Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kilo Kontrolü

Kapsül Haber Ajansı - Kilo Kontrolü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kilo Kontrolü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı! Haber

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi. Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu. Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi. Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı. Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi. Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar. Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”

Lahana Turşusu Tok Tutuyor! Haber

Lahana Turşusu Tok Tutuyor!

Kübra Şahin, “Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Turşu geleneksel bir fermantasyon yöntemi Turşunun Türk mutfağındaki yerinin son derece köklü olduğunu belirten Kübra Şahin, “Hem tarihsel hem de sosyo-kültürel açıdan değerlendirildiğinde oldukça önemli ve köklü bir yere sahiptir. Turşu yapımı ve tüketimi Türk toplumunun beslenme alışkanlıklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Türk mutfak kültüründe hem besinsel hem de kültürel açıdan zengin bir mirasın temsilcisidir. Geleneksel koruma yöntemi sayesinde soğuk kış aylarında taze sebzeye erişimin sınırlı olduğu dönemlerde, turşular önemli bir besin kaynağı olmuştur. Uzun süre saklanabilmesi amacıyla kullanılan geleneksel bir fermantasyon yöntemidir. Fermente bir ürün olduğu için probiyotik özellikler taşıdığı da bilinmektedir. Türk sofralarında hemen her yemekle birlikte turşu sunmak yaygın bir gelenektir.” dedi. Lahana turşusu geniş coğrafyada benimsenmiş Lahana turşusunun Türk mutfağında özel bir yere sahip olduğunu belirten Kübra Şahin, bu popülerliğin hem tarımsal hem de ekonomik nedenlere dayandığını söyledi. Şahin, “Lahana, fermantasyona son derece uygun bir yapıya sahiptir ve turşu olarak uzun süre bozulmadan saklanabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında Türkiye’nin birçok bölgesinde bol miktarda yetişmesi, Karadeniz’den İç Anadolu’ya, Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada lahana turşusunun yaygınlaşmasını sağlamıştır. Maliyetinin düşük olması, halk arasında kolayca temin edilip işlenmesine olanak sağlamıştır. Lahana turşusu, özellikle etli yemekler, kuru fasulye, nohut, pilav gibi ana yemeklerle uyumlu bir lezzete sahiptir.” diye konuştu. Probiyotik değeriyle öne çıkıyor Lahana turşusunun probiyotik açıdan son derece değerli bir besin olduğunu vurgulayan Kübra Şahin, fermantasyon sürecinin bu noktadaki belirleyici rolünü şöyle açıkladı: “Lahana turşusu, laktik asit fermantasyonu ile oluşur. Bu süreçte faydalı bakteriler devreye girer ve lahana üzerindeki doğal şekerleri fermente ederek laktik asit üretir. Bu durum hem turşunun korunmasını sağlar hem de yararlı bakteri içeriğini artırır.” Lahananın yüksek posa içeriğinin bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Şahin, “Lahana, yüksek posa içeriği sayesinde bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturur. Posa, probiyotik bakterilerin beslenmesi için gerekli olan prebiyotik etkiyi sağlar. Bu da sindirim sisteminde iyi bakterilerin çoğalmasını destekler.” ifadesinde de bulundu. Diğer turşulara göre daha dayanıklı Lahana turşusunun fermantasyon sürecinin diğer sebze turşularından farklı olduğuna işaret eden Şahin, “Lahana turşusu, salatalık veya havuç turşusuna kıyasla daha uzun süre fermantasyona dayanabilmektedir. Salatalık ve havuç turşuları daha kısa sürede olgunlaşırken, dokuları da daha çabuk yumuşamaktadır.” şeklinde konuştu. Kilo kontrolü ve metabolizma için destekleyici Lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle kilo kontrolü ve bağırsak sağlığı açısından önemli faydalar sunduğunu belirtti. Şahin, “Lahana turşusu düşük kalorili ve posa açısından zengindir. Bu özellikleri sayesinde tokluk hissi sağlar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur. Posa içeriği sindirimi yavaşlatarak kan glikozu dalgalanmalarını dengeler ve ağırlık kontrolüne katkı sağlar.” dedi. Probiyotiklerin metabolizma üzerindeki rolüne dikkat çeken Kübra Şahin, sözlerini şöyle tamamladı: “Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Ayrıca fermente besinlerin, mikrobiyom üzerinden enerji harcamasını ve yağ metabolizmasını olumlu yönde etkileyebildiğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.”

Diyabet Alarmı: 2045’te Hasta Sayısı 700 Milyona Ulaşabilir Haber

Diyabet Alarmı: 2045’te Hasta Sayısı 700 Milyona Ulaşabilir

İnsülin direnci, insülin eksikliği ya da her iki durumun birlikte görülmesiyle ortaya çıkan ve yüksek kan şekeriyle seyreden diyabet, dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Diyabetli birey sayısının 2045’te 700 milyon olacağının öngörüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Ülkemizde 20 yaş üzeri her 100 kişiden yaklaşık 15’inin diyabetli olduğu tahmin ediliyor. Şu anda Avrupa’da en fazla diyabetli bireye sahip üçüncü ülke olan Türkiye’nin 2045’te de dünyada en yüksek diyabetli nüfusa sahip ilk 10 ülke arasında yer alması bekleniyor” dedi. Tip 1’de insülin tedavisi şart Diyabetin temel olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı türü bulunduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Tip 1 diyabette genetik yatkınlığa ek olarak bazı çevresel tetikleyiciler hastalığın ortaya çıkmasına neden olur ve vücut insülin üretemez hale gelir. Dolayısıyla Tip 1 diyabette insülin tedavisi yaşam için zorunludur. Tip 2 ise daha çok yaşam tarzı, obezite ve hareketsizlikle ilişkilidir ve vücut insülini yeterince kullanamaz. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle Tip 2 diyabetin önüne geçmek ve hastalığı kontrol altında tutmak mümkün” dedi. Kazalardan sonra en sık amputasyon nedeni diyabet Diyabetin, trafik kazalarından sonra en sık görülen ayak kesilme nedeni olduğunu vurgulayan Akın, “Bu durum, diyabetin ciddiyetinin asla göz ardı edilmemesi gerektiğini en çarpıcı şekilde gösteriyor. Böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden biri olan diyabetin yaygın belirtileri arasında sık idrara çıkma, aşırı susama, iştah artışı, halsizlik ve ağız kuruluğu yer alıyor. Tedavi edilmediğinde böbrekler, damarlar ve kalp başta olmak üzere birçok organı etkileyen hastalık, kalp-damar hastalığı riskini üç kata kadar artırıyor. Ayrıca erişkinlerde körlüğe ve ciddi dolaşım bozukluklarına da yol açabiliyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.