Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Maliyet

Kapsül Haber Ajansı - Maliyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Maliyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yumurta Var Ama Denge Kırılgan Haber

Yumurta Var Ama Denge Kırılgan

YUM-BİR Başkanı İbrahim Afyon, Türkiye’de yumurta arzında herhangi bir sorun bulunmadığını belirtirken, üretimin sürdürülebilirliği açısından piyasa dengesinin korunmasının yanı sıra bu dengenin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Afyon, “Ülkemiz yumurta üretiminde güçlü bir altyapıya sahip. Arz tarafında bir sıkıntı yok. Ancak üretimin devamlılığı için maliyet, fiyat ve pazar dengesinin korunması kadar, bu dengenin sürdürülebilir şekilde desteklenmesi de büyük önem taşıyor. İhracat, sektörümüz için bir tercih değil, piyasa dengesini sağlayan temel unsurlardan biridir. İhracat kanallarının daraldığı dönemlerde ürünlerin iç piyasaya yönelmesi fiyatların maliyet seviyesinin altına gerilemesine neden oluyor. Bu durum, kısa vadede fiyatları aşağı çekse de orta vadede üretim gücünü zayıflatma riski barındırıyor. Bu nedenle üretim, ihracat ve iç piyasa dengesini gözeten daha bütüncül bir yaklaşımın güçlendirilmesi önem taşıyor.” dedi. RAMAZAN DÖNEMİNDE İNDİRİM YAPILDI Ramazan dönemine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Afyon, sektörün tüketici hassasiyetini önceliklendirdiğini belirterek, “Ramazan ayında üreticilerimiz fiyat artışına gitmemiş, aksine çeşitli kampanya ve indirimlerle piyasaya destek olmuştur. Birçok noktada yüzde 20 ila yüzde 40 arasında değişen indirimler uygulanmıştır. Bu tablo, sektörümüzün yalnızca üretim değil, aynı zamanda piyasa dengesi ve toplumsal sorumluluk açısından da hareket ettiğini açıkça göstermektedir” ifadelerini kullandı. ‘MAYIS ÇUKURU’ UYARISI Sektörde dönemsel dalgalanmalara da dikkat çeken ve özellikle ‘Mayıs çukuru’ olarak bilinen sürece ilişkin erken önlem alınması gerektiğini vurgulayan Afyon, “Yumurta üretimi ile tüketim arasındaki dönemsel dengesizlikler, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında tüketimin düşmesiyle birlikte fiyatların ciddi şekilde gerilemesine neden olabiliyor. Geçmişte bu sürecin çok daha derin yaşandığı dönemler oldu. Bu nedenle benzer bir tablonun yeniden oluşmaması için şimdiden üretim planlaması yapılması, ihracat imkanlarının etkin kullanılması ve gıda sanayii entegrasyonunun güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Katma değerli ürünlerin artırılması ve pazar çeşitliliğinin geliştirilmesi, sektörün sürdürülebilirliği açısından artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Continental 2025’i Güçlü Nakit Akışıyla Kapattı Haber

Continental 2025’i Güçlü Nakit Akışıyla Kapattı

Continental, Hannover’de düzenlenen yıllık basın toplantısında geçtiğimiz yılı değerlendirirken, gelecek hedeflerini açıkladı. 2025 yılında zorlu piyasa koşullarına rağmen güçlü operasyonel performansını koruyan şirket, yılı %10,3 düzeltilmiş faaliyet kârı marjı ile tamamladı. Şirketin serbest nakit akışı ise önemli artışla 959 milyon Euro’ya yükseldi. 2025’te Hedefler Yakalandı Continental’in 2025 mali yılında düzeltilmiş faaliyet kârı 2,0 milyar Euro seviyesinde gerçekleşirken, nakit dışı özel etkiler hariç net kâr 1,1 milyar Euro oldu. Kur etkileri ve konsolidasyon değişiklikleri hariç tutulduğunda şirket %0,8 oranında organik büyüme kaydetti. Dalgalı küresel ekonomik koşullara rağmen operasyonel gücünü koruyan Continental, premium lastik segmentindeki büyüme ve maliyet tarafında beklenen iyileşmelerin etkisiyle 2026 yılında kârlılığını artırmayı hedefliyor. Önümüzdeki yıl için konsolide satışların 17,3 milyar euro ile 18,9 milyar euro arasında gerçekleşmesini bekleyen şirket, düzeltilmiş faaliyet kârı marjının ise %11,0–%12,5 aralığında olacağını öngörüyor. Continental CEO’su Christian Kötz, şirketin yeniden yapılanma sürecinde önemli adımlar attığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “2025 yılında hem Continental Grubu hem de Lastik iş kolu için belirlediğimiz hedeflere ulaştık ve yeniden yapılanma sürecimizde önemli kilometre taşlarını tamamladık.” Premium Lastik Segmenti Büyümeyi Destekledi Şirketin lastik iş kolu, 2025 yılında 13,8 milyar euro satış ile güçlü performansını korudu. Tarife ve kur etkilerinden kaynaklanan maliyet baskılarına rağmen düzeltilmiş faaliyet kârı marjı %13,6 seviyesinde gerçekleşti. Bu performansta özellikle 18 inç ve üzeri ultra yüksek performanslı lastiklerin satış payındaki artış etkili oldu. Continental markalı binek araç lastiklerinde bu segmentin payı %62’ye yükseldi. 2025 yılında lastikleriyle birçok ödül alan şirketin yaz, kış ve dört mevsim lastiklerinin tamamı, dünya genelinde 77 bağımsız testte değerlendirildi ve bunların %80’inden fazlasında ilk üç sırada yer aldı. 2026’da Zorlu Piyasa Koşulları Sürebilir Continental CFO’su Roland Welzbacher, ticaret engelleri ve kur dalgalanmalarının sektör üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiğini belirtti. Welzbacher, buna rağmen şirketin operasyonel gücü, güçlü ürün portföyü ve alınan maliyet önlemleri sayesinde 2026 yılında kârlılığı artırmayı hedeflediğini ifade etti. Şirket, 2026 yılında küresel binek araç yedek lastik pazarında satış hacminin -%1 ile +%2 arasında değişebileceğini, küresel binek ve hafif ticari araç üretiminin ise -%2 ile 0 aralığında seyredeceğini öngörüyor. Continental lider lastik üreticisi ve sektör uzmanıdır. 1871 yılında kurulan şirket, 2024 yılında 39,7 milyar Euro satış gerçekleştirmiş ve günümüzde 54 ülke ve pazarda yaklaşık 95.000 kişiyi istihdam etmektedir. Lastik Grubunun çözümleri, mobiliteyi daha güvenli, daha akıllı ve daha sürdürülebilir hale getirmektedir. Premium portföyünde otomobil, kamyon, tır, otobüs, bisiklet, motosiklet lastikleri ve özel lastiklerin yanı sıra filolar ve lastik perakendecileri için akıllı çözümler ve hizmetler yer almaktadır. 150 yılı aşkın süredir yenilikçi üstün performans sunan Continental, dünyanın en büyük lastik üreticilerinden biridir. 2024 mali yılında Lastik Grubu 13,9 milyar Euro satış gerçekleştirmiştir. Continental’in lastik bölümü dünya genelinde 19 üretim ve 16 geliştirme tesisinde 57.000’den fazla kişiyi istihdam etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Renault Group futuREady ile Oyunun Kurallarını Yeniden Yazmaya Hazırlanıyor Haber

Renault Group futuREady ile Oyunun Kurallarını Yeniden Yazmaya Hazırlanıyor

Dinamiklerinin hızla değiştiği ve rekabetin yoğunlaştığı küresel otomotiv pazarında Renault Group, bir sonraki stratejik döngüye güçlü temeller üzerinde hazırlanıyor. 2021’de başlatılan Renaulution planı; net ve birbirini tamamlayan marka konumlandırması ile beş yıl içinde gerçekleştirilen 32 yeni lansmanı kapsayan iddialı ürün yenileme programı sayesinde Grubu yeniden Avrupa’nın önde gelen otomobil üreticileri arasına taşıdı. futuREady ise bu başarı hikâyesini sürdürülebilir ve küresel bir başarı sistemine dönüştürmeyi amaçlıyor. Renault Group, futuREady ile büyümeye hazır (growth ready), teknolojiye hazır (tech ready), mükemmeliyete hazır (excellence ready) ve güvene hazır (trust ready) olmak üzere dört temel sütun üzerine kurulu bir yaklaşım ortaya koyuyor. Ürün stratejisinden teknoloji yatırımlarına, operasyonel dönüşümden çalışan gelişimine kadar uzanan bu yapı, Grubun yeni dönemde nasıl ilerleyeceğini tanımlıyor. Grup aynı zamanda Avrupa’daki güçlü temelini korurken platformlarını kullanarak rekabet avantajını artırmayı, müşteri beklentilerine daha yakın ürünler geliştirmeyi ve Hindistan, Güney Amerika ile Güney Kore gibi büyüme merkezlerinde hedefli bir yaklaşımla genişlemeyi planlıyor. Renault Group CEO’su François Provost: “Dokuz aylık bir çalışmanın sonunda futuREady vizyonu kapsamında ortaya koyduğumuz ilerlemeden büyük bir gurur duyuyorum. Planımız dört temel sütuna dayanıyor. İlk olarak büyüme ve ürün stratejimize odaklanıyoruz. İkinci olarak, tüm kritik teknolojilere yönelik teknolojik yol haritalarımızı hızlandırıyoruz. Yapay zekânın daha geniş ölçekte kullanımıyla operasyonel performansımızı ileri taşıyacak iddialı hedefler belirliyoruz. Bu planı, 127 yılı aşkın süredir olduğu gibi kolektif bir anlayışla hayata geçireceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde çalışanlarımızın yanı sıra bayilerimiz, iş ortaklarımız ve tedarikçilerimiz yer alıyor. futuREady ile Renault Group’un uzun vadeli bir oyuncu olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, küresel ölçekte Avrupa otomotiv endüstrisinin referans noktası haline gelmeyi hedefliyoruz.” Dört sütunla şekillenen dönüşüm vizyonu futuREady planının growth ready ayağı, ürün atağını sürdürmeyi ve müşteri deneyimini merkeze almayı kapsıyor. Bu çerçevede Avrupa’da 16’sı elektrikli olmak üzere toplam 22 yeni modelin pazara sunulması, uluslararası pazarlarda ise 14 model ile ikinci ürün atağının tamamlanması hedefleniyor. Bu strateji kapsamında Renault Group ayrıca ABD, Kanada ve Çin hariç yaklaşık 50 milyon adetlik küresel otomotiv pazarının yüzde 55’inde var olmayı amaçlıyor. Grup aynı zamanda beş yıl içinde 36 lansmanı kapsayan ikinci ürün döngüsünü tamamlamayı ve 2030 yılına kadar yılda 2 milyonun üzerinde araç satışı hedefliyor. Bu satışların yarısının ise Avrupa dışından gelmesi planlanıyor. Planın tech ready boyutu ise teknolojiyi büyümenin ve teknik-ekonomik üstünlüğün itici gücü haline getirmeye odaklanıyor. Elektrifikasyon, yazılım, dijital teknolojiler ve platformlar, Grubun rekabet gücünü artıracak temel alanlar olarak konumlanıyor. Bu kapsamda Renault Group, elektrikli araç maliyetlerini yüzde 40 azaltmayı, C segmentinde elektrikli araç atağı için EV versiyonunda 750 kilometreye kadar, menzil artırıcıyla ise 1.400 kilometreye kadar menzil sunan yeni RGEV Medium 2.0 platformunu devreye almayı planlıyor. Ayrıca Grup, E-Tech hibrit teknolojisini 2030 sonrasında da sürdürmeyi ve uluslararası pazarlarda 150 hp altındaki versiyonlarla genişletmeyi hedefliyor. Bu teknoloji odağı, Renault Group’un 2026 yılında Avrupa’da Software Defined Vehicle sunan ilk Avrupalı üretici olma hedefini de destekliyor. Excellence ready yaklaşımı, giderek daha oynak hale gelen küresel pazarda dayanıklılığı artırmayı ve operasyonel mükemmeliyeti güçlendirmeyi amaçlıyor. Renault Group bu doğrultuda inovasyon, maliyet yönetimi ve hız açısından daha rekabetçi bir yapı kurmaya odaklanıyor. Bir aracın geliştirme süresinin iki yıla indirilmesi, bu yaklaşımın temel hedeflerinden biri olarak öne çıkıyor. Grup ayrıca kalite kaynaklı sorunları yüzde 50 azaltmayı, araç başına değişken maliyetleri yılda ortalama yaklaşık 400 avro düşürmeyi ve başlangıç yatırımlarını yüzde 40’a kadar azaltmayı planlıyor. Bu hedefler, Renault Group’un üretim süreçlerinde daha hızlı, daha verimli ve daha rekabetçi bir yapı oluşturma stratejisinin önemli parçaları arasında yer alıyor. Trust ready başlığı ise paydaşlara yönelik taahhüdün güçlendirilmesini odağına alıyor. Renault Group, yaklaşık 100.000 çalışanı için sürekli değişen dünyada istihdam edilebilirliği güçlendirecek yetkinliklere ve destek mekanizmalarına uzun vadeli yatırım yapma kararı aldı. Bu yaklaşım, dönüşüm sürecinde insan kaynağını daha da güçlendirmeyi ve organizasyonun dayanıklılığını artırmayı amaçlıyor. Grup ayrıca küresel iş birliklerini güçlendirerek 2030 yılına kadar Nissan, Mitsubishi Motors, Volvo Trucks, Geely ve Ford gibi üreticiler için yılda 300.000’den fazla araç üretmeyi hedefliyor. Küresel iş birlikleriyle büyüyen üretim ekosistemi Grubun 9.000 yöneticisi bu dönüşümün temel taşları arasında yer alırken, tedarikçiler de inovasyon ve maliyet optimizasyonu için projelerin başlangıcından itibaren sürece dahil edilecek. Dünya genelinde 9.000 satış noktası ve yılda 30 milyondan fazla işlem gerçekleştiren perakende ağı ise müşteri deneyiminin merkezinde yer almayı sürdürecek. Renault Group aynı zamanda Nissan ve Mitsubishi Motors ile olan stratejik ittifakını güçlendirmeye devam ederken, Avrupa’da tam endüstriyel ve teknolojik bağımsızlığını koruyarak üretim kapasitesini diğer üreticilere de açmayı planlıyor. Uluslararası pazarlarda ise Hindistan’ın küresel üretim ve tedarik merkezi haline getirilmesi, Güney Kore ve Güney Amerika’da Geely ile ortaklığın güçlendirilmesi hedefleniyor. Genel olarak Renault Group, üç kıtada Nissan, Mitsubishi Motors, Volvo Trucks, Geely ve Ford için 2030 yılına kadar yılda 300.000’den fazla araç üretmeyi planlıyor. Bu yaklaşım, Grubun küresel iş birliklerini güçlendirirken aynı zamanda üretim kapasitesini daha verimli kullanmasını sağlayacak. Endüstriyel metaverse ile üretimde yeni dönem Üretim tarafında tüm fabrikaların dijital ikizini içeren endüstriyel metaverse sistemi devreye alınacak. Bu sayede üretim süreçleri dünya genelinde gerçek zamanlı izlenebilecek. Araç başına parça sayısının ortalama yüzde 30 azaltılması ve ağır işler için 350 yeni nesil humanoid robotun kullanılması planlanıyor. Yapay zekâ destekli üretim sayesinde fabrika duruş sürelerinin yarıya indirilmesi, enerji tüketiminin yüzde 25 azaltılması ve üretim maliyetlerinin yüzde 20 düşürülmesi hedefleniyor. Kalite süreçlerinde ise üretimin kritik aşamalarının tamamı yapay zekâ ile izlenecek ve bu sistem 1.000’den fazla kontrol noktasını kapsayacak. Bu yaklaşım sayesinde araç kullanımının ilk yılında yaşanan sorunların yarıya indirilmesi ve müşteri şikâyetlerinin beş yıl içinde üçte bire düşürülmesi hedefleniyor. Tedarik zincirinde kurulacak üç dijital kontrol kulesi sayesinde fabrikalar, tedarikçiler, satış ağı ve müşteriler arasındaki tüm akışlar gerçek zamanlı izlenecek ve lojistik maliyetlerinin yüzde 30 azaltılması planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel Yapılarında Çatı Kaynaklı Riskleri Azaltan Akıllı Yalıtım Yaklaşımı Haber

Endüstriyel Yapılarında Çatı Kaynaklı Riskleri Azaltan Akıllı Yalıtım Yaklaşımı

Özellikle metal ve sandviç panel çatılarda zamanla oluşan vidalı birleşim noktaları, korozyon ve sızdırmazlık problemleri, yapılarda hem güvenlik hem de maliyet açısından önemli riskler doğuruyor. Ravago Bina Çözümleri tarafından geliştirilen Ravaproof Bondstoper Alüminyum, mevcut çatı sistemlerini sökmeden yenilemeye imkân tanıyan yapısıyla bu riskleri minimize eden bütüncül bir su yalıtım çözümü sunuyor. Ravaproof Bondstoper Alüminyum, metal ve sandviç panel çatılarda karşılaşılan su sızıntısı, ısı kaybı ve korozyon problemlerine karşı geliştirilen yüksek aderanslı elastomerik bitüm esaslı bir membran olarak öne çıkıyor. Mevcut kaplamanın üzerine doğrudan uygulanabilmesi sayesinde renovasyon süreçlerini hızlandıran ürün, işletmeler için zaman kaybını ve ek işçilik ihtiyacını önemli ölçüde azaltıyor. Üretim faaliyetlerinin durdurulmasına gerek bırakmayan uygulama süreci, sanayi tesislerinde operasyonel verimliliğin korunmasına katkı sağlıyor. Vida başlarını ve birleşim noktalarını tamamen kaplayarak yüzey bütünlüğü oluşturan sistem, çatı kaynaklı yalıtım zafiyetlerini ortadan kaldırıyor. Metal çatılarda uzun ömürlü koruma dönemi Dış ortam koşullarına sürekli maruz kalan metal ve sandviç panel çatılar; UV ışınları, yağış, sıcaklık farkları ve nem etkisiyle zaman içinde performans kaybına uğrayabiliyor. Bu durum, su yalıtımında zayıflama, metal yüzeylerde oksitlenme ve artan bakım maliyetleri gibi sonuçlar doğuruyor. Bondstoper Alüminyum, güçlendirilmiş polimer yapısı sayesinde çatılara yüksek yapışma performansı kazandırarak tek kat uygulamada dahi etkin koruma sağlıyor. TPU (termoplastik poliüretan) ve SBS (stiren-butadien-stiren) katkılı elastomerik bitüm formülasyonu, ürüne hem esneklik hem de dayanım kazandırıyor. Böylece mevcut çatı sistemi sökülmeden yapılan uygulamalarla yapılar yeniden güvenli ve su geçirimsiz hale getirilebiliyor. Projelere teknik avantaj ve enerji katkısı sunuyor Ravago Bina Çözümleri’nin yalıtım alanındaki uzmanlığını yansıtan bu ürün, 1 metre genişliğinde ve 8 metre uzunluğundaki rulolar halinde sunuluyor. 4,4 milimetre ve 5 milimetre kalınlık alternatifleriyle farklı çatı detaylarına uyum sağlıyor. EN 13707 standardına uygun olarak üretilen Bondstoper Alüminyum, -20°C’ye kadar esnekliğini koruyabilen yapısıyla düşük sıcaklıklarda dahi güvenli uygulama imkânı tanıyor. Alüminyum kaplı üst yüzeyi sayesinde güneş ışınlarını yansıtarak çatı yüzeyindeki ısı yükünü azaltıyor ve binaların enerji performansına doğrudan katkı sağlayan reflektif bir katman oluşturuyor. Bu özellik, geniş açıklıklı sanayi yapılarında iç ortam konforunun desteklenmesine yardımcı oluyor. Uygulama kolaylığı ve estetik bütünlük bir arada Bondstoper Alüminyum, şaloma yardımıyla ısıtılarak yüzeye yapıştırılıyor ve gizli dere ile mahya arasında 10 santimetre boyuna, 15 santimetre enine bindirmelerle uygulanıyor. Söküm gerektirmeyen uygulama yöntemi sayesinde şantiye süresi kısalıyor, ek güvenlik önlemleri minimuma iniyor ve işletme faaliyetleri kesintiye uğramıyor. Bu durum, özellikle üretimin devam ettiği tesisler için önemli bir avantaj sunuyor. Teknik performansının yanı sıra görsel bütünlük de sağlayan ürün, metal çatılarda sıkça karşılaşılan vida detaylarını gizleyerek daha pürüzsüz, bütüncül ve modern bir çatı yüzeyi elde edilmesini sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir Haber

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir

Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sonrası Türkiye’nin risk ve fırsatlarını değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bu kriz ortamı Türkiye’nin deniz, kara ve demiryolunu bir arada kullanabilen çoklu koridor avantajını güçlendirmesini sağlayacaktır. Lojistik sektöründe dayanıklılık odaklı yeni servis modelleri, artırılmış görünürlük, garanti edilen teslim süreleri ve esnek depolama çözümleri daha fazla talep görüyor. Ayrıca risk yönetimi olgunluğu yüksek firmalar, belirsizlik dönemlerinde daha hızlı adapte olarak rekabette belirgin biçimde öne çıkıyor” dedi. İran’ın ABD-İsrail saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurması, ciddi bir krizi de beraberinde getirdi. Ülkelerin bundan sonraki stratejileri dikkatle takip ediliyor. Uzmanlar ise Türkiye’nin söz konusu riskleri avantaja dönüştürebileceğinin altını çiziyor. Küresel tüketimin yüzde 20’sini kapsıyor Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik “dar boğazlarından” biri olarak görülüyor. Günlük petrol ve petrol ürünü akışının 20 milyon varilin üzerinde olduğu; bunun da küresel tüketimde yaklaşık %20 düzeyine karşılık geldiği belirtiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; Türkiye açısından bu kriz, enerji fiyatı, tedarik süresi ve sigorta maliyetleri üzerinden tüm lojistik ekosistemini etkileyen bir risk setini de beraberinde getiriyor. “Kalıcı kırılma ihtimali var; ancak bu kırılma Hürmüz’ün önemini kaybetmesi şeklinde değil, şirketlerin tek koridor bağımlılığını azaltması şeklinde gerçekleşecektir” diyen Murat Çiftçi, Hürmüz krizi ile birlikte rota çeşitlendirme, stok stratejileri ve sözleşmesel esnekliğin kalıcı hale gelebileceği gibi sonuçların ortaya çıkacağını belirtti. Rotalarda yeniden yapılanma gündeme gelecek Murat Çiftçi; “ABD–İran geriliminin tırmanması halinde Türkiye’nin dış ticaret rotalarında orta vadede belirgin bir yeniden yapılanma göreceğimizi düşünüyorum. Çoklu rota stratejileri öne çıkacak; şirketler tek bir hatta bağımlı kalmak yerine deniz, demiryolu ve karayolunu birlikte kullanan portföy yaklaşımına yönelecek. Bazı denizyolu hatlarında gemilerin Süveyş yerine Ümit Burnu’na dönmesi gibi rota sapmaları transit sürelerini uzatacağı için tedarik ve üretim planları yeniden kurgulanmak zorunda kalacak. Ayrıca sözleşme ve teslim şekillerinde, özellikle Incoterms tarafında, gecikme riskinin, ek navlun ve sigorta maliyetlerinin hangi tarafa yazılacağı daha kritik bir müzakere başlığı hâline gelecek. Bu tablo kısa vadede riskleri artırsa da Türkiye’nin lojistik üs olma hedefi açısından aynı zamanda bir fırsat penceresi yaratıyor. Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve güçlü kara bağlantıları sayesinde sahip olduğu çoklu erişim avantajı bu tür kriz dönemlerinde daha görünür hâle geliyor. Lojistik üs olmanın yalnızca coğrafi konumla değil, dayanıklılık, alternatif yaratma kapasitesi ve hizmet kalitesiyle mümkün olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor; dolayısıyla odak hacimden çok risk yönetimi kabiliyetine kayıyor” şeklinde konuştu. Ürün bazında rota tasarlanması gerekiyor Hürmüz’ün geçişe kapanmasıyla birlikte Türkiye’ye gelen petrol, petrokimya ve enerji ürünlerinde tedarik sürelerinin uzamasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Murat Çiftçi, “Savaş riski sigortalarında kapsam daralması ile güvenlik koşullarının ağırlaşması, sefer kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle özellikle “tam zamanında” çalışan sektörlerde gecikmeler çok daha görünür oluyor. Deniz taşımacılığındaki gecikme ve rota değişikliklerinin Türkiye’deki üreticilere yansıması ise şu şekilde olacak: Hammadde ve ara malı tedariğindeki gecikmeler üretim planlarını kaydıracak, belirsizlik nedeniyle daha stok maliyetleri yükselecek ve navlun, sigorta ile finansman maliyetlerindeki artış doğrudan ürün fiyatlarına yansıyacak. Alternatif rotalara baktığımızda Kızıldeniz–Süveyş hattı güvenlik normalleştiğinde hâlâ en verimli koridorlardan biri olsa da risk dalgalanması yüksek. Ümit Burnu’na sapma daha uzun transit süreleri ve daha yüksek yakıt ile operasyon maliyetleri anlamına geliyor ancak güvenlik nedeniyle tercih edilebiliyor. Doğu Akdeniz odaklı planlar Türkiye açısından özellikle konteyner, aktarma ve kısa deniz taşımacılığı tarafında uygulanabilir; Kuzey Koridoru ise bazı ürün gruplarında demiryolu alternatifi sunuyor fakat kapasite, maliyet ve operasyonel uyum her yük için aynı değil. Özetle alternatifler mevcut, ancak her yük için aynı derecede uygun değiller; şirketlerin ürün bazında rota tasarlaması gerekiyor” dedi. Daha pahalı ama güvenli ve öngörülebilir çözümler öne çıkacak Murat Çiftçi, Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisine yönelik de şunları söyledi: “Lojistik şirketleri bu tür jeopolitik belirsizliklerde operasyonel planlamalarını hızla revize ediyor; rota ve taşıyıcı portföylerini genişleterek tek hat ya da tek taşıyıcıya bağımlılığı azaltıyor, transit sürelerin uzayacağı varsayımıyla satış ve operasyon planlarını güncelliyor, liman ve terminal bazlı alternatif aktarma, geçici depolama ve gümrük çözümlerini içeren B planlarını devreye alıyor ve sözleşmelere force majeure, ek maliyet ve gecikme hükümlerini daha net şekilde ekliyor. Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisi ise hızlı ve çift yönlü oluyor; savaş riski ek ücretleri ve “conflict surcharge” gibi kalemler devreye girerken bazı bölgelerde savaş riski teminatlarının daraltılması ya da iptali gündeme geliyor ve bu durum hem fiyatı hem de sigorta bulunabilirliğini etkiliyor. Türkiye’deki firmalar özellikle enerji ve petrokimya, otomotiv yan sanayi ve hızlı dönen tüketim ürünleri gibi zaman ve maliyet hassas sektörlerde bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma da lojistik maliyetlerine gecikmeli ama güçlü bir şekilde yansıyor; yakıt ve bunker maliyetleri artıyor, karayolu taşımacılığında fiyat baskısı oluşuyor ve son dönemde petrolün sert hareket ettiği, hatta 100 dolar senaryolarının konuşulduğu bir ortamda maliyet planlaması daha da zorlaşıyor. Bu kriz ortamı lojistik şirketlerinin kârlılık projeksiyonlarını iki yönlü etkiliyor: Yakıt, navlun, sigorta ve finansman maliyetlerindeki artış marjları sıkıştırırken, bazı müşterilerin daha pahalı ama daha güvenli ve öngörülebilir çözümlere yönelmesi doğru fiyatlama ve güçlü risk yönetimi yapan oyuncular için ayrışma fırsatı yaratıyor.” Lojistik altyapı yatırımlarının yönü de değişecek Hürmüz krizinden enerji, kimya, otomotiv ve gıda sektörlernin farklı derecelerde etkilendiğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Enerji ve petrokimya tarafı fiyat ve tedarik süresi hassasiyeti en yüksek grup olduğu için dalgalanmaları ilk hisseden oluyor, kimya sektörü ara malı bağımlılığı nedeniyle yaşanan her gecikmeyi zincirleme biçimde üretime yansıtıyor, otomotiv sektörü “just‑in‑time” yapısı nedeniyle gecikmeye en düşük toleransa sahip alanlardan biri olarak öne çıkıyor ve gıda tarafında ise soğuk zincir gereklilikleri ile raf ömrü kısıtları nedeniyle gecikme riski çok daha kritik bir hâl alıyor. Türkiye’de etki özellikle enerji ve petrokimya girişlerinin yoğunlaştığı rafineri ve terminal bağlantılı liman hatlarında, konteyner trafiğinin yüksek olduğu ana hub’larda ve Ro‑Ro ile otomotiv tedarik zincirine bağlı hatlarda daha görünür hâle geliyor; burada belirleyici olan her sektörün hangi liman–terminal kombinasyonunu kullandığı. Bu kriz aynı zamanda lojistik altyapı yatırımlarının yönünü de değiştiriyor; çok modlu taşımacılık çözümleri, demiryolu bağlantıları, iç lojistik merkezleri, limanlarda verimlilik ve kapasite artışı, depolama ve dağıtım ağlarında esneklik ile dijital görünürlük ve erken uyarı sistemleri yatırım önceliği hâline geliyor” dedi. Sigorta programları risk arttığında anlık güncellenmeli Murat Çiftçi, bundan sonraki süreçte yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıraladı: “Dayanıklılığı artırmak için devlet tarafında kritik ürünlerde tedarik çeşitlendirmesini destekleyen çerçeveler, lojistik koridorlarında altyapı ve gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve kriz dönemlerinde etkin bilgi koordinasyonu öne çıkarken; özel sektör tarafında ise tedarik ve rota portföyü stratejisi, stok–finansman–sözleşme senaryolarının güçlendirilmesi ve sigorta programlarının risk arttığında anlık olarak güncellenmesi gerekiyor. Önümüzdeki 6–12 ayda enerji fiyatlarındaki oynaklığın navlun maliyetlerine yansıması, savaş riski teminat koşullarının sıkılaşması ve prim artışları ile rota sapmalarının transit süreleri uzatarak tedarik planlarını bozması en kritik riskler olarak dururken; Türkiye’nin deniz–kara–demiryolu kombinasyonuyla çoklu koridor avantajını güçlendirmesi, lojistikte dayanıklılık odaklı yeni servis modellerinin öne çıkması ve risk yönetimi olgunluğu yüksek firmaların rekabette ayrışması önemli fırsatlar yaratıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanayici Kışın Tüm Tesisi Isıtmak Zorunda Mı? Haber

Sanayici Kışın Tüm Tesisi Isıtmak Zorunda Mı?

Yüksek tavanlı üretim holleri, geniş depolama alanları ve gün içinde değişen insan hareketliliği… Sanayi tesislerinde ısıtma, çoğu zaman “aynı anda tüm alanı ısıtmak” şeklinde kurgulanıyor. Üretimin ve çalışan yoğunluğunun belirli noktalarda toplandığı günümüz tesislerinde bu yaklaşım, çoğu zaman gereksiz enerji tüketimi ve artan maliyet anlamına geliyor. Bu nedenle ısıtma sistemlerinin genel ısıtmanın yanı sıra kullanılan bölgeleri hedefleyerek alan bazlı ısıtma yapabilmesi büyük önem taşıyor. Böylece ısıtma, sabit ve kaçınılmaz bir gider olmaktan çıkıp sanayici için yönetilebilir ve optimize edilebilir bir verimlilik unsuruna dönüşüyor. Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman Ünlü, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: Lokal ve spot ısıtma yapmak mümkün “Sanayide geleneksel ısıtma anlayışı, bütün hacmi ısıtmaya dayanıyor. Bu durum çoğu zaman hem enerji kaybına hem de maliyet artışına yol açıyor. Oysa genel ısıtmanın yanı sıra çalışma yapılan alanları hedefleyen lokal ve spot ısıtma özelliğine sahip elektrikli ve radyant ısıtıcılarla, gereksiz enerji tüketimini önlemek mümkün. Kurulum süreci bir hafta ila 10 günde tamamlanıyor Üstelik endüstriyel tesislerde geleneksel ısıtma sistemlerinden radyant veya elektrikli ısıtıcılara geçiş süreci de oldukça pratik ilerliyor. Kurulum süreci üretimi veya konfor şartlarını etkilemeden gerçekleşiyor ve sistem, bir hafta ila 10 gün gibi kısa bir sürede devreye alınabiliyor.” Osman Ünlü, Çukurova Isı’nın geliştirdiği çözümlere ilişkin şu bilgileri paylaştı: Yüzde 70’e varan enerji tasarrufu sağlıyor “Avrupa Komisyonu’nun Ecodesign Direktifi’ne (ErP) uygun olarak geliştirdiğimiz Goldsun CPH seramik plakalı radyant ısıtıcımız ile geleneksel sistemlere kıyasla yüzde 70’e varan enerji tasarrufu ve düşük emisyon değeri sunuyoruz. Ayrıca Silversun borulu radyant ısıtıcılar ve Goldsun Vega serisi elektrikli ısıtıcılarla da endüstriyel tesislerin enerji tüketimini optimize etmelerine, işletme verimliliğini artırmalarına ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarına destek oluyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sertifikalı Üretim Global Rekabette Avantaj Sağlıyor Haber

Sertifikalı Üretim Global Rekabette Avantaj Sağlıyor

Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında hayata geçirdiği ve kamuoyunda sınırda karbon vergisi olarak bilinen Carbon Border Adjustment Mechanism (CBAM), 1 Ocak itibarıyla mali yükümlülükleriyle birlikte uygulanmaya başladı. Yeni düzenleme ile birlikte Avrupa’ya ihracat yapan firmalar için karbon emisyonu artık yalnızca çevresel bir gösterge değil, doğrudan maliyet hesaplarının bir parçası haline geldi. Karbon yoğun üretim yapan şirketler ek yükümlülüklerle karşılaşırken, düşük karbonlu ve sertifikalı üretim yapan firmalar rekabette önemli bir avantaj elde ediyor. “CBAM sanayide yapısal dönüşüm başlattı” Geri dönüşüm alanında faaliyet gösteren Saytek Medikal ve Plastik Sanayi Ticaret A.Ş., sürdürülebilir üretim modeliyle karbon azaltımı sağlayan ve bu azaltımı uluslararası standartlarla belgelendiren şirketler arasında yer alıyor. Saytek Yönetim Kurulu Başkanı Özer Yıldırım, karbon düzenlemesinin yalnızca mali bir uygulama olmadığını, sanayide köklü bir dönüşümü tetiklediğini belirterek şöyle konuştu: “Sınırda karbon vergisiyle birlikte Avrupa pazarı artık üretimin sadece fiyatına ve kalitesine değil, karbon performansına da bakıyor. Bu değişim özellikle geri dönüşüm ve plastik sektöründe oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Önümüzdeki dönemde ihracatçı firmalar için karbon ayak izini ölçmek, raporlamak ve azaltmak bir tercih değil, zorunluluk olacak. Karbon maliyetini yönetemeyen şirketler rekabette zorlanacak; düşük karbonlu üretim yapan ve bunu uluslararası standartlarla belgelendiren firmalar ise daha güçlü bir konuma gelecek. Biz bu süreci yalnızca bir vergi uygulaması olarak değil, sanayide kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendiriyoruz.” “Karbon azaltımı artık ekonomik değere dönüşüyor” Yıldırım, geri dönüşüm sektörünün yeni dönemde daha stratejik bir konuma yükseldiğini vurgulayarak Saytek’in attığı adımı şu sözlerle anlattı: “Geri dönüşüm sektörü karbon azaltımının en somut üretim modellerinden birini sunuyor. Biz Saytek olarak yılda 16 bin 500 ton karbon azaltımı sağlıyoruz ve bu azaltımı uluslararası bağımsız standartlarla belgelendirdik. 2022’den bu yana biriktirdiğimiz karbon azaltımlarımızı sertifikalandırarak piyasaya sunduk. Böylece karbonun yalnızca çevresel bir gösterge olmadığını, aynı zamanda ekonomik değere dönüşen bir varlık haline geldiğini gösteriyoruz. Karbon yükümlülüğü bulunan firmalar için doğrulanmış sertifikalar artık stratejik bir ihtiyaç niteliği taşıyor.” “Global pazarda güçlü konum sağlıyor” Karbon düzenlemelerinin küresel ölçekte yaygınlaştığına dikkat çeken Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: “Karbon performansı artık yalnızca Avrupa ile sınırlı bir kriter değil. Japonya ve diğer gelişmiş pazarlarda da giderek belirleyici hale geliyor. Bu nedenle düşük karbonlu ve sertifikalı üretim yapan şirketler yalnızca Avrupa’da değil, global pazarda da avantaj elde ediyor. Uluslararası standartlarla belgelendirdiğimiz karbon azaltımlarımız, ihracatçılar için sürdürülebilir tedarik zincirlerinin güçlü bir parçası haline geliyor. Geri dönüşüm ve düşük karbon üretim modelleri, küresel rekabette önemli bir referans noktası oluşturuyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA ile Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nden Bursalı Esnaf Sanatkârlara Özel Güçlü İş Birliği Haber

Garanti BBVA ile Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nden Bursalı Esnaf Sanatkârlara Özel Güçlü İş Birliği

Garanti BBVA ile Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (BESOB), Bursa’daki esnaf ve sanatkârların bankacılık ihtiyaçlarını kolaylaştıracak kapsamlı bir iş birliğine imza attı. İmzalanan partnerlik anlaşmasıyla, BESOB’a bağlı odalara kayıtlı yaklaşık 90 bin esnaf için BESOB Bonus Business’a özel fırsat ve ayrıcalıklar sunulacak. İş birliği kapsamında, BESOB Bonus Business kart sahibi esnaf ve sanatkârların kart sahibi oldukları yıl içerisindeki oda üyelik aidatları, kartlarına Bonus puan olarak yüklenecek. İş yeri sahipleri, kazandıkları bu puanları üyelik aidatlarının ödenmesinde kullanabilecek. Programdan yararlananlar, aynı zamanda Bonus Business dünyasının sunduğu taksit ve kampanya fırsatlarından da faydalanmaya devam edecek. İki yıl boyunca geçerli olacak program kapsamında BESOB Bonus Business kartı sahibi olanlar; avantajlı bankacılık ürünlerinin yanı sıra, BESOB himayesinde yapılan anlaşmalar doğrultusunda BESOB’lu esnaf ve sanatkârlarda indirimli alışveriş imkânlarına da erişebilecek. “İş dünyasıyla güçlü iş birlikleri kurmaya kararlıyız” Garanti BBVA ile yapılan iş birliğini değerlendiren BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit, “İş başına geldiğimiz zaman bu şehrin esnafı için çalışacağımızı, değer üreten projeler gerçekleştireceğimizi söylemiştik. Sözümüzü tuttuk ve bugün fikren eski ancak yeni bir projeyle karşınızdayız. Eski diyorum çünkü bugüne dek pek çok banka ve teknoloji şirketiyle görüşüldü. Garanti BBVA fikrimizin arkasında durdu ve bugüne geldik. Ellerini taşın altına koydular, kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. Şimdi Garanti BBVA ile beraber “BESOB kart” ile karşınızdayız. Bu kart ile hem indirim anlaşması yaptığımız kurumlarda üye belgesi sorununu ortadan kaldıracağız, hem de banka Bursa esnafına özel paket hazırlayacak ve banka kart sahibi adına esnafın yıllık aidatını üyesi olduğu oda için karşılayacak. BESOB olarak her zaman esnaf ve sanatkârlarımızın yanında olmayı temel bir ilke olarak benimsiyoruz. Üyelerimizin iki yıllık oda aidatlarının banka tarafından karşılanmasını kapsayan bu protokol, Türkiye’de esnaf teşkilatları arasında bir ilk olma özelliği taşıyor. Esnafın taleplerini sadece dinleyen değil, somut ve yenilikçi çözümlerle karşılayan bir yapı olarak hareket etmeye devam ediyoruz,” dedi. Esnafla uzun soluklu bir yol arkadaşlığı Garanti BBVA Kamu ve Pazar Ortaklıkları Direktörü Nalan Kırkaç Çalışkan, “Garanti BBVA olarak esnaf ve KOBİ’lerle kurduğumuz ilişkiyi bir müşteri ilişkisi değil, uzun soluklu bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz. Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği, ‘Birlikte Yaparız’ yaklaşımımızın sahadaki çok somut bir karşılığı. Bursa gibi üretim gücü, ticaret kültürü ve girişimci ruhuyla öne çıkan bir şehirde, yaklaşık 90 bin esnafı kapsayan bu programla onların yalnızca bankacılık ihtiyaçlarına değil, günlük iş yüklerine ve maliyetlerine de dokunmayı hedefliyoruz. Garanti BBVA’nın güçlü finansal yapısı, yaygın hizmet ağı ve iş yeri sahiplerine özel çözümleriyle, BESOB’un sahadaki gücü birleşti ve umuyoruz ki ortaya çıkan bu kıymetli sinerji bölgedeki işletmelere esnafına bir katkı olarak yansıyacak,” dedi. Garanti BBVA Marmara Bölge Müdürü Deniz Başıbüyük konuyla ilgili şunları söyledi: “Bursa gibi üretimin, ticaretin ve emeğin çok güçlü olduğu bir şehirde binlerce esnafı kapsayan bir projede yer almak bizim için son derece kıymetli. Çünkü biz, iş yeri sahiplerinin sabah dükkanını açarken, maliyet hesabı yaparken, nakit akışını planlarken yanında olmayı önemsiyoruz. Bursa’da esnafın işini büyütmesi, işini sürdürmesi, geleceğe daha güvenle bakabilmesi bizim için sadece bir bankacılık konusu değil, yerel kalkınma meselesi. Esnafın en temel yüklerinden biri olan üyelik aidatını bile kolaylaştıran, hatta fırsat ve ayrıcalıklara dönüştüren bir yapı kuruyoruz. Bursa’da bugün attığımız bu imza, çok daha büyük bir yolculuğun güçlü bir başlangıcı.” Garanti BBVA, BESOB iş birliğiyle esnafın yalnızca finansal ihtiyaçlarına değil, günlük iş akışlarına ve mali yüklerine de çözüm sunmayı hedefliyor. Banka, partnerlerle birlikte büyüme stratejisi doğrultusunda yerel ekonomiyi destekleyen projeleri yaygınlaştırmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.