Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kuraklık

Kapsül Haber Ajansı - Kuraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuraklık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor Haber

Su Riski Sanayi İçin Kritik Bir Tehdide Dönüşüyor

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, suyun Birleşik Krallık ve Avrupa’da sanayi kuruluşlarının iş sürekliliği açısından en büyük risklerden biri haline geldiğini ortaya koyan “The Water Crunch Report” (Su Darboğazı Raporu) adlı yeni araştırmasını yayımladı. Araştırmaya göre su kaynaklı riskler, siber saldırılar ve tedarik zinciri kesintileriyle aynı düzeyde önem taşıyor. Bulgular, Schneider Electric’in geçen yıl ABD’de gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarıyla da örtüşüyor. O araştırmada iş dünyası liderlerinin %56’sı, önümüzdeki yıllarda su kaynaklı risklerin diğer altyapı risklerinden daha hızlı artacağını belirtmişti. Su Darboğazı Raporu kapsamında Avrupa’daki sanayi şirketlerinin üst düzey yöneticileri ile su hizmeti sağlayan kuruluşların ve belediyelerin karar vericileriyle anket yapıldı. Sanayi liderlerinin %44’ü, son iki yılda su stresinin işletme maliyetlerini artırdığını belirtiyor. %38’i altyapı ve bakım bütçelerinin baskı altında kaldığını, %30’u ise tedarik zincirlerinde aksama yaşandığını ifade ediyor. İşletmelerin %44’ü, su tedarikinde ciddi bir kesinti yaşanması halinde faaliyetlerinin ilk 24 saat içinde etkilenmeye başlayacağını öngörüyor. Sanayi liderlerinin yarısından fazlası (%52), su kalitesinin veya suya erişimin önümüzdeki beş yıl içinde, yani 2031’e kadar, şirketlerinin büyümesinin önünde ciddi bir engel oluşturmasını bekliyor. Her yedi yöneticiden biri (%14) ise bu sorunların faaliyetlerini veya büyümelerini şimdiden engellediğini söylüyor. Araştırma, Avrupa’da son on yılların en ağır kuraklık koşullarının yaşandığı bir dönemde yayımlandı. Kuraklığın yük taşımacılığı, enerji ve tarım sektörlerine yansıyan etkileri, bu baskıların artık olası bir gelecek senaryosu olmaktan çıktığını gösteriyor. Schneider Electric Endüstriyel Otomasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Gwenaelle Huet, şunları söyledi: “Avrupa’nın suyu yalnızca bir çevre meselesi olarak ele alma lüksü yok. Su artık rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir konu. Enerji dönüşümü son on yılda sanayi stratejilerini nasıl yeniden şekillendirdiyse, su verimliliği de önümüzdeki on yıla yön verecek. Yapay zekâ destekli endüstriyel zekâ çözümleri, şirketlerin suyun nasıl kullanıldığını, nerelerde israf edildiğini ve nasıl geri kazanıldığını daha önce mümkün olmayan bir ayrıntıyla görmesini sağlıyor. Artık asıl mesele sorunu anlamak değil, Avrupa sanayisinin geleceğini güvence altına almak için gereken hızda harekete geçmek.” Schneider Electric Su ve Çevre Segmenti Başkanı Sophie Borgne ise şöyle konuştu: “Bu yaz yaşanan kuraklıkları ve sanayi üzerindeki etkilerini bir defaya özgü bir durum olarak görmek kolay. Ancak bunlar artık Avrupa’da faaliyet göstermenin kalıcı koşulları arasında yer alıyor. AB’nin Avrupa Kuraklık Gözlemevi’ne göre, şu anda Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın yaklaşık yarısı farklı düzeylerde kuraklık yaşıyor. Suyun yeniden kullanılması, zaten baskı altında olan nehirlere ve barajlara bağımlılığımızı azaltabilir. Buna rağmen bugün AB genelinde arıtılmış kentsel atık suyun yalnızca %2,4’ü yeniden kullanılıyor. Akıllı su teknolojilerine yatırım yapan kuruluşlar, su verimliliğini rekabet avantajına dönüştürüyor.” Teknolojiye güven yüksek, uygulama geriden geliyor Akıllı su teknolojilerinin su yönetiminde etkili bir çözüm sunduğu yaygın biçimde kabul ediliyor. Ancak bu farkındalık, uygulamaya aynı hızda yansımıyor. Aradaki farkın nedeni teknolojiye duyulan kuşku değil. Aksine, bu teknolojilerin faydasına duyulan güven oldukça yüksek. Sanayi liderlerinin %86’sı ve su hizmeti sağlayan kuruluşların %98’i, akıllı su teknolojilerinin işletme maliyetlerini azaltabileceğini belirtiyor. Her iki grubun da %80’den fazlası, bu teknolojilerin iş sürekliliğini koruduğunu ve sürdürülebilirlik performansını güçlendirdiğini düşünüyor. Buna rağmen sanayi liderlerinin %58’i, dijital ikiz veya şebeke modelleme araçlarını bildikleri halde henüz devreye almadıklarını ifade ediyor. Su hizmeti sağlayan kuruluşların %57’si de tahmine dayalı analitik veya yapay zekâ destekli su yönetimi için aynı yanıtı veriyor. Olumlu gelişme ise kuruluşların harekete geçmek için sorunun daha da ağırlaşmasını beklememesi. Ankete katılan su hizmeti sağlayan kuruluşların tamamı ve sanayi liderlerinin %98’i, suya erişimin veya su kalitesinin önemli kararlarını şimdiden etkilediğini belirtiyor. Bu kararlar arasında su verimliliğine yönelik yatırımların artırılması (%47) ve su kaynaklı risklerin yönetim kurulu düzeyinde resmi olarak değerlendirilmesi (%43) yer alıyor. Ankete katılan sanayi liderlerinin yarısından fazlası otomatik kontrol sistemlerini (%56) ve akıllı sayaçları (%55) devreye almış durumda. Su hizmeti sağlayan kuruluşlarda akıllı sayaç kullanım oranı %76’ya ulaşıyor. Su sistemleri daha bağlantılı ve dijital hale geldikçe siber güvenlik de gündemde daha fazla yer tutuyor. Hem sanayi liderlerinin hem de su hizmeti sağlayan kuruluşların yarısından fazlası, siber güvenliği yönetilmesi gereken başlıca riskler arasında sayıyor. Bununla birlikte, akıllı su teknolojilerinin daha yaygın kullanılmasıyla elde edilebilecek önemli kazanımlar bulunuyor. Birçok yönetici, operasyonları daha verimli hale getirmek üzere geliştirilen teknolojileri bildiği halde henüz kullanmaya başlamamış durumda. Bu da en büyük kazanımların henüz elde edilmemiş olabileceğine işaret ediyor. Avrupa’daki iş dünyası liderleri için araştırmanın mesajı açık: Su kaynaklı riskler, enerji ve siber güvenlik kadar etkin biçimde yönetilmeli. Teknolojiyi bilmekle uygulamak arasındaki farkın kapatılması, özellikle su stresinin maliyetini şimdiden hisseden sektörler açısından belirleyici olacak. Bağımsız su ve çevre uzmanı Tom Freyberg, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yaklaşık yirmi yıldır su, iklim tartışmalarında geri planda kaldı ve enerjiye veya karbona yönelik yatırımların çok küçük bir bölümünü alabildi. Avrupa, dünyanın geri kalanına göre iki kattan daha hızlı ısınırken su tedariki üzerindeki baskı da artıyor. Su Darboğazı Raporu, yaklaşımın değiştiğini doğruluyor. Sanayi liderlerinin %47’si su verimliliğine yönelik yatırımlarını artırmış, %43’ü ise su kaynaklı riskleri yönetim kurulu gündemine taşımış durumda. Su güvenliği sonunda ikinci plana atılan bir detay olmaktan çıkıp iş dünyasının öncelikleri arasına giriyor.” Geleceğe yönelik adımlar atan su hizmeti sağlayıcıları, müşterilerinin bu risklerden mümkün olduğunca az etkilenmesi için mevcut teknolojilerden yararlanıyor. Danimarka’daki su hizmeti sağlayıcısı Aarhus Vand, su şebekesinin tedarik güvenliğini sağlamak için dijital ikizin öngörü yeteneklerini kullanıyor. Kuruluş, su tedarik şebekesini uzaktan izlemek, olası kaçakları ve tedarikteki dalgalanmaları kolayca ve hassas biçimde belirlemek amacıyla Schneider Electric’in EcoStruxure™ Water Advisor – Water Simulation çözümünü devreye aldı. Water Simulation, şebekenin farklı noktalarından alınan verilerle planlı ve beklenmedik olayların etkilerini önceden öngörüyor. Böylece Aarhus Vand, sorunlara hızla ve en uygun yöntemle müdahale edebiliyor, su kayıplarını en aza indiriyor ve müşterilerine güvenilir biçimde yüksek kaliteli su sağlıyor. Artan verimlilik sayesinde kuruluşun enerji tüketimi ve maliyetleri de azalıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

OGM’den Kuraklığa Karşı Türk Fındığı Hamlesi Haber

OGM’den Kuraklığa Karşı Türk Fındığı Hamlesi

İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar ve kuraklık, tarımsal üretimde dayanıklı tür ve çeşitlerin önemini artırırken, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) Türkiye’nin doğal gen kaynaklarından Türk fındığının (Corylus colurna L.) korunması, çoğaltılması ve farklı alanlarda değerlendirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bolu Orman Bölge Müdürlüğü bünyesindeki Bolu Fidanlığında üretilen Türk fındığı fidanlarının; ağaçlandırma ve ekolojik restorasyon çalışmalarının yanı sıra kültür fındığı yetiştiriciliğinde de değerlendirilmesi planlanıyor. KURAKLIĞA DAYANIKLI GÜÇLÜ KÖK YAPISI Türkiye’nin doğal orman ağacı türlerinden biri olan ve yetiştiği yörelere göre “Seben fındığı” ve “Bolu fındığı” olarak da bilinen Türk fındığı, sahip olduğu kök yapısıyla dikkat çekiyor. Derinlere ulaşabilen kazık kök sistemi sayesinde kuraklığa ve zorlu yetişme koşullarına dayanıklılık gösterebilen Türk fındığı, kök boğazı ve dip sürgünü oluşturmamasıyla da kültür fındığı yetiştiriciliği açısından önemli avantajlar sunuyor. Bu özellikleri nedeniyle Türk fındığının, değişen iklim koşullarına karşı fındık yetiştiriciliğinde alternatif bir anaç olarak değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. ÇAKILDAK VE GİRESUN YAĞLISI TÜRK FINDIĞINA AŞILANACAK Bolu Fidanlığında yürütülecek çalışmalar kapsamında Türk fındığı üzerine Türkiye’nin önemli kültür fındığı çeşitlerinden Çakıldak ve Giresun Yağlısının aşılanması planlanıyor. Çalışmayla Türk fındığının güçlü kök yapısı ile kültür fındığı çeşitlerinin üretim özelliklerinin bir araya getirilmesi ve fındık üreticilerine alternatif bir anaç materyali sunulması hedefleniyor. Özellikle kuraklık ve değişen yetişme koşullarının tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği süreçte, doğal olarak dayanıklı türlerin sahip olduğu özelliklerin üretime kazandırılması önem taşıyor. ORMANLARDAN PEYZAJA FARKLI ALANLARDA KULLANILACAK OGM’nin Türk fındığına yönelik çalışmaları yalnızca kültür fındığı yetiştiriciliğiyle sınırlı değil. Bolu Fidanlığında üretilecek fidanların; bozuk orman alanlarının rehabilitasyonu, ağaçlandırma çalışmaları, ekolojik restorasyon uygulamaları ve doğal türlerin korunmasına yönelik projelerde de kullanılması planlanıyor. Ayrıca estetik özellikleri yüksek, boylu Türk fındığı fidanlarının üretilerek peyzaj uygulamalarında değerlendirilmesi ve böylece türün doğal yayılış alanları dışındaki kullanımının da artırılması hedefleniyor. TÜRKİYE’NİN DOĞAL GEN KAYNAĞI KORUNUYOR Doğal yayılış alanlarında münferit veya küçük gruplar hâlinde bulunan Türk fındığı popülasyonlarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği açısından da önem taşıyor. OGM tarafından Bolu Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde sürdürülen çalışmalarla Türk fındığının korunması ve yaygınlaştırılmasının yanı sıra; iklim değişikliğine uyum, ekolojik restorasyon, peyzaj ve kültür fındığı yetiştiriciliği gibi farklı alanlarda değerlendirilmesi amaçlanıyor. Böylece Türkiye’nin doğal gen kaynaklarından Türk fındığının sahip olduğu ekolojik özelliklerin korunarak üretime kazandırılması ve değişen iklim koşullarına karşı daha dirençli uygulamalara katkı sağlanması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yumaklı: Türkiye 2005'ten Bu Yana Dünya Un İhracatında Birinciliğini Koruyor Haber

Yumaklı: Türkiye 2005'ten Bu Yana Dünya Un İhracatında Birinciliğini Koruyor

Bakan Yumaklı, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te düzenlenen Uluslararası Operatif Değirmenciler Birliği (IAOM) Avrasya Konferansı'nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını dile getirdi. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 yıl önce 1 milyar dolar civarında olduğunu ifade eden Yumaklı, “Bugün bu rakam üç katına çıkarak 3 milyar doları aşmıştır. 5 milyar dolarlık ticaret hedefine de kısa sürede ulaşacağımıza inanıyorum." dedi. Bakan Yumaklı, iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkisine dikkati çekerek, “Türkiye olarak geçtiğimiz sezonlarda bunu çok yakından yaşadık. Geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle hububat üretimimiz ciddi bir düşüş yaşadı. Bu yıl ise bereketli yağışlarla birlikte, buğdayda 24,5 milyon ton, arpada ise 10 milyon tonla, yeni bir üretim rekoru bekliyoruz. Bu rakamlar, geçen yıla göre yüzde 44 artış anlamına geliyor. İki üretim sezonu arasındaki bu büyük fark, iklimin tarım üzerindeki etkisinin ne kadar sert ve öngörülemez olabileceğini açıkça ortaya koyuyor." değerlendirmesinde bulundu. TMO 12,3 MİLYON TON HUBUBAT ALDI Üretimdeki dalgalanmalara karşı devlet olarak üreticinin yanında durduklarının altını çizen Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) bu yıl ülke genelindeki yüzlerce alım merkezinde 12,3 milyon ton hububat aldığını aktardı. Bakan Yumaklı, bu miktarın TMO tarihinin en yüksek alımı olduğunu belirterek, TMO'nun devir stokları ve bu yıl gerçekleştirdiği yüksek miktardaki alımlarla elinde şimdiye kadarki en yüksek hububat stokunu bulundurduğunu kaydetti. TMO'da güncel olarak 17,5 milyon ton hububat stoklandığını dile getiren Yumaklı, güçlü hasadın tek başına gıda arz güvenliği için yeterli olmadığını belirtti. Bakan Yumaklı, iklimin bugün verdiğini yarın geri alabileceğine dikkati çekerek, bu nedenle su kaynaklarını verimli kullanan, kuraklığa dayanıklı çeşitleri yaygınlaştıran ve planlı üretimi esas alan bir tarım politikası izlediklerini anlattı. Kriz dönemlerine karşı stok ve depolama kapasitesinin de güçlendirildiğini belirten Yumaklı, Türkiye'nin bu alandaki tecrübelerini kardeş ülkelerle paylaşmaya hazır olduğunu kaydetti. Bakan Yumaklı, gıda güvenliğinin yalnızca üretim miktarıyla sınırlı olmadığını, ürünün tarladan değirmene, değirmenden sofraya kesintisiz şekilde ulaşması gerektiğini söyledi. TÜRKİYE'NİN DEĞİRMENCİLİK SEKTÖRÜNDEKİ GÜCÜ Türkiye'nin 2005'ten bu yana dünya un ihracatında birinciliğini koruduğunu belirten Yumaklı, makarna ihracatında ise dünya ikincisi olduğunu söyledi. Yumaklı, Türkiye'nin tarımsal gücünü bölgesel iş birlikleriyle daha da ileri taşımayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. “TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİMİZ ÇOK İYİ" Özbekistan Tarım Bakanı İbrohim Abdurahmonov da tarım sektörünün ülkeler arasında ilişkileri güçlendirdiğini belirterek, “Sektörün geliştirilmesi için komşularla iyi olmamız lazım." dedi. Hububat sektöründe teknolojinin önemli hale geldiğine işaret eden Abdurahmonov, “Bu konferansta birçok uzman bir araya geldi, bu konuda Türkiye'nin de tecrübesi çok kıymetli. Türkiye ile ilişkilerimiz çok iyi. Türkiye'den aldığımız tecrübeleri tüm alanlarda uygulamaya çalışıyoruz." diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı Haber

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim kriziyle mücadelede uluslararası iş birliklerini güçlendirmek ve yerel çözümlerin yaygınlaştırılmasına katkı sunmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Muğla’da düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’ne katılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentler arasındaki deneyim paylaşımının somut uygulamalara dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Europe iş birliğiyle 28-29 Eylül tarihlerinde düzenlenen zirvede; iklim dirençli kentler, kuraklık, su stresi, aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller ve iklim finansmanı gibi başlıklar ele alındı. Akdeniz kentleri, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar ve akademi dünyasını bir araya getiren zirvede, COP31 öncesinde bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi de gündeme geldi. “Akdeniz’i yaşayan bir iklim laboratuvarına dönüştürebiliriz” İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Ortak Sorunlardan Bölgesel Eyleme: Akdeniz İş Birliğinin Güçlendirilmesi” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, uluslararası kent ağlarının yalnızca deneyim paylaşımına değil, ortak çözümlerin geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sunması gerektiğini belirtti. İzmir’in ICLEI, UCLG, U20, WHO Sağlıklı Kentler Ağı ve NetZeroCities gibi uluslararası ağlardaki çalışmalarına değinen Okyay, Akdeniz kentlerinin aşırı sıcaklar, kuraklık, su stresi, yangınlar ve seller gibi ortak risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Okyay, “Akdeniz’i iklim ve sağlık uyumu açısından yaşayan bir laboratuvara dönüştürebiliriz. Bir kentte geliştirilen çözüm başka bir kentte uyarlanabilir, geliştirilebilir, etkisi ölçülebilir ve ölçeklendirilebilir. İklim risklerimiz sınır tanımıyor; çözümlerimiz ve bilgimiz de sınır tanımamalı” diye konuştu. Kent ağları finansmana erişimi kolaylaştırmalı Uluslararası iş birliğinin, teknik kapasitesi ve kaynakları sınırlı belediyeler için önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Okyay, kent ağlarının iyi uygulama paylaşımının ötesine geçmesi gerektiğini söyledi. Belediyelerin proje geliştirme, uluslararası ortaklık kurma ve finansmana erişim süreçlerinde desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Okyay, özellikle küçük ve orta ölçekli belediyelerin iklim yatırımlarını hayata geçirmesini kolaylaştıracak mekanizmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti. COP31 için uygulama vurgusu Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, iklim taahhütlerini somut ve izlenebilir adımlara dönüştüren bir süreç olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Okyay, iklim eyleminin önemli bir bölümünün kentlerde hayata geçirileceğine dikkat çekti. İzmir’in COP31 hazırlıklarına yerel düzeyde de katkı sunduğunu ifade eden Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği iş birliğiyle gerçekleştirilen Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın buluşmalarının önemini vurguladı. Bu çalışmalarla küresel iklim gündeminin yerel yönetimlerin, gençlerin ve kadınların deneyimleriyle buluşturulmasının amaçlandığını belirten Okyay, şöyle konuştu: “Bir Uygulama COP’undan söz ediyorsak, uygulamanın nerede gerçekleşeceğini de konuşmalıyız. İklim eyleminin önemli bir bölümü kentlerde hayata geçecek. Bu nedenle belediyelerin yanı sıra gençlerin, kadınların ve yerel toplulukların COP sürecinin aktif aktörleri olması gerekiyor. İzmir’de Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın çalışmalarıyla tam da bu yaklaşımı güçlendirmeye çalışıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı İklim yatırımları aynı zamanda sağlık yatırımı İklim politikalarının yerelden küresele, küreselden yeniden yerele uzanan bir iş birliği ve öğrenme süreciyle güçlenebileceğini belirten Prof. Dr. Okyay, kentlerde geliştirilen çözümlerin uluslararası ağlar aracılığıyla paylaşılmasının önemine değindi. İklim yatırımlarının halk sağlığına katkılarının da görünür kılınması gerektiğini vurgulayan Okyay, yeşil alanların artırılması, gölgeleme uygulamaları, temiz ulaşım, su güvenliği ve dirençli gıda sistemlerinin aynı zamanda sağlık ve sağlıkta eşitlik yatırımları olduğunu ifade etti.

Muğla’nın İçme Suyu Altyapısı İçin Tarihi İmzalar Atıldı Haber

Muğla’nın İçme Suyu Altyapısı İçin Tarihi İmzalar Atıldı

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın öncülüğünde, 2026 yılı Kamu Yatırım Programı’na alınan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) iş birliğiyle hayata geçirilecek Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz ilçelerindeki içme suyu kayıp ve kaçaklarının azaltılması projesi için 62,9 milyon avroluk kredi anlaşması imzalandı. Proje kapsamında mevcut içme suyu hatları yenilenecek, yeni ana isale hatları ve su depoları inşa edilecek, Topgözü Su Kaynağı sisteme kazandırılacak. Yeni Sistemlerle Su Kayıpları Azaltılacak Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz ilçelerinde içme suyu altyapısını yenilemek amacıyla yürütülecek proje kapsamında 771 kilometre içme suyu hattı yenilenecek, 69 kilometre yeni ana isale hattı yapılacak. Ayrıca 9 yeni depo inşa edilecek, 4 depo yenilenecek ve Topgözü Su Kaynağı yeni bir hatla sisteme kazandırılacak. SCADA (Uzaktan Kontrol ve Veri Toplama Sistemi) ve oluşturulacak DMA (Ölçümlü Alt Bölge) sistemleri sayesinde şebeke daha etkin izlenecek, su kayıplarının azaltılması ve arızalara daha hızlı müdahale edilmesi sağlanacak. Böylece mevcut su kaynaklarından daha verimli yararlanılarak içme suyu arzının sürekliliğine katkı sunulacak. EBRD Sürdürülebilir Altyapı Direktörü Harry Boyd-Carpenter, “Su Altyapısını Güçlendirmek Kritik Öneme Sahip” İmza töreninde konuşan EBRD Sürdürülebilir Altyapı Direktörü Harry Boyd-Carpenter, Muğla’nın doğal ve ekonomik zenginliklerine dikkat çekerek suyun bölgenin geleceği açısından taşıdığı önemi vurguladı. Muğla’nın EBRD Yeşil Şehirler Programı’na katılan Türkiye’deki yedinci şehir olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Carpenter, “Tüm bu zenginliklerin kalbinde su yer alıyor. Su olmadan modern bir topluma, sanayiye ve gelişen bir topluluğa sahip olamazsınız. İklim değişikliği ve kuraklıkların gelecekte de zorluklar yaratacağını biliyoruz. Bu yüzden su altyapısını güçlendirmek kritik bir öneme sahip.” dedi. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, “Kayıp Kaçak Oranını Yüzde 20’nin Altına İndirmeyi Hedefliyoruz” Projenin teknik kapsamına ilişkin bilgi veren MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, “Bugün proje bölgemizde kayıp-kaçak oranı yüzde 65 seviyelerine kadar çıkmakta. Yapacağımız bu yatırımla verdiğimiz taahhüt, bunu yüzde 20’nin altına indirmek. Yenilenen ve yeni inşa edilen tüm hatlarımız mevcut SCADA sistemimize entegre edilecek. Oluşturacağımız DMA bölgeleriyle de şebekeyi daha etkin izleyecek ve yöneteceğiz. Topgözü’nden inşa edeceğimiz yeni iletim hattıyla mevcut su kaynağımızı sistemimize kazandıracağız. Böylece enerji tüketimimizi ve işletme maliyetlerimizi düşürecek, karbon emisyonlarımızın azaltılmasına da katkı sağlayacağız. Başta bu önemli projenin hayata geçirilmesine öncülük eden Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a, EBRD'nin değerli yöneticilerine ve uzmanlarına, proje sürecinde büyük emek veren tüm MUSKİ çalışanı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” dedi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Muğla İçin İklim Değişikliğine Uyum, Suyla Başlar” Projenin Muğla’nın geleceği açısından önemli bir adım olduğunu belirten Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, yatırımın yalnızca üç ilçenin içme suyu altyapısına değil, kentin iklim değişikliğine uyum kapasitesine de katkı sağlayacağını ifade etti. EBRD Yeşil Şehirler Programı kapsamında imzalanan anlaşmanın önemine değinen Başkan Aras, “İçme suyu şebekesinin kritik bölümlerini yenileyecek, su kayıplarını azaltacak, modern izleme sistemlerini devreye alacak ve su kaynaklarımızı çok daha verimli kullanacağız. Tasarruf ettiğimiz her damla su, Muğla için yeni bir su kaynağı demektir.” diye konuştu. Muğla’nın Akdeniz İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı dönemde imzalanan anlaşmanın anlamlı bir mesaj taşıdığını belirten Başkan Aras, Akdeniz genelindeki şehirlerin kuraklık, su kıtlığı, aşırı hava olayları ve doğal kaynaklar üzerindeki artan baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Başkan Aras, “Muğla’da bu sorunları somut adımlara dönüştürüyoruz. Muğla için iklim değişikliğine uyum, suyla başlar. Bu proje aynı zamanda Muğla’dan Akdeniz’e ve COP31’e açık bir mesaj veriyor: Şehirler harekete geçmeye hazır. Projelerimiz ve kapasitemiz var. Güçlü iş birlikleri ve iklim finansmanına erişimle hedeflerimizi hayata geçirebiliriz.” ifadelerini kullandı. “Muğla’nın Su Güvenliğine Yatırım Yapıyoruz” Uluslararası iş birliklerinin ve iklim finansmanına erişimin, kentlerin karşı karşıya olduğu çevresel sorunlara somut çözümler üretilmesinde önemli rol oynadığını vurgulayan Başkan Aras, projeye katkı sunan kurum ve ekiplerle iş birliğinin önemine dikkat çekti. Başkan Aras, “Güveni ve iş birliği için EBRD’ye, özverili çalışmaları için MUSKİ ekibimize, iş birlikleri için de Köyceğiz, Ortaca ve Dalaman belediye başkanlarına teşekkür ediyorum. Bugün, bu üç ilçemizin geleceğine ve Muğla’nın su güvenliğine yatırım yapıyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Denizli Büyükşehir’den Yatağan’a 27,6 Milyonluk Su Yatırımı Haber

Denizli Büyükşehir’den Yatağan’a 27,6 Milyonluk Su Yatırımı

Denizli Su ve Kanalizasyon İdaresi (DESKİ) Genel Müdürlüğü, kent genelinde kesintisiz, sağlıklı ve sürdürülebilir içme suyu sağlama hedefi doğrultusunda altyapı hamlelerine devam ediyor. Bu kapsamda, Serinhisar ilçesinin Yatağan Mahallesi’nde kullanım ömrünü tamamlayan içme suyu altyapısını yenilemek ve bölgenin su ihtiyacını güvence altına almak amacıyla kapsamlı bir proje başlatıldı. Modern içme suyu deposu ve güçlü iletim hattıyla kesintisiz su dönemi Toplam 27 milyon 600 bin TL’lik bütçeyle hayata geçirilen proje kapsamında; ekonomik ömrünü tamamlayan ve kapasitesi yetersiz kalan eski içme suyu deposu yerine, modern teknolojiyle donatılmış 1.000 metreküplük yeni bir içme suyu deposu inşa ediliyor. İçme suyu deposuyla birlikte yapımı süren 1,9 kilometrelik yeni iletim hattı sayesinde bölgeye yüksek debili, basınçlı ve kesintisiz su akışı sağlanacak. Yeni iletim hattı, şebekedeki basınç kayıplarını en aza indirerek Yatağan Mahallesi’nin su kaynaklarını destekleyecek ve vatandaşların suya sorunsuz erişimini güvence altına alacak. Kuraklığa karşı tampon bölge, artan su talebine güçlü çözüm Yeni tesisin geniş depolama hacmi, bölgedeki anlık ve mevsimsel su talebinin karşılanmasında önemli bir tampon görevi görecek. İleri mühendislik çözümleriyle inşa edilen modern içme suyu deposu ve güçlü iletim hattı sayesinde, özellikle yaşanan kuraklık ve iklim koşulları nedeniyle su ihtiyacının arttığı dönemlerde sistem güvenli, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde işletilecek; mahalle sakinlerinin mevsimsel kesintilerden etkilenmesinin önüne geçilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ren ve Tuna Nehirlerindeki Düşük Su Seviyeleri Avrupa Ekonomisini Baskı Altına Alıyor    Haber

Ren ve Tuna Nehirlerindeki Düşük Su Seviyeleri Avrupa Ekonomisini Baskı Altına Alıyor   

Coface, su seviyelerinin kısa vadede düşük kalmasının beklendiğine, ekonomik etkilerin ise önümüzdeki aylarda devam ederek kırılgan ekonomilerde büyümeyi olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Öne çıkan veriler 8 cm: Ren Nehri’nin Kaub ölçüm istasyonundaki su seviyesi 18 Ağustos’ta 8 santimetreye kadar geriledi. Bu seviye, nehir taşımacılığının kısıtlanmaya başladığı 78 santimetrelik eşiğin oldukça altında kalırken, 2018’de kaydedilen 25 santimetrelik tarihi dip seviyeyi de geride bıraktı. Yüzde 20: Ağustos ayı başında Ren Nehri’ndeki bazı yük gemileri normal taşıma kapasitelerinin yaklaşık yüzde 20’siyle sefer yapabildi. Yüzde 72: Avrupa’daki iç su yolu taşımacılığının yüzde 60’ı Ren, yüzde 12’si ise Tuna üzerinden gerçekleştiriliyor .Büyümede 0,4 puana varan kayıp: 2018’de yaşanan son büyük düşük su seviyesi döneminde Almanya’nın reel GSYH büyümesi 0,3 ila 0,4 puan gerilemişti. Avrupa’nın nehirlerinde tarihi düşüş Avrupa’da aylardır devam eden olağanüstü sıcak ve kurak hava koşulları, birçok nehirde su akışının önemli ölçüde azalmasına yol açtı. Bu durumun etkileri, kıtanın taşımacılık ve ekonomik faaliyetlerinde stratejik rol oynayan Ren ve Tuna nehirlerinde daha belirgin şekilde görülüyor. Ren Nehri’nin su seviyesi, ağustos ayı başında Almanya’daki Kaub ölçüm istasyonunda tüm zamanların en düşük seviyesine inerken Tuna’nın Macaristan ve Romanya’daki bazı kesimlerinde de daha önce görülmemiş seviyeler kaydedildi. Düşük su seviyeleri çevresel etkilerin yanı sıra ekonomi üzerinde de doğrudan sonuçlar yaratıyor. Yük taşımacılığındaki aksamalar ve bazı enerji tesislerinin faaliyetlerinde yaşanan sorunlar, bu altyapılara bağımlı sanayi sektörlerinin üretimini de etkiliyor. Tedarik zincirlerinde lojistik baskı artıyor İç su yolu taşımacılığının Avrupa’daki toplam yük taşımacılığındaki payı sınırlı olsa da Ren ve Tuna’nın geçtiği ülkelerde bu yöntem stratejik önem taşıyor. Nehir taşımacılığının yük taşımacılığındaki payı Almanya’da yüzde 5,4, Romanya’da ise yüzde 19,2’ye kadar çıkıyor. Nehir taşımacılığının diğer ulaşım yöntemleriyle ikame edilmesi de kolay görünmüyor. Bir nehir gemisi yaklaşık 2 bin ton yük taşıyabilirken bu miktar bir yük treninde 1.500 tona, bir tanker kamyonunda ise 25 tona kadar düşüyor. Düşük su seviyelerinin taşınan yük miktarı ve maliyetler üzerindeki etkileri şimdiden görülmeye başladı. Ağustos ayı başında Ren’de seyreden bazı yük gemileri normal kapasitelerinin yaklaşık yüzde 20’sini kullanabildi. Tuna’nın Romanya bölümünde ise taşınan yük miktarının bazı kesimlerde yüzde 40’a varan oranlarda azaltılması gerekti. Benzer koşulların yaşandığı 2018’de yükleme kısıtlamaları ve operatörlerin uyguladığı ek ücretler nedeniyle nehir taşımacılığı maliyetleri kuru dökme yüklerde 2,5 katına, sıvı dökme yüklerde ise 4,5 katına kadar yükselmişti. Orta Avrupa’da enerji sektörü de baskı altında Kuraklığın etkileri taşımacılıkla sınırlı kalmıyor. Tuna Nehri, bazı nükleer enerji santrallerinin soğutma sistemleri açısından da kritik önem taşıyor. Macaristan’daki Paks ve Romanya’daki Cernavodă nükleer santrallerinin faaliyetleri düşük su seviyelerinden etkilenmeye başladı. Ülkelerindeki tek nükleer enerji üretim kaynakları olan bu santraller, Macaristan’ın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını, Romanya’nın ise yüzde 20,5’ini karşılıyor. Üretimdeki düşüşü telafi etmek isteyen işletmecilerin elektrik ithalatına veya daha yüksek maliyetli doğal gaz santrallerine yönelmesi gerekiyor. Geniş çaplı elektrik kesintilerine ilişkin yakın vadeli bir risk bulunmasa da mevcut tablo enerji maliyetlerini yükseltiyor ve bölgesel enerji piyasaları üzerindeki baskıyı artırıyor. Romanya’da ithal elektriğin maliyeti, ülke içinde üretilen elektriğin 2 ila 2,5 katına kadar çıkıyor. Macaristan ve Romanya hükümetleri, sistem üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla bazı büyük sanayi kuruluşlarının elektrik tüketimini geçici olarak düşürmeye yönelik önlemler de aldı. Bu uygulamaların otomotiv, kimya ve yapı malzemeleri gibi enerji yoğun sektörleri daha fazla etkilemesi ve ağustos ayındaki sanayi faaliyetleri üzerinde baskı oluşturması bekleniyor. Alman kimya sektörü risklerin odağında Üretim tesislerinin önemli bir bölümü Ren Nehri boyunca konumlanan Alman kimya sektörü, nehir taşımacılığına en fazla bağımlı sektörlerin başında geliyor. Ludwigshafen’daki BASF tesisi bu bağımlılığın önemli örneklerinden biri. Kaub’daki kritik noktanın güneyinde bulunan tesis, yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 40’ını nehir yoluyla gerçekleştiriyor. Su seviyelerinin daha da düşmesi, tesisin tedarik zinciri açısından kritik öneme sahip Amsterdam, Rotterdam ve Antwerp limanlarıyla bağlantılarında yeni aksamalara yol açabilir. Bu gelişmeler, Alman kimya sektörünün yüksek enerji maliyetleri ve rekabet gücündeki kayıpla mücadele ettiği bir dönemde yaşanıyor. Sektörün üretimi 2018’den bu yana yaklaşık yüzde 20 gerilemiş durumda. Avrupa ekonomisinin iklim kaynaklı risklere karşı kırılganlığı artıyor Kısa vadeli hidrolojik tahminler koşullarda sınırlı bir iyileşmeye işaret ediyor. Ren Nehri’nde düşük su seviyelerinin görüldüğü dönem genellikle sonbahara kadar devam ettiği için taşımacılık ve üretimdeki aksamaların önümüzdeki haftalarda da sürmesi bekleniyor. Kar örtüsündeki azalma, buzulların geri çekilmesi ve aşırı sıcak hava dalgalarının daha sık görülmesi ise benzer olayların gelecekte daha fazla yaşanabileceğine işaret ediyor. Mevcut tablo, şirketlerin ve kamu otoritelerinin iklim kaynaklı riskleri lojistik, sanayi ve enerji stratejilerinde daha fazla dikkate almasının önemini ortaya koyuyor. İç su yolu taşımacılığına bağımlı şirketler açısından konu, tek bir kuraklık döneminin yarattığı sorunları yönetmenin ötesine geçiyor. Tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve iklim kaynaklı kesintilere karşı dayanıklılığın artırılması giderek daha önemli hale geliyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Coface Ekonomisti Eve Barré, “Ren ve Tuna’daki düşük su seviyeleri, aşırı hava olaylarının çevresel etkilerinin yanında ekonomik sonuçlarının da giderek belirginleştiğini gösteriyor. Lojistik, enerji ve sanayi faaliyetleri aynı anda etkilenebiliyor. Mevcut durumun 2018’e kıyasla daha erken ortaya çıkması ve daha şiddetli seyretmesi, Avrupa ekonomisindeki zayıf büyüme görünümüyle birleştiğinde endişeleri artırıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarım, Sanayi, Hayvancılık ve Teknolojileri Fuarı Tekirdağ’da Kapılarını Açtı Haber

Tarım, Sanayi, Hayvancılık ve Teknolojileri Fuarı Tekirdağ’da Kapılarını Açtı

Program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Protokol konuşmalarının ardından Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve diğer protokol üyelerinin katılımıyla kurdele kesilerek fuarın açılışı gerçekleştirildi. CANDAN BAŞKAN: “BÖYLESİ FUARLAR, TEKNOLOJİYLE ÜRETİCİYİ BULUŞTURMALARI AÇISINDAN ÇOK KIYMETLİ” Açılış programında konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Tekirdağ’ın tarım, sanayi, turizm, üniversite ve limanlarıyla ülkeye katma değer sağlayan güçlü bir üretim kenti olduğunu belirterek üretimin sürdürülebilirliği açısından teknoloji ve tarımsal desteklerin önemine dikkat çekti. İklim değişikliği ve üretim koşullarının giderek zorlaştığına değinen Candan Başkan, fuarın üreticiler açısından yeni fırsatlar sunacağını ifade ederek şunları söyledi: “Ülkemizin bütün şehirleri birbirinden güzel ama Tekirdağımız bize en güzel geliyor. Bir tarafı tarım, bir tarafı sanayi, bir tarafı turizm, bir tarafı üniversite, bir tarafı limanlarıyla gerçekten çok güçlü ve ülkesine katma değer yaratan, her koşulda üretmeye devam eden bir şehir. Bizim gücümüz üretimimiz. Sanayimiz çok güçlü, tarımımız da bir o kadar güçlü. Üreticilerimiz üretmeye devam etmek istiyor ama üretim giderek zorlaşıyor. Dünya değişiyor, iklim değişiyor, teknoloji çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla böylesi fuarlar, teknolojiyle üreticiyi buluşturması, farkındalığı artırması, bilgilendirmesi ve yeni fırsatlar sunması açısından çok kıymetli. Bunun yanında tarımsal destekleri, hayvancılığı desteklemeyi çok kıymetli buluyoruz. Göreve geldiğimiz günden beri bizler de elimizden geldiğince bu destekleri artırarak üretim noktasında hemşehrilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz.” “SUYU VE DENİZLERİMİZİ KORUMAK BİZLER İÇİN ÇOK ÖNEMLİ” Konuşmasının devamında geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklığa ve su kaynaklarının korunmasının üretim açısından önemine değinen Başkan Yüceer, tarımın ve üretimin güçlendirilmesinin altyapı yatırımlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayarak konuşmasını şu şekilde noktaladı: “Geçtiğimiz sene çok büyük bir kuraklık yaşadık. Bu sene çok şükür daha iyi yağış aldık. Su bizim için çok kıymetli. İklim değişikliğin yanında özellikle altyapı yatırımları, suya yatırım, suyu ve denizlerimizi korumak bizler için çok önemli. Çünkü bunların olmadığı yerde üretimi, tarımı güçlendirmek mümkün değil. Hepsi bir bütün. Bu bütün içerisinde bizler de gerek şehrimize gerek ülkemize katkı sunmak için var gücümüzle çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz. Şehrimize daha çok destek, daha çok ilgi ve alaka bekliyoruz. Bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, fuarın üreticilerimize ve esnafımıza hayırlı, bol kazançlı olmasını diliyorum.” 1-5 Eylül tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlayacak fuarda tarım, sanayi, hayvancılık ve teknoloji alanlarında faaliyet gösteren sektör temsilcileri ürün ve hizmetlerini tanıtacak. Açılışa Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Edirne Valisi Yunus Sezer, Tekirdağ milletvekilleri Mestan Özcan, Gökhan Diktaş, Çiğdem Koncagül, İlhami Özcan Aygun, Nurten Yontar ve Cem Avşar, Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Süleymanpaşa Kaymakamı Mahmut Nedim Tunçer, Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar, il protokolü, tarım sektörü temsilcileri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ETİ, Kuraklığa Dayanıklı Kanatlı Buğdayı'nın İlk Tohumluk Hasadını Gerçekleştirdi Haber

ETİ, Kuraklığa Dayanıklı Kanatlı Buğdayı'nın İlk Tohumluk Hasadını Gerçekleştirdi

Türkiye’nin lider gıda şirketlerinden ETİ, tarımsal Ar-Ge yatırımları ve sürdürülebilir tarım vizyonu doğrultusunda önemli bir adım daha attı. İklim krizinin getirdiği kuraklık riski ve kaliteli hammadde ihtiyacından yola çıkan ETİ; iklim değişikliğine dirençli yerli tohum çeşidi Kanatlı Buğdayı’nın tohumluk buğday hasadını gerçekleştirdi. 2004 yılında Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından ıslah çalışmalarıyla geliştirilmeye başlanan Kanatlı Buğdayı, ETİ’nin sertifikalı tohumluk üretiminin temelini oluşturacak. Geçtiğimiz yıl üretim hakları alınan bu yeni çeşit, bisküvilik buğday ununun üretiminde sürdürülebilir hammadde güvencesi sağlayacak. Uzun yıllardır yürüttüğümüz Ar-Ge çalışmalarımızın somut sonuçlarını görmeye başladık Kanatlı Buğdayı’nın ilk tohumluk hasadıyla ilgili açıklama yapan ETİ Global CEO’su Ercan Öz; “ETİ olarak 10 yıl önce dahil olduğumuz ve bugün ilk hasadını gururla gerçekleştirdiğimiz Kanatlı Buğdayı, tarımsal sürdürülebilirlik vizyonumuzun en somut adımlarından biri. Ülkemiz tarımının ve gıda sanayinin yarınlarını güvence altına alma hedefiyle yürüttüğümüz bu uzun soluklu çalışma, geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde tecrübe ettiğimiz şiddetli kuraklıkla birlikte ne kadar doğru bir yatırım olduğunu bir kez daha kanıtladı. Yaşanan bu tablo, geleneksel tarım modellerinin iklim krizine karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken, yıllar önce koyduğumuz vizyonun doğruluğunu da teyit etti. Tarımsal üretim çalışmalarına verdiği destek sebebiyle, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından kurucumuz merhum Firuz Kanatlı’nın adı verilen bu buğday, gıda sektörümüzün geleceğini koruma altına alma noktasında kritik bir role sahip. Değişen iklim koşullarına rağmen kalitesinden ödün vermeyen bu çeşidin, önümüzdeki dönemde tüm gıda sanayimiz için sürdürülebilir, güvenilir ve yüksek standartlı bir hammadde güvencesi olacağına inanıyoruz.” Çiftçilerle birlikte büyüyen sürdürülebilir tarım modeli Tarımsal üretimin geleceğini korumaya yönelik çalışmalarını sürdüren ETİ, 15 yıl önce 11 çiftçi ve 1.800 dekarlık alanda başlattığı sözleşmeli tarım modelini bugün yaklaşık 350 bin dekarlık geniş bir üretim alanına taşıdı. Türkiye’de gıda sanayinin geleceğinin sürdürülebilir tarımdan geçtiğini belirten Öz; “Tarımsal girdilere dayalı bir şirket olarak, hammaddemizi sağladığımız tarım sektörünün sürdürülebilirliği bizim için hayati önem taşıyor. ETİ olarak üretim süreci boyunca çiftçilere tohum, gübre ve bitki besleme ürünleri başta olmak üzere ayni destek sağlıyor; uzman ziraat mühendislerimiz aracılığıyla sahada teknik danışmanlık veriyoruz. Ayrıca kalite kriterlerine uygun ürünler için alım garantisi ve tarladan ücretsiz nakliye imkanı sunuyoruz.” Tarımsal Ar-Ge çalışmalarını da uzun yıllardır şirket içerisinde yer alan uzman ekiplerle yürüten ETİ, bu alandaki faaliyetlerini resmi tescil ve yetkilendirmelerle sürdürüyor. Üniversiteler, bilimsel kuruluşlar ve araştırma enstitüleriyle yürüttüğü ortak ıslah projelerinin yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen 'Özel Sektör Tarımsal Araştırma Kuruluşu' unvanına sahip olan şirket, özel tohum geliştirme stratejileri uyguluyor. TÜBİTAK destekli projeler ve tohum ıslah programları sayesinde tescil ve tedarik süreçlerini hızlandıran ETİ, geliştirdiği yüksek nitelikli tohumlarla güçlü bir temel oluşturuyor. Şirket bu sayede, Türkiye’nin tarımsal Ar-Ge kapasitesine ve gıda sanayinin geleceğine katkı sağlamaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.