Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kooperatifler

Kapsül Haber Ajansı - Kooperatifler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kooperatifler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kocaeli Büyükşehir’den Toplu Ulaşımda Bir Devrim Daha Haber

Kocaeli Büyükşehir’den Toplu Ulaşımda Bir Devrim Daha

Büyükakın: “Hem vatandaş, hem esnaf, hem de çevre kazandı” “Araç kimin olursa olsun hizmet vatandaşın” mesajıyla devreye alınan 41G Hattı, Karamürsel ve İzmit yolculuğunu konforla buluşturdu. Tanıtım töreninde konuşan Başkan Büyükakın, 95 araçtan oluşan yeni ulaşım sisteminin hizmete alındığını açıkladı. Kentin güney aksında daha önce 129 araçla sürdürülen dağınık yapının, 95 araçlık planlı ve entegre bir sisteme dönüştürüldüğünü belirten Büyükakın, bu modelin zamanla kentin tamamına yayılacağını ifade etti. Başkan Büyükakın, yeni hatla birlikte hem vatandaşın hem ulaşım esnafının hem de çevrenin kazanacağını vurgulayarak “Ulaşımda her geçen gün daha iyiye gidiyoruz” dedi. TANITIM OTOBÜS TERMİNALİNDE YAPILDI Karamürsel Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde yapılan törene; Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli İl Başkan Vekili Alper Doğan, AK Parti Karamürsel İlçe Başkanı Mecit Erdoğan, BBP Kocaeli İl Başkanı Metehan Küpçü, DSP İl Başkanı Halim Dedoğlu, Kocaeli Minibüsçüler ve Otobüsçüler Odası Başkanı Mustafa Kurt, Karamürsel Minibüsçüler Kooperatifi Başkanı Ahmet Utaş, Gölcük Minibüsçüler Kooperatifi Başkanı Kemal Köse, Değirmendere Minibüsçüler Kooperatifi Başkanı Necdet Dede, ilgili daire müdürleri, oda başkanları ve vatandaş katıldı. ULAŞIM VİZYONU KENT TRAFİĞİNE NEFES ALDIRIYOR Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Başkan Tahir Büyükakın’ın ortaya koyduğu “vatandaşın rahat ve konforlu ulaşımı” hedefi doğrultusunda kent genelinde ulaşım yatırımlarını sürdürüyor. Altyapı ve üstyapı çalışmalarından kavşak projelerine, toplu taşıma yatırımlarından alternatif ulaşım modellerine kadar birçok alanda çalışmalarını sürdüren Büyükşehir, Kocaeli’nin ulaşım altyapısını kentin gelecekteki ihtiyaçlarına göre şekillendiriyor. Donanımlı belediye otobüsleri, şehir içi ulaşımda önemli bir alternatif sunan tramvay, teleferik ve deniz ulaşımı gibi seçenekleri Kocaelililerin hizmetine sunan Büyükşehir, toplu ulaşımda konforu, erişilebilirliği ve hizmet çeşitliliğini her geçen gün artırıyor. GÜNEY AKSIN TOPLU ULAŞIMINDA YENİ DÖNEM Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, toplu ulaşımda özel halk otobüsleri ile belediye iştirakinin ayrı ayrı hareket ettiği yapıdan, merkezi planlama ve ortak çalışma esasına dayalı entegre ulaşım modeline geçişini sürdürüyor. Daha önce Çayırova-Darıca-Gebze-Dilovası-İzmit koridorunda, Körfez-Derince-İzmit-Kartepe güzergâhında 41K hattında ve Başiskele-İzmit arasında uygulanan ortak havuz sistemine şimdi Karamürsel-Değirmendere-Gölcük 41G sistemi de eklendi. 7 Eylül Pazartesi günü yolcu taşımaya başlayacak yeni sistemle Karamürsel-Değirmendere-Gölcük-İzmit koridorunda aynı güzergâhlarda hizmet veren kooperatif araçları ile UlaşımPark otobüsleri, birbirinden bağımsız hareket etmek yerine ortak planlama doğrultusunda tek bir ulaşım sistemi içerisinde hizmet verecek. 41K İLE BAŞLAYAN MODEL GÜNEYE UZANDI Körfez, Derince, İzmit ve Kartepe arasındaki ulaşımı güçlendiren 41K hattı, 2024 yılından bu yana Kocaelililere hizmet veriyor. Yoğun şekilde kullanılan hat, kentin kuzey aksındaki ulaşım yükünün hafifletilmesine katkı sağlarken vatandaşlara da kesintisiz ulaşım imkânı sunuyor. Büyükşehir, 41K ile uygulanan ortak ulaşım modelini bu kez kentin güney aksına taşıyarak 41G hattını hizmete aldı. 15 HATTA 95 ARAÇLA HİZMET Yeni sistem kapsamında toplam 15 hat ve 95 araçla hizmet verilecek. Bu kapsamda 41G Karamürsel-Değirmendere-Gölcük-İzmit (Eski Yol) Ekspres Hattı devreye alınacak. İzmit ile Karamürsel arasında kesintisiz ulaşım sağlayacak 41G hattı, gidiş-dönüş toplam 47 duraktan oluşacak. Mevcut 750 hattı revize edilerek 750Y Karamürsel-Değirmendere-Gölcük-Başiskele-İzmit (Yeni Yol)-Umuttepe hattı oluşturulacak. Halıdere’den hareket edecek 703 ve 704 numaralı yeni hatlar da hizmete başlayacak. Değirmendere’den hareket eden 721, 722, 731, 732 ve 733; Gölcük’ten hareket eden 701 ve 702; Karamürsel’den başlayan 751, 752 ve 753 numaralı hatlar ise hizmet vermeye devam edecek. REKABET YERİNE ORTAK ULAŞIM MODELİ UlaşımPark A.Ş. ile 3 özel halk otobüsü kooperatifinin ortak planlama anlayışıyla hizmet vereceği sistem sayesinde aynı güzergâhta çakışan ve plansız seferlerin önüne geçilecek. Yolcular, işletmeci ayrımı olmaksızın kendisi için uygun olan aracı kullanabilecek. Ortak havuz modeliyle işletmeciler arasındaki verimsiz rekabetin azaltılması, yakıt ve işletme maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor. Bunun yanı sıra iş gücü ve zaman kaybının, gereksiz trafik yoğunluğunun ve kooperatifler arasındaki gelir dengesizliğinin de önüne geçilmesi amaçlanıyor. Böylece toplu ulaşımda rekabet eden işletmeciler yerine ortak planlama ile birlikte çalışan, daha verimli ve sürdürülebilir bir ulaşım modeli oluşturulacak. "DÖNÜŞÜM HERKESE İYİ GELECEK" Toplu taşıma sisteminde daha verimli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Büyükşehir Belediye Başkanı, yeni sistemle birlikte hem esnafın hem belediyenin hem de vatandaşın kazanacağı bir model oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. “Esnafın kazancında gözümüz yok” diyen Büyükakın, temel amaçlarının esnafın ayakta kalmasını sağlarken vatandaşın da toplu taşımadan memnun olmasını sağlamak olduğunu ifade etti. “Bu şehir hepimizin, bu şehrin huzuru hepimiz için lazım” diyen Büyükakın, toplu taşıma sistemindeki dönüşümün kent yaşamına doğrudan katkı sağlayacağını vurguladı. 15 HATTA 95 ARAÇ HİZMET VERECEK Mevcut toplu taşıma sistemine ilişkin de bilgi veren Başkan, şu anda 13 hatta 129 aracın hizmet verdiğini belirtti. Araçların birbirleriyle rekabet eden ve birbirinin işini etkileyen bir yapı içerisinde çalıştığını ifade eden Başkan Büyükakın, yeni sistemle birlikte 15 hatta yalnızca 95 aracın hizmet vereceğini söyledi. Büyükakın, bu değişimin yalnızca şehir açısından değil, ülke açısından da önemli bir kazanım sağlayacağını belirterek, toplu taşımadan yararlanan yolcu sayısının artırılması halinde hem esnafın hem de çevrenin kazanacağını dile getirdi. “ESNAFIN KÖTÜLÜĞÜ İÇİN BİR ŞEY YAPMAM” Daha önce hayata geçirilen tramvay projesi üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Başkan, projenin ilk dönemlerinde esnafla ciddi tartışmalar yaşandığını hatırlattı. “Tramvayı yaptığımızda esnaf bizimle çok kavga etti ama şimdi Allah razı olsun diyorlar” diyen Başkan Büyükakın, esnafın bugün gelinen noktada sistemin kendilerine sağladığı faydayı gördüğünü ifade etti. Başkan Büyükakın, “Çünkü şunu biliyorlar; ben kasten esnafın kötülüğü için bir şey yapmam ama halkın mutluluğu için de çalışmak zorundayım. Esnaf ayakta kalsın ama her şeyden önce vatandaş bu toplu taşımadan mutlu olsun” dedi. Bu dönüşüm için büyük bir çaba harcandığını belirten Başkan, “Bu iş için çok zorlandık ama başardık. Darısı Batı yakasının başına” ifadelerini kullandı. BATI YAKASINDA DA HAVUZ SİSTEMİNE GEÇİLECEK Batı yakasında da benzer bir dönüşüm gerçekleştirileceğini açıklayan Başkan Büyükakın, burada da havuz sistemine geçileceğini söyledi. Büyükakın, “Orası da bir havuz sistemine geçecek. Metro ve metroyu besleyen havuz sistemi olacak. Toplu taşıma araçlarının birbirleriyle rekabet ettiği bir yapı yerine, birbirini destekleyen ve tamamlayan bir sistem oluşturulacak. Birbirini tekrar eden, birbirinin maliyetini artıran sistemden, birbirini iyileştiren sisteme geçtik” diyerek yeni modelin temel amacının verimliliği artırmak olduğunu ifade etti. “ESNAFIMIZLA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR" Toplu taşıma esnafıyla birlikte yapılacak daha çok çalışma olduğunu belirten Başkan Büyükakın, sistemin her geçen gün daha iyi bir noktaya taşındığını söyledi. “Toplu taşıma esnafıyla yapacak daha çok işimiz var. Her geçen gün iyiye doğru gidiyoruz” diyen Başkan Büyükakın, toplu taşıma yolculuklarının sayısını artırmak istediklerini vurguladı. Ana taşımacılığın raylı sistem olması gerektiğini ifade eden Büyükakın, havuz sistemiyle hizmet veren 41K ve 41G hatlarının da bu sistemi desteklemesini hedeflediklerini söyledi. İLÇELER ARASINDA ENTEGRE SİSTEM HEDEFİ Toplu taşımada dönüşümün yalnızca mevcut hatların düzenlenmesiyle sınırlı kalmayacağını belirten Büyükakın, ana havuzların tamamlanmasının ardından ilçe ilçe sistemlerin ortak çalışması ve entegre hale getirilmesi için çalışmalar yapılacağını söyledi. Bunun ardından araçların yenilenmesinin de gündeme geleceğini ifade eden Başkan Büyükakın, “Daha dünya kadar işimiz var” dedi. Toplu taşımada hedeflenen dönüşümün ancak karşılıklı anlayış ve iyi niyetle gerçekleştirilebileceğini belirten Büyükakın, “Birbirimizi anladıkça, iyi niyetle çalıştıkça olur. Kişi için çalıştığının karşılığı var. Çalışacağız, daha çok gayret edeceğiz” diye konuştu. Büyükakın, açıklamalarının sonunda hayata geçirilen yeni hattın Karamürsel ve Gölcük için hayırlı olmasını dileyerek, toplu taşıma sistemindeki dönüşüm çalışmalarının devam edeceğini belirtti. KURT: “BÜYÜKAKIN GERÇEK BİR ESNAF DOSTU” Kocaeli Minibüsçüler ve Otobüsçüler Odası Başkanı Mustafa Kurt ise konuşmasında yeni hattın üç ilçeye hayırlı olmasını diledi. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın sayesinde sadece Türkiye’de değil dünyada ilkleri yaşadıklarını vurgulayan Mustafa Kurt, “Başkanımız gerçek bir esnaf dostu. Esnaf üzerindeki emekleri çok fazla. Bu anlamda biz kendisinden razıyız. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Manisa’da Bağbozumu Şenliği Başlıyor Haber

Manisa’da Bağbozumu Şenliği Başlıyor

Manisa’nın köklü bağcılık kültürünü yeniden kent yaşamıyla buluşturmayı amaçlayan şenlik; bağbozumu etkinliklerinden gastronomiye, kadın emeği ve kooperatif stantlarından söyleşi, çalıştay ve konserlere kadar geniş bir programla gerçekleştirilecek. Manisa’nın en önemli tarımsal değerlerinden biri olan üzüm ve bağcılık kültürünü daha görünür hale getirmek, üreticinin emeğine sahip çıkmak ve şehir ile kırsal arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla düzenlenen Manisa Bağbozumu Şenlikleri, 5-8 Eylül tarihleri arasında Şehzadeler’de gerçekleştirilecek. Şehzadeler Belediyesi ile Manisa Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen şenliklerin tanıtımı Tarihi Kurşunlu Han’da düzenlenen basın toplantısıyla yapıldı. Toplantıya Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, Genel Sekreter Yardımcıları, Başkan Danışmanları, Belediye Başkan Yardımcıları, daire başkanları ve birim müdürleri katıldı. Basın toplantısında şenliğin programı, hedefleri ve Manisa’nın bağcılık mirasına yönelik çalışmalar hakkında bilgi verildi. Başkan Dutlulu, “Sanayileşirken Tarımımızı ve Üretimimizi Korumalıyız” Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Manisa’nın yaşadığı ekonomik ve sosyal zorluklara rağmen üzüm konusunda Türkiye’nin başkenti olduğu gerçeğinin değişmediğini belirterek, Manisa’nın bu değerinin çok daha fazla anlatılması gerektiğini söyledi. Manisa’nın yalnızca üzümüyle değil, sanayisi ve diğer tarımsal ürünleriyle de Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Başkan Dutlulu, sanayileşme sürecinde tarım alanlarının ve üretim gücünün korunması gerektiğine dikkat çekti. Başkan Dutlulu, “Manisa, yalnızca üzümüyle değil, aynı zamanda sanayisiyle de çok önemli bir kent. Ancak sanayileşirken tarımımızı ve üretimimizi korumamız gerekiyor” dedi. Zeytin, üzüm ve diğer tarımsal ürünlerin Manisa için büyük bir güç olduğunu vurgulayan Dutlulu, üzümün de buğday gibi stratejik bir ürün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Manisa’nın yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın önemli üzüm merkezlerinden biri olduğunun daha fazla anlatılması gerektiğini ifade eden Dutlulu, Alaşehir, Sarıgöl ve diğer ilçelerin kendine özgü üretim değerleriyle bu mirasın önemli parçaları olduğunu söyledi. “Şehir ile Kırsal Arasındaki Bağı Yeniden Güçlendirmeliyiz” Bağbozumu Şenlikleri’nin önemli amaçlarından birinin de şehir merkezi ile kırsal arasındaki bağı yeniden güçlendirmek olduğunu belirten Başkan Dutlulu, üretimin, üzümün ve bağcılığın yeniden şehir yaşamının bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi. Şenliğin önemli bir bölümünün mahallelerde gerçekleştirilecek olmasının bu açıdan değerli olduğunu ifade eden Dutlulu, üretim merkezlerinin de festivalin merkezinde yer alacağını belirtti. Kent merkezinde de konserler, pazarlar ve çeşitli etkinliklerle güçlü bir program hazırlanacağını kaydeden Dutlulu, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. “Geleceğimizi Korumak İçin Bugün Doğru Adımlar Atmalıyız” Konuşmasında planlı kentleşme ve tarım alanlarının korunmasına da dikkat çeken Başkan Dutlulu, gelecek nesillerin gıda güvenliğini sağlamak için bugün doğru kararlar alınması gerektiğini vurguladı. Özellikle imar konusunda büyük hatalar yapılmaması gerektiğini belirten Dutlulu, “Bugünün ihtiyaçlarını karşılamak adına geleceğimizi ötelememeliyiz. Yatay gelişmeyi, planlı kentleşmeyi ve üretim alanlarımızı korumayı esas almalıyız” dedi. Tarım alanlarının korunmasının yalnızca üretim açısından değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da büyük önem taşıdığını ifade eden Dutlulu, üretimin sürdürülebilir hale getirilmesi ve Türkiye’nin kendi kendine yetebilen üretim yapısının korunması gerektiğini söyledi. Bağbozumu Şenlikleri’nin zaman içerisinde daha da büyümesini ve uluslararası ölçekte tanınan bir organizasyona dönüşmesini istediklerini belirten Dutlulu, Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak böyle bir organizasyonun içerisinde yer almaktan memnuniyet duyduklarını ifade etti. Manisa’da Dolu Dolu Bir Eylül Festivalin kültürel ve tarımsal yönünün yanı sıra sosyal açıdan da Manisalılara keyifli etkinlikler sunacağını belirten Başkan Dutlulu, Manisa’nın 17 ilçesindeki vatandaşları şenliklere davet etti. Bağbozumu Şenlikleri’nin Kurtuluş Haftası etkinlikleriyle birleşmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade eden Dutlulu, 30 Ağustos konserleriyle başlayacak etkinliklerin 15 Eylül’e kadar Manisa’nın farklı noktalarında devam edeceğini söyledi. Başkan Dutlulu, “Üzüm Festivali ile birlikte Manisa’da 15 Eylül’e kadar dolu dolu bir Eylül ayı yaşatmayı hedefliyoruz” dedi. Etkinliklerin kent ekonomisine ve esnafa da katkı sağlayacağını belirten Dutlulu, festivallerin Manisa’nın hareketlenmesi ve esnafın nefes alması açısından önem taşıdığını ifade ederek, organizasyonda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarına ve katkı sunan herkese teşekkür etti. Başkan Şimşek, “Var Olan Mirasımızı Yeniden Ayağa Kaldırmak İstiyoruz” Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek ise Manisa’nın 878 bin dekar bağ alanı ve yıllık 1 milyon 140 bin tonluk üretimiyle Türkiye’nin en önemli üzüm merkezlerinden biri olduğunu belirterek, bağcılığın yaklaşık 40 bin ailenin geçim kaynağı olduğunu ifade etti. Manisa’da 1937 yılında düzenlenen “Üzüm Bayramı”ndan bu yana bağcılık kültürünü merkeze alan geleneksel bir organizasyonun süreklilik kazanamadığına dikkat çeken Şimşek, Manisa Bağbozumu Şenlikleri ile mevcut mirası yeniden canlandırmayı amaçladıklarını söyledi. Şimşek, “Bizim derdimiz yeni bir gelenek yaratmak değil, var olan mirasımızı yeniden ayağa kaldırmaktır” diyerek, şenliğin yalnızca birkaç günlük bir eğlence organizasyonu olmadığını vurguladı. Bağcılık ve Tarım Çalıştayı ile üzümün geleceğinin ele alınacağını belirten Şimşek, kadın emeği, kooperatifler ve yerel üreticilerin de etkinliklerde yer alacağını söyledi. Şenliğin kent merkezinin yanı sıra mahallelere de taşınacağını ifade eden Şimşek, 5 Eylül Cumartesi günü Hacıhaliller’de gerçekleştirilecek bağ kahvaltısıyla başlayacak programın Ulupark, Tarzan Meydanı ve Şemsiyeli Sokak’taki etkinliklerle devam edeceğini belirtti. Kortej yürüyüşleri ve konserlerin de düzenleneceği şenliklerin her yıl büyütülerek ilerleyen yıllarda uluslararası ölçekte bir organizasyona dönüştürülmesinin hedeflendiğini kaydeden Şimşek, tüm Manisalıları şenliğe davet etti. Basın toplantısının ardından Başkan Dutlulu ve Başkan Şimşek, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Şenlik kapsamında düzenlenecek Bağcılık ve Tarım Çalıştayı, gastronomi etkinlikleri, sanat atölyeleri, söyleşiler, paneller, kortej ve konserlerin gün gün programının kamuoyuyla paylaşılacağı belirtildi. Programın sonunda basın mensuplarına günün anısına özel olarak hazırlanan bağbozumu hediye çantaları takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Üretim, “Onarım Enerjisi” ile Onarıcı Tarımı Destekliyor Haber

Enerjisa Üretim, “Onarım Enerjisi” ile Onarıcı Tarımı Destekliyor

Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümüne yön veren Enerjisa Üretim, sürdürülebilirlik vizyonunu enerji üretiminin de ötesine taşıyan yeni sosyal etki programı Onarım Enerjisi’ni başlattı. Yenilenebilir enerji yatırımlarının etki alanındaki bölgelerde Mart 2026 itibariyle hayata geçirilen program, onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırarak doğal kaynakların korunmasını, üreticilerin iklim değişikliğine uyum kapasitesinin artmasını ve yerel toplulukların ekonomik dayanıklılığının güçlenmesini amaçlıyor. Programın ilk uygulama alanı olarak Aydın’da, Dampınar Rüzgâr Enerji Santrali’nin etki alanındaki incir üreticisi köylerbelirlendi. Türkiye’nin önemli tarımsal değerlerinden biri olan incirin, iklim değişikliğine karşı onarıcı tarım yöntemleriyle geleceğe taşınmasını hedefleyen çalışmalar kapsamında üreticilere eğitim, bire bir mentorluk, teknik danışmanlık ve uygulama desteği sağlanıyor. Enerjinin Dönüştüğü Bölgelerde Toprağın da Geleceği Güçleniyor Dört yıllık bir dönüşüm programı olarak tasarlanan Onarım Enerjisi, Enerjisa Üretim’in Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları çevresindeki kırsal yerleşimlerde uygulanıyor. Programın ilk yılında Aydın, Çanakkale, İzmir ve Balıkesir’deki rüzgâr enerjisi santrallerinin etki alanında yer alan yaklaşık 30 köyde 300’den fazla üreticiye ulaşılması hedefleniyor. Programın ilerleyen dönemlerinde Muğla ve Edirne’nin de kapsama alınmasıyla etki alanının genişletilmesi planlanıyor. Onarım Enerjisi kapsamında kadınlar ve gençler başta olmak üzere üreticilerin onarıcı tarım alanında bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi, onarıcı tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve iklim değişikliğine dirençli üretim modellerinin oluşturulması amaçlanıyor. İncir Üretiminde İklim Direnci ve Katma Değer Hedefi Aydın’daki pilot uygulama kapsamında incir üreticisi köylerde eğitim ve kapasite geliştirme çalışmalarının yanı sıra güneş enerjisi destekli tarımsal altyapı uygulamaları, sürdürülebilir üretim teknikleri, ürün kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar ve pazarlama süreçleride tasarlanıyor. Böylece incir üretiminde kalite ve sürdürülebilirliğin artırılması, üreticilerin pazara erişim olanaklarının geliştirilmesi ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılıklarının güçlendirilmesi hedefleniyor. Program aynı zamanda yerel bilgi birikimini bilimsel yaklaşımlarla buluşturan güçlü bir iş birliği modeli sunuyor. İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Genç İşi Kooperatifi, yerel yönetimler, kamu kurumları, akademi, kooperatifler ve üreticilerle geliştirilen ortak çalışma modeli sayesinde bölgesel ihtiyaçlara uygun, kalıcı ve ölçeklenebilir çözümler geliştiriliyor. Enerji Dönüşümüne Sosyal Dönüşüm Eşlik Ediyor Enerji dönüşümünü yalnızca elektrik üretmekle sınırlı görmeyen Enerjisa Üretim, faaliyet gösterdiği bölgelerde toprağın verimliliğini artıran, biyolojik çeşitliliği destekleyen ve üreticilerin iklim değişikliğine uyum kapasitesini güçlendiren uygulamaları sürdürülebilir kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. Şirket, Onarım Enerjisi ile enerji üretmenin yanında toprağın yeniden canlanmasına, üreticilerin güçlenmesine, doğal kaynakların korunmasına ve kırsal kalkınmanın desteklenmesine katkı sunuyor. Aydın’da incir üreticileriyle başlayan bu dönüşüm yolculuğu, önümüzdeki dönemde farklı üretim desenlerine sahip bölgelere yayılarak yenilenebilir enerji ile sürdürülebilir tarımı buluşturan örnek bir kalkınma modeline dönüşmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ataevler Kapalı Pazar Alanı hizmete açıldı Haber

Ataevler Kapalı Pazar Alanı hizmete açıldı

Nilüfer Belediyesi, Ataevler Mahallesi’nde yapımı tamamlanan kapalı pazar alanını törenle hizmete açtı. Açılış törenine; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, İYİ Parti Nilüfer İlçe Başkanı Selahattin Çakmak, 24. Dönem CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri, Ataevler Mahalle Muhtarı Sabiha Güneş, Bursa Seyyar Pazarcılar Odası Başkanı Ahmet Refik Aksu ile çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı. GÖREVE GELDİKTEN SONRA AÇILAN 4. KAPALI PAZAR ALANI Törenin açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Ataevler Kapalı Pazar Alanı’nın göreve geldikleri günden bu yana açtıkları dördüncü kapalı pazar alanı olduğunu söyledi. Hedeflerinin ilçedeki tüm pazar alanlarını kapalı hale getirmek olduğunu belirten Başkan Şadi Özdemir, yakın zamanda devreye alınacak yeni pazar alanlarının yanı sıra mevcut alanlarda da iyileştirme çalışmaları yapılacağını ifade etti. Ataevler Kapalı Pazar Alanı’nın aynı zamanda bir cazibe merkezi olacağını vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “Burada insanlar vakit geçirebilecek, eğlenecek, alışveriş yapacak. Burası 5 bin 416 metrekare taban alanına sahip, kapalı pazar alanıyla birlikte ücretsiz kapalı otoparkı da olan bir mekan. Dolayısıyla bölgedeki otopark ihtiyacına da bir nebze olsun cevap vermiş olacak” dedi. BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR’DEN DOĞA VE TARIM VURGUSU Konuşmasında tarımın önemine de değinen Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer’in yüzde 75’inin tarım, orman ve mera alanlarından oluştuğunu hatırlattı. Üreticilerin tarımdan vazgeçmemesi için kırsalda hayatı sürdürülebilir kılmak gerektiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, üreticileri kooperatifler çatısı altında bir araya getirdiklerini, ürünlerine satın alma güvencesi verdiklerini ve bu ürünlerin satılabileceği mekanizmalar oluşturduklarını anlatarak, “Tarımın desteklenmesi gerekiyor. Burada üretilmiş güzel ürünleri çocuklarımız, torunlarımız ve onların torunları da yiyebilsin istiyoruz” diye konuştu. Kayapa’da yapılmak istenen katı atık tesisine de değinen Başkan Şadi Özdemir, “Her şeyi her yere yapabilirsiniz ama verimli topraklarınızı ve ormanlarınızı korumazsanız hayatınız olmaz. Nilüfer’in geleceğini yok etmeyin” çağrısında bulundu. “HAYATI KOLAYLAŞTIRAN BİR MERKEZ” Törende konuşan CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk de, pazar yerlerinin tarih boyunca sosyal yaşamın kurulduğu merkezler olduğunu belirterek, “Bugün sadece bir pazar yeri değil, çok anlamlı bir cazibe merkezinin, bir yaşam merkezinin hayata geçirildiğini hep birlikte görüyoruz. Emeği geçen başta Belediye Başkanımız ve yöneticilerimize yürekten teşekkür ediyorum” dedi. Bursa Seyyar Pazarcılar Odası Başkanı Ahmet Refik Aksu da pazarcı esnafının üretici ile tüketici arasında köprü kuran önemli bir hizmet olduğuna değinerek, “Böyle modern kapalı pazar alanları hem esnafımızın daha sağlıklı koşullarda çalışmasına hem de vatandaşlarımızın daha konforlu bir ortamda alışveriş yapmasına büyük katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Aksu, bu hizmetin hayata geçirilmesindeki katkılarından dolayı esnaf adına Başkan Şadi Özdemir’e teşekkür etti. “YAŞAYAN BİR MERKEZ HALİNE GELECEK” Ataevler Mahalle Muhtarı Sabiha Güneş ise kapalı pazar alanının mahallenin yıllardır beklediği önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, “Mahalle halkımız bundan sonra yazın sıcağından, kışın yağmurundan etkilenmeden daha modern, daha güvenli ve daha konforlu bir ortamda alışveriş yapacak” diye konuştu. Alanı sadece haftada bir gün kullanılan bir yer değil, yaşayan bir sosyal merkeze dönüştürmek istediklerini belirten Güneş, burada bir sanat sokağı kurmayı ve haftanın bir gününü “Kadın Emeği Pazarı” olarak değerlendirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Konuşmaların ardından Ataevler Mahalle Muhtarı Sabiha Güneş, günün anısına Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’e hediye takdim etti. Protokol üyeleri ve vatandaşlar tarafından kesilen açılış kurdelesinin ardından, Başkan Şadi Özdemir ve beraberindeki heyet pazar alanını gezerek esnaf ve vatandaşlarla sohbet etti. Açılış programı kapsamında ayrıca bölgede açılan stant ziyaret edilerek, “Nilüfer’e Çöplük İstemiyoruz Kampanyası”na Başkan Şadi Özdemir ve tüm katılımcılar imza atarak destek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çiftçilere Eğitim, Mentorluk ve1 Milyon Liralık Destek Haber

Çiftçilere Eğitim, Mentorluk ve1 Milyon Liralık Destek

Sürdürülebilirlik çalışmaları ile tanınan Etki Çemberleri Vakfı tarafından başlatılan Harman Projesi, onarıcı tarım ve besicilik alanında üreticileri, uzmanları, gıda profesyonellerini, kurumları ve destekçileri bir araya getiriyor. Bir hareket, öğrenme ağı ve uygulama programı olarak öne çıkan Harman, toprağı iyileştiren, suyu koruyan, üreticiyi güçlendiren ve iyi, temiz, adil gıdayı çoğaltan uygulamaları görünür kılmayı amaçlıyor. Proje kapsamında hayata geçirilen “Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı” başvuruları açıldı. Programın ana çağrısı ise çok net: Toprağı onaranları arıyoruz. Ödülden daha fazlası: Kapasite Programı Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı, onarıcı üretim yapan ya da bu yöne geçmek isteyen çiftçilere 6 aylık ücretsiz eğitim, dijital izleme, mentorluk, gastronomi bağlantısı ve ödül desteği sunuyor. Bu yapı yalnızca ödül vermeye odaklanmıyor; çiftçiyi eğitim, veri, pazar bağlantısı ve iletişim desteğiyle güçlendirmeyi hedefliyor. Programa, kadın çiftçiler, 35 yaş altı genç çiftçiler, kooperatifler ve aile çiftlikleri başvurabiliyor. Bitkisel üretim, hayvancılık, arıcılık veya karma üretim yapan çiftçiler de değerlendirmeye alınacak. Eğitim, izleme ve veriye dayalı değerlendirme Başvuru sürecinin ardından seçilen çiftçiler 6 aylık eğitim ve dijital izleme havuzuna dahil edilecek. Bu süreçte toprak ve su yönetimi, atalık tohum ve biyoçeşitlilik, dijital izleme, veri, pazarlama ve değer zinciri gibi başlıklarda eğitimler verilecek. Kazananlar, program sonunda toplanan performans verileri ve saha değerlendirmeleriyle belirlenecek. Toplam 1 Milyon liralık ödül havuzu, kazanan çiftçilerin ürünlerinin gastronomi sektöründe görünürlük kazanmasıyla desteklenecek. Programda Yılın Onaranı 350 bin liralık ödülün yanı sıra, bir yıllık mentorluk ve restoran menülerinde görünürlük kazanacak. Dört kategori birincisine ise 150’şer bin liralık ödül, teknoloji desteği ve pazarlama atölyesi sunulacak. Üç bölgesel öncü çiftçi ise 75’er bin lira ödül ve saha ziyaret programından yararlanacak. Eğitim havuzuna dahil edilen çiftçiler, ödül kazanmasalar bile 6 aylık eğitim, dijital izleme erişimi, sertifika ve Harman Ağı’na katılım imkanına sahip olacak. Pazar bağlantısı ve görünürlük fırsatı Harman, iyi örneklerin yalnızca ödüllendirilmesini değil; daha fazla kişiye ulaşmasını, çoğalmasını ve güçlü bir ekosisteme bağlanmasını hedefliyor. Gastronomi sektörüyle kurulacak ilişkiler sayesinde çiftçiler için finansal ödülün yanında pazar bağlantısı da yaratılması amaçlanıyor. Onarıcı tarım, gıdanın geleceği için kritik Etki Çemberleri Vakfı Kurucusu Aylin Gezgüç, toprağı onarmanın yalnızca tarımsal üretimle sınırlı olmadığını; gıda güvenliğin de ekonomik dayanıklılık ve toplumsal gelecek açısından kritik bir başlık olduğunu vurguladı. Gezgüç, şöyle devam etti: “Onarıcı tarım, yalnızca toprağı nasıl işlediğimizle ilgili değil; neyi nasıl ürettiğimiz, gıdaya nasıl ulaştığımız ve üreticiyi nasıl desteklediğimizle de ilgili. Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı ile sahada üretimi dönüştüren çiftçileri görünür kılmayı, onları eğitim, veri ve pazar bağlantısıyla güçlendirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin toprağını onaran çiftçilerini arıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üreticiden Yatırımcıya Sektörün Buluşma Noktası Olivtech Oldu Haber

Üreticiden Yatırımcıya Sektörün Buluşma Noktası Olivtech Oldu

Üç gün boyunca 6 bin 500’ü aşkın ziyaretçiyi ağırlayan fuarda; zeytin ve zeytinyağı, süt ürünleri ve tarım teknolojileri alanındaki yenilikler sergilenirken, uluslararası iş bağlantıları ve yeni yatırım fırsatları da gündemin odağı oldu. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Gurme İzmir Olivtech - 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı, üç gün boyunca sektörün tüm paydaşlarını İzmir’de buluşturdu. Yerli ve yabancı toplam 6 bin 504 ziyaretçinin ağırlandığı fuarda, üretimden paketlemeye ve tüketime uzanan geniş bir çerçevede Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra Almanya, Fransa, İsveç, Kanada ve Libya’dan 100’ün üzerinde katılımcı yer aldı. Söyleşiler, mutfak atölyeleri, tadım etkinlikleri, lansmanlar ve deneyim alanlarıyla zenginleşen Olivtech’te; tarımda dönüşümden markalaşmaya, gıdada kaliteden gastronomiye kadar pek çok konu ele alındı. Üniversiteler, kamu kurumları, kooperatifler ve sektör temsilcilerinin katkılarıyla hazırlanan etkinlik programı kapsamında; zeytin ve zeytinyağı üretim teknolojileri, süt ve peynir üretiminde değer zinciri, bağcılık ve şarapçılık trendleri, sürdürülebilir tarım uygulamaları ile tüketim alışkanlıkları üzerine oturumlar gerçekleştirildi. Fuarda, İzmir Bağ Yolu’nun da lansmanı gerçekleştirildi. Sektör temsilcileri, fuarın hem ticari hacim hem de uluslararası bağlantılar açısından verimli geçtiğini ifade etti. Ziyaretçi ilgisi GEA Türkiye’den İlker Altıoğlu, fuarın çok verimli geçtiğini belirterek, “Küresel belirsizlikler nedeniyle daha düşük yoğunluk bekliyorduk, ancak beklediğimizden çok daha fazla yatırımcı ve müşteri vardı. Özellikle teknolojiye yatırım yapmak isteyen, ne istediğini bilen profesyonellerle bir araya geldik. Fuarda sergilediğimiz ekipmanlar özellikle kaliteli ve yüksek polifenollü zeytinyağı üretimine yatırım yapmak isteyen üreticilerden ilgi gördü. Bir önceki fuara göre daha yoğun bir ziyaretçi ilgisiyle karşılaşmak bizi çok mutlu etti. Önümüzdeki dönemlerde de Olivtech’te yer almaya devam edeceğiz” dedi. Yeni cihazlar tanıtıldı Haus Makine Türkiye Genel Müdürü Yetkin Ateş, yaklaşık 80 yıllık geçmişe sahip firmanın bugün 80’e yakın ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini söyleyerek, “Bu yıl Olivtech’te yeni makinelerimizin yanı sıra otomatik tartım cihazımız ve proses analiz sistemlerimizin lansmanını gerçekleştirdik. Özellikle yüksek polifenollü kaliteli zeytinyağı üretimine yönelik geliştirdiğimiz makinemiz yoğun ilgi gördü. Fuar boyunca yeni yatırımcılarla ve müşteri adaylarıyla sürekli temas halindeydik. Katılımın ve geri dönüşlerin yüksek olması bizi çok memnun etti” diye konuştu. “Verimli geçti” Polat Makine Yurtiçi Satış Müdürü Emirhan Polat, 50 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren firmanın bugün 40’a yakın ülkeye ihracat yaptığını belirterek “Olivtech, sektör için çok önemli bir fuar. Hem mevcut müşterilerimizi hem de yeni yatırımcıları burada ağırlıyoruz. Fuar bizim için çok verimli geçti” ifadelerini kullandı. “Fuardan memnun ayrılıyoruz” Tutkun Makine Türkiye Satış Müdürü Hüseyin Gür, 1984 yılında kurulan firmanın sofralık zeytin işleme makineleri ürettiğini belirterek Azerbaycan’dan İtalya’ya Yunanistan’dan, ABD’ye kadar birçok ülkeye satış yaptıklarını söyledi. İzmirli bir firma olarak fuarda yer almaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Gür, “Uluslararası belirsizliklere karşın beklentimizin üzerinde bir taleple karşılaştık. Fuardan yeni iş bağlantıları kurarak, memnun ayrılıyoruz Fuarın zeytin ihtisas konusunda daha da büyümesini ve güçlenmesini istiyoruz” şeklinde konuştu. “Sektörün lokomotif fuarlarından” Arma Endüstri Sahibi Tufan İlhan ise butik üreticilere yönelik ekipman çözümleri sunduklarını belirterek, “Zeytinyağı, şarap, meyve suyu, sirke ve sıvı gıda üretimi yapan işletmelere yönelik ürün tedariki yapıyoruz. Olivtech, sektörün lokomotif fuarlarından biri. Yıllardır katılıyoruz. Ticari açıdan yeni projeler geliştirdiğimiz, müşterilerimizle yeniden buluştuğumuz verimli bir fuar oldu” dedi. “Müşteri portföyümüz gelişti” Halıcı Süt Ürünleri sahibi Osman Halıcı, 1981 yılında kurulan firmalarının bugün günlük yaklaşık 120 ton süt işlediğini belirterek, fuarın yeni iş bağlantıları açısından önemli katkı sağladığını belirtti. Halıcı, “Üç gün boyunca hem mevcut müşterilerimiz hem de yeni müşterilerimizle buluştuk. İyi bağlantılar kurduk, müşteri portföyümüzü geliştirdik” diye konuştu. “Bu fuarı çok seviyoruz” Özgün Zeytincilik Satış Sorumlusu Cüneyt Alay da firmanın bu yıl 35’inci yılını kutladığını belirterek, “Olivtech’te, İzmir’de müşterilerimizle bir araya gelmek bizim için çok değerliydi. Büyük ilgi gördük. İzmir’i ve Olivtech’i çok seviyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor? Haber

Tarımda Verimlilik Teknolojileri Neyi Değiştiriyor?

Bir tarlada alınan yanlış sulama kararı artık sadece su kaybı anlamına gelmiyor. Gübre maliyetinin yükseldiği, iklim dalgalanmalarının sıklaştığı ve iş gücü planlamasının zorlaştığı bir dönemde, tek bir hatalı uygulama sezon karlılığını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle tarımda verimlilik teknolojileri artık yenilik merakının değil, operasyonel zorunluluğun konusu haline gelmiş durumda. Tarım sektörü uzun yıllar deneyim, gözlem ve yerel bilgiyle ilerledi. Bu yapı bugün hâlâ değerini koruyor. Ancak sahadaki kararların yalnızca tecrübeye bırakılması, özellikle ölçek büyüdükçe yetersiz kalabiliyor. Sensörlerden uydu görüntülerine, otomatik sulama altyapılarından yapay zeka destekli tahmin sistemlerine kadar uzanan yeni araçlar, üreticinin sezgisel bilgisini veriyle destekleyerek daha ölçülebilir bir işletme modeli kuruyor. Tarımda verimlilik teknolojileri neden gündemin merkezinde? Konu yalnızca daha fazla ürün almak değil. Asıl mesele, birim su, birim enerji, birim gübre ve birim iş gücü başına daha yüksek çıktı üretebilmek. Tarımsal işletmeler için verimlilik, artık doğrudan finansal dayanıklılık anlamına geliyor. Girdi fiyatları yükselirken satış fiyatlarının aynı hızda öngörülebilir olmaması, çiftçiyi ve tarım şirketlerini daha hassas planlama yapmaya zorluyor. Buna iklim baskısı da ekleniyor. Aynı bölgede bir yıl kuraklık, bir sonraki yıl ani yağış görülebiliyor. Hastalık ve zararlı riski de buna paralel değişiyor. Bu oynaklık içinde veriye dayalı üretim, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmasa da yönetilebilir hale getiriyor. Özellikle büyük ölçekli işletmeler, kooperatifler, sözleşmeli üretim yapan firmalar ve tarım teknolojisi yatırımcıları için bu dönüşüm artık stratejik bir başlık. Verimliliği artıran ana teknoloji katmanları Sahada en görünür dönüşüm, hassas tarım uygulamalarında yaşanıyor. Toprak nem sensörleri, hava istasyonları, yaprak ıslaklığı ölçümleri ve uzaktan izleme sistemleri sayesinde üretici, tüm araziyi tek tip kabul etmek yerine farklı bölgeleri ayrı ayrı yönetebiliyor. Bunun pratik sonucu, gereğinden fazla sulama veya gübreleme yapılmaması oluyor. Uydu görüntüleri ve drone tabanlı analizler de benzer şekilde önemli. Bitki gelişimindeki stres, insan gözüyle fark edilmeden önce görüntü işleme araçlarıyla tespit edilebiliyor. Bu sayede sorun tüm tarlaya yayılmadan müdahale imkanı doğuyor. Özellikle yüksek değerli ürünlerde bu erken uyarı sistemi ciddi ekonomik karşılık üretiyor. Otomasyon tarafında ise sulama sistemleri öne çıkıyor. Belirli eşik değerlere göre çalışan akıllı sulama altyapıları, suyun zamanlamasını ve miktarını optimize ediyor. Seracılıkta iklim kontrolü, açık alanda değişken oranlı uygulama makineleri ve süt hayvancılığında otomatik sağım sistemleri de aynı mantıkla çalışıyor. Amaç, insan emeğini tamamen devre dışı bırakmak değil; karar ve uygulama kalitesini standardize etmek. Yapay zeka destekli tarımsal yazılımlar ise verinin üst katmanını oluşturuyor. Bu sistemler hava durumu, geçmiş verim kayıtları, toprak analizleri ve sahadan gelen anlık verileri bir araya getirerek öneri sunabiliyor. Hangi parsele ne zaman müdahale edileceği, hangi ürün deseninin daha rasyonel olduğu ya da hastalık riskinin ne zaman yükseldiği daha net görülebiliyor. Her teknoloji aynı etkiyi yaratmıyor Burada kritik nokta, teknoloji alımının tek başına verimlilik getirmemesi. Sahada sık görülen hata, çözümden önce ekipman satın alınması. Örneğin sensör kurmak, veri üretir; fakat o veriyi okuyacak ekip, karar mekanizması ve uygulama disiplini yoksa yatırım atıl kalabilir. Benzer biçimde drone görüntüsü almak ile o görüntüye dayalı agronomik karar üretmek aynı şey değil. Bu yüzden tarımda verimlilik teknolojileri değerlendirilirken üç soru öne çıkıyor: Sorun gerçekten ne, bu teknoloji o sorunu ölçülebilir şekilde çözüyor mu, yatırımın geri dönüşü hangi zaman aralığında alınacak? İşletme büyüklüğü, ürün tipi, su erişimi, mekanizasyon seviyesi ve teknik kadro kapasitesi bu yanıtları doğrudan değiştiriyor. Küçük aile işletmeleri için bazen en yüksek verim artışı ileri seviye yazılımlardan değil, basit sulama otomasyonu ve doğru gübre planlamasından gelebiliyor. Büyük entegre işletmelerde ise fayda, veri entegrasyonu ve çoklu saha yönetiminden doğuyor. Yani teknoloji seçimi, modaya değil iş modeline göre yapılmalı. Maliyet baskısı altında yatırım kararı nasıl şekilleniyor? Tarım teknolojilerinde yatırım iştahı artıyor, ancak finansman gerçekliği hâlâ belirleyici. Donanım maliyetleri, bakım giderleri, yazılım abonelikleri ve eğitim ihtiyaçları birlikte düşünüldüğünde birçok üretici için ilk adım temkinli atılıyor. Özellikle döviz bazlı ekipmanlarda geri dönüş hesabı daha hassas yapılıyor. Buna rağmen tablo tamamen ihtiyat yönünde değil. Çünkü teknoloji yatırımı çoğu zaman yalnızca verim artışıyla değil, kayıp azaltımıyla değer yaratıyor. Bir üretici için yüzde 10 daha fazla verim almak kadar, yüzde 15 su tasarrufu sağlamak veya hastalık nedeniyle oluşacak kaybı erkenden önlemek de kritik olabilir. İşletmeler tam da bu nedenle yatırım kararını sezonluk değil, birkaç yıllık performans perspektifiyle ele alıyor. Kamu destekleri, kalkınma programları ve özel sektör iş birlikleri de bu alanda belirleyici olabilir. Ancak teşvikle alınan her ekipmanın etkin kullanıldığı varsayımı doğru değil. Eğitim, servis altyapısı ve veri okuryazarlığı eksikse, destekli yatırımın etkisi sınırlı kalabiliyor. Verinin değeri arttıkça yeni rekabet alanları doğuyor Tarım artık yalnızca tohum, gübre ve makine rekabetiyle tanımlanmıyor. Veri yönetimi de yeni rekabet eksenlerinden biri haline geliyor. Hangi işletmenin üretim geçmişini daha iyi kaydettiği, hangi kurumun saha verisini daha iyi analiz ettiği ve hangi tedarikçinin karar destek sistemini daha güvenilir sunduğu önem kazanıyor. Bu durum, tarım şirketleri kadar medya ve içerik ekosistemi için de dikkat çekici. Çünkü sektördeki dönüşüm sadece sahada değil, bilgi dolaşımında da yaşanıyor. Karar vericiler artık ürün tanıtımı değil, ölçülebilir sonuç ve uygulanabilir vaka arıyor. Bu nedenle sektör haberciliğinde teknoloji başlığının daha analitik, daha karşılaştırmalı ve daha iş odaklı ele alınması gerekiyor. Tarımda verimlilik teknolojileri için Türkiye’nin fırsat alanı Türkiye açısından en büyük avantaj, farklı iklim ve ürün desenlerine sahip geniş bir uygulama sahasının bulunması. Bu çeşitlilik, yerli tarım teknolojileri geliştiren girişimler için ciddi bir test ortamı yaratıyor. Sulama, sera otomasyonu, görüntü analizi, tarımsal ERP çözümleri ve makine entegrasyonu gibi alanlarda oluşan yerel kapasite, önümüzdeki dönemde daha görünür hale gelebilir. Ancak fırsat kadar yapısal sınırlar da var. Parçalı arazi yapısı, dijital altyapı eşitsizliği, eğitim ihtiyacı ve teknolojinin farklı ölçeklerde farklı sonuç üretmesi, yaygınlaşmanın önündeki temel başlıklar arasında. Ayrıca teknoloji tedarikçilerinin sahaya ürün satmakla yetinmeyip danışmanlık ve ölçümleme kapasitesi de sunması gerekiyor. Aksi halde beklenti ile sonuç arasındaki fark büyüyor. Kurumsal alıcılar açısından burada yeni bir iş alanı da oluşuyor. Gıda sanayi şirketleri, ihracatçılar, perakende zincirleri ve finans kuruluşları, tedarik ağındaki üreticilerin verimlilik düzeyini yakından izlemek istiyor. Çünkü tarımsal verimlilik artık sadece çiftçinin meselesi değil; tedarik güvenliği, kalite standardı ve maliyet istikrarı açısından tüm değer zincirini etkileyen bir değişken. Önümüzdeki dönem neye işaret ediyor? Gelecek birkaç yılda en hızlı büyümenin, tekil cihaz satışından çok entegre çözümlerde görülmesi beklenebilir. Sensör, yazılım, uzaktan izleme ve saha danışmanlığını birlikte sunan modeller daha fazla karşılık bulacak. Çünkü üretici giderek daha net bir soru soruyor: Bu teknoloji bana hangi kararı daha doğru aldıracak? Aynı şekilde yapay zeka uygulamalarının etkisi de, gösterişli demolarla değil, sahadaki isabet oranıyla ölçülecek. Hastalık tahmini, sulama optimizasyonu, verim projeksiyonu ve girdi planlamasında somut fayda üreten sistemler öne çıkacak. Diğerleri ise kısa süreli ilginin ötesine geçemeyecek. Tarımda teknoloji konuşurken en sağlıklı yaklaşım, ne aşırı iyimserlik ne de refleks halinde kuşkuculuk. Her işletme için tek reçete yok. Ama açık olan şu: Veriye dayalı üretim yapısı kurmayan tarımsal işletmeler, önümüzdeki dönemde maliyet, kalite ve rekabet baskısını daha sert hissedecek. Sektörün asıl meselesi teknolojiye sahip olmak değil, teknolojiyi sahada sonuç üreten bir yönetişim modeline dönüştürmek. Bu dönüşümü erken okuyanlar, yalnızca daha çok üretmeyecek; daha öngörülebilir, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir iş yapısı kuracak.

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor? Haber

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor?

Türkiye'de kırsalda üretim çoğu zaman kadın emeğiyle ayakta kalıyor, ancak karar masasında aynı ağırlık her zaman görülmüyor. Tam da bu nedenle tarım sektöründe kadın girişimciler yalnızca yeni işletmeler kuran bir profil değil, aynı zamanda üretim modeli, tedarik zinciri ve kırsal kalkınma yaklaşımını yeniden şekillendiren bir ekonomik aktör olarak öne çıkıyor. Konu sosyal etki başlığının ötesine geçmiş durumda. Bugün mesele, verimlilikten markalaşmaya, ihracattan gıda güvenliğine kadar uzanan net bir iş gündemi. Kadın girişimciliğinin tarımdaki yükselişi birkaç temel dinamikten besleniyor. Tüketici tarafında izlenebilir, yerel, sürdürülebilir ve katma değerli ürüne talep artıyor. Üretici tarafında ise küçük ölçekli işletmelerin tek başına fiyat rekabetiyle ayakta kalması zorlaşıyor. Bu sıkışmada farklılaşanlar öne çıkıyor. Kadın girişimciler de özellikle niş ürünler, doğrudan satış, kooperatifleşme, iyi tarım uygulamaları ve dijital pazarlama alanlarında dikkat çekici bir alan açıyor. Tarım sektöründe kadın girişimciler neden stratejik bir başlık? Bu sorunun yanıtı yalnızca temsilde eşitlik değil. Tarım, Türkiye için gıda arzı, istihdam, ihracat ve bölgesel kalkınma açısından stratejik bir sektör. Kadınların üretimde görünür olduğu ancak mülkiyet, finansman ve yönetim tarafında daha sınırlı yer aldığı bir yapıda, girişimcilik kapasitesinin tam kullanılamaması doğrudan ekonomik kayıp anlamına geliyor. Kadın girişimciler sahada çoğu zaman farklı bir iş modeli kuruyor. Sadece ham ürün satmak yerine işlenmiş ürün, coğrafi işaret potansiyeli, yerel marka, e-ticaret ve deneyim odaklı tarım turizmi gibi alanlara yöneliyorlar. Bu yaklaşım, tarımsal gelirin birim başına artmasını sağlayabiliyor. Özellikle zeytinyağı, tıbbi aromatik bitkiler, süt ürünleri, kurutulmuş gıda, fide üretimi, organik pazarlar ve yerel tohum girişimleri bu dönüşümün görüldüğü alanlar arasında. Burada kritik nokta şu: Tarımda kadın girişimciliği sadece sosyal sorumluluk projesi gibi ele alındığında etkisi sınırlı kalıyor. Oysa kurumsal alıcılar, perakende zincirleri, finans kuruluşları ve kamu politikaları bu başlığı bir verimlilik ve tedarik güvenliği meselesi olarak okuduğunda tablo değişiyor. Sahadaki dönüşüm: Üreticiden marka sahibine Klasik tarım yapısında kadın emeği çoğu zaman görünmeyen iş gücü olarak tanımlanır. Hasattan paketlemeye kadar pek çok aşamada aktif rol alınır, ancak işletmenin hukuki sahibi ya da ticari karar vericisi çoğu zaman başka biridir. Son yıllarda bu denklem kademeli olarak değişiyor. Yeni kuşak kadın girişimciler iki farklı kanaldan geliyor. Birinci grup, kırsalda üretimin içinden gelen ve mevcut aile işletmesini profesyonelleştiren girişimciler. İkinci grup ise şehirde eğitim ve kariyer geçmişi olan, sonrasında tarım teknolojisi, iyi tarım, dikey üretim, agro-gıda markası ya da kırsal yatırım alanına yönelen kurucular. İki profilin ortak noktası, tarımı yalnızca ekim-dikim faaliyeti olarak değil, veri, marka, lojistik ve müşteri deneyimiyle birlikte ele almaları. Bu yaklaşımın sahadaki yansıması oldukça somut. Ürünün paketlenmesi, depolanması, hikayeleştirilmesi, sosyal medya üzerinden pazarlanması ve doğrudan tüketiciye satılması artık girişimin toplam değerini belirliyor. Kadın girişimciler bu zincirde özellikle müşteri odaklılık ve ürün farklılaştırma alanlarında güçlü sonuçlar üretebiliyor. Ancak her örneği romantize etmek doğru olmaz. Başarı hikayeleri kadar, ölçeklenemeyen ve finansman duvarına çarpan çok sayıda girişim de bulunuyor. Hangi alanlarda daha hızlı büyüme görülüyor? Katma değerli gıda üretimi öne çıkıyor. Reçel, sirke, peynir, erişte, kurutulmuş meyve-sebze gibi geleneksel ürünlerin modern ambalaj, standart kalite ve düzenli dağıtım ile birleştiği modeller daha hızlı ticarileşiyor. Bunun yanında seracılık, fidecilik, mantar üretimi, arıcılık ve aromatik bitki yetiştiriciliği de düşükten orta ölçeğe geçişte daha erişilebilir alanlar sunuyor. Teknoloji tabanlı girişimler de dikkat çekiyor. Akıllı sulama, sensör destekli izleme, tarımsal veri analizi, dijital pazar yerleri ve üretici ağlarını bir araya getiren platformlar, tarım sektöründe geleneksel profilin dışına çıkan kadın kurucular için yeni fırsatlar yaratıyor. Bu segment henüz sınırlı ama büyüme potansiyeli yüksek. En kritik eşik: Finansmana erişim Tarımda girişimcilik konuşulurken en fazla atlanan başlık sermaye yapısı oluyor. Araziye erişim, ekipman yatırımı, sulama altyapısı, soğuk zincir, sertifikasyon ve işletme sermayesi bir araya geldiğinde maliyet tablosu hızla büyüyor. Kadın girişimciler için bu tablo daha da zorlaşabiliyor; çünkü teminat yapısı, mülkiyet ilişkileri ve kredi geçmişi gibi faktörler çoğu zaman eşit başlamıyor. Hibe ve teşvik programları önemli, fakat tek başına yeterli değil. Sorun yalnızca kaynağa ulaşmak değil, kaynağın zamanlaması ve kullanım esnekliği. Tarım sezonu beklemiyor. Geç gelen destek, kaçırılmış üretim döngüsü anlamına gelebiliyor. Ayrıca birçok girişimci için küçük tutarlı ama hızlı finansman, büyük ama bürokratik destekten daha işlevsel olabiliyor. Bu nedenle bankalar, kalkınma ajansları, kooperatifler ve alım garantisi sunan özel sektör yapıları arasındaki koordinasyon belirleyici hale geliyor. Riskin tek bir kurum üzerinde kalmadığı hibrit modeller, kadın girişimcilerin işini kolaylaştırabilir. Burada performans ölçütünün yalnızca kredi adedi değil, işletmenin üçüncü yıl sonunda ayakta kalma oranı olması daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Kooperatifler ve ortak hareket kapasitesi Tarım sektöründe kadın girişimciler için kooperatifleşme hâlâ en güçlü araçlardan biri. Özellikle küçük ölçekli üretimde tek başına pazara çıkmak, standart kaliteyi korumak ve düzenli alıcı bulmak zor. Kooperatif modeli bu zorluğu azaltabiliyor. Fakat kooperatif denince yalnızca geleneksel dayanışma yapısını anlamak eksik olur. Bugünün başarılı örnekleri, profesyonel yönetim, ortak marka, dijital satış ve kalite kontrol mekanizması kurabilen yapılar. Kooperatiflerin en büyük avantajı ölçek yaratması. En büyük riski ise yönetişim zafiyeti. Şeffaf olmayan karar süreçleri, gelir paylaşımında güven sorunu ve profesyonel kadro eksikliği, iyi niyetli yapıları kısa sürede zayıflatabiliyor. Bu yüzden kadın kooperatiflerinin sürdürülebilirliği, sadece kuruluş sayısıyla değil, ticari performansıyla ölçülmeli. Teknoloji kullanımı fark yaratıyor Tarım artık sahada başlayan ve ekranda yönetilen bir sektör haline geliyor. Hava durumu verisi, sulama planlaması, hastalık takibi, stok yönetimi ve sipariş akışı dijital araçlarla daha etkin yönetilebiliyor. Kadın girişimcilerin bu araçlara erişimi arttıkça rekabet gücü de yükseliyor. Ancak burada da bir eşitsizlik katmanı var. Cihaz, bağlantı, eğitim ve teknik destek eksikliği teknoloji yatırımlarını sınırlayabiliyor. Dijitalleşme sadece uygulama indirmekten ibaret değil. Veriyi yorumlamak, maliyeti hesaplamak ve üretim kararına dönüştürmek gerekiyor. Tarım danışmanlığı hizmetleri ile saha eğitiminin birlikte sunulması bu nedenle kritik. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayınların görünürlük sağladığı örnekler de burada önem kazanıyor. Çünkü iyi uygulamaların yayılması, sadece ilham üretmiyor; yatırımcı, alıcı ve kurumlar için de referans oluşturuyor. Politika seti nasıl olmalı? Bu alanda etkili sonuç almak için tek bir müdahale yeterli değil. Mülkiyet hakkından eğitime, pazara erişimden sigortaya kadar birbirini tamamlayan bir çerçeve gerekiyor. Özellikle arazi kullanım hakkı, kadınların işletme sahibi olarak kayıt altına alınması ve üretici kimliğinin resmi sistemlerde görünür hale gelmesi temel öncelikler arasında. Bunun yanında eğitim programlarının teorik değil, iş geliştirme odaklı tasarlanması gerekiyor. Bir girişimci için üretim tek başına başarı ölçütü değil. Satış kanalı, fiyatlama, mevzuat, ambalaj standardı ve nakit akışı yönetimi en az üretim kadar belirleyici. Kamu kurumları, odalar, üniversiteler ve özel sektör bu noktada daha bütünlüklü bir ekosistem kurabilir. Tarım sektöründe kadın girişimciler için hangi yaklaşım daha gerçekçi? En gerçekçi yaklaşım, herkesi aynı modele zorlamamak. Her bölgenin ürünü, iklimi, lojistiği ve pazar erişimi farklı. Bazı girişimler yerel pazarda güçlü olurken bazıları e-ihracat için uygun olabilir. Bazıları kooperatif yapısıyla büyürken bazıları butik marka olarak kalmayı tercih edebilir. Başarıyı sadece ölçekle tanımlamak bu nedenle yanıltıcıdır. Asıl ihtiyaç, girişimcinin hangi aşamada olduğunu doğru tespit etmek. Fikir aşamasındaki üreticiye verilen destek ile pazara girmiş ama kapasite artıramayan işletmenin ihtiyacı aynı değil. Politika ve finansman araçları bu ayrımı yapabildiği ölçüde etkili olur. Tarımda kadın girişimciliği artık iyi niyetli bir yan başlık değil, Türkiye'nin üretim kapasitesini ve gıda ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir ana gündem. Karar vericiler için mesele temsil oranı kadar, tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kırsal alanın ekonomik canlılığı. Sahadaki kadın girişimciler destek mekanizmalarına eriştikçe yalnızca kendi işletmelerini büyütmüyor; yerel istihdamı, ürün çeşitliliğini ve bölgesel değeri de büyütüyor. Bundan sonrası için asıl soru, bu potansiyelin farkında olup olmadığımız değil; onu ne kadar hızlı ve akıllı biçimde ölçekleyebildiğimiz.

İzmir Tarımının Yol Haritası Kooperatiflerle Belirleniyor Haber

İzmir Tarımının Yol Haritası Kooperatiflerle Belirleniyor

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kooperatifleşmede Türkiye’nin önde gelen kenti İzmir’de tarımsal kalkınma kooperatifleriyle bir araya geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen “Kooperatif Toplantıları” kapsamında, su ürünleri ve sulama kooperatiflerinin ardından tarımsal kalkınma kooperatifleriyle ilk toplantı gerçekleştirildi. “Kooperatiflerle Büyüyen Dayanışma, Güçlenen Üretim” sloganıyla düzenlenen toplantının ilk etabında Küçük Menderes Havzası’ndaki kooperatifler buluştu. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapılan toplantının moderatörlüğünü Prof. Dr. Yusuf Kurucu üstlendi. Kooperatiflerin sorunları masaya yatırıldı Toplantıda Başkan Tugay, kooperatif temsilcilerine tek tek söz vererek ekimden hasada kadar yaşanan sorunları, talepleri ve önerileri dinledi. Kooperatif temsilcileri; iklim krizi, sulama, markalaşma ve pazarlama, artan girdi maliyetleri, tarımsal eğitim eksikliği ve haksız rekabet gibi birçok başlıktaki sorunlarını dile getirdi. Karşılıklı görüş alışverişiyle tarımda izlenecek yol haritası belirlendi. Kısa vadede çözülebilecek konular için anında talimatlar verilirken, orta ve uzun vadeli sorunlar için planlama yapıldı. Su sorununa dikkat çekti Toplantıda kooperatiflere seslenen Başkan Tugay, İzmir’de farklı sektörlerde geçimini sağlayan insanların sorun yaşamadan, hatta koşullarını iyileştirerek hayatlarını sürdürmesini hedeflediklerini söyledi. En önemli sorunun su olduğuna dikkat çeken Tugay, artan hava sıcaklıkları ve orman yangınlarının tesadüf olmadığını, bu sorunların önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini vurguladı. Bu noktada “Her şeyi doğru yapıyor muyuz?” sorusunun sorulması gerektiğini belirten Tugay, doğru ürün ve sulama yöntemlerinin seçilip seçilmediğinin, hayvancılığın bilimsel esaslara göre yapılıp yapılmadığının sorgulanmasının önemine işaret etti. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, kısa vadeli beklentilerle ve bilimsel temele dayanmadan yapılan üretim tercihlerinin yaygın olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, tarımda kararların bilgi ve bilime dayalı olarak alınması gerektiğini ifade etti. “Bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” Dünya tarımında bilime dayalı üretim modelini benimseyen Hollanda’yı örnek gösteren Başkan Tugay, “Bizim herkesin bilgisine sonsuz saygımız var. Ama başka ülkelere baktığımız zaman çiftçisinin emeğinin karşılığını aldığını görüyoruz. Biz fidan dağıtıyoruz, fidanların yarısı kuruyor, dikilmiyor. Hayvan dağıtalım diyoruz, bu hayvanları beslemek çoğaltmak yerine satmayı tercih ediyorlar. Bu iş, belediyenin tek taraflı, iyi niyetli adım atmasıyla çözülmüyor. Burada en doğrusu nedir, buna kafa yormamız ve bu kararları birlikte vermemiz gerekiyor. Ondan sonra bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin büyük ve güçlü bir kurum olduğunu ifade eden Başkan Tugay, son yıllarda birçok sorunun giderildiğini ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, bundan iki sene öncesine göre daha iyi durumda. Problemli olan birçok şeyi düzelttik; düzeltmeye devam ediyoruz. Ama bazı konular var ki bunlar bizim paramızın olup olmamasıyla ilgili değil. İlla ki yanlış ürün seçilirse, fazla su tüketilirse bu sorunları çözemeyiz” diye konuştu. “Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” İzmir’in tarım arazileri ve havzalarının zenginliğine dikkat çeken Başkan Tugay, tarımın İzmir için özenle ele alınması gereken bir alan olduğunu vurguladı. Bu konuda kapsamlı değerlendirmeler yaptıklarını belirten Tugay, doğru adımların atılması için kooperatiflerin görüşlerinin de büyük önem taşıdığını söyledi. Amaçlarının yalnızca toplantı yapmak değil, doğruyu birlikte bulmak olduğunu ifade eden Başkan Tugay, kooperatifleri güçlü ve önemli yapılar olarak gördüklerini belirtti. Kooperatifçiliği desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Tugay, “Kooperatifler birliktir, birlikten gelen güçtür. Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” dedi. Üngür: İzmir’deki kooperatiflerde 19 bin ortağımız var Toplantıda İzmir’in kooperatif yapısına ilişkin bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, kent genelinde toplam 289 kooperatif bulunduğunu, bunların 163’ünün tarımsal kalkınma kooperatifi olduğunu söyledi. Kooperatif sayısının fazlalığı nedeniyle toplantıları iki etap halinde planladıklarını belirten Üngür, ilk etapta Küçük Menderes Havzası ve Kemalpaşa’daki kooperatiflerin davet edildiğini ifade etti. Üngür ayrıca İzmir’deki kooperatiflerde yaklaşık 19 bin ortağın yer aldığını, kooperatifleşmenin en yoğun olduğu ilçenin Bergama olduğunu; onu Ödemiş, Tire ve Bayındır’ın izlediğini belirtti. Birinci Derece Tarımsal Kalkınma Örgüt Belgesi sayısının 12’ye ulaştığını aktaran Üngür, İzmir’in bu alanda Türkiye genelinde ikinci sırada yer aldığını söyledi. Prof. Dr. Kurucu: Tedbir almazsak 2079’a kadar hiçbir şey kalmayacak Toplantıda konuşan Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Türkiye’nin kuraklık haritası verilerini yıllara göre karşılaştırmalı olarak anlattı. Yusuf Kurucu, “Bilim yıllardır iklimin değişeceğini söylüyor. O nedenle ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bir önceki yıla göre daha şiddetli kuraklık yaşıyoruz. Eğer bugünden tedbirimizi almazsak, 2079 yılına kadar çocuklarımıza, torunlarımıza hiçbir şey kalmayacak. Yaz uzuyor, ilkbahar, sonbahar kısalıyor. Her on yılda bir en az yüzde 12 oranında yeraltı suyu ve yağmur sularında azalma var. Bu da tarımda suyun kullanımında çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.