Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Koşulsuz Kabul

Kapsül Haber Ajansı - Koşulsuz Kabul haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koşulsuz Kabul haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocuk için Sevgi Kadar Tutarlılık da Önemli! Haber

Çocuk için Sevgi Kadar Tutarlılık da Önemli!

Güvenli bağlanmanın çocuğa koşulsuz kabul ve güven duygusunun hissettirilmesiyle güçlendirilebileceğine işaret eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Çocuğun da görüşünü aldığımız ya da isteklerini dikkate aldığımız bir tutumdan bahsedebiliriz.” dedi. Ebeveynlerin çocuk karşısında farklı tutumlar sergilemesinin ise çocuğun sınırları zorlamasına ve çatışmalı iletişime yol açabileceği vurgulayan Yıldırım, anne ve babanın aile kuralları konusunda ortak bir tutum sergilemesinin önemine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, sağlıklı anne-baba-çocuk ilişkisinin güvenli bağlanma, çocuğa söz hakkı verme, yaşına uygun sorumluluk kazandırma ve ebeveynlerin ortak tutum sergilemesiyle nasıl güçlendirilebileceğini ele aldı. Bağlanma bireyin psikolojik doğumu olarak da nitelendirilebilir! Anne çocuk ilişkisinde vurgulanan noktalardan birinin bağlanma olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bağlanma, duygusal yönü ağır olan, olması gereken bir durum. Bebeklikteki bağlanmanın biraz daha belirli bir kişiye karşı olumlu tepkilerin verilmesi, zamanın büyük bir kısmının o kişiyle birlikte geçirmek istenmesi diyebiliriz.” dedi. Herhangi bir korku yaratan durum ya da bir obje karşısında da o kişinin aranabildiğini aktaran Yıldırım, “Aslında burada bağlanılan kişinin varlığının fark edilmesi, bebeklere ve çocuklara eş zamanlı olarak da bir rahatlama veriyor. Bu bağlanma bir şekilde devam ediyor. Biz bunu farklı noktalarda da gözlemleyebiliyoruz. Çocukluk döneminde çocuk bireysel bir adım atmak istiyor, bir iki adım ileri gidiyor ama sonrasında hemen geriye dönüp bakıyor bağlanma kişisi orada mı diye. Kontrol etme ihtiyacı duyuyor. Bağlanmayı aslında bireyin bir psikolojik doğumu olarak da nitelendirebiliriz.” diye konuştu. Güvenli bağlanmanın temeli, çocuğa koşulsuz kabulü hissettirmekten geçiyor! Anne bebek arasındaki ilişkinin ileriki yıllarda güçlendirilebilmesi için bağlanmanın baştan korunmasının önemine işaret eden Yıldırım, “Bazı durumlarda bu bağlanmayı sonradan gerçekleştirebiliyorlar ya da annelik haberinin alınmasıyla beraber bazen tam bir bağlanma kurulamayabiliyor.” dedi. Önemli olanın bağlanmanın güçlenmesi adına neler yapılabildiği olduğunu kaydeden Yıldırım, “Bebekle oynanılan oyunlar daha çok yoğunluğunu gösterebiliyor. Aslında bu ses tonu, sevgi dolu yaklaşım, oyunun arasında onun yanında olması, onun tercihlerine bizim de uyum göstermemiz gibi birçok şeyi kapsıyor. Bu bağlanma koşulsuz kabullenişin de bir noktası aslında. Çocuk bunu hissediyor. Bebek ve çocuklar bu yolla şekilleniyor. Her durumda annenin ya da bakım veren kişinin orada olduğunu fark etmesiyle bu süreç daha kıymetli bir noktaya gidiyor.” açıklamasını yaptı. Çocuğun karar süreçlerinde söz hakkının olduğunu bilmesi, sağlıklı gelişimini destekliyor! Anne çocuk ilişkisindeki yanlış davranışlara da değinen Yıldırım, şunları söyledi: “Bu konuda tutumlardan bahsedebiliriz. Şöyle bir söylem vardır: ‘Biz anne babamıza bırakın bir laf söylemeyi, hiçbir zaman kendi düşüncemizi aktaramazdık.’ Bizdeki tutum artık biraz daha evrilmeye başladı. Çocuğun da görüşünü aldığımız ya da isteklerini dikkate aldığımız bir tutumdan bahsedebiliriz. Şimdiki tutumlar biraz daha çocuk merkezli tutumlar. Ortaklaşa alınan kararlardan devam ediyor diyebilirim. Klinikteki adıyla ‘Demokratik Tutum’. Seçenekleri sunan kişiler anne babalar oluyor ama çocuğun da burada bir hakkının olduğunu bilmesi çocuğa da iyi geliyor.” Çocuk için önemli olan uzun zaman değil, gerçekten ‘orada’ olabilmek! Çalışan annelerin, hem duygusal bağlanma hem de yeterince bir arada olma ve nitelikli zaman geçirme noktalarında biraz güçlük çektiğinin altını çizen Aybeniz Yıldırım, “Zamandan daha önemli olan şey gerçekten orada olarak bir şeyler paylaşıyor olmaktır. Elimizde telefonla başka bir işle uğraşarak değil de, günlük 15-20 dakika da olsa gerçekten ona zaman ayırarak birliktelikle bir şeyler yapıyor olmak çocuğa da kendini değerli hissettirebiliyor.” dedi. Çocuğa sorumluluk küçük yaşlardan itibaren verilmeli! Anne ya da babaların, özellikle ilerleyen yaş gruplarında ‘Ödevin var mı, ödevini yaptın mı, dersini çalıştın mı?’ gibi sözlerle tartışma çıkardıklarını da sözlerine ekleyen Yıldırım, “Aslında çok küçük yaşlardan itibaren bu sorumluluğun çocuğa verilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ortaokul, lise çağına gelmiş bir çocuğa ‘Ders çalış, dersin var mı, sınavına çalış’ gibi cümleleri kurmamak gerekiyor. Burada iş daha da zorlaşabiliyor. Burada en önemli nokta, çocuğa bu sorumlulukların verilmiş olmasıdır.” şeklinde konuştu. Anne ve baba, çocuğa karşı aynı şeylere evet veya hayır diyebilmeli! Anne ve baba farklı düşüncelerde olduğunda çelişkili bir dinamiğin ortaya çıktığına vurgu yapan Yıldırım, “Çocuk aslında, annenin nelere evet nelere hayır diyeceğini ya da çocuktan neyi talep edeceğinin farkında oluyor. ‘Ben bunu anneme dersem hayır ama babama dersem evet diyeceğini biliyorum.’ ya da ‘Ben bunu babamdan daha kolay talep edebilirim.’ diye düşünüyorlar. Şunu önerebilirim ki aynı şeylere evet veya hayır diyebilmemiz lazım. Çok basit gibi geliyor ama uygulamada zorlanılan bir nokta. Böylece çocukta sağlıklı gelişim noktalarını gözlemleyebiliyoruz, yoksa çocuk da daha çatışmalı bir iletişimde kalabiliyor.” uyarısında bulundu. Çocuğun manipülasyonuna karşı aile kuralları net ve ortak olmalı! Çocukların, anne babalarını manipüle etmesini en aza indirmek için ailelerin zayıf noktaları kendi aralarında netleştirmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı: “Çocuklar sık sık ‘Ama arkadaşımın annesi/babası izin veriyor, ama arkadaşım yapıyor.’ gibi söylemlerle gelecekler karşımıza. Burada vurgulanacak en önemli nokta şu; ‘Evet arkadaşın bunu yapıyor olabilir ama bizim aile kurallarımız gereği biz buna hayır diyoruz, bizim için doğru değil.’ Yani her ailenin kurallarının farklı olabileceğini küçük yaşlardan itibaren vurgulanması çocuk için önemlidir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sınav Yaklaştıkça Kaygı da Artıyor: Uzmanından Kritik Öneriler Haber

Sınav Yaklaştıkça Kaygı da Artıyor: Uzmanından Kritik Öneriler

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesi, öğrencilerde ve ailelerinde heyecanın yanı sıra kaygı da artıyor. Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü’nden Psk. Helin Ezgi Deniz, sınav öncesi yaşanan kaygının doğal olduğunu belirterek, öğrencilerin ve velilerin son günleri nasıl değerlendirmesi gerektiğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. "Kaygılanmanız Normal" Öğrencilerden son günlerde en sık duyduğu sorulardan birinin "Çok kaygılanıyorum, bu kadar kaygılanmam normal mi?" olduğunu söyleyen Deniz, kaygının beynin tehlike algıladığında devreye soktuğu doğal bir alarm sistemi olduğunu ifade etti. Sınavın gençlerin hayatında önem verdiği ve geleceğiyle ilişkilendirdiği önemli bir deneyim olduğunu vurgulayan Deniz, "Böyle bir süreçte hiç kaygı yaşamamak çoğu zaman sağlıklı bir durum değil, tam tersine konuya yeterince önem vermemek anlamına bile gelebilir. Sorun kaygının varlığı değil, kaygıyla kurduğumuz ilişkidir" dedi. “Kaygıdan Çok Düşünceler Yoruyor” Birçok öğrencinin sınavdan çok sınav hakkındaki düşünceleriyle mücadele ettiğini belirten Deniz, "Ya yapamazsam ya emeklerim boşa giderse ya herkes benden daha iyi yaparsa, ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam?" gibi düşüncelerin öğrencileri zorladığını söyledi. Bu soruların ortak noktasının gelecekle ilgili olması olduğunu ifade eden Deniz, "İnsan zihni belirsizliği sevmez. Belirsizlik arttıkça zihin olası felaket senaryoları üretmeye başlar. Bu aslında beynin bizi koruma girişimidir. Ancak bazen korumaya çalışırken bizi yormaya başlar" diye konuştu. “Son Günler Yeni Bir Maraton Başlatma Zamanı Değil” Sınava kalan son günlerin bilgi eksiklerini tamamlamaktan çok zihinsel enerjiyi koruma süreci olarak görülmesi gerektiğini belirten Deniz, birçok öğrencinin son günlerde mucize beklediğini söyledi. "Bir anda bütün konuları bitirmek, eksiklerini kapatmak, netlerini sıçratmak istemek anlaşılır ancak gerçekçi değildir" diyen Deniz, son günlerin yeni bir maraton başlatma zamanı değil, mevcut performansı koruma zamanı olduğunu kaydetti. Araştırmaların yüksek düzeyde stres altında öğrenme kapasitesinin azaldığını ve hata yapma olasılığının arttığını gösterdiğini belirten Deniz, öğrencilerin bu süreçte kendilerine aşırı yüklenmelerinin performanslarını artırmak yerine düşürebileceğini söyledi. "Hiçbir Şey Bilmiyorum" Hissi Gerçeği Yansıtmayabilir Öğrencilere seslenen Deniz, sınava hazırlık sürecinde yapılan çalışmaların büyük bölümünün zaten zihinde yerini aldığını belirtti. Son günlerde hissedilen "Hiçbir şey bilmiyorum" duygusunun çoğu zaman gerçek bilgi düzeyini yansıtmadığını ifade eden Deniz, "Kaygılı beyin sahip olduğu bilgiyi küçültme eğilimindedir" dedi. Sınav sabahı birçok öğrencinin yaşadığı "Her şeyi unuttum" hissinin de buna örnek olduğunu söyleyen Deniz, sınav başladıktan birkaç dakika sonra bilgilerin genellikle geri geldiğini, sorunun bilgiyi kaybetmek değil kaygının o bilgiye ulaşmayı geçici olarak zorlaştırması olduğunu vurguladı. “Veliler İyi Niyetle Baskıyı Artırabiliyor” Sınav öncesi dönemin veliler açısından da zor geçtiğini belirten Deniz, anne ve babaların destek olmak isterken farkında olmadan baskıyı artırabildiğini söyledi. "Kaç net yapıyorsun?", "Hangi liseyi kazanacaksın?", "Komşunun çocuğu şu kadar net yapıyormuş", "Bu sınav hayatını belirleyecek" gibi ifadelerin öğrenciler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Deniz, bu sözlerin öğrencinin zihninde "Başarısız olursam sevgiyi ve onayı kaybederim" düşüncesine dönüşebildiğini ifade etti. “Çocukların İhtiyacı Koşulsuz Kabul” Gençlerin bu dönemde performans baskısından çok koşulsuz kabul hissine ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Deniz, velilerin şu mesajları vermesinin önemli olduğunu söyledi: "Elinden geleni yaptığını görüyorum." "Sonuç ne olursa olsun sen bizim için değerlisin." "Bu sınav önemli ama hayatının tamamı değil." Bu cümlelerin bazen çözülen onlarca sorudan daha etkili olabileceğini belirten Deniz, sınav kaygısının temelinde çoğu zaman başarısızlık korkusundan çok değer kaybetme korkusunun yattığını ifade etti. “Bir Sınav Sonucu Hayatın Tamamını Belirlemez” Toplumda sınavların bazen olduğundan daha büyük bir yere konulduğunu belirten Deniz, LGS'nin önemli olduğunu ancak tek başına bir öğrencinin zekâsını, karakterini, potansiyelini, yaratıcılığını veya gelecekteki mutluluğunu ölçemeyeceğini söyledi. Klinik pratiğinde yüksek puan almasına rağmen mutsuz olan gençler de gördüğünü, istediği okula yerleşemese de yıllar sonra başarılı ve tatmin edici bir hayat kuran kişilerle de karşılaştığını belirten Deniz, "Hayat çizgisel ilerlemiyor. Bazen bir sınav sonucu bir yön belirliyor ama insanın bütün hikâyesini yazmıyor" dedi. “Kontrol Edebileceğiniz Şeylere Odaklanın” Sınava kalan son günlerde öğrencilerin kendilerine "Şu an kontrol edebileceğim şey ne?" sorusunu sormalarını öneren Deniz, sınavın zorluğu, diğer öğrencilerin performansı ve sonuçlar gibi unsurların kontrol dışında olduğunu söyledi. Buna karşılık uyku düzeni, beslenme, çalışma saatleri, mola vermek ve sınav sabahına hazırlığın kontrol edilebilir alanlar olduğunu belirten Deniz, psikolojik dayanıklılığın sonucu değil süreci yönetebilmekten geçtiğini ifade etti. "Kaygı Hissetmeniz Başarısız Olacağınız Anlamına Gelmez" Açıklamasının sonunda öğrencilere seslenen Deniz, kaygının başarısızlık göstergesi olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Kalbinizin hızlı atması, midenizde düğümler olması, zaman zaman ağlamak istemeniz veya 'Yetişmeyecek' diye düşünmeniz başarısız olacağınız anlamına gelmez. Bunlar insan olduğunuzun işaretidir. Bu sınav bir performans değerlendirmesidir; kişilik değerlendirmesi değil. Sonuç ne olursa olsun, bir sınav sonucu sizin değerinizi belirleyemez." Öğrencilere son günlerde kendilerine karşı daha nazik olmaları tavsiyesinde bulunan Deniz, "Bazen başarıya en çok yaklaştığımız an, kendimizle savaşmayı bıraktığımız andır" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.