Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kültürel Diplomasi

Kapsül Haber Ajansı - Kültürel Diplomasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Diplomasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk-Alman Kültür İşleri Derneği Türkiye’deki 70. Yılını Kutladı Haber

Türk-Alman Kültür İşleri Derneği Türkiye’deki 70. Yılını Kutladı

İki ülke arasındaki kültürel diplomasi ve eğitim iş birliklerini odağa alan gecede Başkonsolos Dr. Regine Grienberger, Goethe-Institut İstanbul Müdürü Mani Pournaghi Azar ve Dernek Başkanı Prof. Dr. Canan Şenöz Ayata konuşma yaptı. Prof. Dr. Nilüfer Tapan ve Prof. Dr. Neşe Onural’ın kültürel ve eğitsel ilişkileri ele alan sunumlarının ardından İstanbul’daki Alman okullarının video gösterimleri ve Dr. İclal Cankorel’in piyano konseri yer aldı. Etkinlik, Türk-Alman ilişkilerinin 70 yıllık ortak kültürel birikimini geleceğe taşıyan bir buluşma olarak öne çıktı. İkinci Dünya Savaşı sırasında kesintiye uğrayan Türk-Alman kültürel ilişkilerini yeniden canlandırmak ve yetişkinlere yönelik dil kursları düzenlemek amacıyla 1955 yılında kurulan Türk-Alman Kültür İşleri Derneği, 70. kuruluş yıl dönümünü Almanya İstanbul Başkonsolosluğu’nun Kaisersaal Salonu’nda düzenlediği kapsamlı bir kültür–eğitim programıyla kutladı. İki ülke arasındaki kültürel diplomasi, eğitim iş birlikleri ve toplumsal etkileşimin ele alındığı gece, akademisyenler, eğitim kurumları ve kültür dünyasından isimleri bir araya getirdi. Açılış konuşmalarını Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Dr. Regine Grienberger, Goethe-Institut İstanbul Müdürü Mani Pournaghi Azar ve Türk-Alman Kültür İşleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Canan Şenöz Ayata yaptı. Konuşmacılar, iki ülkenin 70 yıllık kültürel ortaklığının sadece bir diplomatik ilişki değil, aynı zamanda karşılıklı öğrenmenin, dönüşümün ve ortak değerlerin bir göstergesi olduğuna vurgu yaptı. Programın ilk bölümünde iki önemli akademisyen söz aldı. Prof. Dr. Nilüfer Tapan, “Sınırların Ötesinde Köprüler: 70 Yıllık Yaşayan Kültürel Ortaklık” başlıklı konuşmasında Türk-Alman ilişkilerinin tarihsel arka planını ele alarak kültürel etkileşimin toplumlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Ardından Prof. Dr. Neşe Onural, “Eğitim Bir Köprüdür: Türk-Alman Ortak Yaşam Yolu” sunumunda eğitim kurumları arasındaki iş birlikleri ve ortak projelerin Türkiye’deki gençler için taşıdığı fırsatları anlattı. Etkinlik, İstanbul’daki Alman okullarının katkılarıyla hazırlanan Türk-Alman karşılaşmalarını merkeze alan kısa video gösterimleriyle devam etti. Gösterimler, iki kültürün tarih boyunca kesiştiği alanlara dair güncel ve toplumsal bir perspektif sundu. Gecenin müzik programında piyanist Dr. İclal Cankorel, Schubert, Mendelssohn ve Brahms’ın eserlerinden oluşan seçkisiyle kültür odaklı gecenin sanatsal boyutunu güçlendirdi. Sanatçı, klasik müzik repertuvarından seçtiği eserlerle salonu etkileyici bir atmosferle doldurdu. Yaklaşık üç saat süren kutlama, davetlilerin bir araya gelerek eğitim ve kültürel iş birliklerine dair fikir alışverişinde bulunduğu kokteyl resepsiyonu ile sona erdi. Türk-Alman Kültür İşleri Derneği yetkilileri, 70 yıllık çalışmalarını geleceğe taşıyacak yeni kültür ve eğitim projeleri üzerinde çalışmaya devam edeceğini belirtti.

Giorgio Marrapodi’ye Yeditepe Üniversitesi’nden Fahri Doktora Haber

Giorgio Marrapodi’ye Yeditepe Üniversitesi’nden Fahri Doktora

Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen törene Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, Mütevelli Heyeti Başkanı Yusuf Akgün, Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, rektör yardımcıları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. “Uzun Yıllara Dayanan Dostluğun ve Giderek Güçlenen İş Birliğinin Göstergesi” Törende konuşan Büyükelçi Giorgio Marrapodi, “Yükseköğretime, entelektüel mükemmeliyete, yeniliğe ve küresel etkileşime olan bağlılığı yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası alanda da takdir gören böylesine seçkin bir üniversiteyle anılmak benim için büyük bir onurdur” dedi. “Bu fahri unvan yalnızca kişisel bir takdir değil, aynı zamanda İtalya ile Türkiye arasında uzun yıllara dayanan dostluğun ve giderek güçlenen iş birliğinin bir göstergesidir” ifadelerini kullanan Marrapodi, “İki ülke; derin tarihsel bağlara, zengin kültürel etkileşime ve güçlü ekonomik ve bilimsel ortaklıklara sahiptir. Bugünkü bu onur, zorlu zamanlardan geçtiğimiz bu dönemde dahi, diplomasiye, karşılıklı anlayışa ve barış ile sürdürülebilir kalkınma için iş birliğine olan ortak inancımızı pekiştirmektedir” diye konuştu. Her iki ülkenin de coğrafi, siyasi ve kültürel konumları itibarıyla yapıcı bir etki yaratma potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Marrapodi, sözlerini şöyle sürdürdü: “İtalya, insanları ayrıştıran değil bir araya getiren çözümleri savunmaktadır. Bizim inancımıza göre barış yalnızca çatışmanın yokluğu değil, adaletin, onurun ve fırsat eşitliğinin varlığıdır. Türkiye ise kıtaları ve kültürleri birbirine bağlayan eşsiz konumuyla ve Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözünde ifadesini bulan anlayışıyla aynı değerleri paylaşmaktadır. Türkiye’nin bugün de bu prensipleri sürdürdüğüne, arabuluculuk kapasitesiyle, diyaloğu kolaylaştırma gücüyle ve insani diplomasi alanındaki başarısıyla defalarca tanık olduk.” “Siz Bu Ailenin Bir Ferdisiniz” Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan da, Marrapodi’ye hitaben “Benim sevgili kardeşim, arkadaşım” diyerek üniversiteye başladıkları ilk günden itibaren çok yakın iki dost olduklarını ifade etti. Dalan, “Georgio bir devlet adamı olmanın ötesinde gerçekten iyi bir insan. Gerçekten iyi insan olmak büyükelçi olmaktan çok daha zordur” dedi. Marrapodi’nin Birleşmiş Milletlerde (BM) göre alacağını anımsatan Dalan, Marrapodi’ye yeni görevinde başarılar dileyerek “Türkiye’den ayrılırken zannetmeyin ki biz sizi unutacağız, ama siz de bizi unutmayacaksınız. Çünkü siz bu ailenin bir ferdisiniz” ifadelerini kullandı. Yeditepe Üniversitesi’nin İtalya üniversiteleriyle olan iş birliklerinin çok fazla olduğunu kaydeden Bedrettin Dalan, bu iş birliklerinin güçlenerek artacağı vurgusunu yaptı. “İki Ülke Arasındaki İlişkilerin Güçlendirilmesinde Örnek Bir Liderlik Sergiledi” Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman da, “Bugün burada yalnızca bir büyükelçiyi onurlandırmak için değil, aynı zamanda Türkiye–İtalya ilişkilerinin her boyutuna yeni bir bakış açısı, yeni bir enerji ve kalıcı bir derinlik kazandırmış seçkin bir ismi takdir etmek için bulunuyoruz” dedi. Marrapodi’nin göreve geldiği Ocak 2022’den bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinde örnek bir liderlik sergilediğini vurgulayan Prof. Dr. Durman, “Giorgio Marrapodi, Türkiye–İtalya ilişkilerinin son yıllardaki en etkin ve belirleyici diplomatlarından birdir. Görev süresinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi 32 milyar USD’yi aşmış, savunma, havacılık ve uzay alanlarında stratejik anlaşmalar imzalanmış ve kültürel diplomasi alanında iki ülkenin görünürlüğünü güçlendiren birçok öncü proje hayata geçirilmiştir” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Mehmet Durman, “Diplomasiye, bilime, topluma ve uluslararası iş birliğine üstün hizmetleri nedeniyle ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin önerisi üzerine Yeditepe Üniversitesi Senatosu’nun oy birliğiyle aldığı kararla Sayın Giorgio Marrapodi’ye kurumumuzun en yüksek payesi olan ve üniversitemiz tarihinde çok az kişiye verilen Fahri Doktora unvanı tevcih edilmiştir” diye konuştu.

Gelenekle Modernlik Arasında Köprü Kuran Kadın Sufiler! Haber

Gelenekle Modernlik Arasında Köprü Kuran Kadın Sufiler!

Dr. Yalçınkaya, kadın sufilerin tarih boyunca “toplumun manevi dokusunu örerken satır aralarında kalmış kahramanlar” olduklarını söyledi. ABD’deki Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezinde doktora sonrası araştırmalarını sürdüren Dr. Yalçınkaya, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde yaşamış kadın sufilerin “gelenek ile modernlik arasında köprü kuran öncü şahsiyetler” olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, Harvard Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmalarda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte kadın sufilerin manevi, kültürel ve toplumsal rollerini mercek altına aldı. ABD’deki Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezinde doktora sonrası araştırmalarını sürdüren Dr. Yalçınkaya, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde yaşamış Hatice Cenan Sultan, Semiha Cemal Hanım, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Meşkure Sargut ve Sofi Huri gibi isimlerin “gelenek ile modernlik arasında köprü kuran öncü şahsiyetler” olduğunu vurguladı. Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, “Bu kadınlar, resmi unvanlardan ziyade manevi rehberlikleriyle toplumsal birlik ve empatiyi güçlendirdiler. Onlar hep oradaydılar; gönül erleri yetiştiren gönül anneleri, kültürümüzün isimsiz mimarları oldular.” dedi. “Kadınlar geri plandaydı” algısı bir yanılgı Tasavvuf geleneğinde kadınların genellikle geri planda kaldığı yönündeki yaygın algıyı değerlendiren Dr. Yalçınkaya, kadın sufilerin tarihsel olarak tasavvufun görünmez mimarları olduğunu ifade etti. Dr. Yalçınkaya, “Tarihsel olarak baktığımızda kadın sufiler, tasavvuf geleneğinin görünmez mimarları gibidir. İlk İslam asırlarından itibaren kadınlar tasavvuf yolunda varlık göstermiş, ancak isimleri çoğu zaman kayda geçmemiştir.” dedi. 8. yüzyılda yaşamış Rabia el-Adeviyye’nin, “kadınların da en yüksek manevi mertebelere ulaşabileceğini kanıtladığını” dile getiren Dr. Yalçınkaya, Osmanlı döneminde ise kadınların rolünün çoğunlukla tekke ve dergahların “gönül mutfağını işletmek şeklinde” olduğunu belirtti. Osmanlı’nın son dönemine damga vuran Ken’an Rifai Hazretleri’nin annesi Hatice Cenan Sultan’ın rolüne dikkat çeken Dr. Yalçınkaya, Hatice Cenan Hanım’ın oğluna olan nasihatini aktararak, bir kadın sufinin toplumsal birlik ve empatiyi nasıl yücelttiğini söyledi. Dr. Yalçınkaya, kadın sufilerin rolünün resmi unvanlardan ziyade manevi rehberlikte gizli olduğunu dile getirerek, “Dolayısıyla ‘kadınlar geri plandaydı’ algısı, tarihin satır aralarını okumadığımızda ortaya çıkan bir yanılgı. Aslında onlar hep oradaydı; gönül erleri yetiştiren gönül anneleri, kültürümüzün isimsiz mimarları oldular.” diye konuştu. Kadın sufilerin yaşam öyküleri birer yol haritası niteliğinde Modern dünyanın karmaşasında yön arayan kadınlar için tarihsel kadın sufilerin yaşam öykülerinin birer yol haritası niteliğinde olduğunu belirten Dr. Yalçınkaya, onların ortak paydasının “irade, sabır ve sevgiyle kendi nefislerini aşarak topluma ışık saçmaları” olduğunu kaydetti. Cumhuriyet’in ilk kadın felsefecilerinden Semiha Cemal Hanım’ın hayatını, “akılla kalbin, bilimle maneviyatın buluşmasına örnek” olarak gösteren Dr. Yalçınkaya, onun felsefe eğitimi almasının tasavvuf yolunda engel değil, aksine bir donanım olduğunu, Semiha Cemal’in azminin, “ilim ve irfan birlikte olabilir” mesajını genç kadınlara ulaştırdığını söyledi. Samiha Ayverdi’nin, romanlarıyla tasavvufun sevgi ve olgunlaşma prensiplerini geniş kitlelere taşırken; Safiye Erol’un ise “bir kadının hem entelektüel hem de manevî olabileceğini” göstermesiyle dikkat çektiğini anlatan Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, “Meşkûre Sargut Hanım ise adanmışlığı ve hizmet anlayışıyla modern kadına sabır, sevgi ve sadakat dersi veriyor. Sofi Huri ise farklı bir kültürden gelip tasavvufun enginliğinde hakikati bulan evrensel bir örnek olarak sevginin sınır tanımadığını hatırlatıyor.” ifadesinde bulundu. Günümüz tasavvuf çevrelerinde Cemalnur Sargut’un annesi olarak bilinen Meşkûre Sargut Hanımefendi’nin yaşamını “tam bir adanmışlık destanı” olarak nitelendiren Dr. Yalçınkaya, onun hikayesinin modern kadınlar için sabır, sadakat ve hizmetin sembolü olduğunu kaydetti. Maneviyat, günlük hayatla bütünleşmeli Modern dünyadaki ruhsal doyumsuzluk ve aidiyet eksikliğine karşı kadın sufilerin birer “kutup yıldızı gibi yolumuzu aydınlattığını” ifade eden Dr. Yalçınkaya, bu figürlerin maneviyatın günlük hayatla bütünleşebileceğinin kanıtları olduğunu söyledi. Samiha Ayverdi’nin kadının toplumsal uyumdaki rolünü tanımlayan sözlerini hatırlatan Dr. Yalçınkaya, Ayverdi’ye göre kadının, “cemiyet ahenginin ipuçlarını elinde tutan ve aile kavramını petekleyip dolduran sırlı kuvvet” olduğunu belirtti. “Toplumsal birliktelik ve empati, maneviyat arayışındaki herkese iyi gelecektir.” Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, kadın sufilerin, özellikle 1966’da Samiha Ayverdi’nin öncülüğünde kurulan Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) gibi sivil toplum faaliyetleri aracılığıyla “geleneksel maneviyatı modern toplum formuna adapte ettiklerini” ve bunun günümüzde STK’larda kadınların üstlenebileceği rol için yol gösterici olduğunu ifade etti. Kadın sufiler “modern Türkiye’de bir tür manevi arka plan liderliği” yaptı Harvard Divinity School’a sunduğu araştırma önerisinin temelinde, kadın sufilerin Cumhuriyet döneminde manevi geleneğin devamında üstlendiği “arka plandaki misyonun” yattığını belirten Dr. Yalçınkaya, kadın sufilerin “modern Türkiye’de bir tür manevi arka plan liderliği” yaptığını dile getirdi. Bu çalışmaların toplumsal hafızaya kazandırılmasıyla oluşacak etkiye değinen Dr. Yalçınkaya, şunları kaydetti: “Cumhuriyet döneminde tekkelerin resmen kapalı olduğu zaman diliminde, manevi geleneğin sönmeyen ışığı kadınlar sayesinde devam etti... Kadınlar bu geleneğin öznesi, aktörü, kurucusu, hamisi olagelmiş.” Sofi Huri gibi evrensel örneklerin İslam tasavvufunun kapsayıcılığını göstermesi açısından kritik olduğunu vurgulayan Dr. Yalçınkaya, yabancı meslektaşlarının bu hikayelere hayran kaldığını ve böylece “kültürel diplomasi” diyebileceği bir faydanın ortaya çıktığını belirtti. Dr. Yalçınkaya, sözlerini bu kadın sufilerin hayatlarından öğrenilecek daha çok şeyimiz olduğunu dile getirerek, şöyle noktaladı: “Bu kadın sufilerin hayatlarından öğrenecek daha çok şeyimiz var. Onları okudukça, anlattıkça hem kendimiz manevi olarak besleniyoruz hem de toplumumuza ilham olacak değerler kazandırıyoruz.”

Türkiye İlk 9 Aylık Turizm Gelirinde Cumhuriyet Tarihinin Zirvesinde Haber

Türkiye İlk 9 Aylık Turizm Gelirinde Cumhuriyet Tarihinin Zirvesinde

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) tarafından İstanbul'da düzenlenen Aylık Bilgilendirme Toplantısı ve Geleneksel Öğle Yemeği’ne katıldı. Bakan Ersoy burada yaptığı konuşmada 2025 yılının ilk 9 ayında turizm sektörünün yaklaşık 50 milyon ziyaretçi ağırlayarak geçen yıla oranla yüzde 1,6 oranında artış kaydettiğini, kişi başı ortalama harcamanın 103 dolara yükseldiğini ve turizm gelirlerinin ise 50 milyar doları aştığını açıkladı. Rekor Gelirle Gelen Küresel Başarı Cumhuriyet tarihinin ilk 9 aylık en yüksek turizm gelirlerine ulaşıldığının altını çizen Bakan Ersoy, şunları kaydetti:“2024 yılında kırdığımız rekorların ardından, 2025 yılının ilk 9 ayında ülkemiz genelinde yaklaşık 50 milyon ziyaretçi ağırlanmıştır. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6 artış yaşanmıştır. Kişi başı ortalama harcama 103 dolar seviyesine çıkarken, turizm gelirlerimiz yılın üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık 50 milyar dolar seviyesini aşmıştır. 2025 yılı başında koyduğumuz 64 milyar dolarlık turizm geliri hedefimizi tutturacağız. Tüm bu rakamlar ışığında Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, geçtiğimiz yıl ziyaretçi sayısında dünya genelinde 4. sıraya yükselmiştik. Bu başarı, Türkiye olarak turizmdeki küresel bir oyuncu olduğumuz gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu hedeflerin gerçekleşmesinde siz değerli sektör paydaşlarının katkıları çok değerli ve önemli. Bu sebeple sizlere de katkı ve emekleriniz için teşekkür ediyorum.” Bu rakamların yalnızca turizmdeki başarıyı değil, aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik kalkınmasını da yansıttığını belirten Ersoy, İstanbul’un aynı dönemde 14 milyon 158 bin yabancı ziyaretçiyle dünya turizminin yükselen yıldızı hâline geldiğini ifade etti. Ziyaretçi Tercihlerinde Kalite Belirleyici Rolde Ersoy, dünya turizmindeki trendler dikkate alındığında bir destinasyonun tercih edilmesinde yalnızca doğal ve kültürel özelliklerin yeterli olmadığını, farklı parametrelerin de bu tercihleri doğrudan etkilediğini belirtti. Ziyaretçi davranışlarının konaklama kalitesinin önemini açıkça ortaya koyduğunu vurgulayan Ersoy, Türkiye’nin bu alanda hep birlikte uyum içinde yürütülen çalışmalar sayesinde bugün konaklama kalitesinde bir marka haline geldiğini ifade etti. Sektörle Geliştirilen Ortak Stratejiler Başarıyı Getirdi Ersoy, Türk turizminin bugün dünyada bir yıldız gibi parlamasında sektörü merkeze alan yeni yaklaşımın belirleyici olduğunu belirterek, hiçbir zaman masa başında sektör gerçeklerinden uzak kararlar almadıklarını, tüm adımları sektörün içindeki aktörlerle birlikte attıklarını ifade etti. Küresel ve bölgesel krizlere karşı bağışıklığı artırmak, nitelikli turist çekmek ve gelir hedeflerini büyütmek amacıyla pazar çeşitliliğine öncelik verdiklerini vurgulayan Ersoy konuşmasını şöyle sürdürdü: “Söz konusu çeşitliliği yaratmak için üç kademeli bir stratejiyle yol alıyoruz. Ülkemizin mevcut ürünlerini daha fazla pazarda tanıtıyor, yeni ürünler geliştirerek ürün çeşitliliğimizi artırıyor, turizmi 12 aya ve Türkiye’nin 81 iline yayıyoruz. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı aracılığıyla yaptığımız bütün tanıtım çalışmalarını da bu doğrultuda yürütüyoruz. 6 yıl önce kurduğumuz Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansımız sayesinde ülkemizin tanıtımını çok daha profesyonel bir biçimde gerçekleştiriyoruz. Bugün itibarıyla dünyanın en etkili ve yoğun tanıtım yapan ülkesi haline geldiğimizi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dergi ve gazete ilanları, TV reklamları, tanıtım filmleri ve reklam çalışmalarının yanı sıra sosyal medya uygulamalarıyla; basın mensuplarına, influencer ve tur operatörlerine yönelik ağırlamalarımızla; dijital ve de konvansiyonel iletişim araçlarıyla ülkemizin köklü tarihini, doğal güzelliklerini, kültürümüzü tanıtıyoruz. 200’e yakın ülkeye ulaşan özel tanıtım kampanyaları yürütüyoruz. Bu sayede bugüne kadar ülkemizi tanıma fırsatı bulamamış insanlara da Türkiye’nin pek çok alanda görülmeye değer bir ülke olduğunu kanıtlıyoruz. Biliyorsunuz, turizmde pek çok avantaja sahibiz. Deniz-kum-güneşin yanı sıra kültür ve sanattan gastronomiye, toplantı ve inanç turizmine, arkeolojiden spor turizmine kadar geniş bir yelpazede, tüm beklentilere uygun olarak 81 ili ve 4 mevsimi hedefleyen bir turizm çeşitliliğini ön plana çıkartıyoruz. 10 dilde yayın yapan GoTürkiye internet sitesinde bugün 60’a yakın ürün mevcut. Öte yandan Go Türkiye sosyal medya hesaplarındaki toplam takipçi sayısı ise 21 milyonu aşmış durumda.” Festivallerle Kültür ve Turizm Birlikte Yükseliyor Kültür turizminin, ürün çeşitliliği içinde en önemli başlıklardan biri olduğuna dikkat çeken Bakan Ersoy, 2021 yılında İstanbul Beyoğlu’nda başlatılan Kültür Yolu Festivali projesinin bu yıl 20 şehirde organize edildiğini aktardı. 5 Nisan’da Adana’da başlayan Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin, 9 Kasım’a kadar sürecek olan Antalya etabıyla tamamlanacağını belirten Ersoy, “Türkiye Kültür Yolu Festivali gelecek yıl 26, 2027 yılında ise 32 şehirde düzenlenecek.” sözleriyle projeye dair genişleme planlarını paylaştı. Bu yıl Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde 5 farklı şehirde hayata geçirilen Bir Anadolu Şenliği’nin, 2026 itibarıyla 9 ile yayılacağını bildirerek, bu festivaller sayesinde kültür ile turizmin birbirini besleyen bir yapıya dönüştüğünü dile getirdi. Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının restorasyon süreci tamamlandığında ise bu iki tarihî yapının yalnızca ulaşım noktası olarak değil, İstanbul’un her iki yakasında da kültür ve sanatın odak noktası hâline geleceğini sözlerine ekledi. Gastronomiden Dizi İhracatına Kültürel Tanıtım Ürün çeşitliliği kapsamında gastronomi alanında da önemli çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Ersoy, 2022 yılında İstanbul’un dünyaca ünlü Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, ardından İzmir, Bodrum, Muğla ve Kapadokya’nın da bu listeye katıldığını hatırlattı. Kültürel tanıtımda etkili bir başka unsurun ise dizi ve film ihracatı olduğunu vurgulayan Ersoy, Türk dizilerinin bugün 170’e yakın ülkede bir milyardan fazla izleyiciye ulaştığını, bu yapımlar aracılığıyla Türkiye’nin kültürel değerleri, yaşam biçimi ve estetik anlayışının tüm dünyada tanınır hâle geldiğini söyledi. Hatta bu ilgiden ötürü Türkçeyi öğrenmeye başlayan binlerce yabancı izleyici bulunduğunu kaydeden Ersoy, Bakanlık olarak dizilerin bu etkisini uluslararası tanıtım stratejilerinin merkezine yerleştirdiklerini belirtti. Bu doğrultuda Türkiye Tanıtım ve Geliştirme Ajansı tarafından hazırlanan Antalya ve İstanbul temalı iki mini dizinin, hedef ülkelerde tanınmış oyuncularla hayata geçirilen etkileyici bir tanıtım projesi olduğunu ifade etti. “Bu yapımlar hem kültürel diplomasi hem de destinasyon tanıtımı açısından büyük ses getirdi ve toplamda 2,43 milyar gösterim, 876 milyondan fazla izlenme elde etti. Bu başarının ardından önümüzdeki dönemde farklı temalarda, yine ülkemizi ve şehirlerimizi öne çıkaran yeni projelerle dünyada ses getirmeye devam edeceğiz.” diyen Ersoy, turizmi yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda kültürel bir etkileşim alanı olarak gördüklerini vurguladı. Her bir ziyaretçinin Türkiye’nin değerlerini ve misafirperverliğini temsil eden birer kültür elçisi olarak ağırlandığını söyleyen Bakan Ersoy, paylaştığı rakamların ve aktardığı çalışmaların birer başarı özeti olduğunu; esas hedeflerinin ise sürdürülebilir, yenilikçi ve kapsayıcı bir turizm ekosistemi inşa etmek olduğunu belirtti. “İnşallah geliştirdiğimiz bu güçlü vizyon ile bu yolda birlikte çalışarak hedeflerimize de ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.” diyerek sözlerini tamamlayan Ersoy, toplantının TÜROB ailesi için verimli geçmesini diledi. “Turizm sektörü ekonomimize güçlü desteğini sürdürüyor” TÜROB Başkanı Müberra Eresin ise yaptığı konuşmada turizm sektörünün zaman zaman dışsal etkenlerle sarsılsa da, Türkiye ekonomisine, istihdamına ve kalkınmasına güçlü desteğini sürdürmeye kararlı olduğunu söyledi. Eresin, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un bu sabah Atatürk Kültür Merkezi’nde yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak, Eylül sonu itibarıyla ülkemize gelen ziyaretçi sayısındaki artışın devam ettiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.