Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kısa Devre

Kapsül Haber Ajansı - Kısa Devre haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kısa Devre haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı? Haber

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı?

Sel suyunun yalnızca araçların motorlarına değil, elektronik sistemlerine ve güvenlik donanımlarına da ciddi zarar verebileceğine dikkat çeken Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, “En iyi sürücü sel suyuna girmeyen sürücü, en güvenli taşıt kuru kalabilen taşıttır.” uyarısında bulundu. Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. İstanbul’da 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde etkili olan şiddetli yağışlar, çok sayıda aracın su altında kalmasına ve sürüklenmesine neden oldu. Sel sularında mahsur kalan sürücülerin nasıl davranması gerektiği ve su altında kalan araçların yeniden kullanılıp kullanılamayacağı önemli bir güvenlik sorunu olarak öne çıktı. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, sel sularında araç kullanmanın tehlikelerini, mahsur kalınması durumunda yapılması gerekenleri ve suya maruz kalan araçlarda oluşabilecek hasarları değerlendirdi. “Önümüzdeki aracın geçebilmesi, bizim de geçebileceğimiz anlamına gelmez” Sel sularında araç kullanırken en büyük tehlikenin suyun derinliğinin ve yolun gerçek durumunun doğru değerlendirilememesi olduğunu belirten Özgür Şener, “Su, yol yüzeyindeki çukurları, açık rögarları, çökmeleri ve akıntıyla sürüklenmiş engelleri gizleyebilir. Ayrıca suyun derinliği, aracın ağırlığı ve tasarımı ne olursa olsun, aracın yol tutuşunu ve kontrolünü kaybetmesine neden olabilir.” dedi. Suyun derinliğinin gözle tahmin edilerek geçiş yapılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, şöyle devam etti: “Derinliğini ve zeminin durumunu bilmediğimiz, güvenli olduğundan emin olamadığımız su birikintilerine ve sel sularına araçla girmemeliyiz. Suyun başka araçlar tarafından geçilmiş olması da o güzergâhın güvenli olduğunu göstermez. Önümüzdeki aracın geçebilmesi, kendi aracımızın da geçebileceği anlamına gelmez. Yol suyla kaplanmışsa mümkünse geri dönmeli, alternatif ve güvenli bir güzergâh seçmeliyiz. Birkaç dakikalık zaman kazancı uğruna hem kendi hayatımızı hem de araçtaki diğer kişilerin hayatını tehlikeye atabiliriz.” “30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir” Sel suyunun sürükleme gücünün çoğu zaman hafife alındığını ifade eden Şener, ABD Ulusal Hava Servisinin (NWS) uyarılarına dikkat çekti. Özgür Şener, “Yaklaşık 15 santimetre derinliğindeki hızlı akan su bir yetişkini devirebilirken, 30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir. Yaklaşık 61 santimetrelik hızlı akan su ise SUV ve bazı kamyonetleri de sürükleyebilir.” bilgisini verdi. Araçların ağırlığının sel sularına karşı mutlak bir güvence sağlamadığını kaydeden Şener, özellikle akıntının bulunduğu yollarda araçla ilerlemeye çalışılmaması gerektiğini söyledi. “Araç içinde mahsur kalındığında öncelik aracı değil, hayatı kurtarmak olmalı” Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, su seviyesinin ve akıntının şiddetinin hızla değişebileceğini belirtti. Bu gibi durumlarda panikle hareket edilmemesi gerektiğini ifade eden Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. Sürücülerin mümkünse 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ulaşarak konumlarını ve araçtaki kişi sayısını bildirmesi gerektiğini söyleyen Şener, özellikle çocuk, yaşlı veya hareket kısıtlılığı bulunan yolcuların durumunun kurtarma ekiplerine iletilmesinin önemine işaret etti. “Her sel olayında araçtan hemen çıkmak doğru değil” Sel sırasında araçtan çıkma kararının mevcut tehlikeye göre verilmesi gerektiğini vurgulayan Şener, hızlı akan suyun aracı çevrelediği durumlarda dışarı çıkmanın da ölümcül olabileceğini belirtti. Özgür Şener, şu değerlendirmede bulundu: “Hızlı akan su aracı çevreliyorsa, su içeri yükselmiyorken araçta kalmak ve yardım istemek daha güvenli olabilir. Çünkü hızlı akıntıda araçtan çıkıp suya girmek kişinin sürüklenmesine ve boğulmasına neden olabilir. Ancak su seviyesi araç içinde yükselmeye başlarsa beklenmemeli, güvenli tahliye seçeneği değerlendirilmelidir. Ayrıca selde sürüklenen diğer taşıtlar veya sert nesneler de ciddi tehlike oluşturabilir.” Su seviyesinin yükseldiği durumlarda araç kapılarının su basıncı nedeniyle açılamayabileceğini belirten Özgür Şener, “Mümkünse dış koşullar daha da kötüleşmeden yan camlardan çıkış seçeneği değerlendirilmelidir. Emniyet kemeri açılmalı, çocuklara ve hareket etmekte zorlanan yolculara yardım edilmelidir. Camlar elektrikle çalışmıyorsa kırılabilir bir yan camdan çıkış gerekebilir. Ön camlar genellikle lamine cam olduğundan kırılmayacaktır. Her taşıtta emniyet çekicinin bulunması ve erişilebilir bir yerde tutulması önemlidir.” diye konuştu. Araçtan güvenli şekilde çıkan kişilerin akıntıya karşı yürümeye veya yüzerek karşıya geçmeye çalışmaması gerektiğini de vurgulayan Özgür Şener, yüksek ve güvenli bir noktaya ulaşılmasını, araçta bırakılan eşyalar için geri dönülmemesini önerdi. “Sel sularında kalan aracın motorunu kesinlikle çalıştırmayın” Sel sularının çekilmesinin araçların yeniden güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğini ifade eden Özgür Şener, suya maruz kalan araçlarda görünmeyen mekanik ve elektronik hasarlar oluşabileceğini söyledi. Şener, özellikle motorun yeniden çalıştırılmasının mevcut hasarı ağırlaştırabileceği uyarısında bulunarak, şunları söyledi: “Araç suya girmiş, su altında kalmış veya motor bölmesine su girmiş olabilecek durumdaysa motor çalıştırılmamalı ve marşa basılmamalıdır. Aracı hareket ettirmeye çalışmak, mevcut hasarı ağırlaştırabilir. Araç güvenli bir yerdeyse ve yaklaşmak tehlike yaratmıyorsa hasarın fotoğrafları çekilebilir. Sigorta şirketine bilgi verilmeli ve uygun kurtarma hizmeti çağrılmalıdır.” Suya maruz kalan araçların iterek veya uygun olmayan şekilde çekilerek hareket ettirilmemesi gerektiğini de belirten Özgür Şener, ıslak elektrik bağlantılarına ve kontrol ünitelerine müdahale edilmemesi gerektiğini kaydetti. “Motor su emerse tamamen değiştirilmesi gerekebilir” Sel sularının motorlarda oluşturabileceği en ciddi sorunlardan birinin hidrolik kilit olduğunu anlatan Özgür Şener, bu durumun motorun iç mekanizmasında ağır hasarlara neden olabileceğini belirtti. Özgür Şener, “İçten yanmalı motorlarda pistonlar, silindir içindeki hava-yakıt karışımını sıkıştırarak çalışır. Ancak su, hava gibi kolayca sıkıştırılamaz. Hava emiş sistemi üzerinden silindirlere yeterli miktarda su ulaşırsa pistonun yukarı hareketi engellenebilir. Bu durum hidrolik kilit olarak adlandırılır.” dedi. Hidrolik kilidin sonuçlarına ilişkin Özgür Şener, şu bilgileri verdi: “Hidrolik kilit sonucunda biyel kolları eğilebilir veya kırılabilir; pistonlar, krank mekanizması ve diğer motor bileşenleri ağır hasar görebilir. Hasarın boyutuna göre motorun tamamen değiştirilmesi gerekebilir. Motor dururken içine su girmiş olsa bile marşa basılması mevcut durumu ağırlaştırabilir. Bu nedenle motorun çalışıp çalışmadığını denemek amacıyla marşa basılmamalıdır.” “Araç çalışsa bile güvenlik sistemleri arızalanmış olabilir” Sel sularının modern araçlardaki elektronik sistemlere de zarar verebileceğini belirten Özgür Şener, hasarların bazen günler veya haftalar sonra ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Özgür Şener, “Modern araçlarda motor yönetimi, ABS, elektronik denge kontrolü, hava yastıkları, emniyet kemeri gergileri, park sensörleri ve sürüş destek sistemleri gibi çok sayıda elektronik bileşen bulunur. Sel suları bu sistemlerde kısa devreye, yalıtım sorunlarına ve zaman içerisinde gelişen korozyona neden olabilir.” dedi. Araçtaki elektronik arızaların ilk incelemede fark edilmeyebileceğini vurgulayan Özgür Şener, “Araç ilk anda çalışsa bile sonrasında arıza lambaları yanabilir, sensörler hatalı sinyal gönderebilir veya bazı sistemler devre dışı kalabilir. Daha önemlisi, hasar yalnızca konfor donanımlarıyla sınırlı kalmayabilir. ABS, elektronik denge kontrolü ve hava yastıkları gibi güvenlik açısından kritik sistemlerin de kontrol edilmesi gerekir.” diye konuştu. Özgür Şener, araç tabanına kadar ulaşan sel sularının halı ve yalıtım malzemelerinin altında nem bırakarak küf ve kötü kokuya, zamanla da iç ortam kalitesinin bozulmasına neden olabileceğini ifade etti. “Elektrikli ve hibrit araçlarda gecikmeli yangın riski var” Elektrikli ve hibrit araçlarda sel sonrası risklerin daha farklı boyutlara ulaşabildiğine dikkat çeken Özgür Şener, yüksek voltajlı batarya sistemlerinin özel güvenlik önlemleri gerektirdiğini söyledi. Özgür Şener, “Batarya paketleri, elektrik motorları ve yüksek voltaj kabloları su baskınından veya fiziksel hasardan etkilenebilir. Bu durum elektrik çarpması, kısa devre ve yangın tehlikesi yaratabilir. Bataryada oluşan hasarın etkileri her zaman hemen görülmeyebilir. Fiziksel hasar veya suya maruz kalma, bazı koşullarda gecikmeli ısınma ve yangın riskine yol açabilir.” dedi. Sel sularına maruz kalan elektrikli ve hibrit araçların batarya güvenliği değerlendirilmeden çalıştırılmaması veya şarj edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, sözlerini şöyle sürdürdü: “Batarya paketine, yüksek voltaj kablolarına ve hasarlı elektrik bağlantılarına dokunulmamalıdır. Duman, anormal ısınma, tıslama veya olağandışı ses fark edilirse araçtan uzaklaşılmalı ve acil durum ekiplerine haber verilmelidir. Araç, üreticinin kurtarma talimatlarına uygun biçimde ve bu konuda eğitimli ekipler tarafından taşınmalıdır.” Batarya hasarı şüphesi bulunan araçların evlerden ve kapalı alanlardan uzak tutulması gerektiğini belirten Özgür Şener, güvenli mesafenin ve araçların nasıl konumlandırılacağının uzman ekipler tarafından belirlenmesi gerektiğini kaydetti. “Suyun çekilmesi ve aracın çalışması güvenli olduğu anlamına gelmez” Selden etkilenen araçların yalnızca motorunun kontrol edilmesinin yeterli olmadığını ifade eden Özgür Şener, fren, direksiyon, şanzıman ve elektrik sistemlerinin de ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini söyledi. Özgür Şener, “Sel sonrasında fren sistemi, direksiyon bileşenleri, şanzıman, diferansiyel, tekerlek rulmanları ve elektrik tesisatı farklı düzeylerde etkilenmiş olabilir. Fren sistemlerinde su ve kirlenmeye bağlı sorunlar görülebilir. Şanzıman veya diferansiyel sıvılarına su karışması mekanik hasara yol açabilir. Elektrik bağlantılarında zamanla gelişen korozyon ise günler veya haftalar sonra arıza ortaya çıkarabilir.” dedi. Su altında kalan araçların uygun kurtarma ekipmanıyla taşınması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, çekme yönteminin aracın şanzıman ve aktarma sistemine göre belirlenmesi gerektiğini, gerekli durumlarda düz platformlu çekici kullanılmasını önerdi. Özgür Şener, “Aracın çalışıyor olması veya kısa bir mesafede hareket edebilmesi güvenli olduğu anlamına gelmez. Frenler, direksiyon, aktarma organları, elektronik sistemler ve araç içi bileşenler kontrol edilmeden normal kullanıma başlanmamalıdır.” uyarısında bulundu. “Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı var” Sel sularına maruz kalan araçlarda hasarın yalnızca suyun ulaştığı yüksekliğe bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Özgür Şener, maruziyet süresinin, sudaki çamur ve kirleticilerin de hasarın boyutunu etkilediğini söyledi. Araçların mutlaka uzman servis tarafından incelenmesi gerektiğini vurgulayan Şener, “Öncelik can ve taşıt güvenliği için taşıtla suya girmemektir. Bir sebepten suya girilmişse ve güvenle çıkılabilmişse taşıt hasarını ağırlaştırmamak önemlidir. Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı budur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sungrow Dünyanın İlk Büyük Ölçekli Şebeke Oluşturma Doğrulama Testini Başarıyla Tamamladı Haber

Sungrow Dünyanın İlk Büyük Ölçekli Şebeke Oluşturma Doğrulama Testini Başarıyla Tamamladı

Enerji sistemleri, yenilenebilir enerji payının artmasıyla birlikte dönüşürken; şebeke stabilitesi ve şebeke oluşturma (grid-forming) teknolojilerine olan ihtiyaç kritik hale geliyor. Bu alanda 20 yılı aşkın süredir çalışmalar yürüten Sungrow, TÜV Rheinland tarafından onaylanan dünyanın ilk büyük ölçekli şebeke oluşturma (grid-forming) doğrulama testini başarıyla tamamladı. 138 saat süren ve 14 farklı senaryoyu kapsayan testler, uluslararası standartları karşılayarak karmaşık şebeke koşullarında güvenilir ve istikrarlı çalışmayı ortaya koydu. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Sungrow Mikroşebeke ve Şebeke Çözümleri Merkezi Genel Müdürü Henry Liu, "Şebeke oluşturma teknolojilerinde 20 yılı aşkın deneyimimiz ve güç sistemlerinin stabilite gereksinimlerine dair derin bilgi birikimimiz doğrultusunda, 30 MW kapasiteli büyük ölçekli bir simülasyon platformu kurduk ve gerçek dünyadaki aşırı koşulları temsil eden 14 kapsamlı test senaryosu gerçekleştirdik. Bu sonuçlar, şebeke oluşturma kabiliyetlerimizi ortaya koyarken, bu teknolojilerin büyük ölçekli kullanımının yaygınlaşması adına kritik bir adımı temsil ediyor." dedi. Kritik Şebeke Senaryolarında Doğrulanmış Performans Şebeke oluşturma teknolojilerine olan talep artarken, bağımsız ve tam ölçekli doğrulama büyük önem taşıyor. Sungrow'un test altyapısı; 30 MW şebeke simülasyon platformu, gerçek kısa devre kapasitesi düzenleme ekipmanları ve gelişmiş ark hatası test cihazlarıyla karmaşık ve ekstrem şebeke koşullarını birebir simüle edebiliyor. Testler, Avrupa, Avustralya ve Çin dahil olmak üzere küresel pazarlardaki şebeke gereksinimleriyle uyumlu şekilde başarıyla tamamlandı. Kısa Devre Performansı: Güvenilir Arıza Desteği Gerçek ark hatası ekipmanlarıyla gerçekleştirilen kısa devre testinde, sistem ağır arıza koşullarını başarıyla simüle etti. Aynı senaryoda şebeke oluşturma sistemi şebekeye bağlı kalmaya ve arıza akımı sağlamaya devam ederken, geleneksel sistemlerin bağlantıyı kesme olasılığının daha yüksek olduğu gözlemlendi. Sistem, 10 milisaniyelik tepki süresiyle stabil ve sürekli arıza akımı katkısı sağladı ve arıza anında güçlü şebekede kalma kabiliyeti (fault ride-through) sergiledi. Atalet Tepkisi: Daha Güçlü Frekans StabilitesiGeleneksel sistemlerin aynı arıza koşullarında stabilite kaybı yaşayabildiği durumlarda, Sungrow'un çözümü kesintisiz çalışmayı sürdürdü ve frekans stabilitesini milisaniyeler içinde yeniden sağladı. Testlerde; frekans sapmalarına milisaniye seviyesinde tepki, ani arızalarda stabil çalışma ve zayıf şebekelerde artan sistem dayanıklılığı gözlemlendi. Şebekeyi Sıfırdan Başlatma (Black Start): Hızlı Sistem KurtarmaTam elektrik kesintisi (blackout) senaryosunda dış güç tamamen kesildi. Bu testte Sungrow'un şebeke oluşturma özellikli güç dönüşüm sistemi (PCS), 19 saniye içinde sistem gerilimini oluşturdu ve tesisin tamamını dış destek olmadan yeniden devreye aldı. Bu kabiliyet, gigavat ölçeğinde şebekeyi sıfırdan başlatma imkânı sunarken, sistemin yeniden devreye alma hızını önemli ölçüde artırıyor ve neredeyse sıfır sirkülasyon akımıyla çalışıyor. Bu testlerin yanı sıra; şebeke bağlantı geçişleri (şebekeye bağlı/şebekeden bağımsız), yük anahtarlama ve salınım sönümleme dahil 11 farklı test daha başarıyla tamamlandı. Sungrow'un Tüm ESS Portföyü AB Batarya Regülasyonu Kapsamında NB Değerlendirmesini Tamamladı Sungrow, TÜV Rheinland (NB No. 1008) tarafından gerçekleştirilen uygunluk değerlendirmesini başarıyla tamamladı. Bu kapsamda Sungrow, yürürlükteki düzenlemeler çerçevesinde şebeke ölçekli, ticari ve endüstriyel ile konut tipi enerji depolama segmentlerinin tamamında NB değerlendirmesini tamamlayan dünyadaki ilk şirket oldu. Değerlendirme; güvenlik, etiketleme ve işaretleme yükümlülükleri, tehlikeli maddelere ilişkin kısıtlamalar, performans ve dayanıklılık ile batarya yönetim parametreleri (sağlık durumu ve beklenen ömür) gibi kriterleri kapsadı. TÜV Rheinland Greater China PV&ES Ürün Hizmetleri Genel Müdürü Bowen Dong konuya ilişkin, "Sungrow'un enerji depolama portföyü, güvenlik tasarımı, sistem güvenilirliği ve temel teknik metrikler açısından güçlü bir performans sergiliyor ve sabit enerji depolama sistemleri için AB Batarya Regülasyonu'nun katı gerekliliklerini tam olarak karşılıyor. Sungrow'un bu başarısı, Avrupa'daki gelişen regülasyon ortamına uyum sağlama konusunda sektör için önemli bir referans oluşturuyor." değerlendirmesinde bulundu., Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Epilepsi, Gençleri Sosyal Yaşamdan Uzaklaştırabiliyor! Haber

Epilepsi, Gençleri Sosyal Yaşamdan Uzaklaştırabiliyor!

Gençler için arkadaşların ve sosyal kabulün önemli olduğunu aktaran Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Bu nedenle bir genç için ‘nöbet geçirme korkusu’ bazen hastalığın kendisinden daha yorucu olabilir.” dedi. Doğru tedaviyle epilepsinin büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Dr. Şalçini, ailelerin aşırı korumacı tutumdan kaçınarak genci sosyal hayattan izole etmemesi büyük önem taşıdığını aktardı. Dr. Şalçini ayrıca düzenli uyku, stres yönetimi ve bilinçli çevre desteğinin, ilaç tedavisi kadar etkili olabildiğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, gençlik çağı epilepsinin belirtileri, psikososyal etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Belirtiler her zaman şiddetli kasılmalar şeklinde olmayabilir! Halk arasında ‘sara’ olarak da bilinen epilepsiyi, beyindeki elektrik sisteminin kısa süreli bir ‘kısa devre’ ya da ‘aşırı yükleme’ yapması gibi olarak tanımlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Gençlik çağı epilepsisi dediğimizde, genellikle 10'lu yaşların başından 20'li yaşların başına kadar olan dönemi kastediyoruz.” dedi. Bu dönemde belirtilerin her zaman filmlerde gördüğümüz o şiddetli kasılmalar şeklinde olmayabileceğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Bazen gencin elindekini aniden düşürmesi, birkaç saniye boşluğa dalıp gitmesi veya sabahları ellerinde oluşan ani sıçramalar (sanki elektrik çarpmış gibi) en yaygın belirtilerdir.” şeklinde konuştu. Gençlere ‘hasta’ gibi değil, yönetilmesi gereken durumu olan bir ‘genç’ gibi davranılmalı! Gençliğin, arkadaşların ve sosyal kabulün önemli bir dönem olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nedenle bir genç için ‘nöbet geçirme korkusu’ bazen hastalığın kendisinden daha yorucu olabilir.” dedi. Nöbetler veya kullanılan ilaçların getirdiği hafif uyku halinin okulda bazen konsantrasyonu düşürebileceğini aktaran Dr. Şalçini, “Gençler dışlanma korkusuyla kendilerini sosyal hayattan uzaklaştırabilir, eve kapatabilirler. Ailelere tavsiyem; onlara ‘hasta’ gibi değil, sadece yönetilmesi gereken durumu olan bir ‘genç’ gibi davranın. Aşırı korumacı olmak yerine, öğretmeni ve arkadaş çevresini bilgilendirerek gencin güvenli bir sosyal alanda kalmasını sağlayın.” açıklamasını yaptı. Amaç, genci günlük hayatından koparmadan nöbetleri sıfırlamak! Günümüzde epilepsinin, doğru tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir durum olduğuna vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “İlaç tedavisi en yaygın yöntemdir. Modern ilaçlar artık çok daha az yan etkiye sahip. Amacımız, genci günlük hayatından koparmadan nöbetleri sıfırlamaktır.” dedi. Düzenli uyku ve stresten uzak durmak gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin de bu yaş grubu için en az ilaç kadar etkili olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Bazı ilaçlar hafif sersemlik veya iştah değişikliği gibi yan etkilere neden olabilir ancak bunlar genellikle vücut alıştıkça geçer veya doktor kontrolünde doz ayarıyla çözülür. Türkiye'de epilepsi konusunda çok aktif çalışan dernekler ve benzeri kurumlar var. Ayrıca bazı hastanelerin nöroloji bölümlerindeki hasta destek grupları, benzer süreçlerden geçen diğer ailelerle tanışmak için harika bir yerdir. Sosyal medyada sadece uzmanların yer aldığı güvenilir platformları takip etmek, kulaktan dolma yanlış bilgilerden korunmanıza yardımcı olur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa Büyükşehir'den Yangınlara Karşı Uyarı: “Önlem Hayat Kurtarır” Haber

Bursa Büyükşehir'den Yangınlara Karşı Uyarı: “Önlem Hayat Kurtarır”

Tüm Bürokrat ve İş İnsanları Federasyonu (TÜMBİFED) tarafından organize edilen, kamu ve özel sektörü bir araya getiren ‘Yangın Zirvesi 2025’, Uludağ’da geniş bir katılımla düzenlendi. Trimbox ana sponsorluğunda gerçekleşen zirve, ‘önleyici güvenlik’ yaklaşımıyla yangınlarla mücadelede yeni bir stratejik yol haritası belirledi. Zirvede konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Canalp Berkdemir, Dünya Yangın İstatistik Merkezi’nin verilerine göre toplam 906 bin 164 yangının altıda birinin elektrik yangını olduğunu, bunun da 136 bin 415’e denk geldiğini belirtti. Üçlü prizler üzerinden birden fazla cihazın çalıştırılmasıyla kabloların ısınarak tutuşabildiğini dile getiren Berkdemir, “Oteller ve hastaneler başta olmak üzere binalardaki hormonlu gelişmeler, ek tesisler, ek cihazlar, ek makineler enerji artışını yükseltiyor. Bu da tesisatlara aşırı yüklenmeye ve yangına sebep olmaktadır. Binaların yaşlanmasıyla tesisatların da yıpranması, mukavemet gücü, cihazlardaki oksitlenme ve paslanma, ısınma ve soğuma gibi hava hareketleri, yangınların diğer çıkış sebepleridir. Bina girişlerindeki elektrik panolarında yangın önleyici sistemlerin mutlaka tamamlanması gerekir. Mutlaka elektrik yangınlarındaki tedbirlerin alınması ve kontrollerin periyodik olarak yapılması gerekir” dedi. Elektrik yangınlarıyla ilgili gelişen sürecin kullanıcılar tarafından fark edilemediğinin altını çizen Berkdemir, “Elektrik yangınlarını önlemek için ilk adımı, sayaç veya elektrik panosu kutusunda atmak zorundayız. Kaçak akım rölesi gibi argümanları kullanarak riski daha minimize edebiliriz. Yangının çıkış sebeplerine bakıldığında kısa devre, aşırı yüklenme, gevşek bağlantı, kötü işçilik, kablo izolasyon bozulması, elektrikli cihazların arızası, elektrik panosu dağılımı sistemleri olduğunu görüyoruz. Ayrıca havalandırma, su ve diğer tesisatlarla birlikte elektrik tesisatının da aynı şaftlarda ve aynı kanallardan yürütülmesi de karşımıza çıkıyor. Özellikle konut yangınları, başta mutfaktaki aspiratörler olmak üzere fırınlar, ısıtıcılar, buzdolabı gibi cihazlar ve bunlara bağlı uzatma kablolarından çıkıyor” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.