Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Maliyet Baskısı

Kapsül Haber Ajansı - Maliyet Baskısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Maliyet Baskısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yatırımcıların Takip Ettiği Sektörler Neden Önemli? Haber

Yatırımcıların Takip Ettiği Sektörler Neden Önemli?

Bir şirketin bilançosu güçlü olsa da faaliyet gösterdiği sektördeki maliyet baskısı, düzenleme değişikliği veya talep daralması yatırım kararının yönünü değiştirebilir. Bu nedenle yatırımcıların takip ettiği sektörler, yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerinin değil; şirket değerlemelerinin, sermaye akışının ve yeni iş modellerinin de merkezinde yer alıyor. Profesyonel yatırımcı için mesele, popüler başlıkları sıralamak değil, hangi sektörün hangi koşulda değer üretebileceğini okumaktır. Sektör takibi yatırım kararını nasıl değiştiriyor? Sektör analizi, tekil şirket haberlerini daha doğru bağlama oturtmayı sağlar. Aynı dönemde iki şirketin cirosu artabilir; ancak birinin büyümesi fiyat artışından, diğerinin büyümesi kapasite ve pazar payı kazanımından kaynaklanabilir. Bu ayrım, sürdürülebilirlik açısından belirleyicidir. Yatırımcılar bu nedenle faiz oranları, kur, emtia fiyatları, kamu harcamaları, ihracat pazarları ve regülasyonlar gibi geniş çerçeveyi sektör bazında izler. Örneğin yüksek finansman maliyetleri borçluluğu yüksek gayrimenkul şirketlerini daha fazla etkilerken, nakit üretimi güçlü savunma veya yazılım şirketleri aynı ortamda daha dayanıklı bir görünüm sergileyebilir. Ancak hiçbir sektör tek başına güvenli liman değildir. Değerleme seviyesi, yönetim kalitesi ve bilanço disiplini her zaman ayrı değerlendirilmelidir. Yatırımcıların takip ettiği sektörler arasında öne çıkan alanlar Türkiye ekonomisinin üretim, ihracat ve teknolojik dönüşüm gündemi; enerji, savunma, yapay zeka, lojistik, tarım ve sağlık gibi alanları stratejik olarak öne çıkarıyor. Bu sektörlerdeki hikâyeler birbirinden farklıdır. Kimi kamu politikalarıyla, kimi küresel talep ve maliyet döngüleriyle, kimi ise teknolojik değişimin hızıyla şekillenir. Enerji: Arz güvenliği ve dönüşüm aynı tabloda Enerji sektörü, yatırımcıların hem geleneksel hem de yenilenebilir kaynakları birlikte değerlendirdiği başlıklardan biri. Elektrik talebindeki artış, şebeke yatırımları, depolama çözümleri ve yenilenebilir kapasite, uzun vadeli büyüme beklentisini besliyor. Buna karşılık enerji fiyatlarındaki oynaklık, lisans süreçleri, döviz bazlı borçluluk ve düzenlenmiş tarifeler şirket sonuçları üzerinde güçlü etkiye sahip. Yenilenebilir enerji tarafında yalnızca kurulu güce bakmak yeterli değildir. Santralin üretim verimliliği, bağlantı kapasitesi, elektrik satış sözleşmelerinin yapısı ve yatırımın finansmanı dikkatle incelenmelidir. Depolama, dağıtım altyapısı ve enerji verimliliği yatırımları da değer zincirinin farklı halkalarında fırsat oluşturabilir. Savunma sanayii: Sipariş görünürlüğü belirleyici Savunma sanayii, uzun proje döngüleri ve yüksek teknoloji gereksinimi nedeniyle diğer sektörlerden ayrışır. İhracat sözleşmeleri, teslimat takvimi, yerlilik oranı, Ar-Ge kabiliyeti ve bakım-idame gelirleri yatırımcıların yakından izlediği göstergelerdir. Büyük sipariş hacmi tek başına yeterli bir veri değildir; siparişin kârlılığa hangi dönemde yansıyacağı ve üretim kapasitesinin teslimat takvimine uyumu da önem taşır. Kamu alımları ve jeopolitik gelişmeler bu alanda talebi destekleyebilir. Öte yandan proje ertelemeleri, tedarik zinciri kısıtları ve ihracat izinleri operasyonel risk yaratabilir. Savunma teknolojilerinde sivil kullanıma açılan yazılım, haberleşme, drone ve sensör çözümleri ise daha geniş bir ticari potansiyel sunabilir. Yapay zeka ve yazılım: Büyüme ile gelir kalitesi arasındaki fark Yapay zeka başlığı, sermaye piyasalarında en yüksek beklentiyi yaratan temalardan biri haline geldi. Fakat yapay zeka etiketi taşıyan her girişimin ölçeklenebilir bir gelir modeli olduğu söylenemez. Yatırımcı açısından kritik soru, teknolojinin müşterinin maliyetini düşürüp düşürmediği, verimliliği artırıp artırmadığı ve tekrar eden gelir üretip üretmediğidir. Kurumsal yazılım, siber güvenlik, veri merkezi, bulut altyapısı ve otomasyon çözümleri bu ekosistemin farklı katmanlarını oluşturur. Yazılım şirketlerinde müşteri tutma oranı, abonelik gelirleri, yurtdışı satışların payı ve nitelikli insan kaynağı görünümü dikkat çeker. Yüksek büyüme çoğu zaman yüksek değerlemeyle birlikte gelir. Bu nedenle gelir artışının kâra, nakit akışına ve kalıcı müşteri ilişkilerine dönüşüp dönüşmediği izlenmelidir. Lojistik: Ticaretin hızı, verimliliğin sınırı E-ticaret hacmi, ihracat koridorları ve üretimin coğrafi olarak yeniden konumlanması lojistik sektörünü canlı tutuyor. Liman, depo, kara taşımacılığı, hava kargo ve soğuk zincir yatırımları; farklı müşteri gruplarına ve maliyet yapısına sahip. Bu çeşitlilik, sektörün tek bir göstergeyle okunmasını zorlaştırıyor. Lojistikte doluluk oranları, navlun fiyatları, yakıt maliyetleri, filo yaşı, depo kapasitesi ve teslimat performansı temel izleme alanlarıdır. Türkiye'nin bölgesel üretim ve dağıtım merkezi olma potansiyeli fırsat yaratırken, küresel ticaretteki yavaşlama ve sınır geçişlerindeki aksaklıklar risk oluşturur. Dijital takip sistemleri ile rota optimizasyonu sağlayan teknoloji yatırımları, operasyonel marjları destekleyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Tarım ve gıda: İklim riski artık finansal veri Tarım ve gıda, nüfus artışı ve gıda güvenliği nedeniyle yapısal önem taşıyor. Ancak sektörün yatırım görünümü iklim koşulları, su yönetimi, gübre ve yem fiyatları, ürün rekoltesi ile ihracat düzenlemelerinden doğrudan etkileniyor. Bir sezonun verimi, şirketlerin hammadde maliyetlerini ve fiyatlama gücünü önemli ölçüde değiştirebilir. Katma değerli gıda üretimi, akıllı sulama, tarım teknolojileri, tohumculuk, soğuk zincir ve izlenebilirlik çözümleri yatırımcılar için daha geniş bir perspektif sunuyor. Burada şirketlerin sadece satış hacmine değil, tedarik güvenliğine, sözleşmeli üretim modeline ve marka gücüne de bakmak gerekir. İklim kaynaklı dalgalanmaların kalıcılaştığı bir dönemde, verimlilik yatırımı yapan işletmeler daha dirençli olabilir. Sağlık: Demografi ve inovasyonun kesişimi Yaşlanan nüfus, sağlık hizmetlerine erişim ihtiyacı ve biyoteknolojik gelişmeler sağlık sektörünün uzun vadeli gündemini canlı tutuyor. İlaç, medikal cihaz, hastane işletmeciliği ve dijital sağlık çözümleri farklı ekonomik dinamiklerle çalışır. İlaç üretiminde ruhsat süreçleri ve kur etkisi öne çıkarken, hastane işletmeciliğinde hasta sayısı, hizmet karması ve geri ödeme politikaları daha belirleyici olabilir. Yatırımcılar için bu alandaki en hassas konu düzenleme riskidir. Fiyat politikaları, kamu geri ödemeleri ve ürün onay süreçleri gelir görünümünü kısa sürede değiştirebilir. Buna rağmen yerli üretim, ihracat ve yüksek katma değerli medikal teknoloji yatırımları sağlık sektörünün stratejik niteliğini artırıyor. Haber akışını yatırım teziyle ayırmak gerekiyor Sektörel haber yoğunluğu her zaman yatırım fırsatına işaret etmez. Yeni tesis açılışı, iş birliği duyurusu veya yüksek hedef açıklaması, ancak finansal ve operasyonel verilerle destekleniyorsa anlamlıdır. Yatırımcıların önce haberin şirket gelirine, maliyetine, kapasitesine ya da rekabet gücüne somut etkisini sorması gerekir. Bu noktada üç veri grubunu birlikte okumak faydalıdır: Makro göstergeler sektörün genel yönünü gösterir; şirket finansalları uygulama gücünü ortaya koyar; yönetim açıklamaları ise stratejinin zamanlamasına dair fikir verir. Kapsül Haber Ajansı'nın sektör odaklı haber akışı da bu bağlamı kurmak isteyen profesyoneller için şirket gelişmelerini, kamu politikalarını ve dönüşen pazarları aynı çerçevede takip etme imkânı sunar. Takip listesi oluştururken denge aranmalı Sadece yükseliş potansiyeli görülen alanlara odaklanmak, portföyü aynı ekonomik riske bağımlı hale getirebilir. Enerji ve sanayi yatırımları emtia ile faiz hareketlerine daha duyarlı olabilirken, yazılım ve sağlık farklı büyüme dinamikleri sunabilir. Bununla birlikte çeşitlendirme, rastgele sayıda sektöre dağılmak anlamına gelmez; yatırımcının risk iştahı, vadesi ve likidite ihtiyacıyla uyumlu bir izleme çerçevesi kurması gerekir. Her sektör için birkaç temel gösterge belirlemek, gündemi filtrelemeyi kolaylaştırır. Enerjide üretim kapasitesi ve fiyatlar; lojistikte hacim ve navlunlar; yazılımda müşteri kazanımı ve tekrar eden gelir; tarımda rekolte ve girdi maliyetleri düzenli olarak izlenebilir. Böylece günlük haber akışı, karar sürecini dağıtan bir gürültü olmaktan çıkar ve daha isabetli sorular üretir. Piyasalarda kalıcı avantaj, her yeni temaya en önce yönelmekten çok, sektörün değer yaratma mekanizmasını doğru zamanda ve doğru verilerle anlayabilmekten doğar. Bu nedenle takip edilen her başlık için büyümenin kaynağını, riskin sınırını ve şirketin bu denklemin neresinde durduğunu yeniden sormak, daha sağlıklı kararların başlangıcıdır.

Artan Maliyetler Üretim Haritasını Yeniden Çiziyor  Haber

Artan Maliyetler Üretim Haritasını Yeniden Çiziyor 

Türkiye’yi nitelikli ve katma değerli üretim merkezi olarak konumlandırırken, Mısır’da devreye aldığı yeni fabrikasıyla maliyet ve hacim avantajı sağlayan çok merkezli üretim modelini hayata geçiren MISIRLI Underwear & Socks, toplam üretim kapasitesini 95 milyon çift seviyesine taşıdı. Tekstil ve hazır giyim sektörü, hem Türkiye’de hem küresel pazarlarda maliyet ve rekabet baskısının arttığı bir dönemden geçiyor. Türkiye’de yüksek faiz ve maliyet baskısı imalat sanayini zorlarken, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe son üç yılda imalat sanayinde yaklaşık 560 bin istihdam kaybı yaşandığını; hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerin 2026’da da baskı altında kalacağını belirtiyor. Bu durum, üreticiler açısından kapasiteyi, maliyeti ve rekabet gücünü aynı anda yöneten daha esnek üretim modellerini zorunlu kılıyor. MISIRLI Underwear & Socks Yönetim Kurulu Üyesi Murat Eren Taşçı’nın değerlendirmelerine göre Türkiye’de işçilik maliyetlerinin vergilerle birlikte 1200 dolar bandına yaklaşması, düşük fiyatlı ürünlerde küresel rekabeti zorlaştırıyor. Taşçı, son beş yılda maaşların yaklaşık yüzde 500 artarken, döviz kurundaki artışın ihracatçı açısından yüzde 200 bandında kaldığını; bu nedenle daha önce 500-600 dolar seviyesinde olan ortalama işçilik maliyetinin ikiye katlandığını belirtiyor. Aynı değerlendirmede Mısır’da nitelikli işçilik maliyetinin 200-250 dolar bandında seyrettiğini vurgulayan Taşçı, bu farkın tekstil üreticileri için çok merkezli üretim stratejilerini daha cazip hale getirdiğini ifade ediyor. Küresel tedarik tarafında da benzer bir yönelim güçleniyor. Küresel hazır giyim markaları Çin ağırlıklı üretim operasyonlarından daha çeşitli ve bölgesel üretim ağlarına yöneliyor; Türkiye, Mısır, Ürdün ve Fas gibi üretim merkezleri Avrupa’ya yakın tedarik açısından önemini artırıyor. Mısır ekonomisinin 2024-25 mali yılında yüzde 4,5 büyümesi ve bu büyümede imalat aktivitesindeki artışın etkili olması da ülkenin bölgesel bir üretim üssü olarak konumunu sağlamlaştırmaya başladığını gösteriyor. Türkiye Kalite Üssü, Mısır Hacim Merkezi MISIRLI Underwear and Socks, bu yeni rekabet denkleminde Türkiye’deki üretim gücünü korurken, Mısır operasyonunu maliyet ve hacim avantajı sağlayan tamamlayıcı üretim merkezi olarak devreye aldı. Türkiye’deki akıllı üretim tesislerinde yıllık 65 milyon çift çorap üretim kapasitesine sahip olan marka, Mısır’daki operasyonuyla yıllık 30 milyon çift ek üretim kapasitesi kazandı ve toplam üretim kapasitesini 95 milyon çift seviyesine taşıdı. 19 aylık yatırım sürecinin ardından son 7 aydır üretim yapan Mısır operasyonu, markanın küresel fiyat rekabetine daha esnek yanıt verebilmesini sağlıyor. MISIRLI Underwear and Socks’ın çok merkezli üretim modelinde Türkiye; üretim tecrübesi, kalite standardı, tasarım kabiliyeti, sürdürülebilirlik yatırımları ve yüksek katma değerli ürünlerin merkezi olarak konumlanıyor. Mısır ise hacim, maliyet esnekliği ve küresel fiyat rekabeti açısından tamamlayıcı bir rol üstleniyor. Böylece MISIRLI, tek bir üretim merkezinin maliyet baskısına bağlı kalmadan, farklı pazar ihtiyaçlarına daha dengeli ve çevik yanıt verebilen bir modelle küresel rekabet gücünü artırıyor. Yeni Rekabet Alanı Katma Değerli Üretim Türkiye’de işçilik maliyetlerinin Avrupa seviyelerine yaklaşması, özellikle düşük fiyatlı ürün gruplarında rekabet baskısını artırıyor. Bu tabloda Türkiye için rekabet avantajı; düşük fiyatlı ürünlerden ziyade kaliteli, sürdürülebilir, hızlı teslim edilebilen ve yüksek katma değer taşıyan ürünlerde oluşuyor. Taşçı’ya göre Türkiye tekstilinin çıkış yolu, ucuz ürün gruplarında rekabeti sürdürmek yerine daha iyi ürünlere, yüksek kaliteye ve katma değerli üretime odaklanmaktan geçiyor. Sürdürülebilirlik yatırımları da bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. İlk etapta maliyet yaratan enerji ve su verimliliği yatırımları, orta vadede işletmelere rekabet gücü ve maliyet avantajı kazandırıyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MISIRLI Underwear & Socks Yönetim Kurulu Üyesi Murat Eren Taşçı, şunları söyledi: “Bugün tekstilde maliyet rekabetini tek bir ülke üzerinden yönetmek giderek zorlaşıyor. Türkiye bizim için kalite, tecrübe, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimin merkezi olmaya devam ediyor. Mısır fabrikamızı ise Türkiye’deki operasyonlarımızı tamamlayan, maliyet ve hacim avantajı sağlayan bir üretim merkezi olarak devreye aldık. Bu sayede Türkiye’de nitelikli üretimi güçlendirirken, küresel fiyat rekabetine de daha esnek yanıt verebiliyoruz. Türkiye tekstili için önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan, her üretim merkezini en doğru değer önerisiyle konumlandırabilmek olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karadeniz: Tek Kullanımlık Plastik Kısıtlamaları Sanayide Baskı ve Kaygı Oluşturuyor Haber

Karadeniz: Tek Kullanımlık Plastik Kısıtlamaları Sanayide Baskı ve Kaygı Oluşturuyor

Tek kullanımlık plastik ürünlere yönelik artan kısıtlama ve yasaklama eğilimleri, plastik sanayisinde belirsizlik ortamını derinleştirirken üretimden tedarik zincirine kadar uzanan yapıda önemli bir baskı oluşturuyor. PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, bu sürecin sağlıklı yönetimi için yasaklayıcı yaklaşımlar yerine, güçlü bir Kaynağında Ayrıştırma Sistemi (KAS) ve etkin bir döngüsel ekonomi altyapısının zorunlu olduğuna dikkat çekti. Sektördeki gelişmelerin artık yalnızca bir dönüşüm sürecini değil, aynı zamanda artan bir tedirginlik ve öngörülebilirlik sorunu yarattığını ifade eden Karadeniz, tek kullanımlık ürünlere yönelik düzenlemelerin sanayicinin orta ve uzun vadeli planlarını zorlaştırdığını söyledi. Karadeniz, “Bu alandaki kısıtlama ve yasaklama eğilimleri yatırım kararlarını erteliyor, üretim planlamasını zorlaştırıyor ve tedarik zincirinde kırılganlık riskini artırıyor” dedi. “Sektörde kaygı seviyesi artıyor” Artan maliyet baskısı ve henüz yeterince gelişmemiş alternatiflerin oluşturduğu boşluğun sektördeki kaygıyı artırdığını belirten Karadeniz, sanayicinin yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı zamanda üretim sürekliliğini etkileyen yapısal bir belirsizlikle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Tek kullanımlık plastiklere yönelik düzenlemelerin zincirleme etkiler oluşturduğuna dikkat çeken Karadeniz, “Bu ürün grubuna ilişkin kararlar yalnızca bir üretim kalemini değil; hammadde tedarikinden lojistiğe, KOBİ’lerden büyük ölçekli sanayi kuruluşlarına kadar tüm yapıyı etkiliyor. Bugün sektörün en önemli sorunlarından biri belirsizlik ve buna bağlı öngörü eksikliğidir” ifadelerini kullandı. “Dönüşüm, KOBİ’ler üzerinde maliyet baskısı yaratıyor” Karadeniz, plastik sanayisinin çevresel sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi hedeflerini destekleyen bir yapıda olduğunu, ancak bu dönüşümün gerçekçi ve planlı bir geçiş modeliyle yönetilmesi gerektiğini belirtti. Bu noktada Kaynağında Ayrıştırma Sistemi’nin kritik önem taşıdığını vurgulayan Karadeniz, “Atık yönetiminde temel mesele, geri dönüşüm için gerekli hammaddenin doğru şekilde elde edilmesidir. Kaynağında Ayrıştırma Sistemi güçlendirilmeden kurulacak hiçbir model sürdürülebilir değildir. Bununla birlikte Depozito İade Sistemi ve Kaynağında Ayrıştırma Sistemi’nin birlikte etkin şekilde uygulanması, hammadde açığının bir miktar da olsa kapatılmasına katkı sağlayacaktır” dedi. Dönüşüm sürecinin özellikle KOBİ’ler üzerinde maliyet baskısı oluşturduğunu ifade eden Karadeniz, politikaların sektör gerçekleri ve üretim dengeleri gözetilerek şekillendirilmesi gerektiğini belirterek, “Çevresel hedefler ancak üretimi dışlamayan, aksine döngüsel ekonomiyi güçlendiren politikalarla kalıcı hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu. Karadeniz, bu noktada karar vericilere de çağrıda bulunarak, çevresel hedeflerin ancak üretim gerçekleriyle uyumlu, planlı ve altyapısı güçlendirilmiş politikalarla sürdürülebileceğini ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 5 Milyar TL’lik İşlem Hacmi, 140 Milyon TL’lik Tasarruf Haber

 5 Milyar TL’lik İşlem Hacmi, 140 Milyon TL’lik Tasarruf

2026’yı donanımsızlaşma yılı ilan eden NarPOS CEO’su İlyas Akça, sektörün önemli bir problemi olan yüksek komisyonlara ve uzun vade sürelerine ise NarPAY ile çözüm getireceklerini duyurdu. Restoran otomasyonu ve finans teknolojileri alanında uçtan uca çözümler sunan NarPOS, 2025 yılının değerlendirmesini ve 2026 vizyonunu açıkladı. 10 Ocak 2025 tarihli yasal düzenlemeyle ortaya çıkan 2,5 milyon adet yeni nesil yazar kasa POS talebini sadece donanım satarak değil, iş modelini esnafın ihtiyaçlarına göre değiştirerek karşılayan şirket, 5 milyar TL’lik işlem hacmine ulaşarak yılı rekor büyüme ile kapattı. “Parçalı Yapıyı Birleştirdik, Sektöre 140 Milyon TL Tasarruf Sağladık” 2025’in fintek dünyası için vitrin yılı değil, sahada ayakta kalanların kendini ispatladığı bir kırılma yılı olduğunu belirten NarPOS Kurucu Ortağı ve CEO’su İlyas Akça, geride kalan yılı şöyle değerlendirdi: “Sektörde yeni yazar kasa POS zorunluluğu konuşulurken, biz sahadaki daha derin bir probleme odaklandık: Yeme-içme sektöründe hâlâ adisyon, ödeme ve muhasebe ayrı ayrı yönetiliyordu. Restoran otomasyonu sistemimizle bu parçalı yapıyı birleştirdik. Şekerbank ve Halkbank ile gerçekleştirdiğimiz stratejik iş birliklerimizle; yazar kasa POS entegrasyonunu, adisyon sistemiyle birlikte restoranlara ücretsiz sunduk. Ertesi gün sıfır komisyonla tahsilat avantajı sağladık. Tüm bunlar sayesinde hem esnafımızın teknolojiyi benimsemesinin önündeki maliyet engellerini kaldırdık hem de ödemeyi işin merkezine aldık. Restoranların teknolojiye erişimini bir ayrıcalık olmaktan çıkarmak amacıyla iş modellerini sektörün gerçeklerine göre yeniden kurguladıklarını ve finteki yeme-içme sektörü için erişilebilir bir hızlandırıcıya dönüştürdüklerini belirten Akça, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hamlelerimizle 2025 yılında sistemimiz üzerinden 5 milyar TL’lik işlem hacmi geçirirken, yeme-içme sektöründeki işletmelere toplam 140 milyon TL doğrudan tasarruf sağladık. Fintekin restoranlar için bir maliyet kalemi değil, kazandıran bir araç olduğunu kanıtladık.” Fintek Kasadan Çıkıp Cebe Giriyor Yeni yılda sektördeki en büyük trendin “donanımsızlaşma” olacağını vurgulayan Akça, restoran sahiplerinin ve çalışanların artık tezgah üzerinde kablo yığınları, ek terminaller ve cihaz kirliliği görmekten yorulduğuna dikkat çekti. Akça’ya göre, 2026 sektör için; siparişten tahsilata, raporlamadan stok yönetimine kadar tüm süreçlerin mobil cihazlar üzerinden yönetileceği, fiziksel POS bağımlılığının azalacağı bir dönemin başlangıcı olacak. Şirketin operasyonel hedeflerine de değinen Akça, konuyla ilgili açıklamasında: “2026’da sadece iyi destek veren bir sağlayıcı olmakla yetinmeyeceğiz. Ar-Ge çalışmalarımızla sistemlerimizi daha pürüzsüz ve entegre hale getirerek işletmelerin artık çoğu konuda desteğe ihtiyaç duymamalarını sağlayacağız.” dedi. NarPAY ile Düşük Maliyet ve Hızlı Tahsilat Dönemi Başlıyor Bugün yeme-içme sektöründeki işletmelerin ödediği yüksek komisyonlar ve uzun tahsilat vadeleri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansal sürdürülebilirliğini tehdit eden bir maliyet baskısı oluşturuyor. NarPOS, 2026’da teknolojik dönüşümün yanı sıra esnafa nefes aldıracak yeni bir atılıma hazırlanıyor. İşletmeleri zorlayan yüksek banka, yemek kartı ve pazaryeri komisyonları ile uzun tahsilat süreleri, NarPOS’un geliştirdiği yeni çözümü NarPAY ile aşılacak. Bu sorunlara çözüm olarak tamamen dijital ve mobil çalışan bir ödeme ekosistemi sunacak olan NarPAY, komisyon yükünü minimize eden ve restoranların hak edişlerini tahsil etmek için beklemeyeceği modeliyle, işletmelerin maliyetlerini düşürürken tahsilat hızını artıracak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKBESD 2025 Yılı Verilerini Açıkladı: İhracat Hacmi 2017 Seviyelerine Geriledi  Haber

TÜRKBESD 2025 Yılı Verilerini Açıkladı: İhracat Hacmi 2017 Seviyelerine Geriledi 

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2025 yılı sonuçlarına dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel gibi yerli, uluslararası, ithalatçı ve üretici firmaları bünyesinde barındıran TÜRKBESD’in paylaştığı bilgilere göre 2025 yılında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlarda %3 oranında daralma yaşandı. 2025 yılı iç piyasa satışları 9,9 milyon adet olarak gerçekleşti. İhracatta ise son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken 2025 yılında ihracat, bir önceki yıla kıyasla 2,2 milyon adet, yani %10 oranında azaldı. İhracatta devam eden düşüş üretim adetlerine de yansırken 2025 yılı üretim miktarı geçen yıla göre %9 oranında geriledi. Türkiye, %7’lik üretim hacmiyle Avrupa’nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibariyle yıllık 29 milyon üretim adediyle faaliyet gösteren beyaz eşya sektörü, 60 bin doğrudan, 600 bin dolaylı istihdam alanı sağlıyor. 2025 yılında 20,2 milyon adet olarak kaydedilen ihracat hacminin 2017 seviyelerine geri döndüğünü belirten TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül bu durumun sektör için son 10 yılda elde edilen kazanımların kaybedilme riski anlamına geldiğini vurguladı. “İhracatı destekleyecek politikalara her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz” “Can damarı ihracat olan sektörümüzde, ihracat hacminin on yıl önceki seviyelere geri dönmüş olması sanayimiz adına endişe vericidir. Bu durum, rekabet gücümüzün korunması açısından kritik bir eşiğe gelindiğini göstermektedir” diye konuşan Şengül, üretiminin yaklaşık %70’ini ihraç eden bir sektör olarak, bu kayıpların kalıcı hale gelmemesi için ihracatı destekleyecek politikalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Şengül, artan girdi, enerji ve finansman maliyetleri ile ticaret politikalarındaki belirsizliklerin rekabetçiliği giderek daha kırılganlaştırdığını söyledi. Buna ek olarak, Şengül, dış pazarlarda Uzak Doğulu oyuncuların rekabetçi maliyetlerle elde ettikleri pazar payı kazanımlarının da sektör üzerinde ilave baskı oluşturduğunu belirtti. “Rekabetçiliği etkileyen faktörlerin başında hammaddeye erişim ve girdi maliyetleri geliyor. Son dönemde bazı ürün gruplarına yönelik başlatılan anti-damping soruşturmalarının önlemle sonuçlanması ve devam etmekte olan soruşturmalar, halihazırda yüksek olan girdi maliyetlerimizi daha da artırma riski taşıyor” diyen Şengül, tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, sanayi üretimini, ihracatı ve rekabet gücünü koruyacak dengeli ve öngörülebilir politika adımlarının sektör açısından kritik hale geldiğini ifade etti. "Türkiye, ‘Made in Europe’ sürecinin dışında bırakılmamalı” Avrupa Birliği’nde son dönemde gündeme gelen “Made in Europe” tartışmalarını da sektör olarak hassasiyetle yakından takip ettiklerini belirten Şengül konuyla ilgili şunları söyledi: “Made in Europe” düzenlemesinin gündeme gelmesi halinde, mevcut ekonomik entegrasyon düzeyi, mevzuat uyumu ve iklim hedefleri dikkate alınarak Türkiye’nin bu sürecin dışında bırakılmaması gerektiği kanaatindeyiz”. Şengül, AB sanayisiyle güçlü entegrasyonun önemli bir diğer başlığı olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) etkisinin rekabetçiliği doğrudan etkileyebileceğine de değinerek “SKDM uygulamaları ve “Made in Europe” gibi yaklaşımların, AB ile derin biçimde entegre olmuş sanayimiz açısından rekabetçilik kaybı yaratmaması için, Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki konumu dikkate alınarak değerlendirilmesini son derece önemli buluyoruz” dedi. “2026 daha temkinli bir döneme işaret ediyor” İhracattaki daralmayla beraber üretim seviyelerinde gözlenen düşüşün uzun süreli hale gelme riskine dikkat çeken Şengül, “İç pazarın yeniden ve sürdürülebilir biçimde hareketlenmesi her zamankinden daha önemlidir. Özellikle artık günümüzde temel ihtiyaç ürünleri arasında yer alan beyaz eşyada, tüketicilere yönelik taksit olanaklarının güçlendirilmesi ve finansmana erişimi kolaylaştıracak adımların atılması iç pazarın sağlıklı işleyişine katkı sunacaktır” dedi. Şengül sözlerini şöyle tamamladı: “İhracat ve iç pazarda gözlenen zayıf seyir, sektörümüz açısından 2026’da daha temkinli bir döneme işaret ediyor. Bu süreçte, üretim ve ihracat kapasitemizin korunması; istihdamın sürdürülebilirliği ve yurtdışında rekabet gücümüzün devamı açısından belirleyici olacaktır. Bu nedenle girdi maliyetlerinin dengelenmesi ve yurtdışı pazarlarda rekabeti zayıflatacak ilave yüklerden kaçınılması kritik önem taşımaktadır.” “Anti-damping uygulamaları girdi maliyetlerini artırıyor, rekabet gücünü zayıflatıyor” Beyaz eşya gibi kritik imalat sanayi sektörlerinde önemli girdi maliyetlerinden olan yassı çelik, emniyet camları ve polistiren malzeme gruplarındaki korumacı politikalar hakkında güncel bilgileri paylaşan TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, sonuçlanan ve devam eden soruşturmaların sektör girdi maliyetlerini doğrudan etkilediğini belirtti. Son gelişmeleri değerlendiren Yavuz, “Girdi maliyetlerimizin yaklaşık %17’sini oluşturan yassı çelik ürünleri kapsamında yer alan soğuk, galvaniz ve boyalı saclara yönelik devam eden anti-damping soruşturmasının, sektörümüzün ihtiyaçları da dikkate alınarak, ülkemizin bütüncül ekonomik çıkarlarına uygun şekilde yürütülmesi ve önlemsiz olarak sonuçlandırılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu ürünlerin bir bölümü, yerli üretimle karşılanamayacak teknik özellikler taşımakta ve sadece belirli kalite ve ölçülerde ithalat yoluyla temin edilebilmektedir. Sektörümüzün rekabetçiliğini koruyabilmesi, ihracat kapasitesini sürdürebilmesi ve istihdamı muhafaza edebilmesi için girdi maliyetlerinin makul ve öngörülebilir seviyelerde tutulması hayati önemdedir. Aksi halde, mevcut gümrük vergilerine ek olarak soruşturma sonucu yeni bir verginin daha getirilmesi, hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzün zayıflamasına neden olacaktır” dedi. “Rekabet ettiğimiz ülkelerde bulunmayan maliyet kalemleri sektörde yük oluşturuyor” TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Benay Bakışkan, beyaz eşya sanayisinin son dört yılda hem küresel pazarlarda yaşanan daralma hem de artan maliyet unsurları nedeniyle ihracatta gerileme yaşadığını belirterek, özellikle Geri Kazanım Katılım Payı (GEKAP) artışlarının sektörde ciddi maliyet baskısı yarattığını vurguladı. Bakışkan, “2020’de uygulanan birim fiyatlar, Aralık 2025 itibarıyla %1550- %1666,7 bandında artarken, Aralık 2025 ÜFE ve TÜFE’de bu artışlar sırasıyla %735,5 ve %596,1 gerçekleşmiştir. Bugün sektörümüze yansıyan yıllık GEKAP yükü yaklaşık 3 milyar TL düzeyine ulaştı. 2020-2025 yılları arasında kümülatif etki değerlendirildiğinde ise, yalnızca beyaz eşya sektöründen tahsil edilen GEKAP gelirlerinin yaklaşık 250 milyon USD seviyesine ulaştığı tahmin edilmektedir” dedi. Bu artışların üretim planlaması ve nakit akışı üzerinde ciddi baskı yarattığını ifade eden Bakışan, mevcut rekabet kaybının aciliyeti dikkate alınarak GEKAP yükümlülüklerinin sektör açısından geçici süreyle sıfırlanması veya yarıya indirilmesinin sektör için büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca, GEKAP’ın ürün ağırlığı üzerinden hesaplanmasının da sektörü ürünlerinin yapısal unsurlarından (çamaşır makinesi denge ağırlığı vb.) dolayı orantılı olmayan hesaplamalara neden olduğunu; bu ürünlerin aynı birim ağırlık esasına tabi tutulmaması gerektiği ve alternatif bir hesaplama yöntemine geçiş yapılmasına ihtiyacı bulunduğunu belirtti. “Enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak her türlü teşvik milli servete katkı” Beyaz eşya sektörünün, üretimden satışa ve satış sonrası hizmetlere kadar geniş bir ekosistemi ifade ettiğini belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, iç pazardaki sürekliliğin sektör için taşıdığı öneme dikkat çekti. “İç pazarı destekleyecek ve sürdürülebilir talebi güçlendirecek adımların gecikmeden hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor” diye konuşan Kuseyri, enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasına yönelik kapsamlı bir hareket planına duyulan ihtiyacı dile getirdi. Kuseyri şöyle devam etti: “Bilindiği gibi beyaz eşya sektörü olarak gelişen teknolojiler ve inovasyon sayesinde her geçen gün daha yüksek enerji tasarrufu sağlayan ürünleri üretiyor ve piyasaya sunuyoruz. Bu tasarruf, yalnızca doğal kaynakların korunmasına değil, aynı zamanda tüketicilerimizin bütçesine doğrudan katkı sağlıyor. Bu yaklaşımın, ülkemizin, tüketicilerimizin ve sektörümüzün ortak faydasına hizmet eden; çevresel, ekonomik ve endüstriyel sürdürülebilirliğin anahtarı olacağına inanıyoruz.” Yakın zamanda yapılan bir çalışmanın da detaylarını paylaşan Kuseyri, 2014 yılına kıyasla buzdolabı ürün grubunda hacimlerin %18 oranında artmış olmasına karşılık enerji tüketiminde %16 tasarrufu sağlandığının altını çizdi. “Bu veriler ışığında, enerji verimli ürünlerin piyasada yaygınlaşması, sadece ülkemizin yıllık enerji tasarrufu miktarını artırmakla kalmayacak; aynı zamanda kaynakların verimli kullanımını sağlayarak üretime güç katacak ve ihracatta kaldıraç rolü oynayacaktır” diyen Kuseyri, bu nedenle, tüketicilerin enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak her türlü teşvikin, milli servete ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlayacağını vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.