Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kolesterol

Kapsül Haber Ajansı - Kolesterol haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kolesterol haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, İnmede Erken Müdahalenin Önemine Dikkat Çekiyor Haber

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, İnmede Erken Müdahalenin Önemine Dikkat Çekiyor

Dünya genelinde ölüm ve kalıcı engellilik nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan inme, erken müdahalenin hayati önem taşıdığı ciddi bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya İnme Örgütü verilerine göre, 25 yaş üzerindeki her dört kişiden biri yaşamı boyunca inme geçirme riskiyle karşı karşıya kalırken, dünyada her yıl yaklaşık 12 milyon yeni inme vakası meydana geliyor.[1] Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, “İnmede Çare Erken Müdahale” mesajıyla, 29 Ekim Dünya İnme Günü’nde inme belirtilerinin zamanında fark edilmesi ve hızlı müdahalenin önemi konusunda toplumsal bilinci artırmayı amaçlıyor. İnmede Her Dakika Hayati Önem Taşıyor Halk arasında beyin felci olarak da bilinen inme, beyne giden kan akışının bir damar tıkanıklığı veya kanama nedeniyle bozulması sonucu meydana geliyor. Beynin yeterli oksijen ve besine ulaşamaması, kısa sürede beyin dokusunda hasara yol açabiliyor. Yüzde ani kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, ani görme kaybı ve denge sorunları inmenin başlıca belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin aniden ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması, hastanın doğru tedaviye zamanında ulaşabilmesi açısından kritik önem taşıyor. İnme belirtilerini bilmenin yanı sıra bu belirtiler karşısında hızlı hareket etmenin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Semih Giray, “İnme söz konusu olduğunda zaman, tedavinin başarısını belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Beyne giden kan akışının bozulduğu her dakika, beyin dokusunda geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelebilir. Ancak uygun hastalarda zamanında gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler sayesinde kalıcı hasar riskini azaltmak mümkün olabiliyor. Bu nedenle toplumda yalnızca inme belirtilerinin bilinmesini değil, bu belirtiler karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiğinin de öğrenilmesini önemsiyoruz. Yüzde kayma, kol veya bacakta güç kaybı ya da konuşmada ani bozulma gibi belirtiler fark edildiğinde geçmesini beklemeden 112 aranmalı. Çünkü inmede kaybedilen zaman, sağlıklı bir geleceği de etkileyebilir” dedi. İnme Her Yaşta Görülebiliyor Toplumda sıklıkla ileri yaşlarla ilişkilendirilen inme, genç ve orta yaş grubundaki bireyleri de etkileyebiliyor. Dünya İnme Örgütü verilerine göre, her yıl meydana gelen inmelerin yaklaşık %63’ü 70 yaşın altındaki kişilerde görülüyor.[2] Türkiye'de yapılan epidemiyolojik çalışmalar da inmenin yalnızca ileri yaş gruplarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 125 bin yeni inme vakası meydana gelirken, inme geçiren kişilerin %17,4’ünü 50 yaşın altındaki bireyler oluşturuyor.[3] Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, kalp ritim bozuklukları, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlik, inme riskini artıran başlıca faktörler arasında bulunuyor. Düzenli sağlık kontrolleri, mevcut hastalıkların kontrol altında tutulması, dengeli beslenme ve fiziksel aktivite gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları ise inme riskinin azaltılmasında önemli rol oynuyor. İnme riskinin azaltılmasında sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Semih Giray, “İnme riskini artıran faktörlerin önemli bir bölümü, yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ve düzenli sağlık kontrolleriyle kontrol altına alınabilir. Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve kalp ritim bozuklukları inme riskini artıran başlıca sağlık sorunları arasında yer alırken; sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlik de bu riski artırabiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sigaradan uzak durmak ve mevcut hastalıkları hekim kontrolünde takip etmek büyük önem taşıyor. İnme konusunda farkındalığın yalnızca belirtileri tanımakla sınırlı kalmaması, hastalık ortaya çıkmadan önce alınabilecek önlemleri de kapsaması gerektiğine inanıyoruz. Unutmamalıyız ki inme riskini azaltmak için bugün atacağımız adımlar, gelecekte sağlığımızı korumamızda önemli bir fark yaratabilir” dedi. İnme Farkındalığını Güçlendirmek İçin Anlamlı İş Birliği İnmenin yalnızca bireylerin sağlığını değil, ailelerini ve sosyal yaşamlarını da derinden etkileyebilen bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve Boehringer Ingelheim Türkiye, “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasıyla erken müdahale bilincinin toplumun her kesimine yayılmasını hedefliyor. Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü & İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Boehringer Ingelheim Türkiye olarak, insanların yaşamlarını olumlu yönde değiştirme hedefimiz doğrultusunda, yenilikçi tedavilerin geliştirilmesine katkı sunmanın yanı sıra toplumsal sağlık bilincinin güçlendirilmesini de önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. İnme gibi erken müdahalenin hayati önem taşıdığı sağlık sorunlarında, doğru bilginin insanlara ulaşmasının büyük bir fark yaratabileceğine inanıyoruz. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ile yürüttüğümüz bu değerli iş birliği kapsamında, inme belirtilerine yönelik farkındalığı artırmayı ve toplumda hızlı müdahale bilincini güçlendirmeyi amaçlıyoruz. ‘İnmede Çare Erken Müdahale’ mesajımızla, herkesin hem kendisi hem de sevdikleri için belirtileri tanımasının ve doğru zamanda harekete geçmesinin önemini vurguluyoruz. Toplum sağlığına katkı sunan farkındalık çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. İnmede Çare Erken Müdahale İnme konusunda doğru bilginin yaygınlaştırılması ve erken müdahale bilincinin güçlendirilmesi amacıyla sürdürülen “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyası, Dünya İnme Günü kapsamında farkındalık mesajlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle inme belirtilerinin tanınması, risk faktörlerine yönelik bilinç oluşturulması ve erken müdahalenin öneminin anlatılması için çalışmalarını sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat! Haber

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat!

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir. İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak. Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir. Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beslenmede Mucize Besin ve Trendlere Karşı Uyarı Haber

Beslenmede Mucize Besin ve Trendlere Karşı Uyarı

Kalp, kanı vücuda pompalayarak organ ve dokuların ihtiyaç duyduğu oksijen ve besin ögelerinin taşınmasını sağlıyor ve yaşamın devamlılığında hayati bir rol üstleniyor. Kalp sağlığının korunmasında genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıkları da önemli rol oynuyor. Bu tercihlerin başında da beslenme alışkanlıkları geliyor. Ancak sosyal medya ve popüler trendler doğrultusunda sık sık gündeme getirilen mucizevi besinler ya da farklı beslenme önerileri; kulaktan dolma bilgiyle doğru bilgiyi birbirinden ayırmayı zorlaştırıyor. İşte bu noktada bilimsel bilgi, hangi besinin ne miktarda ve hangi beslenme düzeninin parçası olarak tüketilmesi gerektiğini anlamak açısından yol gösterici rol üstleniyor. Kalp Sağlığıyla İlgili En Yaygın 5 Yanlış İnanış ve Bilimsel Gerçekler Sosyal medyada bir bilginin sıkça paylaşılmasının, o bilginin bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, sağlık ve beslenme konusunda güvenilir kaynaklara ve bilimsel araştırmalara dayanan bilgilerin rehber alınmasının önemine dikkat çekiyor. Beslenme ve gıdada doğru bilgiyi toplumla buluşturma misyonuyla çalışmalarını sürdüren Vakıf, kalp sağlığı konusunda yaygın olarak doğru kabul edilen 5 yanlış inanışı ve bunlara ilişkin bilimsel gerçekleri paylaşıyor. 1-Zeytinyağı ne kadar çok tüketilirse o kadar iyidir. (YANLIŞ) Zeytinyağı, içerdiği tekli doymamış yağ asitleri ve antioksidan bileşenler nedeniyle dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeninin önemli bir parçasıdır. Ancak sağlıklı bir besin olması, sınırsız miktarda tüketilebileceği anlamına gelmez. Gereğinden fazla tüketilmesi günlük enerji alımının artmasına neden olabilir. Önemli olan zeytinyağını dengeli bir beslenme düzeni içinde, uygun miktarlarda tüketmektir. 2-Kolesterol içeren her gıda zararlıdır. (YANLIŞ) Uzun yıllar boyunca yumurta gibi kolesterol içeren besinlerin kalp sağlığı açısından olumsuz etkileri olduğu düşünülmüştür. Ancak güncel bilimsel çalışmalar, kan kolesterol düzeyleri üzerinde besinlerle alınan kolesterolün yanı sıra, özellikle doymuş ve trans yağ tüketimi başta olmak üzere beslenme düzeninin bütününün etkili olduğunu gösteriyor. Yumurta gibi kaliteli protein ve elzem besin ögeleri içeren gıdalar, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Bu nedenle yalnızca besinlerin içerdiği kolesterole değil, beslenme düzeninin bütününe odaklanmak önem taşıyor. 3-Kalp hastalığı yalnızca ileri yaşlarda görülür. (YANLIŞ) Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan sağlık sorunları değildir. Ateroskleroz olarak adlandırılan, damar duvarlarında plak birikimiyle ilerleyen süreç genç yaşlarda başlayabilir ve yıllar içinde gelişebilir. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıklarının erken yaşlardan itibaren benimsenmesi önem taşır. 4- Zayıf olmak kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağlar. (YANLIŞ) Vücut ağırlığının sağlıklı aralıkta olması kalp ve damar sağlığı açısından önemlidir ancak tek başına koruyucu değildir. Kişi zayıf görünebilir ancak karın bölgesindeki iç organların çevresinde yağlanma görülebilir; kolesterol, kan şekeri veya tansiyon gibi kardiyovasküler risk göstergeleri yüksek olabilir. Bu nedenle kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca vücut ağırlığına değil; beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları, genetik faktörler ve diğer kardiyovasküler risk faktörleri de dikkate alınmalıdır. 5-Takviyeler sağlıklı beslenmenin yerini tutar. (YANLIŞ) Vitamin, mineral veya omega-3 gibi besin takviyeleri, sağlıklı ve dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Takviye kullanımı, kişinin gereksinimleri ve sağlık durumu doğrultusunda hekim veya diyetisyen önerisiyle planlanmalıdır. Sebze, meyve, tam tahıllar ve kurubaklagiller; lif, vitamin, mineral ve çeşitli biyoaktif bileşenleri bir arada içerir. Bu nedenle kalp ve damar sağlığını desteklemek için öncelik, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin sürdürülmesi olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsülin Direncinin 6 Sinyali Haber

İnsülin Direncinin 6 Sinyali

Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilo gibi nedenlerle ülkemizde her 4 kişiden birinde insülin direnci görüldüğünü belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, “İnsülin direnci çoğu zaman sessiz ilerleyen bir sorun olsa da, bel çevresinde genişleme, sık acıkma, yemeklerden sonra uyku isteği, sürekli susama hissi gibi bazı sinyallerle de kendini gösterebilir. Bunların hiçbiri tek başına insülin direncinin kanıtı olmadığı için, kişinin mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü erken tanı ve tedavi, ileride gelişebilecek tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir” diyor. Dr. Turunç, insülin direncinin 6 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Bel çevresiniz genişliyorsa Göbek çevresinde yağlanma, insülin direnci açısından dikkate alınması gereken önemli işaretlerden biridir. Özellikle iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan daha fazla risk taşır. Kilo artışıyla birlikte bel çevresinde genişleme, hareketsiz yaşam ve ailede diyabet öyküsü de varsa, metabolik durumunuzun değerlendirilmesi gerekir. Ancak bel çevresi tek başına tanı koydurmaz; diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınmalıdır. Yemekten kısa süre sonra yeniden acıkıyorsanız Dr. Emrah Turunç “Bazı kişiler insülin direnciyle birlikte öğünlerden kısa süre sonra yeniden acıktıklarını ve gün içerisinde daha sık yemek yeme ihtiyacı duyduklarını ifade edebiliyorlar. Porsiyonlarınız yeterli olmasına rağmen sürekli açlık hissediyorsanız, özellikle yoğun karbonhidrat içeren öğünlerin ardından açlık hissiniz tekrarlıyorsa bu durumu önemsemek gerekir” diyor. Yemekten sonra gözleriniz kapanıyorsa… Yemek sonrasında hafif rehavet çoğumuzun yaşadığı normal bir durum olabilir. Özellikle ağır ve yüksek kalorili öğünlerden sonra bu durum daha fazla hissedilebilir. Ancak her öğünden sonra belirgin halsizlik, uyku hali ve enerji düşüklüğü yaşanması; özellikle kilo artışı, sık acıkma veya kan şekeri yüksekliği gibi başka bulgular da varsa dikkate alınmalıdır. Tatlıya karşı koyamıyorsanız Tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik yoğun istek, insülin direncinde en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Ancak uzun süre aç kalmak, düzensiz beslenmek, yetersiz uyumak, stres gibi etkenler de tatlı isteğini artırabilir. Bu nedenle tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik aşırı tüketim isteği sadece insülin direncine bağlanamaz. Sık acıkma, kilo artışı ve bel çevresinde genişleme gibi başka belirtiler de eşlik ediyorsa hekime başvurulmalıdır. Boyun ve koltuk altınız koyulaştıysa Cilt değişikliği, insülin direnci açısından diğer yakınmalara göre daha dikkat çekici bulgulardan biridir. Boyun, koltukaltı veya kasık bölgesinde cildin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle fazla kilolu kişilerde böyle bir değişiklik fark edildiğinde kan şekeri metabolizmasının değerlendirilmesi gerekir. Kan yağlarınız yüksekse İnsülin direnci yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değildir. Trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol (iyi kolesterol) düşük olması, yüksek tansiyon ve bel çevresinde yağlanma bir arada görülebilir. Dr. Emrah Turunç “Kilonuz, bel çevreniz, tansiyonunuz, kan şekeriniz ve kan yağlarınızın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Birden fazla risk faktörünün aynı anda bulunması, metabolik açıdan daha dikkatli olunması gerektiğini gösterir” diyor. “Şekerim sınırda” deniyorsa… İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, insülin direncinin uzun süre kan şekeri normalmiş gibi görünerek ilerleyebildiğini ancak zamanla prediyabetin ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle diyor: “Zamanla pankreasın artan insülin ihtiyacını karşılaması zorlaştığında kan şekeri yükselmeye başlayarak prediyabet ortaya çıkabilir. Bu nedenle açlık kan şekeri veya üç aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1c değerlerinin prediyabet aralığına gelmesi önemli bir uyarıdır. Prediyabet, ‘henüz diyabet değilim, dolayısıyla sorun yok’ anlamına gelmez. Tam tersine diyabet riskinin ufukta görünmeye başladığı, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun takip ile müdahale edilmesi gereken kritik bir dönemdir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir Haber

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir

Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir. Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir. Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır. Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir. Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır. “Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!   Haber

 Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!  

Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En sık görülen nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat! Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor. Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat çok önemli, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor Haber

Halı Saha Maçlarında Gizli Risk:Hazırlıksız Yüksek Efor

Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor” dedi. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” şeklinde konuştu. Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, “Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı” dedi. İlk dakikalar hayat kurtarıyor Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112'yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, “Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir” dedi. Risk yaşa göre değişiyor Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, “Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır” uyarısında bulundu. Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, “Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Kesilen Et Hemen Tüketilmemeli Haber

Yeni Kesilen Et Hemen Tüketilmemeli

Kurban Bayramı öncesinde dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve sağlıklı tüketim alışkanlıklarına yönelik önemli bilgilendirmelerde bulunan Büyükşehir diyetisyeni Buse Haldız,”Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Bu sebeple etin buzdolabında 12 ila 24 saat arasında dinlendirilmesi gerekiyor” dedi. BÜYÜKŞEHİR DİYETİSYENİ UYARDI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri’nde görev yapan diyetisyen Buse Haldız, Kurban Bayramı’nda artan tatlı ve et tüketimi için öğün dengeleme ve tüketim miktarı konularında vatandaşlara önerilerde bulundu. Diyetisyen Haldız, “Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Kesim sonrası kas yapısının sert olmasından kaynaklı bu durum hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Bunun için en sağlıklı yöntem, etin buzdolabında 12 ila 24 saat dinlendirilmesi. Bu süreçle et daha yumuşak ve sindirilebilir hale gelir” dedi. KAVURMA TÜKETİMİNE DİKKAT Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kavurmanın kontrollü tüketilmesi gerektiğini belirten Haldız, küçük porsiyonların tercih edilmesini önerdi. Kavurmanın yanında domates, salatalık, roka ve maydanoz gibi sebzelerin tüketilmesinin sindirimi desteklediğini ifade eden Haldız, günün diğer öğünlerinde daha hafif beslenmenin önemli olduğunu da kaydetti. KRONİK HASTALIĞI OLANLARA ÖZEL UYARI Diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerin bayram boyunca daha dikkatli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Haldız, özellikle aşırı et, tuz ve şerbetli tatlı tüketiminden kaçınılması gerektiğini belirtti. Şeker hastalarının öğün atlamaması gerektiğini ifade eden Haldız, hipertansiyon hastaları için az tuzlu pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi. ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR HASSAS GRUP Bayram döneminde çocuklar ve yaşlıların beslenme açısından daha hassas olduğunu belirten Haldız, çocuklarda aşırı şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Yaşlı bireylerde ise hazımsızlık, tansiyon yükselmesi ve kan şekeri dalgalanmalarının sık görüldüğünü belirten Haldız, ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini ifade etti. EN SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİNİ AÇIKLADI Et pişirme yöntemleri hakkında da bilgi veren Haldız, “En sağlıklı pişirme yöntemi haşlamadır. Etin kendi suyuyla pişmesi sağlanır. Ekstra yağ gerektirmez, sindirimi kolaydır. Daha sonra fırında pişirme ve ızgara gelir. Kızartma ve aşırı yağda pişirme, yüksek ısıda istemediğimiz pişirme yöntemleridir” diyerek, vatandaşlara daha kolay sindirilebilir önerilerde bulundu. “ET MUTLAKA SEBZE İLE DENGELENMELİ” Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin arttığını hatırlatan Haldız,“Etin yanında sebze ve lifli gıdaların tüketilmesi hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından oldukça önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı gibi kırmızı et tüketiminin arttığı dönemlerde öğünlerin mutlaka sebzelerle dengelenmesi gerekir. Lifli besinler midenin boşalmasını yavaşlatır, daha uzun süre tokluk yapar, kolesterol dengesine ise katkı sağlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.