Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Konsantrasyon

Kapsül Haber Ajansı - Konsantrasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Konsantrasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​ Haber

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kırıntı Madencilik Nedir? Derelerde Altın Arama ve Yeni Trend (2025 Rehberi) Haber

Kırıntı Madencilik Nedir? Derelerde Altın Arama ve Yeni Trend (2025 Rehberi)

Kırıntı madencilik, dere, çay veya akarsu yataklarında su ve yoğunluk farkı ile biriken altın ve ağır minerallerin topraktan ayrıştırılarak çıkarılması işlemine verilen isimdir. Bu tür yataklara “plaser” yataklar da denir; mineraller alüvyon etkisiyle birikir ve küçük parçacıklar halinde bulunur. Bu parçacıkların çıkarılmasına yönelik aktiviteler kırıntı madencilik olarak adlandırılır. Bu yöntem genellikle yüzeysel, düşük teknoloji ile yapılabildiği için hobi amaçlı altın avcılarının yanı sıra yerel etkinliklerde de popülerdir. Türkiye’de Kırıntı Madencilik ve Altın Arama Son yıllarda özellikle Ege Bölgesi’nde, başta Manisa çevresi olmak üzere çok sayıda kişi ve grup kırıntı madencilik etkinlikleri düzenliyor. Bu etkinliklerde amatör altın arayıcıları dere yataklarında kürek, elek, çapa ve pan gibi basit ekipmanlarla çalışarak altın kırıntıları topluyor. Manisa’da gerçekleştirilen bir organizasyonda katılımcılar iki gün boyunca çalışarak toplamda yaklaşık 20 gram altın bulmayı başardı. Bu süreçte toplanan altınlar kuyumcuya satılarak gelir elde ediliyor. Kırıntı Madencilik Nasıl Yapılır? Kırıntı madencilik için kullanılan yöntemler, diğer geleneksel altın madenciliği tekniklerine göre daha basittir: Basit ekipmanlar: Kürek, elek, pan, çapa gibi ucuz araçlar yeterlidir. Su ile ayırma: Kırıntılı malzeme su yardımıyla elenir, ağır mineraller dibe çöker. Konsantrasyon: Elde edilen materyal, hafif malzemelerden ayrıştırılır ve altın parçaları toplanır. Bu süreç, altın kırıntılarını diğer kum ve toprak parçalarından ayırmak için kullanılan basit yoğunluk farkı prensibine dayanır. Kazanç ve Maliyet Kırıntı madencilik genellikle yüksek yatırım gerektirmez. Birçok altın arayıcısı için bu, hem hobi hem de ek gelir imkânı sunuyor. Basit ekipmanlarla bir günde 2–8 gram arası altın bulunabildiği bildiriliyor ki bu da piyasa fiyatlarına göre önemli bir gelir sağlayabiliyor. Ekipman maliyeti: Kürek, elek, pan gibi araçlar düşük maliyetli. Günlük kazanç: Elde edilen altına ve piyasa koşullarına bağlı olarak farklılık gösterir. Yasal Durum ve Tartışmalar Kırıntı madencilik, temel olarak doğal akarsu yataklarında yapılan yüzeysel bir faaliyet olduğu için Türkiye’de belirli koşullarda yasal kabul ediliyor. Ancak bu tür çalışmaların yapılacağı yerlerde ilgili mevzuat ve izinlere dikkat edilmesi gerekiyor. Bazı meraklılar, altın arayanları defineci veya yasa dışı faaliyetlerle karıştırabiliyor. Yetkililer, izinsiz toprak ve su yatağı kazılarının çevre ve kamu güvenliği açısından sorun yaratabileceğini belirtiyor. Bu nedenle yerel düzenlemeler ve çevresel etki kurallarına uyulması kritik.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.