil üreten, yöneten, paylaşan şehirler Forumun “Enerji Koridorları” oturumu "Kentlerin Enerji Dönüşümü" başlığıyla düzenlendi. Füzyon Solar CEO’su Harun Girgin moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Sarıçiçek ve Es Denizcilik Gayrimenkul Geliştirme Müdürü Alican Baycan konuşmacı oldu. Dr. Hasan Sarıçiçek, ilk kentlerin var olduğu günden günümüze kadar değişen enerji tüketimini anlattı. Veriyle güçlenen şehirlerin yarını daha iyi planladığını söyleyen Sarıçiçek, geleceğin şehirlerinin enerjiyi tüketen değil; üreten, yöneten ve paylaşan şehirler olacağını ifade etti. Alican Baycan ise hanelerden kamu binalarına kadar kentlerde tüketmeden enerjiyi koruyabilmenin yöntemlerini anlattı. Şehirlerin tasarlanırken enerji tasarrufu sağlayacak şekilde kurgulanması gerektiğini söyleyen Baycan, konut, ofis, ticaret ve kamusal alanların bir arada olduğu, ulaşımın minimumda tutulduğu “kompakt şehir” modelini anlattı. Kentte kimler var? Kentlerdeki yaşamı her açıdan ele almak üzerine düzenlenen “Kentte Kimler Var” oturumu gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi ve DSÖ Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Burcu Zeybek moderatörlüğünde düzenlenen oturumda Yaban Hayatı Fotografçısı Alper Tüydeş ve Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık konuşmacı oldu. Son dönemlerde Yaren Leylek hikayesinin fotoğraflarıyla adından söz ettiren Alper Tüydeş, kentlerdeki yaban hayatına dair deneyimlerini aktardı. Yerel yönetimlerin doğru bilerek uyguladığı birçok projenin kentlerdeki yaban hayatına etkisine dikkat çeken Tüydeş, birlikte yaşam sürülen ama fark edilmeyen çok sayıda tür hakkında bilgi verdi. Kıvılcım Pınar Kocabıyık, “İklim Kliniği: Isınan Dünyada Sağlığı Yeniden Düşünmek” adlı sunumu yaptı. İklim krizinin sadece doğayı değil ekonomiyi, toplumu ve kent sağlığını riske sokan pek çok şeyi etkilediğinin altını çizdi. Sağlıklı kentler için söz gençlerde Sağlıklı Kentler Forumu’nun son oturumunda söz gençlere bırakıldı. "Şehir Bizim Olsa: Gençler Sağlıklı Kentleri Nasıl Hayal Ediyor?" başlıklı gençlik oturumunun moderatörlüğünü Birleşmiş Milletler (BM) YOUNGO Sağlık Çalışma Grubu Lideri Dr. Sıla Gürbüz yaparken Avrupa Komisyonu İklim Elçisi Seren Anaçoğlu ve BM Gençlik Elçisi Resul Hüseynzade oldu. Oturumda gençler, iklim krizi, kuraklık, doğa ve çevre yetersizliği, kent içi yetersiz ulaşım, spor alanları, afetler, bisiklet yolları, yaşam alanları, aidiyet, güvensizlik ve karar alma noktasında gençlerin daha çok söz sahibi olması gibi pek çok konuya dair kendi pencerelerinden başkanlara aktardı. Şimdi yeniden başlama zamanı Son oturumda konuşan DSÖ Bilim Kurulu Üyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentlerin bugün birbirini besleyen çok katmanlı krizlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Küresel ölçekte servet ve gücün az sayıda kişinin elinde toplandığını belirten Okyay, bunun demokrasi üzerinde baskı oluşturduğunu ve dünyada derin bir eşitsizlik krizinin yaşandığını ifade etti. Sorunların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Okyay, “Su politikaları bir yerde, gıda politikaları bir yerde, enerji politikaları başka bir yerde. Ama afetler ve krizler ayrı ayrı çıkmıyor. Bilginin disiplinler arası akışına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Birlikte hareket etme zorunluluğuna dikkat çeken Okyay “Şimdi yeniden başlama zamanı” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

​Ege Belediyeler Birliği’nde Başkan Çavuşoğlu Güven Tazeledi Haber

​Ege Belediyeler Birliği’nde Başkan Çavuşoğlu Güven Tazeledi

Turizm cenneti Pamukkale’de gerçekleştirilen Ege Belediyeler Birliği Meclis Toplantısı’nda bölgedeki üye belediyelerin başkanları, meclis üyeleri ve yerel yönetim temsilcileri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i anarak başladı. ​“Adalet kişiye göre dizayn edilmemeli” ​Hukuk süreçlerinin tarafsızlığına dikkat çeken Başkan Çavuşoğlu, “Belediyelerimiz üzerinden başlatılan ve henüz yargılama aşamasına geçilmeden baştan mahkum etme anlayışıyla yürütülen operasyonları kabul etmemiz mümkün değildir. Adalet terazisi kişilere veya kurumlara göre ayarlanmaya çalışılırsa, bu ülkede hiç kimsenin mal, mülk ve gelecek garantisi kalmaz. Adaletin zedelendiği yerde toplumsal güven sarsılır; bizler her zaman hukuku ve gerçek adaleti savunmaya devam edeceğiz” dedi. ​“Seçmen iradesinin yargı eliyle şekillendirilmesi kabul edilemez” ​Yerel yönetimlerdeki görev değişimlerinin demokratik ilkelere uygun olması gerektiğini belirten Çavuşoğlu, "Milli iradeyle seçilmiş meclislerin ve belediye başkanlarının yargı yoluyla dizayn edilmesi, demokrasiye olan inancı yaralamaktadır. Özellikle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımızın tutuklanma süreci ve sonrasında gelişen yönetim değişikliği, seçmen iradesine açıkça aykırıdır. Bizler sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve hesap vermekten çekinmeyiz; ancak bu tür siyasi dizayn çabalarının ülkemizi ileriye taşımayacağı bilinmelidir" ifadelerine yer verdi. “Sosyal belediyecilikle toplumsal bozulmanın önüne geçeceğiz” ​Toplumsal huzurun ancak güçlü kurumlar ve sosyal adaletle sağlanabileceğini vurgulayan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Emniyetin ve adaletin görevini başka yapıların devraldığı bir tablo, hepimiz için üzüntü vericidir. Maraş’ta yaşanan elim hadiseler, şiddetin ne denli yayıldığını göstermektedir. Eğer bizler sosyal belediyecilik anlayışını inşa edemezsek, toplumsal aşınma kaçınılmaz olur. Şehirlerimizi adaletin ve güvenin egemen olduğu merkezler haline getirmek için el birliğiyle çalışmak zorundayız." ​Yeni yönetim belirlendi ​Seçim sonucuna göre Bülent Nuri Çavuşoğlu yeniden Ege Belediyeler Birliği Başkanı seçilirken, birliğin yeni yönetimi de belirlendi. Birliğin 1. Başkan Vekilliğine Denizli Acıpayam Belediye Başkanı Levent Yıldırım, 2. Başkan Vekilliğine ise Burdur Yeşilova Belediye Başkanı Okan Kurd seçildi. Toplantıda ayrıca katip üyeleri ve encümen üyesi seçimleri de tamamlanarak yeni dönem yönetim şeması oluşturuldu. Belediyelere ekipman desteği ​Seçimlerin ardından, Ege Belediyeler Birliği tarafından nüfusu 50 binin altında olan belediyelere yönelik hazırlanan ekipman desteği dağıtım töreni gerçekleştirildi. Programda, toplam 80 belediyeye bilgisayar, yazıcı ve motorlu tırpan hibe edildi. Tören, ekipmanların temsili olarak belediye başkanlarına takdim edilmesiyle sona erdi. ​Program üç gün boyunca devam edecek ​Birliğin gelecek dönem stratejileri ve bölgesel iş birliği projelerinin karara bağlandığı program kapsamında, Denizli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen vizyon projeler ve kentsel dönüşüm alanları, katılımcı belediye başkanlarına yerinde tanıtılacak. Denizli’nin binlerce yıllık geçmişine ışık tutan antik kentler ve restore edilen tarihi yapılar ziyaret edilerek, turizmde yerel yönetimlerin rolü üzerine istişarelerde bulunulacak. 19 Nisan Pazar gününe kadar sürecek olan etkinlikler dizisi, teknik değerlendirme ziyaretlerinin ardından sona erecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı Haber

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı

2025 yılında üretim hacmini %7,7 artıran hazır beton sektörü ise 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla ekonomiye güçlü katkısını sürdürürken, sektörün geleceğinde düşük karbonlu üretim ve dijital dönüşüm öne çıktı. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı "Hazır Beton Sektör Raporu"nu yayımladı. Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor. İnşaat Sektörü 2025'te Ekonominin Üzerinde Büyüdü 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 büyürken, inşaat sektörü %10,8'lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu. Hazır Beton Sektörü Ekonomiye Güçlü Katkıda Bulundu Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa'daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir." dedi. Sektörde Dönüşüm İhtiyacı Daha Görünür Hâle Geldi 2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor." diye konuştu. "Üçüz Dönüşüm" Projesini Hayata Geçirdik Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik "Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı" modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, "Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz." şeklinde konuştu. Dirençli Yapılaşmanın Önemini Vurguluyoruz 2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur." dedi. Sürdürülebilirlik Çalışmalarımızla Sektöre Öncülük Ediyoruz Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, "Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz." dedi. Sektörlerimizi Yeniden Bir Araya Getirmek İçin Çalışmalara Başladık Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100'ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi'nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir." şeklinde konuştu. Sektörümüzü Geleceğe Veri Temelli Yaklaşımla Hazırlıyoruz Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kayseri'de 4,19 Milyar TL'lik Dev Dönüşüm Sürüyor Haber

Kayseri'de 4,19 Milyar TL'lik Dev Dönüşüm Sürüyor

4,19 milyar TL’lik dev yatırımla bölge; modern konutlar, ticari alanlar ve sosyal yaşam alanlarıyla Kayseri’nin yeni cazibe merkezlerinden biri olmaya hazırlanıyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin şehir vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen ve Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yakından takip ettiği Sahabiye Kentsel Dönüşüm Projesi’nde çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Kayseri’nin merkezinde yer alan ve şehrin çehresini değiştirecek en kapsamlı dönüşüm projelerinden biri olarak gösterilen Sahabiye Kentsel Dönüşüm Projesi’nin 2’nci etap inşaat çalışmaları Ramazan ayında da planlanan takvim doğrultusunda aralıksız sürdürüldü. Yaklaşık 4,19 milyar TL yatırım bedeline sahip olan etap, tamamlandığında bölgeye modern konutlar, ticari alanlar ve sosyal donatılarıyla güçlü bir yaşam merkezi kazandıracak. Çalışmalar Ramazan Ayında da Sürdü Sahada görev yapan ekipler, Ramazan ayında da yoğun bir çalışma temposuyla projeyi ilerletti. Büyükşehir Belediyesi’nin koordinasyonunda sürdürülen çalışmalar kapsamında inşaat faaliyetleri planlanan program çerçevesinde kesintisiz şekilde yürütülüyor. Proje, güvenli, modern ve sosyal donatı alanlarıyla zenginleştirilmiş yeni bir yaşam alanı oluşturmayı hedefliyor. 13 Blok, 830 Bağımsız Bölüm Projenin 2’nci Uygulama Etabı kapsamında toplam 13 blok ve 830 bağımsız bölüm inşa edilecek. Etap içerisinde zemin üzeri yaklaşık 135 bin metrekare inşaat alanı bulunuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile imzalanan protokol çerçevesinde yapım ihalesi Emlak Konut tarafından gerçekleştirilen projede, yüklenici firma olarak Ilgın Yapı süreci başlattı. İnşaat alanında yürütülen zemin iyileştirme çalışmalarında ise son aşamaya gelindi. Yükseklik 10 Katı Geçmeyecek Yeni hazırlanan proje kapsamında bölgedeki yapılaşmada insan ölçeğini gözeten bir mimari yaklaşım benimsendi. Projede zemin +6 kattan başlamak üzere en fazla 10 kat yüksekliğinde yapılar yer alacak. Bu planlama ile hem modern şehircilik anlayışı hem de bölgenin siluetine uyumlu bir yapılaşma hedefleniyor. Kayseri’nin Vizyon Projeleri Arasında Sahabiye Kentsel Dönüşüm Projesi yalnızca fiziksel dönüşümü değil, bölgenin sosyal ve ekonomik yapısını da güçlendirmeyi amaçlıyor. Projenin tamamlanmasıyla birlikte Sahabiye, konut, ticaret ve sosyal yaşam alanlarının iç içe geçtiği modern bir şehir merkezi haline gelecek. Çalışmalar, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yakından takibiyle etap etap ilerlerken projenin planlanan takvim doğrultusunda tamamlanması hedefleniyor. Ulusal Ölçekte Ödül Kazandı Sahabiye Kentsel Dönüşüm Projesi, 2019 yılında İstanbul’da düzenlenen 6’ncı Ulusal Her Yönüyle Kentsel Dönüşüm Kongresi’nde “En İyi Riskli Alan İlan Eden ve Uygulayan Belediye” ödülünü kazanarak ulusal ölçekte de önemli bir başarıya imza attı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Legrand Türkiye Grubu, Yerli Ürünleriyle Elektrik Güvenliğini ve Enerji Verimliliğini Artırıyor Haber

Legrand Türkiye Grubu, Yerli Ürünleriyle Elektrik Güvenliğini ve Enerji Verimliliğini Artırıyor

Legrand Türkiye Grubu, bu dönüşüm ihtiyacını yerli üretim altyapısıyla buluşturarak XS4, XG6, XD10 ve XC10 serisi modüler ürünleriyle elektrik tesisatlarını hem daha güvenli hem de çevreye daha duyarlı bir zemine taşımayı amaçlıyor. Legrand Türkiye Grubu’nun Gebze'deki ileri teknoloji tesisinde tam otomasyon süreçleriyle hayat bulan yeni nesil modüler ürünler, konutlardan ticari yapılara, endüstriyel tesislerden karma kullanım alanlarına kadar geniş bir yelpazede elektrik altyapılarını aşırı yük, kısa devre ve kaçak akım gibi başlıca tehlikelere karşı eksiksiz biçimde koruyor. XS4, XG6 ve XD10 serisi otomatik sigortalar ile XC10 serisi kaçak akım koruma anahtarları, üstün dayanıklılık özellikleri ve sezgisel tasarımlarıyla elektriksel riskleri köklü biçimde azaltırken, tesisat güvenliğini uzun vadede güvence altına alıyor. IP2X koruma sınıfına sahip bu ürünler, montaj ve bakım süreçlerinde kullanıcıları olası tehlikelere karşı korurken yangın ve elektrik çarpmalarının önlenmesine de doğrudan katkı sağlıyor. Legrand Türkiye Grubu tarafından mühendislik odaklı tasarım anlayışıyla geliştirilen bu çözümler, enerji tüketimini optimize ederek hem çevresel ayak izini küçültüyor hem de işletme maliyetlerini aşağı çekiyor. Geniş aksesuar uyumluluğu ve esnek montaj alternatifleri sayesinde Türkiye'nin farklı iklim koşullarına ve yapı tiplerine kolaylıkla adapte edilebilen ürünler, sektör profesyonellerine güvenilir ve ölçeklenebilir bir çözüm platformu sunuyor. Dayanıklılık ve Verimlilik Tek Üründe Legrand Türkiye Grubu'nun yeni nesil modüler ürün ailesi, IP2X güvenlik sınıflandırmasıyla montaj ve günlük kullanım süreçlerinin her aşamasında kullanıcıyı koruyan bir kalkan işlevi görüyor. Elektrik tesisatlarında oluşabilecek riskleri kaynağında bertaraf etmek amacıyla tasarlanan bu ürünler, uzun servis ömürleri ve yüksek mekanik dayanımlarıyla sektörde öne çıkıyor. Legrand Türkiye Grubu, üretimde kullandığı malzemeleri ve benimsediği süreçleri çevresel sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği kriterleri doğrultusunda seçerek sorumlu üretim anlayışını pratiğe yansıtıyor. Teknik Zorunluluktan Kentsel Dönüşüm Aracına Legrand Türkiye Grubu, elektrik güvenliğini salt teknik bir zorunluluk olarak değil, şehirlerin daha yaşanabilir ve dirençli bir geleceğe taşınmasında kritik bir araç olarak konumlandırıyor. Yerli üretim kapasitesiyle sektörde kalıcı bir iz bırakmayı hedefleyen Legrand Türkiye Grubu, XS4, XG6, XD10 ve XC10 serisi ürünlerin sunduğu kapsamlı aksesuar seçenekleri, uyarlanabilir montaj çözümleri ve kullanıcı merkezli tasarımlar aracılığıyla güvenli elektrifikasyonu ve kolay kurulumu herkes için ulaşılabilir kılıyor. Bugünün Standartları, Yarının Vizyonu Bu yeni nesil elektrik güvenliği çözümleri, anlık ihtiyaçlara yanıt vermenin ötesine geçerek sürdürülebilir kentsel dönüşümün temel taşlarından biri olmayı hedefliyor. Legrand Türkiye Grubu, inovasyonu çevresel sorumlulukla harmanlayan ürün geliştirme vizyonuyla enerji altyapılarında verimliliği, güvenliği ve sürdürülebilirliği eş zamanlı olarak sağlayan çözümler üretmeye kararlılıkla devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa'da Yakın Çevre Yolu Gürsu’ya Bağlanıyor Haber

Bursa'da Yakın Çevre Yolu Gürsu’ya Bağlanıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi, ‘Herkes güldüğü zaman bir başkadır Ramazan’ temasıyla gerçekleştirdiği programlarla Ramazan ayının manevi atmosferini kentin dört bir yanında yaşatıyor. Büyükşehir Belediyesi, paylaşma ve dayanışma ayı olan Ramazan’ın ruhunu Gürsu ilçesinde düzenlediği iftar programıyla sürdürdü. RAMAZAN’IN BEREKETİ BİRLİKTE YAŞANDI Gürsu Kapalı Pazar Alanı’nda büyük bir coşkuyla karşılanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, masaları tek tek dolaşarak vatandaşlarla sohbet etti. Programa, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Gürsu Kaymakamı Murat Kütük, siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Büyükşehir Belediyesi yöneticileri ve çok sayıda Gürsulu katıldı. Aynı sofrada buluşan vatandaşlar, Ramazan’ın bereketini ve huzurunu birlikte yaşadı. Akşam ezanının okunmasıyla birlikte vatandaşlar hep birlikte oruçlarını açtı. “RAMAZAN, HALDEN ANLAMANIN AYIDIR” Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, vatandaşlarla aynı sofranın etrafında buluşmanın huzurunu yaşadıklarını vurguladı. Aynı duada birleşmenin, aynı lokmayı paylaşmanın bereketini birlikte hissettiklerini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, “Ramazan, sabrın, dayanışmanın, halden anlamanın, paylaşmanın ayıdır. Ramazan'ın gerçek anlamı, iftar sofralarında hayat bulmaktadır. 17 ilçede kurduğumuz kardeşlik sofrasında hemşehrilerimizle birlikte oruçlarımızı açıyoruz. İftar programına katılan herkese teşekkür ediyorum. Bu sofraların kardeşliğimizi pekiştirmesini diliyorum. Hayırlı Ramazanlar diliyorum” dedi. “SOSYAL DESTEKLERİMİZİ ARTIRARAK SÜRÜYORUZ” Kimseyi ötekileştirmeden, herkes için eşit ve adil bir kent oluşturmaya çalıştıklarını anlatan Başkan Mustafa Bozbey, ekonomik şartların zorladığı bir dönemde dar gelirli vatandaşların yükünün de artığını ifade etti. Her hanenin hesabını, her annenin mutfak telaşını, her babanın geçim kaygısını gördüklerini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, “Bu nedenle sosyal desteklerimizi artırarak sürüyoruz. Hiç kimsenin kendisini yalnız hissetmediği bir Bursa için her ilçemize eşit hizmet anlayışıyla çalışıyoruz. Her zaman muhtarlarımızın ve halkımızın önerilerini alıyoruz, dinliyoruz ve gerçekleştiriyoruz” diye konuştu. “GÜRSUMUZ DAHA GÜÇLÜ, HUZURLU VE GÜVENLİ OLACAK” Yakın Çevre Yolu’nu 35’lik yola bağlamak için yoğun bir şekilde çalıştıklarını belirten Başkan Mustafa Bozbey, bölgede yakın zamanda yapılacak köprülerle birlikte Gürsu’da ulaşımın daha da kolaylaşacağını vurguladı. Ankara Yolu’ndaki yoğunluğun da bu sayede azaltılmış olacağını ifade eden Başkan Mustafa Bozbey, ”TOKİ bölgesinde yaşayanların ulaşım sıkıntısını çözmek amacıyla alternatif güzergâh çalışmalarını da yürütüyoruz.Altyapı, kentsel dönüşüm ve ana yollardaki çalışmalarımız da devam ediyor. Hiç kimsenin sağlıksız ve konforsuz bir ulaşımla mücadele etmesini istemiyoruz. Gürsu için yakın zamanda yaşama geçireceğimiz birçok projemiz var. Gürsumuz daha güçlü, huzurlu ve güvenli olacak. Gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı, kadınların kendini güvende hissettiği, çocukların mutlulukla büyüdüğü bir ilçe olacak Gürsu” dedi. İftar yemeğinin ardından Gürsu Trabzon ve İlçeleri Derneği, Canlar Kıraathanesi ve Gürsu Taksi’yi ziyaret eden Başkan Mustafa Bozbey ve beraberindekiler, teravih namazının ardından ise Kurtuluş Mahallesi Fetih Camii’nde vatandaşlara tatlı ikramında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.