Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Malezya

Kapsül Haber Ajansı - Malezya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Malezya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı Haber

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı

70 ülkeden yaklaşık 3000 üniversitenin ve Türkiye'den 82 üniversitenin yer aldığı organizasyon, yükseköğretim alanında küresel iş birliklerinin geliştirilmesine imkân sağlayan önemli bir platform oldu. Avrupa ve Asya'dan 5 önemli üniversiteyle ikili iş birliği anlaşması imzalanırken, 5 üniversiteyle de iş birliği anlaşması için ön mutabakata varıldı. Bayburt Üniversitesi, fuara Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen "Study in Türkiye" tanıtım faaliyetleri kapsamında katılım sağladı. Bayburt Üniversitesini temsilen Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ümit Yıldırım ile Erasmus Biriminde görev yapan Öğr. Gör. Onur Güven'in katıldığı fuarda Bayburt Üniversitesinin tanıtımı gerçekleştirildi ve uluslararası iş birliği süreçlerine katkı sunuldu. Program süresince Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı İlker Astarcı da etkinlikte yer alarak Türk üniversiteleri ile uluslararası kurumlar arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesine yönelik temaslarda bulundu. Doç. Dr. Yıldırım ve Öğr. Gör. Güven'in konferans kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda; Bangladeş Daffodil Uluslararası Üniversitesi, İspanya Cadiz Üniversitesi, Malezya Yönetim ve Bilim Üniversitesi, Portekiz Portalegre Politeknik Üniversitesi ve Singapur Sosyal Bilimler Üniversitesi ile ikili iş birliği anlaşmaları imzalandı. Ayrıca İspanya Granada Üniversitesi, Malezya Putra Üniversitesi ve Malezya Utara Üniversitesi ile anlaşma yapmak üzere mutabakata varılırken; Tayland Mahidol Üniversitesi ve Macaristan Szeged Üniversitesi ile de iş birliği olanaklarına yönelik verimli görüşmeler gerçekleştirildi. Fuarda gerçekleştirilen temaslar kapsamında, Bayburt Üniversitesi, Bayburt Valiliği ve Bayburt Belediyesi iş birliğinde bu yaz düzenlenecek olan 30. Uluslararası Dede Korkut Kültür, Sanat ve Spor Festivali'ne dünyanın farklı bölgelerinden üniversiteler de davet edilerek kültürel ve akademik iş birliklerinin geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mutlu Türkmen, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, uluslararasılaşmanın Bayburt Üniversitesinin stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "APAIE gibi küresel ölçekte prestijli organizasyonlarda yer almak, Bayburt Üniversitesinin uluslararası görünürlüğünü artırmak ve güçlü akademik iş birlikleri kurmak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte Bayburt Üniversitesini başarıyla temsil eden Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörümüz Doç. Dr. Ümit Yıldırım'a ve Erasmus Birimi personelimiz Öğr. Gör. Onur Güven'e teşekkür ediyorum. Ayrıca Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen Study in Türkiye faaliyetleri kapsamında sağlanan destekler ve iş birliklerine sundukları katkılar dolayısıyla Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı Sayın İlker Astarcı'ya şükranlarımı sunuyorum." Rektör Türkmen ayrıca, gerçekleştirilen anlaşmaların öğrenci ve akademisyen hareketliliğini artırarak uluslararası akademik iş birliklerini güçlendireceğini ve Bayburt'un kültürel mirasını dünya üniversiteleriyle buluşturma noktasında önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi Haber

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı öncülüğünde, çalışmalarını sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., yaklaşık 35 yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin askeri gemi inşa alanında attığı adımlarda stratejik bir rol üstlenerek, milli denizcilik kabiliyetlerinin gelişimine yön vermeye devam ediyor. STM; korvet, fırkateyn, lojistik destek gemileri, hücumbot, denizaltı tasarım ve modernizasyon projeleri ile otonom sualtı sistemleri gibi geniş bir yelpazede, hem Türk Donanması’na hem de müttefik donanmalara hizmet veriyor. Askeri gemi inşa alanında 300’e yakın nitelikli mühendis kadrosuyla Türkiye’nin bu alandaki en yetkin şirketi olan STM, çeşitli deniz platformları için dizayndan teslime kadar inşa ve modernizasyon projelerinin her aşamasını yönetiyor. Mavi Vatan’da pek çok kritik sistemin millileştirilmesi ve yerlileştirmesini de imkân sağlayan STM, askeri gemi inşa sanayiindeki güçlü ekosistemi ile pek çok kritik sistemde dışa bağımlılığa da son verdi. Dünyada 11 Farklı Tersanede 44 Askeri Gemi Platformu Türkiye’nin milli savaş gemisi programı MİLGEM ile denizcilik alanındaki uzmanlığı başlayan ve dünya donanmalarının güvenilir ortağı olan STM, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 11 farklı tersanede 44 proje yürüttü. Türk Donanması’nın yanı sıra Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan için suüstü ve denizaltı platformları geliştiren STM, gemi inşa ve modernizasyon projelerinde Türkiye’deki yetkin tersanelerle birlikte, müşteri ülkelerin tersanelerinde de çalışabilme esnekliği sunarak yerel katkıyı en üst seviyeye taşıyor. Suüstü ve Sualtı Projelerinde Geniş Yelpaze STM’nin suüstü platformlarında korvet kapsamında; 4 adet ADA Sınıfı Korvet, 3 adet Malezya Korveti, 2 adet Ukrayna Korveti, Test ve Eğitim Gemisi TCG UFUK; Fırkateyn projesinde ise 8 adet MİLGEM İstif Sınıfı Fırkateyn bulunuyor. Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL, 2024 yılında Türk Donanması’na teslim edilirken, 7 milli fırkateynin üretimi ise STM-TAİS OG İş Ortaklığında inşası sürüyor. STM ayrıca, Türk Donanması için Türkiye’nin ilk milli hücumbotunun tasarımını tamamlayarak inşa sürecini başlattı. AB ve NATO Ülkesine İlk Askeri Gemi İhracatı Lojistik destek gemileri alanında öncü projelere imza atan STM, Türk Donanması için 2 adet Lojistik Destek Gemisi ile Pakistan Donanması için Denizde İkmal Tankeri teslimatlarını gerçekleştirdi. STM, Portekiz Donanması için geliştirdiği 2 adet Lojistik Destek Gemisi projesiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatına imza attı. Denizaltı Mühendisliğinde Milli Güç Denizaltı tasarım, inşa ve modernizasyon alanlarında Türkiye’de öncü çalışmalar yapan STM; Gölcük Askeri Tersanesi’nde inşa edilen 6 adetlik Reis Sınıfı Denizaltıların üretimine mühendislik ve yerlileştirme desteği veriyor. Türkiye’nin özel harekât ve hücum maksatlı ilk milli denizaltısı STM500’ü geliştiren şirket; Türk Donanması’ndaki Ay (2), Preveze (4) ve Gür Sınıfı (4) denizaltıların modernizasyonunda yer alarak, denizaltıların ömürlerini milli ve modern sistemlerle uzatılmasını sağlıyor. Pakistan Agosta90B sınıfı denizaltılar ile Türkiye’nin ilk denizaltı modernizasyonu ihracatına imza atan STM, üç denizaltıdan ikisinin modernizasyonu Pakistan’da tamamladı. STM NETA Otonom Sualtı Aracı ile de geleceğin deniz harekât konseptlerine yönelik çözümler geliştiriliyor. Güleryüz: Küresel Ölçekte Güvenilir Bir Askeri Denizcilik Şirketiyiz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Deniz Kuvvetlerimizle birlikte çalışarak kazanılan mühendislik tecrübesi ve Savunma Sanayii Başkanlığımızın stratejik öncülüğü sayesinde STM’nin denizcilik serüveni MİLGEM projesiyle başlamış; bu yolculuk, Türkiye’de milli deniz platformları ve denizcilik ekosisteminin gelişimine yön veren önemli adımları beraberinde getirmiştir. STM olarak, Türk Donanması’nın ihtiyaçlarını ileri mühendislik çözümleriyle karşılamanın yanı sıra, dost ve müttefik ülkelerin deniz kuvvetlerine yönelik ihracat projeleriyle küresel ölçekte güçlü bir konumdayız. Savunma Sanayii Başkanlığımızın ve Deniz Kuvvetlerimizin öncülüğünde Türkiye’de şu an 40’ın üstünde askeri gemi projesi yürütülüyor. STM olarak bizler de, eş zamanlı şekilde şu anda 8 farklı tersanede bu 28 farklı gemi inşasının merkezinde yer alıyoruz. Toplamda ise bugüne kadar 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunu başarıyla yönettik. Onlarca suüstü ve sualtı projesini yönetebilmek; sahip olduğumuz sistem mühendisliği yetkinliğinin, proje yönetimi kabiliyetimizin ve güçlü ekosistemimizin bir göstergesi. Önceliğimiz, Donanmamıza yenilikçi ve güçlü platformlar kazandırmak. Bu doğrultuda özellikle insansız deniz araçları alanındaki ürün ailemizi genişletmeyi, sürü ve tekil halde görev yapabilen otonom deniz araçları geliştirmeyi hedefliyoruz. Milli mühendislik birikimimizi de ihracata dönüştürerek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki caydırıcılığını ve uluslararası itibarını artırmaya devam ediyoruz. Verdiğimiz güven, esnek mühendislik çözümlerimiz, hızlı teslimat, NATO standartlarındaki üretim kabiliyetimiz ve teslim sonrasındaki sürekli hizmetlerimiz ile tercih ediliyoruz. Önümüzdeki dönemde de STM’yi, küresel ölçekte tercih edilen bir denizcilik ve savunma mühendisliği markası olarak daha ileri taşıyacağız.”

Kamar:"Vatandaşın altına hücumunun cezası mücevher ihracatçısına kesilmesin" Haber

Kamar:"Vatandaşın altına hücumunun cezası mücevher ihracatçısına kesilmesin"

2025'in Ocak-Eylül döneminde mücevher ihracatı kilogram bazında yüzde 41,4 azalırken, birçok firma kapandı ya da üretimini azaltmak durumunda kaldı. Bazı firmalar ise üretimlerini Çin, Dubai ve Malezya başta olmak üzere yurt dışına kaydırdı. Uluslararası fuarlara katılımcı firma sayısı ise yüzde 50 düştü. Türkiye'de mücevher üretimi ve ihracatının içinde bulunduğu durumu yoğun bakımdaki hastaya benzeten Takı Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (TÜİD) Başkanı Mustafa Kamar, soruna kalıcı tedavi için artık sırf kotanın kaldırılmasının yetmeyeceğini, mevzuatın yeniden yazılması gerektiğini söyledi. Mustafa Kamar Kuyumcukent'te düzenlediği basın toplantısında, altın ithalatına getirilen kota ile birlikte mücevher sektöründe başlayan ve giderek kangrenleşen sorunlar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin 2003 yılında dünya mücevher ihracatından sadece binde 5 pay aldığını hatırlatan Kamar, şöyle devam etti: 20 MİLYAR DOLAR İHRACATLA DÜNYA LİDERİ OLDUK "O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın desteği ile 2004'te Mücevher İhracatçıları Birliği'ni kurduk. Teşvikler sayesinde 2020'de sektörün dünya pazarından aldığı pay yüzde 10'a yaklaştı. İtalya'yı geride bıraktık. Ortadoğu ve Orta Asya'nın cash and carry pazarını ele geçirdik. Birçok yabancı firma Türkiye'de mağaza açtı. 'Laleli ihracatı' dediğimiz cash and carry ticareti de yine bu dönemde oluştu. Sektör 10 milyar doları ihracattan, 10 milyar doları da turiste ve Laleli'den yapılan satışlardan olmak üzere toplamda 20 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Ancak 'altın çağ' olarak adlandırdığımız bu dönem, yanlış tedaviler, yanlış tespitler sayesinde Ağustos 2023'te altın ithalatına getirilen kota ile birlikte sona erdi. Kota uygulaması kendi zenginlerini yarattı. 10-15 firma imtiyazlı konuma gelirken işini düzgün yapan, özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalar mağdur edildi. Birçok firma üretimini düşürmek ya da tamamen durdurmak durumunda kaldı. Bazı firmalar üretimlerini Çin, Dubai ve Malezya gibi ülkelere kaydırdı. Kuyumcukent'te bir dönem kiralayacak yer yoktu ve üç vardiyaya çıkmıştık.Fuarlarda standlarımızı büyütüyor ve yeni fuarlara katılıyorduk. Şimdi dükkanlar boş, atölyelerin çoğu 15 gün çalışıyor, 15 gün tatil yapıyor. Son iki yılda kapanan mücevher üreticisi ve ihracatçısı 200'ü geçti, yaklaşık 15 bin kişi işsiz kaldı." ALTIN İTHALATINDAKİ ARTIŞIN SORUMLUSU BİZ DEĞİLİZ Mustafa Kamar, kota uygulamasına gerekçe gösterilen altın ithalatındaki artış ve cari açıktan mücevher ihracatçısının sorumlu olmadığını söyledi. Kamar, sözlerini şöyle sürdürdü: Peki cari açık neden artıyor? Cevabı çok açık. Altının kilogramı yurt dışında 130 bin dolarken Türkiye'de 140 bin dolardan satılıyor. Yani arada 10 bin dolar fark var. Bu farkı fırsata dönüştüren 10-15 firma, Dahilde İşleme Rejimini (DİR) suistimal ederek astronomik düzeyde ithalat yapıyor. Bunların kim olduğunu devlet biliyor, bütün bürokrasi biliyor. Merkez Bankası rezerv biriktirmek için altın ithal ediyor. Diğer taraftan hane halkı enflasyondan korunmak için tasarrufunu altında değerlendiriyor. Gerçek durum böyle olmasına rağmen devlet cari açığın faturasını mücevher ihracatçısına kesiyor. Bizim ürün çeşitliliği ve yarı mamül için yaptığımız ithalat kapatıldı. İthalatta peşin ödeme kaldırıldı. İhracatta yüzde 3 Merkez Bankası desteğini alamıyoruz. İhracatımız karşılığında altın getiremiyoruz. Özetle diğer sektörlerde ihracatçının yararlandığı desteklerin hiçbirinden mücevher ihracatçısı yararlanamıyor. Çünkü devlet desteğini istismar edenlerin ve hane halkının altını en güvenilir tasarruf aracı olarak görmesinin faturası bize kesildi. Altının kilogramını dünya ortalamasından 8-9 bin dolar daha pahalıya alıyoruz. Dolayısıyla fiyat tutturamıyoruz ve müşteri kaybediyoruz. Ne demek istediğime bir de Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) kayıtları üzerinden bakalım. Biz 2024'ün 9 aylık döneminde 9 bin 957 kilogrammücevher ihracatı karşılığında 5 milyar 404 milyon dolarlık gelir elde etmiştik. Bu yılın aynı döneminde ise 5 bin 838 kilogramlık ihracat karşılığında ülkemize 6 milyar 175 milyon dolar döviz kazandırmışız. Değer olarak yüzde 14,3 artıda görünmekle birlikte kilogram bazında yüzde 41,4 eksideyiz." İTHALATI KISITLAYAN HER ÖNLEM MÜCEVHER İHRACATÇISININ İŞİNİ ZORLAŞTIRIYOR Mustafa Kamar, cari açıkla mücadeleye destek verdiklerini, ancak altın ithalatını kısıtlamaya yönelik önlemlerin esas alıcı olan hane halkına yönelik olmadığını söyledi. Alınan her önlemin ihracatçının işini daha da zorlaştırdığını anlatan Kamar, bunun firmaların kapanmasına veya taşınmasına sebep olduğunu vurguladı. Kamar, "Türkiye'de mücevher ihracatçısının içinde bulunduğu durumu yoğun bakımdaki hastaya benzetebiliriz. Sektör olarak biz bu hastayı hızla sağlığına kavuşturup yeniden dünya lideri yapabiliriz. Çünkü gerekli altyapıya, yeteneğe ve bilgi birikimine sahibiz." dedi. KRİZİN ÇÖZÜMÜ İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR Devletin de bu süreçte mücevher ihracatçısının yanında olması gerektiğini vurgulayan Kamar, ihracatı yeniden zirveye taşıyacak önerilerini ise şöyle sıraladı: Sistem fabrika ayarlarına döndürülerek, altına dayalı enflasyon muhasebesine geçilmeli. (Bu olursa bütün sektör kayıt altına girer) Stok affı çıkarılmalı Altın ithalatında kota kaldırılarak mevzuat eski haline döndürülmeli. Firma ihracat ettiği kadar altını serbestçe ithal edebilmeli. Merkez Bankası'nın altın ithalatı ayrı bir başlık altında gösterilmeli. Problemin esas sebebi olan bireysel yatırım amaçlı ürünlerle ilgili çözüm bulunmalı. Kapasite kullanımı sıkı bir şekilde denetlenmeli. DİR ve HİR rejimi eski haline getirilmeli.Her türlü mevzuatı suistimal edenler en ağır şekilde cezalandırılmalı. İmtiyaz tanınacak firmalarda özellikle Mücevher İhracatçıları Birliği üyesi ve 2023 yılından önce kurulmuş olma şartı aranmalı. Özellikle tasarruf için alınan gram altın, sarrafiye ve 22 ayarda gerekli kontrol ve vergilendirme yapılmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye 2024 Yılında Malezya’dan 905.000 Ton Palm Yağı İthal Etti Haber

Türkiye 2024 Yılında Malezya’dan 905.000 Ton Palm Yağı İthal Etti

Seminerin açılış konuşmasını gerçekleştiren Malezya’nın Türkiye Büyükelçisi Sazali Mustafa Kamal, Malezya-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması’nın palm yağı ticaretine sağladığı katkılara dikkat çekerek, Türkiye’nin Malezya için başlıca ihracat pazarlarından biri haline geldiğini ifade etti. 2024 yılında Türkiye’nin Malezya’dan 905.000 ton palm yağı ithal ettiğini belirten Sazali, bu rakamın 2023’e kıyasla %2,6 oranında artış gösterdiğini aktardı. Sazali, Türkiye’nin ithal ettiği palm yağını özellikle çeşitli sektörlerde katma değerli ürünlere dönüştürerek küresel pazarlara ihraç ettiğini ve bu yapının Türkiye’nin dış ticaret dengesine önemli katkı sunduğunu vurguladı. Konuşmasında ayrıca, sürdürülebilir sanayi uygulamalarını ilerletmede uluslararası iş birliğinin rolüne değinerek, Malezya'nın küresel standartlara uygun, yüksek kaliteli ve çevresel açıdan sürdürülebilir palm yağı türevleri üretme konusundaki kararlılığının altını çizdi. Palm bazlı oleokimyasalların teknik faydalarının yanı sıra; kozmetik, kişisel bakım ve ev bakım ürünlerindeki kullanımları ile çevresel zorluklara karşı sunduğu çözümlerin ele alındığı seminerde, Malezya ve Türkiye’den uzmanlar yenilikçi kullanım alanlarını ve pazar erişimini genişletmeye yönelik stratejileri paylaştı. Küresel düzeyde sürdürülebilir ve doğal ürünlere olan talebin artışıyla birlikte, palm yağı bazlı oleokimyasallar pazarının 2034 yılına kadar 8,2 milyar ABD dolarına ulaşmasının beklendiği aktarıldı. Etkinlikte ayrıca, Malezya’daki yağ palmiyesi plantasyonları, bağımsız ve organize küçük çiftlikler ile palmiye yağı işleme tesislerinin yüksek sürdürülebilirlik standartlarında sertifikalandırılmasını sağlayan MSPO (Malezya Sürdürülebilir Palm Yağı) Sertifikasyon Programı hakkında da bilgi verildi. Bu programın, üreticilerin çevresel, sosyal ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlayarak sürdürülebilir bir endüstrinin gelişimine katkı sunduğu belirtildi. Seminer, palm bazlı oleokimyasalların sürdürülebilir bir gelecek inşa etmedeki potansiyelini hayata geçirebilmek için yenilik ve iş birliğine devam edilmesi gerektiği yönünde oluşan ortak görüşle sona erdi.

O Ülke 60 Uçak Siparişi Verdi Haber

O Ülke 60 Uçak Siparişi Verdi

MAG Grup Genel Müdürü İzham İsmail, "Bu, Malezya Havacılık Grubu için önemli bir yatırım. Müşterilerimize son teknolojiye sahip, üst düzey kabin deneyimi sunmamızı sağlayacak" dedi. İsmail, yeni uçakların filonun verimliliğini artırmanın yanı sıra, yolcu deneyimini de iyileştireceğini vurguladı. 60 Yıllık İşbirliği Boeing 737, Malezya Havayolları'nın tek koridorlu filosunun neredeyse 60 yıldır bel kemiğini oluşturuyor. 1969'da ilk 737-100'ün hizmete girmesinden bu yana, Malezya Havayolları 737 ailesinin neredeyse tüm varyantlarını kullandı. Bu son 737 MAX siparişiyle bu miras devam edecek. Boeing Global Başkanı Dr. Brendan Nelson AO, "Bugünkü duyuru, Boeing'in Malezya ile uzun süredir devam eden ortaklığında bir başka dönüm noktasını temsil ediyor ve ülkenin havacılık sektörüne olan kalıcı bağlılığımızı yansıtıyor" dedi. Nelson, Malezya'da daha fazla Boeing uçağının tanıtılmasının, şirketin dünya çapındaki müşterilerine teslim ettiği her uçağa katkıda bulunan Malezyalı çalışanları için bir gurur kaynağı olduğunu belirtti. Yakıt Verimliliği ve Kapasite Artışı Malezya Havayolları filosunda 50'den fazla 737 jeti bulunuyor. Yeni 737-8 ve 737-10'ların eklenmesi, operasyonel ortaklık ve sınıfının en iyi koltuk başına ekonomisini sağlayarak, yakıt kullanımını ve emisyonları %20 oranında azaltacak. Boeing Ticari Satış ve Pazarlama Kıdemli Başkan Yardımcısı Brad McMullen, "Malezya Havacılık Grubu ile değerli ortaklığımızı geliştirmekten ve filolarını modernize etmelerine destek olmaktan onur duyuyoruz," dedi. McMullen, 737-8 ve 737-10'un, Malezya Havayolları'na büyüyen yolcu sayısına daha iyi hizmet verebilmeleri için operasyonel esneklik, çevresel performans ve ek kapasite sağlayacağını belirtti. Bölgesel Büyüme ve Boeing'in Malezya'daki Varlığı: Boeing'in Ticari Pazar Görünümü'ne göre, Güneydoğu Asya'daki yolcu hava trafiği önümüzdeki 20 yılda üç kattan fazla artacak. 2043'e kadar bölge operatörlerine teslim edilmesi beklenen 4.700'den fazla yeni uçağın yaklaşık %80'i, 737 MAX ailesi gibi tek koridorlu jetler olacak. Boeing'in Malezya'daki varlığı, tamamen Malezyalı işgücüyle Güneydoğu Asya'daki ilk tam mülkiyetli üretim tesisi olan Boeing Composites Malaysia'yı da içeriyor. Tesis, 737 MAX dahil olmak üzere tüm Boeing ticari uçakları için kompozit ürünler ve alt montajlar sağlıyor. Boeing, güvenlik eğitimi, sürdürülebilirlik çalıştayları, tedarik zinciri geliştirme, üniversite işbirlikleri ve topluluk destek girişimleri yoluyla Malezya'daki havacılık yeteneklerinin gelişimini destekliyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.