Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Koleksiyon

Kapsül Haber Ajansı - Koleksiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koleksiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

IF Wedding Fashion İzmir 20 Ocak’ta Kapılarını Açıyor Haber

IF Wedding Fashion İzmir 20 Ocak’ta Kapılarını Açıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından ve Ege Giyim Sanayicileri Derneği iş birliğinde düzenlenen IF Wedding Fashion İzmir – 19. Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı; üç gün boyunca ticari görüşmelerden defilelere, tasarım yarışmasından sektörel buluşmalara uzanan yoğun bir program sunacak. Fuarın, modanın ve gelinliğin başkenti İzmir’de 20 binin üzerinde sektör profesyonelini ağırlaması bekleniyor. Bu yıl IF Wedding Fashion İzmir’de, 11 şehirden 185’i yerli, 8 ülkeden 18’i yabancı olmak üzere toplam 203 firma yer alacak. Fuar süresince gerçekleştirilecek ikili görüşmelerle katılımcı firmalar ile yerli ve yabancı profesyoneller arasında doğrudan temas kurulacak. Fuar, sektöre yeni pazarlara açılma ve uluslararası iş birliklerini geliştirme imkânı sunacak. 2027 koleksiyonları podyumda IF Wedding Fashion İzmir’in öne çıkan başlıklarından defile programları kapsamında, 2027 yılı koleksiyonları ilk kez sunulacak. Ünlü mankenler eşliğinde düzenlenen 12 defilede, sektöre yön veren markaların koleksiyonlarının yanı sıra genç tasarımcıların çalışmaları da podyuma taşınacak. Defile programlarının fuar süresince yoğun ilgi görmesi bekleniyor. Moda ile farkındalık yaratacaklar Defile programlarının yanı sıra IF Wedding Fashion İzmir, bu yıl da sosyal sorumluluk odaklı özel bir tasarım sergisine ev sahipliği yapacak. Geçen yıl kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi hedefleyen siyah gelinlik çalışmasıyla toplumsal farkındalık yaratan İzmir Moda Tasarımcıları Derneği, bu yıl ise meme kanseri farkındalığı için yeni bir projeyi fuar kapsamına taşıyacak. Dernek Başkanı Esin Özyiğit, meme kanserine dikkat çekmek amacıyla pembe tonlarında 18 özel tasarım kıyafet hazırlandığını belirterek, bu tasarımların IF Wedding Fashion İzmir süresince sergileneceğini ifade etti. Modanın, estetik kaygının ötesinde toplumsal farkındalık yaratma gücü taşıyan bir ifade alanı olduğuna dikkat çeken Özyiğit, tasarlanan kıyafetlerin fuar sonrasında bir derneğe bağışlanarak sosyal sorumluluk projesine gelir sağlanmasının hedeflendiğini söyledi. Genç tasarımcılar final gecesine hazırlanıyor Fuar kapsamında bu yıl 16’ncısı düzenlenen Gelinlik Tasarım Yarışması, genç tasarımcıları sektöre kazandırmaya devam ediyor. Yarışmada finale kalan 15 genç tasarımcı, 19 Ocak’ta gerçekleştirilecek final defilesi için koleksiyonlarının dikim sürecini tamamlamak üzere yoğun bir hazırlık döneminden geçiyor. İzmir Moda Tasarımcıları Derneği üyesi mentörler eşliğinde yürütülen bu süreçte, finalistler, tasarımlarını üretimden sunuma kadar tüm aşamalarıyla hayata geçiriyor. Final gecesinde podyuma çıkacak tasarımlar, sektör temsilcileri ile profesyonel ziyaretçilerle buluşacak ve dereceye girecek isimler belirlenecek. Geçen yılın birincisi performans defilesiyle podyumda 2025 yılında Gelinlik Tasarım Yarışması’nı kazanan Öztürk Yıkılmaz, bu yıl IF Wedding Fashion İzmir podyumunda performans defilesi ile yer alacak. “Sessiz Asalet” temasıyla hazırlanan ve 20 parçadan oluşan koleksiyon, abiye ağırlıklı tasarımların yanı sıra gelinlikleri de içeriyor. Yarışmayı kazanmasının ardından kendi adını taşıyan bir performans defilesi hazırlamanın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirten Yıkılmaz, “Para ödülünden ziyade benim için asıl ödül IF Wedding Fashion İzmir podyumunda yer almak. Kendi adınızla, böyle büyük bir organizasyonun sahnesinde koleksiyonunuzu sergilemek çok başka bir duygu. Bir yıl önce böyle bir defilem olacağını hayal bile edemezdim. İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZFAŞ ekibi, mentörüm, atölyedeki herkes bu süreçte hep yanımdaydı. Bu podyum, genç bir tasarımcı için gerçekten çok büyük bir fırsat” dedi. Koleksiyonunun çıkış noktasını geçmişle bugün arasında kurduğu bağ üzerinden anlatan Yıkılmaz, “Koleksiyonu oluştururken geçmişteki romantik kadını bugüne taşımak istedim. Bugün daha güçlü, daha sakin, daha asil bir duruş ortaya çıkmasını amaçladım. Göze batmak yerine daha sessiz, sade ama daha etkili bir duruşu tercih ettim. Kumaş ve renk seçimlerinde 2027 trendlerinden yola çıkarak pastel tonlar ve parlak satenler kullandım” diye konuştu. Sektörün ticari zemini güçlenecek Bu yıl üç güne yayılarak 20 Ocak Salı, 22 Ocak Perşembe günleri arasında düzenlenecek IF Wedding Fashion İzmir, kentin moda, gelinlik, damatlık ve abiye alanındaki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Ticari boyutunun yanı sıra yarışma ve yeni koleksiyonların beğeniye sunulacağı defilelerin yer alacağı fuar, tasarımı görünür kılarken sektör için güçlü bir ticaret zemini de oluşturacak. Yerli ve yabancı profesyonel ziyaretçilerle gerçekleştirilecek görüşmelerin ise yeni pazarlar yaratması ve ihracat bağlantılarına katkı sağlaması hedefleniyor. IF Wedding Fashion İzmir; T.C. Ticaret Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege İhracatçı Birlikleri, İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odası Birliği, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu, Mimar Kemalettin Moda Merkezi Derneği, Moda Tekstil Konfeksiyoncuları Derneği, İzmir Terziler ve Konfeksiyoncular Odası ile İzmir Moda Tasarımcıları Derneğinin destekleriyle gerçekleştiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mattel, İstanbul Oyuncak Müzesi’nin Kapılarını Çocuklar ve Gençler İçin Ücretsiz Açıyor Haber

Mattel, İstanbul Oyuncak Müzesi’nin Kapılarını Çocuklar ve Gençler İçin Ücretsiz Açıyor

Mattel’in 80. yılına ithafen İstanbul Oyuncak Müzesi iş birliğinde hazırlanan “80 Yıldır Oyunun Gücü” sergisi oyunun kültürel, yaratıcı ve dönüştürücü gücünü merkeze alıyor. Ocak ayı sonuna kadar devam edecek sergi kapsamında, İstanbul Oyuncak Müzesi 10–11 Ocak hafta sonunda 0–18 yaş arası tüm ziyaretçilere ücretsiz olarak kapılarını açıyor. Oyunu çocukların sağlıklı gelişimi için temel bir hak olarak ele alan Mattel, bu sponsorluk ile çocukların sanata ve kültüre eşit erişimini desteklemeyi amaçlıyor. Mattel’in 80 yıllık mirasına zamansız bir bakış 26 Aralık’ta İstanbul Oyuncak Müzesi’nde açılan sergi; 1945’ten bu yana oyunu hayal gücünü besleyen evrensel bir dil olarak konumlandıran Mattel’in 80 yıllık yolculuğunu, müzenin 20 yıllık belleğiyle buluşturuyor. Sergide İstanbul Oyuncak Müzesi’nin zengin arşiviyle birlikte yurt dışından özel olarak getirilen koleksiyon parçaları ve markanın güncel tasarımları da bir araya geliyor. Mattel’in oyun kültürüne yön veren dönüm noktaları, farklı kuşakları kapsayan bir anlatıyla sunuluyor. Kürasyonunu Sunay Akın’ın üstlendiği seçkide; 1959 senesinde üretilen ilk Barbie bebeklerin yanı sıra bu tarihten günümüze markanın kapsayıcılığını gözler önüne seren farklı Barbie bebekler ile 1968’den kalma oyuncak zaman makinesi, sevilen program Susam Sokağı’nın ilk dönem oyuncağı gibi ilgi çekici oyuncaklar yer alıyor. Ayrıca Hot Wheels, UNO, Monster High ve Fisher-Price imzalı diğer özel parçalar, Mattel’in popüler kültürle kurduğu uzun soluklu bağa dikkat çekiyor. Ocak sonuna kadar devam edecek Sergi süresince çocuklara yönelik yaratıcı atölyeler ve müzenin tiyatro alanında gerçekleştirilecek Mattel lisanslı film gösterimleri de programda yer alıyor. Ziyaretçilere, oyunun güçlü bir anlatı ve kültürel aktarım aracı olduğunu hatırlatan bu çok katmanlı deneyim, ocak ayı sonuna kadar İstanbul Oyuncak Müzesi’nde ziyaret edilebilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pera Müzesi Sanatseverleri “Buluşma Noktası”na Bekliyor Haber

Pera Müzesi Sanatseverleri “Buluşma Noktası”na Bekliyor

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Öğrenme Programları, ziyaretçilerini ağırlamaya devam eden Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar sergisinden ilhamla hazırladığı “Buluşma Noktası” başlıklı yeni öğrenme programını 18 yaş ve üzeri katılımcılarla buluşturuyor. 4 – 16 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek atölye programı, katılımcıları sanatla kurulan ilişkiyi duygular, imgeler ve yorumlama pratikleri üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Serginin kavramsal çerçevesinden yola çıkan “Buluşma Noktası”, geçicilik ve kalıcılık, biriktirme, koleksiyon ve koruma gibi temaları duygular ekseninde ele alıyor. Program; dikiş, çizim, yazı ve kolaj gibi farklı üretim araçlarını bir araya getirerek katılımcıların sanat yapıtlarıyla kurdukları karşılaşmaları kişisel ve kolektif bir deneyim alanına dönüştürüyor. Duyguların haritasını çizmek Program kapsamında gerçekleştirilecek Sanatçı Gözde İlkin ile “Duygu Parçacıkları” başlıklı atölye, katılımcıları Ortak Duygular sergisinin açtığı karşılaşma alanlarından yola çıkarak hislerin dolaşımını birlikte deneyimlemeye çağırıyor. 4 Ocak Pazar saat 14.00’te düzenlenecek atölyede katılımcılar, sergide açığa çıkan duygu ve hikâyeleri basit çizim, yama ve dikiş teknikleriyle içi dolgulu kumaş formlar üzerine işleyerek duyguların görsel ve dokunsal bir haritasını oluşturuyor. Atölye sonunda her katılımcı, kendi duygu durumunu temsil eden “duygu parçacıkları” ile programdan ayrılıyor. Bakmak ve görmek arasında Umut Nur Sungur yürütücülüğünde 9 Ocak Cuma saat 19.00’da düzenlenecek “Yaratıcı Farkındalık: Bir İmgeyi Görmek, Dinlemek” başlıklı atölye, bakmak ve görmek arasındaki farkı görsel okuryazarlık üzerinden ele alıyor. Ortak Duygular sergisindeki eserlerden yola çıkılarak kurgulanan bu çalışmada katılımcılar, imgelerin anlam katmanlarını keşfederken empati kurma, farklı bakış açıları geliştirme ve anı deneyimleme pratiklerini sanat aracılığıyla derinleştiriyor. Çok sesli bir buluşma alanı Programın son atölyesi olan “Çok Sesli Fanzin Yaratımı”, sergideki eserlerin uyandırdığı duyguları yazı, çizim, kolaj ve fotoğraf gibi farklı üretim biçimleriyle kişisel bir fanzine dönüştürmeye odaklanıyor. Yürütücülüğünü Başak Günaçan’ın üstlendiği ve 16 Ocak Cuma saat 19.00’da yapılacak atölyede, katılımcıların bireysel sesleriyle şekillenen sayfalar yan yana geldiğinde, farklı duyguların birbirine dokunduğu kolektif bir ifade alanı ortaya çıkıyor. Atölye, kişisel üretim süreçlerinin paylaşım ve karşılaşma yoluyla çoğaldığı çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rolls-Royce’dan 100 Yıllık Efsanesine Özel Koleksiyon  Haber

Rolls-Royce’dan 100 Yıllık Efsanesine Özel Koleksiyon 

100 yıldır Phantom, dünyanın en etkili isimleri tarafından tercih edilen, başarı ve seçiciliğin nihai sembolü olarak tanınıyor. Efsanevi Phantom’un 100. yılı kutlanırken, Rolls-Royce Motor Cars Phantom Centenary Private Collection ile saygı duruşunda duruyor ve sadece 25 adet ile sınırlı bu özel koleksiyonu kutluyor. Rolls-Royce Bespoke (kişiselleştirme) Collective’in tasarımcı, mühendis ve ustaları, tüm uzmanlıklarını ve yaratıcılıklarını bir araya getirerek, markanın başyapıtı olarak nitelendirilebilecek bu eşsiz koleksiyonu hayata geçirdi. Rolls-Royce Bespoke ekibi, 1920’lerden günümüze Phantom’un her neslinin ruhunu ve kimliğini detaylı bir şekilde inceleyerek, modelin dünyasına tam anlamıyla nüfuz etti. Bespoke ekibi, Phantom’un önemli sahiplerini, Rolls-Royce’un kilit isimlerini, modelin tasarlanıp üretildiği mekanları ve dönemin ruhunu yansıtan önemli olayları detaylı bir şekilde araştırdı. Bu ilham kaynakları, önce 77 el çizimi motif olarak tasarlandı ve ardından Phantom Centenary Private Collection’a özenle işlenmiş arşiv referanslarıyla yansıtıldı. Ortaya çıkan bu özel koleksiyon, Phantom’un geçmişine saygı duruşunda bulunurken, bugününü tanımlıyor ve önümüzdeki 100 yıl boyunca modelin mirasını şekillendirecek prensipleri ortaya koyuyor. Her tarihi an, bu nadir ve koleksiyon değeri taşıyan saygı duruşu için özel olarak geliştirilen ileri düzey zanaatkarlık teknikleri ile hayata geçiriliyor. İç mekânda, couturier tasarımı tekstiller, çizim stilinde nakışlar, lazerle işlenmiş deri ve öncü ahşap işçiliği – üç boyutlu marküteri, altın varak ve üç boyutlu mürekkep katmanlama dahil – Phantom’un hikayesini çarpıcı ve detaylı bir şekilde anlatıyor. Dış tasarımda, kaput benzersiz bir Spirit of Ecstasy figürü ile taçlandırılıyor. Bu figür, Phantom’un ilk modelinde ilham alınarak yeniden yorumlandı ve bu özel yıldönümünü anmak için saf altından üretildi. Dış tasarım: Zarif ve özel Bespoke ifadesi Siyah – beyaz bir film yıldızının zamansız zarafetini yansıtan Phantom Centenary Private Collection’ın dış tasarımı, Phantom’un galalarda boy gösterdiği, sinema ikonlarını taşıdığı ve dönemin ışıltısının simgesi haline geldiği Hollywood’un altın çağını anımsatıyor. Araç, Bespoke iki tonlu boya ile tamamlanıyor ve uzun yüzeylerdeki bu uygulama, 1930’lu yılların Phantom modellerinin akıcı silüetine saygı duruşu niteliğinde. Yan gövde, Arctic White üzerine Super Champagne Crystal kaplamasıyla sunulurken, üst gövde siyah üzerine Super Champagne Crystal ile tamamlanıyor. Özel olarak geliştirilen bu kaplama, dış yüzeye olağanüstü bir metalik parlaklık kazandırıyor. Bu etki, şeffaf verniğe ince öğütülmüş cam parçacıklarının eklenmesiyle sağlanıyor. Bu özel kutlama Private Collection için, Rolls-Royce boya uzmanları, şeffaf parçacıkları şampanya rengi partiküllerle değiştirerek miktarını iki katına çıkardı ve böylece büyüleyici bir derinlik elde etti. Bu zamansız kaplama, Spirit of Ecstasy’nin benzersiz bir yeniden yorumlanmasıyla taçlandırılıyor. Phantom’a takılan ilk Spirit of Ecstasy figürünü referans alan tasarımcılar, bu ikonik figüre bir saygı duruşu niteliğinde tasarım ortaya çıkardı; önce 18 ayar saf altın ile dökülen figür, ardından 24 ayar altın kaplama ile tamamlanarak kusursuz ve kararmaya dayanıklı bir yüzey sunuyor. Parça, Londra’daki Hallmarking & Assay Office’e sunularak, özel olarak geliştirilen “Phantom Centenary” damgasını aldı. Rolls-Royce tarihinde bir ilk; altın ve beyaz mineli “RR” Figürün tabanı, el dökümü beyaz cam mine ile tamamlanıyor ve koleksiyonun adı özenle işlenerek kazınıyor. Rolls-Royce tarihinde bir ilk olarak, aracın ön, arka ve yan taraflarında yer alan “RR” Onur Rozeti, koleksiyona özel 24 ayar altın ve beyaz mine ile sunuluyor. Dış tasarımın tamamlayıcısı olarak, her biri 25 çizgiyle işlenmiş Phantom jantları yer alıyor. Bu detay, koleksiyondaki 25 araca saygı duruşu niteliğinde olup, toplamda 100 çizgi ile Phantom’un 100. Yılı kutlanıyor. İç tasarım: Phantom efsanesine yolculuk Phantom’un bir asırlık hikayeleri, Private Collection’ın iç mekandaki birçok yüzeyde zarif bir şekilde hayat buluyor; bazıları hemen fark edilen, bazıları ise zamanla keşfedilen görkemli arşiv referanslarıyla anlatılıyor. Geçmiş Phantom modellerine bir saygı duruşu olarak, Phantom Centenary’in iç mekânı tekstil ve deriyi bir araya getiriyor; bu tasarım, markanın ilk yıllarını anımsatıyor; şoför koltuğu dayanıklı deri ile arka kabin ise lüks kumaşlarla kaplanıyordu. Bu zarif kontrast, Phantom’un her zaman sürüşteki otorite ile yolcu kabinindeki mutlak huzuru mükemmel bir dengeyle bir araya getirdiğini gözler önüne seriyor. Arka koltuklar: Ustalığın zirvesi Phantom Centenary’in arka koltukları, 1926 yapımı ünlü “Phantom of Love” modelinden ilham alıyor. O dönemlerde, koltuklar el dokuması Aubusson halılarıyla özel olarak tasarlanmıştı. Koltuklardaki sanat eserleri, üç farklı hikâye katmanı üzerinden anlatılıyor. İlk katman, yüksek çözünürlüklü baskı ile tasarlanan arka plan, Phantom’un tarihine ait önemli mekanları ve objeleri gözler önüne seriyor. Bu detaylar, Londra’daki markanın ilk adresi Conduit Street’ten, Henry Royce’un Güney Fransa’yı konu alan yağlı boya tablolarına kadar uzanıyor. İkinci katman, yüksek çözünürlüklü baskı ile tasarlanmış olup, geçmişin ikonik Phantom modellerini ince detaylarla gözler önüne seriyor. Üçüncü ve en üst katman, Phantom’un her neslinden yedi önemli sahibi soyut bir şekilde temsil eden özenle işlenmiş nakışlarla oluşturuluyor. Bu özel kumaş, bir moda atölyesi ile iş birliği içinde 12 ay süren titiz bir çalışma sonucunda geliştirildi ve haute couture dünyasının ötesinde ilk kez Phantom Centenary için kullanıldı. Rolls-Royce’un yüksek standartlardaki dayanıklılık, dokunsal kalite ve estetik beklentilerini karşılamak üzere, yüksek çözünürlüklü baskı süreci Phantom Centenary Private Collection için özel olarak geliştirilmiş mürekkepler ve tekniklerle mükemmelleştirildi. Rolls-Royce tarihinin en detaylı koltuk kompozisyonu Yüksek çözünürlüklü baskılı kumaş, benzersiz bir el çizimi görünümü sunan özenle tasarlanmış nakışlarla tamamlanıyor. Bespoke Collective tarafından “iplikle eskiz yapmak” olarak tanımlanan bu özel nakış tekniği, bir kalem çizgisinin ifadesini tekstil üzerinde kusursuz bir şekilde yansıtıyor. Her bir görseli öne çıkarmak ve tanımlamak üzere ustalar, Golden Sands ipliği ile eskiz tarzında düzensiz dikişler uyguladı. Bu teknik, çizgilerin yüzeyin üzerinde hafifçe süzülüyormuş gibi görünmesini sağlıyor. Doku ve derinlik, Seashell ipliği ile yüksek yoğunluklu dikişler uygulanarak sağlandı. Tüm kompozisyon boyunca bu özenli işçilik, toplamda 160.000’den fazla dikişten oluşuyor. Tamamlanan eser, her biri tam hassasiyetle hizalanmış ve koltukların kıvrımlarına uyacak şekilde yerleştirilmiş 45 ayrı panelden oluşuyor. Bu süreç, Savile Row terzilik tekniklerinden ilham alınarak gerçekleştirildi ve sonuç olarak Rolls-Royce tarihinin en detaylı koltuk kompozisyonu ortaya çıktı. Arka koltukların, el dokuması bir halının çağdaş yorumu olarak tasarlandığını belirten Celina Mettang (Bespoke Colour and Material Designer, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Phantom’un hikayesi, özenle seçilmiş detaylar aracılığıyla tekstil ve nakışlarla gözler önüne seriliyor. Her bir nakış detayı, ustalar tarafından dijital olarak yeniden tasarlanarak işlendi ve her çizgi için özel dikiş teknikleri titizlikle seçildi. Örneğin, at motifinde saç dokusunu canlandırmak için aralıklı dikişler, kasları ve hatları belirginleştirmek için ise yoğun dikişler uygulandı. Bu ince detayların kusursuz bir şekilde uygulanabilmesi için olağanüstü bir hassasiyet gerekiyordu; bir motif, istenilen mükemmelliğe ulaşana kadar 24 kez revize edildi. Bu süreç, Phantom’un adını onurlandıran özel bir saygı duruşu yaratırken hissettiğimiz derin kişisel gururu ve bu ikonik mirası gelecek nesillere taşıma sorumluluğunu gözler önüne seriyor.” Ön koltuklar: Sürüş kabininde tasarımın zirvesi Ön koltuklardaki deri, Bespoke tasarımcı tarafından el çizimi olarak hazırlanan çalışmalar temel alınarak lazerle işlenmiş olup, çizerin ustalığını ve detaycılığını yansıtıyor. Motifler arasında, Phantom’un 100 yıllık mirasının olağanüstü ağırlığını zarif bir şekilde taşıyan sembolik detaylar yer alıyor. Bunlar arasında, 2003’teki Rolls-Royce yeniden lansmanının kod adı olan “Roger Rabbit”e gönderme yapan bir tavşan ve 1923 Phantom I prototipinin kod adı olan martı yer alıyor. Anthology Gallery: 100 yıldır anlatılan seçilen bir hikâye Phantom Centenary Private Collection’ın merkezinde, Anthology Gallery yer alıyor. Bu etkileyici kompozisyon, dikey olarak fırçalanmış 50 adet 3D baskılı alüminyum “kanatçıktan” oluşuyor ve bir kitabın sayfaları gibi zarif bir şekilde iç içe geçiyor. Her bir kanatçık, her iki tarafından da okunabilen oyma harflerle tasarlanmış olup, Phantom’un bir yüzyıl boyunca basında yer alan övgü dolu alıntılardan oluşuyor. Heykel, düşen havai fişeklerin ışıltısını çağrıştıran değişken ışıklandırmalarla zarif bir şekilde aydınlatılıyor. Her bir kanatçığın fırçalanmış kenarları, izleyicinin bakış açısına göre değişen yansıma ve ışık oyunları oluşturuyor. Ahşap işçiliği: Heykelsi bir ifade Phantom Centenary Private Collection, Rolls-Royce tarihinde yaratılmış en karmaşık ve detaylı ahşap işçiliğini içeriyor. Bir yıl süren bir çalışma sonucunda geliştirilen ve Blackwood ile renklendirilmiş kapı panelleri, Phantom’un en önemli ve dönüm noktası niteliğindeki yolculuklarını gözler önüne seriyor. Her bir kompozisyonda, coğrafi haritalar, kıvrımlı yollar, geniş manzaralar, bitkisel detaylar ve deneysel araba tasvirleri, Phantom’un mirasını yansıtan yaşayan bir sanat eseri yaratacak şekilde bir araya getiriliyor. Arka kapılar, Sir Henry Royce’un kış aylarını geçirdiği St. Tropez yakınlarındaki Le Rayol-Canadel-sur-Mer kıyı şeridini betimliyor. Ön yolcu kapısında, Sir Henry Royce’un yazlık konutunun bulunduğu West Wittering’in manzarası yer alıyor. Burası, günümüzde Rolls-Royce’un merkezi olan tesise yalnızca sekiz mil uzaklıkta bulunuyor. Sürücü kapısında, Goodwood döneminin ilk Phantom’ının Perth’ten başlayarak Avustralya kıtasını kat ettiği destansı 4.500 millik yolculuk anlatılıyor. Her bir kompozisyonda, derinlik ve doku yaratmak amacıyla 3 boyutlu çok yönlü marküteri, lazer kazıma, 3 boyutlu mürekkep katmanlama ve altın varak teknikleri bir araya getiriliyor. Haritalar, manzaralar, çiçekler ve ağaçlar gibi motifler, lazer kullanılarak ahşaba üç farklı derinlikte işleniyor. Bu yolculukları temsil eden yollar, 0.1 mikrometre kalınlığındaki altın varak karelerinden işlenmiş 24 ayar altınla parlatılıyor. Her bir yol özenle hazırlanıyor, kesiliyor ve yerleştiriliyor. Arka kapılarda, Güney Fransa’ya özgü çam, servi, eğrelti otu ve palmiye gibi bitki örtüleri de yer alıyor. Arka yolcu kapısının bir bölümü ise Sir Henry Royce’un bölgeye ait orijinal yağlı boya tablolarından birini, tuvalden ahşaba aktararak yeniden canlandırıyor. Royce’un evlerinin tam konumları – Güney Fransa’daki Villa Mimosa ve West Wittering’deki Elmstead – 2.76 mm çapında tek bir altın varak noktasıyla özenle işaretleniyor. Phantom’un hikayesinin farklı yönlerini bir araya getiren kompozisyonu oluşturmak için orijinal metinler, günlükler, fotoğraflar ve tablolar gibi eşsiz bir kaynak yelpazesinden yararlandıklarını belirten Katrin Lehmann (Bespoke Colour and Material Designer, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Bu proje için geliştirilen yeni teknolojiler, özellikle 3 boyutlu mürekkep katmanlama, daha önce mümkün olmayan ölçekte detayların eklenmesine olanak sağladı – bazıları yalnızca 0.13 mm yüksekliğinde; denizde yelken açan bir tekneden haritadaki konum isimlerine kadar her detay titizlikle işlendi. Phantom’un tarihindeki anları, bu ismi taşıyan modelin hak ettiği detay ve titizlikle hayata geçirebilmek büyük bir ayrıcalık.” Kapılardaki ahşap yüzeyler, özenle işlenmiş deri panellere dönüştürülüyor. 24 ayar altın “yollar”, altın iplik işlemeler olarak devam ediyor; haritalar ve manzaraların detayları siyah iplikle işlenerek kapıların kaplamalı bölümündeki kazınmış detayları yansıtıyor. Ahşap işçiliği, 1925 model orijinal Phantom I ve günümüz Phantom VIII’in tasvirleriyle tamamlanıyor; her biri arka piknik masalarına özenle kazınmış olarak sunuluyor. Modeller, piknik masalarının deri kaplı arka yüzeylerindeki işlemelerde de yansıtılıyor; bu, geçmiş ile günümüzü bir araya getiren bir diğer ince detay olarak öne çıkıyor. Piano Black kaplama, merkezi döner düğmeyi yansıtan altın tozu ile zenginleştirilmiş; söz konusu düğme de 24 ayar altın kaplamaya sahip olarak sunuluyor. Altın bir miras 6,75 litrelik V12 motor gibi muazzam bir mühendislik harikası, Arctic White ile tamamlanmış özel tasarım bir kapakla öne çıkarılıyor. Kapak, Phantom’un modern efsanesini ve başarısını şekillendiren kusursuz gücü onurlandırmak için 24 ayar altın detaylarla süsleniyor. Starlight (Yıldız tavan) altında Phantom’un hikayesi Hafif animasyonlu ve işlemeli Starlight tavan döşemesi, Phantom’un tarihindeki önemli anları 440.000 dikişle yansıtıyor. Tasarım, Henry Royce’un Wittering’deki bahçesinde, iki yakın meslektaşı – markanın Baş Motor Tasarımcısı Charles L. Jenner ve Rolls-Royce’un deneysel departmanının baş test sürücüsü Ernest Hives – ile birlikte dut ağacının altında fotoğraflandığı anı yansıtacak şekilde tasarlandı. Bespoke Collective, bu andan ilham alarak, Starlight tavan döşemesinin altında oturan müşterilerin Royce’un bir zamanlar yaşadığı gibi kendi hayal gücü ve olasılık kıvılcımlarını deneyimleyebileceği bir ilham atmosferi yaratmayı amaçlıyor. Sahne, markanın Goodwood’daki merkezinin avlusundaki karakteristik kare taçlı ağaçları da içerecek şekilde tasarlanıyor. Bal arıları – Rolls-Royce Arıcılığı’ndaki 250.000 sakinine atıfta bulunan bir detay – uçuş halinde tasvir ediliyor; muhtemelen yalnızca Rolls-Royce’un merkezinde yetiştirilen Phantom Rose’a doğru ilerliyorlar. Takımyıldızlarının arasında, geçmişin önemli Phantom modellerine sessiz övgüler yer alıyor; bunlar arasında, Sir Malcolm Campbell’in “Bluebird” olarak bilinen Phantom II’sini temsil eden bir kuş motifi de bulunuyor. Dut yapraklarının arasında, Goodwood döneminin ilk Phantom’unun tasarlandığı gizli 1990’lar tasarım stüdyosu “The Bank’teki” kasa kapısı kilit mekanizmasına ince bir gönderme yer alıyor. Hareket halinde unutulmaz bir miras Phantom Centenary Private Collection’ı hayata geçiren tasarımcılar, mühendisler ve zanaatkarlar için bu araç, nesilde bir kez üstlenebilecek türden özel bir sorumluluk anlamına geliyor. Ortaya konan bu eser, Phantom’un doğuşuna ilham veren aynı ruhu yansıtıyor: markanın mükemmelliğe olan sarsılmaz bağlılığını ve dünyanın en iyi aracını yaratma tutkusunu simgeliyor. Rolls-Royce Phantom Centenary Private Collection, dünyanın en saygın lüks ürününün 100 yıllık mirasına adanmış bir saygı duruşu olarak sunulduğunu belirten Chris Brownridge (Chief Executive, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Bu ödünsüz sanat eseri, özenle tasarlanmış Phantom VIII’i bir tuval olarak kullanarak Phantom’un olağanüstü yaşam öyküsünü ve onu şekillendiren insanları anlatıyor; Rolls-Royce’daki vizyonerlerden, efsanesinin oluşmasına katkıda bulunan sahiplerine kadar tüm hikayeyi kapsıyor. Bir yüzyıldır, Phantom isim plakası, Rolls-Royce’un yeteneklerinin zirvesini simgeliyor. Bu mirası onurlandırmak amacıyla hazırlanan son derece iddialı Private Collection, yeni teknikler sunuyor ve 40.000 saatten fazla emeğin ürünü olarak ortaya çıktı. Bu araç, Phantom’un hırs, sanatsal yaratıcılık ve tarihi ağırlık simgesi olarak statüsünü yeniden teyit ediyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hızlı moda tüketicilere yetişemiyor, artık 52 farklı mikro sezon koleksiyonu çıkıyor Haber

Hızlı moda tüketicilere yetişemiyor, artık 52 farklı mikro sezon koleksiyonu çıkıyor

Beğeni algısı sosyal medyayla birlikte durmaksızın değişirken, hızlı moda sektörü tüketicilere yetişemiyor. Markalar artık sadece dört mevsim değil, 52’den fazla mikro sezona imza atarak koleksiyon yayımlıyor. Bu hızın bir çıktısı olarak yoğun rekabet ortamında ayakta kalmaya çalışan moda sektöründe inovasyon, verimlilik ve büyümeyi yönlendirme konusunda güçlü bir kariyere sahip Stratejik Perakende Operasyonları Lideri Gözde İnan, hızlı moda sektöründeki markalar için yol haritasını paylaşırken, uyarlanabilir son teknolojik gelişmelere de ışık tuttu. “Farklı koleksiyonlar ve müşteri deneyimlerinde eşzamanlı fırsatlar yaratmak mümkün” Uluslararası etkiye sahip ölçeklenebilir, veri odaklı çözümler sunmasıyla ve hem bölgesel hem de kurumsal düzeyde organizasyonel gelişime doğrudan katkıda bulunmasıyla tanınan Gözde İnan, şu açıklamada bulundu: “Her iş modeli farklı dinamikler taşır. Bu yüzden hızlı aksiyon almak, doğru ekipleri bir araya getirmek ve vizyonu sürekli güncel tutmak kritik. Hızlı moda sektöründe de doğru yönetim modellerini tercih etmek, müşteri memnuniyetini artırırken; ekonomik ve toplumsal fayda yaratmayı mümkün kılıyor. Tek bir projeye odaklanmak yerine, farklı koleksiyonlar ve müşteri deneyimleri üzerinden eşzamanlı fırsatlar yaratmak mümkün.” “RFID gibi teknolojiler doğru yönetildiğinde sürdürülebilirliği destekliyor” Sürdürülebilir başarı için vizyonu sürekli güncel tutmanın önemini vurgulayan Stratejik Perakende Operasyonları Lideri Gözde İnan, “Bir lider olarak her şeyi tek başınıza yapamazsınız ama doğru ekipleri bir araya getirip süreçleri yönlendirildiğinde başarı, uzun vadeli bir değer haline geliyor. Müşteri memnuniyeti ve sektöre kattığınız değer de en az ekonomik sonuçlar kadar önemlidir. Örneğin sadece bir trend değil, sektöre dönüşen hızlı modada yenilenen koleksiyonlar, kitlelerin algısını hızla etkilerken satışlara ivme kazandırıyor. Bu süreç, Radyo Frekansı ile Tanımlama (RFID) gibi teknolojilerin yardımıyla doğru yönetildiğinde sürdürülebilirliği de destekleyebiliyor. Üretim ve satış süreçleri, çevreye duyarlı yöntemlerle birleştiğinde hem müşteri hem de toplum için değer yaratıyor” ifadelerini kullandı. “Teknolojiyi sahada doğru kullanmak, yöneticilere stratejik konular için alan açtı” RFID’nin ülke çapında uygulanmasına öncülük eden Stratejik Perakende Operasyonları Lideri Gözde İnan, RFID teknolojisinin mağazalara entegrasyon sürecinde edindiği deneyimleri şöyle anlattı: “Teknolojiyi doğru yönetmek, sadece operasyonel süreçleri hızlandırmakla kalmıyor, müşteri memnuniyetini de artırıyor. RFID gibi teknolojiler de sadece mağazacılık süreçlerinde hız değil; aynı zamanda doğru karar alma imkanı da sağlıyor. RFID uygulamasıyla birlikte ürünlerin mağazadaki hareketini anlık olarak takip edebildik. Bu, mağazaların operasyonel hızını artırdı ve müşteri deneyimini daha güçlü hale getirdi. Teknolojiyi sahada doğru kullanmak, yalnızca işgücünü azaltmakla da kalmadı. Yöneticilere daha stratejik konulara odaklanma fırsatı verdi. Mağaza başına kağıt kullanımı %80 oranında düşürdü.” “Asıl mesele dönüşümü doğru yönetmek” Perakende sektöründe uzun yıllar yöneticilik yapmasının yanı sıra, görev devri ve dijital sipariş konsolidasyonu gibi temel sistemler geliştirerek ölçülebilir gelir artışı, kayıp azaltma ve iş akışı optimizasyonu sağlayan Gözde İnan, “RFID’nin sağladığı verimliliği, mağaza ekiplerimizi eğiterek ve yönlendirerek günlük operasyonların bir parçası haline getirdik. Bu sayede mağazacılık daha dinamik, hatasız ve müşteri odaklı ilerledi. Nitekim teknoloji sadece bir araç değil, doğru yönetildiğinde sektöre uzun vadeli değer katan bir strateji. Moda sektörü sürekli yenileniyor. RFID gibi çözümler, bu yenilenmeye hız ve doğruluk kazandırıyor. Asıl mesele, bu dönüşümü doğru şekilde yönetebilmek” diyerek sözlerini tamamladı.

George Hogg ile İkonik ve Zamansız Şıklık Haber

George Hogg ile İkonik ve Zamansız Şıklık

Sezonlara bağlı kalmaksızın her an giyilebilecek, rafine detayları ve kaliteli materyalleriyle öne çıkan koleksiyon, sofistike tarzı konforla birleştiriyor. Kadın Koleksiyonu: Elegan ve Zahmetsiz Şıklık George Hogg kadın koleksiyonu, zamansız renk paleti ve şık detaylarıyla her stile uyum sağlıyor. Siyah rugan yüzeylerden nötr tonlara, krokodil dokulu tasarımlardan zarif toka detaylarına kadar her parça, modern ve klasik çizgileri kusursuzca harmanlıyor. Sıcak tonlardaki stiletto ve deri ayakkabılar, gündüzden geceye her kombinle mükemmel uyum sağlıyor. Loafer’lar, şehir hayatının temposuna rahatlık katarken, el örgüsü modeller yüksek kaliteli işçiliğiyle şıklık ve dayanıklılığı bir arada sunuyor. Hakiki deri dokular ve ince el işçiliğiyle tasarlanan modeller, her adımda özgüvenli ve zarif bir duruş vadediyor. Erkek Koleksiyonu: Klasik ve Modernin Mükemmel Dengesi George Hogg erkek koleksiyonu, klasik şıklığı günümüzün modern detaylarıyla buluşturuyor. Toprak tonlarındaki süet ayakkabılar, hem şık hem de dayanıklı yapılarıyla dikkat çekiyor. Rahat ve zamansız loafer tasarımları, dinamik bir stil sunarken, ekstra ince ve esnek tabanlarıyla makosenler şıklığı konforla tamamlıyor. El işçiliğinin incelikle işlendiği her model, uzun yıllar modası geçmeyecek fonksiyonel tasarımlar olarak öne çıkıyor. Her detayında özenli işçiliği hissedebileceğiniz bu koleksiyon, klasik ve moderni bir araya getirerek zamansız bir stil sunuyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.