Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Malezya

Kapsül Haber Ajansı - Malezya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Malezya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ROKETSAN, Güneydoğu Asya Ülkelerinin Savunmasına Güç Katma Hedefiyle DSA’da Yerini Aldı Haber

ROKETSAN, Güneydoğu Asya Ülkelerinin Savunmasına Güç Katma Hedefiyle DSA’da Yerini Aldı

Güneydoğu Asya bölgesinin önemli savunma ve güvenlik buluşmalarından biri olan DSA, bu yıl 20-23 Nisan tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da düzenlenen fuara ROKETSAN da bölgedeki iş birliklerini artırma hedefiyle güçlü bir katılım gösteriyor. Türkiye’nin bölgedeki en önemli ortaklarından biri olan Malezya’nın ev sahipliğinde düzenlenen DSA’ya başarısını sahada kanıtlamış birçok roket, füze ve mühimmat çözümleriyle katıldıklarını ifade eden ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, şunları kaydetti: “Malezya’nın ev sahipliğinde düzenlenen DSA fuarı, bizim için yalnızca ürünlerimizi sergilediğimiz bir organizasyon değil; dost ve müttefik ülkelerle stratejik bağlarımızı güçlendirdiğimiz, iş birliklerimizi somut adımlara dönüştürdüğümüz ve savunmadaki kabiliyetlerimizi uluslararası arenada güçlü biçimde ortaya koyduğumuz çok kıymetli bir platformdur. Bu yıl da genişleyen ürün ailemiz ve muharebe sahasında kendini kanıtlamış sistemlerimizle DSA’ya güçlü ve iddialı bir katılım gerçekleştiriyoruz. SİHA mühimmatlarından tanksavar füzelerine, hava savunma sistemlerinden seyir füzelerine, deniz savunma çözümlerinden topçu sistemlerine kadar birçok ürünümüz ile fuarda yerimizi alıyoruz.” ROKETSAN, DSA 2026’da; SİHA mühimmatlarından MAM-C, MAM-L ve MAM-T’yi, tanksavar sistemlerinden Lazer Güdümlü Füze CİRİT’i, Kısa Menzilli Tanksavar Silah Sistemi KARAOK’u, Uzun Menzilli Tanksavar Füze Sistemi UMTAS’ı ve Orta Menzilli Tanksavar Füze Sistemi OMTAS’ı, seyir füzelerinden ise ÇAKIR ve ATMACA’yı sergiliyor. Ayrıca hava savunma sistemlerinde ise SUNGUR Hava Savunma Füze Sistemi, HİSAR-O (RF) Hava Savunma Füzesi, SİPER Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Blok 1 ve Blok 2 Füzeleri, LEVENT Yakın Hava Savunma Sistemi Füzesi, MİDLAS Millî Dikey Lançer Atım Sistemi, TRLG-230 Füzesi, BORA Silah Sistemi ve yeni nesil savunma çözümlerinden biri olan ALKA Yönlendirilmiş Enerji Silah Sistemi de DSA’26 ROKETSAN standında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otokar, Asya-Pasifik’teki İddiasını DSA 2026’da Pekiştiriyor Haber

Otokar, Asya-Pasifik’teki İddiasını DSA 2026’da Pekiştiriyor

Türkiye'nin kara araçları ihracat lideri Otokar, kara sistemleri alanındaki ürün ve kabiliyetlerini küresel ölçekte sergilemeye devam ediyor. Malezya Savunma Bakanlığı'nın ev sahipliğinde 20–23 Nisan tarihlerinde Kuala Lumpur'daki Malezya Uluslararası Ticaret ve Sergi Merkezi'nde (MITEC) gerçekleşecek DSA 2026’da Otokar, dünyaca tanınan 4x4 Taktik Tekerlekli Komuta Kontrol Zırhlı Aracı COBRA II’nin sağdan direksiyonlu versiyonunu ve ARMA 6x6 Zırhlı Muharebe Aracı'nı sergileyecek. Uzun yıllardır NATO ve Birleşmiş Milletler’in kara araçları tedarikçileri arasında yer alan Otokar’ın 33 binden fazla askeri aracı, yaklaşık 50 ülkede 80’in üzerinde son kullanıcının envanterinde aktif olarak görev yapıyor. Farklı coğrafyalarda elde ettiği deneyimi araç geliştirme çalışmalarına yansıtan Otokar, Asya-Pasifik bölgesindeki varlığını artırmayı hedefliyor. "MALEZYA İÇİN HAZIRIZ" Asya-Pasifik bölgesinin Otokar için stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Askeri Araçlar Genel Müdür Yardımcısı Sedef Vehbi; “Küresel ölçekteki bilgi birikimimizi Malezya'nın savunma gereksinimlerine en uygun şekilde yansıtmak için hazırız. Askeri araçlarımız halihazırda dünya genelinde yaklaşık 50 ülkede görev yapıyor; bu deneyimi bölgenin güvenliğine değer katacak çözümlere dönüştürmeye kararlıyız" dedi. Otokar'ın modüler yapıya sahip geniş ürün gamı ve güçlü Ar-Ge kabiliyetiyle Asya-Pasifik bölgesindeki beklentileri karşılayabileceğini vurgulayan Sedef Vehbi şöyle konuştu: "İleri teknolojiye sahip kara platformlarımız, sahada kendini kanıtlamış yetkinliğimizin yanı sıra teknoloji transferi ve yerelleştirme kabiliyetimizle bölgedeki varlığımızı artırmayı hedefliyoruz. Yerel iş ortağımız Boustead Holdings Berhad ile güçlü bir sinerji oluşturacağımıza inanıyoruz. Malezya Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya hazırız." COBRA II: FARKLI GÖREVLER İÇİN MODÜLER PLATFORM Türkiye'de ve ihracat pazarlarında; sınır güvenliği, iç güvenlik ve barışı koruma operasyonları dahil olmak üzere birçok görevde başarıyla kullanılan ve dünya genelinde 20’den fazla son kullanıcı envanterinde aktif olarak görev yapan COBRA II, yüksek koruma seviyesi, üstün hareket kabiliyeti, geniş iç hacmi ve yüksek taşıma kapasitesiyle öne çıkıyor. COBRA II, balistik, mayın ve EYP tehditlerine karşı yüksek seviyede koruma sağlıyor. En zorlu arazi ve iklim koşullarında yüksek performans sunan araç, farklı görev ihtiyaçlarına etkin şekilde uyum sağlıyor. Geniş silah sistemi entegrasyonu ve görev ekipmanı opsiyonları ile öne çıkan COBRA II, modüler yapısı sayesinde Zırhlı Personel Taşıyıcı, Silah Platformu, Keşif ve Gözetleme Aracı, Komuta Kontrol Aracı, İç Güvenlik/Devriye Aracı ve Zırhlı Ambulans gibi farklı görevlerde kullanılabiliyor. DSA 2026 süresince COBRA II’nin sağdan direksiyonlu versiyonu sergilenecek. MODÜLER GÜÇ: ARMA 6x6 Otokar'ın çok tekerlekli zırhlı muharebe aracı ARMA 6x6, üstün hareket kabiliyeti ile yüksek seviyede mayın ve balistik korumayı bir arada sunarken, orta ve yüksek kalibre silah sistemlerinin entegrasyonuna imkân sağlayan modüler bir platform. En zorlu arazi ve iklim koşullarında etkin şekilde görev icra edebilen ARMA, operasyonel ihtiyaçlar doğrultusunda farklı silah sistemleri ile konfigüre edilebiliyor. Araç; zırhlı personel taşıyıcı, zırhlı muharebe aracı, komuta kontrol ve KBRN keşif aracı gibi farklı görevlerde kullanılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’nin Milli Teknolojileri Latin Amerika Sahnesine Çıkıyor Haber

STM’nin Milli Teknolojileri Latin Amerika Sahnesine Çıkıyor

Türkiye’nin “tam bağımsız savunma sanayii” hedefleri doğrultusunda, küresel pazarda ihracat odaklı büyümesini sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş, milli teknolojilerini yurt dışına taşımaya devam ediyor. STM, Latin Amerika’nın en prestijli savunma buluşmalarından biri olan, 33 farklı ülkeden 300’den fazla katılımcıyı ağırlayacak Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı, FIDAE 2026’ya katılarak, bölgedeki stratejik varlığını pekiştirmeyi ve yeni iş birliği kapılarını aralamayı hedefliyor. 7-12 Nisan tarihleri arasında Şili’nin başkenti Santiago’da düzenlenecek fuarda STM; askeri denizcilik alanında; ana yüklenicisi olduğu ve Türk Donanması’na teslimini gerçekleştirdiği, MİLGEM İstif Sınıfı projesinin ilk gemisi, Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL (F-515), Pakistan Donanması için inşa edilen ve 2018’de teslim edilen Pakistan Denizde İkmal Tankeri (PNFT), STM-MPAC Hücumbot ve İnsansız Otonom Sualtı Aracı STM NETA’nın maketlerini fuarda katılımcıların beğensine sunacak. Taktik insansız hava araçlarında ise; dört farklı kıtada 15 ülkeye ihraç edilen Türkiye’nin ilk milli vurucu İHA’sı KARGU, Türkiye’nin envanterinde bulunan ve ihraç edilen; Gözcü İHA TOGAN ve Mühimmat Bırakan İHA BOYGA da Şili’de olacak. Güleryüz: 44 Askeri Gemi Projesindeki Tecrübemizi Latin Amerika’ya Taşıyoruz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Türkiye’nin savunma sanayiindeki yetkinliğini ekonomik bir katma değere dönüştüren ihracat başarılarına dikkat çekerek şunları kaydetti: “STM olarak, ciromuzun önemli bir kısmını ihracat başarılarımızla şekillendirirken, Türk mühendisliğinin gücünü dünyanın dört bir yanına taşımaya devam ediyoruz. Latin Amerika, büyüme hedeflerimiz arasında yer alan ve teknolojik çözümlerimize ilginin her geçen gün arttığı stratejik bir bölge. Şili’de düzenlenen FIDAE 2026’yı, sadece ürünlerimizi sergilediğimiz bir platform olarak değil; aynı zamanda bölge ülkeleriyle teknoloji transferi ve yerel üretim odaklı, uzun vadeli ortaklıklar kuracağımız bir organizasyon olarak görüyoruz. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında; 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunun inşasını ve yönetimini gerçekleştiren STM, küresel arenadaki rüştünü Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan gibi stratejik pazarlarda kanıtlamıştır. Bu derin tecrübeyi ve NATO standartlarındaki mühendislik kabiliyetimizi, Latin Amerika’nın savunma ihtiyaçlarına yönelik yeni iş birliği kapılarını aralamak için Şili’ye taşımayı amaçlıyoruz.” STM – FIDAE - 2026 Stand Bilgileri: Stant No: D-116 Tarih: 7-12 Nisan 2026 Yer: Santiago, Şili Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşar Üniversitesi’nde Bitkisel Yağlar ve Doğru Bilinen Yanlışlar Tartışıldı Haber

Yaşar Üniversitesi’nde Bitkisel Yağlar ve Doğru Bilinen Yanlışlar Tartışıldı

Etkinlikte özellikle palm yağı ve bitkisel yağlar hakkında kamuoyunda yaygın olan yanlış algılar bilimsel veriler ışığında ele alınırken, gıda sistemlerinde doğru bilginin önemine dikkat çekildi. Gıda bileşenleri ve üretim süreçlerine dair tartışmaların bilimsel verilere dayanması, sektörün geleceği için kritik önem taşıyor. Bu vizyondan yola çıkarak 16 Mart 2026 tarihinde Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu’nda düzenlenen “Bilimsel ve Teknolojik Bilginin Önemi: Güvenilir ve Sürdürülebilir Bir Gıda Endüstrisi İçin Yanlış Bilgilendirmeyle Mücadele” başlıklı etkinlikte; başta palm yağı olmak üzere bitkisel yağlar hakkındaki yanlış algılar bilimsel verilerle ele alındı. Akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getiren etkinlikte, gıda üretiminde yağların rolü, palm yağının beslenme ve sürdürülebilirlik açısından önemi ile gıda konusundaki bilgi kirliliğinin etkileri tartışıldı. Dr. Fahri Yemişçioğlu: “Yağlar, gıdaların çok işlevli ve kritik bileşenleridir.” Etkinlikte konuşan Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu, gıda üretiminde yağların çok yönlü işlevlerine dikkat çekerek şunları söyledi: “Rafine bitkisel yağlar gıdaların temel bileşenlerindendir. Proteinler, karbonhidratlar ve mineraller gibi diğer bileşenlerin yanı sıra yağlar gıdalarda çok işlevli roller üstlenir. Yağlar beslenmede enerji sağlayıcı olarak işlev görür ve lezzetli gıda için öneme sahiptir. Ayrıca atıştırmalık ürünlerde çıtırlık, sürülebilir çikolata kremalarında kıvam, fırıncılık ürünlerinde yapı ve gözeneklilik, şekerleme ürünlerinde ağız hissi gibi özelliklerden sorumludurlar. Bu nedenle yağlar, gıda üretiminde kritik ve çok yönlü bileşenlerdir.” Konuşmasında kentleşme ve küreselleşmenin gıda üretim sistemlerinde önemli dönüşümlere yol açtığını belirten Yemişçioğlu, şöyle devam etti: “Kentleşme, gıdanın endüstrileşmesinin başlıca nedenlerinden biri haline gelmiş durumda. Günümüzde küresel dünyada tüketiciler ile hammaddeler arasındaki mesafe giderek açıldığı için üretimde tedarik zinciri kritik bir rol oynuyor. Bu durum, gıda güvenliği ve gıda kalitesi açısından en iyi kalite standartlarına uygun ve uygun fiyatlı ürünler sunabilmek için profesyonelleşmeyi beraberinde getiriyor. Tüketiciler bir yandan sürdürülebilir ve besleyici gıdalara odaklanırken, diğer yandan pratik ve hazır tüketilebilen ürünlere, atıştırmalıklara ve hazır yemek ürünlerine yöneliyor. Bu durum bir ikilem olarak görülse de gıda endüstrisi tüm beklentileri karşılamak durumunda.” Sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte gıda ve beslenme konularında doğru bilgiye ulaşmanın öneminin daha da arttığını vurgulayan Yemişçioğlu, “Sosyal medyanın gelişmesi ve gıdaya olan ilginin artması, gıda, sağlık, beslenme ve sürdürülebilirlik konularına ilişkin haberlerin de çoğalmasına yol açıyor. Tüketiciler artık gıdalar konusunda daha meraklı ve bilinçli. Bu durum etiketlerin sorgulandığı, karar vericilerin kim olduğunun araştırıldığı ve gıdaya ilişkin daha fazla haberin takip edildiği bir kültürün oluşmasına yol açıyor. Olumlu bir gelişme olmakla birlikte bu, gıda endüstrisine ilişkin yanlış bilgilendirme ve yanlış anlaşılma riskini beraberinde getiriyor” dedi. Trans yağ asitleriyle mücadelede palm yağı öne çıkıyor Dr. Fahri Yemişçioğlu bitkisel yağlara ilişkin şu bilgileri de paylaştı: “Bitkisel yağlar başlıca iki kaynaktan elde edilir: tohumlar ve meyveler. Ticari olarak kullanılan tohum yağları arasında soya, kanola, ayçiçeği, mısır ve pamuk tohumu yağları yer alır. İyi bilinen iki yağlı meyve ise zeytin ve palmdir. Palm yağı, palm meyvesinden elde edilen yağdır. Palm ve palm yağı için iki önemli özellik bulunmaktadır: Meyvenin hem etli kısmında hem de çekirdeğinde yağ bulunur; ancak bunların özellikleri tamamen farklıdır. Palm yağı ve palm çekirdeği yağı, doymuş ve doymamış yağ asitleri açısından dengeli bir yapıya sahiptir.” Toksikoloji bilimindeki ilerlemelerin, trans yağ asitlerinin sağlıksız olduğunu gösterdiğini ve bu nedenle günlük beslenmeden çıkarılması gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Yemişçioğlu şöyle devam etti: “Bu hedef günümüzde büyük ölçüde palm yağı ve onun fraksiyonları sayesinde gerçekleştirilebiliyor. Trans yağların gıdalardan uzaklaştırılmasına yardımcı olan palm yağının kullanımı artış göstermektedir. Bugün palm yağı, en çok üretilen bitkisel yağ olarak ilk sırada yer almaktadır. Bu durum aynı zamanda palm yağının eleştirilere ve yanlış bilgilendirmelere hedef olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle gıdalarla ilgili yanlış bilgilendirme ile mücadele günümüzde çok daha önemli bir konu haline gelmiştir.” Palm Yağının Sürdürülebilir Gıda Sistemlerindeki Rolü Etkinlikte konuşan Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Ruhan Aşkın Uzel ise, sürdürülebilirliğin tarım ve gıda sistemlerinin geleceği açısından kritik bir başlık olduğunu vurgulayarak, gıda güvenliğinin giderek daha stratejik bir önem kazandığına dikkat çekti. Hızla artan nüfus ve çok fonksiyonlu gıdalara yönelik yükselen talebin, gıda sistemlerinin bütüncül bir yaklaşımla ve özellikle tedarik zinciri perspektifinden ele alınmasını zorunlu kıldığını belirten Uzel; “Günümüzde artan nüfus ve değişen tüketim alışkanlıkları, gıda sistemlerinin tedarik zinciri odağında yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Talebin hızla arttığı ancak doğal kaynakların sınırlı olduğu günümüz koşullarında; bireylerin ihtiyaç duydukları gıdaya güvenli erişiminin sağlanmasının yanı sıra karbon emisyonları ve su ayak izi gibi çevresel etkilerin de göz önünde bulundurulması büyük önem taşıyor’’ dedi. Sürdürülebilir gıda sistemlerinde palm yağının rolüne de değinen Uzel ayrıca, “Kaynakların verimli kullanımı sürdürülebilir tedarik zincirlerinin temelini oluşturur. Palm yağı, birim alan başına yüksek verimliliği ile öne çıkan bitkisel yağ kaynaklarından biridir ve bu özelliğiyle küresel gıda sistemlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Palm yağının alternatifi olduğu düşünülen bitkisel rafine tohum yağlarıyla ikame edilmesi daha fazla tarım arazisi kullanımına ihtiyaç doğuracaktır., Bu da karbon emisyonları ile su tüketiminde artış gibi çevresel etkileri beraberinde getirecektir. ’’ dedi. Malezya hükümeti tarafından geliştirilen Malezya Sürdürülebilir Palm Yağı (MSPO) 2.0 sertifikasyon sistemine de dikkat çeken Uzel, sürdürülebilir üretim standartlarının yaygınlaştırılmasının önemine işaret ederek “(MSPO) 2.0 sertifikasyonuna sahip palm yağının sağlıklı ve sürdürülebilir bitkisel bir yağ olarak konumlandırılmasına yönelik farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı Haber

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı

70 ülkeden yaklaşık 3000 üniversitenin ve Türkiye'den 82 üniversitenin yer aldığı organizasyon, yükseköğretim alanında küresel iş birliklerinin geliştirilmesine imkân sağlayan önemli bir platform oldu. Avrupa ve Asya'dan 5 önemli üniversiteyle ikili iş birliği anlaşması imzalanırken, 5 üniversiteyle de iş birliği anlaşması için ön mutabakata varıldı. Bayburt Üniversitesi, fuara Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen "Study in Türkiye" tanıtım faaliyetleri kapsamında katılım sağladı. Bayburt Üniversitesini temsilen Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ümit Yıldırım ile Erasmus Biriminde görev yapan Öğr. Gör. Onur Güven'in katıldığı fuarda Bayburt Üniversitesinin tanıtımı gerçekleştirildi ve uluslararası iş birliği süreçlerine katkı sunuldu. Program süresince Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı İlker Astarcı da etkinlikte yer alarak Türk üniversiteleri ile uluslararası kurumlar arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesine yönelik temaslarda bulundu. Doç. Dr. Yıldırım ve Öğr. Gör. Güven'in konferans kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda; Bangladeş Daffodil Uluslararası Üniversitesi, İspanya Cadiz Üniversitesi, Malezya Yönetim ve Bilim Üniversitesi, Portekiz Portalegre Politeknik Üniversitesi ve Singapur Sosyal Bilimler Üniversitesi ile ikili iş birliği anlaşmaları imzalandı. Ayrıca İspanya Granada Üniversitesi, Malezya Putra Üniversitesi ve Malezya Utara Üniversitesi ile anlaşma yapmak üzere mutabakata varılırken; Tayland Mahidol Üniversitesi ve Macaristan Szeged Üniversitesi ile de iş birliği olanaklarına yönelik verimli görüşmeler gerçekleştirildi. Fuarda gerçekleştirilen temaslar kapsamında, Bayburt Üniversitesi, Bayburt Valiliği ve Bayburt Belediyesi iş birliğinde bu yaz düzenlenecek olan 30. Uluslararası Dede Korkut Kültür, Sanat ve Spor Festivali'ne dünyanın farklı bölgelerinden üniversiteler de davet edilerek kültürel ve akademik iş birliklerinin geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mutlu Türkmen, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, uluslararasılaşmanın Bayburt Üniversitesinin stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "APAIE gibi küresel ölçekte prestijli organizasyonlarda yer almak, Bayburt Üniversitesinin uluslararası görünürlüğünü artırmak ve güçlü akademik iş birlikleri kurmak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte Bayburt Üniversitesini başarıyla temsil eden Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörümüz Doç. Dr. Ümit Yıldırım'a ve Erasmus Birimi personelimiz Öğr. Gör. Onur Güven'e teşekkür ediyorum. Ayrıca Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen Study in Türkiye faaliyetleri kapsamında sağlanan destekler ve iş birliklerine sundukları katkılar dolayısıyla Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı Sayın İlker Astarcı'ya şükranlarımı sunuyorum." Rektör Türkmen ayrıca, gerçekleştirilen anlaşmaların öğrenci ve akademisyen hareketliliğini artırarak uluslararası akademik iş birliklerini güçlendireceğini ve Bayburt'un kültürel mirasını dünya üniversiteleriyle buluşturma noktasında önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi Haber

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı öncülüğünde, çalışmalarını sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., yaklaşık 35 yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin askeri gemi inşa alanında attığı adımlarda stratejik bir rol üstlenerek, milli denizcilik kabiliyetlerinin gelişimine yön vermeye devam ediyor. STM; korvet, fırkateyn, lojistik destek gemileri, hücumbot, denizaltı tasarım ve modernizasyon projeleri ile otonom sualtı sistemleri gibi geniş bir yelpazede, hem Türk Donanması’na hem de müttefik donanmalara hizmet veriyor. Askeri gemi inşa alanında 300’e yakın nitelikli mühendis kadrosuyla Türkiye’nin bu alandaki en yetkin şirketi olan STM, çeşitli deniz platformları için dizayndan teslime kadar inşa ve modernizasyon projelerinin her aşamasını yönetiyor. Mavi Vatan’da pek çok kritik sistemin millileştirilmesi ve yerlileştirmesini de imkân sağlayan STM, askeri gemi inşa sanayiindeki güçlü ekosistemi ile pek çok kritik sistemde dışa bağımlılığa da son verdi. Dünyada 11 Farklı Tersanede 44 Askeri Gemi Platformu Türkiye’nin milli savaş gemisi programı MİLGEM ile denizcilik alanındaki uzmanlığı başlayan ve dünya donanmalarının güvenilir ortağı olan STM, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 11 farklı tersanede 44 proje yürüttü. Türk Donanması’nın yanı sıra Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan için suüstü ve denizaltı platformları geliştiren STM, gemi inşa ve modernizasyon projelerinde Türkiye’deki yetkin tersanelerle birlikte, müşteri ülkelerin tersanelerinde de çalışabilme esnekliği sunarak yerel katkıyı en üst seviyeye taşıyor. Suüstü ve Sualtı Projelerinde Geniş Yelpaze STM’nin suüstü platformlarında korvet kapsamında; 4 adet ADA Sınıfı Korvet, 3 adet Malezya Korveti, 2 adet Ukrayna Korveti, Test ve Eğitim Gemisi TCG UFUK; Fırkateyn projesinde ise 8 adet MİLGEM İstif Sınıfı Fırkateyn bulunuyor. Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL, 2024 yılında Türk Donanması’na teslim edilirken, 7 milli fırkateynin üretimi ise STM-TAİS OG İş Ortaklığında inşası sürüyor. STM ayrıca, Türk Donanması için Türkiye’nin ilk milli hücumbotunun tasarımını tamamlayarak inşa sürecini başlattı. AB ve NATO Ülkesine İlk Askeri Gemi İhracatı Lojistik destek gemileri alanında öncü projelere imza atan STM, Türk Donanması için 2 adet Lojistik Destek Gemisi ile Pakistan Donanması için Denizde İkmal Tankeri teslimatlarını gerçekleştirdi. STM, Portekiz Donanması için geliştirdiği 2 adet Lojistik Destek Gemisi projesiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatına imza attı. Denizaltı Mühendisliğinde Milli Güç Denizaltı tasarım, inşa ve modernizasyon alanlarında Türkiye’de öncü çalışmalar yapan STM; Gölcük Askeri Tersanesi’nde inşa edilen 6 adetlik Reis Sınıfı Denizaltıların üretimine mühendislik ve yerlileştirme desteği veriyor. Türkiye’nin özel harekât ve hücum maksatlı ilk milli denizaltısı STM500’ü geliştiren şirket; Türk Donanması’ndaki Ay (2), Preveze (4) ve Gür Sınıfı (4) denizaltıların modernizasyonunda yer alarak, denizaltıların ömürlerini milli ve modern sistemlerle uzatılmasını sağlıyor. Pakistan Agosta90B sınıfı denizaltılar ile Türkiye’nin ilk denizaltı modernizasyonu ihracatına imza atan STM, üç denizaltıdan ikisinin modernizasyonu Pakistan’da tamamladı. STM NETA Otonom Sualtı Aracı ile de geleceğin deniz harekât konseptlerine yönelik çözümler geliştiriliyor. Güleryüz: Küresel Ölçekte Güvenilir Bir Askeri Denizcilik Şirketiyiz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Deniz Kuvvetlerimizle birlikte çalışarak kazanılan mühendislik tecrübesi ve Savunma Sanayii Başkanlığımızın stratejik öncülüğü sayesinde STM’nin denizcilik serüveni MİLGEM projesiyle başlamış; bu yolculuk, Türkiye’de milli deniz platformları ve denizcilik ekosisteminin gelişimine yön veren önemli adımları beraberinde getirmiştir. STM olarak, Türk Donanması’nın ihtiyaçlarını ileri mühendislik çözümleriyle karşılamanın yanı sıra, dost ve müttefik ülkelerin deniz kuvvetlerine yönelik ihracat projeleriyle küresel ölçekte güçlü bir konumdayız. Savunma Sanayii Başkanlığımızın ve Deniz Kuvvetlerimizin öncülüğünde Türkiye’de şu an 40’ın üstünde askeri gemi projesi yürütülüyor. STM olarak bizler de, eş zamanlı şekilde şu anda 8 farklı tersanede bu 28 farklı gemi inşasının merkezinde yer alıyoruz. Toplamda ise bugüne kadar 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunu başarıyla yönettik. Onlarca suüstü ve sualtı projesini yönetebilmek; sahip olduğumuz sistem mühendisliği yetkinliğinin, proje yönetimi kabiliyetimizin ve güçlü ekosistemimizin bir göstergesi. Önceliğimiz, Donanmamıza yenilikçi ve güçlü platformlar kazandırmak. Bu doğrultuda özellikle insansız deniz araçları alanındaki ürün ailemizi genişletmeyi, sürü ve tekil halde görev yapabilen otonom deniz araçları geliştirmeyi hedefliyoruz. Milli mühendislik birikimimizi de ihracata dönüştürerek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki caydırıcılığını ve uluslararası itibarını artırmaya devam ediyoruz. Verdiğimiz güven, esnek mühendislik çözümlerimiz, hızlı teslimat, NATO standartlarındaki üretim kabiliyetimiz ve teslim sonrasındaki sürekli hizmetlerimiz ile tercih ediliyoruz. Önümüzdeki dönemde de STM’yi, küresel ölçekte tercih edilen bir denizcilik ve savunma mühendisliği markası olarak daha ileri taşıyacağız.”

Kamar:"Vatandaşın altına hücumunun cezası mücevher ihracatçısına kesilmesin" Haber

Kamar:"Vatandaşın altına hücumunun cezası mücevher ihracatçısına kesilmesin"

2025'in Ocak-Eylül döneminde mücevher ihracatı kilogram bazında yüzde 41,4 azalırken, birçok firma kapandı ya da üretimini azaltmak durumunda kaldı. Bazı firmalar ise üretimlerini Çin, Dubai ve Malezya başta olmak üzere yurt dışına kaydırdı. Uluslararası fuarlara katılımcı firma sayısı ise yüzde 50 düştü. Türkiye'de mücevher üretimi ve ihracatının içinde bulunduğu durumu yoğun bakımdaki hastaya benzeten Takı Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (TÜİD) Başkanı Mustafa Kamar, soruna kalıcı tedavi için artık sırf kotanın kaldırılmasının yetmeyeceğini, mevzuatın yeniden yazılması gerektiğini söyledi. Mustafa Kamar Kuyumcukent'te düzenlediği basın toplantısında, altın ithalatına getirilen kota ile birlikte mücevher sektöründe başlayan ve giderek kangrenleşen sorunlar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin 2003 yılında dünya mücevher ihracatından sadece binde 5 pay aldığını hatırlatan Kamar, şöyle devam etti: 20 MİLYAR DOLAR İHRACATLA DÜNYA LİDERİ OLDUK "O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın desteği ile 2004'te Mücevher İhracatçıları Birliği'ni kurduk. Teşvikler sayesinde 2020'de sektörün dünya pazarından aldığı pay yüzde 10'a yaklaştı. İtalya'yı geride bıraktık. Ortadoğu ve Orta Asya'nın cash and carry pazarını ele geçirdik. Birçok yabancı firma Türkiye'de mağaza açtı. 'Laleli ihracatı' dediğimiz cash and carry ticareti de yine bu dönemde oluştu. Sektör 10 milyar doları ihracattan, 10 milyar doları da turiste ve Laleli'den yapılan satışlardan olmak üzere toplamda 20 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Ancak 'altın çağ' olarak adlandırdığımız bu dönem, yanlış tedaviler, yanlış tespitler sayesinde Ağustos 2023'te altın ithalatına getirilen kota ile birlikte sona erdi. Kota uygulaması kendi zenginlerini yarattı. 10-15 firma imtiyazlı konuma gelirken işini düzgün yapan, özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalar mağdur edildi. Birçok firma üretimini düşürmek ya da tamamen durdurmak durumunda kaldı. Bazı firmalar üretimlerini Çin, Dubai ve Malezya gibi ülkelere kaydırdı. Kuyumcukent'te bir dönem kiralayacak yer yoktu ve üç vardiyaya çıkmıştık.Fuarlarda standlarımızı büyütüyor ve yeni fuarlara katılıyorduk. Şimdi dükkanlar boş, atölyelerin çoğu 15 gün çalışıyor, 15 gün tatil yapıyor. Son iki yılda kapanan mücevher üreticisi ve ihracatçısı 200'ü geçti, yaklaşık 15 bin kişi işsiz kaldı." ALTIN İTHALATINDAKİ ARTIŞIN SORUMLUSU BİZ DEĞİLİZ Mustafa Kamar, kota uygulamasına gerekçe gösterilen altın ithalatındaki artış ve cari açıktan mücevher ihracatçısının sorumlu olmadığını söyledi. Kamar, sözlerini şöyle sürdürdü: Peki cari açık neden artıyor? Cevabı çok açık. Altının kilogramı yurt dışında 130 bin dolarken Türkiye'de 140 bin dolardan satılıyor. Yani arada 10 bin dolar fark var. Bu farkı fırsata dönüştüren 10-15 firma, Dahilde İşleme Rejimini (DİR) suistimal ederek astronomik düzeyde ithalat yapıyor. Bunların kim olduğunu devlet biliyor, bütün bürokrasi biliyor. Merkez Bankası rezerv biriktirmek için altın ithal ediyor. Diğer taraftan hane halkı enflasyondan korunmak için tasarrufunu altında değerlendiriyor. Gerçek durum böyle olmasına rağmen devlet cari açığın faturasını mücevher ihracatçısına kesiyor. Bizim ürün çeşitliliği ve yarı mamül için yaptığımız ithalat kapatıldı. İthalatta peşin ödeme kaldırıldı. İhracatta yüzde 3 Merkez Bankası desteğini alamıyoruz. İhracatımız karşılığında altın getiremiyoruz. Özetle diğer sektörlerde ihracatçının yararlandığı desteklerin hiçbirinden mücevher ihracatçısı yararlanamıyor. Çünkü devlet desteğini istismar edenlerin ve hane halkının altını en güvenilir tasarruf aracı olarak görmesinin faturası bize kesildi. Altının kilogramını dünya ortalamasından 8-9 bin dolar daha pahalıya alıyoruz. Dolayısıyla fiyat tutturamıyoruz ve müşteri kaybediyoruz. Ne demek istediğime bir de Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) kayıtları üzerinden bakalım. Biz 2024'ün 9 aylık döneminde 9 bin 957 kilogrammücevher ihracatı karşılığında 5 milyar 404 milyon dolarlık gelir elde etmiştik. Bu yılın aynı döneminde ise 5 bin 838 kilogramlık ihracat karşılığında ülkemize 6 milyar 175 milyon dolar döviz kazandırmışız. Değer olarak yüzde 14,3 artıda görünmekle birlikte kilogram bazında yüzde 41,4 eksideyiz." İTHALATI KISITLAYAN HER ÖNLEM MÜCEVHER İHRACATÇISININ İŞİNİ ZORLAŞTIRIYOR Mustafa Kamar, cari açıkla mücadeleye destek verdiklerini, ancak altın ithalatını kısıtlamaya yönelik önlemlerin esas alıcı olan hane halkına yönelik olmadığını söyledi. Alınan her önlemin ihracatçının işini daha da zorlaştırdığını anlatan Kamar, bunun firmaların kapanmasına veya taşınmasına sebep olduğunu vurguladı. Kamar, "Türkiye'de mücevher ihracatçısının içinde bulunduğu durumu yoğun bakımdaki hastaya benzetebiliriz. Sektör olarak biz bu hastayı hızla sağlığına kavuşturup yeniden dünya lideri yapabiliriz. Çünkü gerekli altyapıya, yeteneğe ve bilgi birikimine sahibiz." dedi. KRİZİN ÇÖZÜMÜ İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR Devletin de bu süreçte mücevher ihracatçısının yanında olması gerektiğini vurgulayan Kamar, ihracatı yeniden zirveye taşıyacak önerilerini ise şöyle sıraladı: Sistem fabrika ayarlarına döndürülerek, altına dayalı enflasyon muhasebesine geçilmeli. (Bu olursa bütün sektör kayıt altına girer) Stok affı çıkarılmalı Altın ithalatında kota kaldırılarak mevzuat eski haline döndürülmeli. Firma ihracat ettiği kadar altını serbestçe ithal edebilmeli. Merkez Bankası'nın altın ithalatı ayrı bir başlık altında gösterilmeli. Problemin esas sebebi olan bireysel yatırım amaçlı ürünlerle ilgili çözüm bulunmalı. Kapasite kullanımı sıkı bir şekilde denetlenmeli. DİR ve HİR rejimi eski haline getirilmeli.Her türlü mevzuatı suistimal edenler en ağır şekilde cezalandırılmalı. İmtiyaz tanınacak firmalarda özellikle Mücevher İhracatçıları Birliği üyesi ve 2023 yılından önce kurulmuş olma şartı aranmalı. Özellikle tasarruf için alınan gram altın, sarrafiye ve 22 ayarda gerekli kontrol ve vergilendirme yapılmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.