Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Küresel Ticaret

Kapsül Haber Ajansı - Küresel Ticaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Ticaret haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uluslararası Fuarlarda 25 Yıllık Güven Haber

Uluslararası Fuarlarda 25 Yıllık Güven

Aynı çatı altında üreticileri, tedarikçileri, yatırımcıları, satın almacıları ve sektör profesyonellerini buluşturan fuarlar, iş dünyasının en önemli ticaret ve networking platformları arasında yer alıyor. Bu alanda Türkiye'nin öncü organizatörlerinden biri olan Artkim Fuarcılık, kimya, kompozit, boya, poliüretan, kozmetik, gıda, ilaç ve endüstriyel üretim sektörlerine yönelik düzenlediği uluslararası fuarlarla sektörlerin gelişimine katkı sağlamayı sürdürüyor. Bugüne kadar gerçekleştirdiği organizasyonlarda 14.000’in üzerinde katılımcı firmayı, 100’ün üzerinde ülkeden sektör profesyonelini ve toplam 1.000.000’nun üzerinde ziyaretçiyi aynı çatı altında buluşturan Artkim, Türkiye'nin uluslararası fuarcılık alanındaki en güçlü markalarından biri olarak faaliyetlerine devam ediyor. Sadece fuar organizasyonu gerçekleştiren bir şirket olmanın ötesinde, sektörlerin uluslararası pazarlara açılmasına, yeni iş birlikleri geliştirmesine ve küresel ticaret ağlarına entegre olmasına katkı sunan Artkim Fuarcılık, geliştirdiği organizasyonlarla Türkiye'nin üretim gücünü dünya ile buluşturmaya devam ediyor. Artkim Fuarcılık tarafından organize edilen uluslararası fuarların takvimi planlandığı şekilde ilerliyor. * 11. Turkchem Eurasia 2026 – 25–27 Kasım 2026 * 7. InterDye & Textile Printing Eurasia – 25–27 Kasım 2026 * 1. Turkchem Azerbaijan – 6–8 Nisan 2027 * 8. Cosmetics & Homecare Ingredients 2027 – 9–11 Haziran 2027 * 7. Food & Nutritional Ingredients 2027 – 9–11 Haziran 2027 * 7. Pharmaist 2027 – 9–11 Haziran 2027 * 10. Turkcoat İstanbul – 24–26 Kasım 2027 * 10. Putech Eurasia – 24–26 Kasım 2027 * 8. Surtech Eurasia – 24–26 Kasım 2027 * 9. PaintExpo Eurasia – 24–26 Kasım 2027 * 4. Adhesives & Bonding Eurasia – 24–26 Kasım 2027 ARTKİM'İN GÜCÜNÜN TEMELİNDE GÜVEN VE SÜREKLİLİK VAR Çeyrek asırlık deneyimle oluşturdukları marka değerinin en önemli güçleri olduğunu belirten Artkim Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güler, "Artkim olarak yıllardır yalnızca fuarlar düzenlemiyoruz; sektörlerin gelişimine katkı sağlayan, uluslararası iş birliklerinin kurulmasına zemin hazırlayan ve Türkiye'nin üretim gücünü dünyaya taşıyan platformlar oluşturuyoruz. Bugün sahip olduğumuz güven, düzenlediğimiz organizasyonların başarısından ve sektör paydaşlarımızla kurduğumuz güçlü ilişkilerden geliyor. Önümüzdeki dönemde de yeni uluslararası projelerle faaliyet alanımızı genişletmeye ve sektörlerimizi dünya ile buluşturmaya devam edeceğiz. Artkim Fuarcılık, güçlü organizasyon altyapısı, uluslararası iş ağı ve sektörlerinden aldığı güvenle önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin en önemli uluslararası fuar organizasyonlarına imza atmayı sürdürecek" açıklamalarında bulundu. Yıllar içinde büyük emek ve yatırımlarla oluşturdukları marka değerlerinin sektör için önemli bir güven unsuru olduğunu vurgulayan bir kamuoyu açıklaması yayınlayan Artkim Yönetim Kurulu, ilgili metinde ,“Marka isimlerimizin harf dizilimlerini veya ifade biçimlerini değiştirerek benzer organizasyonlar oluşturma çabalarının takdirini sektör paydaşlarımızın sağduyusuna bırakıyoruz. Güven, doğruluk ve etik rekabet ilkelerine aykırı olduğunu değerlendirdiğimiz bu tür girişimlere karşı tüm yasal haklarımızı kararlılıkla koruyacağız. Kamuoyunun yalnızca resmî iletişim kanallarımızdan yapılan açıklamalara itibar etmemesi önemle rica ediyoruz" ifadelerine yer verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sunar Yatırım, Güvenli Gıdaya Ulaşmanın Herkesin Hakkı Olduğuna Dikkat Çekiyor  Haber

Sunar Yatırım, Güvenli Gıdaya Ulaşmanın Herkesin Hakkı Olduğuna Dikkat Çekiyor 

Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 7 Haziran’da kutlanan Dünya Gıda Güvenliği Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, güvenli gıdanın artık yalnızca ürün güvenliğini değil; izlenebilirlik, sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı ve kriz dönemlerinde erişilebilirliği de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi. Güvenli gıdanın önemine dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Gıda Güvenliği Günü, güvenilir gıdaya erişimin insan sağlığı, toplumsal refah ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolünü her yıl yeniden gündeme taşıyor. Adana’da 50 yıl önce tarımla başlayan yolculuğunu bugün küresel arenaya taşıyan Sunar Yatırım, faaliyetlerini teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında sürdürüyor. Şirket; bitkisel sıvı yağ, un, yem, mısır nişastası bazlı endüstriyel ham madde ve biyo-bozunur plastik üretimi gerçekleştiriyor. Sunar Yatırım, son dönemde yaşanan küresel gelişmelerle birlikte gıda güvenliğinin daha da stratejik bir konu haline geldiğine dikkat çekiyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuyla ilgili açıklamasında gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan tüm zincirin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, “Sunar olarak gıda güvenliğini tüm üretim süreçlerimizin merkezinde konumlandırıyoruz. Tarladan başlayarak nihai ürüne kadar uzanan değer zincirinin her aşamasında kalite, izlenebilirlik ve güvenlik standartlarını titizlikle uyguluyor; ulusal ve uluslararası standartlara uygun üretim gerçekleştiriyoruz. Teknoloji yatırımlarımız, kalite kontrol sistemlerimiz ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızla güvenli gıdaya erişimin desteklenmesine katkı sağlıyoruz. Toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulması ancak bu anlayışla mümkün olabilir. Güvenli gıda bir ayrıcalık değil, herkesin erişebilmesi gereken temel bir haktır. Bu hakkın korunması ise sürekli iyileştirme, bilim temelli uygulamalar ve güçlü iş birlikleriyle mümkündür.” dedi. Küresel riskler gıda sistemlerini yeniden şekillendiriyor Günümüzde gıda güvenliğini tehdit eden riskler hakkında da değerlendirmede bulunan Çomu sözlerine şöyle devam etti: “Değişim gösteren sıcaklık dalgalanmaları, kuraklıklar, seller ve aşırı hava olayları tarımsal üretimi; savaşlar ve bölgesel çatışmalar küresel ticaret akışlarını ve lojistik ağları doğrudan etkiliyor. Enerji, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan maliyet baskıları da üretimin sürdürülebilirliği üzerinde önemli riskler oluşturuyor. Bunlarla beraber gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler de insan sağlığı noktasında küresel ölçekte önemini koruyor. Gıda üretimi ve erişiminde tüm bu noktalar dikkate alınarak, bilim temelli kontrol mekanizmalarının ve etkin risk yönetimi sistemlerinin devreye alınması kritik rol oynuyor.” “Gıda güvenliği artık çok daha geniş bir kavram” Küresel gelişmelerin etkisiyle gıda güvenliği anlayışının da dönüşüm geçirdiğini belirten Sunar Yatırım, günümüzde güvenli gıdanın yalnızca ürün güvenliğiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu; sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı, izlenebilirlik, şeffaflık ve kriz dönemlerinde güvenilir gıdaya erişim konularının da gıda güvenliği kavramının ayrılmaz unsurları haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle riskleri önceden öngören ve tüm değer zinciri boyunca bu riskleri yöneten proaktif yaklaşımın her geçen gün daha da önem kazandığına dikkat çekti. Üretim standartları ve vizyonel yaklaşımla küresel pazarda sürdürülebilir büyüme Sunar Yatırım, kalite ve gıda güvenliğini, uluslararası standartlara dayalı yönetim sistemleriyle güvence altına alıyor. Şirket; Excipact GMP, ISO 22000 ve FSSC 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, Non-GMO ve ürün uygunluk belgeleri gibi uluslararası kabul görmüş sertifikasyonlarla faaliyetlerini yürütüyor. Bu sertifikasyonlar, tüm süreçlerin uluslararası standartlara uygun, denetlenebilir ve izlenebilir şekilde yönetilmesini desteklerken; müşteriler, iş ortakları ve diğer paydaşlar nezdinde güven oluşturuyor. Ürünlerini 110’dan fazla ülkeye ihraç eden Sunar Yatırım, farklı pazarların mevzuat ve kalite gerekliliklerini yakından takip ederek müşteri beklentilerine uyum sağlıyor. Güçlü izlenebilirlik sistemleri, kalite kontrol uygulamaları, tedarikçi yönetimi ve denetim süreçleriyle ham madde tedarikinden nihai ürüne kadar tüm aşamalarda gıda güvenliğini ön planda tutuyor. Şirket ayrıca sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında yürüttüğü çalışmalarla tarımsal üretimde kalite ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlarken, tedarik zincirinin güvenilirliğini de destekliyor. Temel ham maddelerin sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesini stratejik öncelik olarak gören Sunar Yatırım, tedarik zincirine çevresel ve sosyal sorumluluk kriterlerini entegre ederken, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla operasyonel dayanıklılığını güçlendiriyor. Şirket, uluslararası standartlarda üretim anlayışı, sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı ve güçlü ihracat performansıyla Türkiye'nin küresel pazardaki güvenilir gıda tedarikçisi konumuna katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Krizi ve Jeopolitik Riskler Gıda Güvenliğini Ön Plana Çıkarıyor Haber

İklim Krizi ve Jeopolitik Riskler Gıda Güvenliğini Ön Plana Çıkarıyor

Güvenli gıdanın önemine dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Gıda Güvenliği Günü, güvenilir gıdaya erişimin insan sağlığı, toplumsal refah ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolünü her yıl yeniden gündeme taşıyor. Adana’da 50 yıl önce tarımla başlayan yolculuğunu bugün küresel arenaya taşıyan Sunar Yatırım, faaliyetlerini teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında sürdürüyor. Şirket; bitkisel sıvı yağ, un, yem, mısır nişastası bazlı endüstriyel ham madde ve biyo-bozunur plastik üretimi gerçekleştiriyor. Sunar Yatırım, son dönemde yaşanan küresel gelişmelerle birlikte gıda güvenliğinin daha da stratejik bir konu haline geldiğine dikkat çekiyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuyla ilgili açıklamasında gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan tüm zincirin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, “Sunar olarak gıda güvenliğini tüm üretim süreçlerimizin merkezinde konumlandırıyoruz. Tarladan başlayarak nihai ürüne kadar uzanan değer zincirinin her aşamasında kalite, izlenebilirlik ve güvenlik standartlarını titizlikle uyguluyor; ulusal ve uluslararası standartlara uygun üretim gerçekleştiriyoruz. Teknoloji yatırımlarımız, kalite kontrol sistemlerimiz ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızla güvenli gıdaya erişimin desteklenmesine katkı sağlıyoruz. Toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulması ancak bu anlayışla mümkün olabilir. Güvenli gıda bir ayrıcalık değil, herkesin erişebilmesi gereken temel bir haktır. Bu hakkın korunması ise sürekli iyileştirme, bilim temelli uygulamalar ve güçlü iş birlikleriyle mümkündür.” dedi. Küresel riskler gıda sistemlerini yeniden şekillendiriyor Günümüzde gıda güvenliğini tehdit eden riskler hakkında da değerlendirmede bulunan Çomu sözlerine şöyle devam etti: “Değişim gösteren sıcaklık dalgalanmaları, kuraklıklar, seller ve aşırı hava olayları tarımsal üretimi; savaşlar ve bölgesel çatışmalar küresel ticaret akışlarını ve lojistik ağları doğrudan etkiliyor. Enerji, gübre ve diğer tarımsal girdilerde yaşanan maliyet baskıları da üretimin sürdürülebilirliği üzerinde önemli riskler oluşturuyor. Bunlarla beraber gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler de insan sağlığı noktasında küresel ölçekte önemini koruyor. Gıda üretimi ve erişiminde tüm bu noktalar dikkate alınarak, bilim temelli kontrol mekanizmalarının ve etkin risk yönetimi sistemlerinin devreye alınması kritik rol oynuyor.” “Gıda güvenliği artık çok daha geniş bir kavram” Küresel gelişmelerin etkisiyle gıda güvenliği anlayışının da dönüşüm geçirdiğini belirten Sunar Yatırım, günümüzde güvenli gıdanın yalnızca ürün güvenliğiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu; sürdürülebilir kaynak kullanımı, tedarik zinciri dayanıklılığı, izlenebilirlik, şeffaflık ve kriz dönemlerinde güvenilir gıdaya erişim konularının da gıda güvenliği kavramının ayrılmaz unsurları haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle riskleri önceden öngören ve tüm değer zinciri boyunca bu riskleri yöneten proaktif yaklaşımın her geçen gün daha da önem kazandığına dikkat çekti. Üretim standartları ve vizyonel yaklaşımla küresel pazarda sürdürülebilir büyüme Sunar Yatırım, kalite ve gıda güvenliğini, uluslararası standartlara dayalı yönetim sistemleriyle güvence altına alıyor. Şirket; Excipact GMP, ISO 22000 ve FSSC 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, Non-GMO ve ürün uygunluk belgeleri gibi uluslararası kabul görmüş sertifikasyonlarla faaliyetlerini yürütüyor. Bu sertifikasyonlar, tüm süreçlerin uluslararası standartlara uygun, denetlenebilir ve izlenebilir şekilde yönetilmesini desteklerken; müşteriler, iş ortakları ve diğer paydaşlar nezdinde güven oluşturuyor. Ürünlerini 110’dan fazla ülkeye ihraç eden Sunar Yatırım, farklı pazarların mevzuat ve kalite gerekliliklerini yakından takip ederek müşteri beklentilerine uyum sağlıyor. Güçlü izlenebilirlik sistemleri, kalite kontrol uygulamaları, tedarikçi yönetimi ve denetim süreçleriyle ham madde tedarikinden nihai ürüne kadar tüm aşamalarda gıda güvenliğini ön planda tutuyor. Şirket ayrıca sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında yürüttüğü çalışmalarla tarımsal üretimde kalite ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlarken, tedarik zincirinin güvenilirliğini de destekliyor. Temel ham maddelerin sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesini stratejik öncelik olarak gören Sunar Yatırım, tedarik zincirine çevresel ve sosyal sorumluluk kriterlerini entegre ederken, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla operasyonel dayanıklılığını güçlendiriyor. Şirket, uluslararası standartlarda üretim anlayışı, sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı ve güçlü ihracat performansıyla Türkiye'nin küresel pazardaki güvenilir gıda tedarikçisi konumuna katkı sağlamayı sürdürüyor. Sunar Yatırım Hakkında: Yarım asrı aşkın köklü geçmişiyle tarım, gıda ve biyoendüstri alanında faaliyet gösteren Sunar Yatırım; mısır nişastası bazlı endüstriyel hammadde, bitkisel sıvı yağ, un, yem ve biyo-bozunur plastik üreterek 6 kıtada, 100’ün üzerinde ülkeye ulaştırıyor. 1400’den fazla çalışanı başta olmak üzere çiftçiler, tüketiciler, iş ortakları, yerel yönetimler ve diğer tüm paydaşlarıyla geniş bir değer zinciri kuran Sunar, Ar-Ge ve ileri teknolojilere yaptığı yatırımlarla tarıma dayalı ve çevre dostu sürdürülebilir üretime liderlik ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Ticaret Zirvesi Mersin’de Haber

Küresel Ticaret Zirvesi Mersin’de

TURAB’tan yapılan açıklamada küresel ticaret zirvesi ile Mersin’i küresel ticaretin aktif merkezlerinden biri haline getirmeye hazırlandıkları belirtildi. TURAB tarafından düzenlenen “Küresel Ticaretin Yeni Ufukları: Türk-Arap ve AB İş Dünyası için Fırsatlar ve Yönelimler” Zirvesi, 15 Nisan 2026 tarihinde Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilecek kapsamlı programıyla uluslararası iş dünyasını bir araya getirmeye hazırlanıyor. Üst Düzey Katılım Sağlandı Programın saat 10:00’da başlayacak açılış bölümünde TURAB Genel Başkanı Fahri Kuş’un yanı sıra, Ticaret Bakanlığı Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürü Raif Can ile Dış Temsilcilikler Daire Başkanı Evren Subaşı’nın yer alacağı bildirildi. Açılışta, Türkiye’nin yurt dışı ticaret teşkilatı, ticaret müşavirlikleri ve küresel ticaret ağlarına ilişkin kapsamlı bir sunum yapılacağı ifade edilirken, Mersin Valisi Atilla Toros’un da programa teşrif etmesinin beklendiği kaydedildi . Dokuz Ülke İçin Ayrı Ayrı Ticaret Masası Zirve kapsamında ABD, Polonya, Hindistan, Güney Afrika, Tunus, Gana, Fildişi Sahili, Sırbistan ve Bosna Hersek olmak üzere 9 ülkeye yönelik özel oturumlar gerçekleştirilecek. Her ülke için ayrı panel düzenleneceği programda, ticaret müşavirleri, sektör temsilcileri ve uluslararası iş geliştirme uzmanlarının sahadaki deneyimlerini paylaşacağı belirtildi. ABD panelinin hibrit bağlantı ile yapılacağı, diğer ülke sunumlarının ise deneyim ve beklenti odaklı olarak gerçekleştirileceği ifade edilirken, moderatörlüğü TURAB Genel Sekreteri Yasemin Taş’ın üstleneceği bildirildi . Panel yapısının klasik sunum formatından farklı olarak tasarlandığına dikkat çekilen programda, bazı ülke oturumlarının eski ticaret müşavirleri, bazı sunumların ise pazara giriş ve büyüme stratejileri uzmanları tarafından gerçekleştirileceği belirtildi. Bu yaklaşımın, katılımcılara doğrudan uygulanabilir ticaret bilgisi sunmayı hedeflediği vurgulandı . Hazırlanan ülke analiz raporunda da Mersin’in lojistik altyapısı, üretim kapasitesi ve dış pazarlara erişim gücünün ön plana çıkarıldığı, panelin bu potansiyeli somut ticari iş birliklerine dönüştürmeyi amaçladığı ifade edildi. Raporda, organizasyonun ticaret heyetlerinin oluşturulması ve yatırım temaslarının başlatılması açısından kritik bir rol üstleneceği kaydedildi . Zirveye Yoğun İlgi Kayıtlar Doldu Etkinliğe yönelik ilginin yüksek olduğu, kayıtlı katılımcı sayısının arttığına dikkat çeken aöıklamada Adana, Nevşehir ve Kocaeli gibi farklı illerden yatırımcıların programa dahil olduğu, Mersin genelinde ise yoğun bir katılım beklendiği ifade edildi . Mersin Ticaretinin Yeni Eşiği Panel sonunda yapılacak genel değerlendirme oturumunda, ülke bazlı ticari eşleşmeler, B2B heyet planları ve detaylı ülke raporlarının paylaşılacağı belirtildi. Yetkililer, etkinliğin ardından Mersin merkezli yeni ticaret ağlarının oluşmasının ve uluslararası iş birliklerinin hız kazanmasının beklendiğini ifade etti . Genel değerlendirmelerde ise Mersin’in yalnızca bir liman kenti değil; üretim, depolama, işleme ve dağıtım kapasitesi yüksek çok boyutlu bir ticaret merkezi olduğuna dikkat çekilirken, bu panelin kenti küresel ticaret ağlarına daha güçlü şekilde entegre edecek önemli bir eşik olduğu vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu Haber

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu

2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. Bu yıl “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu üstleniyor. Zirvenin ikinci paneli, “Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası” başlığıyla düzenlendi. Şölen’in sponsor olduğu panelin moderatörlüğünü yapan LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt, küresel gelişmelerden bahsederek bunların Türkiye ekonomisine etkilerine değindi. Şölen İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Erdoğan Çoban, son dönemde artan maliyet baskılarına ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalara dikkat çekti. Kakao fiyatlarının son iki yılda yaklaşık beş kat arttığını belirten Çoban, “En büyük hammaddemiz olan kakaoyu 2 bin pound seviyesinden 10 bin pound seviyesine almak zorunda kaldık. Bu, bizim gibi büyük üreticiler için ciddi bir maliyet şoku anlamına geliyor. Ancak bu süreci etkin şekilde yönetiyoruz. Bu tablo, gıda güvenliği açısından küresel tedarik zincirlerinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.” dedi. Her sektörün kendine özgü zorlukları bulunduğunu vurgulayan Çoban, Türkiye’nin bu yeni dönemde öne çıkan üç temel avantajına işaret etti. Türkiye’nin lojistik açıdan stratejik bir konumda bulunduğunu belirten Çoban, Asya’dan Avrupa ve Afrika’ya sevkiyat sürelerinin 30-45 günlerden krizlerle birlikte 2-3 aya kadar uzadığını, buna karşın Türkiye’den aynı pazarlara 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini ifade etti. Güvenilirliğin de en az maliyet kadar kritik hale geldiğini vurgulayan Çoban, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalar ve jeopolitik konumu sayesinde bu alanda güçlü bir pozisyona sahip olduğunu dile getirdi. Gıda arz güvenliği konusunda ise Türkiye’nin stratejik bir partner olabileceğini belirten Çoban, artan korumacılık eğilimleri ve iklim değişikliğinin yarattığı risklerin bu alanı daha da kritik hale getirdiğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte bölge ülkeleriyle stratejik gıda anlaşmaları geliştirmesi gerektiğine dikkati çeken Çoban, şunları kaydetti: “Türk şirketleri küresel krizler karşısında o kadar kuvvetli ki bunun gerçekten ben çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Hem coğrafyanıza hem de yakın coğrafyaya bakarsak. Bu avantajı kullanmalıyız. Çünkü Türkiye, özellikle pandemiden sonra bakarsak, çözüm ülkesi oldu. Yani Türkiye, en büyük krizlerin normale çeviren bir ülke pozisyonuna giriyor. Biz de Şölen olarak, Türkiye'nin stratejik pozisyonunun bizim avantajımız olduğunu düşünüyorum.” “Talep artışı düşük emisyon kaynaklarıyla karşılanmalı” SHELL Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, jeopolitik gerginliklere değinerek 70’lerden bu yana böyle bir dönem yaşanmadığını söyledi. Erdem, şöyle konuştu: “Hemen hemen her ülkenin ekonomisine yansır bir durum söz konusu oldu. Enerjiyi farklı kaynaklardan almaya çalıştıkları için fiyatlarda yükselme oldu. Dünyanın en büyük petrol üretim, refinaj sistemleri var. Orada çalışanların da güvenliğinin sağlanması lazım. Savaşın insani boyutu var. Buradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması lazım. Başka kaynaklardaki üretimlerin artırılması, rotaların değiştirilmesi gibi yollar uygulanabilir. Bunlar kısmi çare oldu ama çok da etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve belki de sonra kalıcı barışın sağlanmasıyla körfezden geçen serbest bir yapıya kavuşması olabilir. Yenilebilir enerji kaynaklarına erişimin hızlı olmadığını da görüyoruz. Bildiğimiz bir şey var. Talep artışı devam edecek. Bizim bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamamız lazım.” “Küresel ticaret kuralları yeniden yazılıyor” Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ise değerlendirmesinde, son yıllarda küresel ölçekte ardı ardına yaşanan kırılmalara işaret etti. Pandemi sürecinin ardından yeni bir ekonomik düzene geçildiğini belirten Kural, mevcut savaş ortamının da bu dönüşümü derinleştirdiğini anlattı. Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığına dikkati çeken Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini vurguladı. Faaliyet gösterilen ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel etkilerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını belirten Kural, pandemi döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını dile getirdi. Cem Kural, geçmişte rekabetin Kore ve Japonya merkezli konuşulurken bugün Çin eksenine kaydığını belirterek, rekabetin dinamik yapısının devam edeceğini vurguladı. Kural, bu süreçte asıl belirleyici unsurun globalleşme ile birlikte operasyonel mükemmelliğin sağlanması olduğunu ifade ederek, yapay zeka destekli verimlilik artışlarının tüm değer zincirine entegre edilmesinin kritik hale geldiğini sözlerine ekledi. “Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı 2026’da 6,15 trilyona ulaşabilir” Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu, teknolojinin günlük yaşamla giderek daha fazla entegre hale geldiğini vurgulayarak, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Büyümenin ana itici güçlerinin veri merkezleri, yapay zekâ odaklı yazılımlar ve servisler olduğunu belirten Hantaloğlu, 2025 yılında küresel BİT pazarının yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştığını, 2026 yılında ise yüzde 11’lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini ifade etti. Türkiye özelinde bilgi teknolojileri tarafında güçlü bir ivme yakalandığını vurgulayan Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç tutulduğunda pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtti. Bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün ise 2025 yılı için henüz resmi olarak açıklanmadığını, ancak kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğu bilgisini paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Tüketimle Değil, Üretim ve İhracatla Büyümelidir Haber

Türkiye Tüketimle Değil, Üretim ve İhracatla Büyümelidir

EGİAD Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret Komisyonu öncülüğünde düzenlenen toplantıda; ihracata yönelik finansman olanakları, devlet destekleri, küresel ticarette değişen dinamikler ve Türk şirketlerinin uluslararası pazarlarda sürdürülebilir büyüme stratejileri kapsamlı biçimde ele alındı. Toplantıya; Türk Eximbank Ege Bölge Müdürü Gülom Kudal, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Eximbank ve EİB yöneticileri ile EGİAD Dış Ticaret Elçileri ve Konsey üyeleri katılım sağladı. Toplantının “Onur Konuğu” olarak yer alan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 40 yılı aşan ihracat birikimi ve liderlik tecrübesiyle, küresel ticaretin dönüşen dinamiklerine ilişkin stratejik değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Türkiye tüketimle değil, üretim ve ihracatla büyümelidir Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, ihracatı bir ülkenin kalkınma iradesi olarak tanımlayarak, “Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomi için üretim kadar önemli olan şey, o üretimi dünya pazarlarında değerli hale getirebilmektir. İhracat, döviz kazandırır, istihdam yaratır, firmaları disipline eder, kaliteyi yükseltir, verimliliği artırır ve ülkeyi küresel rekabetin bir parçası yapar. İhracat yapmayan bir şirket sadece kendi büyüme fırsatını kaçırmış olmaz. Aynı zamanda ülkenin dış ticaret dengesine, üretim kapasitesine, teknoloji gelişimine ve döviz gelirine de katkı sunmamış olur. Ben her zaman şuna inandım: Türkiye tüketimle değil, üretim ve ihracatla büyümelidir. Sağlıklı büyümenin yolu budur.” dedi. Türk ihracatçısı bu kırılma anlarının her birinde adapte olmayı başardı Jak Eskinazi, Türk şirketlerinin dünyaya açılmasında gerçek anlamda ‘oyunu değiştiren’ kırılma anlarını şöyle sıraladı; “İlk olarak Turquality bize markalaşmayı öğretti. İkincisi 2008 krizi bize pazar çeşitlendirmeyi öğretti. Üçüncüsü pandemi bize yakın üretimin değerini hatırlattı. Dördüncüsü de bugünkü ekonomik şartlar ise bize katma değer üretmeden ayakta kalamayacağımızı gösteriyor. Türk ihracatçısı bu kırılma anlarının her birinde adapte olmayı başardı. Bundan sonra da başarı, bu adaptasyon kabiliyetini ne kadar stratejik bir şekilde kullanabildiğimize bağlı olacak.” Türkiye’nin kendi ülke algısı marka olmalı Türk şirketlerinin global pazarlarda büyümesini sınırlayan en büyük üç hatadan bahseden Başkan Eskinazi, “Ülke olarak marka olamamamız ilk hatamız. Bugün dünyada birçok ülke, kendi ülke algısını bir marka gibi yönetiyor. Sadece şirketlerin değil, Türkiye’nin de marka olması gerekiyor. İkinci hata, pazara uygun üretim yapmamak. Her pazarda aynı ürün karşılık bulmaz. Avrupa’nın beklentisi farklıdır, Amerika’nın farklıdır. Başarılı olmak için üretimi pazara göre şekillendirmek gerekir. Üçüncü önemli eksik ise satış sonrası hizmet ve sürdürülebilir ilişki yönetimi. Müşteri sizinle sadece bir sipariş için değil, uzun vadeli güven ilişkisi için çalışır. Türk ihracatçısının DNA’sında rekabetçilik, pratiklik, çabuk kavrama ve adaptasyon, müşteri ilişkilerinde güçlü bir refleks var.” dedi. Çin ve Hindistan ile maliyet yarışına giremeyiz ama hızda, kalitede ve tasarımda onları geçebiliriz Çin, Hindistan ve Uzak Doğu rekabetinde Türkiye’nin geride kalmasını değerlendiren Eskinazi, “Türkiye, Çin ve Hindistan ile aynı kulvarda değil. Onlar ölçek ekonomisiyle, düşük maliyetle, çok büyük hacimlerle rekabet ediyor. Bizim o yarışa girmemiz doğru değil, mümkün de değil. Bizim rekabet alanımız: tasarım, kalite, hız, esneklik, güven olmalı. Yani Türkiye, “en ucuz üretici” değil, “en akıllı ve en hızlı çözüm ortağı” olmalı. Bugün siparişlerin Çin, Hindistan ve Uzak Doğu’ya kaymasının en önemli nedeni maliyet avantajı. Türkiye’nin geri kaldığı noktalardan biri de burada: küresel ticaret sistemine yeterince entegre olamamak. Özellikle Hindistan–AB Serbest Ticaret Anlaşması bu açıdan çok kritik, AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çok kritik. Çin ve Hindistan ile maliyet yarışına giremeyiz ama hızda, kalitede ve tasarımda onları geçebiliriz.” diye konuştu. E-ticarette, dijital markalarda çok ciddi bir büyüme yakalayabiliriz Toplantıda öne çıkan bir diğer başlık ise dijitalleşme oldu. Başkan Eskinazi, “Artık 10 yıllık projeksiyon yapmak eskisi kadar kolay değil. Dünya çok hızlı değişiyor. Ben bundan 5 yıl önce şunu söylemiştim: “Mevcut işlerin en az %30’u ortadan kalkacak.” Bugün baktığımızda bunun gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Çünkü artık oyunun içinde çok güçlü bir faktör var: yapay zeka ve dijital dönüşüm. En büyük fırsat Bence Türkiye’nin en büyük avantajı şu: Genç ihracatçılarımız dünyayı iyi tanıyor. Daha global bakıyorlar, daha hızlı adapte oluyorlar, teknolojiyi daha iyi kullanıyorlar. Eğer bu bakış açısını doğru yönlendirirsek, özellikle: tüketici odaklı sektörlerde, e-ticarette, dijital markalarda çok ciddi bir büyüme yakalayabiliriz. Bugün dünyada tüketici şunu istiyor: zahmetsiz, hızlı, kaliteli ürün ve hizmet. Bu talebe cevap verebilen herkes kazanacak. Çünkü artık dünya şuna evrildi: hız + teknoloji + deneyim. Bu üçlü yoksa, rekabet de yok. Bugün 30 yaşında bir ihracatçı olsaydım, dijitalleşmeyi merkeze alırdım. E-ihracat, dijital markalaşma, veri odaklı satış, hızlı teslimat altyapısı bunlara yatırım yapardım. Pazar olarak; Avrupa hâlâ ana pazar, ABD yüksek katma değerli fırsatlar sunuyor, dijital sayesinde artık “pazar” kavramı da değişiyor. Doğru ürünü doğru platformda sunduğunuzda, dünya zaten sizin pazarınız oluyor.” dedi. Yeni Pazarlara Açılmanın Stratejik Platformu Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, küresel ticaretin artık sadece üretim ve satış değil; strateji, finansman ve risk yönetimi boyutlarıyla ele alınması gereken çok katmanlı bir süreç haline geldiğine dikkat çekti. Özhelvacı konuşmasında, Dış Ticaret Konseyi’nin yalnızca bir toplantı platformu değil, üyelerin küresel rekabet gücünü artıracak kalıcı bir yapı olarak tasarlandığını vurgulayarak, “Bugün hayata geçirdiğimiz Dış Ticaret Konseyi ile amacımız; yalnızca güncel gelişmeleri takip etmek değil, üyelerimizin yeni pazarlara açılmasına, riskleri daha iyi yönetmesine ve fırsatları daha hızlı değerlendirmesine katkı sağlayacak güçlü bir yapı oluşturmaktır.” dedi. İhracatın artık klasik bir ticari faaliyet olmaktan çıktığını belirten Özhelvacı, “Bugün ihracat; sadece ürün satmak değil, teknoloji üretmek, sürdürülebilir değer yaratmak ve küresel rekabette doğru konum almak anlamına gelmektedir.” diye konuştu. Ortak Akıl ve İş Birliği Kültürü Güçleniyor Toplantının sonunda konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, Dış Ticaret Konseyi’nin iş dünyasında kolektif öğrenme ve stratejik iş birliği kültürünü güçlendireceğini belirterek şu mesajı verdi: “Bugün burada yapılan paylaşımların yalnızca bilgi düzeyinde kalmayacağına, üyelerimizin iş süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak somut çıktılar üreteceğine inanıyoruz.” EGİAD: Bölgesel Kalkınmanın ve Küresel Açılımın Güçlü Aktörü Konuşmasında EGİAD’ın 35 yıllık kurumsal birikimine de değinen Özhelvacı, derneğin ekonomik ve sosyal etkisine dikkat çekerek, “1990 yılında 47 genç iş insanının ortak bir ideal etrafında kurduğu EGİAD, bugün 900’ün üzerinde üyesi ve temsil ettiği binlerce şirket ile yalnızca bir dernek değil; bölgesel kalkınmaya yön veren güçlü bir ekonomik aktördür.” dedi. Özhelvacı, dış ticaretin Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemine de vurgu yaparak, özellikle finansmana erişim ve doğru pazar stratejilerinin kritik hale geldiğini ifade etti. İhracata Yönelik Destek Mekanizmaları Masaya Yatırıldı Toplantının ilk bölümünde Türk Eximbank tarafından sunulan finansman ve sigorta mekanizmaları detaylı biçimde ele alındı. Türkiye’nin resmi ihracat destek kuruluşu olan Eximbank’ın sunduğu kredi ve sigorta programları kapsamında; 5 yıla varan vadeli ihracat kredileri, sevk öncesi ve sevk sonrası finansman modelleri, döviz kazandırıcı hizmetlere yönelik kredi imkanları, ihracat alacak sigortası ve risk yönetimi çözümleri katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca toplantıda, ihracatçı firmaların pazara giriş süreçlerini destekleyen devlet teşvikleri de kapsamlı biçimde ele alındı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Group Kazanç Beklentilerini Aştı ve Temettüsünü Artırdı Haber

DHL Group Kazanç Beklentilerini Aştı ve Temettüsünü Artırdı

Lojistik şirketi DHL Group, ticarette devam eden gerginliklere rağmen 2025 mali yılını başarıyla yöneterek hedeflerini aştı. Gelirler, kur etkileri ve ABD hatlarındaki hacim düşüşünün de etkisiyle yüzde 1,6 gerileyerek 82,9 milyar Euro seviyesinde gerçekleşti. Aktif kapasite yönetimi ve yapısal maliyet iyileştirmeleri sayesinde DHL Group’un faaliyet kârı (EBIT) yüzde 3,7 artarak 6,1 milyar Euro’ya yükseldi ve böylece en az 6 milyar Euro olarak açıklanan kâr beklentisinin üzerine çıktı. EBIT marjının önceki yıla kıyasla 0,4 artarak yüzde 7,4’e ulaşmasıyla kârlılıkta da iyileşme görüldü. DHL Group CEO’su Tobias Meyer, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Aktif kapasite yönetimi ve yapısal maliyet iyileştirmeleri, finansal hedeflerimizi aşmamızı sağladı. Aynı zamanda küresel büyüme pazarlarına ve sektörlere yatırım yapmayı sürdürüyoruz. Ekonomik dalgalanmaların 2026 yılında da devam etmesini bekliyoruz. Hem küresel hem de yerel ölçekte güçlü bir konumdayız. Bu sayede müşterilerimizle yakın çalışarak zorlu bir ortamda tedarik zincirlerini daha da güçlendirmelerine destek oluyoruz.” Serbest nakit akışı (M&A hariç) beklentileri aştı; hisse başına kazanç arttı DHL Group, 2025 mali yılında yatırımlarını küresel ticaret akışlarındaki dalgalı dinamiklere uyumlu şekilde şekillendirirken, güçlü büyüme potansiyeline sahip bölge ve sektörlere yatırım yapmayı sürdürdü. Şirketin sahip olduğu varlıklara yönelik sermaye harcamaları (capex) 2025 mali yılında 3,0 milyar Euro olarak gerçekleşti ve bu rakam önceki yıla göre yüzde 3,8 daha düşük seviyede kaldı. Birleşme ve satın almalar (M&A) hariç serbest nakit akışı, 2025 mali yılında yüzde 8,3 artarak 3,2 milyar Euro’ya yükseldi ve yaklaşık 3 milyar Euro olarak açıklanan beklentinin üzerine çıktı. Aynı dönemde DHL Group, Deutsche Post AG hissedarlarına atfedilen konsolide net kârını yıllık bazda yüzde 5,1 artışla 3,5 milyar Euro’ya çıkardı. Temel hisse başına kâr (EPS) ise yüzde 8,1 artarak 3,09 Euro’ya yükseldi (2024 mali yılı: 2,86 Euro). Strateji 2030 hayata geçiriliyor Eylül 2024’te açıklanan Grup Stratejisi “Strategy 2030: Accelerating Sustainable Growth”(Strateji 2030: Sürdürülebilir Büyümeyi Hızlandırmak), dört stratejik boyuta dayanıyor: Employer of Choice (Tercih Edilen İşveren), Provider of Choice (Tercih Edilen Hizmet Sağlayıcı), Investment of Choice (Tercih Edilen Yatırım) ve Green Logistics of Choice (Tercih Edilen Yeşil Lojistik). DHL Group, 2025 yılında da stratejinin uygulanmasını sürdürerek tüm bu başlıklarda ilerleme kaydetti. Bu kapsamda öne çıkan gelişmeler arasında şunlar yer aldı: Employer of Choice (Tercih Edilen İşveren): Çalışan memnuniyeti yüzde 82 seviyesine ulaştı. (hedef: en az yüzde 80) Bir milyon çalışma saati başına iş kazası oranı 13,3’e geriledi. (2024 mali yılı: 14,5) Provider of Choice (Tercih Edilen Hizmet Sağlayıcı): Hedefli satın almalar (CRYOPDP, SDS Rx) ve ağ altyapısına yapılan yatırımlar sayesinde klinik araştırmalar ve özel ilaç lojistiği yetkinlikler genişletildi. Tehlikeli maddeler ve bataryaların taşınması konusundaki operasyonel yetkinlikler güçlendirildi. E-ticaret ağı, hedefli satın almalar (AJEX, IDS, Inmar) yoluyla genişletildi. Investment of Choice (Tercih Edilen Yatırım): Ortalamanın üzerinde büyüme potansiyeline sahip ülkelere (örneğin Hindistan, Çin ve Kolombiya) yapılan yatırımlar sürdürüldü. Kısmen yapısal maliyet iyileştirmeleri ile desteklenen daha yüksek sermaye verimliliği elde edilerek Yatırılan Sermaye Getirisi (ROIC) 20 baz puan artarak yüzde 13,9 seviyesine yükseldi.Temettü ödemeleri ve hisse geri alım programı aracılığıyla hissedarlara cazip getiri sağlandı ve 2025 yılında 1,4 milyar Euro tutarında hisse geri alımı elde edildi. Green Logistics of Choice (Tercih Edilen Yeşil Lojistik): Sera gazı emisyonları 32,3 milyon ton CO₂e seviyesine düşürüldü (2025 hedefi: en fazla 34,7 milyon ton CO₂e; Kapsam 1, 2 ve 3)Şirketin kendi uçak filosunda (Kapsam 1) Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı kullanım oranı yüzde 10,0’e yükseltildi (2024 mali yılı: yüzde 3,5)Toplama ve teslimatta kullanılan elektrikli araç filosu yaklaşık 45.400 araca çıkarıldı (2024 mali yılı: yaklaşık 39.100 araç) Grup yapısının modernizasyonu plan doğrultusunda ilerliyor Grubun yasal yapısını yönetim yapısıyla uyumlu hale getirme amacı doğrultusunda, Strateji 2030 kapsamında yapıyı modernize etme planları açıklandı. Ayrıca, halka açık ana şirketin DHL AG olarak yeniden adlandırılması planlanıyor. Gerekli ayrılma (carve-down) anlaşması, onay için 5 Mayıs 2026’daki Olağan Genel Kurul’da hissedarların oyuna sunulacak. Temettü artışı Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu, yaklaşan Olağan Genel Kurul’da temettünün hisse başına 1,90 Euro’ya artırılmasını (2024: 1,85 Euro) teklif etmeyi planlıyor. Hissedar onayına bağlı olarak, toplam ödeme 2,1 milyar Euro tutarında olacak. Önerilen temettü esas alındığında, dağıtım oranının net kârın %60,6’sına karşılık gelmesi ve bu oranın hedeflenen %40–%60 aralığının biraz üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Yıl sonu hisse fiyatına göre, temettü verimi yüzde 4,1 olacak. DHL Group CFO’su Melanie Kreis, “Geçen yıla kıyasla hisse başına kazancımızı önemli ölçüde artırdık, bu da verimlilik önlemlerimizin etkinliğini ortaya koyuyor. Birleşme ve satın almalar (M&A) hariç serbest nakit akışı güçlü ve yapısal olarak geçmişe göre çok daha yüksek seviyede. Bu durum, önerilen temettü artışı için finansal olarak sürdürülebilir bir temel sağlıyor. Temettüler ve hisse geri alımları kombinasyonu, hissedarlar için bizi cazip bir yatırım haline getiriyor,” dedi. 2026 Yılı Beklentileri 2026 yılında jeopolitik belirsizliklerin devam etmesi öngörülüyor. Bu nedenle DHL Group, verimlilik iyileştirmelerine, aktif kapasite yönetimine ve “Fit for Growth” maliyet programının uygulanmasına odaklanmayı sürdürecek. 2026 mali yılı için Group, faaliyet kârının 6,2 milyar Euro’nun üzerinde ve birleşme ve satın almalar (M&A) hariç serbest nakit akışının yaklaşık 3 milyar Euro seviyesinde olmasını bekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lufthansa Cargo, Küresel Otomotiv Sektörünün Güçlü Lojistik Partneri Olmayı Sürdürüyor Haber

Lufthansa Cargo, Küresel Otomotiv Sektörünün Güçlü Lojistik Partneri Olmayı Sürdürüyor

Avrupa ve Kuzey Afrika’da gerçekleştirilen son charter operasyonları, şirketin küresel operasyon gücünü ve esnek ağ yapısını ortaya koydu. Otomotiv sektöründe üretim süreçlerinin giderek daha hızlı ve karmaşık hale gelmesi, lojistik çözümlerine olan ihtiyacı da artırıyor. Bu noktada hava kargo taşımacılığı, üretimin kesintisiz devam etmesini sağlamak, prototipleri taşımak ve yüksek değerli araçların güvenli şekilde ulaştırılması açısından kritik bir rol oynuyor. Otomotiv Sektörü Lufthansa Cargo’nun Stratejik Alanlarından Biri Lufthansa Cargo, 2024 yılından itibaren otomotiv sektörünü stratejik bir odak alanı olarak konumlandırdı. Şirket bu kapsamda üreticiler ve tedarikçiler için sektöre özel taşımacılık çözümleri geliştiriyor. Lufthansa Cargo Operasyon Direktörü Frank Bauer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Otomotiv müşterilerimiz maksimum hız ve güvenilirlik bekliyor. Küresel ağımız ve uzman ekiplerimiz sayesinde tedarik zincirlerinin yoğun zaman baskısı altında bile sorunsuz şekilde çalışmasını sağlıyoruz.” Şirketin sunduğu çözümler arasında üretim hatları için kritik parça taşımaları, yüksek değerli araçların nakliyesi ve zaman hassasiyeti yüksek gönderiler yer alıyor. 24 Saatten Kısa Sürede Üretimi Kurtaran Operasyon Ocak ayının sonunda Avrupa’da gerçekleştirilen bir charter operasyonu, Lufthansa Cargo’nun hızlı müdahale kabiliyetini gözler önüne serdi. Belgrad’da bir otomobil üretim tesisinde eksik parçalar nedeniyle üretim hattı durma riskiyle karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine talebin alınmasından 24 saatten kısa süre sonra Frankfurt’tan bir A321 kargo uçağı havalandı. Yük, Viyana’da: 13 ana kargo bölümü 10 alt kargo bölümü kullanılarak uçağa yüklendi ve Belgrad’a ulaştırıldı. Operasyonun ardından iki ek charter uçuşu daha gerçekleştirildi. Mercedes-Benz İçin Büyük Ölçekli Lojistik Operasyonu Şubat ayında Lufthansa Cargo, Mercedes-Benz için Fas’ın Kazablanka kentinden toplam 11 adet A321F charter uçuşu gerçekleştirdi. Sadece 11 gün içinde yapılan operasyon, yoğun havalimanı trafiğine rağmen başarıyla tamamlandı. Yerel ekipler, gerekli kargo ekipmanlarını ve yükleme ünitelerini kısa sürede organize ederek operasyonun kesintisiz devam etmesini sağladı. Bu operasyon, şirketin büyük ölçekli üretim destek operasyonlarında hızlı karar alma ve koordinasyon yeteneğini ortaya koydu. Yüksek Değerli Araçların Taşınmasında Özel Operasyon Lufthansa Cargo yalnızca üretim parçaları değil, aynı zamanda yüksek değerli araçların taşınmasında da uzmanlık sunuyor. 2026 yılının Şubat ayında Lamborghini Aventador temel alınarak özel olarak üretilmiş bir araç, Kahire’den Avrupa’ya güvenli şekilde taşındı. Operasyon sırasında gümrük ve belge işlemlerinde yapılan son dakika düzenlemelerine rağmen Lufthansa Cargo ekipleri taşımanın zamanında ve güvenli şekilde tamamlanmasını sağladı. Otomotiv Segmenti İçin Özel Yönetim Lufthansa Cargo’nun otomotiv segmentindeki stratejik gelişimi, Industry Development – Automotive Kıdemli Müdürü Rachid Massaoudi tarafından yönetiliyor. Massaoudi, otomotiv sektöründeki küresel ihtiyaçları analiz ederek müşteri taleplerine uygun lojistik çözümleri geliştiriyor. Massaoudi konuyla ilgili şunları söyledi: “Operasyon ekiplerimizle yakın iş birliği içinde müşterilerimizin ihtiyaçlarını uygulanabilir ve özel lojistik çözümlerine dönüştürüyoruz.” Küresel Otomotiv Endüstrisi İçin Stratejik Ortak Lufthansa Cargo, geniş küresel ağı, hızlı charter operasyonları ve özel taşımacılık çözümleriyle otomotiv üreticileri, tedarikçiler ve lojistik firmaları için önemli bir iş ortağı olmayı sürdürüyor. Şirket, küresel iş dünyasına lojistik destek sağlama hedefi doğrultusunda faaliyetlerini “Enabling Global Business” vizyonuyla yürütüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.