Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Konsantrasyon

Kapsül Haber Ajansı - Konsantrasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Konsantrasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaz Dönemini İki Set Arasında Geçirdi Haber

Yaz Dönemini İki Set Arasında Geçirdi

Psikolojik gerilim türündeki "Ahval" (Ahval: Karanlığın Esiri) sinema filminde başrol oynayarak performansıyla göz dolduran Hülya Diken, aynı süreçte TRT Tabii platformunda yayınlanacak olan "Nizam-ı Mülk" (Nizamülmülk Altın Çağ) adlı tarihi dönem dizisinde Gülbeyaz karakteriyle seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. ÇİFTE SET MARATONU: "YORULDUM AMA RAHATSIZ OLMADIM" Aynı anda hem günümüz gerilim filminin başrolünü üstlenip hem de tarihi bir dönem dizisinde rol almanın zorluklarına değinen Hülya Diken, iki farklı seti idare etmenin kolay olmadığını gizlemedi. Farklı günlerde iki ayrı karakterin atmosferine girmek için büyük çaba harcadığını belirten güzel oyuncu, "Aynı anda iki farklı işte yer almak tabii ki zor oldu. İki ayrı dünyayı, iki tamamen farklı dönemi ve karakteri yaşatmak ciddi bir konsantrasyon gerektirdi. Çok yorulduğum anlar oldu ama işimi aşkla yaptığım için hiç rahatsızlık duymadım. Çocukken annem beni lunaparka götürdüğünde nasıl mutlu oluyorsam, sette olduğum zaman da aynı heyecan ve mutluluğu yaşıyorum" dedi. "ÇALIŞMAK BENİM İÇİN TATİL GİBİ" Sektördeki arkadaşları sahillerde yazın tadını çıkarırken çalışmayı tercih eden başarılı oyuncu, kıskançlık hissetmediğini belirtti: "Çalışmaktan son derece memnunum, hatta çalışmak benim için bir nevi tatil gibi. Yeni bir projenin heyecanı bende tatile çıkma isteği kadar güçlü. Farklı kültürleri ve dünyayı keşfetmeyi çok seviyorum ama işimin yeri her zaman ayrı." ÖNCE İZMİR, SONRA YUNANİSTAN! İki projedeki çekim maratonunun da sonuna gelen Hülya Diken, hak ettiği tatil için bavulunu topladı. İkinci sezon finali bitmek üzere olan dizisinin ve sinema filminin ardından nefes almak üzere önce İzmir'e, ardından Yunanistan'a geçecek olan güzel oyuncu, dönüşte yeni projelerle seyirciyle buluşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir Haber

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir

İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, son yıllarda çocuklarda giderek daha sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen “gizli obezite” konusunda aileleri uyardı. Çocuğun kilosunun normal hatta zayıf görünmesinin her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Diyetisyen Mum, vücut yağ oranının yüksek, kas kütlesinin ise düşük olmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. Gizli obezitenin, bireyin dış görünüşte normal kilolu olmasına rağmen metabolik açıdan obeziteye benzer riskler taşıdığı bir durum olduğunu ifade eden Dyt. Mum, “Çocuklarda yalnızca kilo ve boy takibi yapmak yeterli değildir. Vücut kompozisyonunun da değerlendirilmesi gerekir. Tartıda normal görünen bir çocukta yağ oranı yüksek, kas oranı düşük olabilir. Bu durum ilerleyen yıllarda birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir” diye konuştu. “TABLET BAŞINDA GEÇEN SÜRE ENERJİ HARCAMASINI AZALTIYOR” Teknolojinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle çocukların hareket düzeyinin belirgin şekilde azaldığını vurgulayan Dyt. Mum, “Tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirilen süre arttıkça çocukların günlük enerji harcaması düşüyor. Hareketsiz yaşam kas gelişimini azaltırken yağ depolanmasını artırıyor. Bunun sonucunda metabolizma yavaşlayabiliyor, insülin direnci gelişebiliyor ve kemik sağlığı olumsuz etkilenebiliyor” şeklinde konuştu. Gizli obezitenin dış görünüşle kolay fark edilmediğini belirten Dyt. Mum, bazı belirtilerin aileler için önemli ipuçları oluşturabileceğini söyledi. Dyt. Mum, “Çabuk yorulma, fiziksel aktivitelerde isteksizlik, kas gücünde azalma, duruş bozuklukları, karın çevresinde yağlanma, sık acıkma, sürekli atıştırma isteği, uyku düzensizlikleri ve konsantrasyon problemleri gizli obezitenin işaretleri arasında yer alabiliyor” ifadelerini kullandı. “PAKETLİ GIDALAR YAĞLANMAYI ARTIRABİLİYOR” İşlenmiş ve paketli gıdaların gizli obezite riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Dyt. Mum, “Cips, gazlı içecekler, hazır tatlılar, paketli atıştırmalıklar ve fast food ürünleri yüksek kalori içerirken yeterli protein, vitamin ve lif sağlamıyor. Bu durum çocuklarda yağ oranının artmasına, kas gelişiminin yetersiz kalmasına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine neden olabiliyor” dedi. Özellikle paketli ürünlerin ödül olarak verilmesinin çocukların damak tadını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dyt. Mum, ailelerin bu konuda daha bilinçli davranması gerektiğini vurguladı. “SADECE KİLO TAKİBİ YETERLİ DEĞİL” Çocukların sağlık değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki rakamlara odaklanılmaması gerektiğini ifade eden Dyt. Mum, “Uzman kontrolünde yağ oranı, kas kütlesi, bel çevresi, büyüme eğrileri ve fiziksel performans düzeyi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle spor yapmayan, düzensiz beslenen veya hızlı büyüme dönemindeki çocuklarda kas kaybı fark edilmeden ilerleyebilir” diye konuştu. “AİLELERİN ROLÜ BÜYÜK” Sağlıklı büyümenin temelinde dengeli beslenme alışkanlıklarının yer aldığını belirten Mum, ailelere önemli önerilerde bulundu. Dyt. Mum, “Amaç çocuğu zayıflatmak değil, sağlıklı büyümesini desteklemektir. Kahvaltı mutlaka yapılmalı, her öğünde kaliteli protein kaynaklarına yer verilmeli, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, paketli atıştırmalıklar sınırlandırılmalı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk yemek konusunda baskılanmamalı, aileler de doğru beslenme konusunda rol model olmalıdır” dedi. Çocukların söylenenden çok gördüğünü uyguladığına dikkat çeken Dyt. Mum, aile içindeki beslenme alışkanlıklarının çocukların gelecekteki sağlık durumunu doğrudan etkilediğini belirtti. “GÜNDE EN AZ 60 DAKİKA HAREKET EDİLMELİ” Fiziksel aktivitenin gizli obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğuna değinen Dyt. Mum, “Çocukların her gün en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapması önerilmektedir. Bu mutlaka profesyonel spor olmak zorunda değildir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, dans etme, ip atlama veya açık havada oyun oynamak da oldukça faydalıdır. Önemli olan düzenli hareket etmeleri ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasıdır” diye konuştu. “İLERİDE CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR” Gizli obezitenin erken dönemde fark edilmediğinde ilerleyen yaşlarda önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini kaydeden Dyt. Mum, “İnsülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve kas-iskelet sistemi problemleri gizli obeziteyle ilişkili olarak gelişebilmektedir. Çocukluk döneminde kazanılan yanlış yaşam alışkanlıkları erişkinlikte de devam etme eğilimindedir” dedi. “ZAYIF GÖRÜNMEK HER ZAMAN SAĞLIKLI OLMAK ANLAMINA GELMEZ” Ailelere çocukların kilosundan çok yaşam alışkanlıklarına odaklanmaları gerektiğini hatırlatan Dyt. Mum, “Sağlıklı büyüme yalnızca kilo kontrolü değildir. Güçlü kas yapısı, yeterli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve doğru yaşam alışkanlıklarının birlikte desteklenmesi gerekir. Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​ Haber

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kırıntı Madencilik Nedir? Derelerde Altın Nasıl Birikir? Haber

Kırıntı Madencilik Nedir? Derelerde Altın Nasıl Birikir?

Kırıntı madencilik; altın, platin ve bazı ağır minerallerin akarsu, dere veya eski nehir yatağı tortularında aranmasına verilen genel isimdir. Madencilik literatüründe bu tür mineral birikimleri “plaser yatak” olarak adlandırılır. Plaser altın, filmlerde gösterilen büyük külçelerden farklıdır. Çoğunlukla kum taneleri arasına karışmış çok küçük pul, parçacık veya tanecikler hâlinde bulunur. Bu nedenle dere kumunda görülen her sarı parıltının altın olduğunu düşünmek doğru değildir. Kırıntı madencilik nedir? Kırıntı madencilik, ana kayadan doğal yollarla ayrılan dayanıklı ve yoğun minerallerin taşınarak belirli tortul alanlarda birikmesine dayanır. Akarsu tarafından sürüklenen mineral parçaları, suyun hızının azaldığı veya akış yönünün değiştiği noktalarda kum ve çakıllarla birlikte çökelebilir. Bu birikimlerde yalnızca altın bulunmaz. Manyetit, ilmenit, zirkon ve farklı ağır mineraller de aynı tortu içerisinde yer alabilir. Bu nedenle siyah kum görülmesi, bölgede kesinlikle altın bulunduğu anlamına gelmez. Plaser altın nasıl oluşur? Plaser altının oluşumu uzun bir jeolojik sürecin sonucudur. Süreç genel olarak şöyle gelişir: Altın içeren kayaçlar yağmur, sıcaklık değişimleri ve erozyonla aşınır. Kayaçtan ayrılan mineral parçaları yüzey suları ve akarsularla taşınır. Hafif kum ve çakıllar daha kolay hareket ederken yoğun mineraller daha erken çöker. Altın parçacıkları uygun akış ve zemin koşullarında belirli alanlarda yoğunlaşabilir. Altının yoğunluğu yaklaşık 19,3 gram/santimetreküptür. Bu değer, sıradan dere kumu ve kuvarstan çok daha yüksektir. Kırıntı madencilikte kullanılan ayırma yöntemlerinin temelinde de bu yoğunluk farkı bulunur. Derelerde altın nerelerde birikebilir? Akarsu içerisindeki mineral dağılımı rastgele değildir. Ancak bir bölgenin jeolojik açıdan uygun olması, orada ekonomik miktarda altın bulunduğunu garanti etmez. Ağır mineraller teorik olarak şu jeomorfolojik noktalarda yoğunlaşabilir: Akarsu kıvrımlarının akış hızının azaldığı iç kesimlerinde, Büyük kayaların akış yönüne göre korunaklı taraflarında, Doğal kaya çatlaklarında ve oyuklarda, Şelale ve hızlı akış bölgelerinin aşağı kesimlerinde, Eski akarsu teraslarında, Su hızının aniden düştüğü genişleme noktalarında, Sert taban kayaçlarının üzerindeki ağır mineral kapanlarında. Bununla birlikte yalnızca derenin şekline bakarak altın bulunduğu sonucuna varılamaz. Kaynak kayaçların jeolojik yapısı, erozyon geçmişi, akış rejimi ve taşınan malzemenin niteliği birlikte değerlendirilmelidir. Her sarı mineral altın mı? Hayır. Dere kumunda görülen sarı veya metalik parçacıkların önemli bir bölümü altın değildir. Özellikle pirit ve mika, görüntüleri nedeniyle altınla karıştırılabilir. Mineraller arasında gözlemlenebilecek bazı temel farklar şunlardır: Özellik Doğal altın Pirit Mika Görünüm Sıcak ve sabit sarı ton Pirinç sarısı, metalik Parlak ve yansıtıcı Işıktaki davranışı Gölgede de sarı görünür Açıya göre koyulaşabilir Işık açısına göre parlar Yapısı Yumuşak ve biçim değiştirebilir Kırılgan ve serttir İnce tabakalara ayrılabilir Sudaki hareketi Yoğunluğu nedeniyle dipte kalma eğilimindedir Altına göre daha kolay hareket eder Hafiftir, suyla kolayca sürüklenebilir Bu özellikler yalnızca ön gözlem sağlar. Bir parçacığın altın olduğunun kesin olarak anlaşılması için uygun laboratuvar analizi gerekir. Kırıntı madencilikte hangi yöntem kullanılır? Geleneksel plaser aramacılığında mineral yoğunluklarının farklı olmasından yararlanılır. Dere tortusu su içerisinde hareket ettirildiğinde hafif kum taneleri daha kolay uzaklaşırken yoğun mineraller kabın veya ayırma yüzeyinin tabanında kalabilir. Bu amaçla dünya genelinde tava, elek ve oluklu ayırma düzenekleri gibi araçlar kullanılır. Ancak kullanılan aracın basit olması, faaliyetin otomatik olarak yasal veya çevresel açıdan zararsız olduğu anlamına gelmez. Pompa, motorlu sistem veya yüksek miktarda malzeme işleyen düzenekler; dere yatağına müdahale, suyun bulanması ve habitatın zarar görmesi gibi daha ciddi sonuçlara neden olabilir. Kırıntı madencilik gerçekten kazandırır mı? Kırıntı madencilik için sabit bir günlük kazançtan söz edilemez. Sonuçlar jeolojik yapıdan incelenen malzeme miktarına kadar pek çok değişkene bağlıdır. İnternette yer alan “günde birkaç gram altın bulunabilir” türündeki ifadeler genellikle doğrulanabilir saha verilerine dayanmaz. Küçük altın parçacıklarının bulunduğu bir dere, ekonomik olarak işletilebilir bir yatağın varlığını göstermeyebilir. Bir sahanın ekonomik değerinin belirlenebilmesi için: Sistematik numune alınması, Yetkili laboratuvarlarda analiz yapılması, Tenör ve rezerv hesaplanması, İşletme ve çevre maliyetlerinin değerlendirilmesi, Ruhsat ve izin durumunun incelenmesi gerekir. Birkaç parlak parçacık görülmesi, sahanın gelir sağlayacağı anlamına gelmez. Türkiye’de kırıntı madencilik yasal mı? Türkiye’de “hobi amaçlı kırıntı madencilik” için herkese tanınmış genel bir serbestlik bulunmuyor. Anayasa’nın 168’inci maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca madenler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu nedenle el tavası kullanılması veya faaliyetin küçük ölçekte yapılması tek başına izin zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Sahanın ruhsat durumu, arazi mülkiyeti, koruma statüsü ve dere yatağına yapılan müdahale birlikte değerlendirilmelidir. Yasal durumun bütün ayrıntıları için Türkiye’de derede altın aramak yasal mı? başlıklı güncel rehberimizi inceleyebilirsiniz. Kendi arazinizde kırıntı altın arayabilir misiniz? Bir taşınmazın tapusuna sahip olmak, o arazideki madenler üzerinde doğrudan hak sağlamaz. Maden Kanunu’na göre madenler, içinde bulundukları arazinin mülkiyetine tabi değildir. Dolayısıyla dere kişinin kendi arazisinden geçse bile maden arama ve çıkarma hakkı kendiliğinden doğmaz. MAPEG ruhsat kayıtları, arazi kullanım izinleri ve ilgili çevre düzenlemeleri ayrıca kontrol edilmelidir. Çevre açısından hangi riskler bulunuyor? Küçük çaplı görünen çalışmalar bile aynı noktada yoğunlaştığında dere ekosistemini etkileyebilir. Taşların kaldırılması, tortunun sürekli karıştırılması veya kıyı yapısının bozulması su canlılarının yaşam alanlarına zarar verebilir. Başlıca çevresel riskler şunlardır: Suyun bulanıklığının artması, Balıkların üreme alanlarının zarar görmesi, Dere tabanındaki canlı habitatının bozulması, Kıyı erozyonunun hızlanması, Yağ, yakıt veya kimyasal maddelerle suyun kirlenmesi. Özellikle cıva veya benzeri kimyasalların kullanılması insan sağlığı ve çevre için son derece tehlikelidir. Amatör çalışmalarda bu tür maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır. Kırıntı madencilik ile define arama arasındaki fark nedir? Kırıntı madencilik, doğada jeolojik süreçlerle oluşmuş mineral birikimlerini konu alır. Define arama ise insan eliyle saklandığı düşünülen para, ziynet veya tarihî nesnelerin araştırılmasıdır. Bu iki faaliyet farklı mevzuat alanlarına girebilir. Dedektör bulundurmak, izinsiz kazı yapma veya tarihî eser çıkarma hakkı vermez. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiye dedektörle altın aramanın yasal durumu içeriğimizden ulaşabilirsiniz. Sık sorulan sorular Kırıntı altın nedir? Kırıntı altın, ana kayaçtan koparak su ve erozyonla taşınan, daha sonra alüvyon içerisinde biriken doğal altın parçacıklarıdır. “Plaser altın” veya “alüvyon altını” ifadeleri de kullanılabilir. Siyah kumun olduğu her yerde altın bulunur mu? Hayır. Siyah kum, ağır minerallerin biriktiğini gösterebilir ancak tek başına altın göstergesi değildir. Kesin sonuç için numunenin analiz edilmesi gerekir. Mıknatısa yapışan sarı parçacık altın mıdır? Saf altın mıknatısa yapışmaz. Ancak mıknatısa yapışmayan her sarı mineralin altın olduğu da söylenemez. Derelerde büyük altın külçeleri bulunur mu? Plaser yataklarda farklı büyüklüklerde altın oluşumları görülebilir. Bununla birlikte sosyal medyada gösterilen büyük külçe görüntüleri olağan bir sonuç gibi değerlendirilmemelidir. Türkiye’deki her dere altın içermez. Kırıntı madencilik için ruhsat gerekiyor mu? Faaliyetin kapsamı ve sahanın statüsüne göre ruhsat ve farklı kurum izinleri gerekebilir. Türkiye’de hobi amacıyla yapılan aramalar için herkese uygulanabilen genel bir ruhsat muafiyeti bulunmamaktadır. Faaliyetten önce MAPEG’den yazılı bilgi alınması en güvenli yaklaşımdır. Editör notu: Bu içerik kırıntı madenciliğin jeolojik özelliklerini açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. Ruhsatsız maden arama veya üretim faaliyetine yönlendirme niteliği taşımaz. Kaynaklar 3213 Sayılı Maden Kanunu – Mevzuat Bilgi Sistemi Maden Kanunu – MAPEG Kazıkkaya Plaserlerindeki Kırıntı Altının Dağılımı ve Kökeni – MTA

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.