Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Koruyucu Sağlık

Kapsül Haber Ajansı - Koruyucu Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koruyucu Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ebelik Mesleği Dönüşüyor Haber

Ebelik Mesleği Dönüşüyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi. "Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü" Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti: "Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler." Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu. Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu. Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: "Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir." "Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar" Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.” Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu. Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı. Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu. "Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi. "Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir" Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbanklı Kadınlar Platformu Bir Yılda 400 Bin Üyeye Ulaştı Haber

Akbanklı Kadınlar Platformu Bir Yılda 400 Bin Üyeye Ulaştı

Finansal çözümleri sağlık, kişisel gelişim ve günlük yaşam ayrıcalıklarıyla bir araya getiren platform, kadınların ihtiyaçlarına bütüncül bir yanıt sunuyor. Bir yıllık süreçte 400 bin banka müşterisi platforma üye olurken, sunulan kampanyalara katılım her ay ortalama %24 arttı, her beş platform üyesinden biri faizsiz nakit desteğinden yararlandı. Akbank’ın kadınların hem finansal dünyada güçlenmeleri hem de günlük yaşam kalitelerini artırmaları amacıyla hayata geçirdiği Akbanklı Kadınlar Platformu birinci yılını tamamladı. Gördüğü yoğun ilgiyle üye sayısını müşteriyle buluştuğu ilk aylara kıyasla 4 katın üzerine taşıyan platform, eğitimden sağlığa, kişisel gelişimden iyi yaşam ayrıcalıklarına dek kadınların tüm ihtiyaçlarına bütüncül bir yaklaşımla yanıt veriyor. Platformun ilk yılında kadınların en çok yöneldiği ve hayatlarını kolaylaştıran çözümlerin başında finansal destekler yer aldı. Akbank bugüne kadar 140 bin kadın müşterisine avantajlı faiz oranı ile Taksitli Artı Para çözümü sunarken, platforma katılan her beş kadından biri bu ayrıcalığı kullanarak finansal ihtiyaçlarını karşıladı. Bu kanalla kadınların kısa vadeli nakit ihtiyaçları için 1.5 Milyar TL’yi aşkın ek maliyetsiz kaynak yarattı. Platformun birinci yılına ilişkin değerlendirmede bulunan Akbank Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Çift, şunları söyledi: “Kadınların finansal hayatta güçlenmelerini ve finansal karar süreçlerine aktif katılımlarını, ekonomik sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle Akbanklı Kadınlar Platformu’nu kadınların hayatın farklı alanlarındaki ihtiyaçlarına bütüncül çözümler sunan bir ekosistem olarak tasarladık. İlk yılda ulaştığımız ölçek, kadınların kendilerini anlayan ve beklentilerine uygun çözümler geliştiren platformlara duyduğu ihtiyacı net biçimde ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde güçlü iş birlikleri ve ayrıcalıklarla, daha fazla kadının hayatına değer katmayı hedefliyoruz.” Finansal yaşamı destekliyor Akbanklı Kadınlar Platformu, kadınların gelirlerini yönetmelerini, birikim yapmalarını ve finansal hedeflerine daha kolay ulaşmalarını destekleyen çözümler sunuyor. Platform kapsamında düzenli gelirini Akbank’a getiren kadınlar Kazanan Akbanklı Kadınlar programı ile 12.000 TL’ye varan chip-para kazanırken, 30.000 TL’ye varan avantajlı faiz oranlı Taksitli Artı Para ile kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını ek maliyet olmadan karşılayabiliyor. Geleceğine yatırım yapmak isteyen kadınlara bireysel emeklilik katkıları sunulurken, çocuklarına düzenli harçlık gönderen anneler de bu işlemlerden ek fayda elde ediyor. Ayrıca kadınlar, yakınlarını Akbanklı yaparak tüm kampanyalara ilave olarak 2.000 TL’ye varan chip-para da kazanabiliyor. Sağlıktan eğitime, günlük yaşamdan kişisel gelişime uzanan ayrıcalıklar sunuyor Akbanklı Kadınlar Platformu, kadınların finansal ihtiyaçlarının yanı sıra sağlık, iyi yaşam, kişisel gelişim ve sosyal yaşam alanlarında da yanlarında olmayı hedefliyor. Platform üyeleri; ücretsiz mamografi, meme ultrasonografisi ve smear testi gibi koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanırken, diyetisyen ve psikolog desteğine de erişebiliyor. Online eğitim platformlarında yaptıkları harcamalarda iade avantajı kazanan Akbanklı Kadınlar; kozmetik, sağlık ve güzellik alanlarında sunulan indirim fırsatlarından da faydalanabiliyor. Ücretsiz Masterpiece sanat atölyeleri ve Denebunu iş birliğiyle sunulan sürpriz kutu hediyeleri, özel asistan hizmetleri ve günlük yaşamı kolaylaştıran ayrıcalıklar da platformun sunduğu faydalar arasında yer alıyor. Kadın emeğini ve sürdürülebilirliği destekleyen Nahıl.com, Beije gibi kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve sosyal girişimlerle geliştirilen iş birlikleriyle ise platform, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamdaki varlığını güçlendirmeye katkı sağlıyor. Akbanklı Kadınlar Platformu, kadınlara özel finansal ve finans dışı faydaları tek çatı altında sunarak Türkiye’de kadın odaklı en kapsamlı bankacılık programı konumunda bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İBB'den 1 Milyon 302 Bin 646 Kez Evde Sağlık Hizmeti Haber

İBB'den 1 Milyon 302 Bin 646 Kez Evde Sağlık Hizmeti

Yaklaşık 500 sağlık profesyoneli, hasta ve yaşlı bakım çalışanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin yalnızca tıbbi bir vaka olarak değil; fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal boyutlarıyla bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiği vurgulandı. DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖNDER YÜKSEL ERYİĞİT : “YEREL YÖNETİMLERDE BİR İLK” Konferansın açılışında konuşan İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, sağlık hizmetlerinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Evde sağlık hizmetlerinin özellikle yaşlı, kronik hastalar ve hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler için kritik olduğunu belirten Eryiğit, “Bugün burada, sağlık profesyonellerinin, kamuoyunun, hasta yakınlarının ve tüm ilgili paydaşların bu konudaki düşüncelerini, deneyimlerini ve önerilerini paylaşmalarını hedefliyoruz; çünkü İstanbul’umuzda yaşayan evde bakım hizmeti alan tüm hastalarımızın hızla sağlıklarına kavuşmaları için canla başla çalışmaktayız. Bütüncül yaklaşım da hastaların iyileşme süreçlerinde olumlu bir etki yaratır, tedaviyi hızlandırır. Evde sağlık hizmetlerinde, hastalarımızın yalnızca bedenlerine değil, ruhsal hallerine, sosyal çevrelerine ve yaşam kalitelerine de odaklanmalıyız. Bu sebeple bütüncül yaklaşıma önem veriyor ve yerel yönetimlerde bir ilk olarak bu konferansı gerçekleştiriyoruz.” dedi. PROF. DR. DOĞAÇ NİYAZİ ÖZÜÇELİK: HASTANELERDEKİ YOĞUNLUK ÖNLENEBİLİR Konferansın ilk oturumunda Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik, “Yaş Almış Bireylerde Karşılaşılan Acil Durumlar” başlıklı bir sunum yaptı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Özüçelik, doğru planlanmış evde bakım ve aile hekimliği sayesinde hastane acilleri, poliklinikler ve yoğun bakımlardaki yoğunluğun önlenebileceğini söyledi. PROF. DR. TANER ARTAN: “DÜNYADA İKİ ÜLKEDE YALNIZLIK BAKANLIĞI VAR” İkinci oturumda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Taner Artan, “Yaş Almış Bireylerde Psikososyal Yaklaşım” konusunu ele aldı. “Yaşlanmak sorun değil, aktif yaşlanmayı becerememek sorundur” diyen Artan, İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu hatırlattı. Evde sağlık hizmetlerinde güven kurmanın, özerkliğe saygı göstermenin ve bireyle birlikte karar almanın önemini vurguladı. 1 MİLYON 302 BİN 646 KEZ EVDE SAĞLIK HİZMETİ İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, yara bakımı, pansuman, psikolojik destek, fizyoterapi, doktor değerlendirmesi, diyetisyen hizmeti, hasta nakli ve hane temizliği gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bugüne kadar 65 yaş üstü 99 bin 429 evde bakım hastasına toplam 1 milyon 302 bin 646 kez hizmet ulaştırıldı. KONUŞMACILARA TEŞEKKÜR BELGESİ Konferansın sonunda İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Hakan Yılmaztürk, Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik ve Prof. Dr. Taner Artan’a katkılarından dolayı plaket takdim etti. Etkinlik, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif Haber

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi? Haber

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi?

Ancak uzmanlara göre bu tablo yalnızca erişilebilirliğin değil, aynı zamanda sistem üzerindeki baskının da göstergesi. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayılarındaki artışın sağlık çalışanlarının omuzlarına binen yükü görünür kıldığını belirtti. Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin erişim kapasitesini gösteren bir istatistik olmanın ötesinde; hizmet kalitesi, hekim başına düşen hasta sayısı, randevu süreleri ve sağlık çalışanlarının artan iş yükü açısından yeni bir tartışma başlatmış durumda. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayısındaki artışın tek başına başarı göstergesi olarak sunulamayacağını belirterek, “Bu sayı, sağlık çalışanlarının olağanüstü fedakârlığının göstergesidir. Ancak aynı zamanda sistemin üzerindeki baskının da açık bir göstergesidir.” Dedi. Dakikalarla Sınırlanan Muayeneler Artan başvuru sayıları nedeniyle hekim başına düşen hasta sayısının yükseldiğine dikkat çeken Özlem Akarken, randevu sürelerinin daralmasının hizmet kalitesini doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Bir hastaya ayrılan sürenin 5-10 dakikaya sıkıştığı bir düzende; detaylı değerlendirme, koruyucu hekimlik ve nitelikli iletişim zarar görür. Bu durum hem hasta memnuniyetini hem de çalışan sağlığını etkiler.” Açıklamasını yaptı. İş Yükü Artıyor, Tükenmişlik Derinleşiyor Yüksek muayene sayılarının yalnızca hekimleri değil; hemşireleri, teknikerleri, sosyal hizmet uzmanlarını ve tüm sağlık kurum çalışanlarını etkilediğini vurgulayan Akarken, sistemin ekip yükü üzerine kurulu olduğunu belirterek, “Sağlık hizmeti bir bütündür.” Dedi. Aynı zamanda artan yoğunluğun tüm meslek gruplarına yansıdığına dikkat çekerek, tükenmişlik sendromu, mesleki motivasyon kaybı ve hata risklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Artık Nitelik Konuşulmalı” Sağlık sisteminde artan muayene sayıları ve yoğunluk tartışmaları sürerken, Sahim-Sen yapısal dönüşüm çağrısında bulundu. Sendikaya göre “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi yalnızca erişimi değil, aynı zamanda artan iş yükünü ve kalite üzerindeki baskıyı da gösteriyor. Bu nedenle sistemin nicelik odaklı değil, sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesi merkezli yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, randevu planlamasının bilimsel kriterlerle düzenlenmesi, hekim ve sağlık kurum çalışanı sayısının artırılması ile iş yükünü azaltacak organizasyonel iyileştirmelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Özlem Akarken, “1 milyar 200 milyon muayene bir sayı olabilir; ancak asıl mesele bu hizmetin ne kadar nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir olduğudur. Sağlıkta artık nicelik değil, nitelik konuşulmalıdır.” Dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı Haber

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor Haber

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Başkent’te halk sağlığını önceleyen çalışmalarını genişletmek ve daha etkin hâle getirmek amacıyla ilçe belediyeleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla kapsamlı toplantılar gerçekleştirdi. Ortak akıl ve dayanışma anlayışıyla düzenlenen buluşmalarda, sağlık hizmetlerinde iş birliğinin artırılması hedeflendi. HALK SAĞLIĞI İÇİN DAYANIŞMA AĞI GENİŞLİYOR İlçe belediyeleriyle yapılan toplantıda; ambulans ve hasta nakil hizmetleri, bağımlılıkla mücadele, toplum sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği ile çevre sağlığı hizmetleri gibi konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantıya ise LÖSEV, Kızılay, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Ankara Aile Hekimleri Derneği başta olmak üzere toplam 25 STK katıldı. Toplantıda; Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen özel gün ve haftalarda yürütülebilecek farkındalık ve koruyucu sağlık çalışmaları, ortak proje alanları, kurum içi koordinasyonun güçlendirilmesi ve 2026 yılı halk sağlığı faaliyetlerine yönelik öneriler görüşüldü. “ORTAK AKLI BÜYÜTEREK DAHA ETKİLİ ÇALIŞMALAR ÜRETECEĞİZ” Toplantıda konuşan ABB Sağlık İşleri Daire Başkanı Mümtaz Yavuz, halk sağlığında iş birliğinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilen ve tüm dünyada eş zamanlı olarak anılan önemli gün ve haftalar, yalnızca birer takvim hatırlatması değil; toplum sağlığına dair ortak sorumluluğumuzu yeniden düşünmemizi sağlayan çok kıymetli fırsatlardır. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak sağlığı yalnızca tedavi edici hizmetlerle değil; önleyici, koruyucu ve farkındalık temelli bir anlayışla ele alıyoruz. Bu anlayışın en güçlü paydaşlarının da sivil toplum kuruluşlarımız ve ilçe belediyelerimiz olduğuna yürekten inanıyoruz. Bugün burada bulunmamızın temel amacı; sağlık alanında aynı hedefe yürüyen kurumlar olarak ortak aklı büyütmek, güç birliği yapmak ve Ankaralı hemşehrilerimiz için daha etkili çalışmalar üretmektir.” STK’LERDEN İŞ BİRLİĞİ VURGUSU Toplantıya katılan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Ankara Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Emre Ömer Keleş, yerel yönetimlerle birlikte çalışmanın önemine dikkat çekerek, “Yerel yönetimlerle, Aile Sağlığı Merkezlerimizde birçok zaman dirsek temasında bulunuyoruz. Beraber iş birliklerini yapabiliyor olmak bizler için çok kıymetli. Birçok sorunumuzda belediyeler bizi destekleyebiliyor çünkü Aile Sağlığı Merkezleri kendi hekimlerince yönetilen kurumlar, buralarda da gördüğümüz destekler bizim için çok kıymetli, ayrıca halka ulaşmak konusunda yerel yönetimler ve aile hekimleri ortak çalışarak daha geniş kitlelere ulaşarak sağlığı geliştirebiliriz” dedi. Ankara Diş Hekimleri Odası Başkan Vekili Dr. Ahu Eser Eset ise, “Ankara Büyükşehir Belediye’mizle halk sağlığına yönelik çok güzel projelere imza attık. Yeni projelerimizde de birlikte olmak bizleri mutlu edecek” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekirdağ'da HPV Aşısı Projesi Kamuoyuna Tanıtıldı Haber

Tekirdağ'da HPV Aşısı Projesi Kamuoyuna Tanıtıldı

Büyükşehir Belediyesi ile Rotary Kulübü işbirliğinde yürütülen HPV Aşısı Projesi’nin Tanıtım ve Lansman Programı kamuoyuna duyuruldu. Toplum sağlığını korumayı amaçlayan ve geçtiğimiz günlerde ilk doz uygulamaları tamamlanan çalışma kapsamında, ihtiyaç sahibi çocuk ve gençlere sunulan ücretsiz HPV aşısı desteğinin detayları paylaşıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, projenin toplumsal dayanışma ayağına vurgu yapıldı. Protokol konuşmaları bölümünde söz alan Çorlu Rotary Kulübü Dönem Başkanı Av. Ayhan Civan ve Kırcaali Rotary Kulübü Geçmiş Dönem Başkanı Ömer Hüseyin, yerel yönetimle kurulan bu stratejik ortaklığın önemine değinerek projenin hayata geçmesindeki kararlılığı nedeniyle Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkürlerini sundular. Rotary 2420. Bölge Geçmiş Dönem Guvernörü Dr. İlter Ergürbüz de konuşmasında bu işbirliğinin sürdürülebilir bir halk sağlığı modeline dönüştüğünü belirtti. Programın bilimsel çerçevesini çizen Anne ve Çocuk Sağlığı Komite Başkanı Prof. Dr. Oya Gökmen ise HPV virüsünün sebep olduğu hastalıklar hakkında detaylı bilgiler paylaşarak, aşılama sürecinin hayati koruyuculuğunu verilerle aktardı. CANDAN BAŞKAN "SAĞLIĞIN DEĞERİ KAYBEDİLMEDEN ANLAŞILMALI" Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, bir hekim ve bir yerel yönetici olarak koruyucu sağlık hizmetlerinin hayati önemine dikkat çektiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Yerel yöneticiler olarak hayata geçirdiğimiz her proje bizim için çok kıymetli. Her açılışta, her hizmette bir sorunu daha çözmenin gururunu yaşıyoruz. Ancak konu sağlık olduğunda; özellikle kanser, gençler, çocuklar ve kadınlar söz konusuysa bu heyecan ve sorumluluk çok daha büyük hale geliyor. Bugün burada, işte bu anlayışla son derece önemli ve anlamlı bir adımı atmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü sağlığın değerini çoğu zaman kaybedince anlıyoruz. Oysa asıl olan, hastalanmadan önce önlem almak. Bir hekim olarak da koruyucu sağlık hizmetlerinin ne kadar hayati olduğunu çok iyi biliyorum. Önlemek, hem doğru, hem de en etkili yoldur." “NE MUTLU Kİ HPV’YE KARŞI KANSERİ ÖNLEYEBİLEN BİR AŞI MEVCUT” Projenin doğuş hikâyesini ve kapsamını anlatan Candan Başkan, "HPV, bazı kanser türlerine yol açabilen bir virüs. Ne mutlu ki HPV’ye karşı kanseri önleyebilen bir aşı mevcut. Bu yönüyle HPV aşısı son derece kıymetli. Bizler yol, altyapı, ulaşım gibi temel belediyecilik hizmetlerini yaparken, vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu her alanda da ‘bu bizim görevimiz değil’ diyerek geri duramayız. Nerede bir ihtiyaç varsa, orada olmayı görev biliriz. Bu proje, geçen yıl Rotary Kulübü ile yapılan bir sohbet sırasında filizlendi. Ardından üniversitemiz, hastanemiz, hekimlerimiz ve paydaşlarımızla büyük bir dayanışma ortaya kondu. Hiç kimse ‘olur mu’ demedi; herkes taşın altına elini koydu. Bugün bu projenin hayata geçmiş olmasının mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. "MADDİ İMKÂNSIZLIKLAR SAĞLIĞA ENGEL OLMAMALI" Kanserle mücadelede erken tanının önemine değinen Başkan Yüceer, kadın sağlığının toplumsal etkisine vurgu yaparak, "Ne yazık ki kanser vakalarında tanı çoğu zaman geç konuluyor. Bu da tedavi şansını azaltıyor. O nedenle önleyici sağlık hizmetleri ve erken tanı hayati öneme sahip. Özellikle kadın sağlığı konusunda bir aşı, bir kadının hayatını kurtarabiliyor. Bu da bir ailenin, hatta toplumun geleceğini korumak anlamına geliyor. Bu yola çıkarken şunu söyledik: Bir çocuğun, bir gencin, bir kadının sağlığı maddi imkânlarla sınırlı olmamalı. HPV aşısı pahalı bir aşı ve herkesin erişimi mümkün değil. İşte bu nedenle bu projeyi başlattık. Amacımız, maddi imkânsızlıklar nedeniyle kimsenin bu haktan mahrum kalmaması. 9-24 yaş aralığındaki gençlerimiz için başlattığımız bu uygulamaya sosyal.tekirdag.bel.tr adresinden başvuru yapılabiliyor. Aşılar, Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi’nde güvenli bir şekilde uygulanıyor" ifadelerini kullandı. Candan Başkan, konuşmasının sonunda kadınlara önemli bir çağrıda bulunarak, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı ve düzenli sağlık taramalarının hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Aşıya yönelik tereddütlerin farkındalık ve doğru bilgilendirmeyle aşılabileceğini belirten Başkan Yüceer, bu kapsamda bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini ifade ederek, “Kanser gibi ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu nedenle tüm kadınlarımızdan düzenli kontrollerini ihmal etmemelerini istiyorum. Erken tanı hayat kurtarır. Projeye katkı sunan Rotary Kulüpleri başta olmak üzere üniversiteye, hastaneye, hekimlere, sağlık emekçilerine ve tüm paydaşlara yürekten teşekkür ediyorum. Bu proje, ilk olsun ama son olmasın. Birlikte daha pek çok projeye imza atacağız” diye konuştu. Tanıtım ve lansman programı, katılımcıların projeye olan desteğini tescilleyen toplu fotoğraf çekimiyle sona ererken, belirlenen takvim doğrultusunda aşılamanın diğer dozlarının da titizlikle uygulanmaya devam edeceği belirtildi.

İzmir Sağlıkta Yerel Yönetim Modeliyle Türkiye’ye Örnek Oldu Haber

İzmir Sağlıkta Yerel Yönetim Modeliyle Türkiye’ye Örnek Oldu

İzmir’de sağlık politikaları; koruyucu halk sağlığı çalışmaları, evde bakım, ruh sağlığı desteği, eğitim ve farkındalık çalışmaları, test ve danışmanlık merkezleri, aktif yaş alma ve yaşam boyu öğrenme uygulamaları gibi farklı alanlardaki hizmetlerle gelişiyor. “Şehir Sağlık Profili” çıkararak “Şehir Sağlığını Geliştirme Planı” oluşturan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılında Sağlık Bakanlığı’nın Sağlığı Geliştiren Belediyeler Projesi kapsamında verilen Sağlığı Geliştiren Belediye (SAGEB) unvanını alan Türkiye’deki ikinci büyükşehir belediyesi oldu. Büyükşehir; sağlık hizmetlerinden belediye tarafından verilen eğitimlere, yeşil alanlar ve atık yönetiminden ulaşım, bisiklet ve yaya yollarına kadar pek çok madde üzerinden incelenerek bu unvanı elde etti. Eşrefpaşa Hastanesi ek hizmet binası tamamlanacak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2024 yılının eylül ayında yapımına başlanan, 549 milyon liraya mal olacak Eşrefpaşa Hastanesi ek hizmet binasında çalışmalar hızlandı. Modern sağlık tesisinin yüzde 42’si tamamlandı. Projenin 2026’da bitirilmesi hedefleniyor. Bu yıl evde bakım hizmeti öne çıktı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Eşrefpaşa Hastanesi Evde Bakım Şube Müdürlüğü ekipleri, İzmir’in dört bir yanına hizmet ulaştırıyor. Bu kapsamda 2025 yılında kişisel bakım, kuaför, ev temizliği ve mini onarım hizmeti başta olmak üzere toplam 24 bin 220 kişiye ulaşıldı. Hasta muayenesinden fizyoterapiye, diş hekimi muayenesinden psikolojik danışmanlığa kadar sağlık hizmetlerinden ise 7 bin 506 kişi faydalandı. “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesi Yaralanma ya da ölümlere sebep olabilen ev kazalarını önlemeye karşı da adım atılarak “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesi hayata geçirildi. Proje kapsamında iş güvenliği uzmanları tarafından “evde bakım” hizmeti alan yurttaşların evleri değerlendirilerek ev kazalarına sebebiyet verebilecek riskler saptandı, ardından evler tek tek ziyaret edilerek önleyici tedbirler alınmaya başlandı. Poliklinik hizmetlerine yeni soluk Eşrefpaşa Hastanesi’nin poliklinikleri, 2025 yılında 352 bin 911 hastaya hizmet verirken, bir yılda bin 686 hastaya operasyon yapıldı. Eşrefpaşa Hastanesi, anne adaylarına, lohusalara ve baba adaylarına yönelik Gebe Okulu, Sigarayı Bırakma Polikliniği ve Ambulans Servisi de kurdu. Sağlıklı Yaş Alma ve Alzheimer ve Demans Merkezi İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Sağlıklı Yaş Alma Merkezi, bu yıl 65 yaş üstü bin üyesine birçok alanda ücretsiz kurs ve atölye imkânı sundu. Merkeze gelen yurttaşlar; yoga, pilates, jimnastik, müzik, drama, satranç, çini boyama, takı tasarımı, el sanatları, tango ve spor gibi geniş bir yelpazede düzenlenen aktivitelerden yararlandı. Bunun yanında Alzheimer ve Demans Merkezi, birinci evre Alzheimer ya da hafif demans tanısı olan bireylere yönelik gündüz bakım ve bilişsel-psikososyal aktivite desteği sunmaya devam etti. Psikolojik destek hizmetleri Yıl ortasında hizmete başlayan ücretsiz psikolojik destek birimlerinde yaklaşık 700 yurttaşa ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmeti verildi. Şehrin yedi farklı noktasına dağılan destek birimleri, İzmir’de erişilebilir ve çok merkezli bir ruh sağlığı hizmeti yapısını güçlendiriyor. Kimliksiz ve ücretsiz test hizmeti Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü’nün ağustos ayında hizmete açtığı Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi (GDTM), ücretsiz ve tamamen anonim HIV, Hepatit B, Hepatit C ve sifiliz testi sunmaya başladı. Kimlik bilgisi alınmadan yürütülen danışmanlık ve test hizmeti İzmir’de koruyucu halk sağlığı yaklaşımının güçlenmesine katkı sağlarken, merkezin hızlı ve gizlilik esaslı yapısı vatandaşlar tarafından yoğun ilgi görmeye devam ediyor. İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi Haziran ayından bu yana hizmet veren Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü’ne bağlı İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi (İZSEM), koruyucu sağlık yaklaşımını temel alan çok yönlü yapısıyla yoğun ilgi gördü. Merkezde psikolojik danışmanlık, beslenme ve diyet, kadın ve üreme sağlığı, fizyoterapi ve hareketli yaşam programları ücretsiz olarak sunuluyor. Diyabet Farkındalık Merkezi ve İzmir Yaşlılık Atlası Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü, mevcut hizmetlerin yanı sıra önümüzdeki dönemde İzmir’in sağlıklı yaşam ekosistemini daha da güçlendirecek iki önemli çalışmayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Diyabet Farkındalık Merkezi, çok yakında kapılarını açarak vatandaşlara diyabetle ilgili bilgilendirme, risk taraması, danışmanlık ve yaşam tarzı destek programları sunacak. Bunun yanında, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) iş birliğiyle yürütülecek İzmir Yaşlılık Atlası çalışması da kentin yaşlanma dinamiklerini bütüncül biçimde ortaya koyarak İzmir’in yaş dostu politikalarının bilimsel temelde şekillenmesine katkı sağlayacak. Bu iki çalışma, İzmir’in sağlıklı ve yaşanabilir bir kent olma vizyonunu geleceğe taşıyan önemli adımlar arasında yer alıyor. Uluslararası ağlarda etkin rol ve WHO iş birlikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Yaşlı Dostu Kentler ve Topluluklar Ağı’na kabul edilerek yaşlı dostu kent standartlarını uluslararası düzeyde uygulayan şehirler arasına girdi. Ayrıca UNESCO Öğrenen Şehirler çalışmalarının yürütülmesi görevini üstlenerek İzmir’in yaşam boyu öğrenme vizyonunun koordinasyonunu sağladı. WHO yetkililerinin onayı ve iş birliğiyle, İZPA ile birlikte “Yerel Yönetimler İçin Sağlık Alanında Dünyadan İyi Uygulama Örnekleri” ve “Geleceğin Yaşlı Dostu Kentlerine Dünyadan İyi Uygulama Örnekleri” başlıklı iki önemli yayın hazırlandı. Bu çalışmalar, İzmir’in hem halk sağlığı politikalarında hem de yaşlı dostu kent modellerinin geliştirilmesinde Türkiye’ye örnek gösterilen bir konuma yükselmesine katkı sağladı. İzmir’de Üçüncü Yaş Üniversitesi dönemi İleri Yaş Eylem Planı kapsamında Ege Geriatri Derneği iş birliği ile 60 yaş ve üstü yurttaşlara yönelik hayata geçirilen Üçüncü Yaş Üniversitesi, Meslek Fabrikası ve Mustafa Necati Kültür Merkezi olmak üzere iki ayrı merkezde faaliyetlerine devam ediyor. Dört dönem sürecek eğitimlerin sonunda her öğrenci sosyal projelere de fiziki olarak katılarak mezuniyet hakkı elde edecek ve kep atma sevinci yaşayacak. Meslek Fabrikası’nda verilen eğitimlerde 87, Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde verilen eğitimlerde ise 157 yurttaş eğitim görmeye devam ediyor. Yuvamız İzmir’de sağlık eğitimleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZELMAN Yuvamız İzmir Çocuk Etkinlik Merkezlerinde eğitim alan çocukların temel sağlık ve güvenlik konularında farkındalık kazanmasını sağlamak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemek ve olası kazalara karşı koruyucu davranışlar geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla yıl ortasında eğitim programı başlattı. 2026 yılının mayıs ayına kadar sürecek program “hijyen” ve “çocukların yaşadığı ev kazalarından korunma ve ilk yardım” gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitimleri kapsıyor. Koruyucu, önleyici ve tedavi edici sağlık Sağlık eğitimleri ve farkındalık çalışmaları da sürüyor. 2025 yılında 1928 eğitim oturumu yapılırken, eğitimlere 62 bin 331 kişi katıldı. Diş hekimleri tarafından da “Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Aracı” ile İzmir'in her yerinde sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla ağız ve diş sağlığı eğitimi veriliyor. Eğitimlerde ağız bakısı yapılan ve ilgili kurumlara yönlendirilen kişi sayısı ise 3 bin 772’ye ulaştı. “Bizim Mahalle Sohbetleri” ve afet eğitimleri İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2025’te Şato binasında “Bizim Mahalle Sohbetleri” serisi başlatıldı. Ev kazalarından akıllı ilaç kullanımına kadar birçok başlıkta düzenlenen eğitimlere mahalle muhtarları ile vatandaşlar katılım gösteriyor. Eğitimler, her perşembe saat 16.00’da düzenlenmeye devam edecek. İzmir’in 30 ilçesinde afet ve acil durumlarda toplum sağlığı eğitimleri de yapılıyor. Sağlıklı Köyler ve Sağlıklı Parklar Sağlıklı Köyler Projesi kapsamında, İzmir’in kırsal bölgelerinde yaşayan vatandaşların sağlık okuryazarlığı düzeylerini artırmak ve sağlıklarını korumak amacıyla bir pilot çalışma yürütüldü. Çalışma; Bergama, Ödemiş ve Torbalı ilçelerinden seçilen üç pilot bölgede tamamlandı. Pilot uygulamada eğitimlere katılan kişilerin sağlık algıları ve pratikleri hakkında veriler elde edildi. Ayrıca vatandaşlara ağız ve diş bakısı yapılarak bölgeye özgü sağlık ihtiyaçları belirlendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet alanına giren parklarda ise sağlıklı beslenme, ilk yardım, aktif yaşam, ev kazaları ve korunma yolları, zoonoz hastalıklar hakkında sağlık eğitimleri gerçekleştiriliyor. Proje, kent merkezinde yer alan 11 ilçenin tamamında yer alan parklarda sürdürülüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.