Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Korumacılık

Kapsül Haber Ajansı - Korumacılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Korumacılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi    Haber

Türk Tır Şoförlerinin Körfez'de Transit Suudi Vizesi Alarak Seyahat Etmeleri Mümkün Hale Geldi  

T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından; DEİK/Lojistik İş Konseyi ve DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) destekleriyle düzenlenen ‘Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi’, Grand Cevahir Hotel Convention Center'da gerçekleşti. Zirvede genel hatlarıyla e-ticaret sektörünün gelişiminde kritik rol oynayan lojistik süreçler, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları geniş bir perspektifle ele alındı. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat: “820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik” Zirvenin açılış konuşmalarını gerçekleştiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “E-ticaret, giderek artan yeni ticaret yöntemi, toplam ticaretin yüzde 20'sini oluşturuyor ve 3 trilyon doların 2024 hesaplamalarıyla bir hacme sahip. Lojistik sektörü de olmazsa olmaz sektörlerimizde önde gelen büyük bir sektör. E-ticaret de o tarihlerde toplam ticaretin içinde yüzde 4,5-5'lik bir paya sahipken, 2019 itibarıyla, toplam ticarette yüzde 20'lik bir paya 3-4 sene gibi kısa bir sürede ulaşmış oldu. Bugün Türkiye için gerek mal ticareti gerekse hizmetler ticareti ekonomimizde büyük bir yer tutuyor. Mal ihracatımız geçen yıl 255,5 milyar dolardı, buna karşılık aynı şekilde mal ithalatımız 365 milyar dolardı. Hizmet ihracatımız 122,5 milyar dolardı. Hizmet ithalatımız da yaklaşık 60 milyar dolar ve bunların toplamı 820 milyar dolarlık bir mal ve hizmet ticareti ile iştigal ettik. Ve geçen yıl milli gelirimiz 1,1 trilyon dolara yükseldi. Milli gelirimizin yarısından fazlası mal ve hizmet ihracat ve ithalat ticareti kadar bir hacim oluşturuyordu” dedi. “İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca” Suriye'de iç savaşın sona erdirilmesinde, İsrail'in soykırım ve katliamlarına karşı Gazze'nin, Batı Şeria'nın, Lübnan'ın haklarının savunulması ve oradaki masumların korunması çabalarında Türkiye’nin önemli bir rol üstlendiğini söyleyen Bakan Bolat, “En son İran'la ABD ve İsrail arasındaki çatışmalarda; Türkiye, Pakistan ve Mısır birlikte arabuluculuk noktasında Amerika ve İran arasında mekik dokundu. Ve bu anlamda şimdilik iki gün boyunca bir ateşkes süreci, biraz kırılgan da olsa devam ediyor. Bunun ekonomiye yansımaları da şu şekilde: Körfez, özellikle Hürmüz Boğazı dünyada enerji kaynakları açısından zengin bir bölge. Petrolün yüzde 38'inin, doğal gazın yüzde 20'sinin, gübrenin yüzde 30'unun geçtiği bir bölge. İran, Hürmüz kartını kapatma tehdidini ortaya koyunca ciddi bir tabii volatilite, yani piyasalar allak bullak oldu. Enerji fiyatları, petrokimya fiyatları, gübre fiyatlarında artışlar oldu bütün dünyada. Ama bizde Allah’a şükür arz tedariki diye bir sorun yok. Depolarımız doluydu. Ve biz vatandaşımızın, sanayilerimizin, ekonomimizin bunlardan etkilenmemesini sağladık.” diye konuştu. “15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar” Bakan Bolat, “Körfez savaşı, lojistiğin ne kadar önemli olduğunu Covid 19’dan sonra bize bir kez daha hatırlattı. Bu güzel coğrafya, Avrasya’nın merkez ülkesi, adeta bir kavşak köprü geçiş noktası olan Türkiye'nin önemi bir kez daha ortaya koyuldu. Gerek doğudan batıya orta koridor, Zengezur koridoru, gerek Körfez Basra'dan yukarıya Irak üzerinden kalkınma yolu koridoru, gerek özellikle Habur-Irak üzerinden Suudi Arabistan ve Körfez'e ulaşan rota, gerekse Türkiye’den Hatay, Suriye, Ürdün üzerinden Arabistan’a ve Körfez ülkelerine ulaşan karayolu koridorlarının ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bu vesileyle Suudi Arabistan’la da ilişkilerimiz mükemmel düzeyde ve 10 yıldır bir transit vize konusu vardı, o da dün itibariyle işlerlik kazanarak Türk Tır şoförlerinin Körfez'de transit Suudi vizesi alarak seyahat etmeleri de mümkün hale geldi. Ümit ediyoruz ki komşu ve kardeş ülkelerdeki bu fiziki yıkım ve insani kayıplar noktasında savaşın bir an önce durması. Ama barış şartları oluşsa bile bu 45 günlük savaşın ekonomilerde meydana getirdiği tahribatı gidermek o kadar kolay olmayacak. Çünkü burada gerek fiyat artışları konusu gerekse enerji kaynakları hasar aldı bir miktar. Kiminde LNG kaynakları, kiminde petrol kaynakları, kiminde alüminyum tesisi, kiminde gübre tesisi. Arz tedariki anlamında şartların yerine gelmesi yine biraz zaman alacak. Ve ümit ederiz ki bu 15 günlük ateşkes kalıcı şartların yerine getirilmesini sağlar. Dünyanın daha fazla kavgaya değil, barış, huzur ve ekonomik kalkınmaya ve refah artışına ihtiyacı var bu anlamda” dedi. “Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte’ Bakan Bolat, “Hizmetler sektörümüz bizim övündüğümüz güzide bir sektörümüz. Bunlardan lojistik sektör, 122,5 milyar dolar ihracat gelirinin 42,5 milyar dolarını hizmetler sektörü yaptı. Özellikle ihracatımızın yüzde 43’ünü oluşturan Avrupa Birliği pazarlarına Türkiye’nin ihracatının yüzde 60’ı karayolu ile gitmekte. Burada da ulaştırma kotaları büyük önem taşımakta, geçiş kotaları çok çok önem taşıyor. Bizim hizmetler sektörünü çok sevmemizin bir diğer nedeni de yaklaşık 63-64 milyar dolar fazla sağlıyoruz ve bu fazla sayesinde mal ticaretindeki, geçen sene 92 milyar dolar açığımız vardı, bunların kapatılarak cari işlemler açığının makul düzeyde olmasını sağladık. 2024'te 13 milyar dolar; 2025'te de 29,5 milyar dolardı bu anlamda. Lojistik sektörü 115 milyar dolar toplam milli geliriyle bizim 1,1 trilyon dolarlık milli gelirimiz içinde de çok önemli bir pay oluşturuyor ve tabii ki istihdama çok büyük katkı yapıyor” dedi. ‘Toplam e-ticaretin yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta’ Bakan Bolat, “E-ticaret parlayan bir sektörümüz. Batıdaki ABD tarafındaki büyük gruplar, doğuda Çin merkezli büyük grupların olduğu bir ortamda tam merkezde ortada da Türkiye’de hızla gelişen ve dünyadaki birçok büyük grupların, yatırımcıların dikkatini çeken başarılı e-ticaret firmalarımız var. Burada dediğim gibi 3 trilyondu geçen yılki rakam ve toplam ticaretin yüzde 20’siydi. Bu toplam e-ticaretin de yaklaşık yüzde 60’ı perakende ticaretten oluşmakta” dedi. İEAD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin: “Artan korumacılık ve ticaret savaşları doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları olarak değerlendirilebilir” Zirvenin açılış konuşmasını yapan Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin, küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunarak dünyanın en büyük on ekonomisinin neredeyse tamamının okyanus ülkeleri olduğunu belirtti. Bilgin, "Bu tablo, günümüz dünyasında bir ülkenin sadece iç pazarı için üretim yaparak büyük ekonomi olamayacağını açıkça gösteriyor” dedi. 1960 ve 1970’li yılların kalkınma modelinde kendi kendine yeterlilik modelinin ön planda olduğunu hatırlatan Bilgin, “1980'lerden sonra hızlanan küreselleşme sürecinde ihracata dayalı kalkınma, büyüme modellerinin popüler hale geldiğini görüyoruz. Çin'in Aralık 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmasıyla bu ihracata dayalı kalkınma ve büyüme modelleri adeta başka bir safhaya geçmiştir. Çin'in liderliğinde Asya ülkelerinin öncülüğünde şekil bulan başka pazarlar için üretim yapma modeli 21. yüzyılı adeta egemen iktisadi kalkınma, iktisadi büyüme modeli haline gelmiştir. Son yıllarda şahit olduğumuz artan korumacılık ve ticaret savaşları aslında doğu ile batı arasında büyük ekonomi olma mücadelesinin yansımaları veya batı dünyasının bu modele gösterdiği refleksler olarak değerlendirilebilir” dedi. İzmir İktisat Kongresi’nin yüzüncü yılında ana temanın Türkiye’nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girme hedefi olduğunu hatırlatan Bilgin, bu hedefe ulaşmanın yalnızca yatırım ve üretimle mümkün olmadığını söyledi. Bilgin, “Büyük ekonomi olmanın yolu yatırım ve üretim yanında üretiğinizi dış pazarlara satmaktan yani ihracattan geçiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesi için yatırım ve üretim yanında ürettiklerini ihraç etmesi de gerekiyor. Türkiye'nin dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmesinin yolu katma değerli, inovatif üretimin ihraç edilmesinden geçiyor. Yani savunma sanayi gibi birkaç sektörde selektif bir şekilde destekleyeceğiz, tespit edeceğiz, destekleyeceğiz ve o ürünleri üretip ihraç ederek Güney Kore'nin kırk yıl önce yaptığını yaparak dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girebiliriz” diye konuştu. E-ticaret sektöründeki gelişmelere de değinen Bilgin, “Teknolojideki gelişmelerin hızlandırdığı Covid-19 pandemisi döneminde değişen tüketim alışkanlıklarının adeta tetikleyici bir rol oynadığı e-ticaret günümüzde gündelik yaşamın adeta vazgeçilmez bir konsolu haline gelmiştir. Yapay zekâ teknolojilerinin e-ticareti başka evrelere geçileceğini de tahmin ediyoruz.” İfadelerini kullandı. Orta Doğu'daki savaşın bizlere lojistiğin ne denli önemli olduğunu gösterdiğini ifade eden Bilgin, “Lojistik ve tedarik günümüzde en az yatırım ve üretim kadar önemlidir. Hatta bana sorarsanız onlardan da daha öndedir. Zira yatırım yaptınız, üretim yaptınız. Eğer ürettiğiniz ürünü pazarına götüremiyorsanız, tüketicisine ulaştıramıyorsanız bu yatırım ve üretimin bir anlamı olmaz. Gerek e-ticaret alanında gerekse konvansiyon e-ticaretin depolanması ve lojistiği anlamında transit ticaret alanı da Türkiye'nin önünde önümüzdeki yıllarda büyük fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz” dedi. DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener: “Artık lojistik; algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor” Zirvenin konuşmacıları arasında yer alan DEİK Lojistik İş Konseyi Başkanı Fatih Şener, dünyanın değişmesiyle birlikte ticaretin kurallarının yeniden yazıldığına dikkat çekti. Şener, “Bu yeni düzende kazananlar; en büyükler ya da en hızlılar değil, en akıllı olanlar olacak. Bugünün ve geleceğin rekabetçi aklı yapay zekâ olacaktır” dedi. E-ticaretin küresel ekonomideki rolüne de değinen Şener, e-ticaretin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Bir ürünün değeri müşteriye ulaştığı hız kadardır, bir markanın gücü teslimat performansıyla ölçülür. Ve bir ülkenin rekabet gücü, lojistik kabiliyetiyle belirlenir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin stratejik konumuna da dikkat çeken Şener, ülkemizin lojistik alandaki avantajlarına işaret ederek, “Biz, kıtaları birbirine bağlayan bir lojistik omurga konumundayız. 4 saatlik uçuş mesafesinde milyarlarca insana erişebilen, dev pazarlara kapı açan bir güçten bahsediyoruz. Ama bugün avantaj sadece coğrafya değil; veriyi en iyi kullanan, en hızlı öğrenen ve en akıllı karar verenler öne çıkıyor” şeklinde konuştu. Lojistik sektöründe yapay zekâ dönüşümünün altını çizen Şener, süreçlerin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek, “Artık lojistik; kamyonların, gemilerin, uçakların değil algoritmaların yönettiği bir yapıya dönüşüyor. Depolar artık düşünmeden çalışmıyor, rotalar anlık optimize ediliyor, talep önceden öngörülüyor” dedi. UND Başkanı Şerafettin Aras: "Teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayan yapılarda olmalıyız” Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, zirvede yaptığı konuşmada, ‘Yapay Zekâ Çağında Ticaret ve Lojistik' gibi son derece kritik bir başlık altında bir araya gelmiş olmamız, küresel ticaretin ve lojistiğin nasıl köklü bir dönüşüm içerisinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi. Aras, sözlerine şöyle devam etti: “Lojistik sektörü sadece bir taşıma faaliyeti değildir; hızın, verimin ve teknolojinin yön verdiği stratejik bir alandır. E-ticaretin son yıllarda gösterdiği büyüme, lojistik sektörünü baştan aşağı yeniden şekillendiriyor. Tüketici; hız, şeffaflık ve kusursuz bir teslimat deneyimi talep ediyor. Bu beklenti bizleri daha akıllı, daha entegre ve daha çevik sistemler kurmaya yönlendiriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zekâ yer alıyor.” ifadelerini kullandı. Geleceğin lojistik sektörünün hızın yanı sıra krizlere karşı hazırlıklı, esnek ve öngörülü olmak zorunda olduğunu söyleyen Aras, “Lojistik sektörü olarak veriyi, teknolojiyi ve insan kaynağını bir araya getirerek geleceği tasarlayan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Bu noktada kamu tarafına düşen en önemli görev; öngörülebilir, hızlı ve dijitalleşmeyi teşvik eden bir regülasyon ortamı oluşturmaktır. Veri paylaşımını kolaylaştıran altyapıların kurulması ve yapay zekâ yatırımlarını destekleyen teşvik mekanizmaları bu sürecin temelini oluşturuyor. Sivil toplum kuruluşları olarak, üyelerimizin bu yeni teknolojileri anlaması ve uygulayabilmesi için rehberlik etmeyi öncelikli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Özel sektörün ise dijitalleşmeyi bir seçenekten öte, büyüme için zorunluluk olarak görmesi lazım. Şirketlerimizin yapay zekâyı öğrenmesi, doğru alanlarda kullanması ve insan kaynağını bu dönüşüme hazırlaması gerekiyor. Çünkü gelecekte güçlü olanlar sadece büyük olanlar değil; teknolojiyi anlayan, krizleri yönetebilen ve geleceği tasarlayanlar olacaktır” ifadelerini kullandı. Zirve, “E-Ticaretin Geleceği ve Fırsatlar”, “E-ticarette Lojistiğin Önemi ve Geleceği”, “E-Ticaretin Lojistiğine Yönelik Kamu Destekleri ve Finansman”, “İlham Veren Başarı Öyküleri” oturumlarıyla devam etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UİB Şubat 2026 İhracat Verileri Açıklandı: İhracatta Yüzde 19,85 Artışla 3,7 Milyar Dolar Haber

UİB Şubat 2026 İhracat Verileri Açıklandı: İhracatta Yüzde 19,85 Artışla 3,7 Milyar Dolar

Açıklanan rakamlar, 2026 yılına güçlü bir başlangıç yapıldığını ortaya koydu. UİB Şubat 2026 İhracatı 3,7 Milyar Dolara Ulaştı UİB’in Şubat 2026 ihracat performansı, küresel ticaretteki dalgalanmalara rağmen dikkat çekici bir artış gösterdi. Birliğin geriye dönük 12 aylık toplam ihracatı ise yüzde 13,8 yükselişle 44 milyar 7 milyon 316 bin dolar olarak kaydedildi. Bu tablo, UİB’in istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Baran Çelik, 2026 yılına ihracat artışıyla başladıklarını ve bu ivmenin şubat ayında da devam ettiğini belirtti. Çelik, küresel ekonomideki belirsizlikler ve artan korumacılık eğilimlerine rağmen geçen yılı rekorla kapattıklarını hatırlatarak, aynı başarıyı bu yıl da sürdürmeyi hedeflediklerini vurguladı. OİB Şubat Ayında 3,2 Milyar Dolarlık İhracat Gerçekleştirdi Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB), UİB bünyesindeki en güçlü birlik olmaya devam etti. OİB’in Şubat 2026 ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,6 artarak 3 milyar 188 milyon 548 bin dolar olarak gerçekleşti. OİB’in geriye dönük 12 aylık toplam ihracatı ise yüzde 15,3 artışla 37 milyar 450 milyon 636 bin dolara ulaştı. Otomotiv sektöründeki bu güçlü performans, UİB Şubat 2026 ihracat verilerinin ana taşıyıcısı oldu. UTİB Şubat 2026 İhracatı 100 Milyon Doları Aştı Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), şubat ayında yüzde 2,2 oranında artış kaydederek 100 milyon 124 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi. UTİB’in son 12 aylık ihracat toplamı ise 1 milyar 221 milyon dolar seviyesine ulaştı. Tekstil sektöründeki istikrarlı artış, bölgesel ihracat performansına katkı sağladı. UHKİB’ten 63,7 Milyon Dolarlık Şubat İhracatı Uludağ Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB), Şubat 2026’da 63 milyon 670 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Birliğin geriye dönük 12 aylık toplam ihracatı ise 848 milyon 151 bin dolar seviyelerinde kaydedildi. Hazır giyim sektörü, küresel talepteki dalgalanmalara rağmen ihracatını sürdürdü. UMSMİB Şubat Ayında 19,6 Milyon Dolar İhracat Yaptı Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği (UMSMİB), şubat ayında 19 milyon 605 bin dolarlık ihracata imza attı. Birliğin son 12 aylık dönemdeki toplam ihracatı ise 284 milyon 369 bin dolar olarak gerçekleşti. UYMSİB’ten Yüzde 7 Artış Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), Şubat 2026’da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 artışla 13 milyon 487 bin dolar ihracat gerçekleştirdi. UYMSİB’in geriye dönük 12 aylık toplam ihracatı 190 milyon 808 bin dolara ulaştı. UİB 2026 İhracat Performansı Güçlü Başladı Açıklanan UİB Şubat 2026 ihracat verileri, özellikle otomotiv sektöründeki yüksek büyüme sayesinde dikkat çekti. Yüzde 19,85’lik artış oranı, UİB’in Türkiye ihracatındaki stratejik konumunu güçlendirdi. Küresel ticarette belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde gelen bu artış, 2026 yılı için ihracat beklentilerini yukarı yönlü revize edebilecek bir performans olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, UİB’in yıl genelinde ihracat ivmesini koruması halinde yeni rekorların gündeme gelebileceğini belirtiyor. Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşmasında önemli rol oynayan UİB’in önümüzdeki aylarda açıklayacağı veriler, 2026 ihracat trendinin yönü açısından belirleyici olacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kocaer Çelik'ten 2025 Yılında Satış ve Üretim Rekorları Haber

Kocaer Çelik'ten 2025 Yılında Satış ve Üretim Rekorları

Küresel çelik piyasalarında talep dalgalanmalarının ve fiyat baskılarının öne çıktığı bir yılda şirket, esnek üretim kabiliyeti, dengeli ihracat yapısı ve katma değer odaklı ürün stratejisi sayesinde operasyonel dayanıklılığını korudu. 2025 yılında toplam satış hacmini bir önceki yıla göre %17,6, üretimini ise %26 artıran Kocaer Çelik, tarihinin en yüksek satış ve üretim seviyesine ulaştı. Söz konusu satış performansı; geniş coğrafi dağılıma sahip ihracat ağı, mevcut pazarlarda derinleşme ve yeni pazarlara erişim kabiliyetinin etkisiyle gerçekleşti. Şirket, küresel demir-çelik sektöründe sıkça değişen ticaret politikaları, kotalar, vergiler, tarifeler ve benzeri korumacı uygulamalara rağmen büyümesini sürdürdü. Aynı dönemde net satışlar 24,1 milyar TL seviyesinde gerçekleşirken, düzeltilmiş FAVÖK 3,1 milyar TL oldu. Elde edilen bu sonuçlar, şirketin hacim büyümesini kârlılık odaklı yapısal dönüşümle birlikte yönettiğini ortaya koydu. İhracat Gücü ve Katma Değerli Ürün Stratejisi Performansı Destekledi Altmış yılı aşan sanayi deneyimiyle bugün 6 kıtada 140 ülkeye ihracat gerçekleştiren Kocaer Çelik, 2025 yılında 457 milyon ABD doları (USD) seviyesinde ihracat ve ihraç kayıtlı satış gerçekleştirdi. Aynı dönemde yabancı para cinsinden satışların payı %90–95 bandında gerçekleşti. A1 ve A2 fabrikalarında tamamlanan yatırımların ardından devreye alınan yeni nesil ürünler, ürün karmasında belirgin bir iyileşme sağladı. Katma değerli çelik profillerin toplam satış hacmi içindeki payı 2023’te %39, 2024’te %42 iken 2025’te %43’e yükseldi. Ürün karmasındaki bu dönüşüm kârlılık göstergelerine de olumlu yansıdı. Finansal Dayanıklılık ve Operasyonel Verimlilikte Güçlü İyileşme 2025 yılında 2024 yılına göre net kârın artış göstermesi, Kocaer Çelik’in ürün karması optimizasyonu, maliyet disiplini ve operasyonel verimlilik odağında doğru kaldıraçları devreye aldığını ortaya koydu. Bu yaklaşım, ciro odaklı büyüme yerine sürdürülebilir kârlılık hedefinin önceliklendirildiğini de teyit etti. Şirketin bilanço kalitesi de yıl içinde belirgin şekilde güçlenip, net finansal borç rasyosu 0,79x’ten 0,65x seviyesine geldi. 2025 sonuçlarını değerlendiren Kocaer Çelik Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kocaer, küresel ölçekte artan korumacılık eğilimlerine ve piyasa baskılarına rağmen şirketin çevik ve dayanıklı iş modelini koruduğunu belirtti. Modernizasyon yatırımları ve ürün karmasındaki dönüşümün uzun vadeli stratejilerle uyumlu ilerlediğini vurgulayan Kocaer, teknolojik dönüşüm adımlarının şirketi geleceğe hazırladığını ifade etti. Kocaer Çelik, teknoloji ve sürdürülebilirlik odağındaki büyümesine devam etmekte Kocaer Çelik, güneş enerjisi alt yapısı, enerji nakil hattı, yapısal çelik, ulaşım, madencilik, tünel, gemi inşa, tarım, makine imalat ve savunma sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren müşterilerine yönelik çözümler geliştirmeyi sürdürürken önümüzdeki dönemde küresel pazarlardaki etkinliğini daha da artırmayı hedeflemekte. Şirket, yalın ve düşük karbonlu üretim yaklaşımını derinleştirirken; teknoloji, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim odağındaki büyüme stratejisini kararlılıkla ilerletmekte. Toplumsal sorumluluğu iş modelinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandıran Kocaer Çelik, eğitim, gençlerin gelişimi ve sporun desteklenmesi başta olmak üzere farklı alanlarda yürüttüğü çalışmalarla sosyal fayda üretmeye devam etmekte. Çevresel duyarlılığı kurumsal önceliklerinin merkezine yerleştiren şirket, doğal kaynakların korunması ve biyoçeşitliliğin desteklenmesini uzun vadeli sürdürülebilirlik vizyonunun ayrılmaz bir unsuru olarak ele almakta. 2025 yılında elde edilen güçlü operasyonel ve finansal sonuçlar, Kocaer Çelik’in yüksek marjlı ve katma değer odaklı büyüme modelinin sürdürülebilirliğini teyit ederken; şirketin yeşil, yalın ve dijital dönüşüm yolculuğunu daha sağlam bir zemin üzerine taşıdığını ortaya koymakta. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Metal İşkolunda Müzakerelerin 140. Gününde Anlaşmaya Varıldı   Haber

 Metal İşkolunda Müzakerelerin 140. Gününde Anlaşmaya Varıldı  

1 Eylül 2025 – 31 Ağustos 2027 dönemini kapsayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi ile 150 binden fazla metal işçisinin saat ücretlerine sözleşmenin ilk 6 ayı için, ücret iyileştirmesi, nispi ve seyyanen artış olmak üzere, toplamda ortalama %28 oranında zam yapıldı. MESS, muhatabı üç işçi sendikası ile son iki dönemde olduğu gibi, bu dönemde de üçlü mutabakatla eş zamanlı olarak Grup Toplu İş Sözleşmelerini imzaladı. İmzalanan sözleşmeler kapsamında, ilk 6 ay için ücret iyileştirmesi, nispi ve seyyanen artış olmak üzere, toplamda ortalama %28 oranında zam yapıldı. Varılan anlaşmayla metal işçileri, mevcut sosyal yardımlar için ise yıllık %50 oranında artış aldı. MESS tarafından yapılan açıklamada; toplu iş sözleşmesi sürecinde üretimin ve çalışma barışının korunması yönünde tüm taraflarla birlikte büyük çaba sarfedildiği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: “MESS olarak üyelerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın kalıcı refahını, üretim ve istihdamın korunmasını, çalışma barışını, sanayinin sürdürülebilirliğini ve ülkemizin rekabetçiliğini önceliklendirerek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her dönem olduğu gibi bu dönem de Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecini büyük bir hassasiyet ve özveri içerisinde yürüttük. Sanayicimizin global krizler, korumacılık yaklaşımları ve maliyet baskıları ile rekabette zorlandığı bu dönemde, sözleşme sürecine çok erken başladık. Yaklaşık bir yıla yayılan bir süreçte tüm paydaşlarımızla birçok kez bir araya geldik. Sanayinin içinde bulunduğu durumu ve bu süreçte tüm tarafların adım atması gerektiğini tekrarlı şekilde ifade ettik. Hem üyelerimize hem de muhatabımız işçi sendikalarına kulak verdik. Süreci masa başında sona erdirmeye yönelik yoğun çabalarımız sonuç verdi. Geçtiğimiz iki dönemde olduğu gibi, üyelerimizin görüşleri doğrultusunda bu dönem de Grup Toplu İş Sözleşmelerini muhatabımız olan üç işçi sendikası ile 140 gün süren zorlu müzakerelerin sonunda eş zamanlı imzaladık.” Daima “İşçi olmadan işveren olmaz, işveren olmadan işçi olmaz” ilkesiyle hareket eden MESS; açıklamasının devamında “Her zaman metal sektöründe çarkların dönmesini, üretimi, istihdamı ve çalışma barışını önceliklendiriyoruz. İmzalanan Grup Toplu Sözleşmeleri ile sanayimizi ve ülkemizi daha ileriye taşıyacak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 2025-2027 dönemi MESS Grup Toplu İş Sözleşmesinin, üyelerimiz, çalışma arkadaşlarımız, tüm metal sektörü ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Küresel Zorluklar Türkiye İçin Fırsatlar Sunuyor Haber

Küresel Zorluklar Türkiye İçin Fırsatlar Sunuyor

Bakan Şimşek, "Küresel zorluklar aynı zamanda Türkiye için fırsatlar da sunuyor. Bölgesel ve küresel ölçekte daha güçlü ticaret, sanayi ve teknoloji iş birlikleriyle Türkiye, istikrarlı büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdürecek." dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) tarafından düzenlenen 16'ncı Boğaziçi Zirvesi'nde bir konuşma yaptı. Konuşmasına küresel ekonomideki son durumu tarif ederek başlayan Şimşek, "Küresel ekonomik politika belirsizliği bu yılın başlarında zirve yaptı. Küresel ticaret politikası belirsizliği de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Bu kadar yüksek düzeyde belirsizliğe yol açan zorluklar neler? Ticaretin parçalanması, yüksek küresel borçluluk oranları, yaşlanan nüfuslar... Elbette yapay zeka verimliliği artırmak için muazzam bir potansiyele sahip, ancak teknolojilerin paylaşımı konusunda bölgesel dengesizlikler söz konusu olduğunda tablo karmaşıklaşıyor. Yaklaşan iklim felaketi de bir diğer endişe kaynağı. Ayrıca çevremize ve ötesine baktığımızda pek çok çatışma ve gerilim görüyoruz. İşte bu tablo, bu yılki zirvenin ana temasını da oluşturuyor." dedi. Yaşanan bu durumun IMF'nin büyüme projeksiyonlarına da yansıdığını kaydeden Şimşek, "IMF her yıl beş yıllık büyüme projeksiyonları yayınlıyor ve son birkaç yıldır küresel büyüme tahminleri yüzde 3 civarında sıkışmış durumda. Eski güzel günlerde, küresel finans krizinden önce, korumacılığın artmadığı dönemlerde beş yıllık büyüme tahminleri yüzde 4,5 ila 5 civarındaydı. Düşük büyüme artık ‘yeni normal’ olarak görülüyor." dedi. 'TİCARETTE KORUMACILIK PROBLEMİNİ SERBEST TİCARET ANLAŞMALARI İLE AŞIYORUZ' Küresel ticarette korumacılığın artmasının yeni norm haline geldiğini belirten Şimşek, Türkiye'nin bu duruma nasıl uyum sağladığını ise şu sözlerle anlattı: "Tamamen bağışık değiliz ama görece daha az kırılganız çünkü ticaretimizin büyük kısmı serbest ticaret anlaşması yaptığımız ülkelerle gerçekleşiyor. Şu anda 54 ülke ile STA’mız var. Ayrıca yakın coğrafyamızdaki dost ülkelerle olan ticaretimizle birlikte toplam ihracatımızın yüzde 80’inden fazlası bu ağ içinde. Dolayısıyla, ticaretin bölünmesine karşı daha dayanıklı olduğumuzu düşünüyoruz. Bununla birlikte, sadece bekleyip izlemiyoruz. Bölgesel entegrasyonu küresel ticaret parçalanmasına karşı bir çözüm olarak görüyoruz. Bu kapsamda, Körfez’den Irak üzerinden Türkiye’ye uzanacak ‘Yeni Kalkınma Yolu’ projesine yatırım yapıyoruz. Bu hat, Körfez Ülkeleri ve Irak’ı Londra ve Pekin’e bağlayacak. Ayrıca mevcut serbest ticaret anlaşmalarını hizmetler, tarım ve kamu alımlarını da kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefliyoruz. Bu noktada Birleşik Krallık ile kapsamlı bir anlaşma tamamlanmak üzere. Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerekiyor. Körfez Ülkeleriyle yeni anlaşmalar yürürlükte. Japonya ile de görüşmeler sürüyor. Türkiye’nin Asya ticaretinde konumu çok güçlü; coğrafi olarak en kısa ve en verimli güzergâh bizden geçiyor. Bu yüzden bu yeni bağlantılara yatırım yapmak sadece Türkiye için değil, bölgenin refahı ve ticareti için de kritik öneme sahip." EN GÜÇLÜ POTANSİYEL HİZMET İHRACATINDA Türkiye'nin şu anda dünyada turist sayısında dördüncü sırada olduğuna işaret eden Şimşek, "İnşaat sektöründe Çin’in ardından dünya ikincisiyiz. Sağlık turizminde küresel pazarın yüzde 5’ine sahibiz. Eğitimde yeni ama yükselen bir oyuncuyuz. The Economist dergisine göre, Türkiye dizi ihracatında dünyada üçüncü. Oyun sektöründe ise İstanbul, Londra’nın ardından ikinci sırada. Türkiye hizmet ihracatında dünyanın 20. büyük ülkesi, ancak önümüzdeki on yılda büyümenin en güçlü potansiyelinin burada olduğunu düşünüyoruz." dedi. Küresel borçluluk oranlarının son 10 yıllarda ciddi şekilde arttığını vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin bu alandaki avantajını şöyle anlattı: "Bu oranlar özel sektör, hane halkı, kamu ve finansal sektör borçlarını kapsıyor. Türkiye’nin toplam borçluluk oranı yüzde 89 seviyesinde. Bu oran dünya genelinde yüzde 240, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 320 civarında. Bu, Türkiye’nin geniş bir mali manevra alanına sahip olduğu anlamına geliyor. Düşük borçluluk ve güçlü mali yapı, beklenmedik zorluklar karşısında dahi kaynak yaratma kapasitesi sunuyor. Bu çerçevede verimliliği artıracak altyapı yatırımlarına öncelik veriyoruz. Büyük organize sanayi bölgelerini limanlara demiryolu ile bağlamayı hedefliyoruz. Bu hem rekabet gücümüzü artıracak hem de karbon ayak izimizi azaltacak." 30 YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNÜNE 30 MİLYAR DOLAR KAYNAK Yapay zekanın insanlık için verimliliği artırmanın en önemli yolu olacağını belirten Şimşek, "Her teknolojik devrimde olduğu gibi iş kayıplarına dair endişeler olsa da tarih bunun uzun vadede verimlilik artışına dönüştüğünü gösteriyor. Türkiye, IMF’nin “AI preparedness index” sıralamasında gelişmekte olan ülkelerin önünde. Önümüzdeki yıllarda fiber altyapının genişletilmesi, 5G+ yatırımları, veri merkezleri ve nükleer enerjiye yatırım planlanıyor. Türkiye, ‘Yüksek Teknoloji 30’ programıyla 2030 yılına kadar 30 yüksek teknoloji ürününü desteklemek için 30 milyar dolarlık kaynak ayırıyor. Ayrıca, genç nüfusun mühendislik ve yazılım alanındaki yetkinliği Türkiye’ye büyük avantaj sağlıyor. Küresel ısınma gerçeğiyle mücadelede de Türkiye ciddi adımlar atıyor. Son 20 yılda sulama ve su koruma yatırımları için 90 milyar dolar harcandı. Parlamento, bu yıl İklim Yasası ve Yenilenebilir Enerji Yasası’nı kabul etti. Oxford ve Cambridge üniversitelerinin araştırmasına göre, Türkiye dünyayı daha ‘yeşil’ hâle getirme potansiyeli en yüksek altıncı ülke." dedi. ‘KÜRESEL ZORLUKLAR AYNI ZAMANDA TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR SUNUYOR’ Türkiye’nin ekonomik reform programının üç temel öncelik üzerine kurulu olduğunu ifade eden Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: "Fiyat istikrarı, güçlü mali yapı ve sürdürülebilir cari denge. Üç aşamalı programın ikinci fazında dezenflasyon, mali disiplinin güçlendirilmesi ve cari açığın azaltılması adımları uygulanıyor. Enflasyon yüzde 60’lardan yüzde 30’lara düştü ve önümüzdeki üç yılda tek haneli seviyelere inmesi hedefleniyor. Yirmi yıllık ortalama bütçe açığı GSYH’nin yüzde 2,4’ü. Deprem harcamaları nedeniyle artan açık, yeniden yüzde 3’ün altına indirilecek. Harcama kontrolü, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, vergi reformu ve kamu maliyesi reformları planlanıyor. Türkiye’nin risk primi 460 baz puan azaldı; bu da borçlanma maliyetlerinin ciddi biçimde düştüğü anlamına geliyor. Ülke, yatırım yapılabilir seviye için not artırımlarını sürdürüyor. Moody’s son yıllarda Türkiye’yi üç kademe, S&P ise iki kademe yükseltti. Sonuç olarak, küresel zorluklar aynı zamanda Türkiye için fırsatlar da sunuyor. Bölgesel ve küresel ölçekte daha güçlü ticaret, sanayi ve teknoloji iş birlikleriyle Türkiye, istikrarlı büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdürecek."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.