Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Körfez Ülkeleri

Kapsül Haber Ajansı - Körfez Ülkeleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Körfez Ülkeleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hazır Beton Sektöründe Denge Arayışı Devam Ediyor Haber

Hazır Beton Sektöründe Denge Arayışı Devam Ediyor

2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, ekonomik beklentilerde sınırlı bir iyileşme olsa da sahadaki gerçek faaliyetlerin yıllık bazda baskı altında kaldığını ortaya koydu. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye'de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içerisinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan öncü bir göstergedir. Hazır Beton Endeksi 2026 Mayıs Ayı Raporu'na göre tüm endeksler 2025 yılının büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra, yılın son çeyreğinde sınırlı bir toparlanma eğilimi göstermiş, ancak 2026 ocak ayında bu toparlanma yerini yeniden zayıflamaya bırakmıştır. Şubat ayında tekrar toparlanma çabası ve mart ayındaki dalgalı seyrin ardından, nisan ayında gözlenen kısmi iyileşme eğilimi mayıs ayında yerini daha zayıf bir görünüme bırakmıştır. Güven Endeksi, nisan ayındaki sınırlı toparlanmanın ardından mayıs ayında yeniden aşağı yönlü bir hareket sergilemiştir. Endeks, eşik değerin (100,00) altında kalmaya devam etse de son aylardaki iyileşme eğilimini koruyamamış ve sektörde güven algısının henüz kalıcı bir toparlanma aşamasına ulaşmadığını göstermiştir. Bu görünüm, belirsizliklerin hâlen sürdüğüne ve beklentilerin temkinli seyrettiğine işaret etmektedir. Faaliyet Endeksi ise mayıs ayında, Kurban Bayramı tatilinin etkisiyle nisan ayındaki görece güçlü seviyesini koruyamamış ve yeniden zayıflama eğilimi göstermiştir. Endeksin eşik değerinin altında kalması, sektörde faaliyetin henüz bir genişleme ivmesi kazanamadığını ortaya koymaktadır. Mayıs ayındaki resmî tatil yoğunluğu dikkate alındığında, bu gerilemenin bir kısmının takvim etkisinden kaynaklandığı ve sektördeki hareketliliğin sınırlı kaldığı söylenebilir. Beklenti Endeksi, mart ayında başlayan yükseliş eğilimini nisan ayında korumuş olsa da mayıs ayında gerilemiştir. Bu gerileme, sektör oyuncularının önümüzdeki döneme ilişkin iyimserliğinde bir miktar zayıflamaya işaret etmektedir. Bununla birlikte, endeks değerinin negatif ancak diğerlerinden yüksek olması, beklenti de tamamen olumsuz değil ama ihtiyatlı bir görünümün öne çıktığını ortaya koymaktadır. Alt endekslerdeki bu gerilemenin etkisiyle, Hazır Beton Endeksi de mayıs itibarıyla nisan ayına kıyasla daha temkinli bir zemine oturmuştur. Bu nedenle mayıs ayı, kısa süreli bir toparlanma çabasının ardından yeniden denge arayışının öne çıktığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Geçen yılın aynı ayına göre bakıldığında, mayıs ayında yıllık değişimler incelendiğinde, endekslerin genel olarak zayıf bir görünüm sergilediği görülmektedir. Beklenti Endeksi %0,1 oranında sınırlı artış kaydederek pozitif bölgede kalırken, Güven Endeksi %0,2 oranında yükselerek kısmen daha güçlü bir iyileşme göstermiştir. Buna karşılık, Hazır Beton Endeksi %0,6 ve Faaliyet Endeksi %2,1 oranında gerileyerek yıllık bazda negatif ayrışmıştır. Özellikle Faaliyet Endeksi'ndeki düşüş, sektörde reel hareketliliğin, bayramın da etkisiyle geçen yılın aynı dönemine göre belirgin biçimde zayıfladığını ortaya koymaktadır. 2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, sektörün yıllık bazda karmaşık ama genel olarak zayıf bir görünüm içinde olduğunu göstermektedir. Beklenti ve güven tarafında sınırlı pozitif seyir korunmakla birlikte, Faaliyet ve Hazır Beton Endekslerindeki gerileme, sektördeki canlanmanın henüz yaygın ve kalıcı bir ivme kazanamadığına işaret etmektedir. Bu tablo, ekonomik beklentilerde sınırlı bir iyileşme olsa da sahadaki gerçek faaliyetlerin yıllık bazda baskı altında kaldığını göstermektedir. Raporun sonuçlarını değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "2026 yılının ikinci çeyreğinde mayıs ayı verileri, sektörün yıllık bazda karmaşık ama genel olarak zayıf bir görünüm içinde olduğunu göstermektedir. Güven ve Beklenti endekslerinde sınırlı iyileşme görülürken, Faaliyet ve Hazır Beton Endekslerindeki gerileme, sektördeki hareketliliğin henüz güçlü ve kalıcı bir toparlanma sürecine girmediğine işaret etti." dedi. İnşaat sektörüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, "Türk inşaat sektörü açısından yılın geri kalan kısmında performansı etkileyecek en önemli gelişme ABD-İran savaşının sona ermesidir. Muhtemel bir anlaşma, Türkiye inşaat sektörü açısından makroekonomik ve sektörel düzeyde olumlu yansımalar doğurabilecek bir durum olarak değerlendirilmektedir. Jeopolitik risk priminin azalmasıyla birlikte enerji fiyatlarında sağlanabilecek görece istikrar, başta demir-çelik, çimento ve lojistik olmak üzere temel girdi maliyetlerinin daha öngörülebilir bir seyir izlemesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca bölgesel normalleşme sürecinin, özellikle Körfez ülkeleri kaynaklı doğrudan yabancı yatırımları teşvik ederek konut, altyapı ve ticari gayrimenkul alanlarında talep artışına yol açması beklenmektedir. Bunun yanı sıra söz konusu olumlu etkilerin büyüklüğü; küresel finans koşulları, Türkiye'nin iç makroekonomik dengeleri ve finansman maliyetlerinin seyri gibi değişkenlere bağlı olarak farklılık gösterebilecektir." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dubai’den Sonra Yatırımın Yeni Adresi Kıbrıs Olacak Haber

Dubai’den Sonra Yatırımın Yeni Adresi Kıbrıs Olacak

Özellikle gayrimenkul, turizm, enerji ve ticaret alanlarında artan yatırımlar, KKTC’yi uluslararası yatırımcılar açısından dikkat çeken bir merkez haline getiriyor. Medyada yer alan değerlendirmelerde de Dubai’nin ardından yeni yatırım rotasının KKTC olduğuna dikkat çekiliyor… Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, KKTC’nin önümüzdeki dönemde yatırım dünyasının en önemli merkezlerinden biri olacağını ifade etti. Artukoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “KKTC bugün; stratejik konumu, gelişen altyapısı, yatırım dostu yaklaşımı ve yüksek büyüme potansiyeliyle yatırımcıların radarına güçlü şekilde girmiş durumda. Özellikle Türkiye ile olan yakın ekonomik ilişkiler ve bölgedeki yeni ticaret dengeleri, Kuzey Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’in yükselen yatırım merkezi haline getiriyor. Önümüzdeki dönemde turizmden gayrimenkule, enerjiden lojistiğe kadar birçok sektörde çok daha büyük yatırımlar göreceğimize inanıyoruz.” Air Life Projesiyle Sürdürülebilir Yatırım Vizyonu SOA Holding olarak bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Artukoğlu, KKTC’nin yatırımcılar için güven veren ve sürdürülebilir fırsatlar sunan bir yapıya sahip olduğunu vurguladı. “Yatırımcı artık yalnızca kısa vadeli kazanç değil; güvenli, sürdürülebilir ve stratejik bölgeler arıyor. KKTC bu anlamda önemli avantajlar sunuyor. Özellikle Türkiye merkezli yatırımcıların bölgeye ilgisinin önümüzdeki süreçte daha da artacağını öngörüyoruz. Biz de SOA Holding olarak bölgenin ekonomik gelişimine katkı sağlayacak projeleri desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Artukoğlu ayrıca, bölgenin potansiyeline olan inançlarını yalnızca söylemde bırakmadıklarını belirterek Lefkoşa’da hayata geçirdikleri Air Life projesine dikkat çekti. Kısa amortisman süreleri sunan, enerji verimliliği yüksek ve uluslararası standartlarda tasarlanan projenin; profesyonellerin, öğrencilerin ve kurumsal yaşamın ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde planlandığını ifade eden Artukoğlu, Air Life’ın geleneksel yazlık konut anlayışının ötesinde, yılın 365 günü yaşayan modern bir ekosistem sunduğunu söyledi. SOA Holding’in enerji sektöründeki köklü tecrübesinin projeye de yansıdığını belirten Artukoğlu, çevre dostu altyapısı ve sürdürülebilir yaşam yaklaşımıyla öne çıkan Air Life’ın, yatırımcılara uzun vadeli ekonomik avantaj sağlamayı hedeflediğini kaydetti. Son yıllarda Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesi ve bölgeye yönelik yeni yatırım hamleleri de KKTC’nin cazibesini artıran önemli faktörler arasında gösteriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TCK By Kıraç’tan Üretim ve İhracat Atağı Haber

TCK By Kıraç’tan Üretim ve İhracat Atağı

Türkiye’de üretim ve ihracat odaklı büyüme yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarında da öne çıkarken, sanayi şirketlerinin yatırım ve kapasite artırma adımlarını hızlandırıyor. Yeni üretim yatırımlarını devreye alan ve üretim kapasitesini artırarak ihracat odaklı büyümeyi hedefleyen TCK by Kıraç A.Ş., Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalara paralel şekilde yerli üretimi güçlendiren ve ihracat kapasitesini artıran yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Çelik yol güvenliği sistemleri, enerji altyapı çözümleri ve galvanizli ürünler alanında faaliyet gösteren TCK by Kıraç, hem yurtiçinde hem de uluslararası pazarlarda büyüme stratejisine odaklanıyor. Şirketin öncelikli hedef pazarları arasında Avrupa, Körfez ülkeleri ve Amerika yer alıyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan TCK by Kıraç A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, üretim ve ihracat odaklı büyümenin şirket stratejilerinin merkezinde yer aldığını belirtti. Malçok, “Uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü artırmaya yönelik yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde ihracatımızı artırarak daha geniş bir coğrafyada faaliyet göstermeyi hedefliyoruz” dedi. TCK by Kıraç’ın önümüzdeki dönemde hem üretim kapasitesini hem de ihracat ağını genişletmeye yönelik yatırımlarına devam etmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orta Doğu’daki Çatışma Emtia Fiyatlarının Hızla Yükselmesine Neden Oluyor Haber

Orta Doğu’daki Çatışma Emtia Fiyatlarının Hızla Yükselmesine Neden Oluyor

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Coface sektör ekonomisti Simon Lacoume, “Orta Doğu’daki mevcut tırmanış emtia piyasalarını sert biçimde etkiliyor. Çatışmanın kilitlenip kilitlenmeyeceği, değer zincirinin aşağı yönlü kısmındaki mevcut şokun boyutunu belirleyecek” dedi. Petrol fiyatları: uzun süreli bir şok mu? Katar’daki Ras Laffan gaz kompleksine yönelik son saldırılar enerji emtialarının fiyatında ilave bir artışı tetikledi. Geçen hafta varil başına 119 dolarla zirve yapan Brent petrol, bir ayda yüzde 50 yükseldi. Bu artış homojen değil. Umman DME ham petrolü varil başına 160 doların üzerine çıkarken, ABD WTI petrolü varil başına yaklaşık 100 dolar seviyesinde seyrediyor; bu durum fiyatlar üzerindeki etkinin bölgeye ve ürüne göre son derece eşitsiz olduğunu yansıtıyor. Çatışma uzadıkça bu artış değer zinciri boyunca yayılmaya başladı. ABD’de perakende benzin fiyatları tarihi bir zirveye ulaştı (galon başına 3,96 dolar, aylık bazda yüzde 35 artış). Asya’da dizel fiyatları (Singapur) çatışmanın başlangıcından bu yana neredeyse üç katına çıkarak varil başına 256 dolara ulaştı; Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’ne (IATA) göre küresel jet yakıtı fiyatları ise iki katına çıktı. Arz kesintilerinin merkezinde doğal gaz var Artış doğal gazda da görülüyor. Avrupa’da gaz vadeli işlem kontratları (Hollanda TTF endeksi) bir ayda yüzde 85 yükselerek megavat saat başına 55 avroya çıktı; Asya referans fiyatı (LNG Japonya/Kore Marker) aynı dönemde iki katına çıktı ve bu durum ithalatçı piyasaların kalıcı kırılganlığını yansıtıyor. Buna kıyasla ABD piyasası arz kesintilerine daha az maruz görünüyor. Buna rağmen ABD Henry Hub fiyatı güçlü bir yukarı yönlü baskı altında (aylık bazda yüzde 36 artış); bu durum enerji gerilimlerinin halihazırda küresel ölçekte yayıldığını gösteriyor. Sonuç olarak birçok petrokimyasal bileşiğin fiyatları katlanarak artıyor. Körfez ülkeleri, tüm plastik endüstrisi için kritik olan petrokimyasal ürünlerin Asya’daki başlıca tedarikçileri konumunda. Singapur’da naftanın tonu 1.000 dolara ulaştı; bu, çatışmanın başlangıcından bu yana yüzde 60’ın üzerinde artış anlamına geliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve Asya’daki tarihsel olarak düşük stok seviyeleri (2 ila 3 hafta), polimer fiyatlarını (polipropilen, polietilen, polistiren, PVC) şimdiden yükseltti. Bu durum artık tüm değer zinciri boyunca yayılma riski taşıyor. Bu eğilim, bakır ve nikel cevherinin liçi için temel bir girdi olan kükürdü de etkiliyor. Tek bir ayda yüzde 25’lik fiyat artışı, Şili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Endonezya gibi bu girdiye yüksek ölçüde bağımlı madencilik üreticilerini risk altına sokuyor. Elverişli bir tarım takvimine rağmen gübre fiyatları hızla yükseliyor Ucuz yerli enerji arzı sayesinde Körfez ülkeleri bu piyasalarda merkezi bir konuma sahip; küresel azotlu gübre ihracatının yaklaşık yüzde 19’unu ve küresel üre hacminin yüzde 36’sını oluşturuyor. Suudi Arabistan ise fosfatın dördüncü büyük ihracatçısı konumunda. Bununla birlikte doğal gaz, azotlu gübre üretim maliyetlerinin yüzde 80’ine kadarını oluşturuyor. Gaz fiyatlarındaki sıçrama bu nedenle otomatik olarak gübre fiyatlarının artmasına yol açıyor: granül ürenin tonu (FOB Orta Doğu) çatışmanın başlangıcından bu yana yüzde 37 artarak 665 dolara çıktı. Ancak uygun zamanlama nedeniyle etki şimdilik sınırlı kalıyor. Şu an yalnızca ABD’li tahıl üreticileri etkilenmiş görünüyor; fakat kesintilerin sürmesi durumunda Brezilya, Hindistan hatta Avrupa daha fazla maruz kalabilir. Olumsuz etkiler doğrudan gübre akışlarının ötesine de uzanabilir – azotlu gübre ithalatlarının sırasıyla yüzde 63’ünü, yüzde 24’ünü ve yüzde 21’ini Körfez ülkelerinden karşılayan Hindistan, Brezilya veya ABD’ye – ayrıca Körfez ülkelerinden ihraç edilen kükürde yüksek ölçüde bağımlı olan dünyanın en büyük fosfat kayası üreticisi Fas gibi üçüncü ülkeleri de etkileyebilir. En yüksek risk altındaki metal: Alüminyum Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte, küresel alüminyum üretiminin yüzde 8’ini oluşturan Körfez ülkeleri, iç üretimlerini ihraç edemiyor veya izabe tesislerinin ihtiyaç duyduğu ham maddeleri (boksit ve alümina) ithal edemiyor. 16 Mart Pazartesi günü bölgedeki alüminyumun yüzde 25’ini üreten Aluminum Bahrain (Alba), bu nedenle üretiminin yüzde 19’unu askıya aldığını açıkladı; bu oran bölgenin alüminyum üretiminin yüzde 5’ine karşılık geliyor. Orta Doğu’daki kargaşadan uzakta ise Mosal, aşırı yüksek görülen enerji maliyetlerini gerekçe göstererek Mozambik’teki operasyonlarını durdurduğunu duyurdu. Bu olumsuz tablo karşısında alüminyum fiyatları yukarı yönlü bir eğilim izlemeye devam ediyor (aylık bazda yüzde 11,5 artış) ve 12 Mart’ta ton başına 3.500 dolarla zirve yaptı; son bir yıldaki artış ise yaklaşık yüzde 25 oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti! Haber

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti!

Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran’a yönelik saldırılar üzerinden Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi. Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor Krizin yalnızca iki ülke arasındaki askeri gerilim olarak okunamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor. İran’a yönelik saldırılar, yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir gerilim değil; küresel güç mücadelesinin bölgesel bir aşamasıdır.” dedi. “19. yüzyılda toprak paylaşılırdı; şimdi enerji koridorları, lojistik hatlar ve teknoloji ekosistemleri paylaşılıyor.” diyen Prof. Dr. Arslan, İran’ın da “bu yeni paylaşım savaşının kritik bir cephesi” olduğunu belirtti ve “Asıl soru şu: Bu bir sınırlı operasyonlar dizisi mi, yoksa daha derin bir stratejik hedefin başlangıcı mı?” ifadelerini kullandı. Uluslararası hukukta istisnalar bellidir Saldırıların uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesine ilişkin Prof. Dr. Arslan, “Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin zayıflatılması, parçalanması veya "fonksiyonel kapasitesinin aşındırılması" yeni bir yöntem değil. Irak, Libya ve Suriye örnekleri hâlâ hafızalarda. İran dosyası da bu çerçevede okunabilir mi? Birleşmiş Milletler Şartı kuvvet kullanımını yasaklar; istisnalar bellidir: Güvenlik Konseyi kararı ya da açık bir silahlı saldırıya karşı meşru müdafaa.” diye konuştu. “Önleyici saldırı doktrini hukuken tartışmalıdır” diyen Prof. Dr. Arslan, diplomatik kanallar tükenmeden başlatılan askeri operasyonların yalnızca hukuki değil, sistemsel bir istikrarsızlık üreteceğini vurguladı ve “Eğer bu yöntem normalleşirse, yarın herhangi bir ülke ‘potansiyel tehdit’ gerekçesiyle hedef alınabilir” ifadelerini kullandı. Türkiye açısından ilkesel çerçevenin net olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Toprak bütünlüğüne saygı, kuvvet kullanımının istisnai niteliği ve diplomasiye öncelik temel referanslarımızdır. Ancak mesele yalnızca hukuki değil; asıl mesele stratejik niyettir.” diye konuştu. Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı “Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı. Bu kriz ise mevcut eksenleri derinleştirecek ve netleştirecek.” diyen Prof. Dr. Arslan, “Batı ekseninde ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri deniz gücüne dayalı ve finansal araçları öne çıkaran bir politika izlerken; Avrasya ekseninde İran, Rusya ve Çin kara gücüne, enerji koridorlarına öncelik veriyor. Ancak durum bu iki eksene indirgenemez. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ‘orta kuşak’ ülkeler, iki eksen arasında gidip gelen ve zaman zaman denge unsuru olan aktörler olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu. İsrail’in İran’ı Haziran 2025’te hedef almasının üzerinden henüz bir yıl geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Yeni dalga operasyonlar tesadüf değil. Amaç, geçici bir baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak. Zayıf bir aktör, güçlü bir İran’dan daha kontrol edilebilir kabul edilir. Türkiye ise ne tamamen Batı eksenine entegre olabilir, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilir. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar. Bu denge pasif değil, aktif olmalıdır. Enerji, güvenlik ve milli bütünlük parametreleri Ankara’nın stratejisini belirleyecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin vurguladığı ‘yeryüzüne Ankara’dan bakmak’, kendi milli çıkarlarını merkeze almak anlamına geliyor.” dedi. Amaç geçici baskı değil, sistematik aşındırma olabilir Haziran 2025’te İsrail’in İran’ı hedef almasının ardından yeni dalga operasyonların gelmesini tesadüf olarak görmediğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Mesele geçici bir askeri baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak olabilir.” dedi. “Eğer çatışmalar bugün dursa bile üçüncü ve dördüncü dalga gelebilir” diyen Prof. Dr. Arslan, bunun klasik güç siyaseti mantığıyla uyumlu olduğunu belirterek, “Güçlü bir İran değil, kontrol edilebilir bir İran tercih edilir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin savunma sanayisi her krizden güçlenerek çıktı Türkiye’nin savunma sanayisinin her krizden güçlenerek çıktığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “1990’larda terörle mücadele, 2010’larda sınır ötesi operasyonlar yerli üretimi hızlandırdı. Bu kriz de benzer bir etki yaratacak. Hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, İHA/SİHA’lar ve elektronik harp sistemleri öncelikli alanlar olacak. Siber güvenlik de artık daha kritik; İran örneği, füzeden önce istihbarat sızabileceğini gösterdi. Türkiye, FETÖ tecrübesiyle iç sızmalara karşı dirençli, ama siber savunmayı güçlendirmek zorunda. Dış politikada ‘çok boyutlu’ anlayış pekişecek. Ama bu sadece denge siyaseti değil; kendi teknolojik kapasitesine dayanan bir otonomi demek. Başkasının silahına muhtaç olmayan ülke, başkasının siyasetinin etkisi altında olmaz. Savunma sanayii atılımı, askeri ve diplomatik bağımsızlığın temeli olacak.” diye konuştu. Lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez İran’da rejimin kırılganlığına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Arslan, “Bu tür siyasal kültürlerde lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez. İran’ın kurumsal sürekliliği vardır; dini liderlik makamı boşaldığında yeni isim belirlenir ve yapı devam eder.” şeklinde konuştu. İran’ın Irak’la sekiz yıl süren savaşta ağır kayıplara rağmen teslim olmamasını hatırlatan Prof. Dr. Arslan, “Rejimin bir gecede değişmesi gerçekçi değildir. Aksine, dış müdahale algısı toplumda konsolidasyon yaratabilir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Arslan, “Tarih gösteriyor ki dış müdahale bazen dağılma değil, toparlanma üretir.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye ve denge siyaseti Prof. Dr. Arslan, bölgede bloklaşmaların mevcut olduğunu ancak bugün yaşanan gerilimin daha büyük bir küresel rekabetin parçası gibi göründüğünü söyleyerek, “Enerji hatları, lojistik koridorlar ve askeri üsler üzerinden yürüyen bir sistemik mücadele söz konusu.” dedi. Türkiye’nin bu tabloda özgün bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” diye konuştu. 500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir Olası bir bölgesel savaşın Türkiye’ye etkilerine ilişkin de Prof. Dr. Arslan, İran’ın zayıflaması veya parçalanması senaryosunun Türkiye açısından soyut bir analiz olmadığını belirtti ve “500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir.” dedi. Muhtemel sonuçları da sıralayan Prof. Dr. Arslan, “Yeni göç dalgaları, sınır ticaretinin çökmesi, PKK’nın oluşabilecek boşluklardan faydalanması ve İran’daki bazı silahlı Kürt oluşumların hareket alanı kazanması” risklerine dikkat çekti. Prof. Dr. Arslan, “Sınırın öte yanında yangın varsa, bu taraf da ısınır” ifadesini kullandı. Egemenlik vurgusu korunmalı ABD’nin bölgedeki askeri varlığının Türkiye’deki NATO altyapısını gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Arslan, özellikle İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü’nün kamuoyunda tartışıldığını söyledi ve “Türkiye’nin pozisyonu hassas. Egemenlik vurgusu korunmalı, ancak kriz yönetimi rasyonel yürütülmelidir. Ankara’nın doğrudan savaşın tarafı gibi algılanması Türkiye’nin çıkarına değildir”. dedi. Duygusal refleks değil, stratejik akıl Türkiye’nin önünde iki yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Duygusal reflekslerle pozisyon almak ya da uzun vadeli stratejik akılla hareket etmek” diye konuştu. “Gerçekçilik içe kapanmak değildir. Denge üretmek zayıflık değildir” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Arslan, İran’ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosunun Türkiye açısından “uzaktan izlenecek” bir mesele olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Türkiye'nin jeopolitiği risk üretir; ama aynı jeopolitik doğru yönetildiğinde fırsat da üretir. İran'ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosu, Türkiye açısından ‘uzaktan izlenecek’ bir mesele değildir. Böyle bir kırılma doğrudan Anadolu'yu etkiler. Bu nedenle Ankara'nın hesabı kısa vadeli siyasi pozisyonlardan ziyade uzun vadeli güvenlik mimarisi üzerinden yapılmalıdır. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin vurguladığı ‘Ankara merkezli jeopolitik’ anlayışı, tam da böyle bir dönemde anlam kazanıyor: Ne emperyal hayaller peşinde koşmak, ne de içe kapanmak; eldeki vatanı korumak ve milli çıkarları merkeze almak. Son söz olarak; krizin yönü belirsiz olabilir. Ancak Türkiye'nin yönü belirsiz olmamalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pakistan Büyükelçisi Junaid, ATO Başkanı Baran'ı Ziyaret Etti Haber

Pakistan Büyükelçisi Junaid, ATO Başkanı Baran'ı Ziyaret Etti

ATO Başkanı Gürsel Baran, Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Dr. Yousaf Junaid, İstanbul Başkonsolosu Khawaja Khurram Naeem ve Müsteşar Qazi Saleem Ahmed Khan'ı makamında konuk etti. Türkiye ile Pakistan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konularının ele alındığı görüşmede ATO Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Tırpancı da yer aldı. ATO Başkanı Gürsel Baran, Türkiye ile Pakistan arasındaki ticaret hacminin yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirterek, bu rakamı daha yukarılara taşımayı hedeflediklerini kaydetti. Baran, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ile Pakistan arasındaki ticaret hacminin kısa vadede 5 milyar dolara çıkarılması yönünde bir hedef ortaya koydu. Ankara Ticaret Odası olarak bu hedef doğrultusunda, ülkelerimiz arasındaki ticareti geliştirmeye hazırız. Mevcut ticaret hacmimizin 570 milyon dolarlık, yani yaklaşık üçte birinden fazlasının Ankara üzerinden gerçekleşiyor olması bizleri ayrıca memnun ediyor. Bu rakam, Ankara iş dünyasının Pakistan ile ticarette ne kadar aktif olduğunu gösteriyor" dedi. -EKONOMİK İŞ BİRLİKLERİ İÇİN GÜÇLÜ ZEMİN- Türkiye'de yaklaşık 5 bin Pakistanlı öğrencinin eğitim gördüğünü hatırlatan Baran, eğitim, kültür ve ticaret alanlarında gelişen ilişkilerin ekonomik iş birliklerine de güçlü bir zemin oluşturduğunu vurguladı. Baran, Türkiye ile Pakistan'ın dost ve kardeş iki ülke olduğunu belirterek, Türkiye'nin Pakistan'ı ilk tanıyan ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Türk şirketlerinin Pakistan'daki yatırımlarının 2 milyar doları aştığını, müteahhitlik ve müşavirlik hizmetleri kapsamında da yaklaşık 3,5 milyar dolarlık proje gerçekleştirildiğini kaydeden Baran, "Havalimanları, demiryolları, altyapı projeleri, tekstil, ihracat odaklı sanayi, hizmet sektörü ve tarımsal sanayi, iş birliğimizi daha da geliştirebileceğimiz alanlar arasında yer alıyor" dedi. Savunma sanayi alanında da önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu ifade eden Baran, Pakistan ordusunun modernizasyon ihtiyaçlarının bir kısmının Türk savunma sanayi firmaları tarafından karşılandığını söyledi. Baran, Türk dizilerinin Pakistan'da gördüğü ilgiden memnuniyet duyduklarını da dile getirdi. -TÜRKİYE KAZANIRSA PAKİSTAN KAZANIR- Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Dr. Yousaf Junaid da yaptığı konuşmada, iki ülke arasındaki iş birliklerinin daha somut ve verimli hale getirilmesi için kurumsal bir çerçeve oluşturulması gerektiğini belirterek, ATO ile Pakistan'ın Başkonsolosluğu arasında doğrudan bir irtibat mekanizması kurulmasının süreci hızlandıracağını söyledi. Pakistan ekonomisinin son yıllarda belirgin bir iyileşme sürecine girdiğini ifade eden Junaid, ülkesinde iş yapma maliyetlerinin ciddi biçimde azaldığını kaydetti. Türkiye ile Pakistan arasındaki ekonomik iş birliğinin "kazan?kazan" modeliyle geliştirilebileceğini dile getiren Junaid, "Türkiye'nin teknoloji ve üretim tecrübesi ile Pakistan'ın iş gücü, ham madde ve lojistik avantajlarını birleştirmemiz gerekiyor" dedi. Tekstil, gıda ve seramik sektörlerinde ortak üretim modellerinin geliştirilebileceğini dile getiren Junaid, tekstilde Türkiye'nin makine ve teknolojisinin Pakistan'daki üretim gücüyle birleştirilerek, nihai ürünlerin Türk markasıyla dünya pazarlarına sunulabileceğini söyledi. Junaid, Pakistan'ın ham madde maliyetleri ve 240 milyonluk nüfusuyla Türk firmalar için büyük bir iç pazar sunduğunu ifade etti. Seramik sektöründe de Pakistan'ın sahip olduğu ham madde kaynaklarının önemli bir avantaj oluşturduğunu dile getiren Junaid, bu alanda kurulacak ortaklıkların hem maliyetleri düşüreceğini, hem de Körfez ülkeleri başta olmak üzere üçüncü pazarlara erişimi kolaylaştıracağını kaydetti. Lojistik açıdan Pakistan'ın Körfez bölgesine yakınlığının navlun maliyetlerini ciddi ölçüde düşürdüğüne dikkat çeken Junaid, bu avantajın Türk yatırımcılar için rekabet gücü oluşturduğunu söyledi. Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluğun ekonomik iş birlikleriyle daha da güçlenmesi gerektiğini vurgulayan Junaid, "240 milyonluk nüfusumuzla Pakistan, Türk firmaları için büyük bir pazar. Türkiye kazanırsa Pakistan kazanır, Pakistan kazanırsa Türkiye kazanır" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.