Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Lityum

Kapsül Haber Ajansı - Lityum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Lityum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

IGIS 2026, Jeotermal Sektörünü Kapadokya’da Buluşturacak Haber

IGIS 2026, Jeotermal Sektörünü Kapadokya’da Buluşturacak

Türkiye’nin jeotermal sektörünü uluslararası paydaşlarla buluşturan International Geothermal Investment Summit (IGIS), 26–27 Kasım 2026 tarihlerinde ikinci kez Kapadokya’da düzenlenmeye hazırlanıyor. Jeotermal Yatırımcıları Derneği (JEMYAD) öncülüğündeki zirvede; enerji güvenliğinden yeni nesil kapalı devre teknolojilere, yatırım ve finansman modellerinden jeotermalin enerji dışındaki katma değerli kullanım alanlarına uzanan geniş bir gündem ele alınacak. Bu yıl da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımının öngörüldüğü zirvenin açılış bölümünde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Nevşehir Valisi Hüseyin Kök ve JEMYAD Başkanı Ömer Tosun gibi isimlerin bulunması bekleniyor. Zirvenin teknoloji gündeminde kapalı devre sistemler, gelişmiş jeotermal sistemler (EGS) ve derin sıcak kaya teknolojileri öne çıkıyor. “Jeotermalde Kartlar Yeniden Dağıtılıyor — Kapalı Devre Teknolojiler, Derin Sıcak Kayalar ve Yeni Rekabet Dengesi” başlıklı oturumda yeni nesil teknolojilerin küresel pazardaki etkisi ile Türkiye’nin bu dönüşümdeki konumunun değerlendirilmesi amaçlanıyor. ETIP-Geothermal Başkanı Luca Xodo’nun moderasyonunda kurgulanan panele Eavor Technologies İcra Başkan Yardımcısı Robert Winsloe ile Green Therma Kurucu Ortağı ve Baş Jeoloğu Kim Gunn Maver gibi isimler katılacak. Yeni nesil jeotermal yatırımların finansmanı ise programın bir diğer önemli eksenini oluşturuyor. JEMYAD Başkanı Ömer Tosun’un moderasyonunda tasarlanan oturumda teknoloji, arama ve sondaj riskinin paylaşılması; ilk ticari ölçekli projelerin finansmanı, sigorta mekanizmaları, garanti fonları ve karma finansman modellerinin ele alınması hedefleniyor. Oturumda World Bank Group’tan Yasemin Örücü, EBRD’den Mehmet Üvez, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’ndan Seçil Yıldız ve Asya Kalkınma Bankası’ndan Keiju Mitsuhashi gibi finans kuruluşu temsilcilerinin farklı perspektifleri bir araya getirmesi bekleniyor. IGIS 2026, jeotermali yalnızca elektrik üretimi perspektifinden ele almayan bir içerik çerçevesi de sunuyor. Lityum ve kritik mineral geri kazanımı, jeotermal kaynaklı CO₂’nin değerlendirilmesi, seracılık, şehir ısıtma ve tarımsal kurutma programın öne çıkan başlıkları arasında bulunuyor. Jeotermalin sağlık ve turizm boyutu ise Servotel Yönetici Ortağı Ayla Heyfegil’in moderasyonundaki termal sağlık ve wellness oturumunda ele alınacak; Anne Biging, Yasemen Kaner-White ve Rachel Branson gibi uluslararası isimlerin sektörün dönüşümüne ve Türkiye’nin potansiyeline ilişkin değerlendirmelerini paylaşacak. JEMYAD Başkanı Ömer Tosun, IGIS 2026’nın yaklaşımını şu sözlerle değerlendirdi:“IGIS ile jeotermalin geleceğini yalnızca enerji üretimi üzerinden değil, teknolojiden finansmana, kritik minerallerden tarıma, ısıtmadan sağlık ve wellness turizmine uzanan daha geniş bir ekonomik değer zinciri içinde ele alıyoruz. IGIS 2026’da yatırımcıları, teknoloji geliştiricilerini, finans kuruluşlarını ve kamu temsilcilerini aynı masada buluşturarak Türkiye’nin bu yeni dönemdeki potansiyelini uluslararası ölçekte tartışmaya açmayı hedefliyoruz.” Zirve programının 26 Kasım’da Lil’a by Museum Hotel’de düzenlenecek Karşılama Resepsiyonu ve Liderler Yemeği ile başlayacak. Ana zirve günü ise 27 Kasım’da Cappadocia Marriott Hotel’de gerçekleştirilecek. Program aynı akşam Maara Konak by Museum Hotel’de düzenlenecek IGIS Liderler Yemeği ile tamamlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Jeotermalin Geleceği: Yeni Teknolojiler ve Yatırım Modelleri Kapadokya’da Haber

Jeotermalin Geleceği: Yeni Teknolojiler ve Yatırım Modelleri Kapadokya’da

Bu yıl da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımının öngörüldüğü zirvenin açılış bölümünde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Nevşehir Valisi Hüseyin Kök ve JEMYAD Başkanı Ömer Tosun gibi isimlerin bulunması bekleniyor. Zirvenin teknoloji gündeminde kapalı devre sistemler, gelişmiş jeotermal sistemler (EGS) ve derin sıcak kaya teknolojileri öne çıkıyor. “Jeotermalde Kartlar Yeniden Dağıtılıyor — Kapalı Devre Teknolojiler, Derin Sıcak Kayalar ve Yeni Rekabet Dengesi” başlıklı oturumda yeni nesil teknolojilerin küresel pazardaki etkisi ile Türkiye’nin bu dönüşümdeki konumunun değerlendirilmesi amaçlanıyor. ETIP-Geothermal Başkanı Luca Xodo’nun moderasyonunda kurgulanan panele Eavor Technologies İcra Başkan Yardımcısı Robert Winsloe ile Green Therma Kurucu Ortağı ve Baş Jeoloğu Kim Gunn Maver gibi isimler katılacak. Yeni nesil jeotermal yatırımların finansmanı ise programın bir diğer önemli eksenini oluşturuyor. JEMYAD Başkanı Ömer Tosun’un moderasyonunda tasarlanan oturumda teknoloji, arama ve sondaj riskinin paylaşılması; ilk ticari ölçekli projelerin finansmanı, sigorta mekanizmaları, garanti fonları ve karma finansman modellerinin ele alınması hedefleniyor. Oturumda World Bank Group’tan Yasemin Örücü, EBRD’den Mehmet Üvez, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’ndan Seçil Yıldız ve Asya Kalkınma Bankası’ndan Keiju Mitsuhashi gibi finans kuruluşu temsilcilerinin farklı perspektifleri bir araya getirmesi bekleniyor. IGIS 2026, jeotermali yalnızca elektrik üretimi perspektifinden ele almayan bir içerik çerçevesi de sunuyor. Lityum ve kritik mineral geri kazanımı, jeotermal kaynaklı CO₂’nin değerlendirilmesi, seracılık, şehir ısıtma ve tarımsal kurutma programın öne çıkan başlıkları arasında bulunuyor. Jeotermalin sağlık ve turizm boyutu ise Servotel Yönetici Ortağı Ayla Heyfegil’in moderasyonundaki termal sağlık ve wellness oturumunda ele alınacak; Anne Biging, Yasemen Kaner-White ve Rachel Branson gibi uluslararası isimlerin sektörün dönüşümüne ve Türkiye’nin potansiyeline ilişkin değerlendirmelerini paylaşacak. JEMYAD Başkanı Ömer Tosun, IGIS 2026’nın yaklaşımını şu sözlerle değerlendirdi:“IGIS ile jeotermalin geleceğini yalnızca enerji üretimi üzerinden değil, teknolojiden finansmana, kritik minerallerden tarıma, ısıtmadan sağlık ve wellness turizmine uzanan daha geniş bir ekonomik değer zinciri içinde ele alıyoruz. IGIS 2026’da yatırımcıları, teknoloji geliştiricilerini, finans kuruluşlarını ve kamu temsilcilerini aynı masada buluşturarak Türkiye’nin bu yeni dönemdeki potansiyelini uluslararası ölçekte tartışmaya açmayı hedefliyoruz.” Zirve programının 26 Kasım’da Lil’a by Museum Hotel’de düzenlenecek Karşılama Resepsiyonu ve Liderler Yemeği ile başlayacak. Ana zirve günü ise 27 Kasım’da Cappadocia Marriott Hotel’de gerçekleştirilecek. Program aynı akşam Maara Konak by Museum Hotel’de düzenlenecek IGIS Liderler Yemeği ile tamamlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor Haber

Küresel Metal Sektörü Büyümeyi Sürdürüyor

Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda; küresel metal ve madencilik sektörünü, demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar sanayi gelişimini ve küresel enerji dönüşümünü destekleyen temel hammaddeleri ele aldı. Raporda, 2025 yılında temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin yaklaşık 9,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bilgisine yer verildi. Türkiye küresel metal sektöründe önemli bir pazar… Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. Raporda Türkiye’nin, küresel metal sektöründe yapısal açıdan önemli bir konuma sahip olduğu belirtilirken, ülkenin 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumunda olduğu vurgulandı. Raporda Türkiye’nin 2025 yılında 38,1 milyon ton olan ham çelik üretiminin, 2026 yılında 40,8 milyon tona yükselmesinin beklendiği belirtildi. Bu büyüme eğiliminin, sektörün güçlü yatırım ivmesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarını birbirine bağlayan stratejik coğrafi konumunu yansıttığı görüşüne yer verilen raporda, daha geniş kapsamlı temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar dolar brüt üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Bu rakamın 2025 yılında 182 milyar dolara, 2026 yılında ise 208 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Böylece sektörün, küresel talepteki iyileşme ve hurda bazlı elektrik ark ocağı çelik üretimindeki rekabet avantajının desteğiyle 2026 yılında yaklaşık yüzde 14,4 yıllık büyüme kaydetmesi beklendiği de rapordaki bilgiler arasında bulunuyor. Allianz Trade Türkiye Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, sanayimizin temel yapı taşı ve ihracatımızın ana kaldıraçlarından biri olan metal sektöründe verdiğimiz finansal garanti misyonumuzu kararlılıkla büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) verilerine göre, 2025 yılını 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimi ve güçlü bir ihracat performansı ile kapatan sektör, 2026 yılında küresel pazarlardaki korumacı kotalar, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) değişiklikleri ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yapısal ve yeşil dönüşüm süreçlerini deneyimliyor. Bu zorlu ama fırsatlarla dolu konjonktürde, Türk metal üreticilerinin ve tedarik zincirinin likidite akışını korumak adına üstlendiğimiz toplam risk garanti büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemindeki 542 milyon Euro seviyesinden 677 milyon Euro’ya ulaştırarak sektöre sağladığımız desteği yüzde 25 oranında artırdık. Girdi maliyetleri baskısı ve küresel ticaret savaşlarının getirdiği volatiliteye karşı, proaktif risk yönetimi ve derin pazar içgörülerimizle ağır sanayimizin küresel rekabetçiliğini ve finansal sürdürülebilirliğini her adımda desteklemeyi sürdürüyoruz. Altuğ Karagöz sözlerine şöyle devam etti. “Metal sektöründeki 677 milyon Euro’luk risk portföyümüzü yönetirken, alt ürün gruplarındaki dinamikleri proaktif bir yaklaşımla takip ediyoruz. İç piyasa ve küresel kotaların baskıladığı inşaat demiri gibi uzun ürün grubuna kıyasla; otomotiv ve beyaz eşyanın ana girdisi olan yassı çelik grubu ile elektrifikasyon dalgasıyla büyüyen alüminyum ve bakır gibi demir dışı metaller daha dirençli bir talep yapısı sergiliyor. Allianz Trade Türkiye olarak, emtia fiyatlarındaki volatiliteye ve yapısal dönüşümlere rağmen, alt sektörlerin bu farklılaşan risk ve kârlılık döngülerini derinlemesine analiz ediyor, Türk metal sanayisinin tüm kırılımlarında vadeli ticaretin finansal sürdürülebilirliğini güvence altında tutuyoruz.” Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda sektörün, katma değer açısından ekonomiye sağladığı katkının son derece önemli olduğu vurgulandı. Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 37,7 milyar dolar katma değer üretirken, bu tutarın 2025 yılında 42,5 milyar dolar olduğu, 2026 yılında ise yaklaşık 48,4 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtildi. Böylece sektörün, Türkiye imalat sanayii gayrisafi yurt içi hasılasına en büyük katkıyı sağlayan sanayi kollarından biri olmayı sürdürdüğü raporda vurgulandı. Öte yandan sektör içerisinde demir-çeliğin, 2025-2026 döneminde yaklaşık 78-89 milyar dolar ile en büyük brüt üretim payına sahip olduğu ve demir dışı metallerin ise en hızlı büyüyen alt segment konumunda bulunduğu raporda belirtildi. Bu segmentte brüt üretimin 2024 yılındaki 24,6 milyar dolardan, 2025 yılında 34,0 milyar dolara ve 2026 yılında 40,9 milyar dolara yükselerek, yaklaşık yıllık yüzde 20 büyümesinin beklendiği raporda paylaşıldı. Demir dışı metallerdeki bu güçlü büyümenin, yurt içi madencilik yatırımlarıyla, inşaat ve otomotiv sektörlerinden gelen talebin desteği sayesinde Türkiye'nin bakır ve alüminyum işleme alanındaki artan rolünü yansıttığı da raporda yer verilen yorumlar arasında. İnşaat sektörü talebi desteklemeye devam ediyor Allianz Trade Raporu’na göre sektörde yatırımlar artış eğilimini sürdürüyor. Temel metaller ve metal ürünleri sektöründeki sermaye harcamalarının (CapEx) 2024 yılında 13,7 milyar dolar olduğu, 2025 yılında 16,4 milyar dolar ve 2026 yılında 17,8 milyar dolar seviyesine ulaşmasının beklendiği rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Raporda, bu yatırım görünümünün birkaç yapısal unsur tarafından desteklendiği belirtiliyor. Bunlardan ilkinin, Türkiye'nin yurt içinde çeliğin en büyük tüketicisi olan inşaat sektörü, yüksek konut kredisi faizleri ve deprem sonrası güney illerindeki yeniden inşa faaliyetlerinden kaynaklanan döngüsel baskılara rağmen talebi desteklemeye devam etmesi olduğu görüşü raporda yer alıyor. İkinci olarak, ihracat odaklı Türk çelik üreticilerinin, Avrupa'nın çelik tedarik zincirlerinde Rusya kaynaklı girdilere bağımlılığın azalmasıyla gerçekleşen yeniden yapılanmadan faydalandıkları ve özellikle Güney ve Doğu Avrupa'da pazar paylarını artırdıkları belirtiliyor. Üçüncü unsur olarak ise Türkiye'nin metal madenciliği alt sektörünün büyümesini sürdürmesi gösteriliyor. Brüt üretimin 2024 yılındaki 14,2 milyar dolar, 2025 yılında 17 milyar dolara ve 2026 yılında ise 18,2 milyar dolara yükselmesi de raporda yer verilen beklentiler arasında bulunuyor. Rapora göre; bu artış; altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yeni yatırımları yansıtıyor. Türkiye’nin, temiz enerji uygulamaları açısından giderek daha stratejik hâle gelen, dünyanın bilinen en büyük bor rezervlerine sahip olduğu da raporda vurgulanıyor. Türkiye dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki yerini koruyacak Raporda, 2028 yılına kadar olan orta vadeli görünümün, büyümenin devam edeceğine ancak hızının kademeli olarak yavaşlayacağına işaret ettiği bilgisi veriliyor. Sektörün brüt üretiminin 2027 yılında 221 milyar dolar, 2028 yılında ise 227 milyar dolara ulaşması rapordaki beklentiler arasında bulunuyor. Yıllık büyüme oranlarının, 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından daha sürdürülebilir yani yüzde 3-4 seviyelerine gerileyeceği öngörüsüne de raporda yer veriliyor. Çelik üretiminin ise 2027 yılında 41,9 milyon tona, 2028 yılında 43,3 milyon tona yükselerek Türkiye'nin dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruyacağı beklentisinden raporda söz ediliyor. Çin açık ara önde Çin'in hâkim olduğu Asya-Pasifik bölgesinin, küresel pazarın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğu raporda belirtilirken, Avrupa’nın ise yaklaşık yüzde 21 ile ikinci sırada yer aldığı bilgisi veriliyor. Bu bölgesel yoğunlaşmanın, Çin'in çelik ve alüminyumdan nadir toprak elementlerine kadar metal sektörünün hemen her alanında açık ara en büyük üretici ve tüketici konumunda olduğunu yansıttığına da raporda dikkat çekiliyor. Öte yandan raporda, temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon dolar seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği, 2026-2028 dönemine ilişkin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) ise yaklaşık yüzde 7 olacağının öngörüldüğü bilgisi veriliyor. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’na göre; 2021 yılındaki emtia süper döngüsü sırasında elde edilen olağanüstü kârların ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girdi. Birçok baz metal ve hacimli emtianın fiyatı zirve seviyelerinden gerilerken, enerji, kimyasal reaktifler ve iş gücü gibi girdi maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bilgisi de raporda yer verilen bilgiler arasında. Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjının 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 seviyesinde gerçekleştiği, bu durumun 2021 yılındaki yüksek kârlılık döneminden itibaren normalleşmenin sürdüğünü gösterdiği raporda belirtildi. Rapora göre şirketler bu sürece sermaye disipliniyle karşılık verdi; emtia döngüsü sırasında oluşan fazla nakit, yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilmek yerine büyük ölçüde hissedarlara dağıtıldı. Bu yaklaşım bilançoların güçlü kalmasını sağlarken gelecekteki arz artışını da sınırlandırdı. Yine rapora göre; söz konusu ihtiyatlı sermaye politikası mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı korusa da enerji dönüşümünün kritik minerallere yönelik talebi hızlandıkça gelecekte arz yetersizliği riskini beraberinde getirebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan Ventures Kritik Mineral Kaynaklarını Yapay Zekâyla Keşfeden Atana Elements’e Yatırım Yaptı Haber

Borusan Ventures Kritik Mineral Kaynaklarını Yapay Zekâyla Keşfeden Atana Elements’e Yatırım Yaptı

Borusan Grubu’nun kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures, kritik mineral keşfini yapay zekâyla hızlandıran Atana Elements’e yatırım yaptı. Lowercarbon Capital liderliğinde gerçekleşen 27,5 milyon dolarlık tohum turuna Borusan Ventures’ın yanı sıra Earthshot Ventures, Overture Ventures, Redwoods Climate Capital, Sunna Ventures, Verve Ventures, Volta Energy Technologies ve WovenEarth de katıldı. Defne Kocabıyık Narter: Atana’nın büyüme yolculuğunda stratejik bir iş ortağı olacağız Borusan Ventures Kurucusu ve Başkanı Defne Kocabıyık Narter, yatırımla ilgili şunları söyledi: “Kritik mineraller, enerji dönüşümünün ve ileri teknoloji sanayilerinin en stratejik girdileri arasında yer alıyor. Atana, derin jeoloji uzmanlığını yapay zekâ destekli keşif teknolojileriyle birleştirerek bu alanda önemli bir dönüşüme öncülük ediyor. Borusan olarak, grup şirketlerimizden Borusan Cat aracılığıyla 5 ülkede madencilik ekosisteminin aktif bir parçasıyız ve sektöre dair güçlü bir bilgi birikimine sahibiz. Bu deneyimimiz ve küresel ağımızla, Atana Elements’in büyüme yolculuğunda yalnızca bir yatırımcı değil, aynı zamanda katma değer yaratan stratejik bir iş ortağı olacağımıza inanıyoruz.” Atana Elements’in Kurucusu ve CEO’su Tom Wilson ise şu ifadeleri kullandı: “Dünya, kritik minerallere daha hızlı ve güvenli coğrafyalardan ihtiyaç duyuyor. Atana Elements’in yaklaşımı salt teorik değil; son teknolojiyle güçlendirilmiş, deneyimli bir operasyon ekibinin öncülük ettiği, petrol ve gaz disiplinini yapay zekâyla buluşturan gerçek bir keşif modeli. Tescilli yöntemlerimizle normalde 5-10 yıl sürecek hedeflere 22 ayda ulaşabildik.” Silikon Vadisi merkezli Borusan Ventures, ABD ve Avrupa’da enerji, mobilite, lojistik, tedarik zinciri ve endüstriyel teknolojiler gibi alanlardaki erken aşama girişimlere yatırım yapıyor. Borusan Ventures, Borusan Grubu’nun 82 yıllık endüstriyel deneyiminden yararlanarak global başarı ve uzun vadeli etki hedeflediği girişimlere stratejik destek sağlıyor, yeni pazarlara erişim imkânı sunarak büyüme fırsatları yaratıyor. Atana, yapay zekâyla kritik mineral keşfini hızlandırıyor Önümüzdeki on yılda lityum başta olmak üzere kritik minerallere olan talebin mevcut rezervlerin üç katına çıkması ve sektöre 250 milyar dolarlık yeni yatırım yapılması bekleniyor. Tedarik zinciri kırılganlıkları ve ihracat kısıtlamaları sebebiyle Batılı hükümetlerin alternatif arayışları sürerken, Atana Elements, yapay zekâ teknolojisiyle kritik mineral keşif süreçlerini hızlandırıyor. Atana Elements, lityum, bakır, uranyum, hidrojen ve helyum gibi kritik mineralleri içeren akışkan mineral sistemlerinin keşfine odaklanıyor. Şirketin kurucu ekibi BP, Hess, Rio Tinto ve ExxonMobil gibi sektör liderlerinde edinilmiş derin teknik uzmanlığı, jeo-uzamsal veri bilimi ve yapay zekâ destekli analizlerle bir araya getirerek geleneksel yöntemlere kıyasla çok daha hızlı ve maliyet etkin keşif süreçleri yürütüyor. Şirket bugün ABD ve Avrupa'da toplamda 100 milyon tonun üzerinde Lityum Karbonat Eşdeğeri (LCE) potansiyeli öngörülen sahalarda hak sahibi konumunda. Atana Elements, 2025 yılında küresel ölçekte ilk 10 arasında gösterilen bir lityum tuzlu su kaynağını keşfederek yaklaşık üç yıl içinde 5 kata yakın yatırım getirisi yaratmayı başardı. Şirketin en önemli farkı, geleneksel olarak 5–10 yıl sürebilen mineral keşif süreçlerini yapay zekâ platformu sayesinde yaklaşık 22 aya kadar indirebilmesi. Bu yaklaşım, kritik mineral keşfini daha hızlı, daha öngörülebilir ve daha sermaye verimli hale getirerek sektörün dönüşümüne öncülük ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü Bölgesel Farklılıklarla Şekilleniyor Haber

Enerji Dönüşümü Bölgesel Farklılıklarla Şekilleniyor

Raporda, yapay zekadan ziyade gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşme ve soğutma ihtiyacının bu artışı tetikleyebileceği belirtilirken; fosil yakıtların en iyimser senaryoda dahi küresel enerji arzının yarısından fazlasını oluşturmaya devam edeceği öngörülüyor. İSTANBUL 18 Mayıs 2026 – Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company, enerji ve hammadde piyasalarının geleceğine ışık tutan geleneksel raporunun en güncel versiyonu olan “Küresel Enerji ve Malzeme Görünümü 2026” raporunu yayımladı. Rapor, jeopolitik gerilimler, iklim hedefleri ve ekonomik gerçekler arasında sıkışan küresel enerji sisteminin 2040 yılına kadar izleyebileceği üç ana senaryoyu mercek altına alıyor. Bain & Company’nin tescilli ekonomik modelleme yeteneği Intersect℠ kullanılarak hazırlanan çalışma, enerji talebinin GSYİH ve nüfus artışına paralel olarak artmaya devam edeceğini, ancak bu talebin karşılanma şeklinin bölgelere ve politikalara göre keskin farklılıklar göstereceğini ortaya koyuyor. Raporun öne çıkan temel bulguları şöyle sıralanıyor: Elektrik Talebinde Patlama: Tüm senaryolar gözönüne alındığında küresel elektrik talebinin 2040 yılına kadar %40 ile %70 arasında artma ihtimali düşünülüyor. Popüler inanışın aksine, bu artışın en büyük kaynağı sadece yapay zeka veya veri merkezleri değil; gelişmekte olan ülkelerdeki soğutma (klima) ihtiyacı ve sanayi sektöründeki büyüme olacak. Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de elektrik tüketimi 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,1 artış gösterdi. Türkiye’de sanayileşme, kentleşme ve elektrifikasyon eğilimlerinin devam etmesiyle birlikte elektrik talebindeki artışın önümüzdeki dönemde de sürmesi bekleniyor. Bu büyüme; özellikle iletim ve dağıtım altyapısı yatırımları ile enerji ekipmanları tedarik zincirlerinde yeni kapasite ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor. Fosil Yakıtların Direnci: Yenilenebilir enerjinin yükselişine rağmen, fosil yakıtlar küresel enerji arzında önemli bir pay tutmaya devam ediyor. En iyimser düşük karbon senaryosunda bile fosil yakıtların payı 2040’ta ancak %52’ye geriliyor; mevcut dinamiklerin sürdüğü senaryoda ise bu oran %72 seviyesinde kalıyor. Türkiye açısından bakıldığında ise enerji arz güvenliğinde kaynak çeşitliliği kritik rol oynamayı sürdürüyor. Doğal gaz tedarikinde farklı kaynak ve güzergâhların kullanılması maliyet avantajı ve sistem esnekliği sağlarken, yerli hidrokarbon arama ve üretim faaliyetleri de enerji bağımsızlığı hedefi açısından stratejik önem taşıyor. Küresel Isınma Riski: Rapor, dünya genelindeki koordinasyon seviyesine bağlı olarak 2100 yılına kadar ısınmanın farklı senaryolar üzerinden 2,1°C ile 2,9°C arasında gerçekleşebileceğini öngörüyor. Bu durum, şirketlerin yalnızca karbon azaltımına değil, aynı zamanda iklim değişikliğine karşı “dayanıklılık” (resilience) stratejilerine de ciddi sermaye ayırması gerektiğini gösteriyor. Kritik Madenler ve Arz Güvenliği: Temiz enerji teknolojileri için vazgeçilmez olan lityum, bakır ve kobalt gibi kritik minerallerin coğrafi yoğunluğu, tedarik zincirlerini ulusal güvenlik ve ticaret politikalarının odak noktası haline getiriyor. 2030'dan sonra batarya talebinin hızlanmasıyla bu alanda ciddi arz açıkları oluşabilir. Elektrifikasyonun hız kazanmasıyla birlikte kritik madenlere yönelik küresel rekabet artarken, Türkiye açısından da bu alandaki araştırma, işleme ve tedarik kapasitesinin geliştirilmesi stratejik önem taşıyor. Özellikle enerji dönüşümünün gerektirdiği alt değer zincirlerinde dışa bağımlılığın azaltılması, uzun vadeli enerji güvenliği ve sanayi rekabetçiliği açısından öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Çin’in Liderliği: Çin, dünyanın en büyük sera gazı salımcısı olmaya devam etse de aynı zamanda küresel enerji dönüşümünün en güçlü motoru konumunda. 2040 yılına kadar küresel güneş ve rüzgar enerjisi üretiminin %30’undan fazlasının tek başına Çin tarafından gerçekleştirilmesi bekleniyor. “Kararlılıkla Hareket Etme Zamanı” Bain & Company yetkilileri, yöneticilerin belirsizlik karşısında felç olmaması gerektiğini belirterek, her senaryoda geçerli olan “pişmanlık yaratmayacak hamlelere” (no-regrets moves) odaklanılmasını tavsiye ediyor. Rapora göre; yerel pazarları derinlemesine anlamak, adaptasyon kabiliyetini artırmak ve operasyonel dayanıklılığı inşa etmek, geleceğin enerji ekonomisinde kazananları belirleyecek. Global düzeyde tüm bunlara ilave olarak rüzgâr ve güneş enerjisi üretiminin değişkenliğinin arttığı bir ortamda, nükleer enerji, arz güvenliğini ve elektrik sisteminin istikrarını sağlayan temel unsurları arasında yer alıyor. Onur Candar: “Yöneticilerin operasyonel dayanıklılığa odaklanması gerekiyor” Bain & Company Türkiye Yönteici Ortağı Onur Candar raporla ilgili değerlendirmesinde, fosil yakıtların dirençli yapısı ve kritik madenlerin arz güvenliği gibi değişkenler karşısında Türkiye’de de yöneticilerin 'pişmanlık yaratmayacak hamlelere' ve operasyonel dayanıklılığa odaklanması gerektiğini belirtti. Candar değerlendirmesine şöyle devam etti: “Türkiye enerji dönüşümünde artık yeni bir faza geçmiş durumda. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlı büyümesi önemli bir başarı göstergesi olsa da, bundan sonraki dönemde şebeke esnekliği, depolama teknolojileri, iletim ve dağıtım altyapısı gibi alanlara yapılacak yatırımlar belirleyici olacak. Elektrik talebindeki büyüme yalnızca üretim kapasitesi ihtiyacını değil, aynı zamanda enerji ekipmanları ve kritik madenler dahil olmak üzere tüm değer zincirinde yeni yatırım gereksinimlerini beraberinde getiriyor. Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından kaynak çeşitliliğini koruması, yerli kaynak geliştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve enerji dönüşümünün kritik halkalarında dışa bağımlılığı azaltması büyük önem taşıyor. Bugün şirketler için en büyük risk, belirsizliğin getirdiği karar alma güçlüğüdür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde! Haber

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde!

Hastalık genellikle anksiyete, madde kullanımı ve metabolik sorunlarla birlikte görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığında son yıllarda bir artma eğilimi söz konusu. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülüyor.” dedi. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, bozukluğun döngüsel ritimlere karşı da hassas olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kesebir ayrıca, tedavinin akut dönem ve koruyucu dönem olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu tedavide psikoeğitimin çok önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, eşlik eden rahatsızlıkları, döngüsel hassasiyetleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bipolar bozukluk, depresyon ve mani dönemlerinden oluşuyor! Bipolar bozukluğun, yineleyen depresyon dönemleri ile bu durumun tam zıttı olan hipomani ve mani dönemlerinin birbirini izlediği iki uçlu bir tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresyon sürecinde çökkün bir duygu durum, psikomotor aktivitede azalma; özsaygı, uyku, iştah ve cinsel istekte belirgin değişiklikler ile bilişsel işlevlerde gerileme görülür. Bu durumun bir adım ötesinde değersizlik ve yetersizlik hisleri, daha ileri aşamalarda ise suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri tabloya eşlik edebilir.” dedi. Hipomanik veya manik dönemlerin depresyondan farkına değinen Prof. Dr. Kesebir, “Bu dönemler depresyonun tam zıttı özellikler taşır; özgüvende, enerjide ve psikomotor aktivitede ciddi bir artış yaşanır. Uyku ihtiyacının azalmasıyla birlikte seyreden bu ataklar, klasik bir bipolar bozukluk döngüsü içerisinde depresyon dönemlerini takip eder.” şeklinde konuştu. Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır! Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 civarında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ancak son yıllarda bir artma eğilimi söz konusudur. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülmektedir.” dedi. Bu bozukluğa sıklıkla eşlik eden diğer rahatsızlıklardan bahseden Prof. Dr. Kesebir, şunları söyledi: “Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır; anksiyete (kaygı) bozuklukları, alkol ve madde kullanım bozuklukları sıklıkla beraber görülür. Son yıllarda daha sıklıkla gördüğümüz bir metabolik sendrom da eşlik ediyor. Başlangıçta ilaç yan etkisi gibi tanımlandıysa da bir eş tanı olarak ele alıyoruz. Glukoz metabolizması bozuklukları, kalp-damar-beyin hastalıkları ve kan yağlarında düzensizlik, ürik asit metabolizmasında düzensizlik ve bir takım kan parametrelerinde düzensizlikle karakterizedir.” Bipolar bozukluk döngüsel ritimlere karşı çok hassas! Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aile öyküsünde genellikle başka bireylerde de bu tanıya rastlanır.” dedi. Bozukluğun ayrıca döngüsel ritimlere karşı çok hassas olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Kesebir, “Kendi içinde depresyon ve mani dönemlerinin bir seyri olmakla birlikte mevsim geçişleri, uyku düzenindeki bozulmalar, kadınlarda adet döngüsü değişiklikleri, menarş yaşı, menopoz yaşı, döngüsel ritimlerle ilişkili bir ve hatta iklim/coğrafya değişiklikleri klinik tabloyu doğrudan etkileyebilir.” açıklamasını yaptı. Akut dönemde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor! Bipolar bozukluk tedavisinin ikiye ayrılabileceğini aktaran Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Akut dönem (hastalık dönemi) tedavisi ve koruyucu tedavi. Çünkü bipolar hastalarımız hastalık dönemleri dışında sağlıklı bireyler ve pek çoğumuzdan daha yaratıcılar; dolayısıyla iyi bir tedaviyle hayatı işlevsel olarak kotarabiliyorlar.” dedi. Akut dönem tedavisinin hastalık belirtilerinin tedavisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kesebir, bu dönemde farmakolojik ajanlar, psikoterapi ve gerekirse somatik tedaviler olduğu; transkranial manyetik uyarı ya da elektrokonvulsif tedavi gibi seçeneklerin uygulanabildiği bilgisini paylaştı. Koruyucu tedavide psikoeğitim olmazsa olmaz! Koruyucu tedavinin ise hastalık dönemlerinin yinelemesini önlemeye yönelik olduğunu ve ömür boyu sürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Farmakolojik tedavide bugün halihazırda dünya çapında altın standart ilacımız lityumdur. Bir diğer koruyucu tedavide kullandığımız ilaç grubu ise antiepileptikler, antikonvülzanlar yani epilepsi ilaçlarıdır; bunlar da lityum kadar tarihsel bir geçmişe sahiptir.” dedi. Koruyucu tedavide psikoterapileri ‘olmazsa olmaz’ diye nitelendiren Prof. Dr. Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu psikoterapilerin de başında aslında psikoeğitim geliyor. Psikoeğitim; hastaya hastalığı tanıtmak, hasta yakınlarına o akut hastalık döneminin geldiğini anlamamızı sağlayan ön belirtileri bildirmek ve bu belirtiler görüldüğü zaman ilk olarak ne yapacaklarını öğretmektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.