Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kurumsal Yönetim

Kapsül Haber Ajansı - Kurumsal Yönetim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kurumsal Yönetim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk’ten Elektrikli Tır Hamlesi Haber

DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk’ten Elektrikli Tır Hamlesi

DHL Supply Chain Türkiye ve Nestlé Türkiye’nin hayata geçirdiği elektrikli tır projesi kapsamında devreye alınan 3 adet Mercedes-Benz eActros 600 çekici, Nestlé Türkiye’nin fabrika ile ana deposu arasındaki taşımacılık faaliyetlerinde aktif kullanılacak. Bu adım, tedarik zincirinde düşük karbonlu taşımacılık modeline geçişi hızlandırırken, lojistik süreçlerinde daha verimli bir operasyon yapısının oluşturulmasına katkı sağlayacak. Proje, DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye, ve Mercedes-Benz Türk’ün ortak vizyonu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda hayata geçirildi. İlham veren ve ölçeklenebilir bir dönüşüm Konuyla ilgili bilgi veren DHL Supply Chain Türkiye Genel Müdürü Buket Cox, “Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği, DHL’in sorumlu ve entegre tedarik zinciri yaklaşımı ile Nestlé’nin sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerinin merkezine alan vizyonunun güçlü bir kesişim noktasını temsil ediyor. DHL Group’un 2030 Stratejisi kapsamında ‘Tercih Edilen Yeşil Lojistik’ olma isteğimizle, büyüyen sürdürülebilir filomuzu yeni nesil lojistik ihtiyaçlarına uygun ve yenilikçi araçlarla güçlendirerek hem operasyonel verimliliğimizi artırmayı hem de çevresel etkimizi en aza indirmeyi hedefliyoruz. Bununla birlikte, Çevresel, Sosyal ve Yönetim ilkelerimiz doğrultusunda sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerle sınırlı görmeyip; toplumsal faktörler ve güçlü kurumsal yönetim anlayışıyla birlikte ele alıyor, daha yaşanabilir bir gelecek için somut adımlar atmaya devam ediyoruz. Vizyonumuzu paylaşan Nestlé Türkiye ile iş birliğimizden büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu değer birlikteliğinin, sürdürülebilir lojistik alanında ilham veren ve ölçeklenebilir bir dönüşüme katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Tedarik zincirinde sürdürülebilir ve entegre dönüşüm Nestlé’nin tedarik zinciri yaklaşımının sürdürülebilirlik, sorumlu tedarik ve uçtan uca operasyonel mükemmeliyet odağında şekillendiğini belirten Nestlé Türkiye Tedarik Zinciri Genel Müdürü Mehmet Ali Keleş, “Çalışmalarımızın merkezinde, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillerin yaşam kaynaklarını koruma sorumluluğu yer alıyor. Operasyonlarımızda verimlilik ile sürdürülebilirliği birbirini tamamlayan iki temel öncelik olarak ele alıyoruz. DHL Supply Chain Türkiye ve Mercedes-Benz Türk ile hayata geçirdiğimiz bu proje sayesinde süreçlerimizi daha etkin hale getirirken, lojistik operasyonlarımızın dönüşümüne de katkı sağlıyoruz. Nestlé Türkiye’ye özel olarak tahsis edilen elektrikli tırlar, planlama, operasyonel süreklilik ve esneklik açısından önemli avantajlar sunarken, düşük karbon emisyonlu taşımacılık modeline geçişimizde de stratejik bir rol üstleniyor. İş ortaklarımızla aynı vizyonu paylaşmaktan ve çevresel sürdürülebilirlik alanındaki etkimizi birlikte büyütmekten memnuniyet duyuyoruz,” dedi. Elektrikli taşımacılığa bütüncül çözümler Mercedes-Benz Türk Kamyon Pazarlama ve Satış Direktörü Alper Kurt ise “Mercedes-Benz Türk olarak elektrifikasyonun artık yalnızca geleceğe yönelik bir vizyon değil, lojistik sektöründe somut bir dönüşüm alanı olduğuna inanıyoruz. Geliştirdiğimiz yeni nesil batarya elektrikli araçlarımızla müşterilerimizin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlıyor; süreç boyunca sunduğumuz operasyon analizi ve mobilite danışmanlığı gibi bütüncül çözümlerle elektrikli taşımacılığa geçişlerini destekliyoruz. Bu kapsamda pazara sunduğumuz Mercedes-Benz eActros 600 çekicimiz de bu vizyonun en önemli temsilcisi. Uzun menzil, yenilikçi batarya teknolojisi ve gelişmiş güvenlik destek sistemleriyle donatılan “doğuştan elektrikli” Mercedes-Benz eActros 600 çekicimiz, yenilikçi teknolojileri bir arada sunuyor. DHL Supply Chain Türkiye’ye gerçekleştirdiğimiz 3 adet Mercedes-Benz eActros 600 çekici teslimatının, markalarımız arasındaki iş birliğini önümüzdeki dönemde yeni projelerle daha da ileriye taşıyacağına inanıyoruz,” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı Haber

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı

Türkiye operasyonlarını Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu çatısı altında yürüten, dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP, Türkiye’deki şirketlerin 2025 yılı iklim değişikliği ve doğa raporlaması kapsamındaki performansını CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği ve Doğa Konferansı’nda paylaştı. Garanti BBVA’nın ana sponsorluğunda Türkiye faaliyetlerini gerçekleştiren CDP Türkiye, 2025 yılına ait analiz ve bulguları içeren “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”nun sonuçlarını ve CDP’nin Global Derecelendirme Metodolojisine göre belirlenen CDP Liderleri’ni, 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen 16. Türkiye konferansında açıkladı. Bu yıl, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi çevresel verinin kalitesi, karşılaştırılabilirliği ve karar alma süreçlerine entegrasyonu iş dünyasının dönüşümünde belirleyici bir rol oynuyor. Bu noktada CDP, yalnızca bir raporlama platformu olmanın ötesinde, şirketlerin uygulama kapasitesini görünür kılabilecek ve hesap verebilirliği güçlendirebilecek önemli bir araç olarak öne çıkıyor. “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”, Türkiye’deki şirketlerin çevresel raporlamayı rekabet gücüne dönüştürebilme kapasitesini ortaya koyuyor. Rapor, COP31 öncesinde şirketlerin raporlamadan uygulamaya geçişteki hazırlık seviyesini ortaya koyan güçlü bir çerçeve sunuyor. Türkiye çevresel raporlamada güçlü bir konuma ulaştı CDP aracılığıyla 2025 yılında 22.100’den fazla şirket, çevresel verilerini raporlarken bu sürece 1.000’den fazla şehir ve bölge de eklendi. 2025 yılında, neredeyse 900 şirket CDP’nin en yüksek derecelendirme seviyesi olan Küresel A Listesi’ne girdi. Türkiye’den ise toplam 45 şirket en az bir Küresel A Listesi’nde yer aldı. İklim, su ve ormansızlaşma kategorilerinin üçünde birden en yüksek liderlik seviyesi olan “Triple A” listesine giren dünyadaki 27 şirketten 5’i ise Türkiye’den. Diğer 17 şirket şirket ise iki ayrı kategoride liderlik sergileyerek “Double A” statüsü elde etti. Türkiye bu başarısıyla, CDP ekosisteminde çevresel raporlama ve performans alanında küresel ölçekteki en güçlü pazarlardan biri haline geldi. Türkiye’nin liderlik performansı ortalamaların üzerinde CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu’na göre, Türkiye’den raporlama yapan şirketler Avrupa ve küresel ortalamaların üzerinde performans göstererek “Yönetim” ve “Liderlik” seviyelerinde iklim değişikliğinde %82, su güvenliğinde %87 ve ormansızlaşma temasında %70’e ulaştı. Bu tablo, çevresel yönetimin artık yalnızca öncü şirketlere özgü bir alan olmadığını, giderek daha geniş bir şirket grubunun kurumsal sistemlerine entegre edildiğini gösteriyor. Çevresel liderlik ile finansal performans arasındaki ilişki giderek güçleniyor Bu yılki raporun bir kısmı, A ve A– notu alan lider şirketlerin çevresel risk ve fırsatları finansal açıdan nasıl yönettiğini, daha düşük derecelendirme notlarına sahip şirketlerle karşılaştırmalı olarak analiz ediyor. Bu fark özellikle fırsatlar tarafında daha net görülüyor. Lider şirketler, çevresel girişimler kapsamında yaptıkları her 1 dolarlık yatırımın yaklaşık 4 dolar finansal değer yaratma potansiyeli olduğunu raporlarken, daha düşük performans gösteren şirketlerde bu değer yaklaşık 0,07 dolar seviyesinde. Bu durum, fırsatların belirlenmesi ve finansal değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir verimlilik farkına işaret ediyor. Benzer bir ayrışma risk yönetiminde de görülüyor. Lider şirketlerde maliyet-risk oranına bakıldığında, maliyeti 1 dolar olan bir riski yönetmek için yaklaşık 0,43 dolar harcamanın yeterli olacağı görülüyor. Buna karşılık, daha düşük performans gösteren şirketlerde aynı riski yönetmek için yaklaşık 5,9 dolar harcamak gerektiği görülmekte. Bu durum, lider şirketlerin finansal açıdan önemli riskleri görece daha düşük maliyetle yönetebildiğini ve potansiyel olarak daha hedefli bir risk yönetimi yaklaşımına sahip olduğunu gösteriyor. Raporlamaların derinlik ve uygulama düzeyi artırılmalı Temel iklim raporlama göstergeleri açısından bakıldığında, Türkiye’deki şirketler yüksek ve tutarlı bir olgunluk düzeyi sergiliyor. Ancak taahhütlerin derinliği ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş araçlarının uygulanma düzeyi incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Şirketlerin %70’i 1,5°C ile uyumlu bir iklim geçiş planı raporlarken, yalnızca %33’ü fosil yakıtlardan çıkışa yönelik açık bir taahhütte bulunuyor. Net-sıfır hedefleri yaygın olmakla birlikte (%62), bunların yalnızca %12’si Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından doğrulanmış vaziyette. Bu durum, hedef koyma ile bilim temelli uyum arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, dahili karbon fiyatlandırması giderek yaygınlaşsa da uygulama kapsamı halen sınırlı; çoğu zaman tüm karar süreçlerini kapsayan zorunlu bir mekanizma olarak kullanılmıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı önemli ölçüde artmış olsa da toplam enerji tüketimi içinde yenilenemeyen kaynaklar hala baskın durumda. Genel olarak bu tablo, iklim yönetimi için gerekli temel yapıların kurulduğunu; ancak bu yapıların karar alma süreçlerine tutarlı, kapsamlı ve bağlayıcı şekilde yansıtılması için daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. İklim teması şirket yönetim sistemlerine entegre edilirken doğa ile ilgili konularda ilerleme sınırlı kaldı Rapor genelinde ortaya çıkan en önemli yapısal bulgulardan biri, iklim değişikliği konusundaki olgunluk ile diğer doğa temelli konular arasındaki belirgin fark. İklim değişikliği için riskleri belirleme ve yönetmeye yönelik yaklaşımlar tüm şirketlerde (%100) yerleşmiş durumdayken, bu oran su yönetimi alanında %78’e, biyoçeşitlilikte %36’ya, plastiklerde %24’e ve ormansızlaşmada %11’e kadar düştü. Benzer bir ayrışma değer zinciri etkileşiminde de görüldü. Bu oran iklimde %98 iken, plastiklerde %18 ve ormansızlaşmada %10 seviyesinde kaldı. Bu tablo, iklim konularının şirket sistemlerine derinlemesine entegre edildiğini, buna karşılık doğa ile ilgili konuların halen sınırlı bir kapsamda ele alındığını gösterdi. Genel olarak doğa temelli raporlamalar farkındalık aşamasından daha yapılandırılmış bir yönetime doğru ilerliyor. İklim ve su alanlarında görülen olgunluk seviyesine ulaşabilmek için özellikle veri altyapısının güçlendirilmesi, hedef belirleme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve doğa ile ilgili konuların stratejik karar alma süreçlerine daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin zorunlu raporlama çerçeveleriyle uyumu giderek artıyor Türkiye’de CDP kapsamında yapılan raporlamalar, zorunlu sürdürülebilirlik çerçeveleriyle yüksek ve artan bir uyuma işaret ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (TSRS) ile uyum %83’e, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) ile uyum ise %71’e ulaştı. Zorunlu raporlama çerçevelerine hazırlık açısından Türkiye iyi bir konumda, ancak şirketlerin önünde üç temel gelişim alanı bulunuyor: üretilen bilgiyi finansal sistemlerle ilişkilendirmek, karar alma süreçlerine dahil etmek ve geçiş planlarıyla bağlantılı hale getirmek. Bu aşamalar raporlamadan uygulamaya geçiş için kritik önem taşıyor. CDP verileri COP31 öncesinde güçlü bir referans Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e yaklaşırken, kurumsal çevresel raporlamaların önemi daha da artıyor. CDP verileri, şirketlerin uygulama kapasitesini değerlendirmek için güçlü ve güvenilir bir referans sunuyor. Enerji dönüşümü, su, doğa, döngüsel ekonomi, geçiş planlaması ve iklim finansmanı gibi CDP raporlamasında öne çıkan başlıklar, COP31 eylem gündeminin temel öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Bulgular, Türkiye’den raporlama yapan şirketlerin yalnızca raporlama ölçeğini büyütmekle kalmayıp, bunu istikrarlı biçimde güçlü bir performansa dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bu çerçevede CDP verileri, şirketlerin uygulamaya ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirmek, ulusal ve küresel iklim hedefleriyle uyum düzeyini analiz etmek açısından somut ve pratik bir referans niteliği taşıyor. Ana konuşmacılar ve Rapor Sunumu “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Avantajına Dönüştürmek” temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran “Garanti BBVA’da sürdürülebilirlik, iş modelimizin ayrılmaz bir parçası. 2025 CDP değerlendirmesinde iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma alanlarının tamamında A notu alarak Triple A seviyesine ulaşmamız bu yaklaşımın bir sonucu. İklim, su ve doğa artık ekonomik dayanıklılığın belirleyicisi. Bu doğrultuda finansman gücümüzle dönüşümü desteklemeyi sürdürüyoruz.” dedi. COP30 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Dan Ioschpe konferansa video mesajla katıldı. Ioschpe mesajında “25 yıl önce niş olan çevresel raporlama, bugün iş dünyası için küresel bir standart ve temel gereklilik haline gelmiş; veri, şeffaflık ve raporlama sürdürülebilir kalkınmayı ve etkili karar almayı mümkün kılmıştır. Bu yapı sayesinde, bugün CDP tarafından ödüllendirilen kuruluşlar yalnızca bir standardı karşılamıyor, aynı zamanda uygulamanın nasıl hayata geçtiğini gösteren öncüler olarak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Deloitte Global Sürdürülebilir Finans Lideri Hans-Juergen Walter konuya küresel bir perspektiften bakarak “Şirketler yalnızca mevzuata uyumla sınırlı kalmamalı. Raporlamayı bir zorunluluk olarak değil, rekabet avantajı yaratmanın bir aracı olarak görmeliler. Nitelikli çevresel raporlama; sermayeyi cezbeden, pazardaki konumu güçlendiren ve hızla dönüşen küresel ortamda gerçekten dayanıklı, geleceğe hazır iş modelleri inşa etmeyi mümkün kılan stratejik bir kaldıraçtır.” dedi. CDP Politika ve Büyüme Direktörü Pietro Bertazzi ise, “Yaklaşan COP31’in uygulama odağıyla birlikte, Türkiye’deki şirketlerin CDP aracılığıyla yaptığı raporlamalar, lider şirketlerin çevresel performans konusunda yüksek bir standart belirlerken aynı zamanda ticari kazanımlar da elde ettiğini gösteriyor. Hızla değişen küresel ekonomide geleceğe en güçlü şekilde hazırlanan şirketler; şeffaflığı somut aksiyona dönüştürebilen, çevresel verileri stratejik karar alma süreçlerine entegre eden ve dünyamız için olumlu büyümeyi yönlendiren şirketler olacak.” dedi. CDP Türkiye 2025 İklim ve Doğa Raporu’nun sonuçlarını paylaşan CDP Türkiye Ülke Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş şu değerlendirmede bulundu: “Raporun sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de çevresel yönetim yapılarının güçlü bir kurumsal temele oturduğu açıkça görülmekte, fakat bu yapının tüm çevresel temalar ve şirketler genelinde henüz dengeli ve bütüncül bir şekilde yaygınlaşmadığı görülüyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin önceliği, mevcut raporlama altyapısını daha derin entegrasyon, daha geniş çevresel kapsama ve daha tutarlı uygulama çıktılarıyla güçlendirmek olmalı.” 2026 Triple A Liderler Paneli Konferans kapsamında Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Türkiye Direktörü Ozan Duygulu moderatörlüğünde “2026 Triple A Liderler Paneli” düzenlendi. Panele, Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy, Akbank CFO’su Türker Tunalı ve CarrefourSA CEO’su Kutay Kartallıoğlu katıldı. Sürdürülebilir finansman ve sürdürülebilirliğin stratejik yönetimi konularının ele alındığı panelde Mevhibe Canan Özsoy, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil; fiziksel, finansal ve itibara yönelik riskler barındıran küresel bir dönüşüm meselesi olduğunu belirtti. Türker Tunalı, düşük karbonlu ekonomiye geçişte finans sektörü, reel sektör ve teknoloji ekosisteminin birlikte hareket etmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Kutay Kartallıoğlu ise konuşmasında gıda perakendesinin iklim değişikliğinden kaynaklanan risklerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekerek Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle gıda güvenliği ve tedarik zincirleri açısından önemli çevresel risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni Programın sonunda gerçekleştirilen CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni’nde CDP Global A listelerine girmeyi başaran 45 şirket ödüllerini aldı. Ödül töreninde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu, ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü birer konuşma gerçekleştirdi ve şirketlere ödüllerini takdim etti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında “Jeopolitik gelişmelerin yoğunlaştığı bu dönemde iklim krizinin bilimsel bir gerçek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzdeki COP31 sürecini Paris Anlaşması kapsamında gündeme getirilen başlıkların yeniden canlandırılması açısından kıymetli görüyoruz. Bu süreçte, iş dünyasının sürdürülebilirlik raporlamalarına güçlü biçimde eğilmesini ve odağına almasını kritik önemde görüyoruz. Bugün bu önemli gelişmelere tanıklık etmemizi sağlayan CDP Türkiye’ye ülkemizde sürdürülebilirlik raporlaması konusunda bilinçlendirme ve iş dünyasının dönüşümü alanında sağladığı katkılar için teşekkür ediyorum” dedi. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü ise "Sürdürülebilirlik raporlaması, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik yönetimi disiplinlerinin entegrasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu entegrasyonun temelinde, çevresel ve sosyal faktörlerin operasyonel riskler ve finansal fırsatlar üzerindeki belirleyici rolü yatmaktadır. Bu perspektifle hazırlanan raporlar, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullandığı 'önemlilik' arz eden bilgilere odaklanmaktadır." dedi. Triple A ödülleri (5 şirket) Double A ödülleri (17 şirket) Global A ödülleri (23 şirket) CDP Şehirler A Liderleri ödülleri Konferans kapsamında ayrıca “CDP Cities A List”e girmeyi başaran iki belediyeye de ödülleri takdim edildi. Ödüllerini almak üzere törene, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serhat Taşkınsu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyanın En Büyük Çevre Raporlama Platformu CDP’nin 2025 Türkiye Sonuçları ve Lider Şirketler Açıklandı Haber

Dünyanın En Büyük Çevre Raporlama Platformu CDP’nin 2025 Türkiye Sonuçları ve Lider Şirketler Açıklandı

Garanti BBVA’nın ana sponsorluğunda Türkiye faaliyetlerini gerçekleştiren CDP Türkiye, 2025 yılına ait analiz ve bulguları içeren “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”nun sonuçlarını ve CDP’nin Global Derecelendirme Metodolojisine göre belirlenen CDP Liderleri’ni, 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen 16. Türkiye konferansında açıkladı. Bu yıl, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi çevresel verinin kalitesi, karşılaştırılabilirliği ve karar alma süreçlerine entegrasyonu iş dünyasının dönüşümünde belirleyici bir rol oynuyor. Bu noktada CDP, yalnızca bir raporlama platformu olmanın ötesinde, şirketlerin uygulama kapasitesini görünür kılabilecek ve hesap verebilirliği güçlendirebilecek önemli bir araç olarak öne çıkıyor. “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”, Türkiye’deki şirketlerin çevresel raporlamayı rekabet gücüne dönüştürebilme kapasitesini ortaya koyuyor. Rapor, COP31 öncesinde şirketlerin raporlamadan uygulamaya geçişteki hazırlık seviyesini ortaya koyan güçlü bir çerçeve sunuyor. Türkiye çevresel raporlamada güçlü bir konuma ulaştı CDP aracılığıyla 2025 yılında 22.100’den fazla şirket, çevresel verilerini raporlarken bu sürece 1.000’den fazla şehir ve bölge de eklendi. 2025 yılında, neredeyse 900 şirket CDP’nin en yüksek derecelendirme seviyesi olan Küresel A Listesi’ne girdi. Türkiye’den ise toplam 45 şirket en az bir Küresel A Listesi’nde yer aldı. İklim, su ve ormansızlaşma kategorilerinin üçünde birden en yüksek liderlik seviyesi olan “Triple A” listesine giren dünyadaki 27 şirketten 5’i ise Türkiye’den. Diğer 17 şirket şirket ise iki ayrı kategoride liderlik sergileyerek “Double A” statüsü elde etti. Türkiye bu başarısıyla, CDP ekosisteminde çevresel raporlama ve performans alanında küresel ölçekteki en güçlü pazarlardan biri haline geldi. Türkiye’nin liderlik performansı ortalamaların üzerinde CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu’na göre, Türkiye’den raporlama yapan şirketler Avrupa ve küresel ortalamaların üzerinde performans göstererek “Yönetim” ve “Liderlik” seviyelerinde iklim değişikliğinde %82, su güvenliğinde %87 ve ormansızlaşma temasında %70’e ulaştı. Bu tablo, çevresel yönetimin artık yalnızca öncü şirketlere özgü bir alan olmadığını, giderek daha geniş bir şirket grubunun kurumsal sistemlerine entegre edildiğini gösteriyor. Çevresel liderlik ile finansal performans arasındaki ilişki giderek güçleniyor Bu yılki raporun bir kısmı, A ve A– notu alan lider şirketlerin çevresel risk ve fırsatları finansal açıdan nasıl yönettiğini, daha düşük derecelendirme notlarına sahip şirketlerle karşılaştırmalı olarak analiz ediyor. Bu fark özellikle fırsatlar tarafında daha net görülüyor. Lider şirketler, çevresel girişimler kapsamında yaptıkları her 1 dolarlık yatırımın yaklaşık 4 dolar finansal değer yaratma potansiyeli olduğunu raporlarken, daha düşük performans gösteren şirketlerde bu değer yaklaşık 0,07 dolar seviyesinde. Bu durum, fırsatların belirlenmesi ve finansal değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir verimlilik farkına işaret ediyor. Benzer bir ayrışma risk yönetiminde de görülüyor. Lider şirketlerde maliyet-risk oranına bakıldığında, maliyeti 1 dolar olan bir riski yönetmek için yaklaşık 0,43 dolar harcamanın yeterli olacağı görülüyor. Buna karşılık, daha düşük performans gösteren şirketlerde aynı riski yönetmek için yaklaşık 5,9 dolar harcamak gerektiği görülmekte. Bu durum, lider şirketlerin finansal açıdan önemli riskleri görece daha düşük maliyetle yönetebildiğini ve potansiyel olarak daha hedefli bir risk yönetimi yaklaşımına sahip olduğunu gösteriyor. Raporlamaların derinlik ve uygulama düzeyi artırılmalı Temel iklim raporlama göstergeleri açısından bakıldığında, Türkiye’deki şirketler yüksek ve tutarlı bir olgunluk düzeyi sergiliyor. Ancak taahhütlerin derinliği ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş araçlarının uygulanma düzeyi incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Şirketlerin %70’i 1,5°C ile uyumlu bir iklim geçiş planı raporlarken, yalnızca %33’ü fosil yakıtlardan çıkışa yönelik açık bir taahhütte bulunuyor. Net-sıfır hedefleri yaygın olmakla birlikte (%62), bunların yalnızca %12’si Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından doğrulanmış vaziyette. Bu durum, hedef koyma ile bilim temelli uyum arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, dahili karbon fiyatlandırması giderek yaygınlaşsa da uygulama kapsamı halen sınırlı; çoğu zaman tüm karar süreçlerini kapsayan zorunlu bir mekanizma olarak kullanılmıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı önemli ölçüde artmış olsa da toplam enerji tüketimi içinde yenilenemeyen kaynaklar hala baskın durumda. Genel olarak bu tablo, iklim yönetimi için gerekli temel yapıların kurulduğunu; ancak bu yapıların karar alma süreçlerine tutarlı, kapsamlı ve bağlayıcı şekilde yansıtılması için daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. İklim teması şirket yönetim sistemlerine entegre edilirken doğa ile ilgili konularda ilerleme sınırlı kaldı Rapor genelinde ortaya çıkan en önemli yapısal bulgulardan biri, iklim değişikliği konusundaki olgunluk ile diğer doğa temelli konular arasındaki belirgin fark. İklim değişikliği için riskleri belirleme ve yönetmeye yönelik yaklaşımlar tüm şirketlerde (%100) yerleşmiş durumdayken, bu oran su yönetimi alanında %78’e, biyoçeşitlilikte %36’ya, plastiklerde %24’e ve ormansızlaşmada %11’e kadar düştü. Benzer bir ayrışma değer zinciri etkileşiminde de görüldü. Bu oran iklimde %98 iken, plastiklerde %18 ve ormansızlaşmada %10 seviyesinde kaldı. Bu tablo, iklim konularının şirket sistemlerine derinlemesine entegre edildiğini, buna karşılık doğa ile ilgili konuların halen sınırlı bir kapsamda ele alındığını gösterdi. Genel olarak doğa temelli raporlamalar farkındalık aşamasından daha yapılandırılmış bir yönetime doğru ilerliyor. İklim ve su alanlarında görülen olgunluk seviyesine ulaşabilmek için özellikle veri altyapısının güçlendirilmesi, hedef belirleme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve doğa ile ilgili konuların stratejik karar alma süreçlerine daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin zorunlu raporlama çerçeveleriyle uyumu giderek artıyor Türkiye’de CDP kapsamında yapılan raporlamalar, zorunlu sürdürülebilirlik çerçeveleriyle yüksek ve artan bir uyuma işaret ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (TSRS) ile uyum %83’e, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) ile uyum ise %71’e ulaştı. Zorunlu raporlama çerçevelerine hazırlık açısından Türkiye iyi bir konumda, ancak şirketlerin önünde üç temel gelişim alanı bulunuyor: üretilen bilgiyi finansal sistemlerle ilişkilendirmek, karar alma süreçlerine dahil etmek ve geçiş planlarıyla bağlantılı hale getirmek. Bu aşamalar raporlamadan uygulamaya geçiş için kritik önem taşıyor. CDP verileri COP31 öncesinde güçlü bir referans Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e yaklaşırken, kurumsal çevresel raporlamaların önemi daha da artıyor. CDP verileri, şirketlerin uygulama kapasitesini değerlendirmek için güçlü ve güvenilir bir referans sunuyor. Enerji dönüşümü, su, doğa, döngüsel ekonomi, geçiş planlaması ve iklim finansmanı gibi CDP raporlamasında öne çıkan başlıklar, COP31 eylem gündeminin temel öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Bulgular, Türkiye’den raporlama yapan şirketlerin yalnızca raporlama ölçeğini büyütmekle kalmayıp, bunu istikrarlı biçimde güçlü bir performansa dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bu çerçevede CDP verileri, şirketlerin uygulamaya ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirmek, ulusal ve küresel iklim hedefleriyle uyum düzeyini analiz etmek açısından somut ve pratik bir referans niteliği taşıyor. Ana konuşmacılar ve Rapor Sunumu “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Avantajına Dönüştürmek” temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran “Garanti BBVA’da sürdürülebilirlik, iş modelimizin ayrılmaz bir parçası. 2025 CDP değerlendirmesinde iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma alanlarının tamamında A notu alarak Triple A seviyesine ulaşmamız bu yaklaşımın bir sonucu. İklim, su ve doğa artık ekonomik dayanıklılığın belirleyicisi. Bu doğrultuda finansman gücümüzle dönüşümü desteklemeyi sürdürüyoruz.” dedi. COP30 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Dan Ioschpe konferansa video mesajla katıldı. Ioschpe mesajında “25 yıl önce niş olan çevresel raporlama, bugün iş dünyası için küresel bir standart ve temel gereklilik haline gelmiş; veri, şeffaflık ve raporlama sürdürülebilir kalkınmayı ve etkili karar almayı mümkün kılmıştır. Bu yapı sayesinde, bugün CDP tarafından ödüllendirilen kuruluşlar yalnızca bir standardı karşılamıyor, aynı zamanda uygulamanın nasıl hayata geçtiğini gösteren öncüler olarak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Deloitte Global Sürdürülebilir Finans Lideri Hans-Juergen Walter konuya küresel bir perspektiften bakarak “Şirketler yalnızca mevzuata uyumla sınırlı kalmamalı. Raporlamayı bir zorunluluk olarak değil, rekabet avantajı yaratmanın bir aracı olarak görmeliler. Nitelikli çevresel raporlama; sermayeyi cezbeden, pazardaki konumu güçlendiren ve hızla dönüşen küresel ortamda gerçekten dayanıklı, geleceğe hazır iş modelleri inşa etmeyi mümkün kılan stratejik bir kaldıraçtır.” dedi. CDP Politika ve Büyüme Direktörü Pietro Bertazzi ise, “Yaklaşan COP31’in uygulama odağıyla birlikte, Türkiye’deki şirketlerin CDP aracılığıyla yaptığı raporlamalar, lider şirketlerin çevresel performans konusunda yüksek bir standart belirlerken aynı zamanda ticari kazanımlar da elde ettiğini gösteriyor. Hızla değişen küresel ekonomide geleceğe en güçlü şekilde hazırlanan şirketler; şeffaflığı somut aksiyona dönüştürebilen, çevresel verileri stratejik karar alma süreçlerine entegre eden ve dünyamız için olumlu büyümeyi yönlendiren şirketler olacak.” dedi. CDP Türkiye 2025 İklim ve Doğa Raporu’nun sonuçlarını paylaşan CDP Türkiye Ülke Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş şu değerlendirmede bulundu: “Raporun sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de çevresel yönetim yapılarının güçlü bir kurumsal temele oturduğu açıkça görülmekte, fakat bu yapının tüm çevresel temalar ve şirketler genelinde henüz dengeli ve bütüncül bir şekilde yaygınlaşmadığı görülüyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin önceliği, mevcut raporlama altyapısını daha derin entegrasyon, daha geniş çevresel kapsama ve daha tutarlı uygulama çıktılarıyla güçlendirmek olmalı.” 2026 Triple A Liderler Paneli Konferans kapsamında Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Türkiye Direktörü Ozan Duygulu moderatörlüğünde “2026 Triple A Liderler Paneli” düzenlendi. Panele, Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy, Akbank CFO’su Türker Tunalı ve CarrefourSA CEO’su Kutay Kartallıoğlu katıldı. Sürdürülebilir finansman ve sürdürülebilirliğin stratejik yönetimi konularının ele alındığı panelde Mevhibe Canan Özsoy, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil; fiziksel, finansal ve itibara yönelik riskler barındıran küresel bir dönüşüm meselesi olduğunu belirtti. Türker Tunalı, düşük karbonlu ekonomiye geçişte finans sektörü, reel sektör ve teknoloji ekosisteminin birlikte hareket etmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Kutay Kartallıoğlu ise konuşmasında gıda perakendesinin iklim değişikliğinden kaynaklanan risklerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekerek Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle gıda güvenliği ve tedarik zincirleri açısından önemli çevresel risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni Programın sonunda gerçekleştirilen CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni’nde CDP Global A listelerine girmeyi başaran 45 şirket ödüllerini aldı. Ödül töreninde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu, ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü birer konuşma gerçekleştirdi ve şirketlere ödüllerini takdim etti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında “Jeopolitik gelişmelerin yoğunlaştığı bu dönemde iklim krizinin bilimsel bir gerçek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzdeki COP31 sürecini Paris Anlaşması kapsamında gündeme getirilen başlıkların yeniden canlandırılması açısından kıymetli görüyoruz. Bu süreçte, iş dünyasının sürdürülebilirlik raporlamalarına güçlü biçimde eğilmesini ve odağına almasını kritik önemde görüyoruz. Bugün bu önemli gelişmelere tanıklık etmemizi sağlayan CDP Türkiye’ye ülkemizde sürdürülebilirlik raporlaması konusunda bilinçlendirme ve iş dünyasının dönüşümü alanında sağladığı katkılar için teşekkür ediyorum” dedi. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü ise "Sürdürülebilirlik raporlaması, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik yönetimi disiplinlerinin entegrasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu entegrasyonun temelinde, çevresel ve sosyal faktörlerin operasyonel riskler ve finansal fırsatlar üzerindeki belirleyici rolü yatmaktadır. Bu perspektifle hazırlanan raporlar, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullandığı 'önemlilik' arz eden bilgilere odaklanmaktadır." dedi. Triple A ödülleri (5 şirket) Double A ödülleri (17 şirket) Global A ödülleri (23 şirket) CDP Şehirler A Liderleri ödülleri Konferans kapsamında ayrıca “CDP Cities A List”e girmeyi başaran iki belediyeye de ödülleri takdim edildi. Ödüllerini almak üzere törene, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serhat Taşkınsu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ManageEngine, UserConf Türkiye 2026’da Otonom Kurum Dönemi İçin Yol Haritasını Açıkladı Haber

ManageEngine, UserConf Türkiye 2026’da Otonom Kurum Dönemi İçin Yol Haritasını Açıkladı

Kuruluşlar, kendi kendini yöneten ve kendi kendini iyileştiren sistemlere geçiş hedefiyle “YZ’ye hazır” aşamadan “YZ odaklı” yapılara evrilirken; BT ekipleri altyapı modernizasyonu, veri tutarlılığı, yönetişim, güvenlik ve hızla değişen iş ihtiyaçlarına uyum sağlama gibi alanlarda artan bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. ManageEngine CEO’su Rajesh Ganesan konuyla ilgili olarak şu açıklamaları yaptı: “Dijital dönüşümün bir sonraki aşaması, kurumların yapay zekâyı ve sunduğu otonomiyi somut iş sonuçlarına ne ölçüde dönüştürebildiğiyle belirlenecek. Bu süreç yalnızca yeni teknolojileri benimsemenin ötesinde, aynı zamanda güvenilir ve entegre bir temel gerektiriyor. Geliştirdiğimiz entegre platform yaklaşımı, kuruluşların bu temeli oluşturmasına ve kurum genelinde otonomiyi hayata geçirmesine yardımcı olmak üzere tasarlandı.” Ganesan ayrıca, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve performans odaklı sonuçlar için geliştirilen ManageEngine dijital kurumsal yönetim platformunun, Türkiye’deki müşterilere güçlü değer sunmaya hazır olduğunu belirtti. Etkinlikte Ürün Yol Haritaları ve Başarı Hikâyeleri Öne Çıktı “Ahead of Intelligence” temasıyla gerçekleştirilen iki günlük UserConf etkinliği; yapay zekânın BT yönetimini nasıl dönüştürdüğünü ve kurumların bu yeni dönemde nasıl konumlanabileceğini ele almak üzere Türkiye genelinden yüzlerce BT profesyonelini, iş liderini ve iş ortaklarını bir araya getirdi. ManageEngine’in Türkiye’deki 20 yıllık iş ortağı Vitel A.Ş. ile birlikte düzenlenen etkinlikte; altı ürün yol haritası oturumu, 40’tan fazla uygulamalı atölye ve çok sayıda müşteri başarı hikâyesi paylaşıldı. Program kapsamında uç nokta yönetimi, birleşik hizmet yönetimi, güvenlik operasyonları ve uçtan uca gözlemlenebilirlik gibi kritik başlıklar ele alındı. Katılımcılar ayrıca teknik uzmanlar tarafından gerçekleştirilen derinlemesine oturumlara ve iş ortağı danışmanlıklarına katılarak en yeni akıllı BT çözümlerini yakından inceleme fırsatı buldu. Türkiye, ManageEngine İçin Stratejik Öneme Sahip ManageEngine, Türkiye pazarında yaklaşık 20 yıldır faaliyet gösteriyor. Ülke, yıllık yaklaşık %25 büyüme oranıyla şirketin Avrupa’daki en önemli pazarlarından biri konumuna gelmiş durumda. Şirket, farklı sektör ve ölçeklerde 1.700’den fazla kuruluşa BT yönetimi çözümleri sunuyor. Beyaz Kağıt San. ve Tic. A.Ş. Bilgi Sistemleri ve Dijitalleşme Müdürü Melih Mercan ise şunları söyledi: “BT altyapımız büyüdükçe cihaz sayısı arttı, riskler çeşitlendi ve manuel takip yöntemleri yetersiz kaldı. Bu durum, BT operasyonlarımızın reaktif yapıdan proaktif ve yönetilebilir bir modele dönüşmesini zorunlu hale getirdi. Merkezi ve sürdürülebilir bir uç nokta yönetimi çözümü ihtiyacı doğrultusunda ManageEngine Endpoint Central’ı tercih ettik. Bugün yalnızca sorunlara müdahale eden değil, potansiyel riskleri önceden tespit ederek aksiyon alan bir BT yapısına sahibiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ManageEngine, UserConf Türkiye 2026’da Otonom Kurumsal Çağ için Yol Haritasını Tanıttı Haber

ManageEngine, UserConf Türkiye 2026’da Otonom Kurumsal Çağ için Yol Haritasını Tanıttı

Kuruluşlar, kendi kendini sürdürebilen ve kendi kendini iyileştirebilen operasyonlar hedefiyle “YZ’ye hazır” olmaktan “YZ odaklı” yapılara geçiş yaparken; BT ekipleri altyapıyı modernize etme, veri tutarlılığını sağlama, yönetişim ve güvenliği güçlendirme ve teknoloji stratejisini hızla değişen iş ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirme konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. ManageEngine CEO’su Rajesh Ganesan, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Dijital dönüşümün bir sonraki aşaması, işletmelerin yapay zekâyı ve onun sağladığı otonomiyi gerçek dünya sonuçlarına ne ölçüde dönüştürebildiğiyle belirlenecek. Bu süreç, yeni teknolojilerin benimsenmesinin yanı sıra güvenilir ve entegre bir temel gerektirir. Platformlar platformuna evrilmemiz, kuruluşların bu temeli oluşturmasına ve modern işletme genelinde otonomiyi mümkün kılmasına yardımcı olmak üzere tasarlandı.” Ganesan ayrıca, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve performans odaklı çıktılar için geliştirilen ManageEngine dijital kurumsal yönetim platformunun, Türk müşterilere değer sunmaya hazır olduğunu belirtti. Etkinlikte Ürün Yol Haritaları ve Müşteri Başarı Hikâyeleri Yer Aldı “Ahead of Intelligence” temasıyla düzenlenen iki günlük UserConf, yapay zekânın BT yönetimini nasıl köklü biçimde dönüştürdüğünü ve kuruluşların bu yeni dönemde nasıl liderlik edebileceğini ele almak üzere ülke genelinden yüzlerce BT profesyonelini, iş liderini, iş ortaklarını ve distribütörleri bir araya getirdi. Konferans, ManageEngine CEO’su Rajesh Ganesan’ın açılış konuşmasının yer aldığı bir BT liderliği forumu ile başladı. Etkinlikte ayrıca Amplitude Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen ve Vitel A.Ş. CEO’su Deniz Eşiyok da konuşmacı olarak yer aldı. ManageEngine’in Türkiye’deki 20 yıllık iş ortağı olan Vitel A.Ş. ile ortaklaşa düzenlenen konferansta; altı ürünün yol haritası oturumu, 40’tan fazla uygulamalı atölye çalışması, çeşitli müşteri başarı hikâyeleri ile uç nokta yönetimi, birleşik hizmet yönetimi, güvenlik operasyonları ve uçtan uca gözlemlenebilirlik konularını kapsayan üst düzey sunumlar gerçekleştirdi. Katılımcılar ayrıca ManageEngine teknik uzmanları tarafından gerçekleştirilecek derinlemesine oturumlara ve iş ortağı danışmanlıklarına doğrudan erişim sağlayarak akıllı BT inovasyonundaki en son gelişmeleri yakından inceleme fırsatı buldu. Türkiye, ManageEngine için Kilit Pazarlar Arasında Öne Çıktı Türkiye pazarında yaklaşık 20 yıldır çözümler sunan ManageEngine için bu bölge, yıllık yaklaşık yüzde 25 büyüme oranıyla Avrupa’daki en büyük pazarlardan biri haline geldi. Şirket bugün, Türkiye’de farklı ölçek ve sektörlerden 1.700’den fazla kuruluşa destek sağlıyor. Beyaz Kağıt San. ve Tic. A.Ş. Bilgi Sistemleri ve Dijitalleşme Müdürü Melih Mercan, sürece dair şu değerlendirmede bulundu: “Kurumsal BT altyapımız genişledikçe cihaz sayısı arttı, riskler çeşitlendi ve manuel takip yöntemleri yetersiz kalmaya başladı. BT operasyonlarının reaktif bir yapıdan proaktif ve yönetilebilir bir modele evrilmesi gerektiği açıkça ortaya çıktı. Merkezi ve sürdürülebilir bir uç nokta yönetimi çözümüne duyulan ihtiyaç bizi ManageEngine Endpoint Central’a yönlendirdi. Artık yalnızca sorunlara yanıt veren değil, potansiyel riskleri önceden tespit edip aksiyon alan bir BT yapısına sahibiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor Haber

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor

İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığının altını çizen Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, “Kentlerin ve sanayi altyapısının geleceği, iklim risklerinin ne kadar erken tespit edilebildiğine bağlıdır” diyerek stratejik uyumun önemine dikkat çekiyor. Dünya genelinde sıklığı artan aşırı sıcaklık, kuraklık ve su stresi gibi iklim olayları; ekonomik istikrar, üretim sürekliliği ve toplumsal refah üzerinde doğrudan bir risk unsuru oluşturuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, iklim değişikliğine uyum politikalarının artık yalnızca merkezi stratejilerle değil; yerel yönetimler, özel sektör ve toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu çok paydaşlı yönetişim modelleriyle etkinlik kazandığına dikkat çekiyor. Günümüzde iklim eylemi; sera gazı emisyonlarını düşürmeyi hedefleyen 'azaltım' ve mevcut etkilere karşı dayanıklılığı odağına alan 'uyum' çalışmaları olmak üzere iki ana eksende ilerliyor. Escarus, bu süreçte kurumların iklim risklerini sistematik bir yaklaşımla analiz etmelerini sağlıyor ve veri temelli karar alma kapasitelerini güçlendiriyor. Şirket, sunduğu çözümlerle kurumların hem risk yönetim süreçlerini iyileştiriyor hem de operasyonel olarak daha dirençli yapılar oluşturmalarına katkı sunuyor. “Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak: Özel sektör kritik rol üstleniyor” Üretim altyapılarının işletimi ve tedarik zincirlerinin koordinasyonunda özel sektörün ana aktör olduğunu hatırlatan Dr. Kubilay Kavak, iklim risklerinin kurumsal yönetim süreçlerine entegre edilmesinin önemine işaret ediyor. Dr. Kavak, “Politika tartışmaları gösteriyor ki, yerel dinamikleri ve özel sektörün operasyonel gücünü dışarıda bırakan bir uyum süreci eksik kalacaktır. Özellikle şirketlerin, üretim tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki fiziksel riskleri analiz etmesi ve operasyonlarını bu etkilere karşı dayanıklı hale getirmesi artık bir tercih değil, yaşamsal zorunluluk” dedi. İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığını belirten Dr. Kavak, kentlerin ve sanayi altyapısının kalıcılığı ile iklim risklerinin erken tespit edilmesi arasında yakın bir ilişki bulunduğuna dikkat çekti. Bölgesel projeksiyonların ve altyapı kırılganlıklarının analiz edilmesinin karar alma süreçlerine rehberlik ettiğini söyleyen Dr. Kavak, sözlerine şöyle devam etti: “Kamu tarafında veri üretimi ve yerel iklim eylem planları ne kadar kritikse, özel sektörün de bu riskleri performans göstergeleri üzerinden izlemesi o denli hayati. Escarus olarak 2011’den bu yana, şirketlerin bu riskleri stratejik planlarına dahil etmelerine ve operasyonel dayanıklılıklarını artırmalarına rehberlik ediyoruz.” “Kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendiriyoruz” Dr. Kubilay Kavak, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçlarının ve TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) kapsamındaki değerlendirmelerin kurumların finansmana erişimini doğrudan etkilediğini belirtti. Escarus’un ikinci taraf görüş hizmetleri ve stratejik yol haritalarıyla bu süreci desteklediğini dile getiren Dr. Kavak, ihracatçı firmalar için kritik öneme sahip olan Yeşil Mutabakat uyum çalışmalarına ve devlet teşvikleri kapsamında Responsible® Programı’na da değinerek, “Faz 1 Akredite Danışmanlık Kuruluşu olarak, ihracatçılarımızın çevresel ve sosyal olgunluk analizlerini gerçekleştiriyoruz. Amacımız, oluşturduğumuz stratejik yol haritalarıyla kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendirirken, onları ticari geçiş risklerine karşı en üst seviyede dayanıklı kılmak” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mapfre Grup, Ofislerindeki Enerji Tüketimine Bağlı Karbon Ayak İzini %65 Azalttı Haber

Mapfre Grup, Ofislerindeki Enerji Tüketimine Bağlı Karbon Ayak İzini %65 Azalttı

Mapfre Grup; faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde, 2030 yılına kadar karbon nötr olma hedefi doğrultusunda, enerji verimliliğini karbonsuzlaşma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak güçlendirmeye devam ediyor. 2025 yılında Mapfre, 2030 Çevresel Ayak İzi Planı kapsamında belirlenen %16’lık enerji tüketimi azaltım hedefini aşarak elektrik, doğalgaz ve benzin gibi fosil yakıt alımlarında %27’lik bir düşüş sağladı. Bu sonuç, 2022 yılına kıyasla 40 milyon kWh enerji tasarrufu anlamına geliyor. Enerji Tüketiminde %27 Azalma Sağlandı Enerji tüketimindeki bu düşüş ve yenilenebilir enerji kullanımının artması sayesinde şirket, ofislerindeki enerji tüketimine bağlı karbon ayak izini %65’e kadar azaltmayı başardı. Bu başarı; fotovoltaik panel kurulumları, çalışma alanlarının optimize edilmesi ve daha verimli ekipmanlara yapılan yatırımlar gibi uygulamalar sayesinde elde edildi. Bu çalışmalarla MAPFRE, faaliyet gösterdiği 25 ülkedeki binalarında elektrik faturalarını da %32 oranında düşürdü. Yeşil Bina Dönüşümü Hız Kazanıyor Şirket aynı zamanda sürdürülebilir bina sertifikasyonlarına yönelik çalışmalarını da sürdürüyor. 2025 yılı itibarıyla toplam 25 bina LEED, BREEAM veya Energy Star sürdürülebilirlik sertifikası alarak grubun sahip olduğu idari bina alanının %59’unu temsil eder hale geldi. Bu sertifikalar; su kullanımının optimize edilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, emisyonların azaltılması ve düşük çevresel etkili malzemelerin tercih edilmesi gibi uygulamaları teşvik ediyor. Ayrıca özel araç kullanımının azaltılması ve yürüyüş, bisiklet veya elektrikli olmayan scooter gibi aktif ulaşım seçeneklerinin yaygınlaştırılması da destekleniyor. Mapfre Sigorta, 2030 Karbon Hedeflerine Şimdiden ulaştı Mapfre Sigorta da grubun sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Şirket, “Biz Buradayız” yaklaşımıyla 2022-2026 Stratejik Sürdürülebilirlik Planı kapsamında çevre, toplum, kurumsal yönetim ve iş alanlarında belirlenen hedeflerini hayata geçirmeye devam ediyor. 2025 yılı sonuna kadar karbon ayak izini %40, 2030 yılına kadar ise %48 azaltmayı hedefleyen Mapfre Sigorta, 2025 yılında elektrik tüketiminden kaynaklanan karbon ayak izini %100, toplam karbon ayak izini ise %50 oranında azaltarak 2030 hedeflerine şimdiden ulaşmayı başardı. Şirket ayrıca Mapfre Grubu içinde elektrik tüketiminin azaltılmasına %6 oranında katkı sağlarken, binalar ve araç filosuna ilişkin enerji tüketiminin %2 oranında azaltılmasında da önemli rol oynadı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.