Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Meme Kanseri

Kapsül Haber Ajansı - Meme Kanseri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Meme Kanseri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YEDAŞ’tan LÖSEV Farkındalığına Turuncu Işık ​​​​​​​ Haber

YEDAŞ’tan LÖSEV Farkındalığına Turuncu Işık ​​​​​​​

İnsana, çevreye ve doğaya değer veren yaklaşımıyla toplumsal konularda fark yaratmayı hedefleyen Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. (YEDAŞ), bu yıl hayata geçirdiği “Farkındalığın Renkleri” projesiyle farklı toplumsal konulara ışık tutuyor. Projenin ilk çalışmasında meme kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla, KETEM iş birliği ile Samsun Atakum Körfez Sahili'ndeki aydınlatmaları pembeye dönüştüren YEDAŞ, şimdi de LÖSEV iş birliğiyle Lösemili Çocuklar Haftası'na özel olarak sahili turuncu ışıklarla buluşturdu. Aydınlatma uygulamasına elektrik direklerine yerleştirilen farkındalık mesajları da eşlik etti. Turuncu Işıklar Umut ve Dayanışmayı Simgeliyor Her yıl 2-8 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen Lösemili Çocuklar Haftası, lösemi konusunda toplumsal bilinci artırmayı, erken tanının önemine dikkat çekmeyi ve tedavi sürecindeki çocuklara yönelik dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Haftanın simge rengi olan turuncu ise lösemiyle mücadele eden çocukların yanında olmayı, umudu ve dayanışmayı temsil ediyor. Lösemiyle mücadele, çocukların yanı sıra aileleri için de zorlu ve çok yönlü bir süreç. Tedavinin yanında eğitim, psikolojik destek ve sosyal yardımlar da bu sürecin önemli parçalarını oluşturuyor. Bu doğrultuda faaliyetlerini sürdüren LÖSEV, lösemi tedavisi gören çocuklara ve ailelerine sağlık, eğitim ve sosyal destek alanlarında çeşitli hizmetler sunuyor. YEDAŞ da gerçekleştirdiği iş birliğiyle bu alandaki çalışmalara dikkat çekerek lösemi konusunda toplumsal duyarlılığın artmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. “Topluma Değer Katan Çalışmaları Önemsiyoruz” YEDAŞ Kurumsal İletişim Müdürü Emin Genç, “Farkındalığın Renkleri” projesi ve gerçekleştirilen çalışmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “YEDAŞ olarak bölgemize enerji ulaştırırken topluma değer katan projeler de üretmek istiyoruz. ‘Farkındalığın Renkleri’ projemizi bu düşünceyle başlattık. Geçtiğimiz ay meme kanseri farkındalığı için pembe yanan ışıklarımızı, bu kez LÖSEV iş birliğiyle lösemiyle mücadele eden çocuklarımız için turuncuya çevirdik. İstiyoruz ki sahilde yürüyen binlerce insan bu ışıkları gördüğünde taşıdığı mesajı da fark etsin. Çocuklarımızın ve ailelerinin yanında olduğumuzu hissettirebilir, daha fazla insanı bu dayanışmaya katabilirsek ne mutlu bize. İş birliği için LÖSEV’e ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mardin'in Tarihi Konaklarında Görkemli Buluşma Haber

Mardin'in Tarihi Konaklarında Görkemli Buluşma

Moda, sanat ve toplumsal farkındalığı aynı podyumda buluşturan "Women on Stage" etkinliği, Mardin ve Midyat'ın büyüleyici atmosferinde büyüledi. Kadın Liderler Kulübü, Fikir Annesiyim ve Pembe Rota öncülüğünde gerçekleştirilen organizasyonda, dünyaca ünlü isimler ve farklı meslek gruplarından kadınlar aynı amaç için yürüdü. Mardin'in binlerce yıllık tarihi, bu kez moda ve sanatın muhteşem buluşmasına ev sahipliği yaptı. "Women on Stage" etkinliği, magazin ve sanat dünyasından pek çok ünlü ismi bir araya getirdi. Tarihi Darius Konağı ve Midyat'taki Hercai Konağı'nda gerçekleştirilen organizasyon, hem büyüleyici görselliğiyle hem de taşıdığı anlamlı mesajla adından uzun süre söz ettireceğe benziyor. Şahmeran Efsanesi Podyumda Yeniden Hayat Buldu Ünlü modacı Perihan Demirdelen'in bu özel etkinlik için hazırladığı tasarımlar göz kamaştırırken, podyumda profesyonel mankenlerin yanı sıra farklı meslek gruplarından kadınların da yürümesi büyük alkış topladı. Gecenin en dikkat çekici anlarından biri ise Miami'den gelen Elif Pisacane'nin, Perihan Demirdelen imzalı Şahmeran kostümüyle podyuma çıkması oldu. Mezopotamya'nın kadim efsanesini moda sanatıyla yeniden yorumlayan bu özel tasarım, Mardin'in kültürel mirasına güçlü bir gönderme yaptı. Öte yandan Serpil Başar'ın tasarladığı özel yelpazeler defileye ayrı bir zarafet kattı. Sanat Dünyası Mardin'de Akın Etti Kültürlerin buluşma noktası olan Mardin'deki bu uluslararası organizasyona sanat dünyasından tanınmış isimler de katılarak destek verdi. Lübnanlı ünlü oyuncu ve yönetmen Rindala Kodeih, Türk sinemasının sevilen ismi Yalçın Dümer ve Mardinli sanatçı Vural, etkinliğin renkli simgeleri arasında yer aldı. Meme Kanseri Farkındalığı İçin Güçlü Mesaj Yalnızca bir moda gösterisinin ötesine geçen etkinlik, Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla çok anlamlı bir misyon üstlendi. Erken teşhisin ve meme sağlığı konusunda bilinçlenmenin hayati önemine dikkat çekilen gecede, kadınların dayanışması, gücü ve yaşam mücadelesi ön plana çıkarıldı. Farklı ülkelerden gelen kadın liderlerin ortak bir amaç etrafında kenetlendiği bu uluslararası platform, kadınların hayatın her alanında ne kadar güçlü bir şekilde var olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Mardin'in kadim taşları, bu kez kadınların cesaretine ve geleceğe bıraktıkları unutulmaz izlere tanıklık etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL’in Meme Kanseri Farkındalık Uçağı İstanbul Havalimanı’na Geldi Haber

DHL’in Meme Kanseri Farkındalık Uçağı İstanbul Havalimanı’na Geldi

DHL Group’un kanserle mücadelede farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdiği “As One Against Cancer” kampanyası kapsamında, meme kanseri farkındalığının küresel simgesi olan pembe kurdele logolu uçağı İstanbul Havalimanı’na (İGA) geldi. Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında İstanbul’da bulunan uçak, kanserle mücadelede farkındalığın önemine dikkat çekti. “As One Against Cancer” kampanyası, 2019 yılında kanserden korunma konusunda farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla başlatıldı. Kampanya, yıllar içinde DHL çalışanlarının farklı farkındalık ve dayanışma çalışmalarına katılımıyla Avrupa genelinde genişledi. Kampanya kapsamında DHL’in beş adet Boeing 757 uçağına, meme kanseriyle mücadelenin uluslararası sembolü olan pembe kurdele logosu eklendi. Pembe kurdeleli uçaklar, Avrupa’nın farklı ülkelerine gerçekleştirdikleri uçuşlarla kanser farkındalığı mesajını geniş bir coğrafyaya taşıdı. “As One Against Cancer” kapsamında DHL çalışanlarının katılımıyla Avrupa genelinde çeşitli dayanışma çalışmaları da gerçekleştiriliyor. 2020 yılından bu yana düzenlenen koşu etkinliği, çalışanları kanserden korunma konusunda farkındalık yaratmak amacıyla bir araya getirirken, kampanya kapsamında farklı dönemlerde bağış çalışmaları da gerçekleştiriliyor. DHL Hakkında DHL, dünyanın lider lojistik şirketidir. DHL iş birimleri; yurt içi ve uluslararası gönderi teslimatı, e-ticaret taşımacılığı ve sipariş karşılama çözümleri, uluslararası ekspres taşımacılık; kara, hava ve deniz taşımacılığından endüstriyel tedarik zinciri yönetimine kadar uzanan, rakipsiz bir lojistik hizmetleri portföyü sunmaktadır. Dünya çapında 220'den fazla ülke ve bölgede yaklaşık 389.000 çalışanıyla DHL, insanları ve işletmeleri güvenli ve güvenilir bir şekilde birbirine bağlayarak küresel ve sürdürülebilir ticaret akışlarını mümkün kılmaktadır. Teknoloji, yaşam bilimleri ve sağlık hizmetleri, mühendislik, üretim ve enerji, otomotiv-mobilite ve perakende de dahil olmak üzere büyüyen pazarlar ve sektörlere yönelik özel çözümleriyle DHL, "Dünyanın lojistik şirketi" olarak net bir biçimde konumlanmıştır. DHL, DHL Group’un bir parçasıdır. Group, 2025 yılında yaklaşık 82,9 milyar Euro gelir elde etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Meme Kanseri Cerrahisinde 50 Yıllık Yaklaşım Değişiyor Haber

Meme Kanseri Cerrahisinde 50 Yıllık Yaklaşım Değişiyor

Koltuk altındaki lenf bezlerinin geniş kapsamlı bir ameliyatla çıkarılmasının bazı hastalarda kol şişliğine, ağrıya ve omuz hareketlerinde kısıtlılığa neden olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Yeni araştırmalar, uygun hastalarda daha sınırlı cerrahiyle de hastalığın kontrol altına alınabildiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, ameliyata bağlı sorunları azaltmak ve hastaların hareket kabiliyetini korumak açısından önem taşıyor” dedi. Meme kanseri ameliyatlarında uzun yıllardır uygulanan yöntemlerin değişmeye başladığını anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Geçmişte meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine yayıldığı tespit edildiğinde, diğer lenf bezleri de sıklıkla çıkarılıyordu. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, her hastanın bu kadar geniş bir ameliyata ihtiyaç duymadığını gösteriyor. Beş Avrupa ülkesinde yaklaşık üç bin hastanın katılımıyla yürütülen SENOMAC çalışması, uygun hastalarda daha sınırlı cerrahiyle başarılı sonuçlar elde edilebileceğine ilişkin önemli kanıtlar sunuyor. Çalışmanın 2026 ASCO Yıllık Toplantısı’nda sunulan güncel sonuçları da bu yaklaşımı destekliyor” açıklamasında bulundu. Kanserin ilk ulaşabileceği durak: Bekçi lenf bezleri Meme kanserinin yayılımını değerlendirmek için öncelikle ‘bekçi lenf bezleri’ olarak adlandırılan lenf düğümlerinin incelendiğini dile getiren Yıldırım, “Bekçi lenf bezleri, kanser hücrelerinin memeden ayrıldığında ilk ulaşabileceği lenf bezleridir. Ameliyat sırasında bu bezler çıkarılarak kanser hücresi bulunup bulunmadığı araştırılır. Geçmişte bu bezlerde kanser saptandığında, koltuk altındaki diğer lenf bezleri de çoğunlukla çıkarılıyordu. Ancak artık bunun her hasta için gerekli olmadığını biliyoruz” dedi. SENOMAC çalışmasının bu konuda önemli bilgiler sağladığını vurgulayan Yıldırım, “Çalışmada, bir veya iki bekçi lenf bezinde kanser yayılımı saptanan hastalarda koltuk altındaki diğer lenf bezlerinin çıkarılmasının gerekli olup olmadığı araştırıldı. Hem meme koruyucu cerrahi uygulanan hem de memesi tamamen alınan hastalar değerlendirmeye dahil edildi. Sonuçlar, uygun hastalarda bu ek cerrahi işlem yapılmadan da hastalığın kontrol altında tutulabileceğini gösterdi” dedi. Gereksiz cerrahi müdahaleler kalıcı sorunlara yol açabilir Koltuk altındaki lenf bezlerinin geniş şekilde çıkarılmasının bazı hastalarda kalıcı sorunlara yol açabildiğinin altını çizen Yıldırım, “Lenf bezlerinin alınmasından sonra kolda lenfödem adı verilen şişlik gelişebiliyor. Bazı hastalar kolunu kaldırırken, saçını tararken veya günlük işlerini yaparken zorlanabiliyor. Gereksiz cerrahi müdahalelerden kaçınmak, bu tür sorunların görülme riskini azaltabiliyor. Böylece hastalarımızın tedavi sonrasında günlük yaşamlarına daha rahat devam etmelerini hedefliyoruz” şeklinde konuştu. Her hastaya özel karar verilmeli Yeni yaklaşımın meme kanseri olan tüm hastalarda koltuk altı ameliyatının bırakılacağı anlamına gelmediğini de sözlerine ekleyen Yıldırım, “Her hastanın durumu farklıdır. Tümörün büyüklüğü, lenf bezlerindeki yayılımı ve uygulanacak diğer tedaviler birlikte değerlendirilmelidir. Bazı hastalarda koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin çıkarılması hâlâ gerekli olabilir. Bu nedenle tedavi kararı, meme cerrahisi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının birlikte değerlendirmesiyle verilmelidir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fibroadenom Kansere Dönüşür mü? Haber

Fibroadenom Kansere Dönüşür mü?

Genellikle düzgün sınırlı, hareketli ve ağrısız kitleler şeklinde hissedilen fibroadenomlar, çoğu zaman ciddi bir sağlık sorununa neden olmaz. Bununla birlikte memede ele gelen her kitlede olduğu gibi fibroadenom şüphesi bulunan hastaların da doğru tanı ve takip açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, fibroadenomların büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ve çoğunlukla kansere dönüşmediğini, ancak bu durumun memedeki bütün kitlelerin zararsız kabul edilmesi anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Özellikle hızlı büyüyen, görüntüleme özellikleri değişen veya şüpheli bulgular gösteren kitlelerde ileri inceleme gerekebilir. Fibroadenom tanısı alan hastaların en sık merak ettiği konular arasında kitlenin zamanla büyüyüp büyümeyeceği, kansere dönüşme ihtimali ve cerrahi olarak çıkarılmasının gerekli olup olmadığı bulunmaktadır. Bu soruların yanıtı, fibroadenomun yapısına, büyüklüğüne, hastanın yaşına ve klinik değerlendirme sonuçlarına göre değişebilmektedir. Fibroadenom Nedir ve Neden Oluşur? Fibroadenom, meme dokusunda gelişen ve genellikle iyi huylu özellikler taşıyan solid kitlelerden biridir. Fibroglandüler dokunun belirli bölgelerde çoğalması sonucunda oluşur. Fibroadenomların gelişiminde hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle östrojen hormonuyla ilişkili değişiklikler, bu kitlelerin büyüme özelliklerini etkileyebilir. Bu nedenle fibroadenomlar en sık ergenlik sonrası ve doğurganlık çağındaki kadınlarda görülmektedir. Bununla birlikte daha ileri yaşlarda da saptanabilir. Fibroadenomlar tek bir kitle şeklinde ortaya çıkabileceği gibi aynı memede veya her iki memede birden fazla sayıda da bulunabilir. Bazı fibroadenomlar uzun yıllar boyunca aynı büyüklükte kalırken bazıları zaman içerisinde büyüyebilir veya küçülebilir. Gebelik döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler, bazı fibroadenomların büyümesine neden olabilir. Menopoz sonrasında ise bazı kitlelerde küçülme veya kalsifikasyon gelişebilir. Fibroadenomun oluşması, kişinin meme kanseri olduğu anlamına gelmez. Ancak klinik özellikleri nedeniyle diğer meme kitlelerinden ayırt edilmesi önemlidir. Özellikle yeni fark edilen bir kitlenin yalnızca hareketli veya düzgün sınırlı olması nedeniyle fibroadenom olarak kabul edilmesi doğru değildir. Kesin değerlendirme için hastanın yaşına ve klinik özelliklerine uygun görüntüleme yöntemleri kullanılmalıdır. Fibroadenom Kansere Dönüşebilir mi? Fibroadenomlarla ilgili en önemli konulardan biri, bu kitlelerin zamanla kansere dönüşme ihtimalidir. Basit fibroadenomlar iyi huylu oluşumlardır ve büyük çoğunluğu kansere dönüşmez. Bu nedenle fibroadenom tanısı almak, doğrudan meme kanseri gelişeceği anlamına gelmemektedir. Nadir durumlarda fibroadenom içerisinde meme kanseri saptanabilir. Ancak bu durum oldukça seyrektir ve her fibroadenomun zaman içerisinde kötü huylu bir tümöre dönüşeceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Bazı fibroadenomlar histolojik özelliklerine göre basit veya kompleks fibroadenom olarak sınıflandırılabilir. Kompleks fibroadenomlarda belirli doku değişiklikleri bulunabilir. Bu hastalarda meme kanseri riski değerlendirilirken yalnızca fibroadenomun varlığı değil, eşlik eden proliferatif değişiklikler, aile öyküsü ve diğer risk faktörleri de dikkate alınır. Fibroadenom tanısı bulunan kadınların tamamı aynı risk grubunda değildir. Özellikle ailede meme kanseri öyküsü bulunan veya daha önce riskli meme lezyonu saptanan kişilerde takip yaklaşımı farklı olabilir. Prof. Dr. Ebru Ayvazoğlu Soy, fibroadenomların çoğu zaman iyi huylu seyrettiğini ancak doğru tanı konulmadan herhangi bir kitlenin güvenli kabul edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Fibroadenomun kansere dönüşme ihtimalinin düşük olması, yeni gelişen meme bulgularının değerlendirilmesini gereksiz hâle getirmez. Fibroadenomun Belirtileri Nelerdir? Fibroadenomlar çoğu zaman memede fark edilen yuvarlak veya oval şekilli kitleler olarak ortaya çıkar. Genellikle düzgün sınırlı ve hareketli bir yapıya sahip olmaları, klinik muayenede dikkat çeken özellikler arasındadır. Bazı fibroadenomlar elle hissedilemeyecek kadar küçük olabilir ve yalnızca meme ultrasonografisi sırasında fark edilebilir. Fibroadenomların büyük bölümü ağrısızdır. Ancak bazı hastalarda adet dönemi öncesinde hassasiyet veya dolgunluk hissi oluşabilir. Büyük fibroadenomlar meme şeklinde belirgin değişiklik oluşturabilir. Özellikle hızlı büyüyen kitleler hastalarda estetik veya fiziksel rahatsızlığa neden olabilir. Fibroadenomların çoğunlukla hareketli olması, meme kanserinden kesin olarak ayrılmalarını sağlamaz. Bazı kötü huylu kitleler de erken dönemlerde hareketli hissedilebilir. Aynı şekilde fibroadenomların zaman içerisinde sertleşmesi veya farklı özellikler göstermesi mümkündür. Memede ele gelen kitlenin büyümesi, yeni bir kitle oluşması, meme başında değişiklik gelişmesi veya ciltte çekinti fark edilmesi durumunda yeniden değerlendirme yapılmalıdır. Özellikle mevcut fibroadenom tanısı bulunan hastalarda daha önceki görüntüleme sonuçlarıyla yeni incelemelerin karşılaştırılması önemlidir. Bu karşılaştırma, kitlenin boyutunda veya yapısında meydana gelen değişikliklerin belirlenmesini kolaylaştırabilir. Fibroadenom Tanısı Nasıl Konulur? Fibroadenom tanısında ilk aşama klinik muayenedir. Hastanın yaşı, şikâyetlerinin süresi, kitlenin büyüme durumu ve aile öyküsü değerlendirilir. Meme ultrasonografisi, fibroadenom şüphesi bulunan hastalarda sık kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biridir. Ultrasonografide fibroadenomlar çoğunlukla oval, düzgün sınırlı ve çevre dokulara paralel yerleşim gösteren solid kitleler şeklinde izlenebilir. Bununla birlikte her fibroadenom aynı görüntüleme özelliklerine sahip değildir. Bazı kitleler farklı yapısal özellikler gösterebilir. Hastanın yaşı ve klinik bulgularına göre mamografi de değerlendirmeye dahil edilebilir. Görüntüleme sonuçlarında şüpheli özellikler bulunması durumunda biyopsi gerekebilir. Kalın iğne biyopsisi, meme dokusundan örnek alınmasını ve kitlenin patolojik olarak incelenmesini sağlar. Biyopsi sonucunda fibroadenom tanısı konulması, gereksiz cerrahi müdahalelerden kaçınılmasına yardımcı olabilir. Ancak biyopsi sonucu ile görüntüleme bulgularının birbiriyle uyumlu olması önem taşır. Bazı fibroepitelyal lezyonlarda fibroadenom ile fillodes tümörü arasında ayrım yapılması güç olabilir. Özellikle hızla büyüyen veya büyük boyutlara ulaşan kitlelerde bu olasılık değerlendirilmelidir. Fillodes tümörleri, fibroadenomlardan farklı biyolojik özelliklere sahip olabilir ve bazı türlerinde kötü huylu davranış görülebilir. Bu nedenle şüpheli durumlarda ileri patolojik değerlendirme veya cerrahi çıkarım gerekebilir. Fibroadenom Ameliyatla Alınmalı mı? Fibroadenom tanısı alan her hastada ameliyat yapılması gerekli değildir. Özellikle görüntüleme ve patolojik bulgular açısından iyi huylu olduğu belirlenen, küçük ve belirti oluşturmayan kitlelerde takip tercih edilebilir. Takip sürecinde kitlenin büyüklüğü ve görüntüleme özellikleri değerlendirilir. Kontrol aralıkları hastanın risk durumuna ve radyolojik bulgularına göre belirlenir. Bununla birlikte bazı durumlarda fibroadenomun cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir. Özellikle hızlı büyüyen, belirgin ağrıya neden olan veya meme şeklini etkileyen kitlelerde cerrahi seçenek değerlendirilebilir. Görüntüleme ve biyopsi sonuçları arasında uyumsuzluk bulunması da ameliyat kararını etkileyen önemli bir faktördür. Kitlenin yapısıyla ilgili kesin tanıya ulaşılamaması veya fillodes tümörü şüphesi bulunması durumunda cerrahi çıkarım önerilebilir. Bazı hastalar, kitlenin iyi huylu olduğu belirlenmesine rağmen sürekli kaygı yaşamaları nedeniyle cerrahi seçeneği değerlendirmek isteyebilir. Bu durumda cerrahinin olası yararları ve riskleri hakkında ayrıntılı bilgilendirme yapılmalıdır. Fibroadenom ameliyatında temel amaç, kitlenin uygun şekilde çıkarılması ve sağlıklı meme dokusunun mümkün olduğunca korunmasıdır. Cerrahi sonrasında yara izi, enfeksiyon, kanama veya meme şeklinde değişiklik gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle ameliyat kararı yalnızca kitlenin varlığına göre değil, bütün klinik koşullar dikkate alınarak verilmelidir. Fibroadenom Takibinde Nelere Dikkat Edilmelidir? Fibroadenom tanısı alan hastalarda takip programının düzenli şekilde sürdürülmesi önemlidir. Özellikle ameliyat gerektirmeyen kitlelerde, önerilen kontrol incelemeleri sayesinde boyut ve yapı değişiklikleri değerlendirilebilir. Hastaların kendi meme dokularının olağan yapısını tanıması ve alışılmadık değişiklikleri fark etmesi yararlıdır. Ancak kişinin kendi kendine yaptığı kontrol, gerekli görüntüleme yöntemlerinin yerine geçmez. Fibroadenomun ağrı oluşturmaması veya daha önce iyi huylu olarak değerlendirilmiş olması, sonradan gelişen bütün değişikliklerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yeni bir kitle hissedilmesi veya mevcut kitlenin hızla büyümesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Fibroadenom bulunan hastalarda meme kanseri taramasının gerekliliği, kişinin yaşı ve genel risk özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Her fibroadenom hastasının sık aralıklarla mamografi veya MR çektirmesi gerekli değildir. Gereksiz görüntüleme ve girişimlerden kaçınılması da doğru sağlık yönetiminin bir parçasıdır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, genel meme sağlığı açısından önem taşır. Ancak herhangi bir besin, bitkisel ürün veya takviyenin fibroadenomu kesin olarak ortadan kaldırdığına ilişkin güvenilir bir tedavi yaklaşımı bulunmamaktadır. Bu nedenle internet üzerinden önerilen kontrolsüz uygulamalar yerine tıbbi değerlendirmeye dayalı yöntemlerin tercih edilmesi gerekir. Fibroadenomlar çoğunlukla iyi huylu seyreden ve her zaman cerrahi müdahale gerektirmeyen meme kitleleridir. Bununla birlikte doğru tanı, takip ve gerektiğinde ileri inceleme yapılması, diğer meme hastalıklarının ayırt edilmesi açısından önem taşımaktadır. Fibroadenomun kansere dönüşme ihtimalinin çok düşük olması, hastaların gereksiz korku yaşamasını önleyebilir. Düzenli değerlendirme ve kişiye özel takip sayesinde hem gereksiz ameliyatlardan kaçınılması hem de meme sağlığındaki önemli değişikliklerin zamanında fark edilmesi mümkün olmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Farkındalığın Temsilcisi Cemre Baysel Oldu Haber

Farkındalığın Temsilcisi Cemre Baysel Oldu

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, yaşamı boyunca her 8 kadından birini etkiliyor. Vakaların yaklaşık yüzde 80’inin belirli bir risk faktörü bulunmayan kadınlarda görülmesi, düzenli taramaların önemini ortaya koyuyor. Tam bu yüzden Pembe Top, 13 yıldır olduğu gibi Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda meme sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak ve düzenli taramaların önemini hatırlatmak için sahadaki yerini aldı. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi ve Anadolu Efes Spor Kulübü iş birliğiyle hayata geçirilen projenin bu yılki gönüllü destekçisi Cemre Baysel, ikonikleşen hava atışını Turkcell Basketbol Gelişim Merkezi’nde oynanan Anadolu Efes – Bayern Münih karşılaşmasında Pembe Top ile yaptı. Baysel, kadınları hayatın yoğun temposuna bir mola vererek sağlıklarına zaman ayırmaya ve taramalarını ertelememeye davet etti. Cemre Baysel: “Önceliğimiz sağlık olmalı” Günlük hayatın koşuşturması içinde sağlığa zaman ayırmanın önemini vurgulayan Cemre Baysel, “Bir oyuncu olarak ben de yoğun bir tempoda yaşıyorum. Gün içinde yetişmemiz gereken işler, planlarımız ve sorumluluklarımız derken sağlığımızı bazen geri plana atabiliyoruz. Oysa bir sağlık sorunuyla karşılaştığımızda, öncelik verdiğimiz bütün bunların önemini nasıl yitirdiğini görüyoruz. Bunu bilsek de günlük hayatın içinde o dengeyi gözden kaçırabiliyoruz. Pembe Top’un 13’üncü yılında tam da bu nedenle kadınları hayatın temposuna kısa bir mola vermeye, sağlıklarına zaman ayırmaya ve taramalarını ertelememeye davet ediyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir! Haber

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir!

Kanser tedavisi zorlu ve uzun bir süreç olduğu kadar tedavi bittikten sonraki süreç de hastanın hayatına yön veriyor. Pet ve tomografiyle takip edilen süreçte tüm sonuçların temiz olması bile vücutta tek bir kanser hücresi bile kalmadığı anlamına gelmiyor. Bazı kanser hücreleri çok küçük hücreli olduğu için görüntüleme yöntemleri de yetersiz kalabiliyor. Kanser hücreleri çoğalırken kendilerine ait küçük DNA parçalarını kanda bırakabiliyor. Bu parçalara “dolaşımdaki tümör DNA’sı” ismi veriliyor. Kandaki bu DNA parçaları özel bir yöntem olan “sıvı biyopsi” ismi verilen yeni bir yöntemle ortaya çıkarılabiliyor. Sıvı biyopsi kolon kanseri ve meme kanseri tedavisinde etkin rol oynuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rumeysa Atabey, sıvı biyopsi ile ilgili bilgi verdi. Kanda belirlenen tümör DNA’sı metastaz anlamına gelebilir! Kanda tümöre ait DNA'nın saptanması, vücutta mikroskobik düzeyde hastalık kalmış olabileceğini düşündürebilmektedir. Bu durum gelecekte hastalığın tekrarlama riskinin daha erken öngörülmesine yardımcı olabilmektedir. Son çalışmalar özellikle bazı kalın bağırsak kanserlerinde ctDNA’nın ameliyat sonrası hastalık tekrar riskini öngörmede değerli olabileceğini göstermektedir. Ancak kanda tümör DNA’sı bulunması, her hastaya mutlaka ek tedavi verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde ctDNA'nın saptanmaması da kanserin kesinlikle yok olduğunu ve tekrarlamayacağını garanti etmemektedir. Çünkü her tümör kana aynı miktarda DNA bırakmamaktadır. Doğru hastada ve doğru zamanda kullanıldığında çok değerli bilgiler sağlayabilmektedir. Bu nedenle sıvı biyopsi sonucunun tek başına değil, hastanın kanser türü ve evresi, patoloji sonucu, uygulanmış olan tedaviler ve görüntüleme bulguları ile birlikte yorumlanması gerekmektedir. Tümör DNA’sı kanser tedavisinin türünü belirlemeye de yardımcı oluyor Sıvı biyopsinin bir başka önemli kullanım alanı da tedavi sırasında kanserde ortaya çıkan yeni değişiklikleri takip etmektir. Kanser hücreleri zaman içinde kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirebilir ve tümörün genetik yapısında meydana gelen bazı değişiklikler kanda yakalanabilir. Bu bilgiler bazı hastalarda bir sonraki tedavinin seçiminde yol gösterici olabilmektedir. ctDNA ile hastalığı daha erken fark etmek, kanserin zaman içinde değişebilen genetik karakterini belirleyerek hastayı o an için en uygun tedaviyle buluşturabilmek de son derece önemlidir. Sıvı biyopsi, kanser tedavisini iyileştirmede geleceğin en umut verici araçlarından biri olarak görünmektedir. Bu bağlamda sıvı biyopsi sonucunun bütüncül bir yaklaşımla, deneyimli bir ekip tarafından yorumlanması koşuluyla her hasta için en uygun yol haritası belirlenebilecektir. Tümör DNA’sı (ctDNA) meme kanserini tomografiden önce belirleyebiliyor! Artık bazı meme kanserlerinde tümörün tedaviye direnç geliştirdiğini tomografiden önce kandan görülebilmekte ve görüntülemede büyümesini beklemeden tedavi değiştirilebilmektedir. Buna en yeni ve güncel örnek meme kanseri için geliştirilen ‘’camizestrant’’ isimli ilaçtır. 4 Eylül 2026’da FDA, camizestrantı yalnızca likit biyopside yeni gelişen ESR1 mutasyonunun saptanmasına dayanarak ve henüz görüntülemede hastalık ilerlememiş yani ‘’her şey yolunda’’ görünürken tedavi değişikliği için hızlandırılmış olarak onayladı. Önceden likit biyopsi ile hastalığın ilerleyebileceğini görüntülemeden bir yıl öncesine kadar saptanabileceği bilinse de, bunu bilmek tedaviyi yönlendirmiyordu. Sonuç olarak, ilk defa bir kanser ilacı görüntülemede hastalık henüz ilerlememişken likit biyopsiyle saptanan tümör direncine göre tedavi değişikliğini yönlendirebilmiş ve FDA onayını almıştır. Bu gelişme diğer kanser tipleri için de ümit vadedici olmuştur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fersan ve MEMEDER’den Anlamlı İş Birliği Haber

Fersan ve MEMEDER’den Anlamlı İş Birliği

Fersan, Pembe Kurdele’yi sirke ürünlerinin ambalajlarına taşıyarak erken tanı mesajının daha geniş kitlelere ulaşmasına destek oluyor. Kadınların meme sağlığı konusunda doğru bilgiye ulaşmasına ve erken tanının önemine dikkat çekilmesine katkı sağlamayı amaçlayan Fersan ve MEMEDER arasında resmi iş birliği protokolü imzalandı. Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadın meme kanseri tanısı alırken, erken tanı tedavi başarısının artırılmasında hayati bir rol oynuyor. Bu gerçekten hareketle Fersan ve MEMEDER, imzalanan protokol çerçevesinde kadınların kendi bedenlerini tanımalarını, değişiklikleri fark etmelerini ve düzenli kontrollerini ihmal etmemelerini hatırlatan “Kontrol Sende” mesajını toplum geneline yaymayı hedefliyor. Fark etmek kendini tanımakla başlar Bir yıl süresince devam edecek iş birliği protokolü kapsamında hazırlanan “Kontrol Sende” iletişiminde kadınların kendi meme yapılarını tanımalarının ve olası değişiklikleri fark edebilmelerinin önemi anlatılıyor. Çalışmada ayrıca Türkiye’de uygulanan ulusal tarama programı kapsamında 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi önerildiği ve KETEM’lerde meme kanseri taramalarının ücretsiz olarak yapıldığı bilgisi paylaşılıyor. Pembe Kurdele sofralara taşınıyor İmzalanan protokol çerçvesinde Fersan, MEMEDER’in kadınların erken tanı konusunda bilinçlenmesine, tarama olanaklarına erişimin desteklenmesine ve meme sağlığı farkındalığının daha geniş kitlelere ulaşmasına yönelik çalışmalarına katkı sağlıyor. Marka, bu kapsamda Pembe Festival’e verdiği desteğin yanı sıra Pembe Kurdele’yi sirke ürünlerinin ambalajlarına da taşıyor. Her gün sofralarda yer alan Fersan sirke şişelerindeki Pembe Kurdele, kadınlara düzenli kontrolün ve erken tanının önemini hatırlatan güçlü bir farkındalık çağrısına dönüşüyor. Ekim ayı boyunca devam edecek iletişim çalışmalarıyla “Kontrol Sende” mesajının daha fazla kadına ulaşması ve meme sağlığı konusunda toplumsal bilincin güçlenmesi amaçlanıyor. "Sofralardaki varlığımızı toplumsal farkındalığa dönüştürüyoruz" İmzalanan iş birliği protokolünün önemine dikkat çeken Fersan Yönetim Kurulu Başkanı & CEO’su Gürhan Güven, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Fersan olarak 1978'den bu yana her gün milyonlarca hanenin sofrasına konuk oluyoruz. Bu yakınlığın bize yüklediği büyük sorumlulukla, toplumsal sağlığa katkı sunmayı en öncelikli görevlerimizden biri olarak görüyoruz. MEMEDER ile imzaladığımız bu anlamlı iş birliği protokolü doğrultusunda; sirke ambalajlarımız, saha çalışmalarımız ve iletişim faaliyetlerimiz aracılığıyla 'Kontrol Sende' mesajını milyonlarca kadına ulaştıracağız. Erken tanının hayat kurtaran gücüne inanıyor, bu ortaklıkla kadın sağlığı konusunda güçlü ve sürdürülebilir bir farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz." İş birliği protokolüne ilişkin açıklamalarda bulunan MEMEDER Kurucusu ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ise şunları dile getirdi: “Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını en üst seviyeye çıkaran ve hayat kurtaran en kritik faktördür. MEMEDER olarak 2007 yılından bu yana kadınların doğru bilgiye ulaşması ve erken tanı bilincinin yaygınlaşması amacıyla aralıksız çalışıyoruz. Fersan ile imzaladığımız iş birliği protokolü sayesinde, günlük yaşamın en doğal ve sıcak parçası olan sofralarımız aracılığıyla kadınlara doğrudan ulaşma fırsatı yakalıyoruz. Fersan’ın 'Kontrol Sende' çağrısıyla Pembe Kurdele’yi ürün ambalajlarına taşıması ve derneğimizin çalışmalarına sunduğu destek, toplumsal farkındalığı büyütmek adına son derece kıymetli." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.