Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Liderlik

Kapsül Haber Ajansı - Liderlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Liderlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır? Haber

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır?

Bir şirketin dönüşüm ilan etmesi kolaydır; piyasada karşılık bulan bir dönüşüm hikayesi yazması ise zordur. Çünkü kurumsal dönüşüm hikayeleri, yalnızca yeni bir yazılım yatırımı ya da organizasyon şeması değişikliğiyle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, kurumun neden değiştiği, bu değişimi nasıl yönettiği ve sonuçlarını hangi göstergelerle ortaya koyabildiğidir. İş dünyasında dönüşüm artık dönemsel bir proje başlığı değil, yönetim pratiğinin kalıcı bir parçası. Enerjiden lojistiğe, savunmadan tarım teknolojilerine kadar birçok sektörde şirketler aynı anda birkaç baskıyla karşı karşıya kalıyor: maliyet disiplini, dijitalleşme ihtiyacı, regülasyon yükü, yetenek savaşı ve sürdürülebilirlik beklentisi. Bu nedenle iyi kurgulanmış dönüşüm hikayeleri, sadece kurumsal iletişim malzemesi değil; yatırımcı ilişkileri, işveren markası, tedarik zinciri güveni ve pazar konumlandırması açısından da stratejik değer taşıyor. Kurumsal dönüşüm hikayeleri neden bu kadar kritik? Kurumsal anlatılar uzun süre başarıyı ciro, kapasite ve büyüme grafikleri üzerinden kurdu. Oysa bugünün karar vericileri daha farklı sorular soruyor. Şirket değişen koşullara ne kadar hızlı uyum sağlıyor? Teknolojiyi süreçlerine nasıl entegre ediyor? Yönetim ekibi sadece hedef açıklıyor mu, yoksa organizasyonu yeni döneme hazırlayabiliyor mu? Tam bu noktada dönüşüm hikayeleri bir güven testi haline geliyor. Çünkü paydaşlar artık sonuç kadar süreci de görmek istiyor. Bir fabrikanın enerji verimliliği yatırımı, bir bankanın yapay zeka destekli müşteri deneyimi hamlesi ya da bir lojistik şirketinin uçtan uca veri görünürlüğü sağlaması tek başına haber değeri taşır. Ancak bu hamlelerin kuruma nasıl bir operasyonel esneklik, yeni gelir alanı veya rekabet avantajı sağladığı anlatılmadığında etki sınırlı kalır. İyi bir dönüşüm hikayesi, kurumun bugünden yarına geçtiğini söylemez. O geçişin hangi kırılmalarla, hangi dirençlerle ve hangi karar kalitesiyle gerçekleştiğini gösterir. Bu da hikayeyi daha inandırıcı hale getirir. Başarılı bir kurumsal dönüşüm hikayesinin omurgası Dönüşüm anlatılarında en sık görülen sorun, değişimin fazla steril sunulmasıdır. Sanki tüm adımlar önceden planlanmış, tüm ekipler ilk günden uyum göstermiş ve yatırımın geri dönüşü hızla alınmış gibi bir dil kurulur. Oysa profesyonel okur bu dili hemen ayırt eder. Gerçek dönüşümde gecikmeler, revizyonlar, öncelik değişimleri ve kültürel sürtünmeler vardır. Bu nedenle güçlü bir kurumsal hikaye üç düzlemde kurulmalıdır. İlk düzlem, iş gerekçesidir. Şirket neden dönüşmek zorunda kaldı? Maliyet baskısı mı arttı, müşteri beklentisi mi değişti, regülasyon mu sertleşti, yoksa yeni rakipler mi dengeyi bozdu? İkinci düzlem, uygulamadır. Hangi süreçler yeniden tasarlandı, hangi teknoloji devreye alındı, liderlik hangi noktada rol üstlendi? Üçüncü düzlem ise sonuçtur. Verimlilik, hız, hata oranı, çalışan bağlılığı, ihracat kabiliyeti ya da karbon yoğunluğu gibi göstergelerde ne değişti? Burada kritik olan nokta, hikayeyi yalnızca teknolojiye yaslamamaktır. Dönüşüm çoğu zaman teknoloji yatırımıyla görünür hale gelir, ancak asıl kalıcılığı kurum kültürü belirler. ERP kurmak, veri platformu kurmak veya yapay zeka destekli analiz sistemleri kullanmak önemli adımlardır. Fakat karar alma alışkanlıkları değişmiyorsa, ekipler yeni modele güvenmiyorsa ve orta kademe yönetim sahiplenmiyorsa, hikaye kısa sürede bir sunum dosyasına dönüşür. Teknoloji var ama dönüşüm yok olabilir Son yıllarda birçok kurum dijitalleşme başlığı altında önemli bütçeler ayırdı. Buna rağmen her yatırım dönüşüm üretmedi. Nedeni basit: teknoloji, stratejinin yerine geçtiğinde etkisi zayıflıyor. Şirketin temel sorunu müşteri kaybıysa sadece iç sistemleri yenilemek yeterli olmayabilir. Üretim verimsizliği öne çıkıyorsa pazarlama otomasyonu tek başına çözüm sunmaz. Bu yüzden dönüşüm hikayeleri, teknoloji satın alımını değil, iş modelindeki değişimi anlatmalıdır. Örneğin sanayide sensörleşme, sadece makineleri izlemek için değil; plansız duruşları azaltmak, bakım maliyetini düşürmek ve tedarik taahhütlerini güçlendirmek için anlamlıdır. Finans tarafında veri analitiği, sadece raporlama hızı için değil; risk görünürlüğünü artırmak ve daha isabetli tahminleme yapmak için değer üretir. Liderlik anlatının merkezindedir Kurumsal dönüşümde liderlik çoğu zaman iki uç arasında anlatılır: ya tek bir vizyoner isme aşırı yük bindirilir ya da yönetim rolü tamamen görünmez kılınır. Oysa profesyonel okur için asıl mesele, liderliğin karar kalitesi ve yönetişim becerisidir. Başarılı örneklerde üst yönetim dönüşümü sahiplenir, fakat uygulamayı yalnızca tepeden yönetmez. Hedefleri netleştirir, ara kilometre taşları belirler ve ölçülebilir sonuç üretmeyen alanlarda rota düzeltir. Daha da önemlisi, dönüşümün kurum içinde neden gerekli olduğunu açık bir dille anlatır. Bu netlik olmadığında çalışan tarafında sessiz direnç büyür. Kurumsal iletişim ekipleri için de burada kritik bir görev vardır. Dönüşüm hikayesini yalnızca CEO söylemlerine dayandırmak yerine, operasyon, insan kaynakları, teknoloji ve saha tarafındaki değişimi birlikte göstermek gerekir. Çünkü paydaş güveni, tek sesli anlatıdan değil, tutarlı kurumsal kanıttan beslenir. Sektörlere göre kurumsal dönüşüm hikayeleri nasıl farklılaşır? Her sektör aynı hızda ve aynı önceliklerle dönüşmez. Bu nedenle kurumsal dönüşüm hikayeleri standart kalıplarla yazıldığında yüzeysel kalır. Sanayide dönüşüm çoğunlukla üretim verimliliği, enerji maliyeti, kalite standardizasyonu ve ihracat rekabeti etrafında şekillenir. Burada hikayenin ağırlık merkezi, yatırımın operasyonel etkisidir. Örneğin otomasyon ya da kestirimci bakım uygulamaları, doğrudan üretim sürekliliğine bağlandığında daha güçlü bir anlatı ortaya çıkar. Lojistikte dönüşüm daha çok görünürlük, hız, rota optimizasyonu ve müşteri taahhüdü üzerinden değerlendirilir. Depo süreçlerinin dijitalleşmesi ya da filo verisinin merkezi olarak izlenmesi, sadece teknoloji haberi değildir; teslimat doğruluğu ve maliyet kontrolü açısından stratejik bir gelişmedir. Enerji sektöründe ise dönüşümün çerçevesi farklıdır. Yenilenebilir kaynaklara geçiş, şebeke esnekliği, depolama çözümleri ve karbon yönetimi gibi başlıklar birlikte ele alınır. Burada anlatının ikna gücü, finansal rasyonelle sürdürülebilirlik hedefini aynı zeminde buluşturabilmesine bağlıdır. Savunma ve ileri teknoloji alanlarında dönüşüm daha hassas bir dil gerektirir. Yerli üretim kapasitesi, tedarik bağımsızlığı, Ar-Ge derinliği ve yetkin insan kaynağı gibi unsurlar öne çıkar. Bu alanlarda dönüşüm yalnızca şirket performansı değil, ekosistem gücü ve stratejik kapasite açısından da değerlendirilir. İyi hikaye ile kurumsal propaganda arasındaki fark İş dünyasında herkes başarı anlatmak ister. Ancak profesyonel kitleler, fazla parlatılmış metinlere karşı giderek daha temkinli. Bu nedenle inandırıcı dönüşüm hikayeleri, sadece olumlu sonuçları değil, yönetilen zorlukları da içerir. Örneğin bir şirketin dijital dönüşüm sürecinde ilk aşamada beklenen verimi alamaması, çalışan eğitimine yeniden yatırım yapması veya süreç tasarımını ikinci kez ele alması zayıflık göstergesi değildir. Aksine, dönüşümün gerçek yönetim pratiği içinde ele alındığını gösterir. Kurumsal anlatının güvenilirliği tam da burada oluşur. Veri kullanımı da belirleyicidir. “Daha hızlı olduk”, “müşteri memnuniyeti arttı” ya da “çevik yapıya geçtik” gibi ifadeler tek başına yeterli değildir. Eğer mümkünse teslimat süresi, hata oranı, enerji tüketimi, çalışan devir oranı ya da üretim kapasitesi gibi ölçütlerle desteklenen bir çerçeve kurulmalıdır. Sayı verilemeyen durumlarda bile somut sonuç dili kullanılabilir. Bu yaklaşım, haber değeri açısından da daha güçlüdür. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayın çizgisine sahip platformlarda öne çıkan kurumsal gelişmeler, tam da bu nedenle sonuç, etki ve sektör bağlamı üzerinden anlam kazanır. Kurumlar bu hikayeleri nasıl daha etkili kurabilir? Öncelikle dönüşüm iletişimi ile dönüşüm yönetimi birbirinden kopuk ilerlememeli. İletişim ekipleri çoğu zaman süreç tamamlandıktan sonra devreye alınıyor. Oysa en güçlü anlatılar, dönüşüm sürerken oluşur. Hangi eşiklerin aşıldığı, hangi ekiplerin rol aldığı, hangi hedeflerin revize edildiği zamanında kayda geçirilirse ortaya daha sahici bir kurumsal hafıza çıkar. İkinci olarak, şirketler dönüşümü tek bir büyük proje gibi sunmaktan kaçınmalı. Pek çok başarılı örnekte değişim, birbirini besleyen küçük ama kritik hamlelerle ilerler. Tedarik zinciri görünürlüğünü artıran bir veri altyapısı, bunu destekleyen yetenek programı ve karar süreçlerini hızlandıran yönetişim modeli birlikte ele alındığında daha anlamlı bir tablo oluşur. Üçüncü nokta, paydaş perspektifidir. Yatırımcı, çalışan, müşteri, bayi, tedarikçi ve kamu otoritesi aynı dönüşüme farklı yerlerden bakar. Bu nedenle tek katmanlı bir mesaj çoğu zaman yetersiz kalır. Kurumun anlatısı ortak bir omurga taşımalı, ancak etkisini hedef kitleye göre derinleştirmelidir. Son olarak, dönüşüm hikayesi geçmiş başarıları yüceltmek için değil, gelecekteki kapasiteyi göstermek için kurulmalıdır. Piyasa artık “ne yaptınız” sorusunun yanında “yarının rekabetinde neredesiniz” sorusunu da soruyor. Kurumsal dünyada dikkat çeken hikayeler, değişimi ilan edenler değil; değişimi ölçen, yöneten ve açıklıkla anlatanlar tarafından yazılıyor. Bu yüzden iyi bir dönüşüm hikayesi, şirketin vitrini değil, stratejik ciddiyetinin en görünür kanıtıdır.

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak! Haber

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak!

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. "Üniversiteler artık küresel rekabet ekosisteminin bir parçası" Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İyi proje yazabilmek geleceğin en önemli yetkinliklerinden biri" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü birinci sınıfta başlıyor" Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." şeklinde konuştu. "BrainPark'tan öğrenci kulüplerine kadar güçlü bir ekosistem kurduk" Üniversite bünyesinde yalnızca derslerle değil, farklı platformlarla da öğrencilerin desteklendiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversitemizin içerisinde bir kuluçka merkezimiz var. BrainPark'ımız var. Ar-Ge çalışma gruplarımız var. Öğrenci kulüplerimiz var. Dolayısıyla öğrencilerimiz ilgi alanlarına göre hem akademik hem girişimcilik hem de araştırma açısından çok geniş destek mekanizmalarından yararlanabiliyor." dedi. "İş bulma kaygısı son derece doğal" Üniversite adaylarının en büyük endişelerinden birinin mezuniyet sonrası istihdam olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "İş bulabilme kaygısının öncelikli olması son derece doğal. Çünkü üniversite sonrasında bir iş hayatı, aile hayatı ve kariyer planı var. Bizler de öğrencilik dönemimizde aynı kaygıları yaşadık. Üniversitenin görevi bu süreçte öğrenciye doğru rehberlik etmektir." diye konuştu. "Bilgiyi ürüne dönüştürebilen öğrenciler öne çıkıyor" Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "İş hayatında yalnızca bilgi ölçülmüyor. Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz." şeklinde konuştu. Bilim Fikir Festivali öğrencileri geleceğe hazırlıyor Üniversitede düzenlenen Bilim Fikir Festivali ve Hackathon organizasyonlarının öğrencilerin gelişimine önemli katkılar sağladığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bilim Fikir Festivali ve Hackathon gibi rekabetçi uygulamalar öğrencilerimize çok önemli deneyimler kazandırıyor. Özellikle Hackathon'larda önemli başarılar elde eden öğrencilerimizin mesleki gelişimlerine büyük katkılar sağlandığını görüyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü lise yıllarında başlamalı" Bilim Fikir Festivali'nin yalnızca üniversite öğrencilerine değil lise öğrencilerine de hitap ettiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu süreci sadece üniversite yıllarıyla sınırlamıyoruz. Bilim Fikir Festivali'ni lise öğrencilerine taşımamızın temel nedeni; proje yazma kültürünü erken yaşlarda kazandırmak. Bir problemle karşılaşıldığında bunu sistematik biçimde çözebilme yaklaşımını lise döneminde kazanan öğrenciler üniversiteye çok daha hazırlıklı geliyor." dedi. "TÜBİTAK ve TÜSEB destekli öğrenci projelerimiz var" Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin ulusal ve uluslararası fonlardan destek alan çok sayıda projeye imza attığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Üniversitemizin TÜBİTAK, TÜSEB gibi ulusal kuruluşların yanı sıra uluslararası fon sağlayıcılar tarafından desteklenen çok sayıda öğrenci projesi bulunuyor. İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz. Proje yazmak sadece bilimsel çalışma yapmak değildir. Aynı zamanda proje içerisindeki ekip arkadaşlarınızla, ortaklarınızla ve paydaşlarınızla iletişimi yönetmeyi de öğrenirsiniz. Bu nedenle proje deneyimi öğrencilerin iletişim becerilerini geliştiren çok önemli bir eğitim sürecidir." "Yapay zekâ her mesleği dönüştürüyor" Yapay zekânın bazı mesleklerde doğrudan, bazılarında ise destekleyici rol üstlendiğini belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Yapay zekâyı yoğun kullanan meslekler olduğu gibi onu destekleyici araç olarak kullanan meslekler de var. Burada ayırt edici unsur ister sağlık bilimleri, ister mühendislik, ister sosyal bilimler olsun, o alana özgü yetkinliklerin güçlü şekilde kazandırılmasıdır. Üniversitelerin temel görevi de tam olarak budur." diye konuştu. "Üniversite sadece bilgi veren kurum değil, değer inşa eden bir ekosistem" Üsküdar Üniversitesi'nde öğrencilerin eğitim yolculuğunun planlı ve aşamalı biçimde kurgulandığını anlatan Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şöyle konuştu: "Üniversite Kültürü ile başlıyoruz, Girişimcilik ve Proje Kültürü ile olgunlaştırıyoruz, Projeye Dayalı Seçmeli Ders ve mezuniyet projesiyle tamamlıyoruz. Bunun yanında üniversitemizin değer odaklı ayağında 24 Altın Değer yaklaşımı bulunuyor. Üniversitenin temel misyonu eğitim vermek olmakla birlikte aslında siz adayı iş hayatına, topluma ve dünyaya hazırlıyorsunuz. Çok iyi bir mühendis yetiştirmek kıymetlidir ama değerleri olan bir mühendis yetiştirdiğiniz zaman geliştirdiği yazılımla, yaptığı uygulamayla topluma katkı sağlayan bir birey haline gelir. Önceliğimiz sadece iyi bir mühendis ya da iyi bir sağlık bilimci yetiştirmek değil; değer odaklı bireyler yetiştirmektir." "Yapay zekâ bir tehdit değil, güçlü bir iş ortağı" Yapay zekânın bazı alanlarda istihdamı dönüştüreceğini ancak asıl farkı teknolojiyi etkin kullananların oluşturacağını söyleyen Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Yapay zekânın bazı mesleklerdeki istihdam alanını daraltacağı muhakkak. Ancak endişe edilmesi gereken şey yapay zekâ mesleği alacak mı sorusu değil. Yapay zekâyı doğru kullananlar, hiç kullanmayan veya zayıf kullanan meslektaşlarının önüne geçecekler. Eğer yapay zekâ araçlarını iyi kullanabiliyorsanız istihdam anlamında avantajlı olacaksınız. Mutlak surette birkaç yıl içerisinde yapay zekâ araçlarına hâkim olmayan, bunu bir iş ortağı olarak kullanmayan herhangi bir meslek alanı kalmayacak. Dolayısıyla yapay zekâ bir tehdit değil, zaman kazandıran, analiz gücü sağlayan, işleri kolaylaştıran güçlü bir iş ortağıdır. Yapay zekâyı tehdit olarak görmek yerine fırsat olarak görmek ve bu aracı sağlıklı kullanmak gerekiyor." "Klasik CV dönemi sona eriyor" İş dünyasının artık klasik öz geçmişlerden çok dijital portfolyolara önem verdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Artık adaylardan beklentimiz klasik öz geçmişlerden ziyade dijital öz geçmişlerini hazırlamaları. Öğrenci üniversite hayatında hangi projelerde yer aldı, neler öğrendi; bunları CV formatına sığdırmak mümkün olmayabiliyor. Dijital öz geçmişlerinde yaptıkları projelerin videolarını koyabilir, kendilerini anlatabilirler. Öz geçmiş dediğiniz şey sadece metinden ibaret olmamalı. Videolar da olmalı. Lise döneminden itibaren yaptığı projeleri, aldığı ödülleri, nasıl geliştirdiğini anlatan bir dijital portfolyo mezuniyet sonrasında istihdam açısından önemli avantaj sağlayacaktır." dedi. "Üniversite seçerken ayırt edici özelliği sorgulayın" Tercih dönemindeki adaylara da seslenen Prof. Dr. Ergüzel, "Aday öğrenciler öncelikle bir üniversitenin ayırt edici özelliğinin ne olduğunu sorgulamalı. Sonrasında bölüm özelindeki farklılıkları değerlendirmeli. Bunun en doğru yolu üniversiteye gelmek, akademisyenleri ve öğrencileri dinlemektir." ifadesinde bulundu. "Üniversite geleceğe yapılan en önemli yatırımdır" Üniversite tercihinin hayatın en kritik yatırımlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversite geleceğe yapılan bir yatırımdır. Geleceğinize yatırım yaparken doğru yatırım danışmanı, doğru akademisyen ve doğru üniversiteyle bu süreci yürütmek gerekir. Bir üniversitenin öğrenciye kazandırması gereken üç temel özellik vardır; öz güven, liderlik becerisi ve iletişim. Her öğrencimizin farklı meziyetleri var. Bunların ortaya çıkmasını sağlayan proje geliştirme ortamları, öğrenci kulüpleri, sosyal etkinlikler ve hackathonlar üniversitede mutlaka bulunmalıdır. Amaç her öğrencinin kendine özgü becerisini ortaya çıkarmaktır." şeklinde konuştu. "Hayatın zorluklarına hazırlayan üniversiteler fark oluşturacak" Diploma almanın mücadelenin sonu olmadığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bir bölümü kazanmak mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Hayat beklenmedik zorluklar çıkaracak. Üniversitenin temel misyonlarından biri öğrenciyi bu güçlüklerle baş edebilecek şekilde yetiştirmektir. Sadece mesleğe değil, hayata hazırlayan üniversiteler gerçek farkı oluşturacaktır." şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Üretim’in Womentum Programı 11 Bin Gence Ulaştı Haber

Enerjisa Üretim’in Womentum Programı 11 Bin Gence Ulaştı

Türkiye'nin yenilenebilir enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Üretim'in 2022 yılında başlattığı Womentum Programı'nın beşinci dönemi tamamlandı. Enerjisa Üretim'in ana partnerliğinde, imeceLAB'in yürütücülüğünde hayata geçirilen program; üniversite ve meslek yüksekokulu öğrencisi genç kadınları geleceğin iş dünyasına hazırlayan bütüncül bir gelişim modeli olarak yolculuğuna başladı. Bugün ulaştığı ölçek ve yarattığı etkiyle, genç kadınların potansiyellerini güçlendiren, fırsat eşitliğini destekleyen ve geleceğin liderlerini yetiştiren güçlü bir gelişim ekosistemi olarak yoluna devam ediyor. Beş Yılda Güçlü Bir Gelişim Ekosistemi Bugüne kadar yaklaşık 20 bin başvuru alan programa yaklaşık 11 bin genç kadın kabul edilirken, 5 binden fazla katılımcı Womentum mezunu olarak kariyer yolculuğuna önemli bir adım attı. Kurulduğu günden bu yana büyüyerek gelişen program, genç kadınların kişisel gelişimlerini desteklemenin yanı sıra teknoloji, sürdürülebilirlik, liderlik ve yenilikçilik alanlarında yetkinlik kazanmalarını sağlayarak Türkiye'nin yarının ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikli iş gücünün gelişimine katkı sunuyor. Enerji Dönüşümüne Genç Kadınlardan Yenilikçi Çözümler Programın bu yılki en önemli çalışma başlığı, katılımcıları enerji teknolojilerinin geleceği üzerine düşünmeye davet eden stratejik proje süreci oldu. Katılımcılar geliştirmek istedikleri teknoloji alanlarına göre Enerjisa Üretim uzmanlarıyla eşleştirilirken, şirket mentorları 22 proje ekibine iki hafta boyunca mentorluk desteği sundu. Ara değerlendirme sürecinde proje ekipleri çözüm değeri, uygulanabilirlik, etki, proje planı ve anlatım başlıklarında değerlendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 22 takım arasından seçilen 7 takım, İstanbul'da gerçekleştirilen büyük finale katılmaya hak kazandı. Finalde 35 genç kadın, geliştirdikleri projeleri Enerjisa Üretim yöneticileri ve jüri üyelerine sunarak enerji dönüşümüne katkı sağlayacak yenilikçi çözüm önerilerini paylaştı. Birinci seçilen ekip, projelerini hayata geçirmeye yönelik bir aylık prototipleme desteğinin yanı sıra mentorluk ve staj imkânı kazandı. Böylece Womentum, başarılı fikirlerin geliştirilerek hayata geçirilmesinin de desteklendiği bir öğrenme ve inovasyon platformu olma yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. Finale kalan diğer başarılı ekipler de mentorluk ve staj destekleriyle gelişim yolculuklarını sürdürme fırsatı yakaladı. Womentum'un beş yılda ulaştığı etkiyi ve fırsat eşitliği vizyonunu değerlendiren, Enerjisa Üretim İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Ayşegül Gürkale, "Beş yıl önce 'Genç kadınların kariyer yolculuğuna nasıl katkı sağlayabiliriz?' sorusuyla yola çıktık. İlk hedefimiz 500 genç kadına ulaşmaktı. O gün attığımız küçük adım, bugün Türkiye'nin 81 iline yayılan ve 5 binden fazla genç kadının gelişim yolculuğuna eşlik eden güçlü bir öğrenme ekosistemine dönüştü. Womentum'un beşinci yılında İstanbul'da bir araya gelerek eğitimlerini tamamlayan ve 'Bir Meselem Var' proje sürecini başarıyla tamamlayan genç kadınların fikirlerini dinledik. Bir kez daha gördük ki; genç kadınlara fırsat verildiğinde ortaya çıkan etki, hayal ettiğimizden çok daha büyük oluyor. Genç kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almaları, seslerini duyurmaları ve kendi yollarını cesaretle çizmeleri için yanlarında olmaya devam edeceğiz. Womentum, bu yolculukta onlara verdiğimiz uzun soluklu bir destek ve fırsat eşitliği taahhüdü. Bu beş yıllık yolculuğa emeği, fikri ve cesaretiyle katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyor, Womentum'un yeni döneminde yeniden buluşmayı heyecanla bekliyoruz." Programın teknoloji odaklı öğrenme yaklaşımını ve geleceğin yetkinliklerine katkısını vurgulayan, Enerjisa Üretim İşletme ve Yeni Teknolojiler Genel Müdür Yardımcısı Alper Serçe "Womentum ile genç kadınların akademik gelişimlerinin yanı sıra yenilikçi düşünme, problem çözme ve geleceği öngörebilme yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu nedenle eğitim sürecimizi, katılımcılarımızın proje geliştirirken bugünün ihtiyaçlarının yanı sıra, kendi kariyerlerine, iş dünyasının dönüşümüne, Türkiye'nin geleceğine ve küresel gelişmelere de geniş bir perspektiften bakabilecekleri şekilde kurguladık. Gerçek ihtiyaçlardan beslenen bu öğrenme deneyimi, genç kadınların fikirlerini somut çözümlere dönüştürmelerini ve enerji sektörüne değer katacak yetkinlikler kazanmalarını sağlıyor. Genç kadınların potansiyellerini keşfederek geleceğin enerji teknolojilerine yön veren liderler arasında yer almalarını desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mercedes-Benz Türk'te CEO Görev Değişimi: Heiko Selzam Göreve Başladı Haber

Mercedes-Benz Türk'te CEO Görev Değişimi: Heiko Selzam Göreve Başladı

Mercedes-Benz Türk'te üst yönetimde önemli bir görev değişikliği yaşandı. Daimler Truck bünyesinde 30 yılı aşkın uluslararası deneyime sahip olan Heiko Selzam, 1 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı ve CEO'su olarak görevine başladı. Kariyeri boyunca Daimler Truck organizasyonunda farklı ülkelerde ve çeşitli liderlik pozisyonlarında görev alan Selzam, son olarak Daimler Truck Birleşik Krallık Ülke Başkanı olarak şirketin operasyonlarını yönetti. Mercedes-Benz Türk'ün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımında, şu ifadelere yer verildi: "Mercedes-Benz Türk’te yeni döneme başladık. Daimler Truck bünyesinde 30 yılı aşkın deneyime sahip olan ve son olarak Daimler Truck Birleşik Krallık Ülke Başkanı olarak görev yapan Heiko Selzam, 1 Ağustos 2026 itibarıyla Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanımız ve CEO’muz olarak görevine başladı. Türkiye ağır ticari araç sanayisindeki güçlü konumumuzu ve Daimler Truck ağı içerisindeki stratejik rolümüzü daha da ileri taşımak hedefiyle, başarı yolculuğumuzu çalışanlarımız, bayi ve yetkili servis ağımız, müşterilerimiz ve tüm paydaşlarımızla birlikte sürdürmeye devam edeceğiz. Köklü mirasımızdan aldığımız güçle, yeni dönemde de çalışanlarımız ve paydaşlarımızla birlikte" Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TİKAV Bursiyerleri Dört Yıllık Gelişim Yolculuklarını Mezuniyetle Taçlandırdı Haber

TİKAV Bursiyerleri Dört Yıllık Gelişim Yolculuklarını Mezuniyetle Taçlandırdı

Mezuniyet töreninde konuşan Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve TİKAV Onursal Başkanı Hamdi Akın, “Sahip olduğunuz bilgi, özgüven ve sorumluluk bilinciyle hem kendi geleceğinize hem de ülkemize değer katacağınıza yürekten inanıyorum. Sizlerin başarısı, gençlere ve geleceğe duyduğumuz inancı daha da güçlendiriyor” dedi. Akfen Holding’in kurucusu olduğu Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın (TİKAV), Bireysel Gelişim Programı (BGP) kapsamında desteklediği 16. Grup bursiyerleri, dört yıllık gelişim yolculuklarını tamamlayarak mezuniyet heyecanı yaşadı. Kuruluşunun 27. yılında gençlerin kişisel, sosyal ve mesleki gelişimlerine katkı sağlamayı sürdüren TİKAV, mezuniyet programıyla bursiyerlerinin emek ve başarılarla dolu yolculuklarının yeni bir döneme taşınmasına eşlik etti. Mezuniyet törenine Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve TİKAV Onursal Başkanı Hamdi Akın, Akfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve UGO Komite Başkanı Pelin Akın Özalp, TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval ve bursiyerlerin dört yıl boyunca tüm başarılarında eşlik eden mentorler de katıldı. TİKAV’ın Bireysel Gelişim Programı 16. Grup bursiyerleri, emek, gelişim ve başarılarla dolu dört yıllık hikâyelerini; mesleki geziler, İstanbul gezisi, söyleşiler, konser ve mezuniyet töreninden oluşan özel bir programla taçlandırdı. TİKAV Tanıtım Videosu’nun gösterimiyle başlayan mezuniyet töreninde TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval bursiyerlere ve davetlilere hitap etti. Programda ayrıca TİKAV’ın Türkiye temsilciliğini yürüttüğü Uluslararası Gençlik Ödülü Programı’nın tanıtım filmi gösterildi. BURSİYERLERDEN MENTORLARINA ANLAMLI TEŞEKKÜR Mezuniyet töreninin en duygusal bölümlerinden birinde bursiyerler, dört yıllık gelişim süreçlerini, program boyunca edindikleri deneyimleri ve gelecek hayallerini anlattıkları mektuplarını sahnede okudu. Bursiyerler, yolculukları boyunca kendilerine rehberlik eden mentorlarını sahneye davet ederek teşekkür plaketlerini takdim etti. Tören, bursiyerlerin hazırladığı tango gösterisi ve program boyunca yaşanan eğlenceli anlardan oluşan video gösterimiyle devam etti. Bursiyerlerden oluşan koro ise “Sözlerimi Geri Alamam” şarkısı ile “Neler Oluyor Hayatta” eserinin mezuniyet gününe özel hazırlanan uyarlamasını seslendirdi. Sonrasında törende mezunlara sertifikaları, hediyeleri ve kendileri için hazırlanan özel resim çalışmaları takdim edildi. KIRÇUVAL: “HER BİRİNİZİN YOLCULUĞUNDA İZ BIRAKABİLMİŞ OLMAK BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR MUTLULUK” TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Bugün burada yalnızca üniversite eğitimlerini tamamlayan gençlerimizin mezuniyetini değil; dört yıl boyunca kendilerini tanımayı, sorumluluk almayı, birlikte üretmeyi ve topluma katkı sunmayı öğrenen güçlü bireylerin yeni bir hayata adım atmasını kutluyoruz. Bireysel Gelişim Programı ile bursiyerlerimizin akademik yolculuklarının yanında sosyal, kültürel ve kişisel gelişimlerini de desteklemeyi amaçlıyoruz. Her birinizin yolculuğunda iz bırakabilmiş olmak bizim için büyük bir mutluluk. Bundan sonraki hayatınızda da özgüveniniz, birikiminiz ve toplumsal sorumluluk bilincinizle çevrenize değer katacağınıza inanıyoruz. TİKAV ailesinin bir parçası olarak çıktığınız bu yolculukta bağlarımızın her zaman devam edeceğini bilmenizi istiyoruz.” AKIN: “SİZLERİN BAŞARISI, GELECEĞE DUYDUĞUMUZ İNANCI DAHA DA GÜÇLENDİRİYOR” Akfen Yönetim Kurulu Başkanı ve TİKAV Onursal Başkanı Hamdi Akın ise mezunlara hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Bugün, emek ve gelişimle geçen dört yıllık önemli bir yolculuğun tamamlandığına hep birlikte tanıklık ediyoruz. TİKAV çatısı altında yalnızca eğitim hayatınızda değil, kişisel ve sosyal gelişiminizde de önemli deneyimler kazandınız. Türkiye’nin doğusunda ve batısında eğitim gören gençlerin sahip olduğu imkânlar arasındaki farkı azaltmak amacıyla TİKAV’ı kurduk. Hedefimiz, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek ve gençlere hayatın her alanında eşit fırsatlar sunmaktı. Bizim için en önemli konulardan biri, TİKAV çatısı altında sürdürülebilir ve uzun soluklu bir program oluşturmaktı. Gençlere güvenim tam. Gençlere duyduğumuz bu güvenle, bize gösterdiği yolda Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gitmeye devam ediyoruz. Bundan sonra sizlere büyük görevler düşüyor. Çok çalışmanız, üreten bireyler olarak üstlendiğiniz işleri başarıyla sürdürmeniz ve ülkemize değer katmanız gerekiyor. Sizlerin başarısı, gençlere ve geleceğe duyduğumuz inancı daha da güçlendiriyor. Her birinizi gönülden kutluyor, hayatınızın yeni döneminde başarılar diliyorum.” GENÇLERİ HAYATA HAZIRLAYAN DÖRT YILLIK GELİŞİM PROGRAMI TİKAV’ın uzun soluklu çalışmalarından biri olan Bireysel Gelişim Programı, üniversite öğrencilerinin yalnızca akademik eğitimlerini değil, kişisel ve sosyal gelişimlerini de destekleyen bütüncül bir gelişim modeli sunuyor. Üniversite hayatlarının ilk yılından itibaren programa katılan bursiyerler, dört yıl boyunca maddi burs desteğinin yanı sıra eğitimler, seminerler, mentorluk çalışmaları, gönüllülük faaliyetleri, kültür-sanat etkinlikleri, kurum ziyaretleri ve mesleki gelişim programlarıyla destekleniyor. Bursiyerlerin iletişim, liderlik, takım çalışması, kişisel farkındalık ve toplumsal sorumluluk becerilerini geliştirmeyi amaçlayan BGP, gençleri mezuniyet sonrasında başlayacakları iş ve sosyal hayata çok yönlü bir şekilde hazırlıyor. TİKAV, 27. YILINDA EĞİTİM VE GELİŞİM ODAKLI PROJELERİNİ SÜRDÜRÜYOR Akın Ailesi tarafından, Akfen Holding’in sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmek amacıyla 15 Ocak 1999 tarihinde Ankara’da kurulan TİKAV, kuruluşundan bu yana eğitim, kişisel gelişim ve toplumsal dayanışma alanlarında yürüttüğü sürdürülebilir projelerle toplumun farklı kesimlerine ulaşmayı sürdürüyor. Vakfın ana sponsorluğunu Akın Ailesi ve Akfen Holding üstleniyor. İnsana yatırım anlayışını çalışmalarının merkezine alan TİKAV; projelerini Bireysel Gelişim Programı, Ulusal Projeler ve Uluslararası Gençlik Ödülü – Türkiye olmak üzere üç ana başlık altında yürütüyor. Vakıf, eğitim ve gelişim temelli projeleriyle toplumsal sorunlara uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Bugüne kadar üniversite öğrencilerinden gençlere, kadınlardan kırsal bölgelerde yaşayan çocuklara, iş dünyası temsilcilerinden farklı toplumsal kesimlere kadar geniş bir kitleye ulaşan TİKAV; eğitimde fırsat eşitliğini destekleyen, gençlerin kişisel ve sosyal gelişimlerine katkı sunan çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Cumhuriyetin çağdaşlaşma hedeflerinden ve Atatürk’ün akıl ile bilimi temel alan yaklaşımından ilham alan TİKAV, bursiyerleriyle birlikte gençlerin potansiyellerini ortaya koyabilecekleri daha eşit bir gelecek için toplumsal fayda odaklı projeler üretmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Penti, Stevie® Büyük İşverenler Ödülleri’nde 4 Uluslararası Ödülün Sahibi Oldu Haber

Penti, Stevie® Büyük İşverenler Ödülleri’nde 4 Uluslararası Ödülün Sahibi Oldu

Penti, dünyanın önde gelen iş dünyası ödül programlarından Stevie® Büyük İşverenler Ödülleri (Stevie® Awards for Great Employers) kapsamında dört farklı kategoriden ödülle döndü. Penti, 11'incisi düzenlenen Stevie® Büyük İşverenler Ödülleri'nde; People-Focused CEO of the Year kategorisinde Gümüş Stevie AwardCulture Transformation Leader of the Year kategorisinde Yörünge: Penti'nin Büyüme Odaklı Organizasyon Dönüşümü ile Gümüş Stevie Award Human Resources Team of the Year kategorisinde Penti RitmİK: İnsan Kaynakları Stratejisini İş Büyümesine Dönüştürmek ile Bronz Stevie AwardHR Technology Solution Provider of the Year kategorisinde Penti Plus & P'Max: Bütünsel İK Teknoloji Ekosistemi ile Bronz Stevie Award kazandı. Stevie® Büyük İşverenler Ödülleri; dünyanın en başarılı işverenlerini, insan kaynakları profesyonellerini, ekiplerini, başarılarını ve daha iyi çalışma ortamları oluşturmaya katkı sağlayan insan kaynakları çözümlerini ödüllendiriyor. Bu yıl düzenlenen ödül programına 38 ülkeden, farklı ölçeklerde faaliyet gösteren kuruluşlar tarafından 1.000'in üzerinde başvuru yapıldı. İnsan kaynakları alanındaki çok sayıda kategoride değerlendirilen başvurular arasında Penti; kurum kültürü dönüşümü, insan odaklı liderlik yaklaşımı, dijital insan kaynakları teknolojileri ve stratejik insan kaynakları yönetimi alanlarında geliştirdiği projelerle dört farklı kategoride ödül sahibi oldu. Penti'nin ödül kazanan projeleri; organizasyonel dönüşümü destekleyen kurum kültürünü güçlendiren uygulamaları, çalışan deneyimini odağına alan liderlik yaklaşımını, dijital İK teknolojileriyle geliştirilen bütünsel insan kaynakları ekosistemini ve iş hedefleriyle entegre şekilde yürütülen insan kaynakları stratejilerini kapsıyor. Şirket, insanı odağına alan uygulamalarıyla uluslararası platformda önemli bir başarıya imza attı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurumsal röportaj içeriği nasıl hazırlanır? Haber

Kurumsal röportaj içeriği nasıl hazırlanır?

Bir CEO ile yapılan röportajın değeri, sadece verilen cevaplarda değil, o cevapların hangi editoryal çerçevede sunulduğunda ortaya çıkar. Bu nedenle kurumsal röportaj içeriği nasıl hazırlanır sorusu, yalnızca iletişim ekiplerinin değil, editörlerin, dijital yayıncıların ve kurumların itibar yönetiminden sorumlu profesyonellerin de doğrudan gündemindedir. Kurumsal röportaj, klasik bir soru-cevap metni değildir. Doğru kurgulandığında marka pozisyonunu netleştirir, sektörel görüş üretir, karar vericinin bakışını görünür kılar ve medyada yeniden kullanılabilir bir içerik varlığına dönüşür. Yanlış kurgulandığında ise reklam kokan, haber değeri zayıf, tekrar eden ve okuyucunun hızla terk ettiği bir metin olur. Aradaki farkı belirleyen unsur, hazırlık aşamasıdır. Kurumsal röportaj içeriği nasıl hazırlanır: önce amaç netleşir İlk adım, röportajın neden yapıldığını açık biçimde tanımlamaktır. Yeni bir yatırım, ihracat hedefi, teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik stratejisi, kadın liderlik vizyonu ya da sektör değerlendirmesi gibi bir ana eksen yoksa, röportaj çoğu zaman dağılır. Kurumun anlatmak istediği ile yayıncının okura sunmak istediği değer aynı çizgide buluşmalıdır. Burada sık yapılan hata, röportajı tek başına bir tanıtım aracı gibi ele almaktır. Oysa profesyonel yayıncılıkta okuyucu önce şunu arar: Bu metin bana ne söylüyor, hangi gelişmeyi açıklıyor, hangi eğilimi anlamama yardımcı oluyor? Eğer yanıt yalnızca şirketin kendisini övmesi ise içerik gücünü kaybeder. Eğer yanıt sektör, pazar, teknoloji, istihdam, yatırım ve gelecek projeksiyonu üretirse metin haber niteliği kazanır. Bu yüzden röportaj brief'i hazırlanırken üç soru masada olmalıdır: Kurum hangi mesajı vermek istiyor, okuyucu bu içerikten hangi bilgiyi alacak, yayın sonrası bu metin hangi mecralarda yeniden değerlendirilecek? Web haberi, özel dosya, sektör bülteni, video kısa kesitleri ya da çok dilli yayın planı gibi kullanımlar baştan düşünülmelidir. Röportaj öncesi araştırma metnin kalitesini belirler Güçlü bir kurumsal röportaj, sadece konuşmacının anlattıklarına yaslanmaz. Ön araştırma yapılmadan hazırlanan sorular genellikle yüzeyde kalır. Bu da röportajı klişe başlıklara sıkıştırır: hedefleriniz neler, sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz, gelecek planlarınız nelerdir. Bu sorular bazen gereklidir ama tek başına yeterli değildir. Editoryal ekip, kurumun son bir yıldaki açıklamalarını, yatırım hamlelerini, faaliyet alanlarını, finansal ya da operasyonel kırılımlarını, sektörün güncel sorunlarını ve rekabet bağlamını incelemelidir. Röportaj yapılan kişi bir yönetici ise sadece unvanına değil, karar alanına da bakılmalıdır. Bir teknoloji direktörüne finansal büyüme sorusu sormak ne kadar yersizse, bir finans yöneticisinden ürün mimarisi anlatmasını beklemek de aynı ölçüde verimsizdir. İyi araştırma, soruların tonunu da değiştirir. Genel ifadeler yerine daha hedefli bir yapı kurulur. Örneğin enerji sektöründe faaliyet gösteren bir kurumla yapılan görüşmede, sadece büyüme hedefi değil, kapasite artışı, regülasyon etkisi, tedarik zinciri riski ve yeşil dönüşüm yatırımları da konuşulabilir. Savunma sanayii, lojistik, tarım teknolojileri ya da yapay zeka gibi alanlarda bu derinlik daha da önemlidir. Sorular bilgi üretmeli, onay cümlesi istememeli Kurumsal röportajlarda en büyük sorunlardan biri, cevapların zaten belli olduğu sorulardır. “Şirketiniz sektörde önemli bir oyuncu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” gibi bir soru, gerçekte bilgi istemez. Yalnızca kuruma kendini övdürür. Oysa haber değeri taşıyan soru, bir gelişmeyi açar, bir kararın arka planını sorar ya da geleceğe dönük netlik arar. Daha verimli yaklaşım şudur: Son dönemde hangi iş kararları büyümenizi etkiledi, pazarın en büyük darboğazı nedir, yeni yatırımın somut çıktısı ne olacak, bu dönüşüm müşteriye veya sektöre nasıl yansıyacak? Böyle sorular hem yöneticiyi düşünmeye zorlar hem de okuyucuya alınabilir bilgi sunar. Aynı zamanda soru setinde denge gerekir. Tamamı çok sert sorulardan oluşan bir kurgu röportajı savunma moduna sokabilir. Tamamı yumuşak ve promosyon odaklı sorular ise içeriği etkisizleştirir. Özellikle kurumsal iletişim ile editoryal beklenti arasında sağlıklı bir orta zemin kurulmalıdır. Akış tasarımı, soru listesinden daha önemlidir Başarılı bir röportajın omurgası, soruların sırası ve birbirine bağlanma biçimidir. Rastgele dizilmiş iyi sorular bile zayıf bir içerik üretebilir. Okur önce bağlamı görmek, ardından temel mesajı almak, sonra detaylara inmek ister. Genellikle etkili akış, kurumu tanımlayan güncel bir gelişmeyle başlar. Ardından stratejik öncelikler, operasyonel veya sektörel etkiler, ölçülebilir hedefler ve gelecek vizyonu gelir. Eğer röportaj bir insan hikayesi de taşıyorsa, liderlik yaklaşımı veya kurum kültürü sona doğru işlenebilir. Böylece metin hem haber niteliğini korur hem de kişisel perspektif kazanır. Burada önemli bir tercih vardır. Her röportajda kişisel kariyer hikayesine geniş yer vermek doğru olmayabilir. Bazen okuyucu için asıl değer, yöneticinin kişisel yolculuğundan çok şirketin sektör içindeki konumudur. Bazen de özellikle kadın liderlik, girişimcilik ya da dönüşüm hikayelerinde kişisel deneyim metne güçlü bir katman ekler. İçeriğin ağırlık merkezi konuya göre belirlenmelidir. Kısa cevapları büyütmek yerine doğru takip sorusu sorun Röportaj sırasında ya da yazılı soru-cevap sürecinde bazı yanıtlar beklenenden kısa gelir. Bu durumda birçok ekip, kısa cevabı gereğinden fazla edit ederek uzatmaya çalışır. Bu yöntem metni yapaylaştırır. Daha doğru yaklaşım, eksik kalan noktaya takip sorusu yöneltmektir. Örneğin “ihracat odağımızı artırıyoruz” yanıtı tek başına zayıftır. Hangi pazarlar, hangi ürün grupları, hangi zaman aralığı, hangi rekabet avantajı gibi ek sorular gerekir. Aynı şey “yapay zekaya yatırım yapıyoruz” gibi moda kavramlar için de geçerlidir. Hangi kullanım alanı, hangi süreçte verimlilik sağlandı, hangi ekip bu dönüşümü yürütüyor soruları sorulmadan içerik yüzeyde kalır. Editoryal yazım dili kurumsal tonu taşırken haberciliği kaybetmemeli Röportaj tamamlandığında iş bitmez. Asıl fark, metnin nasıl işlendiğinde ortaya çıkar. Doğrudan deşifre edilmiş soru-cevaplar çoğu zaman akıcı değildir. Fazla tekrar içerir, konuşma dilinin yükünü taşır ve okuyucunun dikkatini dağıtır. Bu nedenle editoryal temizlik şarttır. Ancak temizlik ile müdahale arasındaki sınır iyi korunmalıdır. Yöneticinin söylemediği bir şeyi söylemiş gibi göstermek, cümleyi olduğundan daha iddialı kurmak ya da eleştirel bir bölümü tamamen çıkarmak güven sorununa yol açar. Profesyonel yaklaşım, anlamı koruyarak dili sadeleştirmektir. Kurumsal içerikte iki ton arasında denge kurmak gerekir. Bir yanda kurumun resmi dili vardır, diğer yanda yayıncılığın açık ve okunabilir dili. Çok resmi metinler donuklaşır. Fazla serbest metinler ise kurumsal güveni zedeleyebilir. İdeal yapı; net, ölçülü, bilgi odaklı ve başlık üretmeye elverişli bir anlatımdır. Başlık ve spot seçiminde de aynı ilke geçerlidir. En iddialı cümleyi çekip sansasyon üretmek kısa vadede trafik getirebilir ama uzun vadede kurumla medya ilişkisini yıpratır. Buna karşılık fazla nötr başlıklar da içeriğin görünürlüğünü azaltır. En iyi başlık, hem haber değerini taşıyan hem de röportajın gerçek odağını doğru yansıtan başlıktır. Kurumsal röportaj içeriği nasıl hazırlanır sorusunda dağıtım planı da masadadır Kurumsal röportajın başarısı yalnızca yayımlandığı anla ölçülmez. Bu içerik farklı formatlara dönüşebiliyorsa gerçek değer üretir. Tek bir röportajdan haber metni, kısa video alıntıları, sosyal medya kartları, sektör bülteni özeti ve yöneticinin görüş yazısına temel olacak çıkarımlar üretilebilir. Özellikle telifsiz ve yeniden kullanıma uygun haber akışında bu yaklaşım ciddi verim sağlar. Yine de her röportajı çok parçaya bölmek doğru değildir. Eğer içerik tek bir güçlü açıklamaya dayanıyorsa, onu fazla formatlamak etkisini azaltabilir. Buna karşılık yatırım, teknoloji, ihracat, sürdürülebilirlik ve istihdam gibi birden çok katmanı olan görüşmeler daha geniş dağıtım potansiyeli taşır. Kapsül Haber Ajansı gibi yayın disiplini yüksek platformlarda bu tür içeriklerin yeniden paketlenebilir olması ayrı bir avantaj yaratır. Yayın sonrası izleme de sürecin parçasıdır. Hangi başlık daha fazla okundu, hangi alıntı daha çok paylaşıldı, sektör okuyucusu hangi bölümlere daha fazla ilgi gösterdi soruları, sonraki röportajların kalitesini artırır. Kurumsal röportajı tek seferlik üretim değil, editoryal öğrenme alanı olarak görmek gerekir. Güçlü röportaj, reklam metni gibi durmayan röportajdır Karar vericiler için asıl ölçüt basittir: Bu içerik güven veriyor mu, bilgi üretiyor mu, yeniden yayınlanabilir nitelik taşıyor mu? Eğer metin sadece övgü diziyorsa etkisi sınırlı kalır. Eğer hem kurumun perspektifini hem de sektörün gerçek gündemini birlikte taşıyorsa kalıcı olur. İyi hazırlanmış kurumsal röportaj, kurumun ne söylediğini aktarmakla yetinmez, neden şimdi söylediğini de görünür kılar. Okuyucunun zamanına değen içerik tam olarak budur.

CEO’lar,  Şirketlerin %85'inin Yapay Zeka Süreçlerini İyi Yönetemediğini Düşünüyor Haber

CEO’lar,  Şirketlerin %85'inin Yapay Zeka Süreçlerini İyi Yönetemediğini Düşünüyor

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company’nin gerçekleştirdiği CEO araştırması, CEO’ların %80'inin yapay zekâ dönüşüm programlarının hızından memnun olmadığını ve şirketlerin %85'inin süreci iyi yönetemediğini /uygulayamadığını ortaya koyuyor. CEO'ların %82'si, yapay zekâ dönüşümlerinin en iyi ihtimalle hedeflenen sonuçları yalnızca kısmen hayata geçirebildiğini söylüyor; sadece %18'i hedeflerinin çoğuna veya tamamına ulaştığını belirtiyor. CEO'ların öne sürdüğü en büyük engeller ise teknoloji değil, yetkinlik ve odaklanma eksikliği olarak karşımıza çıkıyor. %43'ü kurum içi uzmanlık ve araç yetersizliğine, %41'i geniş çaplı bir dönüşüm yerine yerel pilot projelere sıkışıp kalmaya, %39'u ise şirket verileri ile platformlarının yapay zekayı büyük ölçekte uygulamaya henüz hazır olmamasına dikkat çekiyor. Raporda öne çıkan başlıklar şöyle sıralanıyor: Pilot Projeler vs. Gerçek Dönüşüm: Çoğu CEO bir yapay zekâ dönüşümüne liderlik ettiğini düşünse de aslında sadece bir pilot projeler portföyünü yönetiyor; oysa bu ikisi aynı şey değil.Kopyalanamaz Bir Avantaj: Öne geçen şirketler aynı yolda daha hızlı ilerlemiyor; benzersiz veriler, kodlanmış iş akışları ve öğrenme mimarileri aracılığıyla, hiçbir rakibin sadece daha büyük bir çek yazarak alt edemeyeceği, katlanarak büyüyen bir "kuruma özel zekâ" inşa ediyorlar.Devredilemez Liderlik Kararları: Liderleri geride kalanlardan ayıran yedi bilinçli tercih karşımıza çıkıyor: duruş, odaklanılan alan (domain), veri, teknoloji mimarisi, işletim modeli, öğrenme sistemi ve yönetişim. Ve bu tercihlerin hiçbirinin başkasına devredilmemesi gerekiyor.Kapanan Fırsat Penceresi: Fırsat penceresi gerçek ve hızla kapanıyor: Önceki teknoloji dalgalarının aksine, yapay zekânın sağladığı avantajlar kararsızlıkları artırıyor. Raporla ilgili değerlendirmesinde, Bain & Company Türkiye Ortaklarından Armando Guastella ise şöyle konuştu: “Çoğu CEO yapay zekânın en önemli öncelik olduğunu söylüyor ancak kanıtlar aksini gösteriyor. Büyük bir çoğunluk, işin rekabet etme şeklini değiştirmeden sadece bir ilerleme illüzyonu yaratan bir yapay zekâ portföyü (pilot projeler, konsept kanıtları ve verimlilik eklentileri koleksiyonu) yönetiyor. Bu bir dönüşüm değil. Aradaki farkı bilen şirketler ise yakalanması zor olacak şekilde öne geçiyor.” CEO’lar hüsrana uğramış durumda ve bunda da haklılar. Bain’in 2026 CEO araştırması, genel müdürlerin yaklaşık %80'inin yapay zekâ programlarının hızından memnun olmadığını gösteriyor. Şirketlerin ise yaklaşık %85'i süreci başarılı bir şekilde uygulayamıyor. Bu memnuniyetsizlik, teknolojinin yapabileceklerinden ziyade liderlerin dönüşüm programlarını nasıl tasarlayıp yürüttükleriyle ilgili gelişiyor. Liderler farklı mantıkla hareket ediyor Yeni ortaya çıkan liderler sadece daha iyi pilot projeler yürütmüyor. Farklı bir mantıkla hareket ediyor ve kendilerini tamamen farklı bir kulvara taşıyan kuruma özel bir zekâ inşa ediyorlar. Yapay zekânın rekabet ekonomilerini yeniden şekillendirdiği birkaç alan üzerinde, yönetim kurulu düzeyinde açık ve net bahisler oynanırken; yapay zekayı eski iş akışlarına entegre etmeye çalışmak yerine bu alanları sıfırdan inşa ediyorlar. Veriyi, eylemsel (agentic) yazılım yeteneklerini ve kurumsal öğrenmeyi, değeri katlanarak artan stratejik varlıklar olarak görüyorlar. Liderler sadece bir portföy yönetmiyor, net bir taahhütte bulunuyorlar. Araştırma “Kuruma Özel Zekâ (Proprietary Intelligence)” için 3 temel taşı ortaya koyuyor: Kuruma Özel Veri (Proprietary data): Yalnızca kuruma ait olan; her işlem, etkileşim ve kararla değeri daha da artan müşteri, operasyon ve sonuç kayıtlarının birikimi kastediliyor.Kodlanmış İş Akışları (Encoded workflows): Şirketin nasıl kazandığına dair kurumsal bilginin, insan muhakemesinden süzülerek bunu geniş ölçekte uygulayan yapay zekâ ajanlarına entegre edilmesi anlamına geliyor.Öğrenme Mimarisi (Learning architecture): İnsan muhakemesi ile yapay zekâ çıktıları arasındaki kapalı devre döngüler anlamına geliyor.Bu döngüler her bir uygulamayı bir öncekinden daha akıllı hale getirerek, kullanıldıkça büyüyen ve sadece daha büyük bütçeler ayrılarak kapatılamayacak bir avantaj sağlıyor. Sonuç olarak daha iyi veri yapay zekâ ajanlarını keskinleştiriyor; daha keskin ajanlar onlarla birlikte çalışan insanların performansını artırıyor; bu şekilde faydalanan herkes öğrendiklerini yeni nesil iş akışlarına yeniden kodlayabiliyor ve bu iş akışları daha da iyi veriler üretebiliyor. Her bir döngü şirketi daha da öne taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Efes'in İş Sağlığı ve Güvenliği Yaklaşımına Uluslararası Ödül Haber

Anadolu Efes'in İş Sağlığı ve Güvenliği Yaklaşımına Uluslararası Ödül

Şirket, 60'tan fazla ülkeden ve 34 farklı sektörden yaklaşık 2 bin 500 kuruluşun değerlendirildiği organizasyonda Türkiye'den ödüle layık görülen 10 şirket arasında yer aldı. Çalışan sağlığı ve güvenliğini iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandıran Anadolu Efes, bu alandaki çalışmalarıyla uluslararası bir ödüle layık görüldü. İş sağlığı ve güvenliği alanında dünyanın en köklü kuruluşlarından biri olan The Royal Society for the Prevention of Accidents (RoSPA) tarafından düzenlenen Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Ödülleri kapsamında Anadolu Efes, gümüş ödül kazandı. Güvenlik kültürü, liderlik, risk yönetimi, çalışan katılımı ve sürekli iyileştirme başlıklarında kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutan RoSPA Ödülleri; gıda ve içecekten enerjiye, hızlı tüketimden inşaata kadar pek çok farklı sektörden şirketin katılımıyla, iş sağlığı ve güvenliği alanında dünyanın en prestijli ödül programları arasında yer alıyor. Bu yıl 70'inci yılını kutlayan program kapsamında 60'tan fazla ülkeden ve 34 farklı sektörden yaklaşık 2 bin 500 kuruluş değerlendirildi. Gümüş ödülün sahibi olan Anadolu Efes, Türkiye'de ödül alan 10 şirket arasında yer aldı. Bu sonuç, şirketin İş Sağlığı ve Güvenliği kültürünün ve sürdürülebilir güvenli çalışma ortamları oluşturma konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.