Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kuzey Amerika

Kapsül Haber Ajansı - Kuzey Amerika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuzey Amerika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’den Otomotiv Sektöründe 41,5 Milyar Dolarlık Tarihi İhracat Rekoru Haber

Türkiye’den Otomotiv Sektöründe 41,5 Milyar Dolarlık Tarihi İhracat Rekoru

Dünyada Ticari alacak sigortası lideri Allianz Trade, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere rehberlik eden raporlarından bir yenisini daha Otomotiv Sektörü odağında hazırladı. Raporda yeni "Made in Europe" çerçevesinin hâlen birçok belirsizlik içerdiği, bu belirsizlikten Türkiye’nin de etkilenebileceği belirtiliyor. Küresel otomotiv sektöründe güç dengesinin ise Asya’ya kaydığı vurgulanıyor. Küresel otomotiv sektöründeki güç dengesinin hızla değiştiği belirtilen raporda, Çin’in tek başına artık dünya otomobil satışlarının yüzde 37’sini gerçekleştirdiği ve bu oranın, 2024 yılına göre 2 puan, 2019 yılına göre ise 8 puan artış anlamına geldiği belirtiliyor. Aynı dönemde Avrupa'nın küresel pazar payının yüzde 20'nin altına, Kuzey Amerika'nın payının ise yüzde 21'e gerileyerek her iki bölge için de yeni tarihi düşük seviyelere ulaştığı raporda vurgulanıyor. Öte yandan yine Allianz Trade’in raporuna göre; küresel otomotiv pazarı 2025 yılında üst üste üçüncü kez büyüme kaydetti. Pazarın yaklaşık yüzde 5 büyüyerek, 2024 yılındaki yüzde 3'lük büyümenin de üzerine çıktığı bilgisi verilen raporda bu büyümenin lokomotifinin artık belirgin şekilde Asya'ya kaydığı belirtiliyor. Dünyanın iki büyük olgun pazarı olan Avrupa ve ABD’nin sınırlı bir performans sergilediği, Avrupa pazarı yatay seyrederken, ABD’nin yalnızca yüzde 2 büyüyebildiği de verilen bilgiler arasında bulunuyor. Öte yandan Çin pazarının yüzde 9 büyüyerek dikkat çekici bir performans ortaya koyduğunun altı çiziliyor. Rapora göre Güney Amerika, Orta Doğu ve diğer gelişmekte olan ülkeler de küresel büyümeye önemli katkı sağladı. Çin hariç Asya-Pasifik bölgesi ile Japonya’nın ise daha sınırlı düzeyde, yaklaşık yüzde 3 büyüme gösterdiği raporda belirtiliyor. Dolayısıyla 2025 yılının yalnızca daha fazla aracın satıldığı bir yıl değil; aynı zamanda küresel otomotiv sektörünün ağırlık merkezinin belirgin biçimde Asya'ya ve özellikle Çin'e kaydığı bir dönüm noktası olarak öne çıktığı bir yıl olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Made in Europe’un Türkiye’ye etkileri Allianz Trade’in raporunda Made in Europe’un içerdiği belirsizlikleri Türkiye otomotiv sektörü açısından 2026 yılının en önemli risklerinden biri olarak öne çıktığı vurgulanıyor. Türkiye'nin Avrupa'nın yeni otomotiv üretim çerçevesine dahil edilip edilmeyeceğinin henüz netlik kazanmadığı verilen bilgiler arasında… Araçların "Made in Europe" statüsü kazanabilmesi için uygulanacak mevcut yüzde 70 AB katma değer eşiğinin, Türkiye'de gerçekleştirilen üretimin bu kriterin dışında kalmasına neden olabilecek kadar yüksek bir seviye olduğu belirtiliyor. Ayrıca raporda; Türkiye'nin "Made in EU" statüsü kazanması durumunda, Çin menşeli içeriklerin AB teşviklerinden dolaylı olarak yararlanabileceği bir geçiş noktası hâline gelebileceğine yönelik endişelere dikkat çekiliyor. Allianz Trade Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, ekonomimizin lokomotifi olan otomotiv sektöründeki stratejik varlığımızı ve otomotiv üreticileri ile tedarikçilerine verdiğimiz desteği kararlılıkla sürdürüyoruz. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılını 41,5 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoru ve 1,37 milyon adetlik zirve satışla kapatan sektörümüz, ODMD (Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği) raporlarının da işaret ettiği üzere 2026'nın ilk yarısında sıkı finansman koşullarına bağlı olarak iç pazarda yüzde 8,2'lik dönemsel bir dengelenme ve hacim kaybı sürecinden geçiyor. Bu dinamik dönüşüm ve risk ortamında, alacak sigortası tarafında otomotiv üreticileri ve tedarik zincirindeki paydaşlarımız için üstlendiğimiz toplam risk büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemine göre döviz bazında yaklaşık yüzde 15 artırarak desteğimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sektördeki elektrifikasyon dönüşümünü, değişen tedarik ekosistemini ve maliyet yönetimini yakından takip ediyor; proaktif risk yönetimi çözümlerimizle Türk otomotiv sanayisinin hem küresel pazarlardaki rekabet gücünü hem de finansal sürdürülebilirliğini güvence altına almaya devam ediyoruz.” Raporda, Türkiye’de Çinli otomotiv üreticilerinin giderek güçlenen varlığının; elektrikli araç ve batarya sektörlerine yönelik destekleyici mali politikalar ile Çin'den ithal edilen elektrikli araçlara uygulanan gümrük tarifeleri sayesinde daha da belirginleştiği, bu durumun Türkiye'nin Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki rolüne ilişkin tartışmaları da artırdığı vurgulanıyor. Öte yandan Avrupa pazarına tam erişimin kaybedilmesinin Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekilen raporda; Avrupa Birliği’nin, Türkiye'nin açık ara en büyük otomotiv ihracat pazarı konumunda bulunduğu hatırlatılıyor. 2025 yılında otomotiv ihracatının, 30,11 milyar dolar ile yüzde 72,5'isinin AB ülkelerine gerçekleştirildiği bilgisi raporda veriliyor. Almanya’nın ise tek başına 6,61 milyar dolarlık ihracat hacmiyle ve yıllık bazda yüzde 36'lık artışla en büyük pazar olmayı sürdürdüğüne dikkat çekiliyor. Allianz Trade’in raporunda; Türkiye'nin AB menşei statüsünün yalnızca kısmen dışında bırakılmasının bile Türkiye'de üretilen araç ve otomotiv parçalarının en büyük ihracat pazarındaki tercihli ticaret avantajlarını kaybetmesine yol açabileceğine dikkat çekiliyor. Bu durumun ise küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) Türkiye'ye yatırım yapma gerekçelerini zayıflatabileceği, tedarik zincirlerinin yeniden Avrupa'ya taşınan üretim merkezlerine yönelmesi riskini de beraberinde getirebileceği raporda öngörülüyor. İç Talebin Gücü Allianz Trade’in Otomotiv Sektörü Raporu’na göre; Türkiye'nin rekor düzeye ulaşan iç pazar satışları bir diğer deyişle 2025 yılında toplam araç satışlarının yıllık bazda yüzde 10,5 artarak 1,37 milyon adede ulaşması, dış talebin zayıfladığı bir dönemde sektör açısından önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Brüksel'in AB menşei kriterlerini sıkılaştırması ve küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) tedarik zincirlerini yeniden değerlendirmesiyle birlikte, iç pazarın daralan ihracat fırsatlarına yönelmesi beklenen üretim hacmini absorbe edebilmesi sektör için önemli bir avantaj sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tiens, New York'ta Merkez Ofis Açtı Haber

Tiens, New York'ta Merkez Ofis Açtı

. Sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren şirket, 224 ülke ve bölgede 57 milyondan fazla üyesiyle faaliyetlerini sürdürürken, ABD pazarını uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. 1991 yılında Çin'in Tianjin kentinde kurulan TIENS, takviye edici gıdalardan kişisel bakım ürünlerine, sağlıklı yaşam çözümlerinden eğitim ve girişimcilik programlarına uzanan geniş bir ekosistemle faaliyet gösteriyor. Sağlık ve wellness alanında bütünsel bir yaklaşım benimseyen şirket, doğrudan satış modeliyle iyi yaşam anlayışını daha fazla kişiyle buluşturmayı hedefliyor. 2001 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren TIENS, 2017 yılında büyüme stratejisini Türkiye’nin tüm şehirlerine yayarak ülke genelindeki yapılanmasını güçlendiriyor. Küresel deneyimini yerel pazarlara taşıyan şirket, bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve sürdürülebilir başarı fırsatları sunmayı hedefliyor. Yeni rotası Kuzey Amerika TIENS'in 2026 yılında attığı en önemli adımlardan biri, New York'ta merkez ofisini hayata geçirmek oldu. Şirket, sağlık ve wellness sektöründe dünyanın en gelişmiş pazarlarından biri olan Amerika Birleşik Devletleri'ni uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak görüyor. 2026 itibarıyla faaliyete geçen merkez ofis ile Kuzey Amerika pazarındaki varlığını güçlendiren TIENS, ilk etapta takviye edici gıda, kişisel bakım ve wellness kategorilerinde faaliyet göstermeyi planlıyor. TIENS Kurucusu Li Jinyuan, New York açılımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "TIENS'i kurarken hedefimiz, sağlıklı yaşam anlayışını daha fazla insanla buluştururken bireylerin gelişimine katkı sağlayan küresel bir ekosistem oluşturmaktı. New York'ta attığımız bu adım, yalnızca yeni bir pazara giriş değil; sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarındaki uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir yansımasıdır. Farklı kültürler arasında köprüler kurarak daha fazla insana ulaşmaya ve yaşam kalitesini desteklemeye devam edeceğiz." TIENS, Türkiye'deki distribütörlerini küresel deneyimlerle buluşturuyor Türkiye, TIENS'in küresel yapılanması içerisinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, Eylül ayında Türkiye'den yaklaşık 300 kişinin katılımıyla Çin'e geniş kapsamlı bir ziyaret programı düzenlemeyi planlıyor. Program kapsamında katılımcılar, TIENS Uluslararası Sağlık Endüstri Parkı'nı ziyaret ederek şirketin küresel operasyonlarını yakından tanıma fırsatı bulacak. Aynı zamanda ziyaretin, Türkiye ile Çin arasında iş dünyası ve kültürel etkileşimin güçlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Küresel büyümesini yeni pazarlara açılarak sürdüren TIENS, 2026 yılında hayata geçirdiği stratejik adımlarla sağlık ve wellness alanındaki uluslararası konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TIENS New York'ta Merkez Ofis Açtı Haber

TIENS New York'ta Merkez Ofis Açtı

1991 yılında Çin'in Tianjin kentinde kurulan TIENS, takviye edici gıdalardan kişisel bakım ürünlerine, sağlıklı yaşam çözümlerinden eğitim ve girişimcilik programlarına uzanan geniş bir ekosistemle faaliyet gösteriyor. Sağlık ve wellness alanında bütünsel bir yaklaşım benimseyen şirket, doğrudan satış modeliyle iyi yaşam anlayışını daha fazla kişiyle buluşturmayı hedefliyor. 2001 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren TIENS, 2017 yılında büyüme stratejisini Türkiye’nin tüm şehirlerine yayarak ülke genelindeki yapılanmasını güçlendiriyor. Küresel deneyimini yerel pazarlara taşıyan şirket, bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve sürdürülebilir başarı fırsatları sunmayı hedefliyor. Yeni rotası Kuzey Amerika TIENS'in 2026 yılında attığı en önemli adımlardan biri, New York'ta merkez ofisini hayata geçirmek oldu. Şirket, sağlık ve wellness sektöründe dünyanın en gelişmiş pazarlarından biri olan Amerika Birleşik Devletleri'ni uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak görüyor. 2026 itibarıyla faaliyete geçen merkez ofis ile Kuzey Amerika pazarındaki varlığını güçlendiren TIENS, ilk etapta takviye edici gıda, kişisel bakım ve wellness kategorilerinde faaliyet göstermeyi planlıyor. TIENS Kurucusu Li Jinyuan, New York açılımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "TIENS'i kurarken hedefimiz, sağlıklı yaşam anlayışını daha fazla insanla buluştururken bireylerin gelişimine katkı sağlayan küresel bir ekosistem oluşturmaktı. New York'ta attığımız bu adım, yalnızca yeni bir pazara giriş değil; sağlık, wellness ve girişimcilik alanlarındaki uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir yansımasıdır. Farklı kültürler arasında köprüler kurarak daha fazla insana ulaşmaya ve yaşam kalitesini desteklemeye devam edeceğiz." TIENS, Türkiye'deki distribütörlerini küresel deneyimlerle buluşturuyor Türkiye, TIENS'in küresel yapılanması içerisinde stratejik öneme sahip pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirket, Eylül ayında Türkiye'den yaklaşık 300 kişinin katılımıyla Çin'e geniş kapsamlı bir ziyaret programı düzenlemeyi planlıyor. Program kapsamında katılımcılar, TIENS Uluslararası Sağlık Endüstri Parkı'nı ziyaret ederek şirketin küresel operasyonlarını yakından tanıma fırsatı bulacak. Aynı zamanda ziyaretin, Türkiye ile Çin arasında iş dünyası ve kültürel etkileşimin güçlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Küresel büyümesini yeni pazarlara açılarak sürdüren TIENS, 2026 yılında hayata geçirdiği stratejik adımlarla sağlık ve wellness alanındaki uluslararası konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerin Zamanında Ödeme Performansında 2025 Yılında Sınırlı İyileşme   Haber

Şirketlerin Zamanında Ödeme Performansında 2025 Yılında Sınırlı İyileşme  

Önceki yıllarda olduğu gibi en yüksek ödeme performansına mikro ve küçük ölçekli şirketlerin sahip olduğunun ortaya konduğu rapora göre, tüm ülkeler arasında en iyi ödeme performansına yüzde 94,9 ile Danimarka sahip olurken, en kötü performansı yüzde 19,2 ile Bulgaristan gösterdi. Türkiye’de şirketlerin zamanında ödeme oranı ise 46,4’e yükseldi. Şirketlerin “Kredi Yaşam Döngüsü”nün her aşamasına yönelik gelişmiş, bütünleşik ve katma değerli çözümler sunan CRIF ile dünyanın en büyük ticaret alacak verisi platformu Dun & Bradstreet iş birliği ile hazırlanan “Global Payment Study 2026” raporu yayımlandı. Rapor, artan jeopolitik riskler ve gümrük tarifelerine ilişkin belirsizliklere rağmen 2025 yılında şirketlerin ödeme disiplininde küresel ölçekte sınırlı bir iyileşme yaşandığına işaret ediyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 39 ülkeyi kapsayan rapora göre, dünya genelinde şirketlerin zamanında ödeme ortalaması 2025 yılında, bir önceki yıla göre 1,5 puanlık artışla yüzde 54’e yükseldi. “Global Payment Study 2026” rapor, dünya genelinde şirket ölçeklerine göre ödeme performansında belirgin farklılıklar yaşandığına işaret ediyor. Rapora, tüm ülkelerde en yüksek ödeme performansına önceki yıllarda olduğu gibi mikro ve küçük ölçekli şirketlerin sahip olduğunu ortaya koydu. Mikro ve küçük ölçekli şirketlerde daha yüksek seyreden zamanında ödeme disiplini, şirket ölçeği büyüdükçe zayıflıyor. “Global Payment Study 2026” raporuna göre, 2025 yılında 39 ülkeden 22’sinin zamanında ödeme performansı yüzde 50’nin üzerine çıkarken, 17 ülkede bu oran yüzde 50’nin altında kaldı. Danimarka ödeme disiplininde zirveyi bırakmadı Dun & Bradstreeet’in dünya genelinde 600 milyondan fazla şirketi kapsayan Trade programı ve CRIF işbirliği ile hazırlanan raporda, ülkeler bazında 2025 dönemine ait ödeme davranışları analiz edilerek değişim trendleri değerlendirildi. Global Payment Study 2026 raporuna göre, yüzde 94,9 zamanında ödeme oranı ile Danimarka, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da 39 ülke arasında en iyi ödeme performansına sahip ülke oldu. Söz konusu ülkeler arasında zamanında ödeme konusunda en kötü performansı ise yüzde 19,2 ödeme oranıyla Bulgaristan gösterdi. “Global Payment Study 2026” raporu kapsamında Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı 25 Avrupa ülkesinin ödeme performansı incelendi. Kuzey Avrupa ülkeleri yüzde 65,2 zamanında ödeme performansıyla dünya ortalamasının üzerinde yer alırken, Güney Avrupa ülkeleri ise yüzde 42,8 oranıyla ortalamanın belirgin şekilde altında kaldı. Rapora göre, Avrupa’da 2025 yılında en iyi ödeme performansına sahip olan Danimarka’yı yüzde 86,6 ile Polonya takip etti. Ukrayna ile savaşın etkilerine rağmen Rusya, yüzde 80,9 ile zamanında ödemede 39 ülke arasında en iyi performans gösteren dördüncü ülke oldu. 25 Avrupa ülkesi arasında zamanında ödemede yüzde 20,2 ile Portekiz en kötü performans gösteren ikinci ülke olurken, onu yüzde 34,1 ile Yunanistan izledi. Türkiye’de zamanında ödemeler 4,5 puan arttı Enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikalarının sürdürüldüğü Türkiye’de şirketlerin zamanında ödeme performansı 2025 yılında bir önceki yıla göre 4,5 puan artarak yüzde 46,4’e yükseldi. Bu artışla Türkiye zamanında ödeme konusunda içerisinde yer aldığı Güney Avrupa ülkeleri ortalamasını üzerinde bir performans sergilerken, dünya ortalamasının altında kaldı. Asya’nın zamanında ödeme lideri Tayland oldu Asya Bölgesi’nde analizi yapılan dokuz ülke içerisinde 2025 yılında en yüksek zamanında ödeme oranına sahip ülke yüzde 74,8 ile Tayland oldu. Geçen yıl zamanında ödeme performansını bir önceki yıla göre 20,4 puan artıran Tayland’ı yüzde 72,4 ile Tayvan ve yüzde 61,2 ile Filipinler takip etti. Asya ülkeleri arasında 2024 yılında zamanında ödemede zirvede olan Filipinler, 2025 yılında 20 puanın üzerinde gerileme ile zamanında ödeme performansında en fazla kayıp yaşayan ülke oldu. Rapor, Hindistan, Filipinler ve Çin’de ödemelerdeki gecikmelerin birçok sektörde yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. ABD dünya ortalamasının üzerinde Kuzey Amerika’da değerlendirmeye Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika katıldı. Analiz edilen üç ülke arasında Amerika Birleşik Devletleri yüzde 60,3 oranında zamanında ödeme oranı ile dünya ortalamasının üzerinde performans gösteren tek ülke oldu. Kanada yüzde 42,3 ve Meksika yüzde 32,1 düşük seviyelerde kaldı. ABD pazarında makroekonomik baskılara rağmen ödeme direncinin korunduğunu ortaya koyan veriler, 2023-2025 yıllarını kapsayan üç yıllık dönemde, özellikle Meksika’da ödemeler konusunda yapısal bir bozulmaya işaret ediyor. İki ülkenin analize dahil edildiği Okyanusya Bölgesi’nde 2025 yılı itibarıyla Yeni Zelanda yüzde 83,1, Avustralya ise yüzde 68,9 zamanında ödemede yüzde 54 olan dünya ortalamasının üzerinde performans gösterdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Demiryolu Taşımacılığını İlk Kez Formula 1® Lojistiğine Dahil Ediyor Haber

DHL Demiryolu Taşımacılığını İlk Kez Formula 1® Lojistiğine Dahil Ediyor

Dünyanın lider lojistik şirketi ve Formula 1®'in Resmi Lojistik Ortağı DHL Group, Formula 1 lojistiğinde ilk kez demiryolu yük taşımacılığı operasyonunu başarıyla tamamlayarak 2026 sezonunda Kuzey Amerika'da dönüm noktası niteliğinde bir pilot program gerçekleştirdi. DHL, 46 adet 40 fitlik "high-cube" ve 4 adet 20 fitlik konteyner dahil olmak üzere yaklaşık 50 konteyner dolusu yarış ekipmanını demiryolu ile Miami, Florida'dan Montreal, Kanada'ya taşıyarak yaklaşık 2.000 kilometrelik bir mesafeyi geride bıraktı. DHL'in bu etap için yönettiği ve normal şartlarda karayoluyla taşınacak olan F1 yükünün yaklaşık %68'i demiryoluna kaydırıldı. Böylece Formula 1'in katı zaman çizelgelerine sadık kalınırken karbon yoğunluğu daha yüksek olan taşımacılık türlerine bağımlılık azaltıldı. DHL Global Forwarding Küresel Motor Sporları Lojistiği Başkanı Paul Fowler, "Demiryolunu yarıştan yarışa lojistik faaliyetlerimize dahil etmek, zamanın son derece kritik olduğu bir ortamda köklü taşımacılık modlarının sürdürülebilirliği desteklemek amacıyla yeni yöntemlerle nasıl uygulanabileceğini gösteriyor. Bu pilot projedeki tüm yüklerin başarıyla teslim edilmesi, demiryolunun Formula 1'in zorlu takvimini güvenilir bir şekilde desteklerken, emisyonların düşürülmesine de katkı sağlayabileceğini kanıtlıyor. Bu durum, DHL ve Formula 1'in şampiyonanın çevre ayak izini azaltmak için lojistik çözümlerini geliştirmeye nasıl devam ettiğini gösterirken, yeni yaklaşımları ölçeklendirmek için de zemin hazırlıyor" dedi. Yolculuk boyunca konteynerler; elleçleme, transit süreleri ve kargo bütünlüğünü izlemek amacıyla takip cihazları ile darbe sensörleriyle donatıldı; böylece yarış ekipmanlarının güvenli ve tam zamanında teslim edilmesi sağlandı. Toplanan veriler, DHL ve Formula 1'in serideki sera gazı emisyonlarını daha da azaltma fırsatlarını araştırdığı bu dönemde, temel operasyonel kriterleri ve sürdürülebilirlik performansını değerlendirmek için kullanılıyor. Proje, Karbonsuzlaştırmaya Odaklanan Köklü Bir Ortaklık Üzerine İnşa Edildi DHL'in demiryolu yük taşımacılığı pilot projesi, DHL ile Formula 1 arasındaki 20 yılı aşkın ortaklığa dayanıyor ve Formula 1'in 2030 yılına yönelik "Net Sıfır" hedefi ile DHL Group'un 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefini destekliyor. Demiryolu artık, Formula 1 takvimi genelinde uygulanan diğer emisyon azaltıcı çözümlerin yanı sıra DHL'in daha geniş kapsamlı multimodal lojistik stratejisini tamamlıyor. Bu çözümler arasında şunlar yer alıyor: Geleneksel jet yakıtına kıyasla yaşam döngüsü sera gazı emisyonlarında %80'e varan azalma sağlayan, "book-and-claim" (Rezerve Et ve Talep Et) mekanizmaları aracılığıyla belirli hava kargo operasyonlarında Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) kullanımı.Avrupa karayolu taşımacılığını destekleyen ve geleneksel dizel kamyonlara kıyasla sera gazı emisyonlarında ortalama %83 azalma sağlayan 50'den fazla biyoyakıtlı kamyon.Taşıma mesafelerini azaltmak ve sezon boyunca verimliliği artırmak amacıyla, F1'in yarış lojistiğinde artırdığı bölgeselleşme yaklaşımına dayalı optimize edilmiş rota planlaması. Miami–Montreal demiryolu pilot projesi, demiryolu yük taşımacılığının Formula 1 lojistik ağının bir parçası olma potansiyelini başarıyla ortaya koyuyor ve gelecekteki genişlemeler için bir temel oluşturuyor. DHL ve Formula 1; takvim yapısına, operasyonel fizibiliteye ve 2026 denemesinin performans sonuçlarına bağlı olarak, 2027 sezonundan itibaren Kuzey Amerika'da demiryolu kullanımını ölçeklendirme fırsatlarını birlikte değerlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Group 2026 Yılının İlk Çeyreğinde Kazanç Artışı Elde Etti Haber

DHL Group 2026 Yılının İlk Çeyreğinde Kazanç Artışı Elde Etti

DHL Group, jeopolitik dalgalanmalara ve devam eden ticaret gerilimlerine rağmen 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptı. Organik bazda grup geliri yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,0 artış gösterdi. Kur etkilerinin ağırlıklı etkisiyle raporlanan gelir yıllık bazda yüzde 1,9 düşerek 20,4 milyar Euro seviyesinde gerçekleşti. DHL Group, aktif kapasite yönetimi, yapısal maliyet iyileştirmeleri ve gelir verimliliğini artırmaya yönelik uygulamaları sayesinde faaliyet kârını (EBIT) yüzde 8,3 artışla 1,5 milyar Euro’ya yükseltti. EBIT marjı ise yıllık bazda 0,7 puan artarak yüzde 7,3 seviyesine ulaştı. Satın alınan varlıklara yönelik sermaye harcamaları (capex) yıllık bazda 518 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 12,4 artış gösterdi. Artışın büyük bölümü Supply Chain ile Post & Parcel Germany bölümlerindeki yatırımlardan kaynaklandı. Serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) yüzde 65 artışla 1,2 milyar Euro’ya yükseldi. Grup net kârı 812 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 3,3 artış gösterdi. Hisse başına temel kazanç 0,73 Euro oldu (2025 birinci çeyrek: 0,68 Euro), bu da yüzde 6,6 artışı gösterdi. CEO Tobias Meyer, “Yılın ilk üç ayının ardından yıl sonu hedeflerimize ulaşma yolunda doğru bir çizgide ilerliyoruz. Yıla güçlü başlangıcımız, iş modelimizin dayanıklılığını ve verimlilik önlemlerimizin etkisini ortaya koyuyor. Jeopolitik kesintilere rağmen müşterilerimizin tedarik zincirlerini kesintisiz şekilde desteklemeye devam ediyoruz. Engellenen deniz yollarına ve kapalı hava sahasına rağmen, yük taşımaya ve müşterilerimizin tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesini sağlamaya devam ediyoruz” dedi. Strateji 2030 Kapsamında Yatırımlar Strateji 2030 doğrultusunda DHL Group, operasyonel verimliliğe ve güçlü müşteri talebinin bulunduğu bölge ve sektörlere yatırım yapmayı sürdürüyor. Grup, hızla büyüyen veri merkezi pazarındaki yetkinliklerini genişletiyor ve Kuzey Amerika’da 2026 sonuna kadar toplam 650.000 metrekareyi aşan kapasiteye sahip ondan fazla yeni depo sahası eklemeyi planlıyor. Yeni tesisler, hızlı büyüyen veri merkezi operatörlerinin yüksek güvenilirlik ve güvenlik gerektiren tedarik zinciri ihtiyaçlarını kar üzere tasarlandı. DHL Group ayrıca Boeing 777 kargo uçak filosunun yenilenmesiyle operasyonel verimliliğini artırmaya devam ediyor. 2019’da başlatılan filo yenileme programı sayesinde grup, dünyanın en yakıt verimli kargo uçağı filosunu işletiyor. Buna ek olarak şirket, paket ve posta altyapısını ve araç filosunu modernize etmeyi sürdürüyor. 2025 sonu itibarıyla Almanya’daki teslim alma ve dağıtım operasyonlarında kullanılan elektrikli araç oranı yaklaşık yüzde 60’a ulaştı. Bu dönüşüm, kaliteyi artırmayı ve azalan mektup posta hizmeti ile büyüyen paket teslimat işini entegre etmeyi amaçlıyor. Öngörüler Teyit Edildi Grup, 2026 yılı boyunca jeopolitik belirsizliklerin devam etmesini bekliyor. DHL Group, verimlilik artışı ve gelecekteki büyümeye yönelik yatırımlara odaklanmayı sürdürüyor. 2026 mali yılı için, 6,2 milyar Euro’nun üzerinde faaliyet kârı (EBIT) ve yaklaşık 3 milyar Euro serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) beklentisini koruyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Mobilya Sektörü ABD Pazarında 500 Milyon Dolar İhracat Hedefi İçin Büyük Bir Adım Attı Haber

Türk Mobilya Sektörü ABD Pazarında 500 Milyon Dolar İhracat Hedefi İçin Büyük Bir Adım Attı

Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarihinde ilk kez bir mobilya fuarına Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştirdi. Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerini Las Vegas’ta uluslararası alıcılarla buluşturan Türk mobilya sektörü, ABD pazarında 250 milyon dolar seviyesinde olan ihracatını 500 milyon dolara çıkarmak için büyük bir adım attı. HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonunun, 5–7 Mayıs 2026 tarihleri arasında Las Vegas düzenlendiğini vurgulayan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, Bu yıl 35’incisi düzenlenen HD Expo Conference, otel, restoran, kruvaziyer, resort ve ticari konaklama projelerine yönelik mobilya, aydınlatma, tekstil, zemin kaplamaları, yüzey çözümleri, aksesuar, teknoloji ve iç mekân ürünlerinin sergilendiği hospitality sektörünün önemli uluslararası buluşma noktaları arasında yer aldığını vurguladı. Güngör, “Fuar; ürün keşfi, tasarım trendleri, satın alma süreçleri, proje bazlı tedarik, eğitim oturumları, networking programları ve alıcı buluşmalarıyla sektör profesyonellerine kapsamlı bir ticaret zemini sundu” dedi. Fuarın, Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerinin özellikle ABD ve Kuzey Amerika pazarında marka görünürlüğünü artırması, yeni iş bağlantıları geliştirmesi ve proje bazlı tedarik süreçlerinde daha etkin konumlanması açısından stratejik önem taşıdığının altını çizen Güngör, katılımcı firmaların, fuar süresince mimarlar, iç mimarlar, proje geliştiriciler, satın alma profesyonelleri, otel zinciri temsilcileri ve hospitality yatırımlarında karar verici konumda bulunan alıcılarla görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getirdi. Uluslararası projelere dahil olma fırsatları doğdu Türk firmalarımız tasarım gücü, üretim kapasitesi, kalite standardı ve proje bazlı tedarik kabiliyetleriyle uluslararası pazarda daha güçlü konumlanmayı hedefliyor diyen Güngör, “Fuar süresince gerçekleştirilen temaslarda Türk firmalarının ürün kalitesi, esnek üretim kabiliyeti, tasarım çeşitliliği ve hospitality projelerine yönelik çözüm üretme kapasitesi öne çıktı. Katılımcı firmalar, yapılan görüşmelerden memnun kaldı. Fuar ABD pazarındaki potansiyel iş birlikleri açısından verimli geçti. ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaşma hedefimize bir adım daha yaklaştık. HD Expo Conference 2026’da öne çıkan başlıklar arasında ürün keşfi, sürdürülebilir ve yenilikçi malzemeler, dış mekân mobilyaları, otel ve resort projelerine yönelik tasarım çözümleri, satın alma profesyonelleriyle doğrudan temas, eğitim programları, The Curators iş birliğiyle hazırlanan oturumlar, mikro görüşmeler ve Hosted Buyers programı yer aldı. Bu başlıklar, Türk firmalarının yalnızca ürün sergilemesine değil, aynı zamanda uluslararası proje ağlarına dahil olmasına da katkı sağladı” ifadelerini kullandı. ABD pazarı; ticari konaklama, otelcilik, restoran, kruvaziyer ve resort yatırımları bakımından Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörleri için yüksek potansiyel taşımaya devam ediyor. HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonu, Türk üreticilerinin bu pazardaki karar vericilerle doğrudan temas kurmasına ve Türkiye’nin tasarım, üretim, kalite ve tedarik kabiliyetlerini uluslararası ölçekte tanıtmasına katkı sağladı. Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği, ihracatçı firmaların hedef pazarlarda daha güçlü temsil edilmesi, uluslararası fuarlarda Türkiye algısının güçlendirilmesi ve katma değerli ihracatın artırılması amacıyla milli katılım organizasyonları yanında sektörel ticaret heyetleri düzenlemek için çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye Milli Katılım Organizasyonu kapsamında 10 Türk firması ABD pazarında ürünlerini uluslararası sektör profesyonellerinin beğenisine sundu. Milli katılım alanında 2B Stone Marble İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti., Büyüksoy Bayrak ve Şemsiye San. Tic. A.Ş., Decosit Mobilya İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Demar Makina İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti., Egeli Polisaj Mob. San. ve Tic. A.Ş., Goldsit Ofis Mobilyaları Sanayi ve Ticaret A.Ş., Karlı Orman Ürünleri A.Ş., Moreno Konsept Mobilya San. ve Tic. Ltd. Şti., Pi Konsept Mobilya Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve Yücel Bahçe Mobilya San. ve Tic. A.Ş. yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor Haber

Lenzing Ölçülebilir İlerlemeyle Sürdürülebilir Dönüşümü Hızlandırıyor

Lenzing Grubu, “Lead Transformation – Generate Impact” (Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat)” başlıklı 2025 Yıllık ve Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Rapor Lenzing’in sektörde değişimi nasıl aktif olarak şekillendirdiğini ve ekonomik, ekolojik ve sosyal boyutlarda nasıl kalıcı bir etki yarattığını ortaya koyuyor. Lenzing, hedef odaklı premiumlaşma, mükemmeliyet, inovasyon ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla geleceğe tutarlı bir şekilde odaklanarak, sürdürülebilir, selüloz bazlı premium elyafların lider tedarikçisi konumunu güçlendiriyor. Entegre dijital rapora buradan ulaşabilirsiniz.. Lenzing Yönetim Kurulu CFO’su Mathias Breuer, CPO/CTO’su Christian Skilich ve COO’su Georg Kasperkovitz raporla ilgili şu açıklamada bulundu: “2025, zorlu bir yıl olmasına rağmen Lenzing Grubu olarak şirketimizin gücünü ve birlikteliğini gösterdik. “Dönüşüme Liderlik Et – Etki Yarat” prensibi doğrultusunda performansımızı iyileştirdik, konumumuzu netleştirdik ve Lenzing’i geleceğe uyumlu hale getirdik. Hedefimiz net: ekonomik başarıyı çevre ve topluma karşı sorumlulukla birlikte sağlamak.” Etki Yarat : Sürdürülebilirlik, İnovasyon ve Biyoekonomiyi İleri Taşımak Lenzing, 2025 yılında ticari performansının yanı sıra sürdürülebilirlik ve inovasyon alanlarında da önemli ilerlemeler kaydetti. Sürdürülebilir çözümlere güçlü bir şekilde odaklanan küresel bir şirket olarak Lenzing, başarısını pazarlar, müşteriler, insanlar ve dünya için olumlu etki yaratan somut sonuçlarla ölçüyor. Bu sonuçlar arasında yeni elyaf inovasyonları, sürdürülebilirlik derecelendirmeleri ve tekstil ile nonwoven değer zincirleri genelinde etkili iş birlikleri yer alıyor. Lenzing, 2025’te elyaf portföyünü genişletmeyi de sürdürdü. Geliştirilmiş LENZING™ Lyocell Fill elyaf portföyü, daha iyi ısı yalıtımı, optimize edilmiş nem yönetimi ve daha yüksek boyutsal stabilite sunuyor. Yeni nesil VEOCEL™ Lyocell elyaflar, temizlik bezlerinin temizleme verimliliğini artırırken, dezenfeksiyon gibi uygulamalar da dâhil olmak üzere fosil bazlı malzemelere sürdürülebilir bir alternatif sağlıyor. TENCEL™ Lyocell HV100 elyafları ile Lenzing, Variocut teknolojisi sayesinde denim kumaşlarda doğal ve mat dokular elde edilmesini mümkün kılıyor. Lenzing, Edgewell ile birlikte VEOCEL™ Lyocell elyaf içeren hijyen ürünlerini ilk kez Kuzey Amerika pazarına sundu. Bu uygulamalar, biyobazlı malzemelerin üstün performans sunabileceğini ve biyoekonominin gelişimine katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Harici sürdürülebilirlik derecelendirmeleri, Lenzing’in sorumlu elyaf üretimindeki lider rolünü bir kez daha teyit etti. Üst üste beşinci kez aldığı EcoVadis Platin derecesi ile Lenzing, dünya genelinde değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer alarak sektördeki liderliğine güçlü bir kanıt sundu. Lenzing ayrıca, sorumlu ormancılık ve şeffaf tedarik zincirleri için sektör referansı olan Canopy Hot Button Report’ta birinci sırayı elde etti. CDP’nin iklim, su ve ormanlar için verdiği “Triple A” derecesi ile Sustainalytics’in 2026 “Düşük Risk / ESG Lideri” değerlendirmesiyle birlikte bu başarılar, Lenzing’in sürdürülebilirliği ana iş modeline entegre etme ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında şeffaf biçimde ilerleme konusundaki küresel ölçekteki referans konumunu pekiştirdi. Lenzing, iklim aksiyonu alanında da bilim temelli hedeflerini sürdürmeye ve yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık vererek ilerleme kaydetmeye devam etti. . Bu adımlar arasında, küresel çapta yedi tesis için %100 şebeke bazlı yenilenebilir elektrik tedariki ile Lenzing sahasındaki fotovoltaik sistemin genişletilmesi yer alıyor. Teknolojik gelişmeler ve iş birliğine dayalı girişimler, dönüşüm sürecini daha da hızlandırdı. Lenzing, Adidas ve Niederrhein Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile birlikte yürütülen bir pilot ve inovasyon projesinde, geri dönüştürülmüş Lyocell elyaflar kullanılarak kapalı döngü bir sistemde bir kazak üretildiği bir geri dönüşüm süreci geliştirdi. AB tarafından finanse edilen CELLFIL projesi kapsamında Lenzing, sentetik elyaflara alternatif olarak Lyocell filamentlerin ölçeklendirilmesi üzerinde çalışıyor. VEOCEL™ Viscostar elyaflarının üretim kapasitesini artırmak için yapılan 15 milyon euroluk yatırım ile Lenzing, özellikle kadın hijyeni uygulamaları başta olmak üzere nonwoven sektöründeki konumunu daha da güçlendiriyor. Lenzing’in araştırma alanındaki çalışmaları da takdir ediliyor. Bu alanda özellikle kadınları teşvik eden girişimleriyle “Matilda Award” için ilk üçe kaldı ve şirket dışındaki genç araştırmacılara verilen Lenzing Young Scientist Award ile ödüllendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.