Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kimlik Doğrulama

Kapsül Haber Ajansı - Kimlik Doğrulama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kimlik Doğrulama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

2026’nın İlk Yarısında Yapay Zekâ Hizmetlerindeki Güvenlik Açıkları 10 Kat Arttı! Haber

2026’nın İlk Yarısında Yapay Zekâ Hizmetlerindeki Güvenlik Açıkları 10 Kat Arttı!

Kaspersky’nin yayımladığı üç aylık İstismar ve Güvenlik Açıkları Raporu dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor: Kaspersky Zafiyet Yönetimi verilerine göre, 2026’nın ikinci çeyreğinde yapay zekâ ve büyük dil modelleri (LLM) servislerinde kaydedilen güvenlik açıkları, 2025’in son çeyreğine kıyasla 10 kat artarak 935’e ulaştı. 2026’nın 2. çeyreğinde tespit edilen kritik seviyedeki açıkların sayısı ise 119’a yükselerek 2025 sonundaki seviyenin yaklaşık 5 katına çıktı. Kaspersky Vulnerability Management verilerine göre 2025-2026 yıllarında LLM’lerde, yapay zekâ araçlarında ve benzer işlevler sunan eklentilerde yayımlanan güvenlik açıklarının sayısı En yaygın güvenlik açığı kategorilerine yönelik analizler; yapay zekâ tabanlı yazılımlardaki temel risklerin kritik sistem nesnelerine yönelik zayıf erişim kontrol mekanizmaları, hatalı kimlik doğrulama/yetkilendirme yapılandırmaları ve enjeksiyon (injection) açıkları olduğunu gösteriyor. Kaspersky Zararlı Yazılım Uzmanı Alexander Kolesnikov konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: “Araçlar, eklentiler ve yapay zekâ teknolojileri görevlerin daha verimli şekilde otomatikleştirilmesine yardımcı oluyor. Ancak yapay zekânın kurumlar genelinde hızla yaygınlaşması, beraberinde yeni güvenlik sorunlarını da getiriyor. Erişim kontrolü, kimlik doğrulama ve enjeksiyon işlemlerindeki zayıflıklar, en sık karşılaşılan güvenlik açığı türleri arasında öne çıkıyor. Kurumların korunmak için yalnızca geleneksel yama yönetimine değil, altyapılarını ve erişim kontrollerini gerçek zamanlı olarak görünür kılacak çözümlere de ihtiyacı var. Böylece tehditleri doğru zamanda tespit edip durdurabilirler.” Kaspersky’nin yakın zamanda yayımladığı KOBİ raporunda, 2026’nın ilk dört ayında Kaspersky güvenlik çözümlerinin, bilgisayarlara yönelik kötü amaçlı veya istenmeyen yazılımların popüler yapay zekâ hizmetleri gibi gösterildiği 33.300’den fazla saldırı girişimini tespit ettiği belirtiliyor. Bu sayı, 2025’in aynı dönemine kıyasla neredeyse 5 kat artış gösteriyor. Söz konusu artış, yapay zekâ hizmetlerinin kullanım alanı genişledikçe bu hizmetleri hedef alan saldırı girişimlerinin de artabileceğine dikkat çekiyor. Kaspersky, kurumların kurumsal altyapılarını korumak için Kaspersky Next ürün ailesi gibi sürekli izleme, proaktif koruma ve hızlı müdahale özellikleri sunan çözümlerden yararlanmasını öneriyor. Bu özellikler, yapay zekâ ile güçlendirilmiş ortamların güvenliğinin sağlanmasına yardımcı oluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eksim Holding’den Yeni Teknoloji Yatırımı Haber

Eksim Holding’den Yeni Teknoloji Yatırımı

Teknoloji ve dijitalleşmeyi odağına alarak grup şirketlerinin operasyonel verimliliğini ve müşteri deneyimini geliştiren Eksim Holding, bu alandaki yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Enerji sektöründe ilk olan proje kapsamında DEPSAŞ Enerji müşterileri, kimlik doğrulaması gerektiren yeni abonelik işlemini mobil uygulama üzerinden dijital olarak yapabiliyor. Müşteriler, DEPSAŞ Mobil uygulaması üzerinden kimliklerini NFC özelliğini kullanarak tarattıktan sonra yine uygulama üzerinden fotoğraflarını çekerek işlemlerini saniyeler içinde tamamlayabiliyor. Dijital kimlik doğrulama özelliğine sahip DEPSAŞ Mobil uygulaması sayesinde kullanıcılar, fiziki olarak hizmet noktalarına gitmelerine gerek kalmadan işlemlerini tek platform üzerinden hızlı ve güvenli şekilde gerçekleştirebiliyor. “Teknolojimizle ilklere imza atarak sektörde öncü rolümüzü sürdürüyoruz” Hayata geçirdikleri yeni projeyle enerji sektöründe yeni bir dönemi başlattıklarının altını çizen Eksim Holding Teknoloji Başkanı Sami Saraç şunları söyledi: “Müşterilerimize sunduğumuz dijital kimlik doğrulaması hizmeti, grup şirketlerimiz genelinde teknoloji odaklı dönüşüm yaklaşımımızın en somut örneklerinden biri oldu. Burada amacımız en son teknolojiyi kullanarak müşterilerimizin hayatını kolaylaştıracak en yeni çözümü kendileriyle buluşturmak. Sağladığımız teknolojiyle müşterilerimiz bulundukları yerden saniyeler içerisinde kimliklerini dijital olarak doğrulayarak işlemlerini kolayca yapabiliyorlar. Kendi alanında bir ilk olan bu çözümün sektörümüzdeki diğer şirketlere de örnek olacağına inanıyoruz. Ar-Ge merkezimiz ve mühendislerimizle müşterilerimiz için yenilikçi teknolojik çözümler üretmeye ve sektörümüze değer katmaya devam edeceğiz.” Abonelik işlemleri DEPSAŞ Mobil ile kolaylaşıyor Eksim Holding’in dijitalleşme vizyonu doğrultusunda yenilenen DEPSAŞ Mobil uygulaması, kullanıcıların birçok işlemi tek platform üzerinden hızlı ve güvenli şekilde gerçekleştirmesine olanak sağlıyor. Uygulama üzerinden yeni abonelik başvurusu, abonelik sonlandırma, geçici açma-kapama, randevu alma, fatura itirazı, güvence bedeli iade talebi, fatura ödeme, tüketim takibi ve planlı kesinti sorgulama gibi işlemler yapılabiliyor. Yeni hayata geçen dijital kimlik doğrulama hizmetinden ilk etapta yıllık tüketimleri 15 bin kW üzerindeki serbest tüketici statüsündeki yeni aboneler faydalanabilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Startup’lara “Birlikte Büyüyelim” Çağrısı Haber

Startup’lara “Birlikte Büyüyelim” Çağrısı

Mobilite ve şehir yaşamı hizmetlerini tek bir SuperApp altında buluşturan Spark Connect, 1 Eylül itibarıyla MiniApp Programı’nı startup ve scale-up’lara açıyor. Programın temelinde girişimlerin en önemli büyüme problemlerinden ikisi bulunuyor: user ve usage. Spark, girişimlerin yalnızca ürünlerini yayınladığı bir platform değil; gerçek kullanıcıya erişebildiği, kullanım yaratabildiği, ekosistemdeki diğer servislerle iş birliği geliştirebildiği ve mevcut ürününü Spark’ın teknolojileriyle büyütebildiği bir dağıtım ve iş geliştirme katmanı olmayı hedefliyor. Spark ekosisteminde bugün 12 MiniApp bulunurken, platform 4 farklı startup ve scale-up ile entegre çalışıyor. Sigorta alanında Tamamliyo, otopark ve oto yıkamada Parkera, uçak, otel ve araç kiralamada AirTurk, araç kiralamada Zeplin ilk iş ortakları arasında yer alıyor. Spark’ın Charging MiniApp’i tarafında ise Zeplin ve Solargize ilk hizmet sağlayıcı şirketler arasında bulunuyor. Kullanıcıya ihtiyaç anında erişim Spark’ın yaklaşımı, girişimleri SuperApp içerisinde yalnızca bir ikon olarak konumlandırmak yerine farklı servisleri birbirine bağlamak üzerine kurulu. Örneğin Spark’ın Charging MiniApp’i üzerinden aracını şarj eden kullanıcıya Parkera’dan oto yıkama hizmeti sunulabiliyor. Sigorta yenileme döneminde sigorta partneri, seyahat senaryosunda ise uçak, otel veya araç kiralama servisi kullanıcının karşısına çıkabiliyor. Böylece startup’lar Spark içerisindeki diğer MiniApp’lerle cross-marketing ve cross-selling senaryoları geliştirebiliyor. Spark da partnerleriyle ortak kampanya ve reklam çalışmaları düzenleyerek ekosistem içerisindeki görünürlüğü desteklemeyi planlıyor. “App Store uygulamayı dağıtıyor. Spark Connect ise uygulamayı doğrudan kullanım anının içine yerleştiriyor.” Spark bu yapıyla girişimlere yalnızca trafik değil, yatırımcıların da görmek istediği gerçek kullanıcı ve gerçek kullanım üretmeyi amaçlıyor. Kullanıcı aynı zamanda startup’ın kullanıcısı Spark’ın MiniApp modelinde kullanıcı ilişkisi partnerden koparılmıyor. Kullanıcı MiniApp’e giriş yaparken MiniApp sahibi adına consent akışı oluşturuluyor. Gerekli izinlerin alınmasının ardından kullanıcı ilgili startup’ın da kullanıcısı haline gelebiliyor. Startup; uygun izinler kapsamında kullanıcılarıyla push notification, broadcast ve mailing üzerinden yeniden iletişim kurabiliyor, kampanyalarını duyurabiliyor ve kullanıcıyı kendi uygulamasına veya diğer dijital kanallarına yönlendirebiliyor. ID, Pay, Chat ve Sign ile ürünü büyütmek Programa dahil olan startup’lar yalnızca mevcut ürünlerini yayınlamıyor; Spark ve KOBIL altyapısındaki teknolojileri kendi use case’lerine ekleyebiliyor. Entegrasyonun merkezinde üç temel servis bulunuyor: ID, Single Sign-On ile kullanıcının her MiniApp için yeniden üyelik oluşturma ihtiyacını azaltıyor. Pay, kullanıcının farklı MiniApp’lerde tek ödeme deneyimiyle işlem yapabilmesini sağlıyor. Chat, startup’ın kullanıcıyla doğrudan iletişim kurmasına; fatura, belge, bilgi ve kampanya göndermesine imkân tanıyor. Bunlara KYC, kimlik doğrulama ve Sign gibi servisler de eklenebiliyor. Örneğin bir sigorta startup’ı kullanıcıyı doğrulayabilir, KYC gerçekleştirebilir, Chat üzerinden poliçeyi gönderebilir, Sign ile imzalatabilir ve ödeme sürecini tamamlayabilir. Bir araç kiralama şirketi ise kullanıcının kimliğini ve ehliyetini doğrulayabilir, ödemesini alabilir ve araç teslim sözleşmesini dijital olarak imzalatabilir. Parkera 5 günde entegre oldu Spark’a katılmak için girişimlerin ürünlerini baştan geliştirmeleri gerekmiyor. Web App, iFrame veya App2App yapısındaki servisler ekosisteme dahil edilebiliyor. Spark’ın hedefi teknik olarak hazır bir startup’ı 3 ila 5 gün içerisinde sisteme almak. Bunun ilk somut örneklerinden biri Parkera oldu; şirketin Spark entegrasyonu 5 günde tamamlandı. Entegrasyon sonrasında da partner yalnız bırakılmıyor. Teknik veya operasyonel bir problem yaşanması halinde Spark ekibi startup’ın sorununu 24 ila 48 saat içerisinde çözmeyi hedefliyor. Programda ayrıca exclusivity bulunmuyor. Startup Spark içerisinde yer alırken kendi uygulamasını büyütmeye, diğer platformlarla çalışmaya ve farklı dağıtım kanallarını kullanmaya devam edebiliyor. Giriş bedeli ve sabit ücret yok Spark, programa katılan startup ve scale-up’lardan giriş bedeli veya sabit platform ücreti almıyor. Gelir modeli gerçekleşen işlemler üzerinden alınan komisyona dayanıyor. Komisyon oranı MiniApp’in faaliyet gösterdiği alan, iş modeli ve sektörün kârlılığına göre değişiyor ve genel olarak yüzde 5 ila yüzde 15 arasında belirleniyor. Dolayısıyla düşük marjlı bir mobilite servisi ile yüksek marjlı başka bir servis aynı komisyon oranıyla çalışmak zorunda değil. Modelin temel prensibi: Startup kazandığında Spark da kazanıyor. Hedef 450 bine yakın elektrikli araç kullanıcısının cebinde olmak Spark’ın ilk güçlü dikeyini elektrikli mobilite oluşturuyor. Şirketin hedefi Türkiye’deki yaklaşık 450 bin elektrikli araç kullanıcısının cebinde olmazsa olmaz uygulamalardan biri haline gelmek. Ancak büyüme stratejisi şarjla sınırlı değil. Mikromobilite, otopark, oto yıkama, sigorta, seyahat, araç kiralama ve şehir içi hareketliliğe yönelik yeni MiniApp’lerle Spark’ın daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşması hedefleniyor. Türkiye’den Avrupa’ya aynı MiniApp Spark’ın ikinci büyüme alanı Avrupa. Gireve entegrasyonu sayesinde Spark, kullanıcılarının Avrupa’da yaklaşık her 10 şarj istasyonundan 8’inde Spark üzerinden şarj edebileceği bir deneyim oluşturmayı hedefliyor. 1 Eylül sonrasında Spark’ın Avrupa faaliyetlerinin başlamasıyla hedef yalnızca Türk kullanıcıların Avrupa’da şarj edebilmesi değil; Türkiye’de Spark’a dahil olan startup’ların da Avrupa kullanıcılarına ulaşabilmesi. Bu stratejinin arkasındaki önemli avantajlardan biri Spark’ın teknoloji partneri KOBIL. KOBIL, Deloitte ile birlikte Avrupa şehirlerinde SuperApp projeleri geliştiriyor ve ilk adımlardan biri KOBIL’in doğduğu şehir Worms’ta atılıyor. Spark da aynı SuperApp teknolojisini kullandığı için Türkiye’de Spark’a teknik olarak entegre olan bir startup’ın, ilerleyen dönemde Worms veya aynı teknolojiyi kullanan başka bir Avrupa şehir SuperApp’inde kullanıcılarla buluşması teknik açıdan çok daha kolay hale gelebiliyor. Spark böylece startup’lar için yalnızca Türkiye’de bir kullanıcı edinme kanalı değil, zaman içerisinde global bir distribution layer olmayı hedefliyor. Sıradaki adım: Prompt ile MiniApp geliştirmek Spark aynı zamanda MiniApp geliştirme sürecini daha da kolaylaştıracak yeni bir altyapı üzerinde çalışıyor. Planlanan çözümle startup’ların MCP üzerinden Spark servislerine bağlanarak, örneğin Claude üzerinden prompt yazar gibi kendi MiniApp’lerini geliştirebilmesi hedefleniyor. Amaç yalnızca developer ekibi bulunan şirketlerin değil, iyi bir hizmeti ve iş modeli bulunan startup’ların da minimum teknik kaynakla Spark dünyasına girebilmesi. “Startup bize ürününü getiriyor; biz ona teknoloji, kullanıcı, kullanım ve dağıtım veriyoruz” Spark Kurucusu Çağan Koyun, programı şöyle özetliyor:“Startup dünyasının en büyük çilelerinden biri user ve usage. İyi bir ürününüz olabilir ama kullanıcıya ulaşamıyor ve gerçek kullanım gösteremiyorsanız büyümek çok zor. Yatırımcılar da bunu görmek istiyor. Biz startup’lara yalnızca MiniApp yayınlama alanı değil; kullanıcı, kullanım, teknoloji, pazarlama, dağıtım ve iş geliştirme altyapısı sunmak istiyoruz.” Koyun programın yaklaşımını şöyle sürdürüyor:“Exclusivity istemiyoruz, giriş bedelimiz ve sabit ücretimiz yok. Komisyonumuz faaliyet alanına ve işin kârlılığına göre yüzde 5 ile yüzde 15 arasında değişiyor. Partnerimizin kullanıcıyla doğrudan ilişki kurabilmesini istiyoruz. Startup para kazandığında biz de kazanıyoruz.” 1 Eylül’de kapılar açılıyor Spark Connect MiniApp Programı 1 Eylül’de açılıyor. Programa katılmak için uzun ve zor bir seçim süreci bulunmuyor. Spark’ın temel kriteri oldukça basit: “Bu servis kullanıcımıza gerçek bir değer katıyor mu?” Cevap evetse Spark’ın mesajı: “Hoş geldin. Gelin birlikte büyüyelim.” Programa katılmak, MiniApp entegrasyonu gerçekleştirmek, ortak kampanya geliştirmek veya Spark’ın Türkiye ve Avrupa büyüme planında yer almak isteyen startup ve scale-up’lar Spark Connect üzerinden başvurabiliyor: https://www.sparkconnect.app/become-partner Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin %94'ü Siber Risklere Karşı Tam Olarak Hazır Değil! Haber

Şirketlerin %94'ü Siber Risklere Karşı Tam Olarak Hazır Değil!

Küresel ölçekte artan jeopolitik belirsizlikler, yapay zekâ destekli saldırılar ve hızlanan dijital dönüşüm, kurumların siber dayanıklılığını yeniden sorgulatıyor. PwC'nin yayımladığı Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026, şirketlerin siber güvenlik alanında önemli yatırımlar yapmasına rağmen hazırlık seviyesinin hâlâ istenilen noktada olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, kurumların yalnızca %6'sı araştırmada ele alınan tüm siber riskler karşısında kendisini tam anlamıyla hazırlıklı görüyor. İş ve teknoloji liderlerinin %60'ı ise jeopolitik gelişmeler nedeniyle siber güvenlik yatırımlarını en önemli üç stratejik önceliği arasına almış durumda. Ayrıca kurumların yalnızca %24'ü proaktif güvenlik önlemlerine, olay müdahalesi ve kriz yönetimi gibi reaktif harcamalardan belirgin şekilde daha fazla yatırım yapıyor. Siber güvenlik alanında kimlik güvenliği ve Ayrıcalıklı Erişim Yönetimi (Privileged Access Management - PAM) çözümleri geliştiren Kron Teknoloji, araştırmanın ortaya koyduğu tablonun kurumların güvenlik mimarisinde temel bir paradigma değişimine işaret ettiğini belirtiyor. Şirkete göre saldırganlar artık ağ çevresini aşmaya değil, en yüksek yetkilere sahip kullanıcı hesaplarını ele geçirmeye odaklanıyor. Bu nedenle kimlikler, ayrıcalıklı hesaplar ve kritik sistem erişimleri yeni güvenlik sınırını oluşturuyor. Kron Teknoloji Eş Genel Müdürü Ayşe Yenel, araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken şunları söyledi: " Uzun yıllar boyunca kurumlar, güvenlik stratejilerini ağırlıklı olarak ağlarına dışarıdan gelebilecek siber saldırılara karşı korumak üzerine şekillendirdi. Oysa bugün saldırganlar güvenlik duvarlarını aşmaya çalışmıyor; doğrudan yönetici hesaplarını, servis kimliklerini ve ayrıcalıklı erişimleri hedef alıyor. Bir kurumun en kritik varlığı artık yalnızca verisi değil, o veriye erişebilen kimlikleridir. Kimlik güvenliğini merkeze almayan hiçbir siber güvenlik stratejisi tam anlamıyla dayanıklı olamaz." Kimlik güvenliği, yapay zekâ çağının temel yatırımı olacak PwC araştırması, önümüzdeki dönemde kurumların en fazla yatırım yapmayı planladığı alanlar arasında kimlik ve erişim yönetimi, yapay zekâ destekli güvenlik yetkinlikleri, veri koruma ve bulut güvenliğinin öne çıktığını gösteriyor. Yapay zekâ tabanlı sistemlerin ve otomasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte insan kullanıcıların yanı sıra servis hesapları, API'ler ve makine kimliklerinin sayısı da hızla artıyor. Bu gelişme, kimlik güvenliğini geleceğin en kritik siber güvenlik başlıklarından biri haline getiriyor. Kron PAM; ayrıcalıklı kullanıcı hesaplarını, servis hesaplarını ve kritik erişimleri merkezi olarak yönetirken, güvenli uzaktan erişim, parola kasası, çok faktörlü kimlik doğrulama, oturum kaydı ve ayrıntılı denetim yetenekleriyle kurumların saldırı yüzeyini azaltıyor. Kron DAM ise kritik veri tabanlarında gerçekleşen işlemleri gerçek zamanlı izleyerek hassas verilere yönelik yetkisiz veya olağan dışı erişimleri görünür hale getiriyor. “Siber güvenlikte başarı, erişimi kontrol edebilme yeteneğiyle ölçülecek” Ayşe Yenel, önümüzdeki yıllarda kurumların güvenlik olgunluğunu belirleyecek en önemli kriterlerden birinin kimlik odaklı güvenlik yaklaşımı olacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Yapay zekâ, bulut ve dijital dönüşüm yatırımları kurumlara büyük rekabet avantajı sağlıyor. Ancak her yeni teknoloji aynı zamanda yeni kimlikler, yeni yetkiler ve yeni erişim riskleri oluşturuyor. Geleceğin en güvenli kurumları en fazla güvenlik ürünü kullananlar değil; kimlerin hangi sistemlere, hangi süreyle ve hangi amaçla erişebildiğini eksiksiz yöneten kurumlar olacak. Siber güvenlik artık çevreyi değil, kimliği koruma meselesidir." PwC'nin araştırması, kurumların siber güvenlikte yeni döneme hazırlanırken teknoloji yatırımlarını kimlik güvenliği, erişim yönetimi ve proaktif risk yönetimiyle desteklemeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Kron Teknoloji ise kurumların bu dönüşümü gerçekleştirebilmeleri için ayrıcalıklı erişim yönetimi (PAM) ve veri tabanı erişim yönetimi (DAM) çözümleriyle hem regülasyonlara uyum sağlamalarına hem de siber dayanıklılıklarını artırmalarına katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Elektrikli Araçlar Dijital Kimlik Kazanıyor Haber

Elektrikli Araçlar Dijital Kimlik Kazanıyor

İstanbul Elektrikli araç şarjında kart, QR kod veya farklı uygulamalar arasında geçiş yapma ihtiyacını azaltacak yeni dönem Avrupa’da şekilleniyor. Uyumlu araç ve şarj altyapılarında Plug & Charge teknolojisi sayesinde kullanıcı kabloyu taktığında araç kendisini güvenli biçimde tanıtabiliyor, bağlı olduğu sözleşme üzerinden yetkilendiriliyor ve şarj ile ödeme süreci otomatik olarak başlayabiliyor. Avrupa Birliği’nin alternatif yakıt altyapısına ilişkin teknik düzenlemesi, 8 Ocak 2026’dan itibaren yeni kurulan veya yenilenen halka açık AC ve DC şarj noktaları için EN ISO 15118 iletişim standardını zorunlu kılıyor. 1 Ocak 2027’den itibaren EN ISO 15118-20 standardı yeni veya yenilenen halka açık noktaların yanı sıra özel Mode 3 ve Mode 4 şarj noktalarını da kapsayacak. Otomatik kimlik doğrulama sunan halka açık Plug & Charge noktalarının ise EN ISO 15118-2 ve EN ISO 15118-20’yi birlikte desteklemesi gerekecek. Yeni rekabet alanı: kimlik, yetki ve birlikte çalışabilirlik Bu takvim teknik bir güncellemeden daha fazlasını ifade ediyor. Yapının ilk katmanında, uyumlu aracın teknik sertifikası ve araç–şarj noktası iletişimi ISO 15118 standartlarına dayanıyor. İkinci katmanda ise teknik olarak tanımlanan aracın doğrulanmış kullanıcı, sözleşme, işlem yetkisi ve ödeme hesabıyla güvenli biçimde ilişkilendirilmesi gerekiyor. Spark Connect, bu unsurları hizmet sağlayıcılarıyla birlikte tek ve kesintisiz bir deneyimde buluşturmayı hedefliyor. KOBIL Trusted SuperApp teknolojisi ile geliştirilen mobilite platformu Spark Connect’e göre, elektrikli mobilitenin bir sonraki rekabet alanı soket sayısından önce güven ve birlikte çalışabilirlik olacak. Spark; şarj ağı operatörleri, ödeme sistemleri, otomotiv üreticileri, enerji şirketleri ve farklı mobilite hizmetlerini kapalı bir yapı içinde toplamak yerine, kullanıcının bunlara tek ve güvenilir bir deneyim üzerinden erişmesini sağlayan bir orkestrasyon katmanı geliştiriyor. “Elektrikli mobilitenin ilerlemesi yalnızca istasyon sayısıyla kazanılmayacak. Asıl değer; aracı, kullanıcıyı, sözleşmeyi ve ödemeyi güvenli biçimde birbirine bağlayabilmekte. Spark, sektör oyuncularının yerine geçmek için değil, onları tek ve kesintisiz bir kullanıcı deneyiminde buluşturmak için var. KOBIL’in yaklaşık 40 yıllık dijital güven birikimi, bu birleştirici katmanın temelini oluşturuyor.” Bankacılıkta güçlü kimlik doğrulama, uygulama güvenliği ve işlem yetkilendirme teknolojileriyle başlayan yaklaşık 40 yıllık KOBIL deneyimi; KOBIL Trusted SuperApp Platform ile kimlik, güvenli iletişim, elektronik imza, ödeme ve farklı dijital hizmetleri ortak bir mimaride buluşturan hizmet yapılarına taşındı. Spark Connect, KOBIL’in kimlik, yetkilendirme ve güvenli işlem teknolojilerini mobiliteye genişletiyor. Aracın teknik sertifikası ile doğrulanmış kullanıcıyı, sözleşmeyi, işlem yetkisini ve ödeme hesabını güvenli bir hizmet deneyiminde buluşturmayı hedefliyor. Elektrikli araç şarjı, otopark, sigorta, filo, araç kiralama, mikro mobilite ve şehir hizmetleri bu bütünleşik deneyimin farklı bileşenlerini oluşturuyor. GIREVE OCPI 2.2.1 birlikte çalışabilirlik altyapısı da Türkiye’deki şarj ağlarını Avrupa’daki roaming yapısıyla buluşturmak için teknik zemin sağlıyor. Araç, enerji sisteminin de aktif oyuncusuna dönüşüyor Avrupa Komisyonu’nun Akıllı Enerji Uzman Grubu ve Sürdürülebilir Ulaşım Forumu ile Almanya tarafından kurulan Avrupa Çift Yönlü Şarj Koalisyonu, 20 Mayıs 2026’da akıllı ve çift yönlü şarj için veri paylaşımını kolaylaştırmayı amaçlayan ortak önerilerini açıkladı. Avrupa Komisyonu, elektrik ve e-mobilite sektörünün pazar organizasyonu ile standartlar, dijital kimlik, işleyiş ilkeleri ve yönetişimi kapsayan ortak birlikte çalışabilirlik gereksinimlerinde aynı yönde buluşmasını Avrupa ölçeğinde bir dönüm noktası olarak tanımladı. Çift yönlü şarjın uygulandığı bir sistemde araç yalnızca enerji tüketmiyor; bataryasındaki elektriği eve, binaya veya şebekeye geri aktarabiliyor. Uygun pazar ve mevzuat koşullarında enerji satabilen bir varlığa dönüşmesi ise aracın hangi kullanıcıya, sözleşmeye ve ödeme hesabına bağlı olduğunun güvenli biçimde doğrulanmasını zorunlu kılıyor. Bu nedenle dijital kimlik, enerji işleminin yanında sunulan ek bir özellik değil; işlemin güvenli biçimde gerçekleşmesinin ön koşulu haline geliyor. Türkiye için fırsat: mobilitenin güven katmanını kurmak Türkiye’de elektrikli araç gündemi ağırlıklı olarak araç satışları, istasyon sayısı, soket kapasitesi, şarj gücü ve fiyatlandırma üzerinden ilerliyor. Yeni dönemde rekabet; araç sertifikalarının hangi güven zincirine bağlandığı, işlem yetkilerinin nasıl yönetildiği, farklı hizmetlerin ne ölçüde birlikte çalışabildiği ve ortaya çıkan verilerin hangi hukuki çerçevede işlendiği üzerinden şekillenecek. Spark Connect, bu hedef doğrultusunda şarj ağı operatörlerini, otomotiv ve enerji şirketlerini, finans kuruluşlarını, mobilite hizmet sağlayıcılarını ve şehirleri ortak bir güven ve birlikte çalışabilirlik katmanında buluşturmayı amaçlıyor. Bu mimaride başarı, kullanıcıyı tek bir kapalı ağda tutmakla değil; farklı ağlara ve hizmetlere tek, güvenli ve kesintisiz bir deneyimle erişebilmesini sağlamakla ölçülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel Otomasyonda Yeni Dönemin Önceliği Veri Güvenliği Haber

Endüstriyel Otomasyonda Yeni Dönemin Önceliği Veri Güvenliği

Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte üretim tesisleri, enerji altyapıları ve kritik endüstriyel sistemler her zamankinden daha fazla veri üretirken, bu verilerin güvenliği de operasyonların sürdürülebilirliği açısından stratejik bir öncelik haline geliyor. Endüstriyel otomasyon ve dijital dönüşüm alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden Mitsubishi Electric, Mitsubishi Electric Iconics Digital Solutions teknolojilerinde benimsediği "Görünmeyeni Görünür Kılmak" yaklaşımıyla işletmelerin operasyonel verilerini anlamlı içgörülere dönüştürürken, uluslararası güvenlik standartlarına dayanan güvenlik mimarisiyle bu verilerin korunmasını önceliklendiriyor. Endüstriyel tesislerde bilgi teknolojileri (IT) ile operasyonel teknolojilerin (OT) giderek daha fazla entegre olması, üretim sistemlerinin siber tehditlere karşı daha dirençli olmasını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda Mitsubishi Electric, dijital çözümlerini geliştirirken uluslararası güvenlik standartlarını esas alan kapsamlı bir güvenlik yaklaşımı benimsiyor. Güvenlik, Tasarımın İlk Aşamasından İtibaren Başlıyor Mitsubishi Electric'in endüstriyel yazılım platformlarında güvenlik, ürün yaşam döngüsünün her aşamasına entegre ediliyor. Yazılım geliştirme süreçlerinde birim testleri, entegrasyon testleri, sistem testleri ve performans testlerinin yanı sıra güvenlik değerlendirmeleri de düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Her yeni özellik, yetkisiz erişim, zafiyet ve erişim kontrolü açısından ayrıca test edilerek olası risklerin daha ürün kullanıma sunulmadan önce minimize edilmesine destek oluyor. Şirket ayrıca geliştirme süreçlerinde tehdit modellemelerini sürekli güncelleyerek değişen siber risklere karşı proaktif bir yaklaşım sergiliyor. Kod güvenliği, yetkilendirme mekanizmaları ve dijital koruma yöntemleriyle desteklenen bu yapı sayesinde kritik endüstriyel sistemlerin güvenilirliği artırılıyor. Kritik Operasyonlar İçin Çok Katmanlı Koruma Mitsubishi Electric'in güvenlik yaklaşımı yalnızca yazılım geliştirme süreciyle sınırlı kalmıyor. Çözümler, güçlü şifreleme teknolojileri, sertifika tabanlı kimlik doğrulama, şifrelenmiş parola yönetimi ve ayrıntılı erişim yetkilendirme mekanizmalarıyla destekleniyor. Platformlarda kullanılan OPC Unified Architecture (OPC UA) güvenlik modeli sayesinde sistemler arasındaki iletişim güvenli biçimde şifrelenirken, veri aktarımı da uluslararası güvenlik standartlarına uygun şekilde korunuyor. Böylece üretim tesislerinde, enerji altyapıları ve kritik operasyonlarda hem veri bütünlüğü hem de iletişim güvenliği sağlanıyor. Güvenlik Sürekli Güncellenen Bir Süreç Siber tehditlerin sürekli değişen yapısı nedeniyle sistemin tüm yaşam döngüsü boyunca yönetilmesi gerekiyor. Mitsubishi Electric, tespit edilen güvenlik açıklarına öncelikli olarak yama (patch) geliştirilmesini sağlarken bağımsız siber güvenlik araştırmacılarıyla iş birliği yaparak yeni zafiyetlerin hızlı şekilde giderilmesine yönelik süreçler yürütüyor. Ayrıca kullanıcıların güncel güvenlik yamalarına erişebilmesi ve olası riskler hakkında bilgilendirilmesi için düzenli güvenlik duyuruları yayımlıyor. Uluslararası Standartlarla Belgelenen Güvenlik Yaklaşımı Mitsubishi Electric'in güvenlik yaklaşımı uluslararası sertifikalarla da destekleniyor. Şirket, bilgi güvenliği yönetim sistemi alanındaki ISO/IEC 27001:2022 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikasının yanı sıra, endüstriyel otomasyon sistemlerinde güvenli ürün geliştirme süreçlerini kapsayan IEC 62443-4-1 -Uluslararası Siber Güvenlik standartlarına da sahip. Bu sertifikalar, güvenliğin yalnızca nihai üründe değil, tüm geliştirme ve tedarik zinciri süreçlerinde sistematik olarak yönetildiğini ortaya koyuyor. Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri SCADA ve HMI Ürün Müdürü Burcu Çöpür konuya ilişkin “Dijital dönüşüm artık hayatımızın merkezinde yer alıyor. İşletmeler için veriye erişmenin yanında bu veriyi güvenli şekilde yönetebilmek de kritik önem taşıyor. Uluslararası standartlara uygun olarak geliştirdiğimiz otomasyon ve yazılım çözümlerimizle müşterilerimizin operasyonel sürekliliğini desteklerken, üretim verilerinin bütünlüğünü ve sistem güvenliğini de korumayı hedefliyoruz. Mitsubishi Electric olarak işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini daha güvenli ve sürdürülebilir şekilde yönetmelerine katkı sağlamaya devam edeceğiz." açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siber Saldırılarda Yapay Zeka Etkisi Dikkat Çekiyor  Haber

Siber Saldırılarda Yapay Zeka Etkisi Dikkat Çekiyor 

Rapora göre 2026’nın ilk yarısı, saldırganların operasyonlarının verimliliğini ve ölçeklenebilirliğini nasıl geliştirmeye devam ettiklerini gösteriyor. Yapay zekâ (AI), bu gelişmede giderek daha önemli bir rol oynuyor. ESET, yapay zekâ ajanları tarafından kullanılan küçük işlevsel bileşenler olan yaklaşık 900 bin yapay zekâ becerisini analiz etti. On binlerce şüpheli ile binlerce açıkça kötü amaçlı örneği tespit etti. Yapay zekâ, kötü amaçlı yazılımların içinde de görülmeye başlıyor: ESET araştırmacıları, yürütme akışında üretken yapay zekâ kullanan bilinen ilk Android kötü amaçlı yazılımı olan PromptSpy’ı tespit etti. ESET Tehdit Önleme Laboratuvarları Direktörü Jiří Kropáč “Saldırganlar, tamamen yeni yöntem ve araçlara güvenmek yerine, yerleşik teknikleri yeni platformlara, teknolojilere ve kullanıcı davranışlarına hızla uyarlamaktadır. Bu yeni ekosistemdeki yapay zekâ becerilerinin sayısı şu anda hızla artıyor ve bu da saldırı yüzeyini daha da genişletiyor. Öte yandan, PromptSpy gelecekteki tehditlerde esnekliğin artma potansiyelini gösteriyor – ancak LLM’lerde kötüye kullanıma karşı dâhil edilen koruma önlemleri, bu teknolojinin benimsenmesini muhtemelen yavaşlatıyor” açıklamasını yaptı. Yapay zekâ becerileri, bir AI ajanına hangi hizmetleri veya araçları kullanacağı ve hangi verilere erişeceği dâhil olmak üzere belirli bir görevi nasıl yerine getireceğini söyleyen küçük eklentiler veya talimat setleridir. Yayımlanan rapor, Mimikatz veya Impacket gibi üçüncü taraf hackleme araçlarını kullanan kötü amaçlı yapay zekâ becerileri ile kalıcılık mekanizması (JSON dosyası) oluşturmak üzere tasarlanmış şüpheli, kendini değiştiren beceriler ve kendini değiştirmeye yarayan bir araç (Python kodu) hakkındaki ayrıntıları ele alıyor. Bu durum, ajanın öngörülemez davranışlarına veya bir saldırgan tarafından kötüye kullanılmasına yol açabilir. Son olarak, güvenlik tarayıcıları olarak pazarlanan, sahte bir güvenlik hissi yaratan ancak yalnızca temel tarama tekniklerini uygulayan (1990’ların antivirüs araçları gibi) ya da VirusTotal’da hash’lerin, URL’lerin ve IP adreslerinin itibarını sorgulayan, zararsız ancak sorunlu beceriler de bulunmaktadır. Sahte hata mesajlarından yararlanan bir sosyal mühendislik tekniği olan ClickFix, sahte CAPTCHA uyarılarının ötesine geçerek yapay zekâ temalı yardım sayfalarına, tarayıcı uzantılarına ve bulut kimlik doğrulama senaryolarına yayılmış durumda. AI-fix, saldırganların üretken yapay zekâya duyulan güveni nasıl istismar ettiğini göstermektedir; saldırganlar, yapay zekâ devlerinin alan adlarını kötüye kullanan sayfalarda, var olmayan sorunlara yönelik yapay zekâ tarafından üretilmiş sorun giderme içeriklerine ClickFix saldırı zincirlerini yerleştiriyor. ConsentFix ise kimlik bilgilerini çalma gereği duymadan bulut hesaplarını ele geçirmek için ClickFix tarzı etkileşimi OAuth yetkilendirme suistimaliyle birleştiren ve genellikle çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) atlayarak tamamen meşru oturum açma iş akışlarına dayanan, token hırsızlığına doğru bir evrimi vurgulamaktadır. ESET’in bu vektöre ilişkin tespitleri, 2025’in ikinci yarısı ile 2026’nın ilk yarısı arasında iki katından fazla artmış olup, bu durum faaliyetlerin devam ettiğini ve saldırganların uyum sağladığını göstermektedir. QR kodu kimlik avı rekor seviyelere ulaştı Oltalama kampanyaları da kullanıcı davranışlarına yanıt olarak gelişiyor. “Quishing” olarak da bilinen QR kodu oltalama, ESET telemetri verilerinde rekor seviyelere ulaştı saldırganlar, denetimleri atlatmak ve kullanıcı etkileşimini mobil cihazlara kaydırmak için QR kodlarına kötü amaçlı bağlantılar yerleştiriyor, aynı zamanda birçok kişinin kare desenli barkodlara duyduğu örtük güveni istismar ediyor. 2026 yılının ilk yarısında tespit edilen tüm kimlik avı e-postalarının yaklaşık yüzde 11’i QR kodlarını kullanıyordu ve QR kodu kimlik avı tehditleri en çok ABD’de (tespitlerin %19’u), İspanya’da (%17) ve Meksika’da (%6) yaygındı. Fidye saldırıları devam ediyor Fidye yazılımı faaliyetlerinde herhangi bir yavaşlama belirtisi görülmedi; saldırılar sırasında güvenlik yazılımlarını devre dışı bırakmak üzere tasarlanmış EDR katilleri kullanımına devam edildi. ESET Research, gerçek ortamda kullanılan 100'den fazla farklı EDR katili belgeledi ve yeni varyantlar düzenli olarak ortaya çıkmaya devam ediyor. 2026 yılının ilk yarısında fidye yazılımı saldırılarının sayısı artmaya devam etse de ödeme yapmaya istekli kurbanların sayısı tüm zamanların en düşük seviyesine ulaştı. Son zamanlarda yayımlanan üç sektör raporu, ödeme yapan kurbanların oranının yüzde 14–28 arasında olduğunu bildirerek bu düşüş eğilimini doğruladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyometrik Erişim Kontrolü Güvenlikte Yeni Bir Dönemin Kapılarını Açıyor Haber

Biyometrik Erişim Kontrolü Güvenlikte Yeni Bir Dönemin Kapılarını Açıyor

Fiziksel güvenlik dünyası önemli bir dönüşümden geçiyor. Geleneksel kartlar, PIN kodları ve anahtarlar yerini giderek biyometrik doğrulama teknolojilerine bırakırken, kuruluşlar hem güvenliği artıran hem de kullanıcı deneyimini iyileştiren yeni nesil çözümlere yöneliyor. Ağ teknolojileri ve fiziksel güvenlik çözümlerinde dünya liderlerinden biri olan Axis Communications, biyometrik erişim kontrolünün kurumların güvenlik stratejilerinde giderek daha önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Yüz tanıma, parmak izi doğrulama ve çok faktörlü kimlik doğrulama çözümleri sayesinde kuruluşlar artık yalnızca bir kartın veya şifrenin değil, kapıdan geçmeye çalışan kişinin gerçekten doğru kişi olup olmadığını doğrulayabiliyor. Bu yaklaşım, yetkisiz erişim risklerini azaltırken güvenlik operasyonlarının da daha verimli hale gelmesini sağlıyor. Güvenlikten Taviz Vermeden Daha Akıcı Bir Deneyim Modern iş yerlerinde çalışanlar gün boyunca birçok kez giriş kartı kullanıyor veya erişim doğrulaması yapmak zorunda kalıyor. Biyometrik erişim kontrolü ise bu süreci daha hızlı ve sezgisel hale getiriyor. Özellikle kurumsal ofisler, veri merkezleri, kritik altyapılar, sağlık kuruluşları ve üretim tesisleri gibi yüksek güvenlik gerektiren alanlarda biyometrik teknolojiler, kaybolan kartlar, unutulan şifreler ve kimlik paylaşımı gibi riskleri ortadan kaldırarak güvenlik seviyesini yükseltiyor. Yapay Zekâ ile Güçlenen Yeni Nesil Erişim Kontrolü Biyometrik sistemlerin gelişiminde yapay zekâ önemli bir rol oynuyor. Yeni nesil çözümler yalnızca kimlik doğrulamakla kalmıyor; olağan dışı davranışları analiz ederek potansiyel güvenlik risklerini önceden tespit etmeye de yardımcı oluyor. Axis Communications'ın açık platform yaklaşımı sayesinde biyometrik doğrulama çözümleri; ağ kameraları, interkom sistemleri, video yönetim yazılımları ve erişim kontrol platformlarıyla entegre çalışabiliyor. Böylece kurumlar güvenlik operasyonlarını tek bir ekosistem üzerinden yönetebiliyor. Temassız ve Daha Akıllı Bir Gelecek Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda erişim kontrol sistemlerinin daha da görünmez hale geleceğini öngörüyor. Kullanıcılar herhangi bir kart taşımadan veya şifre girmeden, yalnızca biyometrik kimlik doğrulama sayesinde binalara ve güvenli alanlara erişebilecek. Axis Communications'a göre bu dönüşüm yalnızca güvenliği artırmakla kalmayacak; aynı zamanda daha verimli, sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı çalışma ortamlarının oluşturulmasına da katkı sağlayacak. Axis Communications'tan Değerlendirme Axis Communications Özel Müşteriler Satış Müdürü Çiğdem Gülgün Tunçer, biyometrik erişim kontrolünün kurumların güvenlik yatırımlarında giderek daha stratejik bir rol üstlendiğini belirterek şunları söylüyor: "Kuruluşlar bugün yalnızca daha güvenli sistemler değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini iyileştiren ve operasyonel verimlilik sağlayan çözümler arıyor. Biyometrik erişim kontrolü, güvenlik ve kullanım kolaylığını bir araya getiren önemli teknolojilerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle kritik altyapılar, veri merkezleri, üretim tesisleri ve kurumsal kampüslerde biyometrik doğrulama sistemlerine olan ilginin her geçen gün arttığını gözlemliyoruz." Tunçer, yapay zekâ destekli erişim kontrol çözümlerinin kurumların güvenlik yaklaşımını dönüştürdüğünü de vurguluyor: "Günümüzde güvenlik sistemleri yalnızca bir kapıyı açıp kapatan teknolojiler olmaktan çıktı. Yapay zekâ destekli analizler ve entegre güvenlik platformları sayesinde kurumlar potansiyel riskleri daha erken tespit edebiliyor, güvenlik süreçlerini merkezi olarak yönetebiliyor ve daha bilinçli kararlar alabiliyor. Açık platform yaklaşımıyla geliştirilen çözümler ise kuruluşların mevcut yatırımlarını koruyarak geleceğin ihtiyaçlarına uyum sağlamasına olanak tanıyor." Tunçer, önümüzdeki dönemde temassız ve biyometrik doğrulama teknolojilerinin daha yaygın hale geleceğini belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: "Dijital dönüşümün hızlandığı günümüzde kullanıcılar hızlı, güvenli ve kesintisiz deneyimler bekliyor. Biyometrik erişim kontrolü, bu beklentilere yanıt verirken kurumların güvenlik seviyelerini de yükseltiyor. Önümüzdeki yıllarda biyometrik teknolojilerin erişim kontrol sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline geleceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.