Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kooperatifler

Kapsül Haber Ajansı - Kooperatifler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kooperatifler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor? Haber

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor?

Bir tarlada alınan yanlış sulama kararı artık sadece su kaybı anlamına gelmiyor. Gübre maliyetinin yükseldiği, iklim dalgalanmalarının sıklaştığı ve iş gücü planlamasının zorlaştığı bir dönemde, tek bir hatalı uygulama sezon karlılığını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle tarımda verimlilik teknolojileri artık yenilik merakının değil, operasyonel zorunluluğun konusu haline gelmiş durumda. Tarım sektörü uzun yıllar deneyim, gözlem ve yerel bilgiyle ilerledi. Bu yapı bugün hâlâ değerini koruyor. Ancak sahadaki kararların yalnızca tecrübeye bırakılması, özellikle ölçek büyüdükçe yetersiz kalabiliyor. Sensörlerden uydu görüntülerine, otomatik sulama altyapılarından yapay zeka destekli tahmin sistemlerine kadar uzanan yeni araçlar, üreticinin sezgisel bilgisini veriyle destekleyerek daha ölçülebilir bir işletme modeli kuruyor. Tarımda verimlilik teknolojileri neden gündemin merkezinde? Konu yalnızca daha fazla ürün almak değil. Asıl mesele, birim su, birim enerji, birim gübre ve birim iş gücü başına daha yüksek çıktı üretebilmek. Tarımsal işletmeler için verimlilik, artık doğrudan finansal dayanıklılık anlamına geliyor. Girdi fiyatları yükselirken satış fiyatlarının aynı hızda öngörülebilir olmaması, çiftçiyi ve tarım şirketlerini daha hassas planlama yapmaya zorluyor. Buna iklim baskısı da ekleniyor. Aynı bölgede bir yıl kuraklık, bir sonraki yıl ani yağış görülebiliyor. Hastalık ve zararlı riski de buna paralel değişiyor. Bu oynaklık içinde veriye dayalı üretim, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmasa da yönetilebilir hale getiriyor. Özellikle büyük ölçekli işletmeler, kooperatifler, sözleşmeli üretim yapan firmalar ve tarım teknolojisi yatırımcıları için bu dönüşüm artık stratejik bir başlık. Verimliliği artıran ana teknoloji katmanları Sahada en görünür dönüşüm, hassas tarım uygulamalarında yaşanıyor. Toprak nem sensörleri, hava istasyonları, yaprak ıslaklığı ölçümleri ve uzaktan izleme sistemleri sayesinde üretici, tüm araziyi tek tip kabul etmek yerine farklı bölgeleri ayrı ayrı yönetebiliyor. Bunun pratik sonucu, gereğinden fazla sulama veya gübreleme yapılmaması oluyor. Uydu görüntüleri ve drone tabanlı analizler de benzer şekilde önemli. Bitki gelişimindeki stres, insan gözüyle fark edilmeden önce görüntü işleme araçlarıyla tespit edilebiliyor. Bu sayede sorun tüm tarlaya yayılmadan müdahale imkanı doğuyor. Özellikle yüksek değerli ürünlerde bu erken uyarı sistemi ciddi ekonomik karşılık üretiyor. Otomasyon tarafında ise sulama sistemleri öne çıkıyor. Belirli eşik değerlere göre çalışan akıllı sulama altyapıları, suyun zamanlamasını ve miktarını optimize ediyor. Seracılıkta iklim kontrolü, açık alanda değişken oranlı uygulama makineleri ve süt hayvancılığında otomatik sağım sistemleri de aynı mantıkla çalışıyor. Amaç, insan emeğini tamamen devre dışı bırakmak değil; karar ve uygulama kalitesini standardize etmek. Yapay zeka destekli tarımsal yazılımlar ise verinin üst katmanını oluşturuyor. Bu sistemler hava durumu, geçmiş verim kayıtları, toprak analizleri ve sahadan gelen anlık verileri bir araya getirerek öneri sunabiliyor. Hangi parsele ne zaman müdahale edileceği, hangi ürün deseninin daha rasyonel olduğu ya da hastalık riskinin ne zaman yükseldiği daha net görülebiliyor. Her teknoloji aynı etkiyi yaratmıyor Burada kritik nokta, teknoloji alımının tek başına verimlilik getirmemesi. Sahada sık görülen hata, çözümden önce ekipman satın alınması. Örneğin sensör kurmak, veri üretir; fakat o veriyi okuyacak ekip, karar mekanizması ve uygulama disiplini yoksa yatırım atıl kalabilir. Benzer biçimde drone görüntüsü almak ile o görüntüye dayalı agronomik karar üretmek aynı şey değil. Bu yüzden tarımda verimlilik teknolojileri değerlendirilirken üç soru öne çıkıyor: Sorun gerçekten ne, bu teknoloji o sorunu ölçülebilir şekilde çözüyor mu, yatırımın geri dönüşü hangi zaman aralığında alınacak? İşletme büyüklüğü, ürün tipi, su erişimi, mekanizasyon seviyesi ve teknik kadro kapasitesi bu yanıtları doğrudan değiştiriyor. Küçük aile işletmeleri için bazen en yüksek verim artışı ileri seviye yazılımlardan değil, basit sulama otomasyonu ve doğru gübre planlamasından gelebiliyor. Büyük entegre işletmelerde ise fayda, veri entegrasyonu ve çoklu saha yönetiminden doğuyor. Yani teknoloji seçimi, modaya değil iş modeline göre yapılmalı. Maliyet baskısı altında yatırım kararı nasıl şekilleniyor? Tarım teknolojilerinde yatırım iştahı artıyor, ancak finansman gerçekliği hâlâ belirleyici. Donanım maliyetleri, bakım giderleri, yazılım abonelikleri ve eğitim ihtiyaçları birlikte düşünüldüğünde birçok üretici için ilk adım temkinli atılıyor. Özellikle döviz bazlı ekipmanlarda geri dönüş hesabı daha hassas yapılıyor. Buna rağmen tablo tamamen ihtiyat yönünde değil. Çünkü teknoloji yatırımı çoğu zaman yalnızca verim artışıyla değil, kayıp azaltımıyla değer yaratıyor. Bir üretici için yüzde 10 daha fazla verim almak kadar, yüzde 15 su tasarrufu sağlamak veya hastalık nedeniyle oluşacak kaybı erkenden önlemek de kritik olabilir. İşletmeler tam da bu nedenle yatırım kararını sezonluk değil, birkaç yıllık performans perspektifiyle ele alıyor. Kamu destekleri, kalkınma programları ve özel sektör iş birlikleri de bu alanda belirleyici olabilir. Ancak teşvikle alınan her ekipmanın etkin kullanıldığı varsayımı doğru değil. Eğitim, servis altyapısı ve veri okuryazarlığı eksikse, destekli yatırımın etkisi sınırlı kalabiliyor. Verinin değeri arttıkça yeni rekabet alanları doğuyor Tarım artık yalnızca tohum, gübre ve makine rekabetiyle tanımlanmıyor. Veri yönetimi de yeni rekabet eksenlerinden biri haline geliyor. Hangi işletmenin üretim geçmişini daha iyi kaydettiği, hangi kurumun saha verisini daha iyi analiz ettiği ve hangi tedarikçinin karar destek sistemini daha güvenilir sunduğu önem kazanıyor. Bu durum, tarım şirketleri kadar medya ve içerik ekosistemi için de dikkat çekici. Çünkü sektördeki dönüşüm sadece sahada değil, bilgi dolaşımında da yaşanıyor. Karar vericiler artık ürün tanıtımı değil, ölçülebilir sonuç ve uygulanabilir vaka arıyor. Bu nedenle sektör haberciliğinde teknoloji başlığının daha analitik, daha karşılaştırmalı ve daha iş odaklı ele alınması gerekiyor. Tarımda verimlilik teknolojileri için Türkiye’nin fırsat alanı Türkiye açısından en büyük avantaj, farklı iklim ve ürün desenlerine sahip geniş bir uygulama sahasının bulunması. Bu çeşitlilik, yerli tarım teknolojileri geliştiren girişimler için ciddi bir test ortamı yaratıyor. Sulama, sera otomasyonu, görüntü analizi, tarımsal ERP çözümleri ve makine entegrasyonu gibi alanlarda oluşan yerel kapasite, önümüzdeki dönemde daha görünür hale gelebilir. Ancak fırsat kadar yapısal sınırlar da var. Parçalı arazi yapısı, dijital altyapı eşitsizliği, eğitim ihtiyacı ve teknolojinin farklı ölçeklerde farklı sonuç üretmesi, yaygınlaşmanın önündeki temel başlıklar arasında. Ayrıca teknoloji tedarikçilerinin sahaya ürün satmakla yetinmeyip danışmanlık ve ölçümleme kapasitesi de sunması gerekiyor. Aksi halde beklenti ile sonuç arasındaki fark büyüyor. Kurumsal alıcılar açısından burada yeni bir iş alanı da oluşuyor. Gıda sanayi şirketleri, ihracatçılar, perakende zincirleri ve finans kuruluşları, tedarik ağındaki üreticilerin verimlilik düzeyini yakından izlemek istiyor. Çünkü tarımsal verimlilik artık sadece çiftçinin meselesi değil; tedarik güvenliği, kalite standardı ve maliyet istikrarı açısından tüm değer zincirini etkileyen bir değişken. Önümüzdeki dönem neye işaret ediyor? Gelecek birkaç yılda en hızlı büyümenin, tekil cihaz satışından çok entegre çözümlerde görülmesi beklenebilir. Sensör, yazılım, uzaktan izleme ve saha danışmanlığını birlikte sunan modeller daha fazla karşılık bulacak. Çünkü üretici giderek daha net bir soru soruyor: Bu teknoloji bana hangi kararı daha doğru aldıracak? Aynı şekilde yapay zeka uygulamalarının etkisi de, gösterişli demolarla değil, sahadaki isabet oranıyla ölçülecek. Hastalık tahmini, sulama optimizasyonu, verim projeksiyonu ve girdi planlamasında somut fayda üreten sistemler öne çıkacak. Diğerleri ise kısa süreli ilginin ötesine geçemeyecek. Tarımda teknoloji konuşurken en sağlıklı yaklaşım, ne aşırı iyimserlik ne de refleks halinde kuşkuculuk. Her işletme için tek reçete yok. Ama açık olan şu: Veriye dayalı üretim yapısı kurmayan tarımsal işletmeler, önümüzdeki dönemde maliyet, kalite ve rekabet baskısını daha sert hissedecek. Sektörün asıl meselesi teknolojiye sahip olmak değil, teknolojiyi sahada sonuç üreten bir yönetişim modeline dönüştürmek. Bu dönüşümü erken okuyanlar, yalnızca daha çok üretmeyecek; daha öngörülebilir, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir iş yapısı kuracak.

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor? Haber

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor?

Türkiye'de kırsalda üretim çoğu zaman kadın emeğiyle ayakta kalıyor, ancak karar masasında aynı ağırlık her zaman görülmüyor. Tam da bu nedenle tarım sektöründe kadın girişimciler yalnızca yeni işletmeler kuran bir profil değil, aynı zamanda üretim modeli, tedarik zinciri ve kırsal kalkınma yaklaşımını yeniden şekillendiren bir ekonomik aktör olarak öne çıkıyor. Konu sosyal etki başlığının ötesine geçmiş durumda. Bugün mesele, verimlilikten markalaşmaya, ihracattan gıda güvenliğine kadar uzanan net bir iş gündemi. Kadın girişimciliğinin tarımdaki yükselişi birkaç temel dinamikten besleniyor. Tüketici tarafında izlenebilir, yerel, sürdürülebilir ve katma değerli ürüne talep artıyor. Üretici tarafında ise küçük ölçekli işletmelerin tek başına fiyat rekabetiyle ayakta kalması zorlaşıyor. Bu sıkışmada farklılaşanlar öne çıkıyor. Kadın girişimciler de özellikle niş ürünler, doğrudan satış, kooperatifleşme, iyi tarım uygulamaları ve dijital pazarlama alanlarında dikkat çekici bir alan açıyor. Tarım sektöründe kadın girişimciler neden stratejik bir başlık? Bu sorunun yanıtı yalnızca temsilde eşitlik değil. Tarım, Türkiye için gıda arzı, istihdam, ihracat ve bölgesel kalkınma açısından stratejik bir sektör. Kadınların üretimde görünür olduğu ancak mülkiyet, finansman ve yönetim tarafında daha sınırlı yer aldığı bir yapıda, girişimcilik kapasitesinin tam kullanılamaması doğrudan ekonomik kayıp anlamına geliyor. Kadın girişimciler sahada çoğu zaman farklı bir iş modeli kuruyor. Sadece ham ürün satmak yerine işlenmiş ürün, coğrafi işaret potansiyeli, yerel marka, e-ticaret ve deneyim odaklı tarım turizmi gibi alanlara yöneliyorlar. Bu yaklaşım, tarımsal gelirin birim başına artmasını sağlayabiliyor. Özellikle zeytinyağı, tıbbi aromatik bitkiler, süt ürünleri, kurutulmuş gıda, fide üretimi, organik pazarlar ve yerel tohum girişimleri bu dönüşümün görüldüğü alanlar arasında. Burada kritik nokta şu: Tarımda kadın girişimciliği sadece sosyal sorumluluk projesi gibi ele alındığında etkisi sınırlı kalıyor. Oysa kurumsal alıcılar, perakende zincirleri, finans kuruluşları ve kamu politikaları bu başlığı bir verimlilik ve tedarik güvenliği meselesi olarak okuduğunda tablo değişiyor. Sahadaki dönüşüm: Üreticiden marka sahibine Klasik tarım yapısında kadın emeği çoğu zaman görünmeyen iş gücü olarak tanımlanır. Hasattan paketlemeye kadar pek çok aşamada aktif rol alınır, ancak işletmenin hukuki sahibi ya da ticari karar vericisi çoğu zaman başka biridir. Son yıllarda bu denklem kademeli olarak değişiyor. Yeni kuşak kadın girişimciler iki farklı kanaldan geliyor. Birinci grup, kırsalda üretimin içinden gelen ve mevcut aile işletmesini profesyonelleştiren girişimciler. İkinci grup ise şehirde eğitim ve kariyer geçmişi olan, sonrasında tarım teknolojisi, iyi tarım, dikey üretim, agro-gıda markası ya da kırsal yatırım alanına yönelen kurucular. İki profilin ortak noktası, tarımı yalnızca ekim-dikim faaliyeti olarak değil, veri, marka, lojistik ve müşteri deneyimiyle birlikte ele almaları. Bu yaklaşımın sahadaki yansıması oldukça somut. Ürünün paketlenmesi, depolanması, hikayeleştirilmesi, sosyal medya üzerinden pazarlanması ve doğrudan tüketiciye satılması artık girişimin toplam değerini belirliyor. Kadın girişimciler bu zincirde özellikle müşteri odaklılık ve ürün farklılaştırma alanlarında güçlü sonuçlar üretebiliyor. Ancak her örneği romantize etmek doğru olmaz. Başarı hikayeleri kadar, ölçeklenemeyen ve finansman duvarına çarpan çok sayıda girişim de bulunuyor. Hangi alanlarda daha hızlı büyüme görülüyor? Katma değerli gıda üretimi öne çıkıyor. Reçel, sirke, peynir, erişte, kurutulmuş meyve-sebze gibi geleneksel ürünlerin modern ambalaj, standart kalite ve düzenli dağıtım ile birleştiği modeller daha hızlı ticarileşiyor. Bunun yanında seracılık, fidecilik, mantar üretimi, arıcılık ve aromatik bitki yetiştiriciliği de düşükten orta ölçeğe geçişte daha erişilebilir alanlar sunuyor. Teknoloji tabanlı girişimler de dikkat çekiyor. Akıllı sulama, sensör destekli izleme, tarımsal veri analizi, dijital pazar yerleri ve üretici ağlarını bir araya getiren platformlar, tarım sektöründe geleneksel profilin dışına çıkan kadın kurucular için yeni fırsatlar yaratıyor. Bu segment henüz sınırlı ama büyüme potansiyeli yüksek. En kritik eşik: Finansmana erişim Tarımda girişimcilik konuşulurken en fazla atlanan başlık sermaye yapısı oluyor. Araziye erişim, ekipman yatırımı, sulama altyapısı, soğuk zincir, sertifikasyon ve işletme sermayesi bir araya geldiğinde maliyet tablosu hızla büyüyor. Kadın girişimciler için bu tablo daha da zorlaşabiliyor; çünkü teminat yapısı, mülkiyet ilişkileri ve kredi geçmişi gibi faktörler çoğu zaman eşit başlamıyor. Hibe ve teşvik programları önemli, fakat tek başına yeterli değil. Sorun yalnızca kaynağa ulaşmak değil, kaynağın zamanlaması ve kullanım esnekliği. Tarım sezonu beklemiyor. Geç gelen destek, kaçırılmış üretim döngüsü anlamına gelebiliyor. Ayrıca birçok girişimci için küçük tutarlı ama hızlı finansman, büyük ama bürokratik destekten daha işlevsel olabiliyor. Bu nedenle bankalar, kalkınma ajansları, kooperatifler ve alım garantisi sunan özel sektör yapıları arasındaki koordinasyon belirleyici hale geliyor. Riskin tek bir kurum üzerinde kalmadığı hibrit modeller, kadın girişimcilerin işini kolaylaştırabilir. Burada performans ölçütünün yalnızca kredi adedi değil, işletmenin üçüncü yıl sonunda ayakta kalma oranı olması daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Kooperatifler ve ortak hareket kapasitesi Tarım sektöründe kadın girişimciler için kooperatifleşme hâlâ en güçlü araçlardan biri. Özellikle küçük ölçekli üretimde tek başına pazara çıkmak, standart kaliteyi korumak ve düzenli alıcı bulmak zor. Kooperatif modeli bu zorluğu azaltabiliyor. Fakat kooperatif denince yalnızca geleneksel dayanışma yapısını anlamak eksik olur. Bugünün başarılı örnekleri, profesyonel yönetim, ortak marka, dijital satış ve kalite kontrol mekanizması kurabilen yapılar. Kooperatiflerin en büyük avantajı ölçek yaratması. En büyük riski ise yönetişim zafiyeti. Şeffaf olmayan karar süreçleri, gelir paylaşımında güven sorunu ve profesyonel kadro eksikliği, iyi niyetli yapıları kısa sürede zayıflatabiliyor. Bu yüzden kadın kooperatiflerinin sürdürülebilirliği, sadece kuruluş sayısıyla değil, ticari performansıyla ölçülmeli. Teknoloji kullanımı fark yaratıyor Tarım artık sahada başlayan ve ekranda yönetilen bir sektör haline geliyor. Hava durumu verisi, sulama planlaması, hastalık takibi, stok yönetimi ve sipariş akışı dijital araçlarla daha etkin yönetilebiliyor. Kadın girişimcilerin bu araçlara erişimi arttıkça rekabet gücü de yükseliyor. Ancak burada da bir eşitsizlik katmanı var. Cihaz, bağlantı, eğitim ve teknik destek eksikliği teknoloji yatırımlarını sınırlayabiliyor. Dijitalleşme sadece uygulama indirmekten ibaret değil. Veriyi yorumlamak, maliyeti hesaplamak ve üretim kararına dönüştürmek gerekiyor. Tarım danışmanlığı hizmetleri ile saha eğitiminin birlikte sunulması bu nedenle kritik. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayınların görünürlük sağladığı örnekler de burada önem kazanıyor. Çünkü iyi uygulamaların yayılması, sadece ilham üretmiyor; yatırımcı, alıcı ve kurumlar için de referans oluşturuyor. Politika seti nasıl olmalı? Bu alanda etkili sonuç almak için tek bir müdahale yeterli değil. Mülkiyet hakkından eğitime, pazara erişimden sigortaya kadar birbirini tamamlayan bir çerçeve gerekiyor. Özellikle arazi kullanım hakkı, kadınların işletme sahibi olarak kayıt altına alınması ve üretici kimliğinin resmi sistemlerde görünür hale gelmesi temel öncelikler arasında. Bunun yanında eğitim programlarının teorik değil, iş geliştirme odaklı tasarlanması gerekiyor. Bir girişimci için üretim tek başına başarı ölçütü değil. Satış kanalı, fiyatlama, mevzuat, ambalaj standardı ve nakit akışı yönetimi en az üretim kadar belirleyici. Kamu kurumları, odalar, üniversiteler ve özel sektör bu noktada daha bütünlüklü bir ekosistem kurabilir. Tarım sektöründe kadın girişimciler için hangi yaklaşım daha gerçekçi? En gerçekçi yaklaşım, herkesi aynı modele zorlamamak. Her bölgenin ürünü, iklimi, lojistiği ve pazar erişimi farklı. Bazı girişimler yerel pazarda güçlü olurken bazıları e-ihracat için uygun olabilir. Bazıları kooperatif yapısıyla büyürken bazıları butik marka olarak kalmayı tercih edebilir. Başarıyı sadece ölçekle tanımlamak bu nedenle yanıltıcıdır. Asıl ihtiyaç, girişimcinin hangi aşamada olduğunu doğru tespit etmek. Fikir aşamasındaki üreticiye verilen destek ile pazara girmiş ama kapasite artıramayan işletmenin ihtiyacı aynı değil. Politika ve finansman araçları bu ayrımı yapabildiği ölçüde etkili olur. Tarımda kadın girişimciliği artık iyi niyetli bir yan başlık değil, Türkiye'nin üretim kapasitesini ve gıda ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir ana gündem. Karar vericiler için mesele temsil oranı kadar, tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kırsal alanın ekonomik canlılığı. Sahadaki kadın girişimciler destek mekanizmalarına eriştikçe yalnızca kendi işletmelerini büyütmüyor; yerel istihdamı, ürün çeşitliliğini ve bölgesel değeri de büyütüyor. Bundan sonrası için asıl soru, bu potansiyelin farkında olup olmadığımız değil; onu ne kadar hızlı ve akıllı biçimde ölçekleyebildiğimiz.

İzmir Tarımının Yol Haritası Kooperatiflerle Belirleniyor Haber

İzmir Tarımının Yol Haritası Kooperatiflerle Belirleniyor

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kooperatifleşmede Türkiye’nin önde gelen kenti İzmir’de tarımsal kalkınma kooperatifleriyle bir araya geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen “Kooperatif Toplantıları” kapsamında, su ürünleri ve sulama kooperatiflerinin ardından tarımsal kalkınma kooperatifleriyle ilk toplantı gerçekleştirildi. “Kooperatiflerle Büyüyen Dayanışma, Güçlenen Üretim” sloganıyla düzenlenen toplantının ilk etabında Küçük Menderes Havzası’ndaki kooperatifler buluştu. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapılan toplantının moderatörlüğünü Prof. Dr. Yusuf Kurucu üstlendi. Kooperatiflerin sorunları masaya yatırıldı Toplantıda Başkan Tugay, kooperatif temsilcilerine tek tek söz vererek ekimden hasada kadar yaşanan sorunları, talepleri ve önerileri dinledi. Kooperatif temsilcileri; iklim krizi, sulama, markalaşma ve pazarlama, artan girdi maliyetleri, tarımsal eğitim eksikliği ve haksız rekabet gibi birçok başlıktaki sorunlarını dile getirdi. Karşılıklı görüş alışverişiyle tarımda izlenecek yol haritası belirlendi. Kısa vadede çözülebilecek konular için anında talimatlar verilirken, orta ve uzun vadeli sorunlar için planlama yapıldı. Su sorununa dikkat çekti Toplantıda kooperatiflere seslenen Başkan Tugay, İzmir’de farklı sektörlerde geçimini sağlayan insanların sorun yaşamadan, hatta koşullarını iyileştirerek hayatlarını sürdürmesini hedeflediklerini söyledi. En önemli sorunun su olduğuna dikkat çeken Tugay, artan hava sıcaklıkları ve orman yangınlarının tesadüf olmadığını, bu sorunların önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini vurguladı. Bu noktada “Her şeyi doğru yapıyor muyuz?” sorusunun sorulması gerektiğini belirten Tugay, doğru ürün ve sulama yöntemlerinin seçilip seçilmediğinin, hayvancılığın bilimsel esaslara göre yapılıp yapılmadığının sorgulanmasının önemine işaret etti. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, kısa vadeli beklentilerle ve bilimsel temele dayanmadan yapılan üretim tercihlerinin yaygın olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, tarımda kararların bilgi ve bilime dayalı olarak alınması gerektiğini ifade etti. “Bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” Dünya tarımında bilime dayalı üretim modelini benimseyen Hollanda’yı örnek gösteren Başkan Tugay, “Bizim herkesin bilgisine sonsuz saygımız var. Ama başka ülkelere baktığımız zaman çiftçisinin emeğinin karşılığını aldığını görüyoruz. Biz fidan dağıtıyoruz, fidanların yarısı kuruyor, dikilmiyor. Hayvan dağıtalım diyoruz, bu hayvanları beslemek çoğaltmak yerine satmayı tercih ediyorlar. Bu iş, belediyenin tek taraflı, iyi niyetli adım atmasıyla çözülmüyor. Burada en doğrusu nedir, buna kafa yormamız ve bu kararları birlikte vermemiz gerekiyor. Ondan sonra bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin büyük ve güçlü bir kurum olduğunu ifade eden Başkan Tugay, son yıllarda birçok sorunun giderildiğini ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, bundan iki sene öncesine göre daha iyi durumda. Problemli olan birçok şeyi düzelttik; düzeltmeye devam ediyoruz. Ama bazı konular var ki bunlar bizim paramızın olup olmamasıyla ilgili değil. İlla ki yanlış ürün seçilirse, fazla su tüketilirse bu sorunları çözemeyiz” diye konuştu. “Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” İzmir’in tarım arazileri ve havzalarının zenginliğine dikkat çeken Başkan Tugay, tarımın İzmir için özenle ele alınması gereken bir alan olduğunu vurguladı. Bu konuda kapsamlı değerlendirmeler yaptıklarını belirten Tugay, doğru adımların atılması için kooperatiflerin görüşlerinin de büyük önem taşıdığını söyledi. Amaçlarının yalnızca toplantı yapmak değil, doğruyu birlikte bulmak olduğunu ifade eden Başkan Tugay, kooperatifleri güçlü ve önemli yapılar olarak gördüklerini belirtti. Kooperatifçiliği desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Tugay, “Kooperatifler birliktir, birlikten gelen güçtür. Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” dedi. Üngür: İzmir’deki kooperatiflerde 19 bin ortağımız var Toplantıda İzmir’in kooperatif yapısına ilişkin bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, kent genelinde toplam 289 kooperatif bulunduğunu, bunların 163’ünün tarımsal kalkınma kooperatifi olduğunu söyledi. Kooperatif sayısının fazlalığı nedeniyle toplantıları iki etap halinde planladıklarını belirten Üngür, ilk etapta Küçük Menderes Havzası ve Kemalpaşa’daki kooperatiflerin davet edildiğini ifade etti. Üngür ayrıca İzmir’deki kooperatiflerde yaklaşık 19 bin ortağın yer aldığını, kooperatifleşmenin en yoğun olduğu ilçenin Bergama olduğunu; onu Ödemiş, Tire ve Bayındır’ın izlediğini belirtti. Birinci Derece Tarımsal Kalkınma Örgüt Belgesi sayısının 12’ye ulaştığını aktaran Üngür, İzmir’in bu alanda Türkiye genelinde ikinci sırada yer aldığını söyledi. Prof. Dr. Kurucu: Tedbir almazsak 2079’a kadar hiçbir şey kalmayacak Toplantıda konuşan Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Türkiye’nin kuraklık haritası verilerini yıllara göre karşılaştırmalı olarak anlattı. Yusuf Kurucu, “Bilim yıllardır iklimin değişeceğini söylüyor. O nedenle ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bir önceki yıla göre daha şiddetli kuraklık yaşıyoruz. Eğer bugünden tedbirimizi almazsak, 2079 yılına kadar çocuklarımıza, torunlarımıza hiçbir şey kalmayacak. Yaz uzuyor, ilkbahar, sonbahar kısalıyor. Her on yılda bir en az yüzde 12 oranında yeraltı suyu ve yağmur sularında azalma var. Bu da tarımda suyun kullanımında çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Büyükşehir’den bölgesel güçlü kooperatifler vurgusu Haber

Büyükşehir’den bölgesel güçlü kooperatifler vurgusu

Üreticileri desteklemek için Manisa’da güçlü kooperatifler oluşturma çalışmalarını sürdüren Manisa Büyükşehir Belediyesi, Ahmetli’de meyve sebze ve zeytin üreticileriyle bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Yercan; Tire Süt, Bademli, Seferihisar Hıdırlık, Gödence ve İğdeli Kooperatifi gibi başarılı ekonomileriyle fark yaratan kooperatiflerin yaptıklarını üreticilerle paylaştı. Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Yılmaz Usta ise küçük ve çok sayıda kooperatif yerine ilçe bazında güçlü kooperatifler oluşması gerektiğini belirtti. Toplantıda Ahmetli Belediye Başkanı Fuat Mintaş ve Ahmetli Tarım ve Orman Müdürü Murat Yasak da yer aldı. İLÇE VE İL ÇAPINDA GÜÇLÜ KOOPERATİFLER Yürütülen faaliyetleri üreticilere aktaran Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Yılmaz Usta, “Kooperatifçilik, desteklemek ve geliştirmek için üzerinde çaba sarf ettiğimiz alanlardan biri. Bu alanda şu an Salihli’deki bir kooperatiften süt alarak, işlettirip Halk Mandıralarda süt ve süt ürünleri olarak satışlarımıza başladık. Manisa merkezde iki şubede satışlar var, ilerleyen süreçte 17 ilçeye yaygınlaştırmak istiyoruz. Yaygınlaştıkça da işlenecek, alınacak ürün miktarı artacaktır. Kooperatiflere ait işleme, paketleme tesislerinin kurulması, ürünlerin pazarlanması önümüzdeki işler arasında. Kuracağımız tesisleri Belediye olarak işletmeyeceğiz. Belediye işletmecilik yapmaz, mantığındayız. Bir bölgede küçük ve çok sayıda kooperatif değil, ilçe ve il çapında güçlü kooperatifler oluşması gerektiğini düşünüyoruz. Ahmetli’den böyle güçlü bir üretici kooperatifi çıkabilir. Biz de pazar konusunda kooperatiflerimizin önünüzü açarak bu ürünlerin Manisa, İzmir, Denizli, İstanbul, Ankara gibi şehirlerde raflarda yer almasını sağlayabiliriz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.